İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adil Erhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/6888)

1. Başvuru, idari yargıda açılan tam yargı davasının süre

Başvuru No2015/6888Tarih19 Şubat 2019Okuma13 dk · 2.618 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Adil Erhan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
19 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2015/6888
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.618 kelime·13 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, idari yargıda açılan tam yargı davasının süre

aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava dosyası

içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların yakını 1979 doğumlu M.E., 22/9/2007 tarihinde

ikamet ettiği evden çıkmış, 23/9/2007 günü saat 12.00 sıralarında Yüksekova-Dağlıca

kara yoluna yakın bir yerde ölü olarak bulunmuştur. Aynı gün yapılan otopsi

işlemi sonucunda M.E.nin ensesinden ve başından giren

mermi çekirdeklerinin oluşturduğu harabiyet nedeniyle

yaşamını yitirdiği anlaşılmıştır.

9. Olay hakkında Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yürütülen soruşturma kapsamında M.E.nin terör örgütü

PKK tarafından öldürüldüğüne işaret eden önemli veriler elde edilmiştir.

Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı, elde ettiği bu verileri değerlendirerek

olayı soruşturma yetkisinin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun mülga 250. maddesi gereğince Van Cumhuriyet Başsavcılığında olduğu

sonucuna ulaşmış ve soruşturma evrakını Van Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir. Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı bu kararında diğer bazı

delillerin yanı sıra PKK terör örgütünün yayın organlarında M.E.nin

JİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele) elemanı olduğu gerekçesiyle PKK

tarafından öldürüldüğü yönünde yapılmış haberlere dayanmıştır.

10. Bu karar üzerine Van Cumhuriyet Başsavcılığı 7/7/2008

tarihinde, Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı emrinde görevli E.Ş.nin

ifadesini almıştır. E.Ş. bu ifadesinde M.E.nin

kayıtlı haber elemanı olarak kullanıldığını belirtmiştir. Başvuru formu ve

eklerinde, terör örgütü tarafından başvuruculara gönderildiği anlaşılan ve

başvurucuların yakınının devlet adına çalıştığı için terör örgütü tarafından

öldürüldüğünü ifade eden 2008 yılında hazırlanmış bir yazı da bulunmaktadır.

11. Başvurucular olay hakkındaki ceza soruşturmasında daimî

arama kararı verilerek fail ya da faillerin bulunmasına çalışıldığını,

soruşturmanın devam ettiğini ifade etmişlerdir.

12. Başvurucular; yakınları M.E.nin

devlet adına çalışması nedeniyle PKK tarafından öldürüldüğünü, bu sebeple somut

olayda idarenin kusursuz sorumluluğunun bulunduğunun açık olduğunu ileri

sürerek 25/1/2010 tarihinde İçişleri Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay

nedeniyle ortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.

13. İçişleri Bakanlığı 4/2/2010 tarihinde başvurucuların dilekçe

ve eklerini gereği için Hakkâri Valiliğine göndermiştir. Hakkâri Valiliği Zarar

Tespit Komisyonu 18/2/2010 tarihinde başvurucuların dilekçeleri hakkında

kendilerince yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığına karar vermiştir.

14. Başvurucular, bunun üzerine Van 1. İdare Mahkemesinde dava

açmış ve toplam 280.000 TL tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular dava

dilekçesinde özetle devletin stratejik bir coğrafyada çalışan yakınlarının can

güvenliğini sağlamak için gerekli özen ve dikkati göstermediğini, ölüm olayında

idarenin kusurunun bulunduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucular, devletin somut

olayda kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince de sorumlu olduğunu iddia

etmişlerdir.

15. Van 1. İdare Mahkemesi 8/10/2010 tarihinde davanın süre

aşımı yönünden reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

Olayda, 22.09.2007 tarihinde davacılar yakını [M.E.nin] yasadışı terör

örgütü mensupları tarafından, Devlet adına çalışan birisi olarak bilinmesi

nedeniyle öldürüldüğünden bahisle zarara uğradıklarını ileri süren davacıların,

olayın meydana geldiği 22.09.2007 tarihinden çok sonra 25.01.2010 tarihinde

İçişleri Bakanlığı'na başvurdukları anlaşılmış olup, davacıların yakınlarının

terör örgütü mensupları tarafından öldürüldüğünü öğrendikleri 22.09.2007

tarihinden itibaren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde

bahsi geçen 1 yıllık süre içerisinde idareye başvurarak başvurunun kısmen ya da

tamamen reddi üzerine dava açmaları gerekirken, bu gereğe uyulmadığı, ayrıca

5233 sayılı Yasa uyarınca Hakkkari Valiliği Zarar

Tespit Komisyonu'na herhangi bir başvuru yapılmadığı anlaşılmış olup sözkonusu süreleri geçirdikten sonra 25.01.2010 tarihinde

