İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Karadavut Başvurusu (B. No: 2016/67813)

1. Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar

Başvuru No2016/67813Tarih18 Temmuz 2019Okuma36 dk · 7.202 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ahmet Karadavut Başvurusu

Karar tarihi
18 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/67813
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.202 kelime·36 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar

kapsamındaki gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması,

tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh ceza

hâkimliklerince karara bağlanması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,

tutukluluk ve itiraz incelemelerinin duruşmalı incelenip karara bağlanmaması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yetkili olmayan soruşturma

mercileri tarafından verilen kararlar uyarınca konutta ve işyerinde arama

yapılması nedeniyle özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının;

meslekten çıkarılma ve el koyma kararları nedeniyle mülkiyet hakkının, isnat

edilen suçlara ilişkin somut olguların gösterilmemesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar

nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan

ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

8. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme

(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri

uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya

kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek

Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.

9. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

10. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

11. Başvurucu 10/1/2010 tarihinde Hâkimler ve Savcılar Kurulunca

(HSK) Yargıtay üyeliğine seçilmiş, 6. ve 13. Ceza Dairelerinde

görevlendirilmiştir. Soruşturma sürecinde ise başvurucunun meslekten

çıkarılmasına karar verilmiştir.

12. Darbe teşebbüsü sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının 16/7/2016

tarihli yazılı talimatıyla "Türkiye

genelinde hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek

suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullah[çı] Terör Örgütlenmesi

üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimali bulunduğu"

gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasının sağlanması amacıyla yakalanmasına,

gözaltına alınmasına, konutu, aracı ve işyerinde arama yapılmasına karar

verilmiştir.

13. Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce başvurucunun

konutu, işyeri ve aracında arama yapılmış ve suç delili olabileceği

değerlendirilen bazı dijital materyallere (laptop, haricî hard disk, disket, flash disk, CD ve bilgisayar kasası gibi) el konulmuş;

başvurucu 21/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

14. Başvurucu 22/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade alma işlemi sırasında

başvurucuya FETÖ/PDY ile bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya yönelik

sorular yöneltilmiştir. Bu kapsamda FETÖ/PDY'ye ait

evlerde, yurtlarda kalıp kalmadığı, himmet verip vermediği, Bank Asya'ya para

yatırıp yatırmadığı, yurt dışı gezilerine katılıp katılmadığı, Adalet Akademisi

sınav komisyonlarında ve soru hazırlayan komisyonlarda görev alıp almadığı,

darbe girişimi sonrasında görev alıp almadığı sorulmuştur. Başvurucu susma

hakkını kullanmak istediğini beyan ederek sorulara cevap vermemiştir.

15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucuyu 22/7/2016

tarihinde, tutuklanması istemiyle Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya

veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak

suç[ların]dan

mevcutlu olarak gönderildiği" belirtilerek "atılı suçların CMK [Ceza Muhakemesi

Kanunu] 100/3-a-11 maddesinde tutuklama

nedeni olarak gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra

kaçtıkları tespit edilmiş olup [başvurucunun da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin de kaçma şüphesinin bulunması,

delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edip

delilleri değiştirme ihtimallerinin olması, AİHM'nin [Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi] birden çok vermiş olduğu

kararlarında belirtildiği üzere şüphelilerin salıverilmeleri halinde adaletin

işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesinin veya başka suçlar

işleme tehlikesinin bulunması nedenlerine göre" tutuklanmasına

karar verilmesi istenmiştir.

16. Başvurucunun sorgusu Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinde aynı

gün yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii

de hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS)

aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu, sorgu sırasındaki ifadesinde özetle

soruşturmanın 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na göre

yürütülmesi gerektiğini, ortada suçüstü hâli ve suç bulunmadığını, silahlı

terör örgütüne üyelik suçlamasını kabul etmediğini belirtmiştir.

17. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği sorgu sonucunda başvurucunun

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.

Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheli(nin)

... üzerine atılı bulunan silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediğine

dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında somut

delillerin bulunması, şüphelinin kaçma ve delilleri karaıtma

ihtimali bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağından şüphelinin hakimliğimizin yetkisiz ve görevsiz olduğuna dair

talebinin şüpheliye isnat edilen suçların ağır cezayı gerektiren suç üstü

hallerinden olması nedeniyle CMK'nun 2/l-j, 2797

Sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46/1-son cümlesi gereği CMK'nun

100. maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. maddesindeki tutuklama

şartları kapsamında isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında

şüphelinin CMK.nun 101 maddeleri uyarınca

TUTUKLANMASINA ... [karar verildi.]"

18. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Ankara 1. Sulh

Ceza Hâkimliği 5/8/2016 tarihinde -Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin- anılan

tutuklama kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle itirazı

kesin olarak reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ankara 9.Sulh Ceza Hakimliği'nin 22/7/2016

tarih ve 2016/35 Sorgu sayılı tutuklama kararı, şüpheli Ahmet Karadavut'un sorgusu sırasında kayda alınan Segbis görüntüleri ve bu karara dayanak dosya kapsamının

incelenmesinde, Ankara 9.Sulh Ceza Hakimliği'nin 2016/35 Sorgu sayılı kararında

herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından itirazın reddine ...

[karar verildi]."

19. Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği 5/12/2016 tarihinde bir kısım şüphelilerin

ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine yaptığı inceleme sonunda

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir.

"...

Şüphelilerin dosya içeriğine göre silahlı

terör örgütü olan FETÖ/PDY üyesi olduklarına dair deliller bulunduğu, suçların

niteliği, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

olguların bulunması, şüphelilerin kaçma şüphesi altında olduğunu gösteren somut

olguların bulunması, şüphelilerin işlediği iddia edilen suçun henüz

tamamlanmadığı ve tamamlama yönünde ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini yıkmak

için faaliyetlerin devam ettiği şüphesi bulunduğu, bu terör örgütünün Türkiye

Cumhuriyet tarihinde görülen en tehlikeli terör örgütü olup, diğer terör

örgütlerini de yönlendirdiğinin değerlendirildiği, AİHM'nin Wemhoff/Almanya

kararında da belirtildiği üzere 'şüphelinin salıverilmesi halinde adaletin

işleyişine zarar verecek faaliyette bulunma tehlikesinin varlığı tutuklama

nedenidir' kararı da dikkate alınarak, delilleri yok etme gizleme değiştirme

ihtimalini gösteren olguların bulunması ve şüphelilere isnat edilen suçun

niteliği, atılı suçun CMK'nın 100/3. maddesinde

öngörülen suçlardan oluşu ve atılı suç ile tutuklama tedbirinin orantılı bir tedbir

niteliğini taşıması dikkate alınarak CMK 108. maddesi uyarınca tutukluluk

hallerinin devamına ... [karar verildi.]"

20. Başvurucu, anılan kararı 5/12/2016 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

21. Başvurucu 30/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

22. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun silahlı terör

örgütünü yönetme ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarını

işlediğinden bahisle hakkında kamu davasının açılması için Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına hitaben fezleke düzenlemiştir. Anılan fezlekede 15/7/2016

tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasında FETÖ/PDY'nin olduğu belirtilmiş; bu yapılanmaya mensup

oldukları, yapılanmanın emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettikleri

değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturma yapıldığına

değinilmiştir. Savcılık, darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine

dikkat çekerek ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hâlinin

mevcut olduğu sonucuna varmıştır. Fezlekede, bu durum dikkate alınarak

başvurucu hakkında genel hükümlere istinaden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir.

23. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 3/1/2018 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinde (ilk derece

mahkemesi sıfatıyla) kamu davası açılmıştır. FETÖ/PDY'ye

ve bu örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel bilgilerin yer aldığı iddianamede

başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair temel olarak Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının fezlekesindeki olgulara dayanılmıştır.

