İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adem Kanat ve Fatma Kanat Başvurusu (B. No: 2015/16838)

1. Başvuru, ateşli silahla öldürme olayı hakkında etkili ceza

Başvuru No2015/16838Tarih10 Ekim 2019Okuma26 dk · 5.139 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Adem Kanat Ve Fatma Kanat Başvurusu

Karar tarihi
10 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2015/16838
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.139 kelime·26 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ateşli silahla öldürme olayı hakkında etkili ceza

soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının; güvenlik güçlerinin terör

örgütü mensuplarıyla girdiği çatışma sırasında meydana gelen ölümler ve

yangınlar sonrasında köyün terkine bağlı olarak köydeki araziler üzerinde

tasarruf edilememesi ve arazi sahiplerine sağlanan gelir desteğinden

faydalanılamaması nedeniyle mülkiyet hakkının; 27/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı

Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun

çerçevesinde talep edilen tazminatla ilgili idari ve yargısal sürecin uzun

sürmesi, Anayasa'ya aykırılık iddiaları hakkında idari yargı mercisince karar verilmemesi, manevi tazminat ödenmemesi ve

ödenen maddi tazminat miktarının yetersiz olması nedeniyle de adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialar ile 5233 sayılı Kanun'un bazı

hükümlerinin iptali talebine ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/10/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek görülmediğini

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Fatma Kanat'ın eşi, diğer başvurucunun ise oğlu

olan H.K. 17/10/1992 tarihinde öldürülmüştür.

9. Güvenlik güçlerince düzenlenen tutanaklara göre Elazığ'ın

Arıcak ilçesinde terör örgütü mensuplarıyla girdikleri silahlı çatışmada

yaralanan bir kısım örgüt mensubunun Diyarbakır'ın Hani ilçesi Kaledibi köyündeki bir evde tedavi edildiği bilgisini alan

güvenlik güçleri, örgüt mensuplarının ele geçirilmesi amacıyla 17/10/1992

tarihinde bir operasyon yapılmasını planlamışlardır. İcra edilen operasyon

esnasında güvenlik güçleri ile örgüt mensupları arasında çıkan silahlı

çatışmada Mehmet oğlu M.T. ile Ali oğlu M.K. (bu kişi H.K. olmasına rağmen

tutanağa M.K. yazıldığı anlaşılmıştır.) isimli iki örgüt mensubu ölmüş, iki

asker de yaralanmıştır. Çatışma sonrası yapılan kontrolde köyün tamamına

yakınının daha önce köylüler tarafından boşaltıldığı ve örgüt mensuplarının

kaçtığı tespit edilmiştir.

10. Güvenlik güçlerince yazılan 17/10/1992 ve 18/10/1992 tarihli

tutanaklara göre silahlı çatışmada ölen M.K. ve M.T. köylülerce gömülmüş,

çevrede yapılan aramada çeşitli eşya ve ateşli silah malzemesi bulunmuştur.

11. Kolluk görevlilerince 17/10/1992 tarihinde beyanı alınan

M.A.K., sabah saatlerinde köylerinde çatışma çıktığını beyan etmiş ancak

başvurucunun yakınının ne şekilde öldüğü yönünde herhangi bir şey söylememiştir.

12. Kaledibi köyü Muhtarı S.Y.

19/10/1992 tarihinde olayın aydınlatılması için Hani Cumhuriyet Başsavcılığına

(Cumhuriyet Başsavcılığı) bir dilekçe vermiştir.

13. Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili derhâl soruşturma

başlatmıştır.

A. Ölüm Olayı İle İlgili

Ceza Soruşturması Süreci

14. Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün S.Y.nin

ifadesini almıştır. İfadesinde S.Y. başka hususlar yanında 17/10/1992 tarihinde

askerlerin silahla ateşine karşılık veren olmadığını, köydeki evlerin pek çoğunun

ve tüm traktörlerin yakıldığını, akşam üzeri A.T., A.K., E.K., E.T., M.K., Me.K., Em.K., M.T. ve H.K.nın askerlerce yakalandığını, bunlardan M.T. ve H.K.nın ateşli silahlarla öldürüldüğünü, askerlerin köyden

gitmesinden sonra M.T. ve H.K.nın cesetlerini

bulduklarını, 18/10/1992 tarihinde yaptıkları aramada A.T.nin

(Bu kişi ile yakalanan kişinin aynı kişi olup olmadığı anlaşılamamıştır.)

cesedini bulduklarını ve her üç cesedin de defnedildiğini söylemiştir.

15. 20/10/1992 tarihinde cesetlerin gömüldüğü mezarlar açılmış

ve Cumhuriyet savcısı huzurunda iki hekim tarafından ölü muayene işlemi

yapılmıştır. Bahse konu işlemler nedeniyle oluşturulan tutanağa göre mezardan

çıkarılan H.K. ateşli silah yarasına bağlı nedenlerle ölmüştür ve kesin ölüm

nedeni belirlendiğinden klasik otopsi işlemi yapılmamıştır.

