İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/1822)

1. Ceza infaz kurumunda bulunan başvurucu, başka bir ceza

Başvuru No2013/1822Tarih20 Mayıs 2015Okuma23 dk · 4.624 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Temiz Başvurusu

Karar tarihi
20 Mayıs 2015
Başvuru Numarası
2013/1822
R.G. Tarih- Sayı
10/8/2015-29441
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.624 kelime·23 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Ceza infaz kurumunda bulunan başvurucu, başka bir ceza

infaz kurumunda bulunan bir arkadaşı tarafından gönderilen bir mektubun

kendisine verilmeyerek imhasına karar verilmesi işlemi nedeniyle, haberleşme ve

ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu tarafından 26/2/2013

tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona

sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 30/5/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.

5. İkinci Bölümün 16/9/2013 tarihli

ara kararıyla adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir

6. Bölüm Başkanı tarafından 24/9/2013

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

7. Başvuru konusu olay ve olgular 24/9/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre

sonunda görüşünü 25/11/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

8. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 6/12/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 31/12/2013 tarihinde bu görüşe

karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

9. Başvuru dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosya içeriğinden

tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. Diyarbakır (Kapatılan) 4. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 15/12/1995 tarihli ve E.1995/46, K.1995/738 sayılı kararı

ile “devletin egemenliği altında bulunan

topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak”

suçunu işlediği kanaati ile başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir.

11. Başvurucu, hapis cezasını çekmekte olduğu Ankara 2 No.lu

F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunduğu sırada,

E. G. isimli arkadaşı tarafından 20/11/2012 tarihinde

kendisine gönderilen mektup hakkında, Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun

23/11/2012 tarihli ve 2012/687 sayılı kararı ile imha kararı verilmiştir.

Anılan kararın ilgili kısımları şöyledir:

“… hükümlü Ahmet

Temiz’e E. G. tarafından gönderilmek istenen mektup, Mektup Okuma Komisyonu

tarafından sakıncalı bulunarak Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin

Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 123. maddesi gereğince incelenmek

ve gerekli karar alınmak üzere Disiplin Kurulumuza sevk edildiği anlaşılmıştır.

…

Yapılan inceleme neticesinde

… gönderilen mektupta açlık grevi eylemlerini övücü ifadeler içermesi

nedeniyle sakıncalı görülerek … Disiplin Kurulu

tarafından mektubun Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 123. maddesine göre imha edilmesine karar

verilmiş olup, kararın hükümlüye tebliğine, tebliğ tarihinden itibaren 15 gün

içinde karara Ankara İnfaz Hâkimliğine itiraz edebileceğinin hatırlatılmasına,

… karar verildi.”

12. Başvurucu, Disiplin Kurulunun anılan kararına karşı

Ankara İnfaz Hakimliğine itirazda bulunmuştur.

13. Ankara 1. İnfaz Hâkimliği 25/12/2012

tarihli ve E.2012/3812, K.2012/3734 sayılı kararı ile başvurucunun itirazını

reddetmiştir. Anılan kararın ilgili kısımları şöyledir:

“…Hakimliğimizce yapılan değerlendirme

neticesinde şikayete konu olan mektup içeriğinde geçen ifadelerin açlık grevi

eylemlerini övücü, şiddeti, silahlı mücadeleyi çağrı ve teşvik ettiği anlaşıldığından

sınırlamanın demokratik bir toplumda gerekli ve oranlı olduğu ifade özgürlüğü

ve iletişim özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından talebin

reddine karar vermek gerekmiştir.…”

14. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz

yoluna başvurmuş, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/1/2013

tarihli ve 2013/80 sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Anılan

karar başvurucuya 7/2/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 26/2/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 68. maddesi şöyledir:

“Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalar

dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri

kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

17. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak

çıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmi

Gazetede yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz

Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Tüzüğün 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

18. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki

infaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna

iletilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılan

incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine

"görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır ve

postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp incelendikten

sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve telgraflar

zarfları ile birlikte verilir.”

19. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye

yapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren onbeş

gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz

hâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza

mahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek

mektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek

verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Hükümlü ve tutukluların beslenmesini

engelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü

ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya

da bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 20/5/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/2/2013 tarihli ve 2013/1822 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, söz konusu mektubun

cezaevinde bulunan bir arkadaşı tarafından kendisine gönderildiğini, eğer

mektupta sakıncalı ifadeler bulunsaydı o cezaevi tarafından gönderilmeyeceğini,

cezaevinde hükümlü statüsünde olsa bile ulusal ve uluslararası hukuktan

faydalanma hakkının olduğunu, kendisine gönderilen mektubun özel bir mektup

olduğunu, imhasına karar verilmesi ve bu karara karşı itirazlarının

reddedilmesi ile haberleşmesinin ve bu mektuba karşı cevaben yazacağı ifadenin

engellendiğini bu şekilde haberleşme özgürlüğü ile düşünce, kanaat ve ifade özgürlüklerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 1.500,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Başvuru formu ve eklerinde

başvurucu Anayasa'nın 22. maddesinde yer alan haberleşme hürriyeti ile

kendisine gönderilen mektuba karşı cevaben yazacağı ifadenin engellendiğinden

bahisle Anayasa’nın 25. ve 26. maddelerinde düzenlenen düşünce, kanaat ve ifade

hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu iddiaların özü, söz

konusu mektuba cezaevi idaresince el konulması nedeniyle haberleşme

hürriyetinin kısıtlanması hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple

başvurucunun bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmiştir.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de haberleşme alanında ifade

özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS, Sözleşme) 8. maddesi

ile güvence altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 25/3/1983, §107).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

24. Başvurucunun, başka bir ceza infaz kurumunda bulunan bir

arkadaşı tarafından gönderilen bir mektubun kendisine verilmeyerek imhasına

karar verilmesi işlemi nedeniyle Anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve

Bakanlık Görüşleri

25. Başvurucu, mektubun cezaevinde bulunan bir arkadaşı

tarafından kendisine gönderildiğini, eğer mektupta sakıncalı ifadeler

bulunsaydı o cezaevi tarafından gönderilmeyeceğini, cezaevinde hükümlü

statüsünde olsa bile ulusal ve uluslararası hukuktan faydalanma hakkının

olduğunu, kendisine gönderilen mektubun özel bir mektup olduğunu, imhasına

karar verilmesinin haberleşme hürriyetini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

26. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) içtihatları hatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlar

doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında, başvuru

dilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca, cezaevi disiplin

kurulu ve infaz hakimliğince, söz konusu mektuptaki

ifadelere değinilmeden, sadece evrak üzerinde ve yeterli araştırma yapılmadan

karar verildiğini belirterek haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin

demokratik toplumun gereklerine aykırı olduğunu iddia etmiştir.

b. Genel İlkeler

28. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve

gizliliğine dokunulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

29. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

30. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte

Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır.

Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.

maddesinde düzenlenmiştir.

31. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine (“correspondence”)

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra,

içeriği ve biçimi ne olursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altına

almaktadır. Haberleşme bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü,

yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması

gerekir. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:

2013/6693, 16/4/2015, § 49).

32. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfi bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.

Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte

haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru birtakım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, § 50).

33. AİHM kararlarına göre, haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan

mevzuatın, “ulaşılabilir”,

yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci

olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir

amaca” dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir

toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır. (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 85-90; Klass ve Diğerleri/Almanya, B. No:5029/71, 6/10/1978,

§§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88,

25/3/1992, § 34).

34. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. Genel İlkelerin

Somut Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin

Mevcudiyeti

35. Somut olayda, başvurucunun bulunduğu cezaevi disiplin

kurulu kararıyla, başka bir ceza infaz kurumunda bulunan bir arkadaşı

tarafından başvurucuya gönderilen bir mektubun, açlık grevlerini övücü ifadeler

içermesi nedeniyle sakıncalı görüldüğü gerekçesiyle imhasına karar verilmiştir.

Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşme

özgürlüğüne bir müdahale yapılmıştır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

36. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve

Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe

Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle, sınırlamanın

Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasanın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

Kanunilik

37. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle

kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen

kanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel

prensibi içermektedir. İlk olarak, müdahale teşkil eden eylem yerel mevzuatta

mevcut bulunan bir düzenlemeye dayanmalıdır. Keza, müdahalenin dayanağını

teşkil eden düzenleme, ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir

olmalıdır. Son olarak, söz konusu düzenleme, hitap ettiği kişiler bakımından

davranışlarını ona göre yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde eylemleri

neticesinde meydana gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak sağlayacak

açıklıkta olmalıdır (Bkz. Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 86-88).

38. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ile

mümkün olduğu söylenemez. Buna göre, “kanunun

kalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunması

gereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisini kullanacak mercilerin

sınırlarının da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesi Genel Kurulunun kararında belirttiği üzere kanunun temel esasları,

ilkeleri ve çerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (bkz. AYM, E.1984/14,

K.1985/7, K.T. 13/6/1985). Bu noktada, özellikle

kanunun idari makamlara, haberleşme özgürlüğüne müdahale konusunda takdir

yetkisi tanıdığı durumlarda, ilgili kanunun bu yetkinin çerçevesini belirli bir

açıklıkta belirlemesi gerekmektedir (Mehmet

Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, B. No: 15672/08, 11/1/2011,

§ 56; Tan/Türkiye, B. No:9460/03,

3/7/2007, § 21).

39. Cezaevi idaresinin, hükümlü, ve

tutukluların haberleşmesine müdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası

kapsamında kaldığının belirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir.

Zira ikinci fıkra kapsamında olduğunun kabulü halinde hâkim kararı veya onayı

olmaksızın yapılan bir müdahale kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte

yandan üçüncü fıkranın gündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini

istisna kamu kurumu olarak kabul edip etmediği değerlendirilecektir.

40. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazında

gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi

şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

41. Buna göre 5275 sayılı Kanun’un 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları,

infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar

uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresi uyarınca cezaevlerinin haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamu kurumu olarak kabul edildiği

değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, § 76).

42. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un

68. maddesi ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzüğün 91., 122. ve 123. maddeleri

oluşturmaktadır.

43. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinde

ve anılan Tüzüğün 91. maddesinde, hükümlülerin mektup, faks ve telgraf gönderme

ve kendilerine gönderilenleri alma hakkına sahip oldukları, resmi makamlara

veya savunmaları için avukatlarına gönderdikleri mektup, faks ve telgrafların

denetime tabi olmadığı, “Kurumun asayiş ve

güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar

amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye

verilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

44. Gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmi

Gazetede yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir olduğunda kuşku yoktur.

Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler, cezaevinde hükümlülerin

mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı, buna getirilen kısıtlamalar

ve izlenecek usuller yeterince açık ve anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir.

Hükümlünün mektubunun denetimi, kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi halinde

başvurulacak tedbirler ile bu yöndeki işlemlere karşı hükümlünün

başvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, bu haliyle ilgili düzenlemenin

yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır.

45. AİHM’in Gülmez/Türkiye

kararında da 5275 sayılı Kanun’un, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya

Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği,

herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı, hükümlerinin yapılan herhangi bir

haksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve

ayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır (Gülmez/Türkiye,

B. No:16330/02, 20/5/2008, §§ 51).

46. Görüldüğü üzere, müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,

hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortaya

koyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmeler

neticesinde, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

47. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

48. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında da haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka

uygun ve demokratik toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amaçlarıyla yapılmış olması aranmakta olup, bu şartlar altında

yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.

49. Anayasa’nın 22. maddesinde, haberleşmenin gizliliğine

yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde olabileceği

düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlara dayalı

olarak ve hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte üçüncü

fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ile istisna tutulabileceği de

belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna, hakim

kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı, 22. maddenin ikinci

fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklinde

yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngören

Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların

dar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlama

sebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunla

genişletilmesi mümkün değildir.

50. Yukarıda da belirtildiği gibi, cezaevlerinin Anayasa’nın

22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu

kabul edilmekle birlikte, bu istisna, anılan kurumlar tarafından hakim kararı alınması şartı aranmaksızın haberleşme

hürriyetine müdahale niteliğinde işlem tesis edilebileceği anlamına

gelmektedir. Bununla birlikte, bu kurumların haberleşme hürriyetine müdahale

anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için, mutlaka Anayasa’nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma sebeplerine dayalı olması

gerekmektedir.

51. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında, “Kurumun asayiş ve

güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar

amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye

verilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

Burada

belirtilen sebeplerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış

olan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde

cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

52. Somut olayda, başvurucuya gönderilen mektubun imhasına

yönelik Cezaevi Disiplin Kurulunun 23/11/2012 tarihli

kararında, anılan mektubun açlık grevini övücü ifadeler içermesi gerekçesine

dayanılmıştır.

53. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Ankara 1. İnfaz Hâkimliğinin

25/12/2012 tarihli ve E.2012/3812, K.2012/3734 sayılı

kararıyla, itiraz reddedilmiştir.

54. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 298. maddesinin (2)

numaralı fıkrası hükmü uyarınca, hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya

ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat

verilmesi suçtur.

55. Bu kapsamda, başvurucunun mektubunun, cezaevi disiplin

kurulunca denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin,

kamu düzeni, cezaevlerinde güvenliğin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi

amaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22.

maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna

varılmıştır.

Demokratik Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük

56. Başvurucu, mektubun cezaevinde

bulunan bir arkadaşı tarafından kendisine gönderildiğini, eğer mektupta

sakıncalı ifadeler bulunsaydı o cezaevi tarafından gönderilmeyeceğini,

cezaevinde hükümlü statüsünde olsa bile ulusal ve uluslararası hukuktan

faydalanma hakkının olduğunu, cezaevi disiplin kurulu ve infaz hâkimliğince,

söz konusu mektuptaki ifadelere değinilmeden, sadece evrak üzerinde ve yeterli

araştırma yapılmadan karar verildiğini, kendisine gönderilen mektubun özel bir

mektup olduğunu, imhasına karar verilmesinin haberleşme hürriyetini ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

57. Bakanlık görüşünde, AİHM kararlarında, ceza infaz

kurumlarında bulunan kişilerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı

başına Sözleşmenin ihlaline sebebiyet vermeyeceği, keza ceza infaz kurumunun

olağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın

gerekli olduğunun vurgulandığı belirtilmiştir.

58. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik

Krallık, § 97).

59. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediği

kararlarda, öncelikle, ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin

yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşmenin ihlaline

sebebiyet vermeyeceğini, keza ceza infaz kurumunun olağan ve makul

gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu

belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen/Türkiye,

§ 51; Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık,

B.No. 5947/72, 6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75,

7113/75, 7136/75, 25/3/1983, § 98).

60. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu

değerlendirmeyi yaparken, mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarında

bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile tek bağlantısı olduğu

gerçeğini göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 45).

61. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,

B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § § 57,58).

62. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik toplum" ölçütü, Anayasa'nın

13. maddesi ile AİHS'in "demokratik toplum

düzeninin gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8, 9. 10. ve 11. maddelerindeki

paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü,

çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelinde yorumlanmalıdır (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014,

§ 93; Fatih Taş, B. No:

2013/1461, 12/11/2014, §§92-93).

63. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca, "Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak

koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve

ancak yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142,

K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyle

yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor

veya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük

ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa

demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008; Abdullah Öcalan, § 94; Fatih Taş, §§ 92,93).

64. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84; Fatih

Taş, §§ 92,93).

65. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için, temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, § 183).

66. Hükümlü veya tutuklular (mahkûmlar), Anayasa'nın 19.

maddesi kapsamında hukuka uygun olarak "bir

mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma" olarak

değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (bkz. İbrahim Uysal, B.No:

2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın ve

Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına

genel olarak sahiptirler (Aynı yönde benzer bir karar için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B.No. 74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birlikte

cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin

temini gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul

gerekliliklerin olması durumunda sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan Günana, B.

No:2013/3550, 19/11/2014, §35).

67. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan

gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek

yukarıda belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi

dâhilinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına

ikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra,

yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve mahkûmiyet

sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve Diğerleri/Birleşik Krallık, § 98, § 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye, B. No:

18139/07, 11/5/2010, (k.k.)).

68. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlama

bakımından “demokratik bir toplumda gerekli”

ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat Tuncel, § 87).

