İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdulselam Tunç Başvurusu (B. No: 2013/6986)

1. Başvurucu, maliki olduğu

Başvuru No2013/6986Tarih5 Kasım 2014Okuma35 dk · 6.901 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdulselam Tunç Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/6986
R.G. Tarih-Sayı
30/1/2015-29252
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.901 kelime·35 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, maliki olduğu

İzmir Konak 5. Bölge İmariye Mah. 231 pafta 1633 ada

19 parselde kayıtlı 356 metrekarelik konut ve işyeri olarak kullanılan

taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 2/9/2013 tarihinde

İzmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 29/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 7/1/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 7/3/2014 tarihli yazı ile görüşünü sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığının görüş

yazısı 14/3/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve başvurucu

vekili de 18/3/2014 tarihli yazı ile karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun maliki olduğu

İzmir Konak 5. Bölge İmariye Mah. 231 pafta 1633 ada

10 parselde kayıtlı 356 metrekarelik konut ve işyeri olarak kullanılan

taşınmazın da bulunduğu belli bir alan (İmariye

Mahallesi, Ondokuz Mayıs Mahallesi, Vezirağa Mahallesi, Hasan Özdemir Mahallesi, Yeşildere

Mahallesi, Kosova Mahallesi, Kadriye Mahallesi, Altay Mahallesi, Kadifekale mahallesi) 4/5/1998 tarih ve 11100 sayılı

Bakanlar Kurulu kararı ile afete maruz bölge ilan edilmiş, Başbakanlık Toplu

Konut İdaresi (TOKİ) Başkanlığı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Konak

Belediye Başkanlığı arasında imzalanan İzmir-Konak Kentsel Yenileme (Gecekondu

Dönüşüm) Projesine İlişkin Protokol ile afete maruz bölge ilan edilen

yerlerdeki gecekondu ve kaçak yapıların tasfiye edilerek söz konusu bölgelerde

yaşayan hak sahiplerine Uzundere Toplu Konut alanında TOKİ tarafından

yaptırılacak konutlardan tahsis edilmesi öngörülmüştür.

9. İzmir Büyükşehir Belediye

Meclisinin 10/10/2005 tarih ve 888 sayılı kararı ile afete maruz bölgelerde

yapılacak kamulaştırma işlemleri belediyenin 5 yıllık imar planına alınmış,

Belediye Meclisinin 17/2/2006 tarihli kararı ile İzmir İli Afete Maruz

Bölgelerde Kalan Taşınmazların Tasfiyesi ve Konut Satışına Dair Yönetmelik

kabul edilerek İzmir Büyükşehir Belediye Encümeninin 20/7/2006 tarih ve 264

sayılı kararı ile de afete maruz bölgelerde zemin ve zemin üstü kamulaştırma

işlemlerine başlanılmasına karar verilmiştir.

10. Belediye tarafından

başvurucuya taşınmazın kamulaştırma bedeli olarak 200.901,68 TL teklif edilmiş

ve 13/8/2007 tarihinde bu bedel üzerinde anlaşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.

11. Bunun üzerine ilgili

Belediye tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın Belediye

adına tescili için İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır.

12. İzmir 3. Asliye Hukuk

Mahkemesi zemin ve zemin üstü taşınmaz değerinin tespiti için bilirkişi

incelemesi yaptırdıktan sonra 27/10/2008 tarih ve E.2007/502, K.2008/336 sayılı

kararı ile taşınmazın kamulaştırma bedelinin 309.430,50 TL olduğunu tespit

etmiş ve bu bedelin başvurucuya ödenmesi ile taşınmazın ilgili belediye adına

tesciline karar vermiştir.

13. Bu karar başvurucu

tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 13/5/2010 tarih ve

E.2010/4586, K.2010/7533 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını

onamış, bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulmamıştır.

14. Taşınmazın tespit edilen

kamulaştırma bedeli 29/6/2010 tarihinde başvurucuya ödenmiştir.

15. Başvurucu, kamulaştırma

kararının onaylı imar planına dayanmadığı, Encümen kararının kendisine tebliğ

edilmediği, kamu yararı kararı alınmadığı ve kurum onayının bulunmadığı,

heyelan riskinin kamulaştırmayı gerektirecek boyutta olmadığı, işlemin mülkiyet

hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle 4/2/2008 tarihinde İzmir 4. İdare

Mahkemesinde yürütmeyi durdurma talepli iptal davası açmış, Mahkeme, öncelikle

10/4/2008 tarihinde yürütmeyi durdurma talebini reddetmiş, ret kararına karşı

yapılan itiraz da İzmir Bölge İdare Mahkemesi tarafından 15/5/2008 tarihinde

reddedilmiştir.

16. İzmir 4. İdare Mahkemesi,

17/10/2008 tarih ve E.2008/165, K.2008/1459 sayılı kararı ile davayı

reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Hüküm veren İzmir 4. İdare Mahkemesi'nce

önceden belirlenerek taraflara bildirilen 17.10.2008 gününde yapılan duruşmaya

davacı vekili Av. Nezehat PAŞA BAYRAKTAR ile davalı

idare vekili Av. Alper DOĞRUÖZ'ün geldiği görülerek

usulüne uygun olarak yapılan duruşmadan sonra gereği görüşüldü:

…

Yukarıda anılan Kamulaştırma Kanunu hükümleri

ile idarelerin kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerini

yerine getirmek üzere kamulaştırma yapabilecekleri kurala bağlanmış,

kamulaştırmanın usul ve esasları düzenlemiş, Belediye

Kanununda ise düzenli kentleşmeyi sağlamak belediyelerin görevleri

arasında sayılmıştır.

