İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Mükerrem Furtun Başvurusu (B. No: 2013/9020)

1. Başvuru, ölüm olayının etkili soruşturulmaması nedeniyle

Başvuru No2013/9020Tarih6 Ekim 2015Okuma22 dk · 4.429 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Mükerrem Furtun Başvurusu

Karar tarihi
6 Ekim 2015
Başvuru Numarası
2013/9020
R.G. Tarih-Sayı
20/11/2015-29538
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.429 kelime·22 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ölüm olayının etkili soruşturulmaması nedeniyle

yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 13/12/2013 tarihinde İstanbul 4. Ağır Ceza

Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 24/11/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/5/2015 tarihinde başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine

karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 27/5/2015 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiş; Bakanlık, görüşünü 13/7/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüşü başvurucuya bildirilmiş ancak başvurucu

bu görüşe karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile onaylı suretleri

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen ve başvuruya konu soruşturma

dosyalarından tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, halası ve halasının kocası olan müteveffa

Abbas Furtun (A. F.) tarafından 9 yaşında iken evlat

edinilmiştir.

9. Evlat edinen halasının (annesi) 2007 yılında ölmesinden

sonra maddi durumu iyi olan 1926 doğumlu A. F., o dönemde yurt dışında

çalışmakta olan başvurucunun bilgisi dışında kendinden 32 yaş küçük H. F. adlı

kişiyle evlenmiştir.

10. A. F., evlendikten kısa bir süre sonra H. F.nin kendisini terk etmesi üzerine şeker koması teşhisi

ile Ordu Devlet Hastanesine kaldırılmış ve burada 6 gün süre ile tedavi

edilmiştir.

11. Bu olaydan bir süre sonra A. F., yaşlılığından

faydalanılarak kandırıldığı gerekçesiyle eşi aleyhine boşanma davası açmış,

Mahkemece davanın kabul edilmesi neticesinde boşanmalarına ve Yargıtayın ilgili Dairesi tarafından da bu kararın

onanmasına karar verilmiş olmasına rağmen aynı Dairece yapılan karar düzeltme

incelemesi aşamasında açtığı bu davadan feragat etmiştir.

12. A. F., boşanma davasından vazgeçtiği ve eşi ile yeniden

bir araya geldiği sonraki zaman zarfında hastalığı ve yaşı nedeniyle gözetime

ve bakıma muhtaç bir şekilde yaşamış; aynı dönemde belli aralıklarla hastanede

tedavi görmüştür.

13. A. F., sağlık durumunun ağırlaşması nedeniyle 2011 yılı Mart ayı ila 19/8/2011 tarihlerinde özel bir hastanenin

plastik cerrahi, dâhiliye ve yoğun bakım ünitelerinde eşinin refakatinde yatılı

tedavi gördükten sonra genel durumunda kısmi düzelme olduğu gerekçesiyle

taburcu edilmiş ancak 25/8/2011 tarihinde (85 yaşında) evinde yaşamını

yitirmiştir.

14. A. F.nin ikamet ettiği bölgenin

Aile Sağlık Merkezinde görev yapan Doktor M. Y., 26/8/2011 tarihinde saat

10.00’da düzenlediği ölüm tutanağında müteveffanın yaşı, diyabet ve kalp

hastası olduğunu dikkate alarak ölümün mevcut hastalıklar nedeniyle

gerçekleştiğini belirtmiştir.

15. Müteveffanın öldüğü tarihte İstanbul’da ikamet eden

başvurucu, 26/8/2011 tarihinde Ordu Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet

Başsavcılığı) gönderilmek üzere İstanbul Nöbetçi Cumhuriyet Başsavcılığına “ivedi inceleme talepli” olarak verdiği

dilekçesinde özetle “...maddi anlamda

varlıklı bir iş adamı olan babasının (müteveffanın) annesinin ani ölümü

sonrasında sorunlu bir evlilik yaptığını, eşine yönelik ‘yalnızlığından ve

yaşlığından faydalanıp mirasından pay almak için kandırıldığı’ gerekçesiyle

açtığı boşanma davasından, boşanmalarına karar verilmesine ve anılan kararın

Yargıtay tarafından onanmasına rağmen, karar düzeltme incelemesi aşamasında

feragat ettiğini, bu vazgeçme sonrasında kendisiyle olan irtibatının

kesildiğini, hastalığı nedeniyle bakıma muhtaç olduğunu, bu süreçte,

ilaçlarının dozlarına ne derece dikkat edildiği ile yediği yiyeceklere yeterli

dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediği hususlarının şüpheli olduğunu,

ayrıca babasının 26/8/2011 tarihinde kılınacak öğle namazından sonra

defnedileceğine yönelik duyum aldığını” bildirmiş ve “şüpheli

ölüm nedeniyle otopsi yapılarak, fiziksel ve kimyasal muayenelerin yapılmasını”

talep etmiştir.

16. Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı, aynı gün imzaladığı dilekçeyi

soruşturma için kayda almış ve görevlilere, dilekçenin ilgili Cumhuriyet

Başsavcılığına faks aracılığıyla gönderilmesi talimatını vermiştir.

17. Dilekçenin, Cumhuriyet Başsavcılığına müteveffanın defin

işleminin yapılmasından önce ulaşıp ulaşmadığı ile Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından otopsi yapılması talebi hakkında herhangi bir karar verilip

verilmediği soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilememiştir.

18. Bu hususta soruşturma dosyasından edinilen tek bilgi,

müteveffanın ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmaksızın defnedildiğidir.

19. Cumhuriyet Savcısı 26/8/2011 tarihinde saat 17.30’da ölüm

belgesini ve defin ruhsatını düzenleyen Doktor M. Y.nin

tanık sıfatıyla ifadesini almış, adı geçen kişi ifadesinde özetle “26/8/2011 tarihinde saat 10.00 sıralarında ölüm

olayının kendisine bildirilmesi üzerine ölenin evine gittiğini ve tutanakta

belirttiği tespitlerde bulunarak, defin ruhsatını düzenlediğini”

belirtmiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığı, 19/9/2011 tarihli ve 2011/7853

soruşturma sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Abbas Furtun’un 25/8/2011 tarihinde vefat

ettiği, tanık olarak ifadesi alınan doktor M.Y’nin 25/8/2011 tarihinde düzenlemiş olduğu ölüm

belgesine göre, ölüm nedeninin diyabet ve kalp damar hastalığı olduğunun

belirtildiği, bu hali ile ortada suç veya suç unsurunun bulunmadığı

anlaşılmıştır.”

21. Başvurucunun bu karara itiraz edip etmediği, soruşturma

dosyası içeriğinden belirlenememiştir.

22. Sonraki aşamada 26/9/2011 tarihinde H. F.nin kollukta ifade verdiği (Şüpheli sıfatıyla

alınmamıştır.) görülmüştür. İfadesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“ …oğlu eşimle aramı açtı, bu nedenle bir süre ayrı yaşadık, bu olaylar

nedeniyle ölümünden 8-9 ay önce hastalığı çoğaldı, bu nedenle Ordu’ya benim

yanıma geldi, onu hastaneye götürdüm, burada yatışını yaptılar, ayağında

şekerden doyalı yaralar açılmıştı, hastanede üç ayrı ameliyat geçirdi, önce sağ

ayak parmakları, sonra ayak bileği ve sağ dizden alt tarafı kesildi. Hastanede

kaldığı süreçte ilaçlarını hemşireler ve doktorlar verdiler. Ölümüne dört gün

kala doktorlar ‘ümit yok, hastayı çıkaralım evinize götürün’ dediler. Ben

kalmasını istedim. Doktorlar ‘yapacak bir şey yok’ dediler. Dört günlük sürede

… sayılı yerde bulunan ikametimizde kaldık. Dört gün boyunca evde kaldığı

dönemde herhangi bir ilaç kullanmadık, doktor, ilacı ümit yok diye hastanede

kesmişti. Ölümden sonra doktor A.F’yi

gördü ve ölüm raporunu verdi…ben eşime otopsi yapılmasını istemiyorum…”

23. Soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmesine rağmen bu karardan sonra H. F.nin

ifadesine ne için ihtiyaç duyulduğu veya ifadesinin hangi maksatla alındığı

mevcut belgelerden anlaşılamamıştır. Kolluk tarafından düzenlenen 12/9/2011

tarihli fezleke incelendiğinde ifade tutanağında belirtilen tarihte maddi hata

da bulunmadığı görülmüş, bu nedenle ifadenin karardan önce alınmış olma

ihtimalinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

24. Başvurucu, 17/10/2011 tarihinde soruşturmanın

genişletilmesi talebiyle yeniden Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuş ve

babasının boşanma davasından gördüğü baskı ve tehdit nedeniyle vazgeçtiğini, bu

süreçte koruma talep edip eşi H. F. ile yakınları hakkında Cumhuriyet

Savcılığına şikâyet dilekçesi verdiğini belirtmiş ve babasıyla ilgilenmeyerek

ölümüne sebebiyet verdiğini ileri sürdüğü H. F. hakkında kamu davası açılması

talebinde bulunmuştur.

