İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdulvahap Kavak Başvurusu (B. No: 2013/7477)

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan

Başvuru No2013/7477Tarih6 Ekim 2015Okuma23 dk · 4.623 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdulvahap Kavak Başvurusu

Karar tarihi
6 Ekim 2015
Başvuru Numarası
2013/7477
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.623 kelime·23 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan

başvurucunun, o tarihte Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’a göndermek istediği

mektuba el konulması işlemi nedeniyle haberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 16/9/2013 tarihinde Bolu Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 16/6/2015 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve başvurucunun

adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 26/6/2015 tarihinde başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine

karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 26/6/2015 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 12/8/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya 26/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında “devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir

kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak” suçunu işlediği

gerekçesiyle başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir.

9. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Bolu F Tipi Yüksek

Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan (İnfaz Kurumu) o tarihte Başbakan olan

Recep Tayyip Erdoğan’a mektup niteliğinde bir faks göndermek istemiştir. Söz

konusu mektupta “… Kürt halkının tepki

gösterdiği karakol inşaatları, batıdaki gibi bir güvenliği değil, bu güne kadar bölgede yaşananlardan dolayı haklı olarak ölüm

ve işkence merkezleri olarak algılanmaktadır. Takdir edersiniz ki bu algıyı

değiştirmek pek kolay olmayacaktır. Ve kürt halkı

haklı olarak madem ki sorun çözülecek, savaş bitirilecekse bu karakollar neden

yapılıyor. Çünkü Kürt halkı bu karakolları sadece savaş için yapıldığını

düşünüyor ve haklı olarak bugüne kadar onlara ölüm ve işkence getiren bu

merkezlere tepki gösteriyorlar. En son Lice’de yapılan demokratik protestoda

savaş taraftarları halkın üzerine ateş açmış bir genç hayatını kaybederken

dokuzu da yaralanmıştır. Bu saldırı Kürt halkına, Tüm Türkiye halklarına ve

çözüm sürecine yönelik yapılmış bir saldırıdır. Bu saldırıda parmağı olan, yer

alanları ve bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Faillerinin bir an önce bulunup

adalete teslim edilerek gerekli cezalara çarptırılmalıdırlar. …” ifadeleri

yer almaktadır.

10. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca anılan mektubu inceleyen İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu 4/7/2013 tarihli

ve 2013/95 sayılı kararla mektubun alıkonulmasına karar vermiştir. Kararın

ilgili kısmı şöyledir:

“… Faksın içeriğinde ‘Kişi ve kuruluşları hedef alan ve paniğe

yöneltecek yalan-yanlış ifadeler taşıması nedeniyle’ alıkonulmasına karar

verilmiştir. ...”

11. Başvurucu bu karara karşı Bolu İnfaz Hâkimliği nezdinde

şikâyet başvurusunda bulunmuştur. İnfaz Hâkimliği, 23/7/2013 tarihli ve

E.2013/1423, K.2013/1429 sayılı kararla başvurucunun şikâyetini reddetmiştir.

Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“ …5275 Sayılı Kanunun 68/3 maddesinde kurumun asayiş ve

güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar

amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütü mensuplarının haberleşmesini sağlayan,

kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve

hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez ibaresi yer aldığından;

İtiraza konu mektubun incelenmesinde, dosya

kapsamı da hep birlikte değerlendirildiğinde Ceza İnfaz Kurumu Kararı usul ve

yasaya uygun olduğundan itirazın reddine karar vermek gerekmiştir. … ”

12. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz

yoluna başvurmuştur. İtirazı inceleyen Bolu Ağır Ceza Mahkemesi 22/8/2013

tarihli ve 2013/938 sayılı kararla İnfaz Hâkimliğinin kararındaki gerekçeye

atıf yapılarak kararın usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle başvurucunun

itirazının reddine karar vermiştir.

