İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Neriman Polat Başvurusu (B. No: 2012/1223)

1. Başvurucu, süresi içerisinde, havale yoluyla gönderdiği

Başvuru No2012/1223Tarih5 Kasım 2014Okuma20 dk · 3.943 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Neriman Polat Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2012/1223
R.G. Tarih-Sayı
30/1/2015-29252
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.943 kelime·20 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, süresi içerisinde, havale yoluyla gönderdiği

temyiz posta masrafının kalemde teslim edilmediği gerekçesiyle temyiz

dilekçesinin reddedildiğini, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 14/12/2012 tarihinde

İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 30/9/2013

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm tarafından 3/2/2014

tarihinde yapılan toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 3/2/2014

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 5/3/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 19/3/2014

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne beyanlarını 3/4/2014 tarihinde sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Çanakkale ili, Ayvacık ilçesi, Küçükçetmi Köyü’nde yer alan taşınmazların kadastro tahdit ve tespitleri sırasında yanlışlıklar yapıldığı

iddiası ile Ayvacık Kadastro Mahkemesinde (Mahkeme) 13/1/2005 tarihinde

kadastro tespitlerinin iptali ve pay hakkının tapuya tesciline karar verilmesi

talebiyle dava açmıştır.

9. Mahkemenin 30/4/2010 tarih ve

E.2005/3, K.2010/22 sayılı kararı ile bazı taşınmazlar hakkında karar

verilmesine yer olmadığına ve bazı taşınmazlar hakkında da davanın reddine

hükmedilmiştir. Bu karar başvurucuya 10/6/2010

tarihinde tebliğ edilmiştir.

10. Başvurucu, temyiz karar harcını ve temyiz yoluna başvurma

harcını da yatırarak anılan karara karşı temyiz dilekçesini 24/6/2010

tarihinde Şişli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla Mahkemeye göndermiştir.

Başvurucu, temyiz posta masraflarına ilişkin olarak kendisine bildirimde

(muhtıra) bulunulabilmesi için posta masrafı karşılığı pulu da temyiz

dilekçesine eklemiştir.

11. Mahkemenin 9/7/2010 tarihli

yazısı ile başvurucunun 8/7/2010 tarihinde mahkeme ilâmını temyiz ettiği

belirtilerek, posta ve tebligat giderlerinin, yazının tebliğinden itibaren yedi

günlük kesin süre içerisinde dava dosyasına yatırılması gerektiği, aksi

takdirde temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılacağı uyarıları yapılmıştır. Bu

bildirim başvurucuya 2/9/2010 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

12. Başvurucunun avukatı, 7/9/2010

tarihinde PTT (Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi) İstanbul Adalet

Sarayı Şubesi aracılığıyla, Mahkemeye 50,00 TL havale yapmıştır. Ancak bu para,

Mahkeme görevlilerince PTT Şubesinden teslim alınmamıştır.

13. Mahkemenin 5/11/2010 tarihli ek

kararı ile başvurucunun mahkeme ilâmını 24/6/2010 tarihinde temyiz ettiği,

posta masraflarının muhtırada belirtilen yedi günlük kesin süre içerisinde

yatırılmadığı gerekçeleriyle temyiz dilekçesinin reddine karar (ek karar)

verilmiştir. Bu karar başvurucuya 22/11/2010 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu, 29/11/2010 tarihinde

temyiz dilekçesini ve temyiz harç makbuzunu Şişli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

aracılığıyla sunarak, temyiz dilekçesinin reddine dair Mahkeme kararını temyiz

etmiştir.

15. Mahkemenin 20/1/2012 tarihli

yazısı ile başvurucudan 7/9/2010 tarihli PTT ödeme belgesi alındısı, Yargıtaya gönderilmek üzere istenmiştir. Başvurucu, istenen

bu belgeyi, İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla 31/1/2012

tarihinde göndermiştir.

16. Ek kararın temyizi istemine ilişkin temyiz posta

masraflarının ödenmesi gerektiği başvurucuya telefonla bildirilmiş olup,

başvurucu 1/2/2012 tarihinde PTT İstanbul Gayrettepe

Şubesi aracılığıyla Mahkemeye 50,00 TL havale yapmıştır.

17. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 14/3/2012

tarih ve E.2012/1506, K.2012/1743 sayılı kararı ile posta masraflarının “kalemde teslim şeklinde gönderilmediği” bu

nedenle “süresi içerisinde dosyaya yatırılmış masraftan söz

edilemeyeceği” gerekçesiyle Mahkemenin temyiz dilekçesinin reddine

dair kararının onanmasına karar verilmiştir. Bu karar başvurucuya 24/4/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu Yargıtayın onama

kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurmuş ve aynı Dairenin 27/9/2012 tarih ve E.2012/5717, K.2012/6441 sayılı kararı

ile karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiştir. Başvurucu, bu şekilde

başvuru yollarının tüketildiğini, davanın vekalet ücretine ilişkin icra emrinin

ve ekinde bulunan kesinleşmiş karar örneğinin kendisine 16/11/2012

tarihinde tebliği ile öğrenmiştir.

19. Başvurucu, 14/12/2012 tarihinde,

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:

“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece

Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086

sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam

olunur.

(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama

tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında,

kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004

tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü

madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

…”

21. 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26/9/2004 tarih ve 5236 sayılı Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla yapılan

değişiklikten önceki 432. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde: 26/02/1985

- 3156/20 md.)

…

Temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemeye veya

başka bir yer mahkemesine verilebilir.

Temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemeden

başka bir mahkemeye verilmişse, 434 üncü maddeye göre işlem yapıldıktan sonra

kararı veren mahkemeye örnekleriyle birlikte gönderilir.

Temyiz, kanuni süre geçtikten sonra yapılır

veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme

temyiz isteminin reddine karar verir ve Yargıtaya

gönderme için yatırılan parayı kullanarak ret kararını kendiliğinden ilgiliye

tebliğ eder.

Bu ret kararı tebliğinden itibaren yedi gün

içinde temyiz edilebilir, temyiz edildiği ve gerekli giderler de yatırıldığı

takdirde dosya kararı veren mahkemece Yargıtaya

yollanır. Yargıtayın ilgili dairesi temyiz isteminin

reddine ilişkin kararı bozarsa, ilk temyiz dilekçesine göre temyiz istemini

inceler.”

22. 1086 sayılı mülga Kanun’un 5236 sayılı Kanunla yapılan

değişiklikten önceki 434. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde: 16/07/1981

- 2494/27 md.)

Temyiz dilekçesi hangi mahkemeye verilmişse o

mahkemece temyiz defterine kaydolunur ve temyiz edene

ücretsiz bir alındı kağıdı verilir.

Temyiz isteği, harca tabi değilse dilekçenin

temyiz defterine kaydedildiği, harca tabi ise harcın yatırıldığı tarihte

yapılmış sayılır.

Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve

giderlerin tamamı ödenir. Bunların eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa,

kararı veren hakim veya mahkeme başkanı tarafından

verilecek yedi günlük kesin süre içinde tamamlanması, aksi halde temyizden

vazgeçmiş sayılacağı hususu temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre

içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme kararın temyiz

edilmemiş sayılmasına karar verir. Bu kararın da temyiz edilmesi halinde 432 nci maddenin son fıkrası hükmü kıyasen uygulanır.”

23. 3/4/2012 tarih ve 28253 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri

Kanunu Yönetmeliği’nin 65. ve 66. maddeleri şöyledir:

“Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

Madde 65 - (1) Hukuk ve Ticaret Mahkemelerinin

Yazı İşleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

Madde 66 - (1) Bu Yönetmeliğin, elektronik

ortamda yapılması öngörülmüş olup henüz UYAP uygulamalarında bulunmayan

işlemlere ilişkin hükümleri, gerekli yazılım çalışması tamamlanıp uygulama

güncelleme duyuruları yapıldıktan sonra, diğer hükümleri ise yayımı tarihinde

yürürlüğe girer.”

24. Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri mülga Yönetmeliği’nin “Harç ve masraf için tutulacak defterler”

kenar başlıklı 12. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“… Dosyaların temyize sevki için alakalıları

tarafından mahkeme yazı işleri müdürüne veya yardımcılarına tevdi olunan

paralar da tahsilat makbuzu karşılığında kasaya alınır. Dosyanın temyize sevki

sırasında da alınan bu paranın sarfedilen kısmı reddiyat makbuzunda ve defterdeki reddiyatı

gösteren kısımda gösterilir ve artan para varsa alakalısına makbuzla iade

olunur.”

25. Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri mülga

Yönetmeliği’nin “Davanın açılma tarihi ile

temyiz tarihinin tesbiti” kenar başlıklı

18. maddesi şöyledir:

“Dava dilekçeleri, yetkili ve görevli hâkimler

veya bunların bulunmaması halinde mahkeme yazı işleri müdürü tarafından,

dilekçe üzerine başvuru tarihi yazılarak doğrudan kaleme verilir.