16. Cumhuriyet savcısı aynı gün M.T. ve H.K.ya

ait cesetlerin bulunduğu yerde keşif yapmıştır. Keşif sırasında olay yerinde

boş kovanlar bulunduğu görülmüştür.

17. Bingöl'ün Genç ilçesine bağlı, Kaledibi

köyünün yakınında bulunan Yaydere köyünün Muhtarı

M.C. Bingöl Valiliğine verdiği 21/10/1992 tarihli dilekçesinde Kaledibi köyünde biri 81, diğeri 57 yaşında iki kişinin

askerlerce kasten öldürüldüğünü ileri sürmüştür. M.C.nin

dilekçesi Diyarbakır Valiliğine gönderilmiş ve anılan dilekçe bir şekilde

soruşturma dosyasına girmiştir.

18. 21/10/1992 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesine

başvurulan M.K. olaydan birkaç gün önce köylerine gelen örgüt mensuplarına

başına bir iş gelmesinden duyduğu korku nedeniyle bir miktar ekmek verdiğini,

olaydan bir gün önce köyün üst taraflarından silah sesleri geldiğini, olay günü

hayvan otlatmak için köyden çıktığını, aynı amaçla Me.K.,

A.E. ve S.G.nin de köyde olmadığını, askerler örgüt

mensuplarını sorunca olan biteni anlattığını, askerlerin kendilerini köye

götürdüğünü, evlerde arama yapıldığını, köyde dolaşırken H.K. ve M.T.nin de askerlerin yanında olduğunu, bir ara silah

sesleri duyduklarını, yanlarına gelen bir askerin H.K. ve M.T.yi

kastederek "Doğruyu söylemiyorlardı.

Onları vurdum." dediğini, bu askerin esmer, uzun boylu ve

bıyıklı olduğunu, aramalardan önce köyün içinden ve çevresinden silah sesleri

geldiğini, kimin kime ateş ettiğini bilmediğini, H.K. ve M.T.nin

nasıl öldürüldüğüne dair bilgisi olmadığını söylemiştir.

19. Cumhuriyet Başsavcılığı 21/10/1992 tarihinde Ah.T.nin ifadesini almıştır. Ah.T.

17/10/1992 günü saat 08.30 sıralarında köye ve çevresine askerlerin geldiğini,

H.K. ve M.T. ile birlikte askerlerin yanına gittiklerini, aralarındaki ağaç ve

çalılardan yapılma çit nedeniyle göremediği komutanın kendisine eve gitmesini

söylediğini, H.K. ve M.T.nin ise orada kaldığını,

saat 15.00'e kadar köy ve çevresinden silah sesleri geldiğini, kendisini yanına

çağıran bir askerin köyden iki kişinin öldüğünden söz ederek cesetlerin

bulunduğu yeri gösterdiğini, cesetlerin H.K. ve M.T.ye ait olduğunu, Topçular

Karakol Komutanı olduğunu beyan eden bir askerin kendisine "Cesetleri gömün!" deyip ifade için

ertesi gün karakola gitmesi gerektiğini söylediğini, bu nedenle H.K. ve M.T.ye

ait cesetleri gömdüklerini, sonradan buldukları A.T.ye ait cesedi de 18/10/192

tarihinde gömdüklerini ve olay günü evlerine gelen bir askerin "Sizin vur emriniz çıktı." diyerek

evindeki kazana silahla ateş ettiğini beyan etmiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığı 28/10/1992 tarihinde Hani İlçe

Jandarma Komutanı S.B.nin tanık sıfatıyla ifadesini

almıştır. İfadesinde operasyon süreciyle ilgili bilgi veren S.B. olay esnasında

iki kişinin öldüğünü ve cesetlerin gömüldüğünü 18/10/1992 tarihinde köylülerden

öğrendiklerini, ölen diğer kişiden ise 19/10/1992 tarihinde haberdar

olduklarını, cesetleri görmediklerini, işlerinin yoğunluğu nedeniyle olay günü

durumu bildiremediğini, olay anında cesetlerin bulunduğu yerde hangi askerlerin

bulunduğunu bilmediğini ancak köyün doğusunda Lice'den gelen askerî grubun

bulunduğunu, ölenlerin nasıl öldüğü konusunda bilgi sahibi olmadığını, bununla

birlikte örgüt mensuplarıyla yaşanan çatışmanın uzun sürdüğünü ve ölen iki

kişinin iki ateş arasında kalmış olabileceğini söylemiştir.

21. Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Hani İlçe Jandarma

Komutanlığı operasyona katılan on iki rütbeli askerin fotoğrafını göndermiştir.