25. Cumhuriyet Başsavcılığı, 18/10/2011 tarihli ve

K.2011/4500 sayılı kararında “Şikâyete konu

olayla ilgili yürütülmüş ve sonuçlandırılmış bir soruşturmanın bulunduğu,

ölümün şüpheli olduğu yönünde yeni bir delilin elde edilemediği ve olayda suç

veya suç unsuru olduğu yönünde soyut iddia dışında somut hiçbir delilin

bulunmadığı” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

vermiştir.

26. Başvurucunun bu karara itirazı, Giresun Ağır Ceza

Mahkemesinin (Mahkeme) 18/10/2011 tarihli ve 2011/1107 Değişik İş sayılı kararı

ile kesin olarak reddedilmiştir.

27. Başvurucunun Başbakanlık İletişim Merkezine konu ile

ilgili olarak 25/9/2012 tarihinde gönderdiği dilekçe sonrasında olay hakkında

yeniden soruşturma başlatılmış; önceki soruşturmaya ilişkin bilgi ve belgeler,

bu soruşturma dosyası kapsamına alınmıştır.

28. Cumhuriyet Başsavcılığı, müteveffanın tedavisine ilişkin

tüm bilgi ve belgeleri bu soruşturma sürecinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığına

göndererek müteveffanın kasten veya taksirle öldürülmüş olabileceğine ilişkin

bir şüphenin bulunup bulunmadığını, mevcut tıbbi belgeler dikkate alındığında

ölüm nedeninin kesin olup olmadığını ve cesedin üzerinde inceleme yapılabilmesi

için mezarının açılmasının gerekli olup olmadığını sormuş; anılan kurumun

Birinci İhtisas Kurulu raporunda özetle “…19/8/2011

tarihinde genel durumu daha iyi olan müteveffanın, yakınlarına hastalığı

hakkında bilgi verilerek, gerekli tedavileri düzenlendikten sonra taburcu

edildiğini, 25/8/2011 tarihinde ikametinde öldüğünü, ölen hakkında aile hekimi

tarafından düzenlenen ölüm tutanağında ‘ölüm sebebi diyabet ve kalp damar

hastalığı’ olduğunun belirtilip defin ruhsatının düzenlendiği dikkate

alındığında; müteveffanın ölümünün diyabet ve kalp damar hastalığı sonucu

meydana gelmiş olabileceğini, ancak ölüm anına ait tıbbi belge bulunmadığını,

ölümün evde gerçekleştiğini, otopsi

yapılarak dokularda mikroskobik, histopatolojik, toksikolojik analizler yapılamadığından mevcut verilerle

kesin ölüm nedeni, mekanizması ve ilaçların hastaneden taburcu edilmesiyle ölüm

arasında geçen sürede düzenli kullanılıp kullanılmadığı hususunda değerlendirme

yapılamadığını, feth-i kabir suretiyle cesedin

çıkarılarak otopsi yapılması durumunda da yapılacak analizlerle bu hususun

tespitinin mümkün olmadığını” bildirilmiştir.

29. Müteveffanın hastalığının takibini yapan biri plastik

cerrahi, diğeri ise dâhiliye uzmanı olan doktorlar da beyanlarında özetle “Müteveffada şeker hastalığı ve kan dolaşımı

bozukluğunun bulunduğunu, bu hastalıkları sebebiyle ayağının kesildiğini ve

‘genel düşkünlük’ halinin mevcut olduğunu, sürekli bakıma muhtaç bir duruma

geldiğini, en son hastaneye getirilip tedavisi ve kontrolleri yapıldıktan

sonra, hastalığının evde yapılabilmesi için, yakınlarına tedavi konusunda

eğitim verilerek taburcu edildiğini, kendisine şeker hastalığı yönünden insülin

ilaçları yazıldığını, taburcu edilirken herhangi bir enfeksiyon durumu

olmadığını, ancak kesilen ayak ucunda enfeksiyon tekrar edebilecek düzeyde açık

yaralar mevcut olduğunu, zaten enfeksiyonun tekrarlaması nedeniyle de yeniden

hastaneye getirildiğini duyduklarını ve müteveffanın ölümünün şeker hastalığına

bağlı gelişen komplikasyonlar nedeniyle gerçekleştiğini tahmin ettiklerini”

bildirmişlerdir.

30. Ölüm tutanağını düzenleyen Doktor M. Y.nin

yeniden alınan ifadesinde “Müteveffanın

kendinde var olan hastalıklar sonucu öldüğünü hatırladığını”

söylemiştir.