24. İddianamede, başvurucunun

FETÖ/PDY'nin yargıdaki yapılanmasında bilerek ve

isteyerek yer aldığına ilişkin olgulara dayanılmıştır. İddianamede genel

hükümlere göre soruşturma başlatıldığı, başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi

suç olması nedeniyle yakalanma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin oluştuğu

belirtilmiştir. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular

özetle şöyledir:

i. Eski Danıştay üyesi olan A.H. şüpheli sıfatıyla verdiği

ifadesinde özetle başvurucunun Fetullah Gülen cemaati

mensubu olduğunu belirtmiştir.

ii. Eski Yargıtay üyesi olan İ.D. şüpheli sıfatıyla verdiği

ifadesinde özetle başvurucuyu Ankara'ya geldikten sonra tanıdığını ve

kendisinin bu yapıya müzahir olduğunu belirtmiştir.

iii. B.E. (Eski Adalet Bakanlığı müsteşarı) başvurucuyu bu

yapıya mensup olanlar arasında saymışlardır.

iv. Ö.K. verdiği ifadesinde özetle başvurucunun cemaat mensubu

olduğunun söylendiğini ancak kendisiyle bire bir temasının olmadığını

belirtmiştir.

v. Eski HSK üyesi olan İ.O. şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde

özetle cemaat mensuplarının içinde yer aldığını düşünerek 2013 yılında Yargıtaydaki cemaat mensubu olmayan kişilerle yaptıkları

yemekli toplantıya başvurucuyu çağırmadıklarını belirtmiştir.

vi. Telefon sinyal bilgilerinin incelenmesi sonucunda yapılan

analize göre başvurucu ile örgütün sivil imamları ve ayrıca ByLock kullanıcıları oldukları

iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılan birçok kişiyle birden çok kez baz

hareketliliği içinde bulunduklarının tespit edildiği belirtilmiştir.

25. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...

Şüpheli Ahmet Karadavut'un

tanık beyanları, Hts kayıtları ile tüm dosya

kapsamından, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içerisinde yer aldığı, örgütün etkili

isimlerinden HSK eski Genel Sekreteri A.H. ile HSK eski üyesi ve Adalet

Bakanlığı eski müsteşarı B.E.nin ifadelerinde

şüphelinin örgüt üyesi olduğunun açıkça belirtildiği, yine Yargıtay eski üyesi İ.D.nin ifadesinde şüphelinin yapıya milzahir

oldugunun açıklandığı, daha önceki Kurul tarafindan Yargıtay üyesi seçilen şüphelinin, 2010 yılından

sonra seçilen yapıya mensup Yargıtay üyeleriyle birlikte hareket ettiği,

örgütün sivil ve yargı kanadında yer almaktan hakkında soruşturma ve yargılama

devam eden mensupları ile irtibatlı olup birlikte hareket ettiği, bu kapsamda

361682 ID nolu ByLock

kullanıcısı" Abdullah II kod adlı sivil imam Y.D., 57254 ID nolu ByLock kullanıcısı

"Arda' kod adlı sivil imam C.S., ...FETÖ/PDY üyesi eski yüksek yargı

mensupları ile 2014-2016 yılları arasında, değişik yer, tarih ve saatlerde baz

çakışması oluşacak şekilde, yakın zamarı

aralıklarında aynı yerde bulunduğu, ayrıca 363824 ID nolu

ByLock kullanıcısı sivil imam İ.Ö. ile 2014 yılında

Avanos, 38776 - 183547 ID nolu ByLock

kullanıcısı sivil imam E.Y. ile 2016 yılında Sakarya ilinde baz hareketliliği

olduğunun belirlendiği, örgüte ait iltisaklı kurumlarla bağlantısının

bulunduğu, gizliliğe riayet ederek örgütün amaçlan doğrultusunda süreklilik ve

çeşitlilik arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle örgüt ile organik bağ

içerisine girdiği anlaşılmıştır."

26. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 9/1/2018 tarihinde iddianamenin

kabulüne karar vermiş ve E.2018/14 sayılı dosya üzerinden kovuşturma

başlamıştır.

27. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 16/1/2018 tarihinde yaptığı tensip (duruşmaya hazırlık) incelemesi

sırasında başvurucunun tutukluluk durumunu da -duruşma yapmaksızın-

değerlendirmiş ve "... silahlı terör

örgütüne üye olma suçuna ilişkin tanık beyanları, dosya kapsamı ve mevcut delil

durumuna göre; sanığın atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesini

gösteren somut delillerin bulunduğu, örgütün yöneticilik ve üyeliği suçunun

faili pek çok kimsenin halen kaçak olduğu, işlenen suçlara dair delillerin toplanmaya

devam edilmekte olduğu hususları dikkate alındığında sanığın kaçma, saklanma ve

delilleri karartma şüphesi bulunduğu, müsnet suçun CMK'nın 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu,

suçun vasıf ve mahiyeti ile kanunda gösterilen ceza miktarları dikkate

alındığında verilen tutuklama tedbirinin ölçülü ve orantılı olduğu, bu aşamada

hükmedilecek adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, tutuklanmasından

sonra sanığın hukuki durumunda herhangi bir değişiklik de bulunmadığı ...

" gerekçesiyle tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir. Ayrıca başvurucu hakkındaki davanın ilk

duruşmasının "dosya sayısı ve iş

yoğunluğu da dikkate alınarak" 12/4/2018 tarihinde yapılması

kararlaştırılmıştır.

28. Mahkeme 12/4/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucunun

savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle görevi nedeniyle ve/veya

görevi esnasında işlediği iddia olunan bir suç olması nedeniyle dosyanın

-görevsizlik kararı verilerek- yargılamaya yetkili ve görevli Yargıtay Ceza

Genel Kuruluna gönderilmesi gerektiğini, ayrıca suçüstü hâlinin şartlarının

oluşmadığını, bu nedenle özel soruşturma usullerine uyulması gerektiğini, tanık

beyanlarının zanna dayalı olduğunu, kendisine sorulan ve sivil imam olduğu

belirtilen kişilerle bir araya gelmediğini, baz istasyonlarının kapsama

alanının çok geniş olduğunu, cep telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal

alması durumunda hiçbir zaman bir araya gelmediği kişilerle sanki aynı yerde

bulunmuş gibi yanlış bir değerlendirmeye neden olabileceğini, dolayısıyla HTS

kayıtlarının analizi sonucunda bir kısım örgüt üyeleriyle görüştüğü sonucuna

varılmasının doğru bir çıkarım olmadığını, örgüt lehine hiçbir karara imza

atmadığını, kendisine yöneltilen terör örgütüne üye olma suçunun oluşmadığını

ve suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.

29. Mahkeme, anılan duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına da karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"... silahlı terör örgütüne üye olma

suçunu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin bulunması ve yüklenen eylemin CMK'nın

100/3. maddesinde belirtilen suçlardan olması, suçun vasıf ve mahiyeti ile

kanunda gösterilen ceza miktarları dikkate alındığında verilen tutuklama

tedbirinin ölçülü ve orantılı olduğu, bu aşamada hükmedilecek adli kontrol

tedbirlerinin yetersiz kalacağı kanaatine varılması nedenleriyle tahliyeye

ilişkin taleplerin reddi tutukluluk halinin devamına ... [karar

verildi.]"

30. Mahkeme 8/8/2018 tarihinde yaptığı ikinci duruşmada

başvurucunun tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar vermiştir. Devam eden

yargılama sırasında 29/4/2019 tarihli duruşma başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararın ilgi

kısmı şöyledir:

" ...

Dosyaya intikal etmiş bulunan ve CMK' nın 217. madde çerçevesinde celselerde tartışılan tanık

beyanları ve dosya içeriğine göre, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün

yüksek yargıdaki yapılanması içinde bulunduğu, örgüt liderinin Devlet içerisine

sızma talimatı uyarınca hiyerarşik yapı içerisinde hareket ettiği, mahrem tavır

sergilediği, örgüt toplantılarına katıldığı ve himmet verdiği, bir hukukçu

olarak sonuçlarını öngörmesine rağmen örgütsel direktif ve aidiyet duygusu ile

hareket tarzını sürdürdüğü dikkate alınarak TCK 314/2 madde kapsamında terör

örgütü üyeliği suçunun sübut bulduğunun kabulü ile cezalandırılmasına karar

verilmesi yolunda tam bir vicdani kanaat oluşmuştur. "

31. Başvurucu verilen hükmü aynı tarihte temyiz etmiştir. Dava,

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Yargıtayda

derdesttir.