13. Başvurucu 16/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, bu maddede belirlenen

kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve

ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

15. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak

çıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının

Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün

(Ceza İnfaz Tüzüğü) 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

16. Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru

tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve

gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde

sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf

içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

17. Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ

tarihinden itibaren onbeş gün içinde infaz

hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşı

tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz

edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı

görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı

sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 6/10/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 16/9/2013 tarihli ve 2013/7477 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu, Cezaevi idaresince Başbakan Recep Tayyip

Erdoğan'a hitaben yazmış olduğu mektubunun faksla gönderilmediğini, idarenin

böyle bir yetkisinin olmadığını, mektupta Diyarbakır’ın Lice ilçesinde karakol yapımını

protesto amacıyla toplanan bölge halkına askerlerin müdahalesi sonucu bir

kişinin ölmesiyle ilgili olarak bu tür yaklaşımların ülkeye zarar verdiğini

anlatmak suretiyle mektubunun ateş açılmasını protesto etmek ve fail veya

faillerin bulunması, yargı önüne çıkarılması talebini içerdiğini belirterek

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (Sözleşme/AİHS) 8. ve 10. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş; 10.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,

haberleşme hürriyeti ile düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin ihlal

edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış ise de bu iddiaların özü, göndermek

istediği mektuba Cezaevi idaresince el konulması neticesinde haberleşme

hürriyetinin kısıtlanmasıyla ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu

tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun

bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmiştir. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de haberleşme alanında ifade özgürlüğünün

Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence altına alındığını belirtmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.

No: 5947/72 …, 25/3/1983, § 107; Fazıl Ahmet

Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02, 5/12/2006, § 33; Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015,

§ 23).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

21. Başvurucunun Başbakan’a hitaben

yazdığı mektup içerikli faksının alıkonulması nedeniyle anayasal haklarının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca

başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve Bakanlık Görüşleri

22. Başvurucu, Başbakan’a hitaben yazmış olduğu mektup

içerikli faksına Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu tarafından el konulduğunu,

bu nedenle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Bakanlık görüşünde AİHM içtihatları hatırlatılarak

mektupta yer alan ifadelerin bahse konu içtihatlar doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

b. Genel İlkeler

24. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.

Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli

hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz

saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

25. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

26. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte

Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır.

Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.

maddesinde düzenlenmiştir.

27. Anayasa’nın 22. maddesinde herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa

ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra içeriği

ve biçimi ne olursa olsun haberleşmenin gizliliğini de güvence altına

almaktadır. Haberleşme kapsamında bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü,

yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması

gerekir. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:

2013/6693, 16/4/2015, § 49).

28. Kamu makamlarının bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır. Haberleşmenin

içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla haberleşme

özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte haberleşme

özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara tabidir. Bu

kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilmiştir

(Mehmet Koray Eryaşa,

§ 50).

29. AİHM kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını

oluşturan mevzuatın, “ulaşılabilir”,

yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci

olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir

amaca” dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir

toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88, 25/3/1992,

§ 34).

30. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne karşı olduğu iddia

edilen müdahalelerin incelemesinde kanuniliğin ve müdahaleyi haklı kılan

sebeplerin var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde

değerlendirilmelidir.

c. İlkelerin Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin Varlığı

31. Somut olayda İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararıyla

başvurucunun Başbakana göndermek istediği mektubun alıkonulmasına karar

verilmiştir. Dolayısıyla anılan işlemle kamu makamları tarafından başvurucunun

haberleşme özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

32. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu

nedenle sınırlamanın; Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz,

B. No: 2013/1822, 20/5/2015, § 36).

Kanunilik

33. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle

kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen

kanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel prensibi içermektedir. İlk

olarak müdahale teşkil eden eylem, mevzuatta yer alan bir düzenlemeye

dayanmalıdır. İkinci olarak müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme,

ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son olarak söz

konusu düzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona göre

yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde eylemleri neticesinde meydana

gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

86-88).

34. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ile

mümkün olduğu söylenemez. Buna göre “kanunun

kalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunması

gereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisini kullanacak mercilerin

sınırlarının da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesi Genel Kurulunun kararında belirttiği üzere kanun ile temel esasların,

ilkelerin ve çerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (AYM, E.1984/14,

K.1985/7, 13/6/1985). Özellikle kanunun idari makamlara haberleşme özgürlüğüne

müdahalede takdir yetkisi tanıdığı durumlarda ilgili kanunun, bu yetkinin

çerçevesini belirli bir açıklıkta belirlemesi gerekmektedir (Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 15672/08…, 11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye,

B. No: 9460/03, 3/7/2007, § 21).

35. Cezaevi idaresinin hükümlü ve tutukluların haberleşmesine

müdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası kapsamında kaldığının

belirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir. Zira ikinci fıkra

kapsamında olduğunun kabulü halinde hâkim kararı veya onayı olmaksızın yapılan

bir müdahale, kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte yandan üçüncü fıkranın

gündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini istisna kamu kurumu olarak

kabul edip etmediği değerlendirilecektir. (Ahmet

Temiz, § 39).

36. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

37. Buna göre 5275 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin,

Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu

Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresi

uyarınca cezaevlerinin haberleşme hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamu

kurumu olarak kabul edildiği değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, § 76).

38. Somut olayda hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un

68. maddesi ile Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 91., 122. ve 123. maddeleri

oluşturmaktadır.

39. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinde ve anılan Tüzük’ün 91. maddesinde, hükümlülerin mektup, faks ve

telgraf gönderme ve kendilerine gönderilenleri alma hakkına sahip oldukları,

resmî makamlara veya savunmaları için avukatlarına gönderdikleri mektup, faks

ve telgrafların denetime tabi olmadığı, “Kurumun

asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve

çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine

neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri,

tehdit ve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye

verilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

40. 5275 sayılı Kanun ve anılan Tüzük, Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir

olduğuna kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler,

cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,

buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık ve

anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi, mektubun

kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde başvurulacak tedbirler ile bu

yöndeki işlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava yollarının da

düzenlendiği, bu hâliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık, anlaşılabilir ve

öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır (Ahmet

Temiz, § 44).

41. AİHM’in Gülmez/Türkiye

kararında da Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya

Cezaları Önleme Komitesi tarafından 5275 sayılı Kanun’un incelendiği, herhangi

bir eleştiri almadığı, hükümlerinin yapılan herhangi bir haksız müdahaleye

karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğu tespiti

yapılmıştır (Gülmez/Türkiye, B.

No: 16330/02, 20/5/2008, § 51).

42. Görüldüğü üzere müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü;

hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortaya

koyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmeler

neticesinde 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

43. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

44. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da

haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka uygun ve demokratik

toplumda gerekli olmasının yanında ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel

ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla

yapılmış olması şartları aranmakta olup bu şartlar altında yapılmayan

müdahaleler yasaklanmıştır.

45. Anayasa’nın 22. maddesinde haberleşmenin gizliliğine

yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde olabileceği

düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlara dayalı

olarak ve hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte üçüncü

fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ile istisna tutulabileceği de

belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna, hâkim kararı alınması

şartına bağlı olarak anlaşılmalı, 22. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen

sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Temel

hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngören Anayasa’nın 13. maddesindeki

düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların dar yorumlanması gereği

karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen haberleşme

hürriyetine getirilebilecek sınırlama sebeplerinin anılan maddenin üçüncü

fıkrasına dayanılarak kanunla genişletilmesi mümkün değildir (Ahmet Temiz, § 49).

46. Yukarıda da belirtildiği gibi cezaevlerinin Anayasa’nın 22.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumları olduğu kabul

edilmekle birlikte bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı alınması

şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem tesis

edilebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte bu kurumların haberleşme

hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için mutlaka

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma sebeplerine

dayalı olması gerekmektedir (Ahmet Temiz,

§ 50).

47. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında “Kurumun asayiş ve güvenliğini

tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü

veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği,

hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Burada

belirtilen sebeplerin Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış

olan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde

cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

48. Somut olayda Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun

4/7/2013 tarihli kararında, başvurucunun Başbakan’a göndermek istediği mektuba

el konulması işlemine gerekçe olarak söz konusu mektubun (faksın)

içeriğinde kişi ve kuruluşları hedef alan ve paniğe yöneltecek yalan yanlış

ifadelerin yer alması gösterilmiştir.

49. Başvurucu şikâyet ve itiraz yollarına başvurmuş;

sırasıyla Bolu İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun

şikâyet ve itirazı reddedilmiştir.

