İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Adnan Ceylan Başvurusu (B. No: 2016/7302)

1. Başvuru; terör olayında yaralanma nedeniyle yaşam

Başvuru No2016/7302Tarih8 Eylül 2020Okuma29 dk · 5.700 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Adnan Ceylan Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2016/7302
R.G. Tarih ve Sayı
3/11/2020-31293
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.700 kelime·29 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; terör olayında yaralanma nedeniyle yaşam

hakkının, uğranılan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi istemiyle açılan

tam yargı davasının reddedilmesi ve yargılamanın makul süre içinde

tamamlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 14/4/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek

görülmediğini belirtmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde bulunan İngiliz

Konsolosluğuna 20/11/2003 tarihinde yapılan terör saldırısı sonucu meydana

gelen patlamada başvurucu ağır şekilde yaralanmıştır.

9. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi

tarafından verilen 31/3/2004 tarihli sağlık kurulu raporu ile başvurucunun %10

oranında iş gücü kaybı olduğu belirlenmiştir.

10. Başvurucu, zararının tazmini istemiyle 14/10/2004

tarihinde İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliğine (İdareler) başvurmuş;

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesine

istinaden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurunun cevap verilmeksizin

zımnen reddi üzerine başvurucu 21/2/2005 tarihinde İstanbul 6. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) 38.000 TL maddi, 22.000 TL manevi zararının tazmini

istemiyle dava açmıştır.

11. Yargılama devam ederken İstanbul Valiliği Zarar

Tespit Komisyonunca (Komisyon) 29/6/2007 tarihinde 17/7/2004 tarihli ve 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Kanun uyarınca başvurucuya 1.841 TL ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucu,

belirtilen bedel üzerinden düzenlenen sulhnameyi imzalamamış ve 2/11/2007

tarihinde uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.

12. Mahkeme 26/9/2008 tarihli kararıyla davanın kısmen

kabulüne, 22.650,30 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminatın başvurucuya

ödenmesine karar vermiştir. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) 26/4/2013

tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma gerekçesinde özetle 5233 sayılı Kanun'un

yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen sosyal risk ilkesinin yasalaşmış

hâli olduğu, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra yargısal içtihat yoluyla

sosyal risk ilkesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, buna göre söz konusu

olayın meydana gelmesinde idarenin kusurunun var olup olmadığının tespit

edilmesi ve idarenin kusurunun saptanması hâlinde uyuşmazlığın 2577 sayılı

Kanun'un 13. maddesine göre çözümlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca

idarenin hizmet kusurunun ve kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna

varılıp davanın reddedilmesi durumunun idarenin 5233 sayılı Kanun'dan doğan

sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı da hüküm altına alınmıştır.

13. Mahkemece bozma kararına uyularak 4/12/2013 tarihli

ara kararı ile İdarelerden davaya konu terör eylemiyle ilgili olarak herhangi

bir ihbar ya da istihbari bilginin kendilerine intikal edip etmediği ve meydana

gelen zararın oluşumunda herhangi bir kamu idaresinin katkısının bulunup

bulunmadığı sorulmuş, ilgili bilgi ve belgelerin gönderilmesi istenmiştir. Söz

konusu ara kararına verilen 15/1/2014 tarihli cevapta İstanbul Emniyet

Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü arşiv kayıtlarında yaptırılan

tetkikte uyuşmazlık konusu olayın El Kaide terör örgütü bağlantılı olarak

organize edilen bir eylem olduğu fakat olay ile ilgili ihbar ya da istihbari

bilginin idarelere intikal etmediği, intihar eyleminde başvurucunun hedef

alınmadığı, İngiltere Başkonsolosluğunun hedef alındığı, terör eyleminin

bireysel bir olay olması nedeniyle önceden öngörülmesinin mümkün olmadığı

belirtilmiştir.

