İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Resul Darama Başvurusu (B. No: 2018/251)

1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun

Başvuru No2018/251Tarih18 Temmuz 2019Okuma31 dk · 6.124 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Resul Darama Başvurusu

Karar tarihi
18 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2018/251
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.124 kelime·31 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun

makul süreyi aşması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması, tutukluluğun devamı kararına itirazın sürüncemede

bırakılması, itiraz incelemesinde alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi, resen

yapılması gereken tutukluluk incelemelerinin yapılmaması ve soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 7/12/2017 ve 30/3/2018 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4 Komisyon tarafından 2018/9999 numaralı başvurunun aralarında

kişi yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2018/251 numaralı başvuru ile

birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Aynı kararla başvurucunun adli yardım

talebinin kabulüne de karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe

girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 51; Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

11. Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucunun

da aralarında bulunduğu bir kısım şüpheliler hakkında FETÖ/PDY'nin

Tekirdağ yapılanmasıyla bağlantılı olarak bir soruşturma başlatılmıştır.

12. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 4/8/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucunun ifadesi 8/8/2016 tarihinde Başsavcılıkça

alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucunun müdafii

de hazır bulunmuştur.İfade

tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat

edilen suçlamalar açıklanmıştır. Başvurucu savunmasında özetle şöyle beyanda

bulunmuştur:

"...Ben ne sebeple açığa alındığımı

bilmiyorum, Bank Asya'da çok eski yıllardan açılmış bir hesabım vardır, hesap

hareketlerim incelenebilir, çocuğum cemaatin kontrolündeki Feyza Okullarında

eğitim görmektedir, psikolojik rahatsızlıkları vardır bu sebeple 2012 yılında

başlattığımız bu okuldan çocuğumuzu alamadık, okulun taksitleri Bank Asya

isimli finans kuruluşuna yattığı için hesabımız da aktiftir, kredi kartım

vardır ancak son yıllarda kullanmam, paramı çekmek istediğim zaman alamayınca

da bireysel emeklilik sistemine aktardım, 2013 yılına kadar Zaman Gazetesi

aboneliğim vardı, Sızıntı Dergisi almam, evimde Fetullah

Gülen'e ait kitaplar veya Sızıntı Dergileri olduğunu kabul etmiyorum, eşimin

çöpe attığını söylediği kitaplardan haberim yoktur. Aktif-Sen isimli sendikanın

cemaatin kontrolünde olup olmadığını bilmiyorum, sendikaya girdiğinden de

haberim yoktur, ben eğitim hayatım boyunca yatılı kaldığım dönemlerde Kredi

Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlarda kaldım liseyi de ailemin yanında okudum,

herhangi bir dershanesine devam etmedim, üniversite döneminde de cemaat

gruplarıyla bir ilişkim olmadı, 15 Temmuz 2016 tarihinde evdeydim, darbe

teşebbüsünü televizyonlardan öğrendim, evimde ele geçirilen dijital materyaller

ve bilgisayarlarda sadece bir Ipad kızımın arkadaşı Simay isimli çocuğa aittir, diğerleri bize aittir, cep

telefonlarımıza da el kondu, yapılan incelemede herhangi bir suç unsuru

materyale rastlanacağını sanmıyorum.

H.Y. isimli şahıs ben müdürken müdür yardımcısı

olarak aynı kurumda çalışıyordu, benden sonra da vekaleten bu görevi yürüttü,

bu şahısla ilgili sosyal medyadan bazı bilgilerinin çıktıları bana posta

marifetiyle isimsiz şekilde gönderildi, evrakların arasında kalmış, özel bir

amaçla ben bu bilgileri çıkarmadım, üzerime atılı suçlamayı kabul etmem,

herhangi bir örgüte üye değilim..."

