İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Özkan Kart Başvurusu (B. No: 2013/1201)

1. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu ceza infaz kurumundan

Başvuru No2013/1201Tarih20 Mayıs 2015Okuma27 dk · 5.333 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Özkan Kart Başvurusu (2)

Karar tarihi
20 Mayıs 2015
Başvuru Numarası
2013/1201
R.G. Tarih- Sayı
10/8/2015-29441
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.333 kelime·27 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu ceza infaz kurumundan

başka bir ceza infaz kurumunda bulunan bir arkadaşına göndermek istediği

mektubun, sakıncalı görülen cümlelerinin sansürlenmesi suretiyle alıcısına

gönderilmesine karar verilmesi işlemi nedeniyle, haberleşme ve ifade özgürlüğünün

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/2/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 30/9/2013

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 24/3/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 24/3//2014 tarihinde

Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre sonunda

görüşünü 21/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucu vekiline 3/6/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu vekili 18/6/2014 tarihinde bu

görüşe karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle hükümlü

olup Ankara 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza

İnfaz Kurumunda (CİK) bulunmaktadır. Başvurucu, Ordu E Tipi Ceza İnfaz

Kurumunda tutuklu/hükümlü olarak bulunan G. K.'ye bir

mektup yazmıştır.

9. Başvurucunun yazmış olduğu mektup Mektup

Okuma Komisyonunca sakıncalı bulunarak CİK Disiplin Kuruluna sevk edilmiştir.

10. Disiplin Kurulu 15/10/2012 tarihli ve 2012/570 sayılı

kararıyla, arkalı önlü yazılmış dört sayfadan ibaret mektubun üçüncü sayfasının

16. satırında “Sayın bakan o gün için…” ibaresi

ile başlayan ve “ya rabbim dedikten sonra amin diyorum” cümlesi ile biten beş satırlık

kısmı ile dördüncü sayfanın başında “Siirt’te

Gulan hevali tanıyorsun…”ibaresi

ile başlayan ve “…kullandığın için bu kez

izleyicisin” ibaresi ile biten 5 satırlık

kısmın, kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan cümleler ve açlık grevini

öven ifadeler içermesi nedeniyle sakıncalı bulunduğuna, söz konusu mektubun

aslından sakıncalı görülen yerler çizilerek alıcısına gönderilmesine karar

vermiştir. Başvurucu anılan karar hakkında Ankara İnfaz Hâkimliğine şikâyette

bulunarak, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

11. Başvurucunun şikayetini inceleyen Ankara 2. İnfaz

Hâkimliğinin 10/12/2012 tarihli ve E.2012/3418,

K.2012/3614 sayılı kararıyla, hükümlü tarafından gönderilmek istenen mektupta

geçen bazı ifadelerin şiddete, silahlı mücadeleye çağrı ve teşvik edici

nitelikte olduğu, hakaret içerdiği, bu nedenle sınırlamanın demokratik toplumda

gerekli ve orantılı olduğu gerekçeleriyle bir kısım ibareler açısından

şikayetin reddine; bazı ifadelerin ise şiddete, direnişe yahut isyana teşvik

etmediği, hakaret içermediği, nefret söylemi kapsamında değerlendirilemeyeceği

gerekçesiyle bir kısım ibareler açısından şikayetin kabulüne karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Hâkimliğimizce

yapılan değerlendirme neticesinde adı geçen tutuklu/hükümlü tarafından

gönderilmek istenen mektubun 4. sayfasının başında ‘Siirt’te Gulan hevali tanıyorsun…’ibaresi

ile başlayan ve ‘…kullandığın için bu kez izleyicisin” ibaresi ile biten 5

satırlık kısımda geçen ifadelerin, şiddeti, silahlı mücadeleye çağrı ve teşvik

ettiği, hakaret içerdiği, bu sebeple sınırlamanın demokratik bir toplumda

gerekli ve oranlı olduğu, ifade özgürlüğü ve iletişim özgürlüğü kapsamında

değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından talebin kısmen reddine,

Disiplin cezasına konu mektubun 3. sayfasının

16. satırında ‘Sayın bakan o gün için…’ ibaresi ile başlayan ve ‘ya rabbim

dedikten sonra amin diyorum’ ibaresi ile biten

ifadelerin ise şiddete, direnişe yahut isyana teşvik etmediği, hakaret

içermediği, nefret söylemi kapsamında değerlendirilemeyeceği göz önüne alınarak

talebin kısmen kabulüne ve izah edildiği şekilde şikayete konu mektubun

gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.”