Olayda; davacıya ait taşınmazın da bulunduğu

alanın Bakanlar Kurulu kararı ile afete maruz bölge ilan edildiği, bu karara

karşı dava açılmadığı, söz konusu bölgenin 1/1000 ölçekli imar planında

"jeolojik sakıncası nedeniyle yapı yasağı getirilen alan" olarak ayrıldığı

ve bölgede yapılaşma yasağı bulunduğu, bu nedenle söz konusu bölgede gecekondu

ve kaçak yapısı olanların hak sahibi yapılarak TOKİ tarafından yaptırılacak

konutlara naklinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

Bu durumda; afete maruz bölge ilan edilen ve

yapı yasağı bulunan bölge içinde kalan davacıya ait taşınmazın

kamulaştırılmasına ilişkin dava konusu işlemde mevzuata ve hukuka aykırılık

bulunmamaktadır."

17. Başvurucu, dava

dilekçesindeki iddiaların karşılanmadığı, deliller toplanmadan Bakanlar Kurulu

kararına karşı dava açılmamış olması nedeniyle davanın reddedilmesinin kanuna

aykırılık oluşturduğu iddialarını ileri sürerek kararı temyiz etmiş, ancak

Danıştay Altıncı Dairesi 14/9/2011 tarih ve E.2009/2587, K.2011/3184 sayılı

kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır.

18. Başvurucu tarafından yapılan

karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 11/6/2013 tarih ve E.2012/158,

K.2013/4148 sayılı kararı ile reddedilmiş, Karar, başvurucu vekiline 31/7/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Anayasa Mahkemesine,

2/9/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

20. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma şartları” kenar başlıklı 3.

maddesi şöyledir:

“İdareler, kanunlarla

yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin

yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak

haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde

eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.

Bakanlar Kurulunca

kabul olunan, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskan

projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların

korunması ve turizm amacıyla yapılacak kamulaştırmalarda, bir gerçek veya özel

hukuk tüzelkişisine ödenecek kamulaştırma bedelinin o yıl Genel Bütçe Kanununda

gösterilen miktarı, nakden ve peşin olarak ödenir. Bu miktar, kamulaştırma

bedelinin altıda birinden az olamaz. Bu miktarın üstünde olan kamulaştırma

bedelleri, peşin ödeme miktarından az olmamak ve en fazla beş yıl içinde faiziyle

birlikte ödenmek üzere eşit taksitlere bağlanır. Taksitlere, peşin ödeme gününü

takip eden günden itibaren, Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi

uygulanır.

Kamulaştırılan

topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanların

bedeli, her halde peşin ödenir.

(Ek

: 24/4/2001 - 4650/1 md.) İdarelerce yeterli

ödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemlerine başlanılamaz.”

21. 6/1/1982 tarih ve 2575

sayılı Danıştay Kanunu’nun “Savcıların

görevleri” kenar başlıklı 61. maddesinin 2/7/2012 tarih ve 6352

sayılı Kanun’un 47. maddesiyle değişik (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Savcılar, ilk derece

mahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülen dava

dosyalarından kendilerine havale olunanları Başsavcı adına incelerler ve esas

hakkındaki düşüncelerini, bir ay içinde gerekçeli ve yazılı olarak verirler. Bu

süreler geçirilirse durumu sebepleriyle birlikte Başsavcıya bildirirler.

Danıştay Başkanının ve Başsavcısının vereceği diğer görevleri yerine getirir;

çalışma düzeninin korunması ve iş veriminin artırılması için Başsavcının

alacağı tedbirlere uyarlar”.

22. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun’un “Duruşma”

kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:

“1. Danıştay ile

idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbin

Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla

benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbin

Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine

duruşma yapılır.

2. Temyiz ve

itirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge

idare mahkemesi kararına bağlıdır.

3. Duruşma talebi,

dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.

4. 1 ve 2 nci fıkralarda yer alan

kayıtlara bağlı olmaksızın Danıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşma

yapılmasına karar verebilir.

5. Duruşma

davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilir.”

23. 2577 sayılı Kanun’un “Kararın düzeltilmesi” kenar başlıklı 54.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“ Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava

Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare

mahkemelerinin itiraz üzerine verdikleri kararlar hakkında, bir defaya mahsus

olmak üzere kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün

içinde taraflarca;

a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda

karşılanmamış olması,

b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,

c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,

d) Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekarlığın

ortaya çıkmış olması,

Hallerinde kararın düzeltilmesi istenebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 5/11/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 2/9/2013 tarih ve 2013/6986