14. Mahkeme 30/4/2014 tarihli kararında, ara kararına

İdarelerce verilen cevabın da gözönünde bulundurulması suretiyle zararın

İdarelerden kaynaklanan bir sebepten değil üçüncü şahısların kusurundan

doğduğunu, bu nedenle kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca

idarenin sorumluluğu cihetine gitme olanağı bulunmadığını belirterek davanın

reddine karar vermiş; öte yandan davanın reddedilmesinin idarenin 5233 sayılı

Kanun'dan doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını ve başvurması hâlinde

5233 sayılı Kanun çerçevesinde ödenmesine karar verilip henüz tahsil edilmeyen

tutarın başvurucu tarafından istenebileceğini belirtmiştir.

15. Karar, Dairenin 12/11/2014 tarihli kararıyla onanmış;

karar düzeltme istemi ise Dairenin 20/1/2016 tarihli kararıyla oyçokluğuyla

reddedilmiştir. Karşıoy gerekçesinde özetle 5233 sayılı Kanun'un sadece maddi

tazminatları karşılayan hükümlere yer vermesinin manevi tazminat açısından

idarenin sorumluluk alanını daraltan veya yargı yolunu kapatan bir düzenleme

olarak değerlendirilemeyeceği, kanunda manevi zararların idareden talep

edilemeyeceğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı ve bu hususlar

değerlendirilmeden verilen kararın hukuka uygun olmadığı belirtilmiştir.

16. Karar düzeltme isteminin reddine yönelik karar

17/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 14/4/2016 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili

Mevzuat

17. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici

1., geçici 4. maddeleri (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§

15-21, 23).

18. 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“1.

İdari dava türleri

şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı

kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

...”

19. 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal

edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine

veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

B. Anayasa

Mahkemesi Kararı

20. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,

K.2009/97 sayılı kararı şöyledir:

"5233 sayılı Yasa, terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine

gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması

amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile

devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm

yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku

kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı

olarak kurala bağlamıştır.

İdare, yürüttüğü hizmetin doğrudan

sonucu olan, nedensellik bağı kurulabilen zararları kusur sorumluluğu ilkesi

uyarınca tazminle yükümlüdür. Ancak bazen idare, kusur koşulu ve nedensellik

bağı aranmadan da meydana gelen bazı zararlardan sorumlu olabilmektedir.

Bunlar, idarenin kendi faaliyet alanıyla ilgili önlemekle yükümlü olduğu halde

önleyemediği zararlardır. 5233 sayılı Yasa'da yer alan sorumluluğun dayanağını

da kusursuz sorumluluğun bir türü olan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla

geliştirilen 'sosyal risk ilkesi' oluşturmaktadır.

Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak

idari bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların

karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun sosyal

hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine yasayla

getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal risk

ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden ibaret

olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. İtiraz konusu

kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle sulh yoluyla karşılanmasına

ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir.

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve

işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan

nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında

meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz

sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk

alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele

sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla

tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan

'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer

verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125.

maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu

nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari

işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir."

C. Danıştay

Kararları

21. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014

tarihli ve E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, idarenin terör

olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların

yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle

uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir

yöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da

engellemeyen nitelikte bir yasadır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi’nin 18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer -

Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'Tazminat

Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu

doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için

tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.

Bu durumda, terör olayları nedeniyle

meydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa

uyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı

tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin

ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi

olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin

yapılması gerekmektedir.”

22. Dairenin 14/11/2019 tarihli ve E.2019/5185,

K.2019/7857 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“Dava konusu istem: Davacılardan H.S.nin

eşi, diğer davacıların babası olan Ö.S.nin 22/09/2009 tarihinde Hakkari ili ...

köyünde çobanlık yapmakta iken mayına basması sonucu vefat etmesi olayında

davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia olunan

zarara karşılık eş H.S. için 50.000,00 TL, diğer davacılar için ayrı ayrı

10.000,00 TL olmak üzere toplam 140.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle

birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:

Van 2. İdare Mahkemesinin ... tarih ve ... sayılı kararıyla; Danıştay Onbeşinci

Dairesinin ... tarih ve ... sayılı bozma kararına uyularak, davacılar yakınının

ölümünün terör eylemi sonucu gerçekleştiği, olayda idarenin kusurlu ve kusursuz

sorumluluk halinin bulunmaması nedeniyle meydana gelen manevi zararın sosyal

risk ilkesine göre tazmini gerektiği, meydana gelen olay neticesinde davacı

H.S.nin eşi ve diğer davacıların babası olan Ö.S.nin beklenmeyen ölümü

karşısında davacıların acı, ızdırap ve elem yaşadıkları göz önünde

bulundurularak, tazminat istemine konu olan terör olayının meydana geliş şekli

dikkate alınarak, müteveffanın eşi H.S. için 25.000,00 TL, çocukları için

taleple bağlı kalınarak ayrı ayrı 10.000,00 TL olmak üzere toplam 115.000,00 TL

manevi tazminatın ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın 140.000,00 TL manevi

tazminat isteminin 115.000,00 TL'lik kısmının kabulüne ve başvuru tarihinden

itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara

ödenmesine, 25.000,00 TL'lik kısmının reddine karar verilmiştir.

...

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai

kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun

49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka

uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını

gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU

Açıklanan nedenlerle; ... temyize konu

kararının ONANMASINA..."

23. Dairenin 27/2/2020 tarihli ve E.2019/3019, K.2020/987

sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“Dava konusu istem: 29/10/2011

tarihinde, Bingöl ili ... Caddesi üzerinde canlı bombanın üzerindeki bombayı

patlatması sonucunda davacıların eşi / annesi olan N.B.nin vefat etmesi

nedeniyle yoksun kalınan destek zararının K.B. için 96.839,66 TL, H.B. için

17.039,61 TL, C.B. için 13.631,69 TL, İ.B. için 4.543,90 TL maddi tazminatın

29/10/2011 tarihinden işleyecek yasal faizle birlikte, ölüm olayı nedeniyle

duyulan elem ve ızdırabın hafifletilmesi için müteveffanın eşi K.B. için

100.000,00 TL, çocukları İ.B. için 50.000,00 TL, H.B. için 50.000,00 TL, C.B.

için 50.000,00 TL ve annesinden sonra vefat eden V.B. adına mirasçılara ödenmek

üzere 10.000,00 TL manevi tazminata olay tarihinden itibaren işletilecek yasal

faiziyle birlikte tazmini istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:

Elazığ (Kapatılan) 2. İdare Mahkemesi kararıyla; Anayasanın 125. maddesinde

idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun

hükme bağlandığı, idarenin, üstlendiği kamu hizmetlerini gereği gibi yerine

getirmekle yükümlü olduğu, hizmetin işleyişi ve yerine getirmesi sırasında

gerekli önlemlerin alınmaması, hizmetin hiç işlememesi, iyi işlememesi, kusurlu

işlemesi nedeniyle kişi veya kurumlara verilen zararın sorumlu olan idarece

tazmininin zorunlu olduğu, uyuşmazlık konusu olayda maddi tazminat miktarının

hesaplanması amacıyla re’sen belirlenen bilirkişi Av. M.A.B. tarafından

14/04/2015 tarihinde Malatya İdare Mahkemesine ibraz edilen raporda; müteveffanın20/11/1975

doğumlu olduğu dikkate alındığında yaşama şansının D.İ.E. Beklenen Ömür Yılı

Tablosuna göre 37.36yıl olduğu, eşinin yaşama şansının ise27.54yıl olduğu

varsayılarak yapılan hesaplamada, davalı idarenin kusur oranı dikkate

alındığında, K.B.nin destek kaybının 113.078,63 TL, İ.B.nin destek kaybının

7.914,71 TL, C.B.nin destek kaybının 10.394,46 TL, H.B.nin destek kaybının

19.597,66 TLtoplam destek kaybının 150.985,46 TL olarak hesaplandığının

görüldüğü, dosya içinde mevcut tüm bilgi ve belgeler ile raporların değerlendirilmesinden,

olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ve meydana gelen zararı tazminle

yükümlü olduğu sonucuna varıldığı, sonuç olarak, dava dosyasındaki bilgi ve

belgeler ile bilirkişi raporuna göre davacı için toplam 150.985,46 TL maddi

tazminatın, dava açm atarihi olan 02/12/2011 tarihinden itibaren işleyecek

yasal faiziyle birlikte hesaplanarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin

talebin reddine, manevi tazminat talebinin ise, 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ile terör eylemleri

veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara

uğrayan kişilerin, sadece maddi zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve

usullerin belirlendiği, manevi zararın tazminine yönelik herhangi düzenlemeye

yer verilmemiş ise de, Anayasamızın 125. maddesinin son fıkrasındaki; “İdare,

kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmü uyarınca,

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler ya da terör eylemleri

nedeniyle manevi zarara uğrayan kişilerin söz konusu zararlarının da tazmininin

gerekeceği ve manevi zararın tazmini talebiyle yapılan başvuruların genel

hükümlere göre değerlendirilmesi gerekeceğinin açık olduğu, idarenin hukuki

sorumluluğunun sadece kusur esasına, hizmet kusuru teorisine dayanmamakta

olduğu; idarenin, kusur koşulu aranmadan da sorumlu sayılabileceği, kural

olarak idarenin, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, nedensellik bağı

kurulabilen zararları tazminle yükümlü olduğu, ancak istisnaen, değişen ve

gelişen toplumsal ihtiyaçlara bağlı olarak yukarıda anılan Anayasa hükmünü

geniş yorumlamak suretiyle idarenin, faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle

yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zarar ile kamu görevlilerinin

kişisel kusurlarının ve hatta üçüncü kişilerin eylemlerinin doğurduğu zararları

da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerektiği, kollektif sorumluluk

anlayışına dayalı, sosyal risk adı verilen ilkenin, öğretide ve yargısal

içtihatlarla kabul edilmiş olduğu, ülkemizin belli bir yöresinde yoğunlaşan

terör eylemlerinin Devlete yönelik olduğu, devletin anayasal düzenini yıkmayı

amaçladığı, bu tür olayların zarar gören kişi ve kurumlara karşı kişisel

husumetten ileri gelmediği bilinmekte ve gözlenmekte olduğu, sözü edilen

eylemler nedeniyle zarara uğrayan, terör eylemlerine herhangi bir şekilde

katılmamış olan kişilerin kendi kusur ve eylemleri sonucu değil toplum içinde

ortaya çıkan olaylardan zarar gördüğü, başka bir deyişle toplumun birer parçası

olmak sıfatıyla zarar gören kişilerin belirtilen şekilde ortaya çıkan

zararlarının özel ve olağan dışı nitelikleri dikkate alınıp nedensellik bağı

aranmadan, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece

yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesine göre tazmininin gerektiği, esasen terör

olayları sonucu ortaya çıkan zararların idarece tazmininin, böylece topluma pay

edilmesinin hakkaniyet gereği olduğu gibi sosyal devlet ilkesine de uygun

düşeceği, uyuşmazlık konusu olayda, davalı idareye yüklenebilecek herhangi bir

hizmet kusuru bulunmadığı, ancak, terör olaylarının sık sık meydana geldiği bir

bölgede, Anayasal düzene, Devlete ve toplumun bütünlüğüne yönelik bulunan terör

eylemleri nedeniyle davacıların uğradığı manevi zararın genel güvenlik ve

asayişi sağlamak, toplumun can ve mal güvenliğini korumak, terör olaylarını

önlemekle yükümlü olan davalı idarece, sosyal risk ilkesi gereği tazmin

edilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı, bu durumda, davacıların oğlu /kardeşi

olan V.B.nin (Kararda sehven sadece bu şekilde yazılsa da ve 'davacıların eşi /

annesi N.B. ve oğlu/kardeşi V.B.nin de' vefat etmesi şeklinde anlaşılacağı

açıktır.) vefat etmesi nedeniyle ağır acı ve elem duyduklarının açık olduğu,

manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de dikkate

alındığında, uğradıkları manevi zarara karşılık; davacılardan müteveffanın eşi

/ babası olanK.B. için 50.000,00 TL,kardeşi / çocuğu İ.B. için25.000,00 TL,

kardeşi / çocuğu H.B. için25.000,00 TL, kardeşi / çocuğu C.B. için 25.000,00 TL

manevi tazminatın dava açma tarihi olan 02/12/2011 tarihinden itibaren

işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin

talebin reddine karar verilmiştir.

...