12. Anılan karar neticesinde, başvurucunun mektubunda geçen

şu cümleler mektuptan çıkarılmıştır:

“Siirt’te Gülan hevali tanıyorsun. A., F., M. hevaller başlayan çalakilere

dahil olmuşlar, zaten takip ediyorsunuzdur. Yirmi günü geride bırakıyorlar.

Öncekiler gibi on onbeş günde durmayınca sanırım

ciddiyeti anlaşılacaktır. İzliyoruz bakalım, sanırım sen geçen sefer hakkını

kullandığın için bu kez izleyicisin.”

13. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı Ankara 2.

Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yoluna başvurmuştur. Ankara 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin 28/12/2012 tarihli ve 2012/1691 sayılı

kararıyla, İnfaz Hâkimliği kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle

başvurucunun itirazı reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya 14/1/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 11/2/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 68. maddesi şöyledir:

“(1)Hükümlü, bu maddede belirlenen

kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve

ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,

faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış ise

gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

16. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak

çıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmi

Gazetede yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz

Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Tüzüğün 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

17. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki

infaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna

iletilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılan

incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine

"görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır ve

postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

18. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye

yapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren onbeş

gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz

hâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza

mahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek

mektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek

verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Hükümlü ve tutukluların beslenmesini

engelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü

ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya

da bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 20/5/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/2/2013 tarihli ve 2013/1201 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, açlık grevlerinin dünya tarihinde ve dünyanın

muhtelif yerlerinde uygulanmış bir pasif direniş yöntemi ve kişinin kendi

bedeni üzerindeki bir tasarrufu olduğunu, şiddet içermediğini, bizatihi eylemin

hiçbir kanun hükmüne aykırı olmadığını, salt eylemden bahsetmenin Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS, Sözleşme) 8. maddesinde öngörülen, hakkın

sınırlandırılması kriterleri kapsamına girmeyeceğini,

bu sınırlama kriterlerine aykırı olarak mektubunun sakıncalı görülmesi ve

sakıncalı görülen yerlerin çizilmesine karar verilmesi sonucunda haberleşme ve

ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Başvuru formu ve eklerinde başvurucu Anayasa'nın 22.

maddesinde yer alan haberleşme hürriyeti ile Anayasa’nın 26. maddesinde

düzenlenen ifade hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu

iddiaların özü, söz konusu mektuba cezaevi idaresince el konulması nedeniyle

haberleşme hürriyetinin kısıtlanması hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu

sebeple başvurucunun bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında

değerlendirilmiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de

haberleşme alanında ifade özgürlüğünün Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence

altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver

ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 6205/73, 7052/75,

7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983, §107).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

23. Başvurucu, Anayasa'nın 22 ve 26. maddelerinde korunan

haberleşme ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.

24. Bakanlık görüşünde başvurucunun dile getirdiği

şikâyetlerin Anayasa'nın 20, 22. ve 26. maddeleri ile Sözleşme'nin 8. ve 10.

maddelerinde tanımlanan, haberleşme ve ifade özgürlüğüne ilişkin olduğu

belirtilmiştir.