14. Başsavcılık 8/8/2016 tarihinde başvurucuyu tutuklanması

talebiyle Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep

yazısının ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine

dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama

nedeninin bulunduğu anlaşılmakla; şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi

dikkate alınarak 5271 sayılı CMK'nın [Ceza

Muhakemesi Kanunu] 100. vd. maddeleri

uyarınca tutuklanmasına ...[karar

verilmesi talep olunur.]"

15. Savcılığın talep yazısının içeriği ve başvurucuya yönelik

suçlama sorgu işlemi öncesinde Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından

başvurucuya anlatılmıştır. Bu sırada başvurucunun avukatı hazır bulunmuştur.

Başvurucu, sorgu sırasında Başsavcılıktaki ifadesine benzer beyanlarda

bulunmuştur.

16. Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 8/8/2016 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

verilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheli Resul Darama'nın

üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunması, dosyada mevcut

diğer şüphelilerin ifade tutanakları, el koyma tutanakları, Tekirdağ Valiliği

Özel Kalem Müdürlüğünün 21/07/2016 tarihli görevden uzaklaştırma kararı, Bank

Asya'ya ait hesaplar, evinde yapılan aramada ortaya çıkan sahte askeri kimlik

kartı, basın kartı, şüphelinin savunması, Türkiye genelinde hükümeti devirmeye

ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edildiği ve bu suçu işleyen FETÖ/PDY

silahlı terör örgütüne üye olduğu değerlendirilerek soruşturma başlatılması

karşısında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir delillerin olması dikkate

alınarak şüpheli açısından adli kontrol koruma tedbirinin uygulanmasında

ölçülülük ilkesine uygun hareket edilmiş olacağından şüpheli hakkında silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan dolayı atılı suçun CMK 100/3 maddesinde

sayılan suçlardan olduğu, şüphelinin serbest bırakıldığında kaçacağı yönünde

şüphe uyandırdığı, ayrıca tanık beyanlarına etki edilebilme imkanının bulunması

dikkate alındığında adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağıve

verilmesi muhtemel ceza ile orantılı olduğu kanaatine varılmakla CMK nun 100 ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmasına...[karar

verildi.]"

17. Başvurucu 10/8/2016 tarihinde karara itiraz etmiş, Tekirdağ

1. Sulh Ceza Hâkimliğince 16/8/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine

karar verilmiştir.

18. Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliği 5/10/2017 tarihinde, Manisa Cumhuriyet

Başsavcılığının talebi üzerine başvurucunun da aralarında bulunduğu çok sayıda

şüphelinin tutukluluk durumunu incelemiş ve

"Şüpheliler ...Resul Darama, ...'ninüzerlerine

atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun niteliği, suçun işlediğine dair

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunması, dosyada

mevcut diğer şüphelilerin ifade tutanakları, el koyma tutanakları, görevden

uzaklaştırma kararı, Bank Asya'ya ait hesaplar, Türkiye genelinde hükümeti

devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edildiği ve bu suçu işleyen

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu değerlendirilerek soruşturma

başlatılması karşısında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir delillerin

olması dikkate alındığında şüphelilerin serbest bırakıldığında kaçacağı yönünde

şüphe uyandırdıkları,ayrıca tanık beyanlarına etki

edilebilme imkanlarının bulunması dikkate alındığında adli kontrol tedbirinin

yetersiz kalacağıve verilmesi muhtemel ceza ile

orantılı olduğu, tutuklama gerekçe ve nedenlerinde herhangi bir değişiklik

bulunmadığı..." şeklindeki gerekçeyle tutukluluğun devamına

karar vermiştir.

