İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Alkan Başvurusu (B. No: 2013/8172)

1. Başvurucu, murisi tarafından

Başvuru No2013/8172Tarih18 Haziran 2014Okuma19 dk · 3.788 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ahmet Alkan Başvurusu

Karar tarihi
18 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/8172
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.788 kelime·19 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, murisi tarafından

19/12/2002 tarihinde Doğubayazıt Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali

ve tescil davasının reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını

belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 31/10/2013

tarihinde Doğubayazıt Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci

Bölüm Birinci Komisyonunca, 23/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Birinci Bölümün 9/1/2014

tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığınca,

7/2/2014 tarihli yazı ile görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru

formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun murisi, 19/12/2002 tarihinde Maliye Hazinesi

aleyhine Doğubayazıt Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, Doğubayazıt

ilçesi Çiftepınar mahallesi 198 ada 28 parsel

numaralı taşınmazın 40-50 yıldan beri zilyedi olduğunu, kadastro çalışmaları

sırasında taşınmazın Maliye Hazinesi adına tescil edildiğini ileri sürerek,

tescilin iptali ile adına tescilini talep etmiştir.

8. Yargılama sırasında davacının vefatı üzerine, mirasçıları

olarak başvurucu ile müşterekleri davaya devam etmişlerdir.

9. Mahkemece 16/3/2011 tarih ve E.2002/334, K.2011/144

sayılı kararla, “dava konusu parselin muris

Maruf Alkan’a ait iken sağlığında çocukları arasında yapılan taksim neticesinde

davacıların murisi Salih Alkan’a kaldığı, Salih Alkan’ın gözlerinin görmemesi

ve diğer sağlık sorunlarının bulunması sebebiyle taşınmazın Salih Alkan’ın nam

ve hesabına, kardeşi F.A. tarafından kullanıldığı, bu sebeple kadastro

tespitinde de sanki taşınmaz gerçekte F.A.’ya aitmiş

gibi değerlendirilerek anılan kişinin 100 dönümlük zilyetlik hakkının dolması

nedeniyle Hazine adına tescil edildiği, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve

tanık anlatımlarına göre taşınmazın 40 yılı aşkın bir süreden beri davacıların

murisinin zilyetliğinde bulunduğu, Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen

20 yıllık sürenin dolduğu” gerekçesiyle davanın kabulüne, 198 ada 28

parsel numaralı taşınmazın tapu kaydının iptaline ve Salih Alkan mirasçıları

adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

10. Temyiz üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 9/2/2012

tarih ve E.2011/3703, K.2012/664 sayılı ilamıyla, “198 ada 28 sayılı parselin esasen muris Maruf Alkan’a ait olduğu, aynı

ada 7 sayılı parsele revizyon gören tapu kaydının sabit sınırlı bulunmaması

nedeniyle miktar fazlasının 28 sayılı parsel adı altında taşlık niteliğiyle

Hazine adına yazıldığı, muris Maruf Alkan’ın oğlu F.A. tarafından 23.11.1970

tarihli harici satış senedine dayalı olarak kadastro tespitine itiraz davasını

açtığı, yukarıda da açıklandığı biçimde Maruf’a 198 ada 29 sayılı parsel ile

3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinin öngördüğü koşullar gereğince

belgesizden 100 dönüm kuru tarım arazisini alması nedeniyle ve bundan daha

fazla da alamayacağı gözetilerek kadastro mahkemesince davanın reddine karar

verildiği ve kesinleştiği anlaşılmaktadır. F.A.’nın

bu yeri açıklandığı biçimde kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayalı olarak alma

olanağının bulunmaması nedeniyle bu sefer eldeki dosyanın davacısı Salih Alkan

tarafından aynı yerle ilgili olarak kazanmayı sağlayan zilyetlik ve bağış

hukuksal sebebine dayalı olarak iptal ve tescil isteğinde bulunduğu

görülmektedir. Taşınmaz 23.11.1970 tarihli harici satış senediyle muris Maruf

tarafından oğlu F.A.’ya satılmış ise sağlığında bu

yeri ayrıca Salih’e bağışladığının kabulüne olanak bulunmadığından bu yöndeki

tanık beyanlarına değer verme olanağı da yoktur. F., 198 ada 29 sayılı parsel

ile 100 dönümlük yer almış bulunduğundan, 198 ada 28 parsel numaralı taşınmazı

alamayacağı anlaşılınca bu sefer de davacıların murisi Salih tarafından söz

konusu davanın açıldığı hususunda bir duraksamanın bulunmadığı da bir

gerçektir. Davacı Salih’in bu yöndeki davranışı hakkın kötüye kullanılması

niteliğinde olup TMK.’nın 2. maddesine aykırı düşer.