22. Cumhuriyet Başsavcılığı 10/12/1992 tarihinde, operasyona

katılan askerlerin fotoğraflarını M.K. ile Em.K.ya

göstererek teşhis işlemi yaptırmıştır. M.K. daha önceki ifadesinde bahsi geçen

kişiyi tam olarak hatırlamadığını ancak bu kişinin esmer, uzun boylu ve bıyıklı

olduğunu, ayrıca bu kişiye çevresindeki askerlerin "Komutanım." diyerek seslendiğini söylemiştir. Em.K. ise kendisine gösterilen fotoğraflar arasında

ifadesinde (Bu ifade tespit edilememiştir.) geçen kişinin resminin

bulunmadığını beyan ederek anılan kişinin esmer, şişman ve fazla uzun olmayan

bir kişi olduğunu ifade etmiştir.

23. Cumhuriyet Başsavcılığı 31/12/1992 tarihinde, iki askerin

örgüt mensuplarıyla çıkan çatışmada yaralanması nedeniyle soruşturma görevinin

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına (DGM Cumhuriyet

Başsavcılığı) ait olduğunu belirterek görevsizlik kararı vermiştir.

24. Bir şekilde H.K., M.T. ve A.T.nin

ölümüyle ilgili soruşturmayı tekrar yürüten (DGM Cumhuriyet Başsavcılığının

görevsizlik kararı vererek soruşturma dosyasını Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderip göndermediği belirlenememiştir.) Cumhuriyet Başsavcılığı 6/6/1994

tarihinde soruşturma görevinin 7. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığına

(Askerî Savcılık) ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

25. Soruşturmayı tekrar nasıl ele aldığı tespit edilemeyen DGM

Cumhuriyet Başsavcılığı 22/3/1999 tarihinde, H.K., M.T. ve A.T.nin

kasten öldürülmesi olayını soruşturma görevinin Cumhuriyet Başsavcılığına ait

olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

26. Cumhuriyet Başsavcılığı 19/4/1999 tarihinde, H.K., M.T. ve A.T.nin güvenlik güçlerince öldürüldüğü iddiasıyla ilgili

olarak lüzumu muhakeme kararı gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek

soruşturma evrakını Hani Kaymakamlığına göndermiştir.

27. İdari tahkikat kapsamında ifadesine başvurulan E.M., H.A.,

S.B. ve A.S.nin beyanlarından, adı geçenlerin H.K.,

M.T. ve A.T.nin nasıl öldüğü yönünde bir bilgiye

sahip olmadığı anlaşılmıştır. S.B. ifadesinde Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından dava açıldığını belirtse de bununla hangi davayı kastettiği veya

konuyla ilgili soruşturma açıldığını ifade etmek için mi bu yönde beyanda

bulunduğu anlaşılamamıştır.

28. Lüzumu muhakeme kararı verilip verilmeyeceği hususunun

tespiti için görevlendirilen muhakkikçe hazırlanan fezlekede, ölenlerin örgüt

mensuplarınca açılan ateş sonucu vefat ettikleri kanaatine varıldığı

belirtilmiştir.

29. Diyarbakır İl İdare Kurulu (İdare Kurulu) 7/9/2000

tarihinde, H.K., M.T. ve A.T.nin kimler tarafından

öldürüldüğünün tespit edilemediği, olayda görevli güvenlik güçlerinin kasten

öldürme suçunu işledikleri iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve sübuta

ermediği gerekçesiyle Hani İlçe Jandarma Komutanı da dâhil dokuz asker hakkında

men-i muhakeme kararı vermiştir.

30. Danıştay İkinci Dairesi 12/12/2002 tarihinde İdare Kurulunca

verilen kararın onanmasına karar vermiştir.

31. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. madde ve TMK

10. madde ile görevli) 24/12/2008, 1/10/2012, 27/12/2012, 23/9/2013 ve 4/7/2014

tarihlerinde, başvurucuların 5233 sayılı Kanun kapsamında Diyarbakır Valiliği

Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Zarar Tespit

Komisyonu) yaptıkları başvurunun reddi üzerine nezdinde iptal ve tam yargı

davası davası açtıkları Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesine (İdare Mahkemesi) müzekkere yazarak dava dosyası arasında bulunan

1993/254 sayılı soruşturma dosyasının iadesini istemiştir. Anılan soruşturma

dosyasının H.K., M.T. ve A.T.nin ölümüyle ilgili olup

olmadığı saptanamamıştır.

32. Anılan soruşturma dosyasını İdare Mahkemesi 18/7/2014

tarihli yazıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına iade edilmiştir.

B. Başvurucuların

Tazminat Talepleriyle İlgili Süreç

33. Vekilleri aracılığıyla başvurucular, evlerine yapılan baskın

sonucu yakınlarının öldüğünü, ev ve arazilerinin yakıldığını, bu nedenle

yaşadıkları köyü terk etmek zorunda kaldıklarını, köydeki ağaçlarının

kuruduğunu, hayvanlarının ise telef olduğunu ve sosyal risk ilkesine göre

idarenin hizmet kusur olmasa bile devletin önleyemediği terör olaylarından

kaynaklanan maddi ve manevi zararları ödemek zorunda olduğunu ileri sürerek

18/4/2005 tarihli dilekçeyle Zarar Tespit Komisyonuna başvurup maddi ve manevi

tazminat talep etmişlerdir.