50. Başvurucunun faksının, cezaevi disiplin kurulunca

denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin kamu düzeni,

cezaevlerinde güvenliğin sağlanması amaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın

haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru

bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

51. Başvurucu, göndermek istediği mektubun Diyarbakır ili

Lice ilçesinde yaşanan olayları protesto etme amacını ve bu olaylar ile ilgili

ateş açılmasında sorumluluğu bulunanların adalete teslim edilmesi talebini

içermesine rağmen Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu tarafından mektuba el

konulması suretiyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Bakanlık görüşünde mektupta yer alan ifadeler nedeniyle

yapılan müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülülük ilkesine uygun

olup olmadığının AİHM içtihatları doğrultusunda

değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

53. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik

Krallık, § 97).

54. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriterleri incelediği

kararlarda öncelikle ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin yazışmalarının

belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet

vermeyeceğini keza ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimlerinin

dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunulmasının gerekli olduğunu

belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen ve

diğerleri/Türkiye, § 51; Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 98).

55. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu değerlendirmeyi

yaparken mektup gönderme ve almanın, ceza infaz kurumlarında bulunan

hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile bağlantısında en önemli araçlardan

olduğunu göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 45).

56. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,

B. No: 2013/7054, 6/1/2015, §§ 57, 58).

57. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik

toplum" ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesi ile AİHS'in

"demokratik toplum düzeninin

gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8., 9., 10. ve 11.

maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu nedenle demokratik toplum

ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §

92).

58. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca "Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak

koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve

ancak yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142,

K.2008/148, 24/9/2008). Başka bir ifadeyle yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün

özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyor ya

da etkisiz hâle getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama

aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı

olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148,

17/4/2008; Fatih Taş, § 93).

59. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,

20/2/2014, § 84; Fatih Taş, §§

92, 93).

60. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, §

183).

61. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi

kapsamında hukuka uygun olarak "bir

mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma" olarak

değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711,

23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan

temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptirler (Benzer yönde AİHM

kararı için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No:

74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz

sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda

sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan

Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, §

35).

62. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan

gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek

yukarıda belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi

dâhilinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına

ikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra

yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve

mahkûmiyet sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

98, 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

63. Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temeli, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlama

bakımından “demokratik bir toplumda

gereklilik” ve “ölçülülük ilkesi”ne

uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koymadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).

64. Başvuruya konu mektup içeriğinde “… Kürt halkının tepki gösterdiği karakol inşaatları,

batıdaki gibi bir güvenliği değil, bu güne kadar bölgede

yaşananlardan dolayı haklı olarak ölüm ve işkence merkezleri olarak

algılanmaktadır. Takdir edersiniz ki bu algıyı değiştirmek pek kolay

olmayacaktır. Ve kürt halkı haklı olarak madem ki

sorun çözülecek, savaş bitirilecekse bu karakollar neden yapılıyor. Çünkü Kürt

halkı bu karakolları sadece savaş için yapıldığını düşünüyor ve haklı olarak

bugüne kadar onlara ölüm ve işkence getiren bu merkezlere tepki gösteriyorlar.

En son Lice’de yapılan demokratik protestoda savaş taraftarları halkın üzerine

ateş açmış bir genç hayatını kaybederken dokuzu da yaralanmıştır. Bu saldırı

Kürt halkına, Tüm Türkiye halklarına ve çözüm sürecine yönelik yapılmış bir

saldırıdır. Bu saldırıda parmağı olan, yer alanları ve bu saldırıyı şiddetle

kınıyoruz. Faillerinin bir an önce bulunup adalete teslim edilerek gerekli

cezalara çarptırılmalıdırlar. …” ifadeleri yer almaktadır. Söz

konusu mektupta ülkenin doğu bölgesinde yapılan kolluk merkezi binalarının

yapım amacının bu bölgede yaşayan halk tarafından farklı yorumlandığı ve bu

nedenle söz konusu inşaatların durdurulması amacıyla çeşitli gösterilerin

yapıldığı belirtilerek en son Diyarbakır ili Lice ilçesinde olan bu tür bir

gösteri nedeniyle “savaş taraftarlarının

halkın üzerine ateş açmasının” gösterinin ölüm ve yaralanma ile sonuçlandığı ifade edildikten sonra “saldırıda” bulunanların yargılanmaları

talep edilmektedir.