31. H. F. ise bu kez şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde

özetle “Aralarında anlaşmazlık bulunan müştekinin

(başvurucu) müteveffa ile arasını bozmaya çalıştığını, ölümün gerçekleşmesinden

önceki bir yıllık zaman diliminin büyük bir bölümünü, müteveffanın hastalıkları

nedeniyle hastanede geçirdiklerini, müteveffayla ilgilenmemesi, ihtiyacı olan

ilaçları vermemesi gibi bir durumun ise söz konusu olmadığını ve isnat edilen

tüm iddiaları reddettiğini” beyan etmiştir.

32. Başvurucu, müşteki sıfatıyla verdiği ifadesinde özetle “…babasının, 6 milyon TL civarında bir malvarlığının

bulunduğunu, hastaneden taburcu edilip evine gönderildikten sonra ölümüne kadar

aradan geçen sürece ilişkin olarak herhangi bir soruşturma işleminin

yapılmadığını ve şüpheli H.F.’nin, mirasından

faydalanmak için ilaçlarını vermeyerek, babasının ölümüne neden olduğunu ”

ileri sürmüştür.

33. Cumhuriyet Başsavcılığı, 28/6/2013 tarihli ve K.2013/2987

sayılı kararında özetle “İstanbul Adli Tıp

Kurumu Birinci İhtisas Kurulu raporu, şüpheli H.F.’nin

ifadesi, müteveffanın hastalığını takip eden doktorlar ile ölüm tutanağını

düzenleyen doktorun ifadeleri dikkate alındığında, kamu davası açmaya yeter

delil elde edilemediği” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına

karar vermiştir.

34. Başvurucunun anılan karara itirazı, Mahkemenin 2/10/2013

tarihli ve 2013/1037 Değişik İş sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir.

Mahkemenin gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“ … Tüm soruşturma evrakı kapsamı dikkate alındığında; şüpheli H.F’ nin eşi olan ölen A. F.’nin

tedavisini kasten ihmal ederek öldürdüğüne dair kamu davası açmaya yeter delil

elde edilemediğinden…”

35. Bu karar başvurucuya 15/11/2013 tarihinde bildirilmiş;

başvurucu, süresi içinde 13/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

36. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun “Ölünün kimliğini belirleme ve

adli muayene” kenar başlıklı 86. maddesinin (2) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(2) Ölünün adli muayenesinde tıbbi belirtiler, ölüm zamanı ve ölüm

nedenini belirlemek için tüm bulgular saptanır.

(3) Bu

muayene, Cumhuriyet savcısının huzurunda ve bir hekim tarafından

görevlendirilerek yapılır.”

37. 5271 sayılı Kanun’un “Otopsi”

kenar başlıklı 87. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Otopsi, Cumhuriyet savcısının huzurunda

biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer dallardan birisinin mensubu

veya biri pratisyen iki hekim tarafından yapılır. Müdafi veya vekil tarafından

getirilen hekim de otopside hazır bulunabilir. Zorunluluk bulunduğunda otopsi

işlemi bir hekim tarafından da yapılabilir; bu durum otopsi raporunda açıkça

belirtilir.

…

(4) Gömülmüş bulunan

bir ceset, incelenmesi veya otopsi yapılması için mezardan çıkarılabilir. Bu

husustaki karar, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde

mahkeme tarafından verilir. Mezardan çıkarma kararı, araştırmanın amacını

tehlikeye düşürmeyecekse ve ulaşılması da zor değilse ölünün bir yakınına

derhal bildirilir.

…”

38. 5271 sayılı Kanun’un “Kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının

açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma

olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu

karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş

şüpheliye bildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”

39. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet

savcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin 18/6/2014

tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 71. maddesi ile değişiklik yapılmadan önceki

ilgili kısımları şöyledir:

“(1)

Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ

edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet

savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır

ceza mahkemesine itiraz edebilir.

…

(6) İtirazın reddedilmesi halinde; Cumhuriyet

savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden

verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesinin bu hususta

karar vermesine bağlıdır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 6/10/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 13/12/2013 tarihli ve 2013/9020 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

41. Başvurucu, babasının şüpheli ölümüyle ilgili olarak

etkili bir soruşturma yapılmadığını, definden önce otopsi işlemi yapılması

talebinde bulunmasına rağmen bu işleminin yapılmaması sonucu kesin ölüm

nedeninin tespit edilemediğini, soruşturmalar sonucunda verilen kovuşturmaya

yer olmadığı kararlarına karşı yaptığı itirazların ise gerekçeden yoksun bir

şekilde reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınan yaşam, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

ile Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlallerin tespiti ile tüm sonuçlarının ortadan

kaldırılması taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

42. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, babasının ölümüne ilişkin