34. Zarar Tespit Komisyonu 24/10/2005 tarihli kararıyla,

başvurucuların yakınının güvenlik güçleri ile girilen silahlı çatışmada

öldürüldüğü gerekçesiyle ve 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikinci

fıkrasının (f) bendine istinaden başvurucuların talebini reddetmiştir.

35. Vekilleri aracılığıyla başvurucular, yakınlarının silahlı

çatışmaya girmediğini ancak çatışma esnasında öldürüldüğünü iddia ederek

3/2/2006 tarihinde Zarar Tespit Komisyonunca verilen kararının iptali için adli

yardım talepli olarak İdare Mahkemesi nezdinde dava açmışlardır. Aynı davada

başvurucular, sosyal risk ilkesi gereğince zarar ile kamu hizmeti arasında

nedensellik bağı bulunmasa ve hizmet kusuru olmasa bile devletin kişilerin

uğradığı maddi ve manevi zararları ödemek zorunda olduğunu, maddi zararı

hesaplama yönteminin gerçek zararı tespit etmekten uzak olduğunu ve araziye

dayalı kayıplarının maddi zarar hesabına katılmadığını belirterek sadece maddi

zararın karşılanacağına, tazminin 19/7/1987 tarihi ile 5233 sayılı Kanun'un

yürürlüğe girdiği tarih arası için geçerli olduğuna, maddi zararın hesaplama

yöntemine ilişkin 5233 sayılı Kanun hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğunu

ileri sürüp 30.00 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminat talep etmişlerdir.

36. Başvurucuların adli yardım talebini 30/5/2006 tarihinde

reddeden İdare Mahkemesi, eksik başvuru ve karar harcının tamamlanması için

başvuruculara otuz gün süre vermiştir.

37. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla İdare Mahkemesine

verdikleri 30/6/2006 tarihli dilekçelerinde harcı ödeme imkânlarının

bulunmadığını belirterek maddi ve manevi tazminat taleplerinden vazgeçtiklerini

ve iptal davası sonuçlandıktan sonra yeni bir dava ile tazminat talep

edeceklerini bildirerek davanın yalnızca iptal davası olarak görülmesini

istemişlerdir.

38. İdare Mahkemesi Askerî Savcılığa bir müzekkere yazarak

görevsizlik kararına istinaden Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen soruşturma

dosyasının akıbetini sormuştur. Bu müzekkereye, kararın gönderildiği tarihin ve

şüpheli adlarının belirtilmemesi nedeniyle soruşturma kaydına rastlanmadığı

yönünde cevap verilmiştir.

39. İdare Mahkemesi 20/4/2007 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığınca verilen 6/6/1994 tarihli görevsizlik kararının bir örneğini de

ekleyerek Askerî Savcılıkça konuyla ilgili dava açılıp açılmadığını ve dava

açılmışsa akıbetini sormuştur. Askerî Savcılığın cevap verip vermediği tespit

edilememiştir.

40. Zarar Tespit Komisyonunca İdare Mahkemesine gönderilen

28/1/2008 tarihli yazıda, mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan maddi

zararların tazminiyle ilgili olarak başvurucuların ayrı başvurularının

bulunduğu ve bu başvuruların inceleme aşamasında olduğu belirtilmiştir.

41. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla İdare Mahkemesine

verdikleri 14/2/2008 tarihli dilekçelerinde köyü terk nedeniyle herhangi bir

tazminat taleplerinin bulunmadığını bildirmişlerdir.

42. İdare Mahkemesi 15/2/2008 tarihinde başvurucuların murisi H.K.nın herhangi bir terör örgütü ile bağlantısı olduğu

yönünde bir tespitin bulunmaması ve dava dosyasında yer alan belgelerden

başvurucuların murisinin güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldüğü yönünde

kesin ve inandırıcı bilgi ve belgelerin bulunmaması nedeniyle 5233 sayılı

Kanun'un 2. maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendi uyarınca maddi tazminat

talebinin reddini hukuka uygun bulmamış ve dava konusu işlemin iptaline karar

vermiştir. Anılan kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Dava dosyasında bulunan bilgi, belge ve

ifadeler değerlendirildiğinde; 17.10.1992 tarihinde Diyarbakırİli,

Hani İlçesi Kaledibi Köyü güvenlik güçlerince bölücü

terör örgütü mensuplarına yönelik operasyon düzenlendiği, davacıların murisi[H.K.]nın da bu köyde ikamet etttiği,

çatışmada öldürülen teröristlerden olmadığı, kolluk kuvvetlerince de ölüm

nedeninin bilinmediği, çatışma arasında kalarak ölmüş olabileceğinin ifade

edildiği görülmektedir.

