İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Şanci Başvurusu (B. No: 2012/29)

1. Başvurucu, bir siyasi

Başvuru No2012/29Tarih5 Kasım 2014Okuma19 dk · 3.840 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ahmet Şanci Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2012/29
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.840 kelime·19 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, bir siyasi

partinin siyaset akademisine gitmesi nedeniyle terör suçu kapsamında tutuklandığını,

kanunla kurulmuş mahkeme tarafından yargılanmadığını, yargılanma ve tutuklanma

konusunda ayrımcılığa maruz kaldığını ileri sürerek eşitlik, kişi hürriyeti ve

güvenliği, düşünce özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini iddia etmiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 24/9/2012

tarihinde İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 19/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüm’e

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm başkanı tarafından

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve

başvurunun bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı görüşünü 19/8/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bu görüş başvurucuya 9/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu,

diyeceklerini süresi içinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, mülga 4/12/2004 tarih

ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesi ile görevli İzmir

Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince yürütülmekte olan bir

soruşturma kapsamında 22/9/2011 tarihinde gözaltına alınmıştır.

9. Başvurucu, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin

(CMK.250.maddesi ile görevli) 26/9/2011 tarih ve

2011/33 sorgu sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanmıştır. Karar gerekçesinde, “… silahlı

terör örgütüne üye olma suçlarından dolayı şüphelilerin üzerlerine atılı

suçların niteliği, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların

mevcudiyeti, mevcut delil durumu, delillerin henüz tamamı ile toplanmamış

olması, delilleri yok etme, gizleme ile kaçma hususunda kuvvetli ve ciddi şüphe

olması ile atılı suçların kanunda öngörülen ceza miktarları nazara alınarak

5271 sayılı CMK.nın 100/(1),

(3-a), 101/(1), (2), 102/(2) ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı

TUTUKLANMALARINA” denilmiştir.

10. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 14/11/2011

tarih, 2010/508 soruşturma no ve E. 2011/335 sayılı

iddianamesi ile toplam 76 kişi hakkında açılan ve İzmir 8. Ağır Ceza

Mahkemesinin (CMK.250.maddesi ile görevli) E. 2011/250 sayısına kaydedilen

davada başvurucunun PKK terör örgütü adına

verilen 4. dönem siyaset akademisi eğitimi almak suretiyle silahlı terör örgütü

üyesi olmak iddiasıyla 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanun’un (TCK) 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddeleri gereğince cezalandırılması

talebiyle hakkında kamu davası açılmıştır.

İddianamede, başvurucunun

3/3/2011, 4/3/2011, 5/3/2011, 7/3/2011, 8/3/2011,

9/3/2011, 10/3/2011, 11/3/2011 ve 12/3/2011 tarihlerinde verilen siyaset

akademisi derslerine katıldığı belirtilmiştir. Siyaset akademisi ile ilgili

olarak yapılan değerlendirmelerin bir kısmı şöyledir:

“…BDP İzmir teşkilatı tarafından 17.07.2010 tarihinde

açılan, …. Siyaset Akademisinde 2

dönem verilen eğitimlerin KCK yapılanması içerisinde yer alan kişilerce

verildiğinden bahisle C.Başsavcılığımızca 16.12.2010

tarihinde gizli ve projeli çalışma başlatıldığı, Nöbetçi 8 ve 10. Ağır Ceza

Mahkemesi Üyeliklerinden alınan teknik takip ve iletişimin dinlenmesi, tespiti

ve kaydı kararları sonunda İzmir Siyaset Akademisinde verilen 3. eğitim dönemi

ile yarıda bırakılan 4. eğitim döneminde verilen eğitimlerin PKK terör

örgütünün önceki yıllarda örgüt kamplarında verdiği siyasi eğitimle paralellik

gösterdiği tespit edilmiştir.” (İddianame sayfa 14)