yapılan başvurunun reddi üzerine 08.04.2010 tarihinde açılan bu davada süre

aşımı bulunduğundan işin esasının incelenmesine olanak bulunmamaktadır."

16. Başvurucular, açtıkları davanın süre aşımından

reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bir yıllık sürenin eylemin idariliğinin ortaya konulmasından sonra işlemesi

gerektiğini belirterek kararı temyiz etmişlerdir. Başvurucular temyiz

dilekçesinde özetle eylemin idariliğinin ortaya

çıktığı tarih olarak 22/9/2007 (M.E.nin ölüm tarihi)

tarihinin esas alınmasının hatalı olduğunu, somut olayda eylemin idariliğinin yakınları M.E.nin

ölümünün güvenlik güçlerinin zaafiyetinden

kaynaklanıp kaynaklanmadığına göre belirlenebileceğini, eylemin idariliğinin olay hakkındaki ceza soruşturması sonucunda

verilen kararın kesinleşmesiyle ortaya çıkacağını, olay hakkındaki ceza soruşturması

derdest olduğundan tazminat talebi yönünden başlamış bir süreden bahsetmenin

mümkün olmadığını ifade etmişlerdir. Başvurucular ayrıca dava dilekçesinde

belirttikleri hususları yinelemişlerdir.

17. Danıştay Onuncu Dairesi 21/1/2015 tarihinde ilk derece

mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.

18. Bu karar 25/3/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ

edilmiştir. Başvurucular 17/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

19. İlgili hukuk için bkz. Hasan

Oğuz ve diğerleri, B. No: 2015/2700, 7/2/2018, §§ 21-26.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 19/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

21. Başvurucular, yakınları M.E.nin

devletin istihbari faaliyetlerine destek olması

nedeniyle öldürüldüğünü, bu nitelikteki işleri yapan kişilerin yaşamlarının

korunmasının hukuk devletinin bir gereği olduğunu, somut olayda yakınlarının

yaşamının korunamaması nedeniyle devletin pozitif yükümlülüklerini yerine

getiremediğinin açık olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca açtıkları

tam yargı davasının Anayasa'nın 125. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi

gerekirken 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilerek süre aşımından

reddedilmesinin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.

Başvurucular bu iddialarla Anayasa'nın 2., 5. ve 17. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

22. Başvurucular bireysel başvuru formunda ayrıca olay

hakkındaki ceza soruşturmasının hâlihazırda devam etmesi ve oldukça uzun bir

süre geçmesine rağmen olayın faillerinin bulunamaması nedenleriyle Anayasa'nın

10., 11., 19., 36., 138., 139., 140., 141. ve 142. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş iseler de eksiklik bildirimi üzerine Anayasa

Mahkemesine sundukları 13/11/2015 tarihli dilekçede ceza soruşturmasına ilişkin

yargısal süreç ile ilgili şikâyetlerinin devam etmediğini, başvurularının konusunun

tazminat taleplerinin reddedilmesi ve bunun Danıştay tarafından onanması ile

ilgili olduğunu belirtmişlerdir.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucular bireysel başvuru

formunda, hem tazminat davasının süre aşımından reddedilmesinden hem de ölüm

olayından oldukça uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen olayın faillerinin

tespit edilememiş olmasından şikâyet etmişlerdir. Bununla birlikte başvurucular

13/11/2015 tarihli dilekçelerinde, ceza soruşturmasına ilişkin yargısal süreç

ile ilgili şikâyetlerini devam ettirmediklerini açıkça ifade etmişlerdir. Bu

durumda başvurucuların şikâyetlerinin özünün derece mahkemelerince verilen süre

aşımı kararı nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenememesiyle ilgili olduğu

anlaşılmaktadır. Derece mahkemelerince uyuşmazlığın esası incelenmediğinden M.E.nin yaşamının korunamadığı yönündeki iddiaların

incelenmesi mümkün olmamıştır. Bu itibarla başvurucuların tüm ihlal iddiaları

adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmiştir.

24. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

1. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

25. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye

erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

26. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

27. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

28. Somut olayda maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan

davanın süre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi

nedeniyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin

bulunduğu görülmektedir.

2. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

29. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

30. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

31. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

a. Kanunilik

32. Başvuruya konu olayda derece mahkemelerinin 6/1/1982 tarihli

ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine dayanarak

başvurucuların açtığı davanın süre aşımından reddine karar verdiği

görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucuların mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

b. Meşru Amaç

33. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem

ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel

ifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir

gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna

işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54, 55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve

Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

c. Ölçülülük

i. Genel İlkeler

34. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).

35. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken

yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten

kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka

açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması

nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını

kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38).

36. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte

başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece

mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma

süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin

bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,

dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili

derece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut

olayın koşulları ışığında incelemektir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma

süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve

somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin

bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız

kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

37. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarak

ölüm olayının gerçekleştiği tarihin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını

ihlal ettiğinden şikâyet etmektedirler.

38. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikteki

başvurularda da belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın

tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü

tutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari

eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla

birlikte ortaya çıkarken bazen de çok sonra değişik araştırma, inceleme ve

hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da arasındaki

illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği

durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul

edilmektedir (aynı yönde karar için bkz. Hasan

Oğuz ve diğerleri, § 48).

39. Başvuru konusu olayda başvurucuların yakını M.E.nin 23/9/2007 tarihinde Yüksekova-Dağlıca kara yoluna

yakın bir yerde ölü olarak bulunması üzerine olayın faillerinin bulunması

amacıyla resen bir ceza soruşturması başlatılmış ve bu soruşturma kapsamında M.E.nin terör örgütü PKK tarafından öldürüldüğüne işaret

eden önemli veriler elde edilmiştir. Başvurucular, olayın fail ya da

faillerinin bulunması amacıyla resen başlatılan ceza soruşturması devam ederken

söz konusu olay nedeniyle uğramış oldukları zararların tazmin edilmesi

istemiyle 25/1/2010 tarihinde İçişleri Bakanlığına müracaat etmişler;

taleplerinin reddedilmesi üzerine Van 1. İdare Mahkemesinde tam yargı davası

açmışlardır. Van 1. İdare Mahkemesi ise idari eylemler için öngörülen bir yılık

süre içinde idareye başvuru yapılmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımından

reddine karar vermiştir. Van 1. İdare Mahkemesi 2577 sayılı Kanun'un 13.

maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölüm tarihinden (22/9/2007)

başlatmıştır.

40. Yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında 2577 sayılı

Kanun'un 13. maddesinde öngörülen bir yıllık sürenin başlangıcı olarak ölüm

tarihinin esas alındığı anlaşılmaktadır. Başvurucular, derece mahkemelerine

sundukları dilekçelerde hem hizmet kusuru ilkesine hem de kusursuz sorumluluk

ilkesine dayanarak zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.

Başvurucular, hizmet kusuru ile ilgili olarak stratejik bir coğrafyada devlet

adına çalışan yakınlarının yaşamının korunması gerektiğini ancak somut olayda

bunun başarılamadığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, hizmet kusuruna

ilişkin olarak bu iddia dışında kamu makamlarına atfedilebilir somut bir

kusurdan ve eksiklikten bahsetmemişlerdir. Başvurucular, bireysel başvuru

formunda yakınları M.E.nin devlet adına çalışan bir

kişi olduğunu bilmedikleri ya da bu durumu daha sonra öğrendikleri yönünde bir

beyanda bulunmamışlardır. Başka bir anlatımla başvurucular, yakınlarının devlet

adına çalışan bir kişi olduğunu ve bu sebeple terör örgütü PKK tarafından

tehdit edildiğini bir yıllık dava açma süresinden sonra öğrendikleri yönünde

bir beyanda bulunmamışlardır. Bu durumda derece mahkemelerinin 2577 sayılı

Kanun'un 13. maddesinde öngörülen bir yıllık süreyi ölüm tarihinden

başlatmalarının somut olayın koşulları bağlamında makul olmadığı söylenemez.