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY

Mahkeme Kararının manevi tazminat talebinin

kısmen kabulüne ilişkin kısmının incelenmesinden:

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai

kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun

49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen kararın belirtilen

kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri

kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Mahkeme kararının maddi tazminat

talebinin kabulüne ilişkin kısmının incelenmesinden:

Uyuşmazlık, 5233 sayılı Kanun'un

yürürlüğünden sonra gerçekleşen dava konusu olayda, karşılanması talep edilen

maddi zararın 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre genel tazminat hukuku

ilke ve kuralları kapsamında mı yoksa, 5233 sayılı Kanun'un kendi özel

düzenlemeleri kapsamında mı karşılanacağı hususundan doğmaktadır.

...

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Her ne kadar davacılar tarafından dava

konusu olay nedeniyle uğradığı maddi zararların genel tazminat hukuku ilkeleri

kapsamında hizmet kusuruna dayanılarak karşılanması gerektiği ileri sürülmüşse

de; 5233 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde de açıklandığı üzere anılan Kanunun

yürürlüğünden sonra meydana gelen ve idarenin kusur ya da kusursuz

sorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında da anılan Kanunun uygulanacağı ve

5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan

Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin, ''Yaralanma, engelli hale gelme

ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler'' başlıklı 21. maddesinde anılan hallerde

maddi zararların nasıl hesaplanıp karşılanacağının özel olarak düzenlendiği, bu

nedenle maddi zarar talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi

gerektiği açıktır. Anayasa Mahkemesince de yukarıda gerekçesine yer verilen

kararında; idare, hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk hallerinde meydana gelen

gerçek zarardan sorumlu olurken, sosyal risk ilkesinde sulh yoluyla ödenecek

tazminat miktarının yasa koyucu tarafından yasayla belirlenmesinin Anayasa’da

güvence altına alınan sorumluluk hukukunun temel ilkelerine aykırılık

oluşturmayacağı değerlendirmesinde bulunulmuştur.

Bu halde İdare Mahkemesince; olayın

terör olayı olması ve olayda idareyi kusurlandıracak herhangi bir ihbar,

istihbari bilgi ve belgenin bulunmadığı, idarenin kusurlu veya kusursuz

sorumluluk sebeplerinin olmadığı gözetilerek davanın maddi tazminata ilişkin

kısmının, sosyal risk ilkesinin kanunlaşmış hali olan 5233 sayılı Kanun

kapsamında hesap edilmesi gerekirken idarenin kusur sorumluluğuna dayanılarak

destekten yoksun kalma tazminatı ödenmesine karar verilmesinde hukuki isabet

görülmemiştir.

KARAR SONUCU

Açıklanan nedenlerle; ... kararının,

manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin kısmının ONANMASINA; maddi tazminatın

kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA..."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu; devletlerin vatandaşlarını koruma görevi

bulunduğunu, aynı saatler içinde üç farklı yerde ciddi boyutta patlamaların

gerçekleştiğini, bu büyüklükteki bir olayın istihbaratının önceden

alınamamasının kolluk kuvvetlerinin zafiyetini ve görevin gereği gibi yerine

getirilmediğini gösterdiğini, İdarelerin sorumluluğunun bulunduğunu belirterek

Anayasa'nın 17. ve 19. maddelerinde yer alan hakların ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

26. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

27. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve

adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal

engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli

şartları hazırlamaya çalışmaktır."

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Somut olayda başvurucu, terör saldırısı sonucu meydana gelen patlatmada

ağır şekilde yaralanmıştır. Eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliği olması

ile mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gözönünde bulundurulduğunda

başvurunun yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

29. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkını güvence altına alan

Anayasa'nın 17. maddesini Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirerek

devlete üç tür yükümlülük yükleyecek şekilde yorumlamış ve bu yükümlülüklerin

ihlal edilip edilmediğine ilişkin değerlendirmelerinde gözönüne alacağı

ilkeleri belirlemiştir. Bu yükümlülüklerden ilki kasıtlı ve hukuka aykırı

olarak öldürmeme yükümlülüğü (negatif yükümlülük), ikincisi her türlü tehlikeye

karşı bireylerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü (pozitif yükümlülüğün maddi

boyutu), üçüncüsü ise doğal olmayan her ölümle ilgili etkili soruşturma

yükümlülüğüdür (pozitif yükümlülüğün usule ilişkin boyutu). Bireysel başvurunun

yaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için kamu makamlarının yaşam

hakkının koruma alanına kasıtlı eylemleri veya ihmal suretiyle tezahür eden

eylemsizlikleri ile bir müdahalesinin gerçekleştiği iddia edilmelidir. Başka

bir anlatımla yaşam hakkı kapsamında yapılacak bir inceleme ancak yetkili

makamların kusura dayalı sorumluluğunun ileri sürüldüğü hâllerde söz konusudur.