Harca tabi olmayan davalara ait dilekçeler,

esas, muhabere ya da tevzi defterlerine kaydedilir.

Harca tabi olan davalarda dilekçenin kaleme

verilmesi üzerine, gerekli harç tahakkuk ettirilerek ilgilisinden tahsil edilir

ve ondan sonra esas, muhabere ya da tevzi defterine kaydedilir. Harcın Maliyece

tahsili gerektiği hallerde ilgilisine tahakkuk belgesi verilerek, harcın tahsil

edildiğine dair belgenin yazı işleri müdürüne ibraz edilmesi üzerine yukarıda

sözü edilen defterlere kayıt işlemi yapılır.

Vezne teşkilatı bulunan yerlerde dava

dilekçesinin kabulü ile harcın yatırılmasında yukarıdaki fıkra hükümleri

uygulanır.

Dava dilekçesinin esas veya muhabere ya da

tevzi defterine kayıt tarihi davanın açıldığı tarihtir.

Dava dilekçesinin esas, muhabere ya da tevzi

defterine kaydedilmesi üzerine ilgilisine kayıt gün ve sayısını gösterir

ücretsiz bir alındı belgesi verilir. Alındı belgesinin verildiği tarih dava

dilekçesine de kaydedilir.

Temyiz dilekçesi, verildiği mahkeme temyiz

defterine kaydolunur ve temyiz edene bir alındı

belgesi verilir. Temyiz isteği, harca tabi değilse dilekçenin temyiz defterine

kaydedildiği, harca tabi ise yatırıldığı tarihte yapılmış sayılır. Alındı

belgesinin verildiği tarih temyiz dilekçesine de yazılır.”

26. 1/12/2008 tarih ve 27071 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren PTT Yurtiçi Havale

ve Posta Çeki Yönetmeliği’nin “Tanımlar”

kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

“(1) Bu Yönetmelikte geçen,

…

r) Serbestçe girilemeyen yer: Serbestçe

girilip alıcısına ulaşılamayacak resmi veya özel kurum ve kuruluşları,

…

ifade eder.”

27. PTT Yurtiçi Havale ve Posta Çeki Yönetmeliği’nin “Havale paralarının ödeneceği kişiler”

kenar başlıklı 7. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Serbestçe girilemeyen yerlerdeki kişiler

adına gelen havale paraları, PTT işyerine başvuran alıcının kendisine, tayin

etmek kaydıyla mutemet veya vekiline yahut kuruluşun mutemedine ödenir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 5/11/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/12/2012 tarih ve 2012/1223 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu, hakkında verilen Mahkeme

kararına karşı temyiz yoluna başvurmak için karşılaması gereken posta masrafına

ilişkin parayı verilen süre içerisinde ve PTT kanalıyla Mahkemeye havale etmiş

olmasına rağmen, paranın Mahkeme personelince PTT şubesinden alınmadığını, bu

şekilde temyiz için gerekli bütün harç ve masrafları süresinde ödemiş olmasına

rağmen, posta masrafının süresinde yatırılmadığı gerekçesiyle Mahkeme

tarafından temyiz dilekçesinin reddine karar verildiğini ve bu karara karşı

temyiz talebinin Yargıtay tarafından posta masraflarının kalemde teslim

şeklinde gönderilmediği, bu nedenle süresi içerisinde dosyaya yatırılmış

masraftan söz edilemeyeceği gerekçesiyle, temyiz dilekçesinin reddine dair

kararının onanmasına karar verdiğini, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını talep

etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun, kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

31. Bakanlık görüş yazısında, AİHM

kararlarına atıf yapılarak, usul kurallarına uygunluk denetiminin derece

mahkemelerinin yetkisinde olduğu, kuralın uygulanması neticesinde kişinin

adalete erişim hakkının ihlal edilip edilmediğinin denetlenebileceği, Sözleşme

ile güvence altına alınan hak ve yükümlülüklere halel getirmedikçe, iç

hukuktaki maddi ve hukuki hataları incelemenin bireysel başvuru incelemesi

kapsamında olmadığı, dava açma sürelerinin, hukuki güvenlik ilkesi ve

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olan

kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar

vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi meşru

amaçlara hizmet ettiği, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan

davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan,

kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar

aşırı gevşeklikten kaçınmaları gerektiği, somut olayda temyiz harcının mahkeme

yazı işlerine ulaştırılmasının, görevli personelin değil ilgilisinin

sorumluluğunda olduğu, başvurucunun itirazlarının temyiz ve karar düzeltme aşamalarından

da geçtiği, kaldı ki başvurucunun davasının bir hukukçu olan avukat tarafından

takip edildiği, devletin ihlal konusundaki sorumluluğunun, usul kuralları ile

ilgili düzenlemelerin bir avukat tarafından bilindiği varsayılarak yorumlanması

gerektiği bildirilmiştir.

32. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde,

temyiz harcının tam olarak yatırıldığını, Mahkeme kalemi tarafından teslim

alınmayan parasal değerin temyiz harcı değil “Yargıtaya gidiş dönüş ve tebligat masrafı” olduğunu, bu hususun İlk

Derece Mahkemesinin 9/7/2010 tarihli yazısının

altındaki notta açıkça ifade edildiğini, bu nedenle Bakanlık görüşünde yapılan

açıklamaların maddi olayla örtüşmediğini bildirmiştir.

33. Anayasa Mahkemesinin bireysel

başvurular için benimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak, bireysel

başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve

değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından

getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe, derece

mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

değerlendirmesinde açık ve bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26). Somut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin

görevi, usul kurallarının uygulanması konusunda derece mahkemelerinin takdir ve

değerlendirmelerini denetlemek olmayıp, usule ilişkin uygulamanın başvurucunun

mahkemeye erişim hakkını, Anayasa ve Sözleşme’ye

aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığını denetlemektir.

34. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (B. No:

2012/144, 2/10/2013, § 28; B. No: 2012/791, 7/11/2013,

§ 51; B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

35. Mahkemeye erişim hakkı adil yargılanma hakkının en temel

unsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da

imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça

hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak

yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da

kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğinin kabulü gerekir (B. No: 2013/1718, 2/10/2013,

§ 27).

36. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru

konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin

mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını

gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki

belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir (Aynı

yöndeki AİHM kararı için bkz. Geffre/Fransa,

B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34). Bu nedenle,

mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan âdil yargılanma hakkını ihlâl

edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen

usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı

gevşeklikten kaçınmalıdırlar (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29; Eşim/Türkiye,

B.No: 59601/09, 17/9/2013, § 21).

37. Usul kurallarının, hukuki

güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu

adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir

mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri

durumunda, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz.

Efstathiou ve Others/Yunanistan,

B. No: 36998/02, § 24).

38. Somut olayda başvurucu, temyiz karar harcını ve temyiz yoluna başvurma

harcını da yatırarak anılan karara karşı temyiz dilekçesini başka mahkeme vasıtasıyla

24/6/2010 tarihinde esas Mahkemesine göndermiştir.

Başvurucu, temyiz posta masraflarına ilişkin olarak kendisine bildirimde

(muhtıra) bulunulabilmesi için posta masrafı karşılığı pulu da temyiz

dilekçesine eklenmiştir. Mahkemenin 9/7/2010 tarihli

yazısı ile başvurucunun 8/7/2010 tarihinde mahkeme ilâmını temyiz ettiği, posta

ve tebligat masraflarının, yazının tebliğinden itibaren yedi günlük kesin süre

içerisinde yatırılması, aksi takdirde temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılacağı

uyarıları yapılmıştır. Bu bildirim başvurucuya 2/9/2010

tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucunun avukatı, 7/9/2010

tarihinde posta giderlerinin ve eksik harcın tamamlanması amacıyla bulunduğu

yerdeki PTT Şubesi aracılığıyla, Ayvacık Kadastro Mahkemesine 50,00 TL havale

yapmışsa da, belirtilen meblağın, Mahkeme görevlilerince ilgili PTT Şubesinden

teslim alınmadığı anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesinin 5/11/2010

tarihli ek kararı ile başvurucunun mahkeme ilâmını 24/6/2010 tarihinde temyiz

ettiği, temyiz posta masrafı ve eksik harcın muhtırada belirtilen yedi günlük

kesin süre içerisinde yatırılmadığı gerekçeleriyle temyiz dilekçesinin reddine

karar verilmiştir. Başvurucunun bu kararı temyizi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk

Dairesinin 14/3/2012 tarihli kararı ile posta masraflarının

“kalemde teslim şeklinde gönderilmediği”

bu nedenle “süresi içerisinde dosyaya yatırılmış masraftan söz

edilemeyeceği” gerekçesiyle Mahkemenin temyiz dilekçesinin reddine

dair kararının onanmasına karar verilmiş ve başvurucunun karar düzeltme talebi de

reddedilmiştir.