Dava konusu parselin toplam miktarı 138 hektar, 9718,75 (1389718,75) m2 büyüklüğünde

bir yerdir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde aynı kadastro

çalışma alanı içinde bir kişinin belgesizden edinebileceği taşınmaz miktarı

sulu toprakta kırk, kuru toprakta ise yüz dönüm olduğu halde, bu miktarın

üzerinde davanın (1389.718,75 m2’nin) kabulüne karar verilmesi de anılan madde

hükmüne aykırı bulunmaktadır. Şu halde, davanın

reddine karar verilmesi gerekirken, dosyaların kapsamlarıyla örtüşmeyen bir

gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş bulunması doğru değildir”

gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.

11. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 4/10/2012 tarih ve

E.2012/4494, K.2012/8504 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

12. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonunda 26/12/2012 tarih ve E.2012/403, K.2012/468 sayılı kararla; Yargıtay 8.

Hukuk Dairesinin bozma kararı ve tüm dosya kapsamına göre davanın reddine karar

verilmiştir.

13. Temyiz üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 11/4/2013

tarih ve E.2013/2744, K.2013/3593 sayılı ilamıyla; dosya içeriğine ve mahkemece

uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, yerinde görülmeyen

bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün

onanmasına karar verilmiştir.

14. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 23/9/2013 tarih ve

E.2013/8321, K.2013/8676 sayılı ilamıyla; dosya içeriğine, mahkeme kararında

belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, 18/6/1927

tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi

gereği reddedilmiştir.

15. Karar, 11/10/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu, 31/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

17. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

18. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespiti”

kenar başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan

ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40

ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız

en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi

veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”

19. 22/11/2001 tarih ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 715. maddesi şöyledir:

“Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin

hüküm ve tasarrufu altındadır.

Aksi

ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar

gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin

mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz.

Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması,

bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tabidir.”

20. 4721 sayılı Kanun’un 716.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe

dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel

hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması halinde hakimden,

mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 31/10/2013 tarih ve 2013/8172 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, uzun süredir zilyedi olduğu taşınmazın

kadastro çalışması sırasında Maliye Hazinesi adına tescil edildiğini, murisi

tarafından 19/12/2002 tarihinde açılan tapu iptali ve tescil davasında yapılan

yargılama sonunda 16/3/2011 tarihinde davanın kabulüne karar verildiğini,

temyiz üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince hükmün bozulduğunu, Mahkemece

direnme kararı verilmesi gerekirken bozma kararına uyulduğunu ve davanın

reddedildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesince hukuki durumun

yeterince incelenmediğini, kararların yetersiz gerekçelere dayalı olduğunu,

taşınmazın dedelerinden kaldığını, ancak davacı olan babasının gözlerinin

görmemesi nedeniyle amcası F.A.’nın dedesinden

kendisine düşen taşınmazı adına tespit ettirdiğini, amcasının dava konusu yerde

herhangi bir hakkının bulunmadığını, amcası F.A.’nın

kötü niyeti nedeniyle haklarını alamadıklarını, F. A. tarafından açılan davalar

sonucunda verilen kararların kendileri açısından bağlayıcı olmayacağını, adil

olmayan gerekçelerle davanın reddedildiğini, benzer davalarda farklı kararlar

verildiğini ve makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, mülkiyet ve

adil yargılanma hakları ile kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,

murisi tarafından Doğubayazıt Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın reddine

karar verilmesinin mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile eşitlik ilkesini

ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun

ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ile Mahkemece verilen

kararın adil olup olmamasına ilişkin olduğundan, bu iddialar yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.