32. Öte yandan başvurucu kendisiyle ilgili olmayan Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının bir kararına atıfla kötü muamele yasağına ilişkin

başvuru yolunun bulunmadığını belirtmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

33. İlgili hukuk için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431,

28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu; yeterli havalandırma bulunmayan bir ortamda çok sayıda

kişiyle birlikte gözaltında tutulduğunu, bu sürede yeterli beslenme imkânının

kendisine verilmediğini, ters kelepçe takılarak adliyeye getirildiğini ve uzun

bir süre adliyede bu şekilde bekletildiğini, ceza infaz kurumu girişinde üst

araması yapılırken hakarete maruz kaldığını belirterek gözaltı sürecindeki bazı

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ve masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, gözaltı ve

devamında bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 17.

maddesi çerçevesinde kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerekir.

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

39. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

40. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı

koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki

iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan

itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi

olduğu görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 249).

41. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere iletmeden,

hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini, çözüme

kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunduğu anlaşılmaktadır.

42. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının bir kararına

atıfla (5/10/2016 tarihli ve 2016/134826 Sor. sayılı

karar) şikâyetleri yönünden bir iç hukuk yolunun bulunmadığını ileri sürmüş ise

de söz konusu kararda "iddiaların genel

ve soyut nitelikte olması ve ciddi bulgu ve belgelere dayanmaması"

gerekçeleriyle şikâyetin işleme konulmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla

başvurucunun ileri sürdüğü şikâyetleri üzerine verilmiş bir karar

bulunmamaktadır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu; soruşturma evresinde kendisine suçlamalara

ilişkin genel sorular yöneltildiğini, hakkındaki somut isnatların ve delillerin

açıklanmadığını, böylelikle suçlamalara ve bunların dayanaklarına karşı savunma

yapma imkânının kısıtlandığını, gözaltına alındığı andan itibaren kendi

avukatını seçmesine ve istediği avukat ile savunma yapmasına izin

verilmediğini, müdafii ile görüşmesinin teknik kayda

alınmasıyla savunma yapma imkânının elinden aldığını, böylece silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

45. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

46. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır.

Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla

başvurucu hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun

başvuru formunda dile getirdiği bu tür şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında

temyiz aşamalarında ileri sürebilme, bu aşamalarda inceletme imkânı

bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve temyiz süreçleri

beklenmeden soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin

başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata Saygı ve

Konut Dokunulmazlığı Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu -Yargıtay üyesi olarak- hakkında Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu itibarla

görevsiz mercilerce verilmiş arama kararına dayanılarak konutunda ve işyerinde

arama yapıldığını belirterek özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

49. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin

maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması

gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§21-46).

50. Somut olayda soruşturma mercii tarafından verilmiş arama

kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır.

Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin, suç

delillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

51. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir

hukuki düzenlemeye dayanmakta olup başvurucuya da itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka

tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen koruma tedbirinin

durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak

bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

52. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

53. Başvurunun özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı

haklarına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun bulunması gerektiği

değerlendirilmiştir.

D. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu; haksız olarak meslekten çıkarılması, görevli ve

yetkili olmayan merci tarafından yapılan elkoyma

işlemleri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

55. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

56. 27/1/2017 tarihli 29957 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de (KHK), 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası

kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına

karar verilenlerin kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk

derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilecekleri

ve bu kişilerden daha önce dava açmış olanların idare mahkemelerinde derdest

olan veya karar verilen dosyalarının Danıştaya

gönderileceği hükme bağlanmıştır (bkz § 33).

Böylelikle 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi kapsamında meslekten çıkarılan yargı

mensuplarının bu karara karşı Danıştayda dava

açabilecekleri açıkça belirtilmiş ve anılan uyuşmazlıkların çözümünde idari

yargıda hangi yargı yerinin görevli olduğuna yönelik uygulamada yaşanan

tereddütler giderilmiştir. Daha önce açılan davalar yönünden de geçiş hükümleri

ihdas edilmiştir (Murat Hikmet Çakmakçı,

B. No: 2016/35094, 15/2/2017, § 27; Hacı

Osman Kaya, B. No: 2016/41934, 16/2/2017, § 28).