65. Mektuba konu olay -kamuoyuna yansıdığı kadarıyla-

Diyarbakır ili Lice ilçesi Kayacık köyünde 28/6/2013 tarihinde jandarma

karakolu ek binası inşasını protesto etmek amacıyla bölge halkının toplanması

nedeniyle meydana gelmiş, ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanmıştır. Bahse konu

olay ile ilgili basında açıklama yapan yetkililer, sorumlular hakkında yasal

işlemin başlatılacağını açıklamışlardır. Başvurucu mektubunda, bu olayı

kınadığını belirterek “faillerin”

cezalandırılması talebini Başbakan’a iletmek istemiştir.

66. Somut olayda Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun

4/7/2013 tarihli kararında başvurucunun göndermek istediği mektuba el konulması

işlemine gerekçe olarak söz konusu mektup içeriğinde kişi ve kuruluşları hedef

alan ve paniğe yöneltecek yalan yanlış ifadelerin yer alması gösterilmiştir.

Ancak mektubun muhatabının, Başbakan olduğu hatırda tutulmalıdır. Dolayısıyla

başvurucunun mektubundaki sözlerin ne suretle kim üzerinde panik oluşturucu

nitelikte olduğu belirtilmeden ya da basına yansımış güncel bir olayın altının

çizilmesinin ne şekilde yalan yanlış ifadelere konu olduğu açıklanmadan bu

gerekçeye dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca mektupta olayın faillerinin

bulunması ve adalete teslim edilmesi talebi yer almakla birlikte “savaş taraftarları” şeklinde yapılan

nitelendirmeyle belli bir kişi veya kuruluşun hedef gösterildiği de söylenemez.

67. Disiplin Kurulu kararına yapılan şikâyet, Bolu İnfaz

Hâkimliğince söz konusu Disiplin Kurulu kararının usul ve yasaya uygun olduğu

gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karara yapılan itiraz da Bolu Ağır Ceza

Mahkemesince reddedilmiştir. İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi

kararlarında başvuruya konu mektup içeriği hakkında herhangi bir somut

değerlendirme yapılmamış, sadece 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3)

numaralı fıkrası tekrar edilip mektup içeriğinin soyut olarak bu maddede yer

alan düzenlemelere aykırı olduğu belirtilmiştir. Buna göre mektup içeriğindeki

hangi sözlerin bu nitelikte olduğu belirtilmeden “Kişi ve kuruluşları hedef alan ve paniğe yöneltecek yalan yanlış

ifadeler taşıması” gerekçesine dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda

kamu düzeni ve cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir

makul gerekliliklerin somut bilgilere dayalı olarak ortaya konulmadığı

dolayısıyla başvurucunun göndermek istediği mektuba el konulması suretiyle

haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin ilgili ve yeterli gerekçelere

dayandırılmadığı dolayısıyla "demokratik

bir toplumda gerekli" olmadığı kanaatine varılmıştır.

68. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

69. Başvurucu, anayasal hakları ihlal edildiği için 10.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

71. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

takdiren net 1.500 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

72. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği

gözetilerek kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Bakanlığa ve Bolu İnfaz

Hâkimliğine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 22. maddesinde

yer alan haberleşme özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

2. Başvurucunun Anayasa’nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

B.

Başvurucuya net 1.500 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

C.

Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına,

D.

Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca başvurucuya, Bakanlığa ve Bolu İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine

6/10/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Hicabi

DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Abdulvahap

KAVAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7477, 6 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. Kaleli
  15. Dursun
  16. Kavak
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7477
Tarih
6 Ekim 2015

İlgili Kararlar

  • Kenan Sayın Başvurusu (B. No: 2013/5376)
  • Ahmet Acartürk Başvurusu (B. No: 2013/2084)
  • Ali Mükerrem Furtun Başvurusu (B. No: 2013/9020)
  • Hüseyin Caruş Başvurusu (B. No: 2013/7812)
  • Mehmet Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1579)
  • Yaprak Yüksek Başvurusu (B. No: 2013/9116)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.