19. Başvurucu 13/10/2017 tarihinde tutukluluğun devamına ilişkin

karara itiraz etmiş, Tekirdağ 1. Sulh Ceza Hâkimliği 16/10/2017 tarihinde "Şüpheli Resul Darama hakkında üzerine atılı

silahlı terör örgütüne üye olma suçunun niteliği, suçun işlediğine dair

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunması, dosyada

mevcut diğer şüphelilerin ifade tutanakları, el koyma tutanakları, Bank Asya'ya

ait hesaplar, Türkiye genelinde hükümeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren

ilgaya teşebbüs edildiği ve bu suçu işleyen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye

olduğu değerlendirilerek soruşturma başlatılması karşısında kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösterir delillerin olması dikkate alındığında, şüphelinin

serbest bırakıldığında kaçacağı yönünde şüphe uyandırdığı ayrıca tanık

beyanlarına etki edilebilme imkanlarının bulunması dikkate alındığında adli

kontrol tedbirinin yetersiz kalacağıve verilmesi muhtemel

ceza ile orantılı olduğu, tutuklama gerekçe ve nedenlerinde herhangi bir

değişiklik bulunmadığı..." şeklindeki gerekçeyle itirazın kesin

olarak reddine karar vermiştir.

20. Başvurucu, anılan nihai kararın kendisine hâlen tebliğ

edilmediğini bildirerek -2018/251 sayılı başvuru yönünden- 7/12/2017 tarihinde

doğrudan bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. UYAP üzerinden yapılan incelemede anılan nihai kararın

başvurucuya tebliğ edildiğine dair bir kayda rastlanmamıştır.

22. Başsavcılığın 13/2/2018 tarihli iddianamesi ile başvurucunun

silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması

istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

23. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin

genel özelliklerine ve Tekirdağ yapılanmasına ilişkin birtakım açıklamalara

değinilmiştir. Sonrasında ise başvurucunun FETÖ/PDY yapılanmasında yer aldığına

ilişkin birtakım olgulara dayanılmıştır. Bunlar özetle şöyledir:

i. Başvurucu hakkında birtakım beyanlarda bulunan T.G., H.İ.T.,

E.A., K.Y., E.A., Y.A., İ.S. ve H.K. adlı kişilerin başvurucunun FETÖ/PDY'nin Tekirdağ yapılanması içinde yer aldığı yönünde

beyanlarda bulunduğu belirtilmiştir. Beyanların içeriği incelendiğinde;

başvurucunun sohbet toplantılarına katıldığı, çalıştığı kamu kurumunda FETÖ/PDY

adına faaliyetlerde bulunduğu, FETÖ/PDY tarafından Tekirdağ Aile ve Sosyal

Politikalar İl Müdürlüğünde müdürlük görevine getirildiği, FETÖ/PDY Tekirdağ

yapılanmasında memurlar ünitesinin mütevelli heyetinin başındaki kişi olduğu ve

bu sorumluluk kapsamında faaliyet yürüttüğü gibi hususlarda beyanlarda

bulunulduğu görülmektedir. Hatta K.Y. isimli şahıs, başvurucunun adını memurlar

ünitesinin mütevelli heyetinin başındaki kişi olarak ifade ettikten sonra

mütevelli heyetinde yer alan kişilerin sorumluluğuna ilişkin olarak "... mütevelli heyetindeki görevlilerin amacı sohbetlere

memur getirmek, sonrasında bu şahısları cemaate kazandırmak, Sızıntı Dergisine,

Zaman Gazetesine abone yapmak, burs toplamak, aynı şekilde kurban bağışı

yapmaktı..." şeklinde beyanlarda bulunmuştur (mütevelli heyet

kavramına ilişkin açıklamalar için bkz. Metin

Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 26).

ii. Başvurucunun FETÖ/PDY'nin finans

kuruluşu olduğu belirtilen Bank Asyadaki hesap

hareketlerinin örgüte destek mahiyetinde olduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda

başvurucunun Bank Asyada hesabının olduğu, bu

hesabında 31/12/2013 ile 24/12/2014 tarihleri arasında 34.883,00 TL'lik artış

olduğu belirtilmiştir (Bank Asyanın FETÖ/PDY ile

bağlantısı hususundaki açıklamalar için bkz. Metin

Evecen, §§ 26, 35).

iii. Başvurucunun HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda, FETÖ/PDY'nin tepe yöneticilerinden olan H.K. ile irtibat hâlinde

olduğu belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun 23/7/2016 tarihli ve 667 Sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile

kapatılan Gap Eğitim Gönüllüleri Derneğinin kurucusu

olduğu ileri sürülmüştür.

24. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...şüphelinin örgütün Tekirdağ

yapılanmasında üniteciler kısmında memur ünitesinden

sorumlu kişi olarak faaliyet yürüttüğü, bu kapsamda sohbet adı verilen örgütsel

toplantılar düzenlediği, örgüte yeni eleman kazandırma, örgüt üyelerinin örgüte

bağlılığını artırmaya yönelik faaliyet yürüttüğü ve Zaman Gazetesi aboneliği,

burs ve zekat toplama gibi faaliyetlerle örgüte gelir sağladığı, örgütün sözde

lideri olan Fethullah GÜLEN'in

25 Aralık 2013 tarihinde basına yansıyan çağrısına uyarak, Asya Katılım Bankası

(Bank Asya) isimli bankada bulunan mevcut hesabına para eklemek suretiyle örgüt

ile bağını ortaya koyduğu, örgütün tepe yöneticisi ile farklı tarihlerde

telefonla görüşmek suretiyle irtibat kurduğu, böylelikle örgüt üyesi olarak

faaliyet yürüttüğü tüm soruşturma kapsamından anlaşılmıştır..."

25. Tekirdağ 3. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 20/2/2018

tarihinde, iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/68 sayılı dosya

üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

26. Mahkeme 20/2/2018 tarihinde yaptığı tensip (duruşmaya

hazırlık) incelemesi sırasında başvurucunun tutukluluk durumunu da

değerlendirmiş ve "Sanık Resul Darama'nın

üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli

suç şüphesinin mevcut oluşu, mevcut delil durumu, tutuklu kaldığı sürenin

öngörülen ceza miktarı ile ölçülü olduğu, sanığın kaçma ihtimali ve adli

kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı..." gerekçesiyle

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

27. Başvurucu 12/3/2018 tarihinde bu karara itiraz etmiş,

Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesince 14/3/2018 tarihinde itirazın kesin olarak

reddine karar verilmiştir.

28. Başvurucu, anılan kararı 20/3/2018 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

29. Başvurucu -2018/9999 sayılı başvuru yönünden- 30/3/2018

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

30. Yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 5/3/2019 tarihli

kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 1 ay 15

gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Aynı kararla

başvurucunun tahliyesine de karar verilmiştir.

31. Hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın istinaf incelemesi devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. İlgili hukuk için bkz. Salih

Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında

verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

34. Başvurucu; tutuklama kararında belirtilen ve tutuklamaya

dayanak alınan olgularda kendisine somut bir isnatta bulunulmadığını, somut

olayın koşullarında delil karartma ihtimalinin ve kaçma şüphesinin

bulunmadığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığını, tutuklama kararının ve

tutukluğa itiraz üzerine verilen kararın gerekçesiz olduğunu ve adli kontrol

uygulamasının neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

ilgili makamların tutuklamaya ilişkin ilgili ve yeterli gerekçe gösterdiği, bu

gerekçeler kapsamında başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun

savunulamayacağı belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

36. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

38. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti

ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile

üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

40. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklerle

ilgili güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın

olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

41. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Genel İlkeler

42. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, §§

47-52.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

43. Başvurucu, Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 8/8/2016

tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

44. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün ardındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

Tekirdağ yapılanması içinde yer aldığı iddiasıyla yürütülen bir soruşturma

(bkz. § 11) kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır (bkz. § 16). Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

45. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

46. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında ve iddianamede;

başvurucunun FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair tanık

anlatımlarına, Bank Asya hesabındaki para hareketliliğine, 667 sayılı KHK ile

kapatılan Gap Eğitim Gönüllüleri Derneğinin kurucusu

olmasına ve FETÖ/PDY'nin tepe yöneticilerinden bir

kişiyle olan irtibatına dayanılmıştır (bkz. §§ 16, 23).