Başvurucunun, gerekçeli karar hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlali

iddiaları ise ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucunun

Adil Olmadığı İddiası Yönünden

24. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

25. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

27. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

28. Başvuru konusu olayda

başvurucu, murisi tarafından Maliye Hazinesi aleyhine Doğubayazıt Asliye Hukuk

Mahkemesinde açılan dava sonunda verilen, davanın kabulüne dair kararın temyizi

üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince hükmün bozulduğunu, Mahkemece direnme

kararı verilmesi gerekirken bozma kararına uyulmasına karar verildiğini ve

davanın reddedildiğini, taşınmazın dedelerinden kaldığını, ancak davacı olan

babasının gözlerinin görmemesi nedeniyle amcasının taşınmazı kendi adına tespit

ettirdiğini, halbuki amcasının dava konusu yerde herhangi bir hakkının

bulunmadığını, adil olmayan gerekçelerle davanın reddedildiğini, benzer

davalarda farklı kararlar verildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Başvurucunun murisi

tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasında Mahkemece 16/3/2011 tarihinde

davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk

Dairesinin 9/2/2012 tarihli ilamıyla, başvurucunun murisinin kardeşi ile olan

ilişkisi, aynı taşınmaza yönelik olarak murisin kardeşi tarafından açılan ve

reddedilen dava dosyası, başvurucunun murisi ile murisin kardeşinin

dayandıkları tapu kayıtları ve taşınmazın büyüklüğü dikkate alınarak davanın

reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve

hüküm bozulmuştur.

30. Karar düzeltme isteminin

aynı Daire tarafından reddedilmesi üzerine Mahkemece dava dosyası yeniden esasa

kaydedilmiş ve Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak, bu

gerekçeler doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.

31. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

32. Başvurucu, yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi

delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan

delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkemenin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilememiştir.

33. Açıklanan nedenlerle, başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve

derece mahkemesi kararının bariz takdir hatası içermediği anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

34. Başvurucu, ilk derece

mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

35. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır.”

36. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

37. Derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Ancak ileri

sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

halinde, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir.

Böyle bir durumda dahi ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli olabilir

(B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

38. Öte yandan, temyiz

mercilerinin yargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya

aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

39. Somut olayda Mahkemece,

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilamında belirtilen hususlar ve tüm dosya

kapsamı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 12).

Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve

bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltme istemi

reddedilmiştir (bkz. § §13, 14). Dolayısıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtay

kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

40. Açıklanan nedenlerle;

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası Yönünden

41. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

42. Başvurucu, murisi tarafından 19/12/2002 tarihinde

Doğubayazıt Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescil davasına

ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

43. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

44. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

45. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

46. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar

ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek

olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının

makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

47. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

48. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

49. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, kadastro tespiti

sırasında Maliye Hazinesi adına tespit ve tapuya tescil edilen taşınmazın tapu

kaydının iptali ile başvurucunun murisi adına tescili istemine ilişkin davada,

6100 sayılı Kanun’larda yer alan usul hükümlerine

göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

50. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde gözardı

edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru

açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

51. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§41-45).

52. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi

değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha

etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

53. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

54. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından

19/12/2002 tarihidir.

55. Başvuruya konu dava,

başvurucunun miras bırakanından intikalle takip etmekte olduğu bir uyuşmazlık

olup, bu yönüyle makul süre değerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin

başlangıç anı, mirasçının yargılamaya katıldığı an değil, somut olayda muris

açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anıdır (B. No:

2013/1115, 5/12/2013, § 51).

56. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde dikkate alınacak süre, 23/9/2012

tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren

geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

57. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 52).

58. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusu, Doğubayazıt ilçesinde yapılan kadastro çalışması sırasında

Maliye Hazinesi adına tespit ve tapuya tescil edilen taşınmazın tapu kaydının

iptali ile başvurucunun murisi adına tapuya tescili istemine ilişkin olduğu,

Mahkemece 19/12/2002 havale tarihli dilekçe ile yargılamasına başlanıldığı

anlaşılan davanın tensip zaptının tanzimi sonrasında, yargılama sürecinde birçok

duruşma yapıldığı ve belirtilen celseler arasında genellikle iki aylık

sürelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.

59. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden, Mahkemece ilk

duruşmada tarafların delillerinin toplanmasına karar verildiği, Tapu Sicil Müdürlüğünden

tapu kayıtlarının tüm tedavülleriyle beraber talep edildiği, Doğubayazıt

Kadastro Mahkemesinin 1990/84 esas sayılı dava dosyasının incelendiği, tüm

delillerin toplanmasından sonra 11/5/2004 tarihli duruşmada keşif yapılmasına

karar verildiği, keşfin ancak 24/12/2010 tarihinde gerçekleştirilebildiği

belirlenmiştir. Yargılama sürecinde Mahkemece birçok defa dosyanın incelemeye

alındığı ve bu sebeple duruşmaların ertelendiği anlaşılmaktadır.