“PKK

terör örgütünün kamplarında örgüt mensuplarına verilen Siyasi eğitimlerle,

Siyaset Akademisi adı altında verilen EĞİTİM KONULARI VE İÇERİKLERİNİN HEMEN

HEMEN BİRBİRİYLE ÖRTÜŞTÜĞÜ görülmüştür. (İddianame sayfa

22),

“Daha önce yakalanan veya teslim olan örgüt mensuplarının

ifadelerinde; Terör örgütünün LİDER DAĞ KADROSUNUN KCK'YI EĞİTTİĞİ, KCK’nında siyaset akademilerinde eğitim verecek kişileri

eğiterek, örgütün düşüncesinde kitleler oluşturulmaya çalışılacağı, Siyaset

Akademileri yardımıyla DAĞ KADROSUNUN MAHALLE VE SOKAKLARA İNEREK HALKIN

EĞİTİLMESİNİN amaçlandığı, SİYASET AKADEMİLERİNDE EĞİTİMLERİNİ TAMAMLAYAN

şahısların bir kısmının bu süreç sonunda aktifleşerek alanlarda yani Türkiye

içerisinde GENÇLİK YAPILANMASI, KADIN YAPILANMASI gibi alanlarda

görevlendirildiği, yine eğitim sonunda KIRSAL ALANA KATILMAYA karar

verenlerinde, örgüt içerisinde SİLAHLI FAALİYET YÜRÜTMEK ÜZERE KIRSAL ALANA

gönderildiği, BU EĞİTİMLERİ ALARAK AKTİFLEŞEN VE ŞEHİRLERDE FAALİYET GÖSTEREN

örgüt mensupları ile KIRSAL ALANDA SİLAHLI FAALİYET gösteren örgüt

mensuplarının EŞ DEĞER SAYILDIĞI ve bu örgüt mensuplarına da "ŞEHİR

GERİLLALARI" adı verildiğine” dair dosyaya eklenen beyanları, (İddianame sayfa 166),

“Sonuç olarak; (KCK) Kürdistan Demokratik Topluluğunun

PKK’nın devamı olduğu ve KCK’nın da temel amaç olarak

Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu ile Suriye, İran ve Irak’ın bir kısmını

içerisine alan bölgede Marksist - Leninist ilkelere dayalı bağımsız bir

Kürdistan devleti kurmayı hedeflediği;

Halen faaliyetlerini sürdüren; Kent Meclisleri, Demokratik Siyaset

Akademileri ve Demokratik Toplum Kongresinin Abdullah ÖCALAN’ın

isteği ve yönlendirmesi ile kurulduğu ve halen terör örgütünün güdümünde

faaliyetlerini yürüttüğü, İzmir Siyaset Akademisinde örgütün siyasi eğitimini

veren kişiler ile bu eğitime katılan tüm kişilerin PKK/KCK terör örgütünün

talimatları doğrultusunda eğitilen terör örgütü mensupları oldukları,” (İddianame sayfa 170-171),

11. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/250 ve 11/9/2012 tarihli duruşmasında tutukluluk halinin devamına

karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, sanıklar

Ahmet Şanci, …. üzerlerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, tape kayıtları, gizli

izleme tutanakları, arama ve el koyma tutanakları ile mevcut delil durumu ve

kaçma şüphelerinin mevcut olduğu ve bu şekilde CMK.nın 100. md.sindeki

tutuklama koşulları ortadan kalkmadığından, yerinde görülmeyen tahliye

istemlerinin reddi ile tutukluluk hallerinin DEVAMINA” karar

verildiği ifade edilmiştir.

12. Başvurucu, bu karara karşı 18/9/2012

tarihinde itiraz yasa yoluna başvurmuş, 24/9/2012 tarihinde ise Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

13. Başvurucu tarafından anılan karara yapılan itiraz, İzmir

10. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK.250.maddesi ile görevli) 18/10/2012

tarih ve 2012/2612 Değişik İş numaralı kararı ile reddedilmiştir.

14. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK.250.maddesi ile

görevli) 19/3/2013 tarihli duruşmasında “sanıkların tutuklulukta geçirdikleri süreler dikkate

alınarak yurt dışı yasağı konulmak suretiyle TAHLİYELERİNE”

şeklindeki gerekçe ile başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.

15. 6526 sayılı kanunla yapılan düzenleme gereğince dava

dosyası İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/101 esas sırasına kaydedilmiş ve dava

halen derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

16. 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesi şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş

yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer

hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

17. 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi şöyledir:

“3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında

ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları

yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda,

gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı

aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur.

Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması

dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu

madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın

üçte ikisinden az olamaz.

(Ek fıkra: 22/7/2010 - 6008/4 md.) Bu madde hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.”

18. Aynı Kanun’un 21/2/2014 tarih ve

6526 sayılı Kanun ile mülga 10. maddesinin (d) fıkrası şöyledir;

“Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması,

soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi

üzerine hâkim kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir. “

19. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesi şöyledir;

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer

alan; (1)

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,

307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…

(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya

hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı

verilemez.”