25. Başvurucunun, hükümlü olarak bulunduğu ceza infaz

kurumundan başka bir ceza infaz kurumunda bulunan bir arkadaşına göndermek

istediği mektubun kısmen sakıncalı görülerek sakıncalı görülen yerler çizilmek

suretiyle alıcısına gönderilmesine karar verilmesi işlemi nedeniyle Anayasal

haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun

değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve

Bakanlık Görüşleri

26. Başvurucu, olayda ifade ve haberleşme özgürlüğünün

kısıtlayıcı nedenlerinin hiç birinin mevcut olmadığını, açlık grevlerinin pasif

direniş şekli olduğunu, şiddet içermediğini, bu eylemlerden bahsetmenin ve

övücü nitelikte beyanlarda bulunmanın ulusal güvenlik, suçun veya düzensizliğin

önlenmesi gibi sınırlandırma nedenlerini gerektirmediğini ileri sürmüştür.

27. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) içtihatları hatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlar

doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

28. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında, başvuru

dilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca mektubunda şiddete

çağrı bulunmadığını, pasif bir sivil itaatsizlik eylemine dair kendi durumunu

ve görüşlerini paylaştığını belirterek haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahalenin demokratik toplumun gereklerine aykırı olduğunu iddia etmiştir.

b. Genel İlkeler

29. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve

gizliliğine dokunulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

30. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

31. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte

Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır.

Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.

maddesinde düzenlenmiştir.

32. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine (“correspondence”)

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra,

içeriği ve biçimi ne olursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altına

almaktadır. Haberleşme bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü,

yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması

gerekir. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B.

No:2013/6693, 16/4/2015, § 49).

33. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfi bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.

Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte

haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru birtakım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:2013/6693, 16/4/2015,

§ 50).

34. AİHM kararlarına göre, haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını

oluşturan mevzuatın“ulaşılabilir”, yeterince açık ve belirli bir eylemin

gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir”

olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı olmalıdır. Bunun

yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 5947/72, 6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75,

7136/75, 25/3/1983, §§ 85-90; Klass ve Diğerleri/Almanya, B. No:5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88,

25/3/1992, § 34).

35. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. Genel İlkelerin

Somut Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin

Mevcudiyeti

36. Başvurucunun, hükümlü olarak bulunduğu ceza infaz

kurumundan başka bir ceza infaz kurumunda bulunan bir arkadaşına göndermek

istediği mektubun bazı bölümleri, Cezaevi Disiplin Kurulu tarafından kısmen

sakıncalı görülmüş ve sakıncalı görülen yerlerin sansürlenmesi suretiyle

alıcısına gönderilmesine karar verilmiştir. Dolayısıyla anılan işlem ile kamu

makamları tarafından başvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahale

yapılmıştır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

37. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu

nedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

Kanunilik

38. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle

kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen

kanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel

prensibi içermektedir. İlk olarak, müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yer

alan bir düzenlemeye dayanmalıdır. Keza, müdahalenin dayanağını teşkil eden

düzenlemenin ilgili kişi açısından yeterli derecede ulaşılabilir olması

gerekmektedir. Son olarak, söz konusu düzenleme, hitap ettiği kişiler

bakımından davranışlarını ona göre yönlendirme ve belli koşullar çerçevesinde

eylemleri neticesinde meydana gelebilecek sonuçları öngörebilmeye olanak

sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Bkz. Silver

ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No.

5947/72, 6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983, §§ 86-88).

39. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ile

mümkün olduğu söylenemez. Buna göre, “kanunun

kalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunması

gereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisi kullanacak mercilerin sınırlarının

da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Genel

Kurulunun kararında belirttiği üzere kanunun temel esasları, ilkeleri ve

çerçevenin ortaya konulmuş olması gerekir (bkz. AYM, E.1984/14, K.1985/7, K.T. 13/6/1985). Bu noktada, özellikle kanunun idari makamlara,

haberleşme özgürlüğüne müdahale konusunda takdir yetkisi tanıdığı durumlarda,

ilgili kanunun bu yetkinin çerçevesini belirli bir açıklıkta belirlemesi

gerekmektedir (Mehmet Nuri Özen ve

Diğerleri/Türkiye, B. No: 15672/08, 24462/08, 27559/08, 28302/08,

28312/08, 34823/08, 40738/08, 41124/08, 43197/08 51938/08 ve 58170/08, 11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye,

B. No:9460/03, 3/7/2007, § 21).

40. Cezaevi idaresinin, hükümlü ve tutukluların

haberleşmesine müdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası

kapsamında kaldığının belirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir.