47. İddianamede; bir kısım kişilerin verdikleri ifadelerde,

başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup

olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir (bkz. § 23). Söz konusu

tanık anlatımları yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri ihtiva etmekte ve bu

anlamda yargı makamlarına denetim yaparak söz konusu beyanları doğrulama ya da

çürütme imkânı tanımaktadır. Bu doğrultuda başvurucunun tutuklanmasında söz

konusu tanık anlatımlarının yargı makamlarınca kuvvetli bir belirti olarak

kabul edilmesi yönündeki değerlendirmelerinin keyfî ya da temelsiz olduğu

söylenemeyecektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Metin Evecen, § 58; Recep

Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43). Nitekim Anayasa

Mahkemesi Selçuk Özdemir başvurusunda;

FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak

görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75).

48.Soruşturma mercilerince ayrıca başvurucunun Bank Asya

hesabında 31/12/2013 ile 24/12/2014 tarihleri arasında para artışının olduğu

tespit edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY'nin

mali kaynağını oluşturduğu ve örgüte bu yolla gelir sağladığı tespit edilen

Bank Asyaya örgüt liderinin ve yöneticilerinin

çağrıları üzerine para yatırılmasının somut olayın koşullarına göre suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî

olmayacağını kabul etmektedir (Metin Evecen,

§ 58). Buna göre soruşturma makamlarınca ve/veya tutuklama tedbirine karar

veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun örgütün mali

kaynağını oluşturan ve bu yolla gelir elde ettiği Bankadaki para artışının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan Bankanın

durumu itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez.

49. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını

doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

50. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

51. Somut olayda Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan katalog suçlar arasında olmasına, suça ilişkin kanunda öngörülen

yaptırımın ağırlığına göre tutuklamanın ölçülü olmasına, kaçma ve delillerin

karartılması tehlikesine, adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 16).

52. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78; Alparslan

Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 140).

53. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi,

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79).

54. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 32) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 32; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

55. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Tekirdağ 2.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

56. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

57. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY'yle

bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri de -gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi-

dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

58. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçlar için

öngörülen cezanın miktarını da gözönünde tutarak

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 16) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

60. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde)

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15.

maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

B. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

61. Başvurucu; tutukluluğun devamına ilişkin kararların

gerekçeden yoksun olduğunu, bu kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara

dayalı olarak açıklanmadığını, kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadan

makul, ilgili ve yeterli olmayan gerekçelerle tutukluluğunun hukuka aykırı

olarak devam ettirildiğini,tutukluluğunun

infaza dönüştüğünü belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

62. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkında verilen tutukluluğa

ilişkin tüm kararlarda gösterilen gerekçeler incelendiğinde başvurucunun

tutukluluğunun keyfî olarak devam ettirildiğinin savunulamayacağı

belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

63. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

64. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Somut olayda ihlal iddialarının özü itibarıyla tutukluluğun uzun

sürmesine ve yargılamanın tutuklu devam ettirilmesine yönelik olduğu

anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.

65. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

67. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

68. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

69. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 5/3/2019

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme

Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

71. Başvurucu, tutuklama kararı üzerinden 17 aydan fazla bir

süre geçmesine rağmen bütün tutukluluk incelemelerinin dosya üzerinden

yapıldığını, tutukluluk incelemeleri sırasında duruşma yapılmadığı için itirazlarını

etkin bir şekilde dile getiremediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

72. Bakanlık bu şikâyet yönünden görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

73. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

74. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

75. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

76. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez kararında tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılması

ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının

başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağı ve serbest kalması

sonucunu doğurmayacağını belirtmiş, bu durumda yalnızca kişinin uzun süre

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve

gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna

varmıştır.

77. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır (Salih

Sönmez, §§ 162-177).

78. Somut olayda başvurucu 8/8/2016 tarihinde tutuklanmış ve

tutuklandıktan sonra ilk kez kovuşturma aşamasında 3/5/2018 günü yapılan

duruşmada mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme

fırsatına sahip olmuştur. Başvurucunun hâkim/mahkeme önüne çıkmadığı süre

yaklaşık 1 yıl 8 ay 25 gündür. Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan

karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

79. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Tutukluluğa Yönelik

İtirazın Sürüncemede Bırakıldığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

80. Başvurucu; hakkında tutuklu olarak yürütülen soruşturma

kapsamında Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 5/10/2017 tarihli kararıyla

tutukluluğunun devamına karar verildiğini, bu karara 13/10/2017 tarihinde

itiraz ettiğini ancak itirazı hakkında bir karar verilmediğini, verilmiş ise de

nihai kararın kendisine -talepte bulunmasına rağmen- tebliğ edilmediğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

81. Bakanlık, bu şikâyet yönünden görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

82. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§§ 16, 17).

83. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işlemine

karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda

maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân

sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğa itirazın geç değerlendirildiği

yada sürüncemede bırakıldığı şikayetleri ile ilgili olarak bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla tahliyesine karar verilmiş yada hükümlü hâle

gelmiş başvurucular yönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde öngörülen yolun

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliye

olmuş başvurucular yönünden bkz. Cafer

Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,

§§ 37-40;hükümlü hâle gelmiş başvurucular yönünden bkz. Özgür Arıbaş, B. No: 2015/2394,

31/10/2018, §§ 57-60). Somut olayda tahliyesine

karar verilen başvurucunun bu kapsamda kalan iddiaları bakımından anılan

kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

84. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. İtiraz Merciince

Alınan Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

1.Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

85. Başvurucu, tutukluluğun devamı kararına karşı yaptığı

itirazın incelenmesi sırasında, itiraz merciince alınan Cumhuriyet savcısının

görüşünün kendisine tebliğ edilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

86. Bakanlık, bu şikâyet yönünden görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

87.Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda, başvuru

konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki

iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal

edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak

başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali

nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi

şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı,

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,

§§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No:

2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19).

88. Somut olayda başvurucu, soyut olarak itiraz incelemesi

sırasında alınan Cumhuriyet savcısı görüşünün kendisine bildirilmediğini ileri

sürmüş ancak hangi tutukluluğa itiraz incelemesinde alınan görüşün

bildirilmediğine dair bir açıklamada bulunmamıştır. Başvurucunun başvuruya konu

ettiği her iki tutukluluğa itiraz üzerine verilen kararlar incelendiğinde

Cumhuriyet savcısından görüş alındığına dair bir bilginin mevcut olmadığı

anlaşılmaktadır.

89. Bu itibarla başvurucu, soyut olarak dile getirdiği bu

bölümdeki ihlal iddiasına ilişkin olarak delillerini sunma ve bireysel başvuru

kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.

90. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun bu bölümdeki iddiasının

temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

F. Resen Yapılması

Gereken Tutukluluk İncelemelerinin Yapılmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

91. Başvurucu; resen yapılması gereken tutukluluk

incelemelerinin iki aydır yapılmadığını, yapılıyor ise de kendisine verilen

kararlara ilişkin bir tebliğ yapılmadığını, tebliğ yapılmadığı için bu

kararlara itirazda bulunamadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

92. Bakanlık, bu şikâyet yönünden görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

93. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

94. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel başvurunun

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye

ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular, bireysel

başvuru kapsamında değildir (Onurhan Solmaz,

B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

95. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci ve Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkraları, her ne sebeple olursa olsun hürriyeti

kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında süratle karar verebilecek

ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye

başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri, esas olarak

tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde

yürütülmekte olan davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılması

kararlarının incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30).

96. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinde; soruşturma evresinde

şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler

itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100. madde

hükümleri gözönünde bulundurularak, kovuşturma

evresinde ise tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip

gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında

ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkim veya mahkemece resen karar

verileceği hükme bağlanmıştır.

97. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılacak

değerlendirme resen yapılmakta olup Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme

hakkı kapsamında değerlendirilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No: 2013/6160, 2/12/2015 § 24).

98. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

G. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

99. Başvurucu; soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanması

kararı gerekçe gösterilerek soruşturma dosyasındaki evraklara erişiminin

engellendiğini, hatta kısıtlama kararı olması durumunda dahi verilmesi gereken

belgelerin talebine rağmen kendisine verilmediğini, bu nedenle etkin itirazda

bulunamadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

100. Bakanlık görüşünde, suçlamalara dayanak olan temel

unsurların ve tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan

bilgilerin başvurucuya veya müdafiine bildirildiği ve

başvurucuya bunlara karşı savunmasını ileri sürme imkânı verildiği, bu

nedenlerle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulünün mümkün görülemeyeceği belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

101. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

102. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Genel İlkeler

103. İlgili genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 169-174.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

104. Başvuru formunda soruşturma dosyasını incelemeye izin

verilmediği ileri sürülmüş ancak iznin verilmemesine neden olan kararın

savcılık ya da hangi mahkeme tarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin bir

açıklamada bulunulmamıştır.

105. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Tekirdağ 3. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği

20/2/2018 tarihi (bkz. § 25) itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş

bulunmaktadır.

106. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

başvurucunun FETÖ/PDY'nin Tekirdağ yapılanması içinde

yer alması hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu suçlamanın

Başsavcılıkça gerçekleştirilen ifade alma işlemi sırasında başvurucuya

açıklandığı görülmektedir (bkz. § 13).

107. Öte yandan Başsavcılıkça 8/8/2016 tarihinde düzenlenen

tutuklama talep yazısı incelendiğinde, başvurucuya isnat edilen suçlamalara

ilişkin birtakım özet açıklamalara yer verildiği görülmektedir (bkz. § 14).

Anılan talep yazısı ve başvurucuya yöneltilen suçlama sorgu işlemi öncesinde

Tekirdağ 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya açıklanmıştır (bkz. § 15).

Başvurucunun da iddia edilen eylemlerle ilgili olarak birtakım anlatımlarda

bulunduğu hem Başsavcılıktaki ifadesinden hem de sorgu aşamasındaki beyanından

anlaşılmaktadır (bkz. §§ 13, 15). Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

108. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir.

109. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izin

verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

110. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci

fıkrası) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın

15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluğa yönelik itirazın sürüncemede bırakılmasından

dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. İtiraz merciince alınan Cumhuriyet savcısının görüşünün

bildirilmemesinden dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Resen yapılması gereken tutukluluk incelemelerinin

yapılmamasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 18/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör : Ömer MENCİK Başvurucu : Resul DARAMA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/251, 18 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Tutuklamanın Hukuki
  9. B. Tutukluluğun Makul
  10. C. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme
  11. D. Tutukluluğa Yönelik
  12. E. İtiraz Merciince
  13. F. Resen Yapılması
  14. G. Soruşturma Dosyasına
  15. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  16. Gökcan
  17. Özgüldür
  18. Hakyemez
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/251
Tarih
18 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Ahmet Sevim Başvurusu (B. No: 2017/28000)
  • M.y. Başvurusu (B. No: 2015/18673)
  • Nurbay Taşımacılık Tekstil Gıda İthalat İhracat Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/7783)
  • Ayşe Gürsel Kaya ve Mehmet Kaya Başvurusu (B. No: 2016/78489)
  • Tanju Bozkurt Başvurusu (B. No: 2015/459)
  • Ali Ekber Emre Başvurusu (B. No: 2015/3427)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.