39. Temyiz yoluna başvurulmasına ilişkin kısıtlamalar da dava

açılması konusundaki kısıtlamalar gibi, kural olarak, mahkemeye erişim hakkına

müdahale teşkil eder. Bu kısıtlamalar, süre, harç ve benzeri bir takım usuli şartlar öngörülmesi şeklinde de olabilir.

40. Başvurucunun temyiz talebinin reddedilmesi, eksik

tebligat ve posta masrafının süresi içerisinde ilgili Mahkeme kalemine

ulaşmamış olmasına dayanmakta olup, başvurucunun temyiz kanun yoluna erişim

hakkını engelleyen bu durum, mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale

oluşturmuştur.

41. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasa’nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan

sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu

açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere

aykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).

42. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre

temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Ayrıca bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

43. AİHM de mahkemeye erişim hakkının

dayanağı olan Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkının

sınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş olmasına rağmen, bunun hiçbir surette

mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağı anlamını taşımadığını, hakkın

niteliği gereği, mahkemeye erişim konusunda devletin bir takım sınırlama ve

düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle sözleşmeci

devletlerin bu konuda bir takdir alanına sahip olduklarını kabul etmektedir. Ancak, bu sınırlamaların hakkın

özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın

sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin

hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey

aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerekir (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya, B. No:

38695/97, 15/2/2000, § 36; Sabri

Güneş/Türkiye, B. No: 27396/06, 24/5/2011, § 56).

44. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların, kanuni olması, hakkın

özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve

ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No:

2013/1613, 2/10/2013, § 38).

45. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri “belirlilik”tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı

koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal

güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut

eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların

kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme

imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen

yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği,

kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete

güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu

zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2009/51, K.2010/73,

K.T. 20/5/2010; AYM, E.2009/21, K.2011/16, K.T.

13/1/2011; AYM, E.2010/69, K.2011/116, K.T. 7/7/2011; AYM, E.2011/18,

K.2012/53, K.T. 11/4/2012).

46. Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yönelik

sınırlamaların yalnızca şekli olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıp,

bunların içerik olarak da belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmalarına ilişkin gerekliliği de ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni,

bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve

kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.

Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair

yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm

sonuç ve etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın

ölçüsü, söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap

ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak

belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun, aynı zamanda kolaylıkla

erişilebilir nitelikte olması gerekir (AYM, E.2011/62, K.2012/2, K.T. 12/1/2012).

47. AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin

bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi,

kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun

düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir

düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması

gerekmez. Kanunun açıklığı, arzu edilir bir durum olmakla birlikte; bazen aşırı

bir katılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere

uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği, yorumlanması

ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller içermektedir

(bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00, 76292/01, 13/11/2008, § 83).

48. 1086 sayılı mülga Kanun’un 432. maddesinde temyiz

dilekçesinin, kararı veren mahkemeye veya başka bir yer mahkemesine

verilebileceği; temyiz dilekçesi, kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye

verilmişse, 434. maddeye göre işlem yapıldıktan sonra kararı veren mahkemeye örnekleriyle

birlikte gönderileceği; aynı Kanun’un 434. maddesinde ise temyiz isteğinin,

harca tabi ise harcın yatırıldığı tarihte yapılmış sayılacağı, temyiz dilekçesi

verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamının ödeneceği, bunların eksik

ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren hâkim veya mahkeme başkanı

tarafından verilecek yedi günlük kesin süre içinde tamamlanması gerektiği, aksi

halde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususunun temyiz edene yazılı olarak

bildirileceği, verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde mahkemenin,

kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar vereceği düzenlemelerine yer

verilmiştir.

49. Belirtilen kanuni düzenlemelerden anlaşıldığı üzere,

temyiz başvuru harcının yanında, temyiz aşamasına ilişkin posta ve tebligat

masraflarının da temyiz edene yapılan ihtar ile verilen süre içerisinde ilgili

mahkeme kalemine ulaştırılması gerekmekte olup, bu gerekliliğin yerine

getirilmesi, kanun gereği temyiz edenin sorumluluğundadır. Hak kaybına uğramak

istemeyen temyiz eden taraf, belirtilen masraflara ilişkin paranın mahkeme

kalemine ulaşmasını sağlamalıdır. Ancak ilgili mevzuatta, temyiz eden tarafın,

bu sorumluluğu nasıl yerine getireceği, belirtilen paranın dosyasına ulaşmasını

nasıl temin edebileceği, bunun yanında diğer görevlilerin sorumluluklarının

hangi aşamaları kapsadığı, öngörülebilir bir şekilde ve ilgililer açısından

herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak bir açıklıkta düzenlenmemiştir.