Zira ikinci fıkra kapsamında olduğunun kabulü halinde hâkim kararı veya onayı

olmaksızın yapılan bir müdahale kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte

yandan üçüncü fıkranın gündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini

istisna kamu kurumu olarak kabul edip etmediği değerlendirilecektir.

41. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazında

gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi

şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

42. Buna göre 5275 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin,

Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu

Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresi

uyarınca cezaevlerinin haberleşme hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamu

kurumu olarak kabul edildiği değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, B.

No:2013/6693, 16/4/2015, § 76).

43. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un

68. maddesi ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91., 122. ve

123. maddeleri oluşturmaktadır.

44. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinde

ve anılan Tüzüğün 91. maddesinde, hükümlülerin mektup, faks ve telgraf gönderme

ve kendilerine gönderilenleri alma hakkına sahip oldukları, resmi makamlara

veya savunmaları için avukatlarına gönderdikleri mektup, faks ve telgrafların

denetime tabi olmadığı, “Kurumun asayiş ve

güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar

amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye

verilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

45. Gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmi

Gazetede yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir olduğunda kuşku yoktur.

Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler, cezaevinde hükümlülerin

mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı, buna getirilen kısıtlamalar

ve izlenecek usuller yeterince açık ve anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir.

Hükümlünün mektubunun denetimi, kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi halinde

başvurulacak tedbirler ile bu yöndeki işlemlere karşı hükümlünün

başvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, bu haliyle ilgili düzenlemenin

yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır.

46. AİHM’in Gülmez/Türkiye

kararında da 5275 sayılı Kanun’un, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya

Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği,

herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı, hükümlerinin yapılan herhangi bir

haksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve

ayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır (Gülmez/Türkiye,

B. No:16330/02, 20/5/2008, § 51).

47. Görüldüğü üzere, müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,

hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortaya

koyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmeler

neticesinde, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

48. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

49. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında da haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka

uygun ve demokratik toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amaçlarıyla yapılmış olması aranmakta olup, bu şartlar altında

yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.

50. Anayasa’nın 22. maddesinde haberleşmenin gizliliğine

yönelik müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde olabileceği

düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir.

Bununla birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ile

istisna tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna,

hâkim kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı, 22. maddenin ikinci

fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklinde

yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngören

Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların

dar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlama

sebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunla

genişletilmesi mümkün değildir.

51. Yukarıda da belirtildiği gibi, cezaevlerinin Anayasa’nın

22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu

kabul edilmekle birlikte, bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı

alınması şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem

tesis edilebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, bu kurumların

haberleşme hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için,

mutlaka Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma

sebeplerine dayalı olması gerekmektedir.

52. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında, “Kurumun asayiş ve

güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar

amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye

verilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

Burada

belirtilen sebeplerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış

olan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde

cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

53. Somut olayda, başvurucunun göndermek istediği

mektubundaki bazı cümlelerin sansürlenmesine yönelik Cezaevi Disiplin Kurulunun

15/10/2012 tarihli kararında, anılan satırların

kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması ve açlık grevini övücü ifadeler

içermesi gerekçesine dayanılmıştır.

54. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Ankara İnfaz

Hâkimliğinin 10/12/2012 tarihli ve E.2012/3418,

K.2012/3614 sayılı kararıyla, itirazın bir kısmı kabul, bir kısmı ise

reddedilmiştir.

55. İnfaz hâkimliğinin incelemesi sonucunda,

söz konusu mektubun 4. sayfasının başında yer alan “Siirt’te Gulan hevali

tanıyorsun (…)” ibaresi ile başlayan ve “(…) kullandığın için bu kez izleyicisin” ibaresi ile biten

5 satırlık bir kısımda geçen ve başvurucunun, Türkiye’de çeşitli cezaevlerinde,

yasadışı silahlı terör örgütü PKK'nın kurucusu ve yöneticisi olan Abdullah

Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi talebiyle başlatılan açlık grevlerinin

ne kadar süreyle yapılması halinde etkili olacağını belirttiği cümlelerinin karalanması

suretiyle mektubun gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

56. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 298. maddesinin (2)

numaralı fıkrası hükmü uyarınca, hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya

ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat

verilmesi suçtur.