60. Keşif ara kararlarının müracaat yokluğu, hava şartları,

bilirkişi temin edilememesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği ve bu

uygulamanın davada yer alan taraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın

uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda

verilen bir kısım keşif ara kararlarından dönülerek tekrar delil toplandığı,

yeniden mahalli bilirkişi isim listesi oluşturulmaya çalışıldığı görülmektedir.

61. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

yargılamanın gerek taşınmazın büyüklüğü gerekse keşif ve bilirkişi incelemesi

gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip

olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde

yazılı yargılama usulünde tatbiki gereken yargılamayı hızlandırıcı niteliğe

sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilen ara kararların

birçoğunda yapılması gereken işlemlerin uzun sürelerle, müracaat yokluğu ve

masraf ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.

62. Yargılama sırasında 4/10/2006 tarihinde başvurucunun

murisinin vefat ettiği, murisin eşi ve çocuklarının, mirasçı olarak yargılamaya

devam ettikleri anlaşılmıştır.

63. Mahkemece, keşfin yapılmasından ve bilirkişi raporlarının

alınmasından sonra, 16/3/2011 tarihinde davanın kabulüne ve taşınmazın

mirasçılar adlarına hisseleri oranında tapuya tesciline karar verilmiştir.

Davalının temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 9/2/2012 tarihli

ilamıyla hüküm bozulmuştur. Karar düzeltme isteminin aynı daire tarafından

4/10/2012 tarihinde reddedilmesi üzerine, Mahkemece bozma kararına uyularak ilk

duruşma tarihi olan 26/12/2012 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.

Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 11/4/2013 tarihli

ilamıyla hüküm onanmış, karar düzeltme isteminin reddedildiği 23/9/2013

tarihinde, hüküm kesinleşmiştir.

64. Yargılama sürecinde başvurucu vekili tarafından farklı

duruşmalarda mazeret dilekçeleri verildiği anlaşılmışsa da bu duruşmaların bir

kısmında da farklı ara kararların beklenmesine karar verildiği için

yargılamanın uzamasına sebep olunmadığı, üç duruşmada başvuru vekilinin

mazereti nedeniyle duruşmanın ertelendiği belirlenmiştir. Yine Mahkemece keşif

kararı verilmesinden sonra keşif yapılamadığı ve yargılama sürecinde mahalli

bilirkişi isim listesinin belirlenmesi için Kaymakamlık makamına müzekkere

yazılmasına karar verildiği ve masrafın başvurucu vekilinden alınmasına

hükmedildiği, masraf yatırılmadığı için müzekkere yazılmadığı, ancak aynı

duruşmaların bir kısmında keşif kararı da verildiği anlaşılmıştır. Mahalli

bilirkişilerin tespiti amacıyla müzekkere yazılmasına karar verildiği ve

başvurucu tarafından masraf yatırılmadığı halde, Mahkemece usul hükümlerinin

uygulanmadığı ve başvurucuya kesin süre verilmediği belirlenmiştir.

65. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayı

geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında

taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama

makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak

suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,

taraf vekillerince muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmekle

birlikte, yargılamada uyulması gereken özel usul hükümleri dikkate alındığında,

başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu

tespit edilememiştir.

66. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle

icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

bir niteliğe sahip olduğunu göstermekle birlikte, davaya bütün olarak

bakıldığında yaklaşık on bir yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

67. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

68. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasını veya uygun bir

tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

69. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

70. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde de

bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği

tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar

arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

71. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık

on bir yıllık yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun yargılama

faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında ve yargılamayı diğer mirasçılarla birlikte

murisinden intikalle takip etmekte olduğu dikkate alınarak, başvurucuya takdiren 1.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

72. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın

sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya 1.000,00 TL tazminat ödenmesine,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

18/6/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Ahmet ALKAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8172, 18 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan yargılama
  16. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Kaleli
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8172
Tarih
18 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Burhan İsmailoğlu Başvurusu (B. No: 2012/349)
  • Hasip Kaplan Başvurusu (B. No: 2013/4681)
  • Haşim Çelik Başvurusu (B. No: 2014/433)
  • Sino Kaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3839)
  • Süleyman Coşkun Başvurusu (B. No: 2014/1586)
  • Abdullah Doğtaş Başvurusu (B. No: 2012/1123)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.