Mahkememizin muhtelif tarihli ara kararları

ile davacıların murisi [H.K.]nın

herhangi bir terör örgütü ile bağlantısı olduğu yönünde bir tespitin olup

olmadığı, tespit varsa adli takibat yapılıp yapılmadığı sorularak bu hususa

ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenildiği, davalı idarece

davacıların murisi [H.K.]nın

herhangi bir terör örgütü ile bağlantısı olduğu yönünde bir tespitin

bulunduğuna ilişkin bir tespitin yer almadığı görülmüştür.

Görüdüğü üzere, [H.K.]

adlı şahsın kim veya kimler tarafından ve ne amaçla öldürüldüğü yönünde hukuken

geçerli somut bir veri bulunmamaktadır. Ancak, adı geçenin öldürüldüğü tarih

itibariyle terör olaylarının ve bunlarla mücadelenin yoğun olduğu da bir

gerçektir. Adı geçenin de böyle bir ortamda öldürülmüş olarak bulunduğu,

dolayısıyla aksi yönde hukuken geçerli somut bir tespit bulunmadığından adı

geçenin terörden mağdur olmuş kişi olarak kabulü gerektiği sonucuna

varılmıştır.

..."

43. Başvurucular, İdare Mahkemesi kararında tazminat miktarı ile

başvuru tarihinden itibaren tazminata faiz işletileceği hususlarının yer

almadığını ileri sürerek İdare Mahkemesi kararını temyiz etmişlerdir.

44. Davalı idare de Danıştay nezdinde temyiz talebinde

bulunmuştur.

45. Temyiz incelemesini yapan Danıştay Onbeşinci

Dairesi (Danıştay Dairesi) 30/10/2014 tarihinde, başvurucunun 5233 Sayılı Kanun

kapsamında yaptığı başvurunun reddi yönünde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık

bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar vermişse de

başvurucuların iddia ettiği zararlar nedeniyle talep ettikleri tazminat

istemleri hakkında da hüküm kurulması gerektiğini belirterek İdare Mahkemesi

kararının dava konusu işlemin iptaline ilişkin bölümünün onanmasına, tazminat

istemleri hakkında hüküm kurulmamasına ilişkin bölümünün ise bozulmasına karar

vermiştir.

46. Başvurucular, temyiz talebinde dile getirdikleri hususlar

yanında Zarar Tespit Komisyonundan manevi tazminat da talep ettiklerine,

başvurularının reddedildiğine, Zarar Tespit Komisyonu kararının manevi tazminat

yönünden de iptal edilmesi istemelerine rağmen İdare Mahkemesinin bu istem

hakkında herhangi bir karar vermediğine de işaret ederek Danıştay Dairesinden

karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.

47. Danıştay Dairesi 28/5/2015 tarihinde, hukuka ve usule uygun

olması nedeniyle İdare Mahkemesi kararının başvurucuların tazminat istemleri

hakkında hüküm kurulmamasına ilişkin kısmının da onanmasına karar vermiştir.

48. Nihai karar başvurucular vekiline 19/10/2015 tarihinde

tebliğ edilmiş olup başvuru 23/10/2015 tarihinde yapılmıştır.

49. Başvuruculara tespit edilemeyen bir tarihte 16.000 TL maddi

tazminat ile 1.500 TL cenaze masrafı ödenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

50. 5233 sayılı Kanun'la ilgili hukuka ilişkin bilgiler Celal Demir (B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-23) kararında, yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili hukuka

ilişkin bilgiler ise Sultani Acar (B.

No: 2014/16344, 22/3/2018, §§ 29-61) kararında yer almaktadır.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

51. Mahkemenin 10/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucu Fatma Kanat Yönünden

52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 51. maddesi ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereği

başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla

bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde

başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında ilgilinin 2.000 Türk

lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilir.

53. Anılan düzenlemelerde, genel olarak bir hakkın öngörüldüğü

amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk

düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının

bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı açıkça görülmektedir. Bu

bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Anayasa

Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların

başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (S.Ö., B. No: 2013/7087, 18/9/2014, § 28; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No:

2013/1013, 2/7/2015, § 31).

54. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak amacıyla

gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge

sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur

hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan

ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler

hakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında

doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri

sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette

hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup kullanılması, söz konusu başvuru

yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda

bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye kullanıldığı kabul

edilebilecektir (S.Ö., § 29; Mehmet Güven Ulusoy [GK], B. No:

2013/1013, 2/7/2015, § 32; Osman Sandıkçı,

B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve

diğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016).