41. Bu aşamada ayrıca olay hakkındaki ceza soruşturmasına değinmek

gerekir. Çünkü bazı durumlarda idarenin hizmet kusurunun varlığı olay

hakkındaki ceza soruşturması kapsamında yapılan araştırmalar neticesinde ortaya

çıkabilir.

42. Olay hakkındaki ceza soruşturması bu kapsamda incelendiğinde

başvurucuların yakınının ölü olarak bulunmasından hemen sonra olay yeri

incelemesi ile ölü muayene ve otopsi işlemlerinin gerçekleştirildiği, ayrıca

olay hakkında bilgisi olabilecek bazı kişilerin ifadelerinin alındığı

görülmüştür. Yapılan bu araştırmalar neticesinde olayın terör örgütü PKK

tarafından gerçekleştirildiğine işaret eden önemli veriler elde edilmesi

üzerine soruşturma makamlarının tamamen olayın fail ya da faillerinin

yakalanmasına odaklandığı, kamu görevlilerinin ihmaline ilişkin herhangi bir araştırma

yapmadığı anlaşılmıştır. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucuların

da kamu görevlilerin ihmallerinin araştırılması için soruşturma makamlarına bir

talepte bulunmadıkları görülmüştür. Bu durumda söz konusu soruşturma sonucunda

idarenin hizmet kusurunun bulunduğuna işaret eden bilgilerin ortaya

çıkarılmasının mümkün olabileceğini kabul etmek oldukça güçtür. Başka bir

deyişle eylemin idariliğinin anılan ceza soruşturması

sonucunda ortaya çıkmasını beklemek somut olayın koşulları bağlamında makul

gözükmemektedir. Nitekim başvurucular da olayın fail ya da faillerinin

araştırılmasına ilişkin olarak yürütülen bu soruşturma sonucunda idarenin

hizmet kusurunun nasıl ortaya çıkarılabileceği hususunda ikna edici açıklamada

bulunmamışlardır.

43. Başvuruya konu olay Anayasa Mahkemesinin mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine hükmettiği Şeyma

Kayaoğlu (B. No: 2014/5491, 5/7/2017), Mehmet Menendiz ve diğerleri (B. No: 2014/5235, 6/7/2017), Hasan Oğuz ve diğerleri (B. No: 2015/2700,

7/2/2018) başvurularından bu yönüyle farklılaşmaktadır. Mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine hükmedilen söz konusu kararlarda, ölüm olayının

nedeninin tam olarak bilinmemesi ve/veya olay hakkındaki ceza soruşturmasında

kamu görevlilerinin ihmalinin araştırılması söz konusu iken; başvuruya konu

olay hakkında yürütülen ceza soruşturması olayın fail ya da faillerinin

yakalanmasına ilişkin olup kamu görevlilerinin ihmalinin araştırılması ile

ilgili değildir.

44. Tüm bunlar dikkate alındığında somut olayda dava açma

süresinin ölüm tarihinden başlatılmasının başvurucuların mahkemeye erişim

hakkını aşırı derecede güçleştiren bir yorum olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

19/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Adil

ERHAN

2. Cevahir

ERHAN

3. Evin

ERHAN

4. Hamza

ERHAN

5. Nezahat ERHAN

6. Zeynep

ERHAN

7. Züleyha

ERHAN

Vekili

:

Av. Bayram

BAYKAL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/6888, 19 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucuların
  9. B. Değerlendirme
  10. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  11. Özgüldür
  12. Hakyemez
  13. Erhan
  14. Erhan
  15. Erhan
  16. Erhan
  17. Erhan
  18. Erhan
  19. Baykal
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/6888
Tarih
19 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Merih Yılmaz ve Metin Özel Başvurusu (B. No: 2017/32036)
  • Özgür Çarpanalı Başvurusu (B. No: 2015/20368)
  • Sedat Şenoğlu Başvurusu (B. No: 2016/10700)
  • Abdullah Omar Başvurusu (B. No: 2015/9409)
  • Mustafa Kürün Başvurusu (B. No: 2015/68)
  • Zekiye Güler Aksoy Başvurusu (B. No: 2015/14070)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.