69. Somut olayda, başvurucuya gönderilen mektubun imha

edilmesine yönelik cezaevi disiplin kurulu kararında, söz konusu mektubun açlık

grevlerini övücü nitelikte olduğu gerekçe gösterilmesine karşılık, mektup içeriğindeki

hangi sözlerin bu nitelikte olduğu belirtilmeden soyut olarak bu gerekçeye

dayanıldığı anlaşılmaktadır.

70. Söz konusu disiplin kurulu kararına yapılan itiraz

üzerine Ankara 1. İnfaz Hâkimliğinin kararında, mektupta geçen ifadelerin,

açlık grevlerini övücü, şiddete, silahlı mücadeleye çağrı ve teşvik edici

nitelikte olduğu gerekçesine yer verilmesine rağmen, mektup içinde geçen hangi

somut ifadelerin bu nitelikte olduğu belirtilmemiştir. Ankara 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin ret kararında da şikâyete konu mektup içeriği hakkında herhangi

bir değerlendirmede bulunulmamıştır.

71. Başvuruya konu mektup içeriğinde, “…halkımızın özgürlüğü için girdiğimiz bu kutsal

eylemde tarihi sürecin bu onurlu yolunda siz değerli yoldaşlarımızla birlikte

olduğumuz için mutlu ve gururluyuz… tüm zindanlara yayılan bu özgürlük ateşi

özgür oluncaya kadar devam edecektir…sana s.a.g.55.

gününde (açlık grevi kısaltması olduğu düşünülmüştür.) biraz kısa da olsa merak ettiğim için yazıyorum”

ifadeleri yer almaktadır. Söz konusu ifadelerle açlık grevinden bahsedilmekte,

ancak bu ifadelerin tek başına, hükümlülerin açlık grevine teşvik veya ikna

edilmeleri niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra gerek cezaevi

disiplin kurulu kararında ve gerekse derece mahkemeleri kararlarında olayda,

anılan mektubun tamamen imha edilmesini gerektirecek boyutta cezaevinde düzeni

ve güvenliği tehlikeye sokan özel ve olağanüstü koşulların bulunduğuna dair

(cezaevinde mahkumlar arasında büyük çapta açlık grevi

yürütüldüğü gibi) herhangi bir gerekçeye de yer verilmemiştir. Buna göre, somut

olayda suçun önlenmesi, disiplinin ve cezaevinde güvenliğin sağlanmasına

yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin somut bilgilere dayalı olarak

ortaya konulmadığı sonucuna varılmıştır.

72. Bu kapsamda, başvurucuya gönderilen mektubun imha

edilmesinin amaçlanan hedefler açısından aşırı, dolayısıyla orantısız olduğu ve

bu bağlamda demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülülük ilkesine uygun

olmadığı kanaatine varılmıştır.

73. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun haberleşme özgürlüğüne

yapılan müdahalenin "demokratik bir

toplumda gerekli" ve “ölçülü”

olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa'nın 22. maddesinde

güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

74. Başvurucu, anayasal hakları ihlal edildiği için 1.500,00

TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

75. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

76. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

talebiyle bağlı olarak takdiren 1.500,00 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

77. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği

gözetilerek, kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Adalet Bakanlığına ve

Ankara 1. İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle,

A. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün ihlaline ilişkin

şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 1.500,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucunun adli yardım talebi kabul edilmiş olduğundan

yargılama giderlerinin Hazine üzerinde bırakılmasına,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca başvurucuya, Adalet Bakanlığına ve Ankara 1. İnfaz

Hâkimliğine gönderilmesine,

20/5/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şermin BİRTANE Başvurucu : Ahmet TEMİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1822, 20 Mayıs 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olaylar Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. E. G. isimli arkadaşı tarafından 20/11/2012 tarihinde
  11. B. İlgili Hukuk
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. C. Başvurucunun adli yardım talebi kabul edilmiş olduğundan
  17. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1822
Tarih
20 Mayıs 2015

İlgili Kararlar

  • Durmaz Oto. Petrol Ürünleri İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1020)
  • Akün Gıda Maddeleri Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/1993)
  • Pervim Eşsiz Başvurusu (B. No: 2013/4771)
  • Özkan Kart Başvurusu (B. No: 2013/1201)
  • Muzaffer Akkanat Başvurusu (B. No: 2013/2339)
  • Mehmet Güzeloglu Başvurusu (B. No: 2014/3134)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.