55. Başvuruculardan Fatma Kanat 25/12/2011 tarihinde vefat

etmiştir. Buna rağmen Av. Arzu Pamukçu Yördem,

23/10/2015 tarihinde Fatma Kanat'ın anayasal haklarının ihlal edildiği

iddiasıyla bireysel başvuru yapmış, başvuru formunda da Fatma Kanat'ın

ölümünden bahsetmemiştir. Adı geçen avukat ancak 30/1/2017 tarihli dilekçe ile

Fatma Kanat'ın ölümünden söz ederek bireysel başvurunun Fatma Kanat yönünden

düşürülmesini istemiştir.

56. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel

başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından

bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).

57. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş

başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

58. Bu durumda Av. Arzu Pamukçu Yördem

hakkında Anayasa Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216

sayılı Kanun'un 51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi

uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasına

hükmedilmesi gerekir.

B. Başvurucu Adem Kanat

Yönünden

1. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu öncelikle ölüm olayı hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının 29 yılı aşkın süredir devam ettiğini belirterek makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini sürmüştür. Başvurucu bundan başka ceza

soruşturmasında yapılan işlemler ile çatışmada ölen insanların mezara

gömüldüğünden haberdar olmalarına rağmen güvenlik güçlerinin olayı Cumhuriyet

savcısına zamanında bildirmediğinden ve klasik otopsi işlemi yapılmadığından

söz ederek ölüme sebebiyet verenlerin bulunamaması, olay nedeniyle yargılanan

herhangi bir kimse olmaması nedeniyle yargı yetkisinin kötüye kullanıldığını

iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

60. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özünün yakınının

ateşli silahla öldürülmesi olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediğine ilişkin olduğunu ve başvurucunun yaşam hakkının öldürmeme

yükümlülüğü ile koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutuna yönelik bir

şikâyetinin bulunmadığını dikkate alan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bütün

iddialarının yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu

kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.

61. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak

17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

62. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

63. Anayasa Mahkemesi etkili soruşturma yükümlülüğünün söz

konusu olduğu hâllerde ve olayların şartlarına bağlı olarak yaptığı

değerlendirilmelerinde, bir soruşturma başlatılmaması ya da soruşturma

başlatılmakla birlikte uzun süre etkisiz yürütülmesi durumlarında

başvuruculardan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için gerekli

özeni göstermeleri ve şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa

Mahkemesine sunmaları gerektiğini vurgulamıştır (benzer yöndeki kararlar için

bkz. Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,

17/7/2014, § 77; Adle Azizoğlu ve Sedat Azizoğlu, B. No:

2014/15732, 24/1/2018, § 83-87).

64. Somut olayda başvurucu, soruşturmanın 29 yılı aşkın süredir

devam ettiğini öne sürse de soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut

verici gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğuna veya soruşturmanın

ilerlemesini sağlayıcı birtakım tedbirler alındığına dair bir iddiada

bulunmamıştır.

65. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

66. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

67. Soruşturmanın etkisiz olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru yapma konusunda güçlük çektiği yönünde herhangi bir savı

bulunmayan başvurucunun bireysel başvuruların kabul edilmeye başlandığı

23/9/2012 tarihinden sonra başvuru yapma imkânının bulunduğunu dikkate alan

Anayasa Mahkemesi, zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten yaklaşık 3

yıl 1 ay sonra yapılan başvurunun süresinde yapılmış bir başvuru olarak kabul

edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal

edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

süre aşımı nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu, olaydan sonra köyü terk etmek zorunda kalmaları nedeniyle

köylerindeki arazilerini kullanamadıkları gibi başkasına da satamadıklarını ve

arazi sahiplerine sağlanan gelir desteğinden faydalanamadıklarını belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür.

b. Değerlendirme

70. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

71. Somut olayda İdare Mahkemesine verilen 14/2/2008 tarihli

dilekçede köyü terk nedeniyle herhangi bir tazminat talep edilmediğinin

bildirilmesi (bkz. § 41) nedeniyle bireysel başvuru yapmadan önce tüketilen

kanun yolu ölüm nedeniyle uğranılan zararlara ilişkindir. Başvurucu mal

varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan maddi zararlarının tazminiyle ilgili olarak

Zarar Tespit Komisyonuna ayrı bir başvuru yapmış (bkz. § 40) ise de anılan

başvurunun akıbetiyle ilgili Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi

vermemiştir. Bu sebeple başvurucunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal

yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu sonucuna varılmıştır.

72. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Anayasa'ya Aykırılık

İddiası ile Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu, Zarar Tespit Komisyonunca verilen kararının

iptali için İdare Mahkemesi nezdinde açtığı davada ileri sürdüğü iddialarla

(bkz. § 35) benzer iddiaları dile getirerek Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle

sadece maddi zararın karşılanacağına, tazminin 19/7/1987 tarihi ile 5233 sayılı

Kanun'un yürürlüğe girdiği tarih arası için geçerli olduğuna ve maddi zararın

hesaplama yöntemine ilişkin 5233 sayılı Kanun hükümlerinin iptalini talep

etmiştir. Başvurucu ayrıca ülkede açılan davalarda -başvurunun bununla neyi

kastettiği anlaşılamamıştır- maddi ve manevi tazminatlara hükmedilirken 5233

sayılı Kanun kapsamında kendisine manevi tazminat verilmemesi ve 19/7/1987

tarihinden önce meydana gelen olayların 5233 sayılı Kanun'un kapsamı dışında

olması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucuya göre yasama organının bireyler arası eşitliği sağlaması anayasal

bir yükümlülüktür.

b. Değerlendirme

74. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal

edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı

sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir.