Bir ölümden kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olunduğunun ileri

sürülmesi hâlinde ise bireysel başvurunun açıklanan gerekçelerle yaşam hakkı

kapsamında incelenebilmesi mümkün değildir (Aziz Biter ve diğerleri, B.

No: 2015/4603, 19/2/2019, §§ 58, 59).

30. Bu açıklamalar çerçevesinde somut başvuruya

bakıldığında başvurucunun şikâyet ettiği husus, meydana gelen patlama sonucunda

yaralanmasından gerekli istihbarat çalışmalarının yapılamaması nedeniyle

devletin sorumlu olduğuna dairdir. Başvurucunun şikâyetinin devletin koruma

yükümlülüğü kapsamında incelenmesi gerektiği açıktır.

31. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki

alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer

bireylerin hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma ödevi vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere

karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Ayrıca devlet, anılan yükümlülük kapsamında

bireyin yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve şiddetten korumalıdır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

32. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir

tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği

durumlarda kamu makamlarının makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle

insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar

değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate

alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak

şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

33. Somut olayda başvurucu; devletin, diğer bir deyişle

kamu görevlilerinin yaşamı korumak için makul ölçüler çerçevesinde idari

tedbirler alma konusunda ihmalkârlık yaptığını ileri sürmektedir ve bakılmakta

olan başvuruyu söz konusu olay nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü maddi ve

manevi zararların tazmini için genel hükümlere göre idari yargı mercilerinde

açtığı tam yargı davasının reddedilmesi üzerine yapmıştır.

34. Başvuruya konu uyuşmazlıkta Mahkeme, başvuruya

dayanak teşkil eden terör eyleminde başvurucunun hedef alınmadığını, söz konusu

olayın El Kaide terör örgütü bağlantılı olarak organize edilen bir eylem

olduğunu ve bireysel bir olay olan terör eylemine yönelik herhangi bir ihbarın

ya da istihbari bilginin idareye intikal etmediğini belirtmiştir. Ayrıca

zararın İdarelerden kaynaklanan bir sebepten değil üçüncü şahısların kusurundan

doğduğu sonucuna varmıştır (bkz. §§ 13, 14).

35. Buna göre kamu makamlarının bahsi geçen terör

eyleminden haberdar olduklarına yönelik herhangi bir bilginin bulunmaması ve

bazı durum ya da koşullarda terör eylemlerinin öngörülmesi ve engellenmesindeki

imkânsızlıklar gözönünde bulundurulduğunda mevcut olayda devletin kusurlu

sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmenin kamu makamları üzerinde aşırı yük

meydana getirecek bir yorum olacağı açıktır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Maddi ve

Manevi Tazminat Taleplerinin Reddedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; terör saldırısı nedeniyle meydana gelen

patlama sonucunda ağır şekilde yaralandığını, başlangıçta %10 oranında olan iş

gücü kaybının daha sonra artarak %45 oranına yaklaştığını ve sağ gözünün kalıcı

olarak görme yetisini kaybettiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca; zararında

idarenin sorumluluğunun bulunduğunu, sosyal risk ilkesi gereği idarenin önlemekle

yükümlü olduğu ama önleyemediği terörden kaynaklı zararları nedensellik bağı ve

kusur koşulu aranmadan karşılaması gerektiğinin yargısal içtihatlarda ve

doktrinde belirtildiğini, maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmemesi ve

davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Öte yandan açtığı davanın reddedilmesi sonucunda aleyhine toplam

5.230 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini, aleyhine hükmedilen söz konusu

vekâlet ücreti nedeniyle büyük zarara uğradığını da ifade etmiştir.

b. Değerlendirme

38. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Somut başvuruda

başvurucunun şikâyetlerinin özünü, maddi ve manevi zararlara yönelik tazminat

talebinin idare hukukunun genel hükümleri uyarınca incelenmemesi ve bu suretle

reddedilmesine ilişkin olduğundan şikâyet adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında

değerlendirilmiştir.

i. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

(1) Genel

İlkeler

41. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)

yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım

Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156,

20/4/2017, § 34).

42. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı

mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara

bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın

36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından

biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

43. Mahkemeye erişimi etkisiz kılacak ya da yargı yoluna

başvurmayı önemli ölçüde zorlaştırıcı veya caydırıcı nitelikte (AYM, E.2013/40,

K.2013/139, 28/11/2013) ya da kişinin mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız

hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim

Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 31).

44. Öte yandan bir tazminat veya tam yargı davasına konu

olan alacağa ilişkin mevzuat hükümleri kapsamında yürütülen yargılamada,

kişilerin taleplerini başlattıkları usulde hataya düşülerek incelemenin

yapılacağı mevzuat kaynaklarının daraltılmasının belirtilen anlamda dava

açılması ile ilgili bir kısıtlama olarak değerlendirilmesi ve bu müdahalenin

mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir (Emir Ağgül ve

diğerleri, B. No: 2014/16320, 21/11/2017, § 63).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

45. Somut olayda başvurucunun terör eyleminde patlatılan

bomba sonucunda yaralanması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine yönelik

idari başvurusunu ve ardından açtığı davasını 5233 sayılı Kanun kapsamında

değil tazminat hukukunun genel ilkelerine dayandırdığı açıktır.

46. Nitekim başvurucunun maddi ve manevi tazminat talebi

ilk derece mahkemesince önce tazminat hukukunun genel ilkelerine dayalı olarak

kısmen kabul edilerek tazminata hükmedilmiştir. İlerleyen süreçte Mahkemece

Danıştayın bozma kararına uyularak başvurucunun zararının İdarelerden

kaynaklanan bir sebepten değil üçüncü şahısların kusurundan doğduğu ve bu

nedenle kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca idarenin sorumluluğu

cihetine gitme olanağı bulunmadığı belirtilerek maddi ve manevi tazminat

istemine yönelik davanın reddine karar verilmiştir. Öte yandan kararda, davanın

reddedilmesinin idarenin 5233 sayılı Kanun'dan doğan sorumluluğunu ortadan

kaldırmayacağı ve başvurması hâlinde 5233 sayılı Kanun çerçevesinde ödenmesine

karar verilip henüz tahsil edilmeyen tutarın başvurucu tarafından

istenebileceği de belirtilmiştir (bkz. § 14).

47. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun’un

çıkarılış amacı “... terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı

yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla

karşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak bu yolla sonuç

alamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksız zenginleşme

aracı olarak kullanılmasının önlenmesi...” şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca

5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinin madde gerekçesinde “Zararların sulhen

karşılanması yöntemi ile mağdurların yargı yoluna gitmelerine gerek kalmaksızın

kısa sürede zararlarının giderilmesi amaçlanmıştır.” ifadesine yer

verilmiştir.

48. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 7. ve geçici 1.

maddelerinde geçen "maddi" sözcüğünün iptali istemiyle açılan

davada verilen kararda da Anayasa Mahkemesince, 5233 sayılı Kanun'un terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine

gerek kalmadan idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması

amacıyla hazırlanmış bir kanun olduğu belirtilmiş, Kanun'un bu yönüyle zarara

uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden

alternatif bir çözüm yöntemi getirdiği vurgulanmıştır. Ayrıca 5233 sayılı

Kanun'un idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem

veya eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan ancak terör ve terörle

mücadele sırasında meydana gelen zararların tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin

kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir kanun olduğu ifade edilmiş; 5233

sayılı Kanun'da yer alan sorumluluğun dayanağını kusursuz sorumluluğun bir türü

olan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi

oluşturduğu belirtilmiştir. 5233 sayılı Kanun'un idarenin kusursuz sorumluluk

alanını genişletmekle birlikte Kanun'un 12. maddesinde "sulh yoluyla

çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları

saklıdır" denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına

paralel bir düzenlemeye yer verildiği ve idarenin sorumluluk alanını daraltan

ya da idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm

içermediği değerlendirmesinde bulunulmuştur (bkz. § 20).