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmanın, delillerin toplanması

yönünden etkili olmaması ile soruşturma sonucunda verilen kararlara karşı

yaptığı itirazların gerekçesiz reddedilmesi nedeniyle anayasal haklarının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Bu nedenle ceza soruşturmasında mağdur (suçtan zarar

gören) konumunda olan başvurucunun iddiaları, Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkı ile ilişkili görülerek değerlendirmenin

anılan bu madde kapsamında yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

44. Bakanlığın görüşünde, öncelikli olarak Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarınca Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. maddesinin ilk cümlesinde devlete yalnızca kasıtlı

ve kanunsuz ölüme sebebiyet vermekten kaçınma zorunluluğu değil; aynı zamanda

egemenlik alanı içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumaya yönelik gerekli

tedbirleri alma zorunluluğu getirdiği, Sözleşme’nin 2. maddesinin devlete

belirlenen koşullarda kişiyi üçüncü şahıslara, istisnai koşullarda da kişinin

kendisine karşı koruması için yetkililere uygulamaya yönelik önleyici pozitif

yükümlülük yüklediği, bir ölüm meydana gelmişse devletin pozitif yükümlülüğü

kapsamında ölümün nedenlerini etkili bir şekilde soruşturma ve sorumluları

tespit ederek cezalandırma ödevinin de bulunduğu ifade edilmiştir.

45. Bakanlık görüşünde, yine AİHM kararlarına dayanılarak

soruşturma açılması için ölen kişinin yakınlarının resmî bir başvurusu yapması

beklenmeksizin yetkililerin resen harekete geçmesinin ve maktulün ailesinin

meşru çıkarlarının korunması için gerekli olduğu ölçüde soruşturmanın

kendilerine açık olmasının gerektiği belirtilmiş, etkili soruşturma için zımni

olarak bir çabukluk ve makul bir hızlılık şartının da bulunduğu ifade

edilmiştir.

46. Bakanlık görüşünde, bu kapsamda somut olaya ilişkin

olarak herhangi bir kabul edilemezlik nedeni ileri sürülmemiş ve soruşturmada

yapılan işlemler tek tek sıralanmak suretiyle 2011 yılında açılan soruşturmalar

döneminde başvurucunun babası ve H. F. arasındaki aile hukuku uyuşmazlıkları da

gözetilerek dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmemiş ve feth-i

kabir yapılması durumunda başvurucunun babasının gerçek ölüm nedeninin tespit

edilip edilemeyeceği noktasında teknik ve tıbbi bir değerlendirmenin

istenilmemiş olmasının devletin yaşama hakkını koruma bağlamında sahip olduğu

soruşturma yükümlülüğüne uygunluğu konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine ait

olduğunun düşünüldüğü bildirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişinin yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvuru konusu olayda başvurucu, ölen kişinin oğludur. Bu

nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41).

48. Ayrıca başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiğine dair iddiasının 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı tespit edilmiştir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

49. Başvurucu, etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle

Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğini de iddia etmiştir.

50. Başvurucunun, soruşturmanın etkili yürütülmediği

yönündeki iddiası açıkça dayanaktan yoksun bulunmayarak Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamında incelendiğinden ayrıca bu kapsamda Anayasa’nın 40. maddesinin de

ihlal edildiği iddiasının değerlendirilmesine gerek görülmemiş olup bu yöndeki

şikâyetler de Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında incelenmiştir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

51. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

52. Bütün diğer haklar için bir temel oluşturan yaşam hakkı,

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış ve bu maddede belirlenen

istisnalar dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemeyeceği

belirtilmiştir. Bir ölüm meydana gelmişse devletin pozitif yükümlülüğü

kapsamında ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit ederek

cezalandırma ödevi de vardır. Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine

getirilmemesi hâlinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten

uyup uymadığı tespit edilemez. Bu nedenle devletin bu madde kapsamındaki

negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini, soruşturma yükümlülüğü

oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B.

No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

53. Bireyin bir devlet görevlisi ya da özel bir kişi

tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde

bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın

yapılmasını gerektirir (Salih Akkuş,

§ 30).

54. Soruşturma yükümlülüğünün sonuç yükümlülüğü değil, uygun

araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her soruşturmada başarılı olunması

veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca varılması

gerektiği anlamına gelmemektedir. Ancak soruşturma, kural olarak olayın

gerçekleştiği koşulların belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun

kanıtlanması hâlinde sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak

nitelikte olmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Mikheyev/Rusya, B. No: 77617/01, 26/1/2006, § 107).