50. Bunun yanında, İlk Derece Mahkemesinin, posta ve tebligat

giderlerinin, yedi günlük kesin süre içerisinde dava dosyasına yatırılması

gerektiği uyarısını içeren 9/7/2010 tarihli yazısında

da başvurucunun belirtilen giderleri, bulunduğu yerden nasıl iletebileceği

konusunda aydınlatıcı bir bilgi verilmemiştir.

51. Başvurucunun havale hizmetinden yararlandığı PTT’nin 28/11/2014 tarih ve 12986674-301.01-46638 sayılı, “Resmi Kurum ve Kuruluşlar ile Tüzel Kişiliklere

Konutta Teslim Havale Kabulü” konulu tebliği gereğince, PTT Yurtiçi

Havale ve Posta Çeki Yönetmeliği’nin 3. maddesinin (r) bendinde yer alan “Serbestçe girilemeyen yer” kavramının,

serbestçe girilip alıcısına ulaşılamayacak resmî veya özel kurum ve kuruluşları

ifade ettiği; bu yerlerdeki kişiler adına gelen havale paralarının, PTT

işyerine başvuran alıcının kendisine ya da ilgilisine ödeneceği; neticeten tüm

resmî kurumlara yapılan havalelerde, ödeme yerinin PTT işyeri olduğu

gözetildiğinde, başvurucu tarafından gönderilen havalenin ilgili PTT şubesinden

teslim alınmasının, İlk Derece Mahkemesinin sorumluluğunda olduğu

anlaşılmaktadır.

52. Öte yandan, başvurucunun temyiz

başvurusunun reddine dair İlk Derece Mahkemesi kararının temyizine ilişkin

masrafları, esas kararın temyizinde yaptığı gibi PTT aracılığıyla Mahkeme

hesabına havale yaparak ödemiş olmasına rağmen; anılan masrafların ilgili kalem

personeli tarafından PTT şubesinde teslim alınarak, temyiz başvurusunun

başarılı kabul edilmesi, İlk Derece Mahkemesi kaleminin dahi bu konuda yeknesak

bir uygulama sergilemediğini ve müdahalenin öngörülebilir olmadığını

göstermektedir.

53. Kaldı ki başvurucu, kendisinden talep edilen masraf

tutarını İlk Derece Mahkemesi hesabına süresinde yatırmış olup, bu şartlar

altında başvurucunun davasını takip etmekte özensiz davrandığının ve üzerine

düşen masraf yükümlülüğünü yerine getirmediğinin kabul edilmesi mümkün

değildir.

54. Sonuç olarak başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin kanuni olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

55. Somut başvuruya konu yargılamada, temyiz yoluna müracaat

hakkı, aşırı şekilci ve öngörülebilir nitelikte olmayan uygulama ile kısıtlanan

başvurucu, bu müdahale sonucunda İlk Derece Mahkemesinin nihai kararının

hukukiliğini denetletme imkanından mahrum kalmış olup,

bu müdahalenin başvurucunun mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna

ulaşılmıştır.

56. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

57. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

58. Başvurucu, bir mahkeme kararından kaynaklanması

nedeniyle, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın temyiz

başvurusu süresinde yapılmış kabul edilerek incelenmek üzere Yargıtay ilgili

Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

59. Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmakta

olup, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından hukuki yarar

bulunduğundan, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

60. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

bakımından yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeye

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

5/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Recep ÜNAL Başvurucu : Neriman POLAT Vekili : Av. Abdullah KAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/1223, 5 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
  15. V. Hüküm
  16. A. Başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan
  17. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  18. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/1223
Tarih
5 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Halil İbrahim Aydın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/483)
  • Yasin Can Başvurusu (B. No: 2013/8452)
  • Cengiz Çakır Başvurusu (B. No: 2013/7526)
  • Süleyman Güngör Başvurusu (B. No: 2014/5898)
  • Ayşe Çolak Başvurusu (B. No: 2014/2287)
  • Fatih Taş Başvurusu (B. No: 2013/1461)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.