İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Fırat Başvurusu (B. No: 2014/4327)

1. Başvurucu, hükümlülerin ayaklanması suçundan yargılandığı

Başvuru No2014/4327Tarih17 Kasım 2014Okuma16 dk · 3.169 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Fırat Başvurusu

Karar tarihi
17 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2014/4327
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.169 kelime·16 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hükümlülerin ayaklanması suçundan yargılandığı

davada Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, yaklaşık 13 yıl yargılama yapması,

yargılamanın zamanaşımına uğramasına rağmen mahkûmiyet kararı vermesi ve

uyarlama hükümlerinin hukuka aykırı şekilde uygulanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, infazın durdurulması, yargılamanın yenilenmesi ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 28/3/2014 tarihinde İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/5/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 4/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği,

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 8/8/2014

tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu hakkında Bandırma Özel Tip Cezaevinde hükümlü

olarak tutulduğu süreçte 5/1/2000 ila 7/1/2000 tarihleri arasında diğer bazı

hükümlüler ile birlikte İBDA-C silahlı terör örgütü ile ilişkileri nedeniyle

silahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkıştıkları iddiası ile soruşturma

başlatılmıştır.

8. Soruşturma aşamasında başvurucu hakkında 30/3/2000

tarihinde tutuklama kararı verilmiştir. Başvurucunun soruşturma aşamasında

kolluk veya Cumhuriyet savcısı tarafından savunması alındığına dair herhangi

bir belgeye rastlanmamıştır.

9. Başvurucu hakkında Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığı,

30/5/2000 tarih ve E.2000/549 sayılı iddianame ile silahlı ve topluca

cezaevinde isyana kalkışmak suçundan cezalandırılması talebiyle aynı yer Asliye

Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır.

10. Bandırma Asliye Ceza Mahkemesi, 4/1/2005 tarih ve

E.2000/386, K.2005/1 sayılı kararı ile başvurucunun 10 yıl 6 ay hapis cezasına

mahkûmiyetine karar vermiştir.

11. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı, 22/12/2005 tarih ve 4-2005/180627 sayılı yazıları ile karara

ilişkin 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu kapsamında lehe hususlar açısından yeniden değerlendirme yapılması

için dosyayı Mahkemesine geri göndermiştir.

12. Diğer taraftan Bandırma Asliye Ceza Mahkemesi iş yükü

nedeniyle 1. Asliye ve 2. Asliye Ceza Mahkemesi olarak ikiye bölünmüştür. Bu

kapsamda dosyanın yeniden tevzi edildiği Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesinin

E.2006/40 sayısına kayden yapılan uyarlama

yargılamasında Mahkeme, 15/12/2011 tarih ve E.2006/40, K.2011/729 sayılı kararı

ile başvurucuyu, lehe kabul ettiği önceki karara uygun olarak 10 yıl 6 ay hapis

cezasına mahkûm etmiştir.

13. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından hazırlanan 19/5/2013 tarih ve 2013/4231 sayılı tebliğnamede başvurucunun hukuki durumuna ilişkin olarak

talep edilen hususlar şöyledir:

“Suç ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 765

sayılı TCK ve 5237 sayılı TCK hükümleri nazara alınarak lehe ve aleyhe

değerlendirme yapılması gerektiği, bu kapsamda her suç bakımından zamanaşımı

değerlendirilmesinin ayrı ayrı yapılması gerektiği, sanıklar hakkında 765

sayılı TCK’nın 304/3-4. maddeleri gereğince hükmolunan temel cezanın 10 yıl 6

ay hapis cezası, netice cezanın ise 11 yıl 6 ay 10 gün hapis cezası olması

karşısında; her ne kadar hüküm tarihi itibariyle uygulama doğru ise de suç ve

hüküm tarihi itibariyle 765 sayılı TCK’nın 304/3., 5237 sayılı TCK’nın 296/1-2.

maddeleri kapsamında yapılan değerlendirmede 5237 sayılı TCK’nın 296/1.