55. Soruşturma yükümlülüğünün amacı yaşam hakkını koruyan

mevzuat hükümlerinin etkili şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına

ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun

araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan burada yer verilen

değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. Maddesinin başvuruculara üçüncü

tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği,

tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma

ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

56. Ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Soruşturmada ölüm

olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan

bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).

57. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kural olarak başvurucuların

yakınının öldüğü gün resen ceza soruşturmasının açıldığı, titiz ve hızlı bir

çalışma sonucunda elde edilen deliller ışığında soruşturma ve ilk derece

yargılama makamlarının olayların seyrini aydınlatmak istediğinden kuşku

duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm sebeplerini kesin olarak saptamaya

ve sorumlu kişilerin cezalandırılmasına imkân verdiği kanısına varılan

durumlarda yürütülen soruşturmaların ve davaların, derinliği ve ciddiyeti

üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmaması koşuluyla

yürütülen soruşturmaların ve alınan kararların yetersiz veya çelişkili

olduklarının ileri sürülemeyeceğini kabul etmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 95).

58. Yukarıda sayılanlara ek olarak

yürütülecek soruşturmalarda, soruşturmanın makul bir hızla gerçekleştirilme ve

özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Elbette bazı durumlarda soruşturmanın

veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler

bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada

yetkililerin hızlı hareket etmeleri; yaşanan olayların daha sağlıklı bir

şekilde aydınlatabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını

sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız

kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir öneme

sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No:

2013/6359, 10/12/2014, § 96).

59. Yürütülecek ceza soruşturmalarının

etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap

verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine

açık olmasıdır. Buna ek olarak her olayda ölen kişinin yakınlarının, meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 58).

b. İlkelerin Başvuruya Uygulanması

60. Yukarıda belirtilen usul yükümlülüğü kapsamındaki ilkeler

bağlamında somut olay, öncelikle soruşturmanın etkililiği adına aranan, ölüm

olayını aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün

delillerin toplanması ve elde edilen delillerin kapsamlı, tarafsız analizine

dayalı olarak sonuca ulaşılması ölçütleri açısından değerlendirilecektir.

61. Öncelikle belirtilmesi gereken husus, soruşturmanın

etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki incelemenin, başvuruya konu

soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişeceği, buradaki etkililiğin ilgili

tüm olaylar temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri dikkate alınarak

değerlendirilmesi gerektiğidir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından

her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler listesi veya

benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. Velcea

ve Mazare/Romanya, B. No: 64301/01,

1/12/2009, § 105).

62. Bu nedenle başvuruya ilişkin soruşturmanın kendine özgü

koşulları ile pratik gerçekleri dikkate alınarak soruşturmada etkililik adına

uygun araçların kullanılması yükümlülüğünün yerine getirildiği, buna rağmen bir

sonuca ulaşılamadığının anlaşılması hâlinde soruşturma yetkililerinin bir

ihmali veya onlara yüklenebilecek bir eksikliğin bulunduğu söylenemeyecek

dolayısıyla usul yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna varılamayacaktır.

63. Diğer taraftan AİHM kararlarında da açıkça belirtildiği

üzere yaşam hakkının korunması bakımından yetkili mercilerin; olaylara ilişkin

görgü tanıklarının ifadelerini, bilimsel ve teknik verileri, gerektiğinde

maktulün vücudundaki zedelenmeler de dâhil tüm bulguları tam ve belirgin bir

şekilde gösterecek bir otopsi sonucunun toplanabilmesi için makul olan tüm

tedbirleri almaları gerekir (Gül/Türkiye, B.

No: 22676/93, 14/12/2000).

64. Başvuruya konu soruşturmada, başvurucu tarafından

26/8/2011 tarihinde ölümün şüpheli olduğu ileri sürülerek otopsi işleminin

yapılması talep edilmiş; adı geçenin bu konuda ikamet ettiği İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçe, ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından

aynı tarihte kayda alınmış ve talebin yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesi yönünde işlem yapılmıştır.

65. Başvuruya konu soruşturma dosyası içeriğinden, söz konusu

dilekçenin Cumhuriyet Başsavcılığına hangi zaman diliminde ulaştığı yönünde

kesin bir tespit yapılamış ise de Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından başvurucunun talebi doğrultusunda bir soruşturma

başlatılarak ölene ilişkin defin ruhsatını düzenleyen doktorun bilgi ve

görgüsünün aynı gün saat 17.30’da alındığı görülmüştür.