20. Aynı Kanun’un 153. maddesi şöyledir;

“(1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve

istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

(21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun ile mülga)

(2) Müdafiin dosya

içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını

tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza

hâkiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir.

(21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun ile mülga)

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin

ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır

bulunmaya yetkili oldukları diğer adlî işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında,

ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun ile mülga)

(4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353

S.K./23.mad) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten

itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir;

bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.

(5) Bu Maddenin içerdiği haklardan suçtan zarar görenin vekili de

yararlanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 5/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

24/9/2012 tarih ve 2012/29 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)

bendinde yazılı tutuklama koşulları mevcut olmadığı halde tutuklandığını,

Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen “tutuklanmasını gerektiren sebepler ve kendisine karşı

bütün isnatlar en kısa zamanda bildirilir” kuralının hazırlık

soruşturması sürecinde dosyadaki gizlilik kararı sebebiyle engellendiğini,

Sözleşme’nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının halen tutuklu olması

nedeniyle ihlal edildiğini, yargılandığı özel görevli ve yetkili mahkemenin

kanunla kurulmuş mahkeme olmaması, Adalet Bakanlığının teklifi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararı ile kurulmuş

olması, tarafsız ve bağımsız mahkeme güvencesinin ihlali nedeniyle Sözleşme’nin

6. ve Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini, bir siyasi partinin Siyaset Akademisine gitmesinden dolayı terör

suçu kapsamında tutuklanması nedeniyle Sözleşme’nin 10. ve Anayasa’nın 25.

maddelerinde düzenlenen düşünce özgürlüğü ve Sözleşme’nin 11. ve Anayasa’nın 26.

maddelerinde düzenlenen örgütlenme hakkının ihlal edildiğini, aynı davada daha

aktif katılımda bulunanların tutuksuz yargılanması ya da diğer siyasi

partilerin siyaset okullarına gidenlerin hiçbir şekilde soruşturulmamalarına

rağmen kendisinin tutuklu olarak yargılanmasının Sözleşme’nin 14 ve Anayasa’nın

10. maddelerinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlali olduğunu, tutuklama

tedbirinin devamı kararına karşı itiraz yolu olmakla birlikte etkin bir yol

olmadığından tüketilmesinin mecburi kılınmaması gerektiğini ileri sürerek

ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Başvurucunun şikâyetlerinin

Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı, 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, 10.

maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesi ve 26. maddesinde düzenlenen

düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında olduğu değerlendirilmiştir.

1. Tutuklama

Koşullarının Bulunmadığı ve Tutukluluk Süresinin Makul Olmadığı İddiası

24. Başvurucu, siyaset

akademisinde aktif derslere katılımının olmadığını yalnız o mekanda

bulunduğu için tutuklandığını, bu nedenle Sözleşme’nin 5. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (c) bendinde yazılı koşulların mevcut olmadığını, ayrıca

tutukluluk süresinin makul olmadığını belirterek Anayasa’nın 19. maddesinde

düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

25. Adalet Bakanlığı görüşünde

bu şikâyetle ilgili görüş sunulmasına gerek görülmediğini beyan etmiştir.

26. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne vermiş olduğu cevapta, aleyhine toplanacak bir delil

bulunmadığı halde, yalnızca anayasal güvence altındaki bir siyasal partinin

faaliyetlerine katılmış olmaktan ötürü kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını

yitirdiğini, davanın özelliği dikkate alındığında burada beş yıllık bir azami

limitin söz konusu olamayacağını, özel görev ve yetkili mahkemelerin, “Siyasi Partileri Denetleme” ve “Anayasa’ya aykırı, suç olan fiillerini yargılama,

parti kapatma” yetkisini elinde bulunduran Anayasa Mahkemesi’nin

yetki ve görev alanına girerek, bir siyasi partiyi tümden kapatma yerine “Siyaset Okulu” gibi Parti Tüzüğünde yer

alan faaliyetleri “illegal” ilan

ederek, bu ön kabul ile Siyaset Akademisi’ne ders dinlemeye gelen herkesi,

kişilerin kendi fiillerinden kaynaklanmaksızın “terörist” kabul ederek “kişi

güvenlikleri ve özgürlüklerini” yok ettiğini beyan etmiştir.

27. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel

hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi

birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

28. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

29. Anılan hükümler uyarınca

bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin

tüm organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir.

Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (B. No: 2012/254, 6/2/2014,

§ 30).

30. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne

getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını

zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu

takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

31. Somut olayda, başvurucu

İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/250 ve 11/9/2012

tarihli tutukluluğun devamı kararına karşı 18/9/2012 tarihinde itiraz yasa

yoluna başvurmuş, ancak itiraz sonucunu beklemeden 24/9/2012 tarihinde Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuru dosyası Anayasa

Mahkemesinde derdest iken İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi 18/10/2012

tarih ve 2012/2612 Değişik iş sayılı kararla itirazın reddine karar vermiştir.

32. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka

bir deyişle bireysel başvuru yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının

sağlanmış olması gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan

başvuru yolları etkili değilse Mahkeme somut olayın koşullarını dikkate alarak

bir başvurunun incelenmesine karar verebilir (B. No: 2012/254, 6/2/2014, § 33). Başvuru konusu olay dikkate alındığında

başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını gerektiren bir

durumun olmadığı görülmektedir.

33. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun tutuklama koşulları bulunmadığı ve tutukluluk süresinin makul

olmadığı yönündeki iddiaları ile ilgili olarak kanunda öngörülmüş yargısal

başvuru yollarının tamamı tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Tutuklanmasını

Gerektiren Sebepler ve Hakkındaki İsnatları Öğrenmesinin Soruşturma Sürecinde

Gizlilik Kararı Nedeniyle Engellendiği İddiası

34. Başvurucu, Sözleşme’nin 5.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen “tutuklamasını

gerektiren sebepler ve kendisine karşı bütün isnatlar en kısa zamanda

bildirilir” kuralının hazırlık soruşturması sürecinde dosyadaki

gizlilik kararı nedeniyle engellendiğini iddia etmiştir.

35. 6216 sayılı Kanun'un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler."

36. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla

Mahkeme'nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai

işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu

düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş

nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

37. Somut olayda İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığının 26/9/2011 tarihli talebi üzerine İzmir

10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/2558 Değişik iş sayılı kararı ile 3713 sayılı

Kanun’un 10. maddesinin (d) fıkrası gereğince verilen kısıtlama kararının

kaldırılmasına, 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki

istisnalar hariç olmak üzere 153. madde uyarınca kısıtlanmasına karar

verilmiştir.

38. Başvurucu hakkında

düzenlenen iddianame ile ilgili olarak İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi 23/11/2011 tarih ve E.2011/250 sayılı tensip zaptı ile

iddianamenin kabulüne karar vermiştir. Buna göre 5271 sayılı Kanun’un 153.

maddesinin mülga (4) numaralı fıkrası gereğince dosyaya erişimin kısıtlanması

kararı 23/11/2011 tarihinden itibaren sona ermiştir.

Başvurucu, bu tarihten itibaren soruşturma dosyasını inceleyebilir; bütün

tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir. Bu belirlemelere

göre başvurucunun soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına ilişkin

şikayetinin 23/11/2011 tarihi itibariyle sona

erdiğinin kabulü gerekir. Başvurucunun şikayetinin sona erdiği bu tarihin,

Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önceye ait

olması nedeniyle başvurunun bu kısmı hakkında “zaman

bakamından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilmezlik kararı verilmesi

gerekir.(benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Ghorbanov ve Diğerleri Türkiye, B. No. 28127/09, 3/12/2013, § 37-38;

M.B. ve Diğerleri/Türkiye, B. No. 8, 15/6/2010, § 49-51).

39. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun tutuklanmasını gerektiren sebepler ve hakkındaki isnatları

öğrenmesinin soruşturma sürecinde gizlilik kararı nedeniyle engellendiği

iddiasına ilişkin şikâyetlerinin Anayasa Mahkemesi’nin yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önceye ait olduğu anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının "zaman

bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

40. Başvurucu, hakkındaki

davanın kanunla kurulmuş olmayan, CMK.250 maddesi gereğince Hakimler

ve Savcılar Yüksek Kurulu kararı ile kurulan bir mahkeme tarafından görülmesi

nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin getirdiği “Kanunla Kurulmuş Mahkeme”, “Tarafsız ve Bağımsız Mahkeme”

güvencelerinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Bakanlık, başvurucu aleyhine

açılan kamu davasının halen İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinde derdest

bulunduğunu, bu nedenle başvurucunun yasayla kurulmuş bir mahkeme önünde

yargılanmadığına ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikayetlerinin “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olup

olmadığının Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulması gerektiğini ifade

etmiştir.