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu, kamulaştırılan

taşınmazının değer tespitinin rayiç bedeller üzerinden değil de çok eski

tarihli ve gerçeği yansıtmayan satış bedeli esasa alınarak hesaplandığını,

hesaplanan bu bedel üzerinden de değerinin neredeyse yarısı kadar aşınma bedeli

düşüldüğünü ve bu nedenle de çok düşük bir fiyat belirlendiğini, taşınmazın

kamulaştırılmasına ilişkin işlemin usulüne uygun yapılmadığını, söz konusu

işlemin kamu yararı amacı güdülmeksizin kendisi de dâhil olmak üzere

kamulaştırılan bölgede yaşayan insanların kökeni nedeniyle yapıldığını, idari

işleme karşı açılan iptal davasında idare mahkemesinin herhangi bir delil toplamadığını,

bilirkişi incelemesi talebinin reddedildiğini, duruşma talebini dikkate

almaksızın hüküm kurulduğunu, dava açmaya zorlanması nedeniyle harç ödemek

zorunda kaldığını ve dava sonucunda vekâlet ücretine hükmedildiğini, kararların

gerekçesiz olduğunu, aleni yargılama yapılmadığını, idare mahkemesinde hukuk

eğitimi almamış hâkimlerin de görev yaptığını, temyiz süreci de dâhil olmak

üzere yaklaşık 5 yıl devam eden yargılamanın makul süreyi aştığını, ayrıca

temyiz aşamasında savcılık mütalaasının kendisine tebliğ edilmediğini

belirterek, Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

26. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Başvurucunun,

mülkiyet hakkının ihlali iddiasının ayrı bir başlık altında, yargılamanın

sonucunun adil olmadığı, Danıştay Savcılığı düşüncesinin tebliğ edilmediği,

duruşma talebinin kabul edilmediği, dava açma zorunda bırakılması nedeniyle

harç ödediği, açılan davada vekâlet ücretine hükmedildiği, idare mahkemesinin

yapısında sorunların bulunduğu, kararların gerekçesiz olduğu ve davanın makul

sürede sonuçlandırılmadığı iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında ileri

sürdüğü şikâyetlerine bağlı olduğundan, başvurunun bu kısmının ise birlikte

incelenmesi gerekmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

27. Başvurucu, kamulaştırılan taşınmazının

değer tespitinin rayiç bedeller üzerinden değil de çok eski tarihli ve gerçeği

yansıtmayan satış bedeli esas alınarak hesaplandığı, hesaplanan bu bedel

üzerinden de değerinin neredeyse yarısı kadar aşınma bedeli düşüldüğü ve bu

nedenle de çok düşük bir fiyat belirlendiği gerekçesiyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetlerinin hukuk davasının

kesinleşmesi, diğer bir ifadeyle yargısal yollarının tüketilmesi sonrası

Anayasa Mahkemesi nezdinde ileri sürülebileceğini, oysa başvuruya konu olayda

İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan bedel tespiti ve taşınmazın tesciline

yönelik davanın sonuçlanmaması nedeniyle usule ilişkin yargısal yolların

tüketilmediğini bildirmiştir.

29. Başvurucu cevap

dilekçesinde, kamulaştırma bedelinin çok düşük olması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetini yinelemiştir.

30. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem

ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

31. Anılan hüküm uyarınca

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi

olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesinin

yetki kapsamının anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da

içerecek şekilde genişletilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/947, 12/2/2013, §

16).

32. Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin

geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (B.

No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).

33. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun İzmir Konak 5. Bölge İmariye Mah. 231

pafta 1633 ada 10 parselde kayıtlı 356 metrekarelik konut ve işyeri olarak

kullanılan taşınmazı için İzmir Büyükşehir Belediyesince kamulaştırma bedeli

olarak teklif edilen 200.901,68 TL başvurucu tarafından kabul edilmemiş ve

taraflar arasında 13/8/2007 tarihli anlaşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.

Belediye tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın Belediye

adına tescili için İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada Mahkeme,

27/10/2008 tarihli kararı ile taşınmazın kamulaştırma bedelinin 309.430,50 TL

olduğunu tespit etmiş ve bu bedelin başvurucuya ödenmesi ile taşınmazın ilgili

belediye adına tesciline karar vermiştir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 13/5/2010

tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararını onamış, bu karara karşı karar

düzeltme yoluna başvurulmamış ve tespit edilen kamulaştırma bedeli 29/6/2010

tarihinde başvurucuya ödenmiştir.

34. Bu durumda başvurucunun,

kamulaştırma bedelinin düşük olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine yönelik şikâyeti zaman bakımından Anayasa Mahkemesinin yetkisi

dışında kalmaktadır.

35. Açıklanan nedenlerle, başvuru

konusu uyuşmazlığa yönelik ihlal iddiasının 23/9/2012 tarihinden öncesine ait

olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “zaman

bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

36. Başvurucu, yargılamanın adil

yapılmadığı, Danıştay Savcılığı düşüncesinin tebliğ edilmediği, dava açma

zorunda bırakılması nedeniyle harç ödediği, açılan davada vekâlet ücretine hükmedildiği,

idare mahkemesinin yapısında sorunların bulunduğu, duruşma talebinin kabul

edilmediği, kararların gerekçesiz olduğu ve davanın makul sürede

sonuçlandırılmadığı iddialarını ileri sürmüştür.

37. Başvurucunun bu başlık

altındaki şikâyetlerinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

i. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

38. Başvurucu, taşınmazın

kamulaştırılmasına ilişkin işlemin usulüne uygun yapılmadığını, söz konusu

işlemin kamu yararı amacı güdülmeksizin kendisi de dâhil olmak üzere kamulaştırılan

bölgede yaşayan insanların kökeni nedeniyle yapıldığını, idari işleme karşı

açılan iptal davasında idare mahkemesinin herhangi bir delil toplamadığını,

bilirkişi incelemesi talebinin reddedildiğini belirterek, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

39. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

40. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel

başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve

bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır.

Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

41. Anılan kurallar uyarınca,

bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

42. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun İzmir Konak 5. Bölge İmariye Mah. 231

pafta 1633 ada 10 parselde kayıtlı 356 metrekarelik konut ve işyeri olarak

kullanılan taşınmazının da bulunduğu alan 4/5/1998 tarih ve 11100 sayılı

Bakanlar Kurulu kararı ile afete maruz bölge ilan edilmiş, İzmir Büyükşehir

Belediye Meclisinin 10/10/2005 tarih ve 888 sayılı kararı ile afete maruz

bölgelerde yapılacak kamulaştırma işlemleri belediyenin 5 yıllık imar planına

alınmış, Belediye Meclisinin 17/2/2006 tarihli kararı ile İzmir İli Afete Maruz

Bölgelerde Kalan Taşınmazların Tasfiyesi ve Konut Satışına Dair Yönetmelik

kabul edilerek İzmir Büyükşehir Belediye Encümeninin 20/7/2006 tarih ve 264

sayılı kararı ile de afete maruz bölgelerde zemin ve zemin üstü kamulaştırma işlemlerine

başlanılmasına karar verilmiştir.

43. Başvurucu tarafından

kamulaştırma işleminin iptali istemiyle açılan davada İzmir İdare Mahkemesi,

kamu idarelerinin kamu hizmetlerini yerine getirmek üzere kamulaştırma

yapabileceklerini, başvurucuya ait taşınmazın da bulunduğu alanın Bakanlar

Kurulu kararı ile afete maruz bölge ilan edildiğini, bu karara karşı dava

açılmadığını, söz konusu bölgenin 1/1000 ölçekli imar planında "jeolojik sakıncası nedeniyle yapı yasağı getirilen

alan" olarak ayrıldığını, bölgede yapılaşma yasağı bulunduğunu,

bu nedenle söz konusu bölgede gecekondu ve kaçak yapısı olanların hak sahibi

yapılarak TOKİ tarafından yaptırılacak konutlara naklinin öngörüldüğünü, bu

nedenlerle afete maruz bölge ilan edilen ve yapı yasağı bulunan bölge içinde

kalan başvurucuya ait taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin dava konusu işlemde

mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davayı reddetmiştir.

44. Başvurucu iddialarının

mevzuatın yorumlanmasına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu, etnik kökeni nedeniyle taşınmazının bulunduğu alanda kamulaştırma

yapıldığı hakkında ise herhangi bir somut bilgi ve belge ileri sürmediği

anlaşılmaktadır.

45. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararların değil, yargılama sürecinin ve

usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel

başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için

başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede

yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatası

veya açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut

olayda başvurucu yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi

ya da belge sunmadığı, aksine yargılama sonucunda verilen kararın içeriğinin

adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır.

46. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık bir

keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

ii. İlk Derece Mahkemesi ve Danıştay Kararlarının Gerekçesiz

Olduğu İddiası

47. Başvurucu, açtığı davada

ileri sürdüğü iddialarının karşılanmadığını ve Danıştay kararlarının gerekçesiz

olduğunu belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Adalet Bakanlığı görüşünde,

ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının adil yargılanma hakkının

bir gereği olduğu, kanun yolu incelemeleri neticesinde varılan sonucun ise

tamamen gerekçeli olmasının gerekmediği, İlk Derece Mahkemesince kararda iddia

ve savunma özetleri ile ilgili mevzuata yer verildiği, davanın

nitelendirilmesinin yapıldığı ve karar gerekçesinin oluşturulduğu, temyiz merci

tarafından da ilgili Mahkeme kararı aynen benimsenerek onandığı bildirilmiştir.

49. Başvurucu cevap

dilekçesinde, başvuru formundaki taleplerini tekrarladığını ifade etmiştir.

50. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.

No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

51. Kanun yolu mahkemelerince

verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu

şeklinde yorumlanmakla beraber (bkz. García Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96,

21/1/1999, § 26) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin

de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları ile başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somut

şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçeli karar hakkının

ihlali olarak görülebilir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).

52. Başvuru konusu olayda İlk

Derece Mahkemesi, 2942 sayılı Kanun hükümleri uyarınca idarelerin kanunlarla

yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerini yerine getirmek üzere

kamulaştırma yapabileceklerini, davacıya ait taşınmazın da bulunduğu alanın

afete maruz bölge ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararına karşı dava

açılmadığını, ilgili bölgenin 1/1000 ölçekli imar planında "jeolojik sakıncası nedeniyle yapı yasağı

getirilen alan" olarak ayrılması sonucu bölgede yapılaşmanın yasak olduğunu, bu

nedenle bölgede gecekondu ve kaçak yapısı olanların hak sahibi yapılarak TOKİ

tarafından yaptırılacak konutlara naklinin öngörüldüğünü belirterek,

başvurucuya ait taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin dava konusu işlemde

mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

vermiştir.

53. Bu durumda İlk Derece

Mahkemesi başvurucunun taşınmazının durumunu 2942 sayılı Kanun hükümleri

uyarınca değerlendirerek dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin uyuşmazlığın

çözümü için yeterli görmek suretiyle taşınmaz için bilirkişi incelemesi

yaptırmaksızın dava konusu kamulaştırma işleminin tesisinde hukuka aykırılık

bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş olup, kararda başvurucunun iddialarının

karşılanmadığından söz etmeye imkân yoktur.