66. Başvuruya konu olayda Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından,

ölümün şüpheli olduğunun ileri sürülmesi üzerine aynı gün olaya ilişkin bir

soruşturma açılmasına rağmen başvurucuya ait dilekçe Başsavcılıklarına

müteveffanın defninden önce gelmiş ise bu işlemden önceki zaman diliminde, aksi

durumda ise derhâl mezar açılması işlemi yapılarak müteveffaya ait ceset

üzerinde otopsi işlemi uygulanması yoluna gidilmemiştir.

67. Soruşturmanın ilk aşamalarında yetkili mercilerin, ölümün

şüpheli olduğu yönünde bir iddianın da bulunmasına rağmen ölüm nedeninin

belirlenebilmesi yönünde ölü muayene ve otopsi işlemi yapmak için herhangi bir

adım atmadıkları görülmüştür.

68. Soruşturmanın sonraki aşamalarında anılan eksiklik fark

edilerek müteveffaya ait tüm tıbbi bilgi ve belgeler Adli Tıp Kurumuna

gönderilmiş ve kesin ölüm nedeni ile otopsi yapılmasının soruşturmaya bir yarar

sağlayıp sağlamayacağı hususları sorulmuşsa da gerek zamanında otopsi işleminin

yapılmaması gerekse soruşturmadaki temel suçlamaya ilişkin hususlarda görüş

bildirilmesinin istenmemiş olması nedeniyle anılan Kurum, sorulan hususlarda

kesin bir görüş verememiştir.

69. Öncelikle başvuruya konu olay bakımından otopsi,

müteveffanın bakımsız bırakıldığına, hastalığına ilişkin ilaçların

verilmediğine ve bu şekilde ölümüne neden olunduğuna ilişkin iddiaların gerçek

olup olmadığını ortaya koyabilecek nitelikte önemli bir delildir. Bu nedenle

soruşturma mercileri tarafından bu delilin zamanında toplanabilmesi için makul

olan tedbirlerin alınmaması, soruşturmada derinliği üzerinde etki gösterecek

nitelikte bir eksiklik meydana getirmiştir.

70. Soruşturmada, bu nitelikte bir eksiklik bırakıldıktan

sonra ölüm nedeninin belirlenebilmesi yönünde yapılan diğer araştırmalarda

soruşturmadaki temel suçlamaya konu olan taburcu edilme sırasında kendisine

reçete edilen “insülin” ilacının

müteveffaya verilmemesinin, ölüm sonucunu meydana getirmeye elverişli olup

olmadığı Adli Tıp Kurumuna sorulmamış, böylelikle -zamanında otopsi yapılmamış

olsa bile- ölüm sebebinin belirlenmeye çalışılması yoluna gidilmemiştir.

71. Soruşturma sonucunda elde edilen müteveffanın muhtemelen

kendisinde var olan hastalık ve genel düşkünlük sonucunda öldüğü bilgisi,

otopsi işleminin yapılmaması ve Adli Tıp Kurumuna, müteveffaya reçete edilen

ilacın verilmemesinin iddia edildiği gibi ölüm üzerinde bir etkisinin bulunup

bulunmadığının sorulmaması, ölüm üzerindeki şüpheleri tam olarak giderememiştir.

72. Diğer taraftan tanık olarak dinlenen Dâhiliye Uzmanı

Doktor M. Ş.nin ifadesinde, müteveffanın hastaneden

taburcu edilmesinden önce evde tedavi edilebilmesi için yakınlarına eğitim

verdiğini, ayrıca sürekli bakıma muhtaç hâle gelen müteveffanın şeker hastalığı

yönünden kendisine “insülin”

ilacı reçete ettiğini belirttiği ve hastanenin iç hastalıkları kliniği günlük

notları “çıkış önerileri”

bölümünde de “hastaya, hastalıkları ve

ilaçları hakkında bilgi verildi” ibaresinin yazıldığı görülmüştür.

73. Şüpheli H. F.nin 26/9/2011

tarihinde kolluğa verdiği ifadesinden müteveffaya, iyileşme umudu kalmadığı

gerekçesiyle doktorlar tarafından kendileri hastanedeyken ilaç verilmesinin

kesildiğini ileri sürerek müteveffa taburcu edildikten sonraki dönemde

kendisinin de ilaç vermediğini açıkça söylediği, sonraki aşamada verdiği

ifadesinden ise ilaçları vermemesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını

belirttiği anlaşılmıştır.

74. Açıkça görüldüğü üzere şüphelinin her iki ifadesi

arasında ölüm olayının aydınlatılması bakımından kritik öneme haiz olan

müteveffaya ilaç verip vermediği hususunda ciddi çelişkiler bulunmaktadır.