57. Buna göre 685 sayılı KHK ile belirginleştirilen dava yolunun

başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir yargı yolu

olduğu ve bu başvuru yolu tüketilmeden başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Murat Hikmet Çakmakçı, § 28; Hacı Osman Kaya, § 29). Ayrıca başvuru

formu ve ekleri incelendiğinde somut olayda başvurucunun mal varlığına haksız

olarak tedbir konulmasına dair iddialarını ileri sürebileceği itiraz olağan kanun yolunu tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmaktadır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Gözaltına Almanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu, suç şüphesi olmaksızın görevli ve yetkili olmayan

savcılık tarafından gözaltına alınması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

60. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

61. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

62. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

63. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

64. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasında

uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de bu

sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan

(2), §§ 84-93).

65. Başvurucu, ayrıca görevli ve yetkili olmayan savcılık

tarafından yakalama işlemi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiş ise de hakkında herhangi bir şekilde yakalama işlemi

uygulanmamıştır.

66. Somut olayda başvurucu yönünden gözaltı tedbirinin hukuki

olmadığına ilişkin iddiayla ilgili olarak yukarıda anılan kararlarda varılan

sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

68. Başvurucu; tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamaya

neden olabilecek hiçbir maddi olgunun kararda gösterilmediğini, tutuklama

kararının gerekçesiz olduğunu ve tutuklama kararında adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığının açıklanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

69. Başvurucu ayrıca darbe teşebbüsüyle veya örgütle bir

ilgisinin bulunmadığını, olayda kendisi yönünden suçüstü hâlinin mevcut olmadığını,

bu nedenle yapılacak bir soruşturmanın 2797 sayılı Kanun'a göre Yargıtay

Birinci Başkanlık Kurulunca yürütülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

70. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

71. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

72. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

73. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.

Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

74. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

75. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

76. Genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez, §§ 99-104.

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

77. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla

yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

78.

Diğer taraftan başvurucu, Yargıtay üyeleri ile ilgili öngörülen usule ilişkin

güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin görevli ve yetkili olmayan mahkemece

tutuklandığını iddia etmektedir.

79. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez kararında; Yargıtay üyesi olan bir başvurucunun benzer

şikâyetini değerlendirmiş ve bir kısım Yargıtay içtihatlarına da atıf yaparak

başvurucu açısından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu gerekçesiyle

tutuklamanın ilgili mevzuata uygun olduğu ve kanuni dayanağının var olduğu

sonucuna varmıştır (Salih Sönmez,

§§ 107-121). Somut olay incelendiğinde Anayasa Mahkemenin Salih Sönmez kararı, bu kararda atıf

yapılan Yargıtay içtihatları ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve

ertesi gün de devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması akabinde gözaltına

alınıp darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı

makamlarınca silahlı terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma

suçundan tutuklanması birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen

silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu

yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki

temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (aynı yöndeki

değerlendirme için bkz. Alparslan Altan

[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 128; Erdal

Tercan [GK], B. No:

2016/15637, 12/4/2018, § 145; Adem Türkel,

B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 53-59).

80. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun Yargıtay

üyesi olması nedeniyle 2797 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

81. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

82. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilen

silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir

(bkz. § 17). Tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararda da tutuklama kararı

veren hâkimlik kararına atıf

yapılarak başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden isnat edilen

suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 19).

83. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun

isnat edilen suçu işlediğine dair delil olarak tanık beyanlarına ve kullandığı

telefonun HTS kayıtlarına göre silahlı terör örgütü sivil imamları olduğu

değerlendirilerek hakkında soruşturma başlatılan ve ByLock kullanıcısı oldukları

belirtilen kişilerle oluşan baz hareketliliğine değinilmiştir (bkz. § 25).

84. Soruşturmada, FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan A.H., İ.D.,

Ö.K., İ.O. ve B.E.nin tanık olarak verdikleri

ifadelerinde başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya

mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir (bkz. § 24). Bu

itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin

bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan

bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75; benzer yöndeki karar için bkz. Metin

Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 58).

85. Soruşturma mercilerince başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY

yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran tanık

anlatımlarının ve ByLock

uygulaması kullanıcısı ve aynı zamanda sivil imam oldukları değerlendirilen

kişilerle baz hareketliliği bulunmasının somut olayın koşullarına göre suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî

olduğu söylenemez.

86. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

87. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı edilmemelidir.

88. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen ve suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da

FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78; Alparslan

Altan, § 140).

89. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi,

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79). Ayrıca Yargıtay üyesi olan

başvurucunun -konumu itibarıyla- deliller üzerinde etkide bulunmasının diğer

kişilere göre daha kolay olacağı yadsınamaz.

90. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 33) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 34; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

91. Somut olayda Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin

bulunmasına, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacak olmasına ve isnat

edilen suça göre tutuklamanın orantılı bir tedbir olmasına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 17). Ankara

1. Sulh Ceza Hâkimliği de aynı gerekçelerle başvurucunun tutuklamaya yönelik

itirazını reddetmiştir (bkz. § 18).

92. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 9., 5.

ve 6. Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Alparslan

Altan, § 144; Erdal Tercan; § 162).

93. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

94. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle

bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve

niteliği ile FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi

yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve

teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri de dikkate alındığında bu

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

95. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna

varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

96. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 9., 1. ve 8. Sulh Ceza Hâkimliklerinin isnat edilen suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

97. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

98. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

99. Başvurucu, gerekçesiz şekilde verilen kararlarla

tutukluluğun devam ettirildiğini ve makul sayılamayacak kadar uzun bir süredir

hürriyetinden yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

100. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin tutukluluğun makul

süreyi aşmasına ilişkin olduğu değerlendirilmiş ve bu şikâyetler Anayasa'nın

19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmiştir.

101. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

102. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

103. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/8/2018

tarihinde tahliyesine ve 29/4/2019 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen

başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

104. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

105. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararının

bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini, savunmasını

hazırlayamadığını ve iddia makamı ile eşit şartlarda bulunmadığını belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

106. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

107. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucuların bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

108. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda

başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip

bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve

diğerleri, §§ 168-176; Hidayet

Karaca, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

109.Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

110. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Tutuklamaya Karşı

İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

111. Başvurucu; tutuklama kararını ve tutukluluğa itirazın reddi

kararını veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız, tarafsız ve etkili bir

başvuru mercii olmadığını, bu nedenle tutuklamaya karşı etkili başvuru hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

112. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

113. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

114. Başvurucu, ayrıca tutukluluğa karşı yaptığı itirazın etkili

olmayan merci tarafından makul süre incelemesi aşılarak reddedildiğini iddia

etmiştir. Ancak buna ilişkin herhangi bir tarih ve mahkeme ismi zikretmemiş,

dolayısıyla bu şikâyetin soyut olarak yapıldığı anlaşılmıştır.

115. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

116. Başvurucu, tutukluluğa itiraz ile tutukluluk hâlinin gözden

geçirilmesine ilişkin incelemelerin dosya üzerinden değerlendirildiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

117. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

118. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

119. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

120. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih

Sönmez, §§ 166-177).

121. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 12/4/2018

tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu,

başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur

ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi

bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile

bağdaşmamaktadır.

122. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Gözaltının hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

6. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

7. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Tutuklamaya karşı itiraz hakkının etkin olarak

kullanılamamasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

18/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu

:

Ahmet

KARADAVUT

Vekili

:

Av. Gökhan

GÜNAYDIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/67813, 18 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kötü Muamele Yasağının
  11. B. Adil Yargılanma
  12. C. Özel Hayata Saygı ve
  13. D. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  14. B. No: 2016/35094, 15/2/2017, § 27; Hacı
  15. E. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  16. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  17. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  18. Gökcan
  19. Özgüldür
  20. Hakyemez
  21. Başpınar
  22. Karadavut
  23. Günaydın
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/67813
Tarih
18 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Resul Darama Başvurusu (B. No: 2018/251)
  • Ahmet Sevim Başvurusu (B. No: 2017/28000)
  • M.y. Başvurusu (B. No: 2015/18673)
  • Nurbay Taşımacılık Tekstil Gıda İthalat İhracat Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/7783)
  • Ayşe Gürsel Kaya ve Mehmet Kaya Başvurusu (B. No: 2016/78489)
  • Tanju Bozkurt Başvurusu (B. No: 2015/459)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.