54. Bunun yanında Danıştay, İlk

Derece Mahkemesi kararına atıf yaparak ve Mahkemenin gerekçesini aynen kabul

ederek temyiz talebini reddetmiş ve kararı onamış, karar düzeltme nedenleri

bulunmadığı gerekçesiyle de karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.

Dolayısıyla Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.

55. Açıklanan nedenlerle,

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Danıştay Savcılığı Düşüncesinin Tebliğ Edilmediği

İddiası

56. Başvurucu, Danıştay savcısı

görüşünün kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir.

57. Adalet Bakanlığı görüşünde, AİHM’in Kılıç ve diğerleri/Türkiye kararında Başsavcılık

görüşünün tebliğ edilmemesinin olayda önemli bir zarara maruz kalınmadığı

gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verdiğini (Kılıç ve diğerleri/Türkiye B.N:33162/10. 2/12/2013),

Anayasa Mahkemesinin verdiği bir kararda da ilk derece yargılaması sırasında

Başsavcılık görüşü kendisine tebliğ edilmiş olsaydı, mahkeme önünde dile

getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine dair başvurucu tarafından

herhangi bir açıklamada bulunulmadığı durumda, başvurucunun ilk derece

yargılaması sırasında Başsavcılık düşüncesinin önceden tebliğ edilmemesi

sebebiyle yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir

imkândan mahrum bırakıldığının söylenemeyeceğine karar verdiğini (B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 36), başvuruya konu olayda, temyiz aşamasında

Başsavcılık görüşünün önceden taraflara tebliğ edilmediğinin anlaşılmasına

karşın başvurucu tarafından da savcılık görüşünün kendisine tebliğ edildiğinde

hangi ilave tezleri ileri süreceği yönünde herhangi bir açıklamada bulunmadığı

hususun dikkate alınması gerektiğini bildirmiştir.

58. Başvurucu cevap

dilekçesinde, başvuru formundaki taleplerini tekrarladığını ifade etmiştir.

59. AİHM, dosyaya ilişkin

bağımsız bir inceleme yaparak görüşünü mahkemeye sunan Danıştay savcısının

düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilmemesi nedeniyle çelişmeli yargılama

ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02, 27/11/2007). Bu nedenle savcı

düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilerek incelemelerine sunulması ve

karşı görüşlerini hazırlama imkânı verilmesi adil yargılanma hakkının bir

gereğidir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 33).

60. Bu kapsamda kanun koyucu

yasal değişikliğe gitmiş ve 2575 sayılı Kanun’un 61. maddesine göre Danıştay

savcılarının kendilerine havale olan dosyaları Başsavcı adına inceleyeceği ve

düşüncelerini gerekçeli ve yazılı olarak verecekleri düzenlenmiş iken bu

maddede 2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 47. maddesiyle değişiklik

yapılmış ve yapılan yeni düzenleme sonrasında Danıştay savcılarına yalnızca ilk

ve son derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından incelenen davalarda düşünce

sunma yükümlülüğü verilmiştir.

61. Bunun yanında 2577 sayılı

Kanun’un 16. maddesine 6352 sayılı Kanun’un 54. maddesiyle eklenen (6) numaralı

fıkra uyarınca Danıştayda ilk derece mahkemesi

sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı düşüncesinin

taraflara tebliğ edileceği ve tarafların, tebliğden itibaren on gün içinde

görüşlerini yazılı olarak bildirebileceği düzenlenmiştir.

62. 2577 sayılı Kanun’un 54.

maddesinde ise Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel

Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerinin

itiraz üzerine verdikleri kararlara karşı bir defaya mahsus olmak üzere kararın

tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde esas kararı

vermiş olan daire, kurul veya bölge idare mahkemesinden kararın düzeltilmesinin

istenebileceği belirtilmektedir.

63. Başvuru konusu olayda,

temyiz yargılaması sırasında dava dosyasına sunulan Danıştay savcı düşüncesi

başvurucuya tebliğ edilmemiştir. Başvurucu bu düşünceyi temyiz başvurusunun

reddine ve İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına ilişkin Danıştay Altıncı

Dairesi kararında öğrenmiştir. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı karar

düzeltme talebi hakkında karar verilmesinden önce 6352 sayılı Kanun’un 54.

maddesiyle 2576 sayılı Kanun’un 61. maddesinde değişiklik yapılarak Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar

dışında Danıştay savcısının düşünce verme yükümlülüğü ortadan kaldırılmış ve

başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Danıştay savcısı düşünce

vermemiştir.

64. Bu durumda, başvurucu temyiz

talebi hakkında verilen Danıştay savcı düşüncesinden temyiz talebinin reddine

ilişkin kararın kendisine tebliği ile haberdar olmuş ve karar düzeltme

aşamasında bu düşünceye yönelik görüşlerini hazırlama ve Danıştay Altıncı

Dairesine sunma imkânı bulmuştur.

65. Diğer taraftan başvurucu

eğer temyiz yargılaması sırasında savcı düşüncesi tebliğ edilmiş olsaydı

mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine ilişkin

olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle başvurucunun temyiz

yargılaması sırasında savcı düşüncesinin önceden tebliğ edilmemesi sebebiyle

yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkândan

mahrum bırakıldığı söylenemez. Sonuç olarak somut olayda çelişmeli yargılama

hakkının ihlal edilmediği anlaşılmaktadır.