42. Başvurucu, bakanlık görüşüne

karşı beyanında başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

43. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Bkz.§ 28-30).

44. Başvurucu hakkındaki dava

derdest olup, bu şikâyet bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir. Bu

nedenle başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Düşünce Ve

Örgütlenme Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

45. Başvurucu, düşünce ve

örgütlenme özgürlüğünün gereğini yerine getiren, siyasi yaklaşımlarına ilgi

duyduğu bir siyasi partinin yasalarca kurulmuş, mülki amire bildirimde

bulunmuş, yeri, zamanı, ders anlatacak hocaları belirli olan Barış ve Demokrasi

Partisi’nin Siyaset Akademisi’ne gitmekten ibaret fiili sebebi ile terör suçu

kapsamında tutuklu bulunmasının Sözleşme’nin 10. maddesinde güvence altına

alınan düşünce özgürlüğü ile Sözleşme’nin 11. maddesinde güvence altına alınan

örgütlenme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

46. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Bkz.§ 28-30).

47. Başvurucu hakkındaki dava

derdest olup, bu şikâyetleri bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir.

Bu nedenle başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Kanun

Önünde Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası

48. Başvurucu, düşünce

faaliyetlerinin anayasal güvence altında olması nedeniyle suç sayılamayacağını

savunmakla birlikte, aynı davada daha aktif katılımda bulunanların tutuksuz

yargılanması ya da diğer siyasi partilerin siyaset okullarına gidenlerin hiçbir

şekilde soruşturulmamalarına rağmen tutuklu olarak yargılanmasının Sözleşme’nin

14. ve Anayasa’nın 10. maddesinin ihlali olduğunu iddia etmiştir.

49. Adalet Bakanlığı görüşünde,

AİHS 14. maddesi bağımsız bir varlığa sahip olmayıp, Sözleşme’nin diğer

maddelerinde düzenlenen normatif hükümleri tamamladığını, somut olayda

başvurucunun ayrımcılık yasağının ihlal edildiği yönündeki iddiasının kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, bireyler

arasında hak ve özgürlükten yararlanma bakımından fark gözetildiğinin

saptanmadığı durumlarda ayrımcılık yasağının ihlal edildiğinden bahsedilemeyeceğini,

ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer

durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında

ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep

gibi nedenlerle fark olduğunu makul delillerle ortaya koyması gerektiğini,

somut olayda başvurucunun da içerisinde bulunduğu tüm şüpheliler hakkında PKK

terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılama yapıldığını, başvurucunun aynı

yargılama kapsamında serbest bırakılan diğer sanıklar ile ırk, renk, cinsiyet,

din, dil, cinsel yönelim, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep gibi bir farkı

sebebiyle ayrımcılığa tabi tutulduğuna dair herhangi bir açıklama yapmadığını,

başvuru evrakının incelenmesinde de böyle bir ayrımcılık yapıldığına dair

herhangi bir bulguya ulaşılmadığı belirtilmiştir.

50. Başvurucu, bakanlık görüşüne

karşı beyanında, diğer siyasi partilerin sempatizanlarının,

yakınlık duydukları siyasi partilerin anayasal güvence altındaki etkinliklerine

katılmaktan, siyaset okullarına gitmekten ötürü tutuklanmadıkları halde

kendisinin tutuklandığını, Siyaset Akademisinin polis tarafından teknik takibe

maruz kaldıktan sonraki dönemde derse gidenlerin tutuklu yargılandıklarını,

aynı derslere gittiği, hatta sertifika aldığı sabit olduğu halde bir kısım

sanığın tutuksuz yargılandığını, tutuklamaya itiraz taleplerinde ayrımcılık

vurgusunun yapıldığını, Adalet Bakanlığının cevabında bu hususlara

değinilmediğine ilişkin itirazın yerinde olmadığı belirtilmiştir.

51. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.

maddesi şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi

inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde

eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun

önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

52. Başvurucunun, Anayasa’nın

10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik

iddialarının, soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve

AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele

alınması gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

53. Başvurucunun eşitlik

ilkesinin ihlali iddiasının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında ele

alınması gerekir. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından

eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip olmayıp, bu hakkın

kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını güvence altına alan

tamamlayıcı nitelikte haklardandır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 34).