Şüphelinin, müteveffaya yaşamını devam ettirmesi için gerekli olan ilacı verip

vermediği ile vermemiş ise ölümün bu nedenle gerçekleşip gerçekleşmediği,

soruşturmanın temelini oluşturan ve yanıtlarının bulunması hâlinde ölüm

olayının nedenini kesin olarak ortaya koyabilecek nitelikte iki önemli

husustur.

75. Buna rağmen soruşturma mercilerince, bu ifadeler

arasındaki derin çelişki üzerinde hiç durulmamış ve şüphelinin önceki ifadesi

herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. Diğer taraftan soruşturma

sonucunda verilen kararlar ve bu kararlara itiraz üzerine Mahkemece yapılan

inceleme sonucunda verilen ret kararlarında şüphelinin ilk aşamada verdiği

ifadesinden hiç bahsedilmemiş ve/veya hangi nedenle sonraki aşamada verdiği

ifadesine üstünlük tanındığı konusunda herhangi bir değerlendirmeye yer

verilmemiştir.

76. Soruşturma mercileri, şüpheli tarafından kendisine isnat

olunan eylemin başka bir gerekçeyle de olsa gerçekleştirildiğinin kabul

edildiğini dikkate alıp eylemin ölüm üzerindeki mutlak veya muhtemel etkisini

araştırıp sonucuna göre de şüphelinin sorumluluğunu tartışmamışlardır.

77. Ayrıca soruşturma mercileri, ölümle sonuçlanabilecek bu

tür bir eyleme maruz kalındığının ortaya konabildiği olaylarda, bazı

eksiklikler nedeniyle zamanında otopsi yapılmaması ya da yapılamaması sonucu

kesin ölüm nedeni belirlenememiş olsa bile faillerin yaşam hakkı çerçevesinde

sorumlu tutulabileceklerini göz ardı etmişlerdir.

78. Sonuç olarak başvuruya konu olay ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alındığında soruşturma mercilerince ölüm olayının nedeni ve

varsa sorumluların tespiti bakımından elde edilmesi mümkün olan tüm delillerin

toplanmaması ve toplanabilmesi için makul olan tüm tedbirlerin alınmaması

suretiyle soruşturmanın derinliği ile ciddiyetine etki edecek birtakım

eksiklikler bırakıldığı gibi, elde edilen bulguların tamamının kapsamlı bir

analizinin de yapılmadığı, dolayısıyla yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma

yükümlülüğün ihlaline sebep olunduğu sonucuna varılmıştır.

79. Öte yandan yaklaşık bir yıl süren soruşturmanın makul bir

özen ve hızla yapılmadığı ile başvurucunun etkili katılımının sağlanmadığının

da söylenebilmesini mümkün kılan herhangi bir nedenin bulunmadığı

anlaşılmıştır.

80. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan usul yükümlülüğü kapsamındaki etkili soruşturma yürütme (delil

toplama) yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

81. 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

82. Mevcut

başvuruda etkili bir soruşturma yürütülmemesinden dolayı yaşam hakkını

düzenleyen Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmiş olduğu

gerekçesiyle ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için kararın, ilgili

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

83. Başvurucu,

ayrıca yargılama giderinin kendisine ödenmesini talep etmiştir. Başvurucu

tarafından yapılan yargılama giderinin de başvurucuya ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun, Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiği iddiaları yönünden KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvuru konusu olayda yaşam hakkı

kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. İhlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden soruşturma yapmak üzere kararın bir örneğinin Ordu

Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun Anayasa’nın 40. maddesinin

ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin ayrıca İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

E. Başvurucu tarafından yapılan ve başvuru

harcından ibaret 198,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben

başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

6/10/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan

ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Kadir

ÖZKAYA

Rıdvan

GÜLEÇ

Raportör

:

Nahit

GEZGİN

Başvurucu : Ali Mükerrem FURTUN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9020, 6 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucuların İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. V. Hüküm
  15. A. Başvurunun, Anayasa’nın 17. maddesinde
  16. B. Başvuru konusu olayda yaşam hakkı
  17. D. Başvurucunun Anayasa’nın 40. maddesinin
  18. E. Başvurucu tarafından yapılan ve başvuru
  19. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben
  20. Üstün
  21. Özkaya
  22. Güleç
  23. Gezgin
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9020
Tarih
6 Ekim 2015

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Caruş Başvurusu (B. No: 2013/7812)
  • Mehmet Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1579)
  • Yaprak Yüksek Başvurusu (B. No: 2013/9116)
  • Adem Gedik Başvurusu (B. No: 2013/2950)
  • Aziz Dinler Başvurusu (B. No: 2013/8778)
  • Mehmet Hocaoğlu Başvurusu (B. No: 2013/3207)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.