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını

içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

75. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve

Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine

yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka

Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle

bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33).

76. Somut olayda eşitlik ilkesinin ihlal edildiği ileri

sürülmekte ise de söz konusu ihlal iddiasının hangi temel hak ve özgürlüğe

yönelik olarak gerçekleştiği belirtilmemiştir. Ayrıca eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddiası ile diğer Anayasa'ya aykırılık iddialarının Anayasa ve

Sözleşme kapsamındaki hak ve hürriyetlerden biri ile bağlantısı

bulunmamaktadır.

77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'ya aykırılık iddiası ile

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

4. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

78. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun çerçevesinde talep ettiği

tazminatla ilgili idari ve yargısal sürecin uzunluğundan söz ederek makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

ii. Değerlendirme

79. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır.

80. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına

sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa

Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı

şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat

Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin

bireysel başvurunun ikincil niteliği

ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

81. Mevcut başvurularda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

82. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Başvurucuların

İddiaları

83. Başvurucu ilk olarak yakınının çatışmaya katıldığına dair

herhangi bir delil bulunmadığı gibi yakını hakkında herhangi bir mahkûmiyet

kararı da olmadığını ve bu nedenle Zarar Tespit Komisyonunca verilen kararın

yerinde olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ikinci olarak olay nedeniyle hem

maddi hem de manevi zarar gördüğünü, 5233 sayılı Kanun'un sadece maddi

zararların karşılanacağına ilişkin hükümlerinin hakkaniyete ve hukuk mantığına

aykırı olduğunu, sosyal risk ilkesi gereğince idarenin önlemekle yükümlü olduğu

hâlde önleyemediği terör olaylarından doğan zararları da nedensellik bağı

aramadan ödemesi gerektiğini belirterek Zarar Tespit Komisyonun manevi tazminat

talebinin reddine dair zımni ret kararının İdare Mahkemesince iptal edilmesi

gerektiğini öne sürmüştür. Son olarak idari ve yargı mercilerinde dile

getirilen iddiaların -başvurucunun ifadesiyle savunmaların- dikkate

alınmadığını, Anayasa'ya aykırılık iddiaları hakkında İdare Mahkemesince

herhangi bir karar verilmediğini, ödenen maddi tazminat tutarının yetersiz

olduğunu iddia etmiştir.

ii. Değerlendirme

84. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkını güvence altına alan

Anayasa'nın 17. maddesini Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirerek

devlete üç tür yükümlülük yükleyecek şekilde yorumlamış ve bu yükümlülüklerin

ihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmelerinde gözönüne

alacağı ilkeleri belirlemiştir. Bu yükümlülüklerden ilki kasıtlı ve hukuka

aykırı olarak öldürmememe yükümlülüğü (negatif yükümlülük), ikincisi her türlü

tehlikeye karşı bireylerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü (pozitif

yükümlülüğün maddi boyutu), üçüncüsü ise doğal olmayan her ölümle ilgili etkili

soruşturma yükümlülüğüdür (pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu). Bir

bireysel başvurunun yaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu

makamlarının yaşam hakkının koruma alanına kasıtlı eylemleri veya ihmal

suretiyle tezahür eden eylemsizlikleri ile bir müdahalesinin gerçekleştiği

iddia edilmelidir. Başka bir anlatımla yaşam hakkı kapsamında yapılacak bir

incelemenin ancak yetkili makamların kusura dayalı sorumluluğunun ileri

sürüldüğü hâllerde söz konusu olabileceği ifade edilmelidir. Bir ölümden

kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olunduğunun ileri sürülmesi

hâlinde ise bireysel başvurunun açıklanan gerekçelerle yaşam hakkından incelenebilmesi

mümkün değildir (Aziz biter ve diğerleri, B.

No: 2015/4603, 19/2/2019, §§ 58, 59). Bu nedenle Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun şikâyetlerinin adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

biri olan hakkaniyete uygun uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği görüşündedir.

85. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevi

tazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireysel

başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında

başvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminat

ödenmesi ile giderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamakla

birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talep

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir (Özden

Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).

86. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi 5233 sayılı Kanun'un

-Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği

üzere- maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi

zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan bir kanun

olduğunu, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12.

ve 13. maddelerinde idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak hakları

ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanındığını belirterek

5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan

zararın tazmin edilebileceğini belirtmiştir (Abbas

Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 81).

87. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanun

manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göre

açılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.

Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanun

kapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genel

prensiplerine göre açacakları davalarda da dile getirebilirler (Hüseyin Gönek ve Şahin

Toprak, B. No: 2015/4683, 22/1/2019, § 44).

88. Bundan başka 5233 sayılı Kanun uyarınca maddi tazminat

istemleri hakkında yapılan değerlendirmelere ilişkin şikâyetler daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararında; objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk ilkesi temel

alınarak hazırlanan 5233 sayılı Kanun kapsamında başvuruculara ödenmesine karar

verilen tazminatın 5233 sayılı Kanun hükümlerine dayalı olarak komisyonlar

tarafından Kanun'da belirtilen yönteme göre belirleneceği, başvurucular

tarafından 5233 sayılı Kanun kapsamında komisyonca kendilerine ödenmesi teklif

edilen maddi tazminat miktarının mahkemelerde uygulanan çeşitli kriterler

dikkate alınmaksızın maktu olarak belirlendiği ve bunun yetersiz olduğu ileri

sürülmekte ise de terörden kaynaklanan zararların dava yoluna gidilmeden

ilgililerce tazmini olanağını sağlayan 5233 sayılı Kanun uyarınca belirlenen

tazminat miktarına ve bu miktarın hesaplanma şekline belirli bir tatmin

sağladığı sürece ve açık bir orantısızlık bulunmadığı müddetçe Anayasa

Mahkemesinin müdahalesinin söz konusu olamayacağı belirtilmiştir (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, B.

No: 2013/1280, 28/5/2014, §§ 71-76).

89. Somut olayda başvurucu, Zarar Tespit Komisyonunca verilen

kararın iptali için açtığı davada maddi ve manevi tazminat talebinde de

bulunmuş ise de İdare Mahkemesine verdiği 30/6/2006 tarihli dilekçede tazminat

taleplerinden açıkça vazgeçip iptal davasından sonra yeni bir dava ile tazminat

talep edeceğini bildirmiştir (bkz. §37). Buna rağmen başvurucu, 16.000TL'yi

aşan maddi zararları ile manevi zararlarının tazmini için yeni bir dava açıp

açmadığı ve şayet açmış ise bu davanın kesin hükümle sonuçlanıp sonuçlanmadığı

konusunda Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi ve belge sunmamıştır. Bu nedenle

Zarar Tespit Komisyonunca hükmedilen maddi tazminatın yetersiz olduğuna ve

manevi tazminat ödenmediğine ilişkin iddiaları konusunda başvurucunun hukuk

sisteminde mevcut başvuru yollarını usulünce tüketmediği sonucuna varılmıştır.

90. Açıklanan gerekçelerle diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

5. Özel Hayata ve Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

91. Başvurucu; yakının öldürülmesi ve evlerinin yanması olayının

faillerinin bulunamaması, herhangi bir manevi tazminat alamaması nedeniyle

adalete olan güveninin sarsıldığını, ruh sağlığının bozulduğunu belirterek özel

hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.

b. Değerlendirme

92. Başvurucunun ihlal iddialarını incelemeyi mümkün kılacak

ölçüde gerekçelendirmediğini ve anılan şikâyetlerin öz itibarıyla diğer ihlal

iddiaları kapsamında değerlendirildiğini nazara alan Anayasa Mahkemesi,

başvurunun özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının ayrıca incelenmesine gerek olmadığı sonucuna varmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvuru Fatma Kanat'a vekâleten Av. Arzu Pamukçu Yördem tarafından yapılan başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle

REDDİNE,

B. Başvurucu Adem Kanat adına yapılan bireysel başvuruyla ilgili

olarak;

1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Anayasa'ya aykırılık iddiası ile eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın ayrıca incelenmesine GEREK OLMADIĞINA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu Adem Kanat üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin para

cezasının Av. Arzu Pamukçu Yördem'den TAHSİLİNE,

E. Kararın bir örneğinin Diyarbakır Barosu ile Türkiye Barolar

Birliğine GÖNDERİLMESİNE 10/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Murat İlter DEVECİ Başvurucular : 1. Adem KANAT 2. Fatma KANAT Vekili : Av. Arzu PAMUKÇU YÖRDEM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/16838, 10 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ölüm Olayı İle İlgili
  7. B. Başvurucuların
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucu Fatma Kanat Yönünden
  11. B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve
  12. B. Başvurucu Adem Kanat
  13. C. Yargılama giderlerinin başvurucu Adem Kanat üzerinde
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/16838
Tarih
10 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Samanyolu Haber Yayıncılık Hizmetleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/3978)
  • T.s. Başvurusu (B. No: 2019/14737)
  • F.a. Başvurusu (B. No: 2018/2521)
  • Ebru Doğu Başvurusu (B. No: 2016/78911)
  • Vedat Bingöl Başvurusu (B. No: 2014/7817)
  • Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/18078)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.