54. Ayrımcılık yasağının ihlal

edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, ihlal iddiasının, kişinin hangi

temel hak ve özgürlüğü konusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz

kaldığının gösterilmesi gerekir. Başvurucu, aynı davada daha aktif katılımda

bulunanların tutuksuz yargılanması ya da diğer siyasi partilerin siyaset

okullarına gidenlerin hiçbir şekilde soruşturulmamalarına rağmen tutuklu olarak

yargılanması ile ayrımcılık yapıldığını dile getirmiştir. Ayırımcılık

iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki

başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında bir

farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın sırf ırk,

renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim vb. ayırımcı bir nedene dayandığını

makul delillerle ortaya koyması gerekir.

55. Somut olayda başvurucunun, diğer siyasi partilerin sempatizanlarının siyaset okullarına gitmekten ötürü

tutuklanmadıkları ve ayrıca dava konusu olayla ilgili olarak derslere daha

aktif katılımda bulunanların tutuklanmadıkları halde kendisinin tutuklanması

suretiyle “ayrımcılık yapıldığı”

yönündeki iddiasını temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığı

görülmektedir. Zira başvurucunun derslerine katıldığı iddia edilen Siyaset

Akademisi ile ilgili olarak iddianamede “…

Demokratik Siyaset Akademileri ve .. nin Abdullah ÖCALAN’ın isteği ve

yönlendirmesi ile kurulduğu ve halen terör örgütünün güdümünde faaliyetlerini

yürüttüğü, İzmir Siyaset Akademisinde örgütün siyasi eğitimini veren kişiler

ile bu eğitime katılan tüm kişilerin PKK/KCK terör örgütünün talimatları

doğrultusunda eğitilen terör örgütü mensupları oldukları” belirtilmek

suretiyle somut suç isnadı yapılmıştır. İddianameye göre, başvurucunun somut

olayda yargılanmasının sebebi derslerine katılmış olduğu Siyaset Akademisinde

verilen eğitimin terör örgütü faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi olduğu

anlaşılmaktadır. Ayrıca iddianamede toplam 76 kişi hakkında kamu davası açılmış

ve başvurucunun dahil olduğu 30 kişi hakkında ise

tutuklama kararı bulunmaktadır. Başvurucu da Siyaset Akademisinin polis

tarafından teknik takibe maruz kaldıktan sonraki dönemde derse gidenlerin

tutuklu yargılandıklarını beyan etmiştir (Bkz. § 50). Buna göre başvurucunun

tutuklu olarak yargılanmasının hakkındaki delil değerlendirilmesine ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun, sırf ırk, renk, cinsiyet,

din, dil, cinsel yönelim, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep gibi bir farkı

nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulduğu söylenemez.

56. Açıklanan gerekçelerle, ayrımcılık

yasağının ihlal edilmediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Başvurunun,

A. Tutuklama koşulları bulunmadığı ve tutukluluk süresinin makul

olmadığı iddiaları yönünden “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması”,

B. Tutuklanmasını gerektiren sebepler ve hakkındaki isnatları

öğrenmesinin soruşturma sürecinde gizlilik kararı nedeniyle engellendiği

iddiası yönünden "zaman bakımından

yetkisizlik",

C. Adil yargılanma hakkı iddiası yönünden “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”,

D. Düşünce ve örgütlenme haklarının ihlal edildiği iddiaları

yönünden “başvuru yollarının tüketilmemiş

olması”,

E. Kanun önünde eşitlik ilkesinin

ihlal edildiği iddiası yönünden “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

F. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

5/11/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Ahmet ŞANCİ Vekili : Av. Zeynep Sedef ÖZDOĞAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/29, 5 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. “Pkk
  11. B. İlgili
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Tutuklama koşulları bulunmadığı ve tutukluluk süresinin makul
  17. B. Tutuklanmasını gerektiren sebepler ve hakkındaki isnatları
  18. D. Düşünce ve örgütlenme haklarının ihlal edildiği iddiaları
  19. E. Kanun önünde eşitlik ilkesinin
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/29
Tarih
5 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Mehmet Fırat Başvurusu (B. No: 2014/4327)
  • Adnan Değer Başvurusu (B. No: 2014/4751)
  • Naci Duman Başvurusu (B. No: 2013/7350)
  • Yusuf Biçen Başvurusu (B. No: 2014/1374)
  • Emine Gülüm Ilgaz ve Nimet Işıl Arıpek Başvurusu (B. No: 2014/4541)
  • Şevket Arslan ve Nuredin Doğan Başvurusu (B. No: 2014/1202)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.