maddesine ilişkin kesintili zamanaşımı süresinin 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e,

67/4. maddeleri gereğince 12 yıl olması ve suç tarihi olan 5/1/2000 tarihinden

inceleme tarihine kadar da söz konusu zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olması

karşısında; mahkemece 765 sayılı TCK’nın 304/3-4. maddeleri ile 5237 sayılı TCK’nın

296/2. maddesi delaletiyle 5237 sayılı TCK’nın 152/1-a, 152/2-a maddelerinin

ayrı ayrı bir bütün halinde netice cezalar değerlendirilmek suretiyle yeniden

lehe yasanın değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektiğinden,

sanıklar ve müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden

hükmün bozulması talep olunur.”

14. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi,

24/12/2013 tarih ve E.2013/7012, K.2013/16579 sayılı ilamı ile anılan mahkeme

kararını onanmıştır. İlamın gerekçesindeki başvurucu ile ilgili kısım şöyledir:

“Sanıklara atılı hükümlü veya tutukluların

ayaklanması suçu bakımından 5237 sayılı TCK'nın 296/1. maddesinde belirlenen

cezanın süresi itibariyle, aynı Kanun’un 66/1-e, 67/4. maddelerinde öngörülen

zamanaşımı suç ve inceleme tarihleri arasında gerçekleşmiş ise de, 5237 sayılı

TCK'nın 7. ve 5252 sayılı Kanunun 9/3 maddelerinde “lehe olan hüküm önceki ve

sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan

sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir” hükmü uyarınca,

iddianamedeki anlatım, kabul ve mahkemenin lehe olan kanunun belirlenmesine

yönelik yaptığı karşılaştırmada yakarak mala zarar verme suçuna ilişkin teşdiden öngördüğü ceza da nazara alındığında; sanıklar

tarafından gerçekleştirilen ayaklanmada yakarak mala zarar verme ve kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma suçlarının da sübut bulduğu, buna göre de; 765

sayılı TCK'nın 304/son maddesi delaletiyle 304/3-4. maddelerinin uygulanması

ile hükmolunan sonuç cezanın, 5237 sayılı TCK'nın 296/2. maddesi yollamasıyla

aynı Kanunun 152/1-a, 152/2-a, 109/2-3-a-b maddelerinin uygulanması suretiyle

hükmolunacak sonuç cezaya göre her durumda daha lehe olacağı anlaşılmakla;

mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamedeki bozma düşüncesine bu nedenle iştirak

edilmemiştir”

15. Başvurucu, karardan 6/3/2014 tarihinde haberdar olmuş ve

28/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

16. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

304. maddesi, 5237 Kanun'un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 296. maddesi,

152. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile (2) numaralı fıkrasının

(a) bendi, 4/11/2004 tarih ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve

Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrası, 4/4/1929

tarih ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesinin

birinci fıkrasının (3) numaralı bendi, 135/A maddesi, 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 17/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 28/3/2014 tarih ve 2014/4327 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu, hükümlülerin ayaklanması suçundan yargılandığı

davada Mahkemenin, isnat edilen suçun zamanaşımına uğramasına rağmen hakkında

mahkûmiyet kararı verdiğini, yargılamanın makul kabul edilemeyecek şekilde

yaklaşık on üç yıl sürdüğünü, uyarlama yargılaması kapsamında alt sınırdan

hüküm kurularak değerlendirme yapılması gerekirken teşdit uygulanarak cezanın

belirlendiğini, Mahkemenin bilirkişi raporlarını beklemeden, kolluğun tek

taraflı tuttuğu gerçeği yansıtmayan tutanaklar kapsamında deliller tam olarak

toplanmadan suç ve cezada şahsilik ilkesine aykırı olarak toptancı bir

yaklaşımla mahkûmiyet kararı verdiğini belirterek, Anayasa’nın 19. ve 36.

maddelerinde tanımlanan kişi özgürlüğü ve güvenliği ile adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucu,

yargılamanın zamanaşımına uğramasına rağmen mahkûmiyet kararı verilmesinin

Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının

ihlal ettiğini ileri sürmüş ise de bu iddiaların özü, söz konusu kararın adil

olmadığı hususu ile ilgilidir. Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları aşağıda

adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Delillerin Değerlendirilmesi ve Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

20. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

21. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

22. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

23. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derece mahkemelerinin tespit

ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz

takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (B.No:

2012/828, 21/11/2013, § 21).

24. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

25. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme

ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerli

olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olup

olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp,

Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), delillerin kabul

edilebilirliği ile ilgili olarak, somut davada kullanılan delilin sanığın hazır

bulunduğu duruşmada ve “silahların eşitliği”

ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri

ya da söz konusu delillerin yargılamanın bütününe olan etkisi çerçevesinde

değerlendirmektedir (Bkz. Tamminen/Finlandiya, B.No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, B.No:

10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89). AİHM pek çok kararında, Sözleşme’nin 19.

maddesi bağlamında görevinin, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’ye

ilişkin yükümlülüklerinin gözetilmesini sağlamak olduğunu, Sözleşme’nin

koruması altında bulunan hak ve özgürlükler ihlal edilmedikçe ulusal bir

mahkemenin olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı hataları inceleme görevinin

bulunmadığını, Sözleşme’nin 6. maddesinin adil yargılanma hakkını güvence

altına almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak ulusal hukuk bağlamında

düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin

bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (Bkz. Schenk/İsviçre, B.No: 10862/84,

12/7/1988, §§ 45-46; Desde/Türkiye, B.No:

23909/03, 1/2/2011, § 124).

27. Bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin

kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/1027,

12/2/2013, § 26).

28. AİHM, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir

kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da

dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun

suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki

bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme

konusu yapmaktadır (Bkz. Jalloh/Almanya [BD], B.No:

54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B.No:

23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’e

göre, delillerle ilgili esas olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz

etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir

(Bkz. Bykov/Rusya [BD], B.No:

4378/02, 10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).

29. Başvuru konusu olayda başvurucu Mahkemenin kolluğun tek

taraflı tuttuğu gerçeği yansıtmayan tutanaklar kapsamında deliller tam olarak

toplanmada suç ve cezada şahsilik ilkesine aykırı olarak toptancı bir

yaklaşımla mahkûmiyet kararı verdiğini ileri sürmüştür.

30. Başvurucunun delillerini sunma ve delillerin

değerlendirilmesi konusunda farklı bir muameleye tabi tutulduğuna dair somut

bir veri bulunmamakta olup, Mahkeme’nin delilleri değerlendirmesinde bariz

takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunduğuna dair bir bulguya da

rastlanmamıştır. Başvuru dosyası incelendiğinde, deliller ile ilgili olarak

başvurucuya, şikâyete konu Mahkeme tarafından temin edilmesinden vazgeçilen

hususlara yönelik itiraz etme ve kullanılmamasına karşı çıkma fırsatı

verildiği, başvurucunun aleni duruşmada delil sunma ve tartıştırma imkânına

sahip olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, “silahların

eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkelerine aykırı olarak başvurucuya delillerini sunma, inceletme

ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veri

de bulunmamaktadır.

31. Öte yandan, başvurucunun, uygulanan kanun ile daha sonra

yürürlüğe giren kanun arasında hangisinin daha lehe olduğuna dair

değerlendirilmesinde yargılamanın zamanaşımına uğradığı iddialarının Yargıtay

9. Ceza Dairesi tarafından reddedilmesine ilişkin iddialarının yukarıdaki

açıklamalar ışığında derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay

ve olgulara ilişkin hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması ile ilgili olduğu açıktır. Başka bir ifadeyle başvurucunun

iddialarının, derece mahkemesince kanunların yorumlanmasında isabet olup olmadığına,

dolayısıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu ve başvurunun bu haliyle

temyiz incelemesi talebi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

32. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının kanun

yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemeleri kararlarının bariz

takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

Yönünden

33. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

34. Başvurucu, hakkında 5/1/2000 ila 7/1/2000 tarihleri

arasında diğer bazı hükümlüler ile birlikte İBDA-C silahlı terör örgütü ile

ilişkileri nedeniyle silahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkıştıkları iddiası

ile soruşturma başlatıldığını ve daha sonra Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığının

30/5/2000 tarihli iddianamesi ile “hükümlülerin

ayaklanması” açılan kamu davasının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

24/12/2013 tarihli onama kararına kadar yaklaşık on üç yılda sonuçlandığını

ileri sürmüştür.

35. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında,

ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul

sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

36. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

37. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,

9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, "hükümlülerin ayaklanması"

suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat

olunan suç 765 sayılı Kanunu’nun 304. maddesinde hapis cezasını gerektirir

şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda

kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

38. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım

tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucu

hakkında tutuklama kararı verildiği 30/3/2000 tarihidir. Ceza yargılamasında

sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı tarih

olup, somut başvuru açısından bu tarih, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin onama

kararını verdiği 24/12/2013 tarihidir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).

39. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

başvurucunun da içinde bulunduğu 32 mahkûmun 5/1/2000 ila 7/1/2000 tarihleri

arasında İBDA-C silahlı terör örgütü ile ilişkileri nedeniyle “silahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkıştıkları”

iddiası ile soruşturma başlatıldığı, soruşturma sürecinde 30/3/2000 tarihinde

başvurucu hakkında tutuklama kararı verildiği, daha sonra Bandırma Cumhuriyet

Başsavcılığının 30/5/2000 tarih ve E.2000/549 sayılı iddianamesi ile anılan

suçtan aynı yer Asliye Ceza mahkemesi nezdinde kamu davası açıldığı, Mahkemenin

4/1/2005 tarihli kararı ile başvurucunun 10 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum

edildiği tespit edilmiştir.

40. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı, 22/12/2005 tarihli yazıları ile karara ilişkin 1/6/2005 tarihinde

yürürlüğe giren 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında lehe

hususlar açısından yeniden değerlendirme yapılması için dosyayı Mahkemesine

geri gönderdiği, tekrar yapılan uyarlama yargılaması sonucunda Bandırma 2.

Asliye Ceza Mahkemesinin 15/12/2011 tarihli kararı ile başvurucuyu, lehe kabul

ettiği önceki karara uygun olarak 10 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm ettiği ve

kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24/12/2013 tarihli ilamı ile onandığı

belirlenmiştir. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki yargılama 13 yıl 8 ay 24 gün

sürmüştür.

41. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; B.

No: 2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).

42. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

ceza davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve

davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken

özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da

söylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık on

dört yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

43. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

44. Başvurucu, makul sürede yargılama yapılmadığı için

100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

45. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

46. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık

on dört yıllık yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin

uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 11.250,00 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

47. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Delillerin değerlendirilmesi ve yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça

dayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılama süresinin makul olmadığı yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B.

Başvurucuya net 11.250,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata

ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C.

Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden

oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D.

Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde,

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına,

17/11/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Mehmet FIRAT Vekili : Av. Mehmet ERBİL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/4327, 17 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. M. Emin KUZ
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/4327
Tarih
17 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Adnan Değer Başvurusu (B. No: 2014/4751)
  • Naci Duman Başvurusu (B. No: 2013/7350)
  • Yusuf Biçen Başvurusu (B. No: 2014/1374)
  • Emine Gülüm Ilgaz ve Nimet Işıl Arıpek Başvurusu (B. No: 2014/4541)
  • Şevket Arslan ve Nuredin Doğan Başvurusu (B. No: 2014/1202)
  • Ferat Çetiner Başvurusu (B. No: 2014/2530)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.