49. Anayasa Mahkemesinin anılan kararında belirtildiği

üzere idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari eylemlere karşı yargı

yolunu kapatan bir hüküm içermeyen 5233 sayılı Kanun, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören

kişilerin zararlarını en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanmasını ve bu

suretle yargı yoluna gidilmeksizin uyuşmazlığın alternatif bir yöntemle

çözümünü amaçlamaktadır. Buna karşın getirilen çözümü ve sulh teklifini kabul

etmeyen ya da 5233 sayılı Kanun'la öngörülen alternatif yönteme müracaat

etmeyen başvurucuların tazminat hukukunun genel ilkelerine göre dava açmalarına

ve davaların tazminat hukukunun genel ilkelerine göre incelenmesine yönelik ise

herhangi bir engel bulunmamaktadır.

50. Buna göre 5233 sayılı Kanun'un geçici maddelerinde

yer alan ve açıkça belirtilen dönemler dışında meydana gelen terör eylemleri

veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan

zararların tazmini isteminde mutlak olarak 5233 sayılı Kanun'da öngörülen

usulün işletilmesi gerekmemektedir.

51. Somut başvuruda tazminat hukukunun genel

prensiplerine göre açılan davada Mahkemece başvurucunun sosyal risk ilkesi

uyarınca tazmini gereken maddi ve manevi zararının bulunup bulunmadığı

hususunda hiçbir değerlendirmede bulunulmamış, bu suretle başvurucu açtığı

davayı tazminat hukukunun genel hükümlerine göre inceletme imkânından mahrum

bırakılmış ve bu durum başvurucunun mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir

müdahale oluşturmuştur.

52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

53. Öte yandan yeniden yapılacak yargılama üzerine

verilecek kararda tekrar değerlendirileceğinden başvurucunun aleyhine nispi

vekâlet ücretine hükmedildiği iddiasına yönelik inceleme yapılmasına gerek

görülmemiştir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

54. Başvurucu, davanın açıldığı tarihten kararın

kesinleştiği tarihe kadar yaklaşık 12 yıl geçtiğini ve makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

55. Bireysel başvuru sonrasında 25/7/2018 tarihli ve 7145

sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

56. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

57. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§

27-34) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolun başarı şansı sunan, yeterli giderim sağlama

kapasitesi bulunan, ulaşılabilir bir yol olduğunu tespit etmiştir. Bu

gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve

ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden

yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği

ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

58. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

61. Başvurucu, ihlallerin tespit edilmesi ile maddi ve

manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

62. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından

söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

64. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzügü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde,

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

65. İncelenen başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

66. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesine (30/4/2014 tarihli ve E.2013/2018,

K.2014/809 sayılı kararla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 8/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Selçuk KILIÇ Başvurucu : Adnan CEYLAN Vekili : Av. Hasan ERDEM

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/7302, 8 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. İlgili
  11. B. Anayasa
  12. C. Danıştay
  13. Hukuki Değerlendirme
  14. Karar Sonucu
  15. İnceleme Ve Gerekçe
  16. Maddi Olay
  17. Hukuki Değerlendirme
  18. Karar Sonucu
  19. V. İnceleme Ve
  20. Gerekçe
  21. A. Yaşam
  22. B. Adil
  23. C. 6216 Sayılı
  24. A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  25. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  26. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının
  27. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  28. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/7302
Tarih
8 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Ali Akar Başvurusu (B. No: 2017/21016)
  • Ragıp Cumhur Velibeyoğlu Başvurusu (B. No: 2017/34720)
  • Hüseyin Doğan Başvurusu (B. No: 2016/34610)
  • Abdulğani Orhan Başvurusu (B. No: 2017/22833)
  • Şevket Yirik Başvurusu (B. No: 2017/36503)
  • Ufuk Çorbacı Başvurusu (B. No: 2016/15118)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.