66. Açıklanan nedenlerle,

çelişmeli yargılama hakkına yönelik açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iv. Duruşma Yapılmaması Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiği İddiası

67. Başvurucu, duruşma

yapılmamak suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

68. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun talebi üzerine İzmir 4. İdare Mahkemesi tarafından duruşma

yapıldığı ve tarafların dinlenilmesinin ardından mahkemenin karar verdiğini,

diğer yandan temyiz aşamasında başvurucunun duruşma talebinin bulunmadığını ve

Danıştay Altıncı Dairesi tarafından duruşma yapılmayarak karar verildiğini

belirterek, yukarıdaki hususların dikkate alınması gerektiğini bildirmiştir.

69. Başvurucu cevap

dilekçesinde, haklı olan başvurusunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

70. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de

Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması

ilkesidir. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini

kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak

ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli

gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın

mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama

ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi

amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma

yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (B. No:

B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 107).

71. 2577 sayılı Kanun’un “Duruşma” başlıklı 17. maddesinde, temyiz

ve itirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili

bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu, bunun yanında Danıştay veya bölge

idare mahkemesinin kendiliğinden de duruşma yapılmasına karar verebileceği

düzenlenmiştir.

72. Somut olayda başvurucu,

İzmir 4. İdare Mahkemesinde gerçekleşen yargılama sürecinde dava dilekçesi,

cevaba cevap dilekçesinde iddialarını ileri sürebilmiş, duruşma talebi kabul

edilmiş, yapılan duruşmaya kendisinin ve karşı tarafın vekili katılmışlardır. Başvurucu,

idare mahkemesi kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunda ise duruşma yapılması

talebinde bulunmamış, Danıştay Altıncı Dairesi de dosya üzerinden incelemesini

yaparak idare mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.

73. Bu bilgiler ışığında,

yargılamanın evrak üzerinden yapılacağı kurala bağlanan ve temyiz aşamasında

duruşma yapılması talebe veya Danıştay Dairesinin takdirine bağlı kılınan idari

yargılama sürecinde, ilk derece yargılamasında talep üzerine duruşmanın

yapılmış olması, temyiz dilekçesi ve buna karşı sunulan savunma dilekçesinin

yazılı olarak alındıktan ve dava dosyası bir bütün olarak incelendikten sonra

karara bağlanan temyiz yargılamasının salt dosya üzerinden yapılması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığı söylenemez.

74. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun bu kısmının bir ihlalin olmadığı açık olduğundan “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. İdari

Yargının Yapısındaki Sorunlar Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği

İddiası

75. Başvurucu, idari yargıda

hukuk fakültesi mezunu olmayan hâkimlerin görev yapmasının ve idareye karşı

açılacak davalar için idari mahkemelerin kurulmuş olmasının adil yargılanma

hakkının ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

76. Anayasa’nın 138. maddesi

şöyledir:

“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve

hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin

kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı

yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya

herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına

uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle

değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

77. Anayasa’nın 139. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri

istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin

veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük

haklarından yoksun kılınamaz.”

78. Anayasa’nın 159. maddesinin

sekizinci fıkrası şöyledir:

“Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve

savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme

ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler

hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini

yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin

değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve

kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”

79. 24/2/1983 tarih ve 2802

sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun “Adaylığa

atanma” kenar başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Her yıl alınacak aday sayısı, avukatlık mesleğinden

alınacaklarla birlikte Türkiye Adalet Akademisinin görüşü alınmak suretiyle,

kadro ve ihtiyaç durumuna göre Adalet Bakanlığınca tespit edilir.”

80. 2802 sayılı Kanun’un “Atama” kenar başlıklı 13. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Meslek öncesi eğitim sonunda yazılı sınavda başarılı olan

ve mani hâli olmayan, erkekler için askerliğini

yaptığını veya askerlikle ilişiği olmadığını belgeleyen adayların mesleğe

kabullerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir.”

81. 11/12/2010 tarih ve 6087

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“(1) Kurulun görevleri şunlardır:

…

b) Hâkim ve savcılarla ilgili olarak;

1) Mesleğe kabul etme,

2) Atama ve nakletme,

… işlemlerini yapmak.”

82. Mahkemelerin “bağımsızlığı ve tarafsızlığı” adil

yargılanmanın koşulları arasındadır. Mahkemelerin bağımsızlığı, genellikle

hâkimlerin bağımsızlığı ile eş anlamlı kullanılmakta ve biri diğerinin nedeni

ve doğal sonucu olarak anlaşılmaktadır. Hâkimlerin bağımsızlığı, onlara tanınan

bir ayrıcalık olmayıp, her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak

olarak adalet dağıtacakları yolundaki güven ve inancı yerleştirme amacına

yöneliktir. Demokratik bir toplumda, hâkim bağımsızlığının yalnız yürütme

organına karşı değil, devlet yapısı içindeki tüm kurum ve kuruluşlar ile

kişilere karşı da sağlanması gerekir. Başka herhangi bir kişi, kurum veya

organdan emir almamak, yasamanın, yürütmenin ve diğer dış unsurların etki

alanının dışında olmak, baskı altında olmamak şeklinde tanımlanan bağımsızlık,

tarafların etki alanının dışında kalmayı, dava taraflarına karşı bağımsızlığı

da kapsamaktadır (AYM, E.2011/29, K.2012/49, 30/3/2012).

83. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesi bakımından bir mahkemenin "bağımsız"

olup olmadığı incelenirken, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri, dıştan

gelecek baskılara karşı mevcut güvencelerin olup olmadığı ve bir bağımsızlık

görüntüsü verip vermediğine bakılması gerektiğini tekrarlamaktadır. Bu hükmün

altındaki anlamıyla "tarafsızlık"

şartı konusunda uygulanacak iki test vardır: Birincisi belirli bir davada

belirli bir yargıcın kişisel kanaati konusundaki kararı içerir. İkincisi ise

hâkimin yasal yöndeki şüpheleri uzak tutmak konusunda yeterli garantiyi verip

vermediğinin araştırılmasıdır. Bu, heyet olan bir makama uygulandığında heyet

üyelerinin kişisel davranışlarından uzak olarak tarafsızlığına şüphe

getirebilecek araştırılabilir gerçeklerin olup olmadığına karar vermek anlamına

gelir. Bağımsızlık konusunda ise görünümün önemi olabilir. Bir makamın

bağımsızlıktan yoksun oluşundan endişe duymak için yasal bir sebebin varolup olmadığına karar verilirken, tarafsız olmadığını

savunanların dayandığı nokta önemlidir. Buna rağmen bu kesin değildir. Kesin

olan, endişenin tarafsız olarak doğruluğunun kanıtlanmasıdır (bkz. Çıraklar/Türkiye, B. No.

70/1997/854/1061, 28/10/1998).

84. AİHM, Sözleşme'nin 6

maddesinin 1. paragrafı bakımından bir mahkemenin "tarafsızlığını" tespit ederken, öznel

bir sınamaya yani belli bir olayda, belli bir yargıcın kişisel kanı ve

davranışları ile nesnel bir sınamaya yani hiçbir şüpheye mahal vermeksizin

yargıca yeterli güvence verilip verilmediğine bakılarak belirlenmesi

gerektiğini hatırlatmıştır (bkz. Şahiner/Türkiye,

B.No. 29279/95, 25/9/2001, § 35, 36).

85. Avrupa İnsan Hakları

Komisyonu (AİHK), Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararı ile ilgili başvuruda, Kurul kararlarına karşı

yargı yolunun kapalı olmasını, yargıç bağımsızlığının ihlali için yeterli bir

neden olarak görmemiştir (AİHK,

Uslu/Türkiye, B.No. 29860/96, 20/5/1998).

86. Tüm bu açıklamalar ışığında,

AİHM, hâkimlerin yürütme ve diğer organlara karşı bağımsızlığına dikkat

çekmekle beraber, hangi organ tarafından atandıkları hususunu tek başına

mahkemelerin bağımsızlığını etkilediğini kabul etmemektedir. AİHM’e göre önemli olan yargılama yaparken hâkimlerin

talimat almamalarıdır (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 33).

87. Anayasa’da yer alan “mahkemelerin bağımsızlığı”, “hâkimlik ve savcılık teminatı” ve “hâkimlik ve savcılık mesleği”ne ilişkin ilkeler,

hâkimlik ve savcılık mesleğine kabul edilen ve fiilen bu görevi yapan hâkim ve

savcılar için öngörülmüştür (AYM, E.2005/47, K.2007/14, 7/2/2007).

88. Somut olayda başvurucu,

idari yargıda hukuk fakültesi mezunu olmayan hâkimlerin görev yapmasının ve

idareye karşı açılacak davalar için idari mahkemelerin kurulmuş olmasının adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun ihlal

iddiaları incelendiğinde, Mahkemenin ve hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığını

kuşkuya düşürecek somut bir hususun ortaya konulmadığı ve iddianın tamamen

soyut olarak ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.

89. Açıklanan nedenlerle, adil

yargılanma hakkı yönünden açık bir ihlal saptanmadığından, başvurunun bu kısmının

“açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

vi. Aleyhine

Hükmedilen Harç ve Vekâlet Ücreti Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiği İddiası

90. Başvurucu, dava açmak için

harç ödemek zorunda bırakılmasının ve açılan dava sonucunda aleyhine vekâlet

ücretine hükmedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

91. Dava harcı ve vekâlet ücreti

bir yargılama gideri olup, kural olarak bu tür giderler mahkemeye erişim hakkına

müdahale teşkil eder. Ancak, gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli

yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu

otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı

imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde

başvurucuya yüklenecek olan harç ve vekâlet ücreti bu çerçevede

değerlendirilmelidir (Benzer yöndeki B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 39).

92. Harç ve vekâlet ücretinin

orantılılık incelemesi yapılırken, öngörülen miktarın ülke şartlarında ne anlam

ifade ettiği, başvurucunun ödeme gücü ve davanın özel şartları gibi hususlar

dikkate alınmalıdır. Somut olayda başvurucu harç olarak toplam 53,20 TL

yatırmış, açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle bu ücret üzerinde bırakılmış ve

ayrıca başvurucu aleyhine 450,00 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmiştir.

Başvurucu, bir aylık asgari ücretin yaklaşık yarısına tekabül eden bu ücreti

ödeme gücüne sahip olmadığına dair hiçbir bilgi ve belge sunmamıştır. Öngörülen

harç ve vekâlet ücretinin başvurucuya dava açmasını imkânsız kılacak veya aşırı

derecede zorlaştıracak ağır bir ekonomik yük getirdiğinden ve bu suretle

mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğundan söz

edilemez.

93. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

vii. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

94. Başvurucu, davanın makul

sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

95. Açıkça dayanaktan yoksun

olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

96. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına

da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

97. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

98. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

99. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

100. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt

ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü

Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

101. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

102. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

103. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

104. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

105. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

106. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarihtir. Başvuru konusu olaya bakıldığında Anayasa Mahkemesine yapılan

başvuruya konu edilen ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

dahilinde olan dava, başvurucunun kamulaştırma işleminin iptali istemiyle

4/2/2008 tarihinde İzmir 4. İdare Mahkemesinde açılan davadır. Bu durumda,

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıç tarihi somut başvuru açısından

4/2/2008 tarihidir.

107. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

108. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

109. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, başvurucu, taşınmazının kamulaştırılmasına ilişkin

işlemin iptali istemiyle 4/2/2008 tarihinde İzmir 4. İdare Mahkemesine dava

açmış, İlk Derece Mahkemesi dosyanın tekemmülünün ardından 17/9/2008 tarihinde

duruşma yapmış ve aynı gün davanın reddine karar vermiş, bu karar 2/1/2009

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, 2/2/2009 tarihli dilekçe ile

başvurucu vekili kararı temyiz etmiş, dava dosyası 5/3/2009 tarihinde Danıştaya gönderilmiş ve Danıştay Altıncı Dairesi 14/9/2011

tarihinde İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Bu karar

başvurucu vekiline 14/11/2011 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu vekili

29/11/2011 tarihinde karar düzeltme başvurusunda bulunmuş, dava dosyası

5/1/2012 tarihinde Danıştaya gönderilmiş, Danıştay

Altıncı Dairesi 11/6/2013 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiş ve uyuşmazlığa

konu yargılama bu tarih itibarıyla bitmiştir.

110. Yargılama sürecinin

uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek

biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

44).

111. Bu kapsamda, yargı

sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,

hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personel

sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin

aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.

No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

112. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesinde 4/2/2008 tarihinde açılan

dava hakkında 17/9/2008 tarihinde karar verildiği ve yargılama süresinin 7 ay

13 gün olduğu, bu kararın 3 ay 15 gün sonra başvurucu vekiline tebliğ edildiği

ve karar tarihinden 5 ay 18 gün sonra dava dosyasının temyiz incelemesi için Danıştaya gönderildiği, Danıştay Altıncı Dairesinin temyiz

ve karar düzeltmeden oluşan kanun yolu incelemesini 4 yıl 3 ay 6 günde

tamamladığı ve toplam yargılama süresinin ise 5 yıl 4 ay 7 gün olduğu, İlk

Derece Mahkemesince makul sürede dava hakkında karar verilmiş ise de kararın

tebliğinde ve Danıştay Altıncı Dairesinde geçen kanun yolu incelemesinde

gecikmelerin yaşandığı tespit edilmekle beraber, yukarıda yer verilen tespitler

ışığında, özellikle yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve

organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması

üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36.

maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin,

mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil

olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde

düzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuk sisteminde var olan yapısal ve

organizasyona ilişkin eksikliklerin yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.

113. Başvurucunun tutumunun yargılamanın

uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

114. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın başvurucunun taşınmazının

kamulaştırılmasına ilişkin işlemin iptaline yönelik olmasına ve davanın esastan

çözümünün ise kararın başvurucu vekiline tebliği de dahil olmak üzere İlk

Derece Mahkemesince 10 ay 28 gün içinde tamamlanmış olmasına karşın temyiz ve

karar düzeltme talepleri hakkında 4 yıl 3 ay 6 günde karar verilmiş olması ve

toplam yargılamanın 5 yıl 4 ay 7 gün sürmesi şikâyete konu yargılamada makul

olmayan bir gecikmenin olduğunu ortaya koymaktadır.

115. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

116. Başvurucu, mülkiyet hakkının

ihlal edilmesi nedeniyle maddi tazminata, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılamaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

117. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

118. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin 5 yıl 4 ay 7 günlük yargılama süresi nazara alındığında,

başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren net 3.350,00 TL manevi tazminat ödenmesine,

mülkiyet hakkının ihlaline yönelik şikâyetin ise kabul edilemez bulunması

nedeniyle başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

119. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alının mülkiyet hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının

"zaman bakımından yetkisizlik"

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılamanın adil olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

İlk Derece Mahkemesi ve Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğu yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4.

Danıştay Savcılığı görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5.

Duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun

olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6.

İdari yargının yapısındaki sorunlar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan

yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7.

Aleyhine hükmedilen harç ve vekâlet ücreti nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddiasının "açıkça

dayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.350,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen

süre için yasal faiz uygulanmasına,

5/11/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Bahadır YALÇINÖZ

Başvurucu

:

Abdulselam

TUNÇ

Vekili

:

Av. Nezahat Paşa

BAYRAKTAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6986, 5 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Kaleli
  17. Dursun
  18. Tunç
  19. Bayraktar
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6986
Tarih
5 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Abdurrehman Uray Başvurusu (B. No: 2013/6140)
  • Neriman Polat Başvurusu (B. No: 2012/1223)
  • Halil İbrahim Aydın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/483)
  • Yasin Can Başvurusu (B. No: 2013/8452)
  • Cengiz Çakır Başvurusu (B. No: 2013/7526)
  • Süleyman Güngör Başvurusu (B. No: 2014/5898)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.