57. Bu kapsamda, başvurucunun mektubunun, açlık grevlerine

yönelik cümlelerinin sansürlenerek gönderilmesi suretiyle haberleşme

özgürlüğüne yapılan müdahalenin, kamu düzeni, cezaevlerinde güvenliğin

sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarını taşıdığı ve bunun da

Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrası

kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

Demokratik Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük

58. Başvurucu, mektubunda şiddete çağrı bulunmadığını, pasif

bir sivil itaatsizlik eylemine dair kendi durumunu ve görüşlerini paylaştığını

belirterek haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplumun

gereklerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

59. Bakanlık görüşünde, AİHM kararlarında, ceza infaz

kurumlarında bulunan kişilerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı

başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceği, keza ceza infaz kurumunun

olağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın

gerekli olduğunun vurgulandığı belirtilmiştir.

60. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve Diğerleri /Birleşik

Krallık, B.No. 5947/72, 6205/73, 7052/75,

7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983, § 97).

61. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediği

kararlarda, öncelikle, ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin

yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline

sebebiyet vermeyeceğini, keza ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimleri

dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen/Türkiye, B. No: 15672/08,

24462/08, 27559/08, 28302/08, 28312/08, 34823/08, 40738/08, 41124/08, 43197/08

51938/08 ve 58170/08, 11/1/2011, § 51; Silver ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 5947/72, 6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75,

7136/75, 25/3/1983, § 98).

62. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu

değerlendirmeyi yaparken, mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarında

bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile tek bağlantısı olduğu

gerçeğini göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88, 25/3/1992,

§ 45).

63. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve Diğerleri,

B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § § 57-58).

64. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik toplum" ölçütü, Anayasa'nın

13. maddesi ile AİHS'in "demokratik toplum

düzeninin gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8., 9.,

10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla

demokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans

temelinde yorumlanmalıdır (Abdullah Öcalan,

B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 93; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014,

§§92-93).

65. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca, "Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla

demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak

yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142, K.2008/148,

K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyle, yapılan sınırlama

hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırı

derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine

aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik

toplum düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008; Abdullah Öcalan, B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 94; Fatih Taş, B.

No: 2013/1461, 12/11/2014, §§92-93).

66. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,

20/2/2014, § 84 ; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014,

§§92-93).

67. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için, temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, § 183).

68. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi

kapsamında hukuka uygun olarak "bir

mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma" olarak

değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (bkz. İbrahim Uysal, B.No:

2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın ve

Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına

genel olarak sahiptirler (Aynı yönde benzer bir karar için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B.No. 74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birlikte

cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin temini

gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul

gerekliliklerin olması durumunda sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan Günana, B.

No:2013/3550, 19/11/2014, §35).

69. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilen

yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek yukarıda

belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesi dâhilinde

objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna

edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No:13590/88, 25/3/1992, § 48). Bunun yanı sıra, yapılacak değerlendirmede

hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve mahkûmiyet sebeplerinin de

dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve

Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No. 5947/72,

6205/73, 7052/75, 7061/75, 7107/75, 7113/75, 7136/75, 25/3/1983,

§ 98, § 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 18139/07, 11/5/2010, (k.k.)).

70. Somut olayda, öncelikle, gerek cezaevi disiplin kurulu

kararı gerekse İnfaz hâkimliği kararı sonucunda, başvurucunun dört sayfadan

oluşan mektubunun imhası veya gönderilmesinin tamamen engellenmesi gibi bir

durum olmadığının altı çizilmelidir. İnfaz hâkimliği kararıyla başvurucunun itirazlarının

bir kısmı kabul bir kısmı ret olunmuştur. Nihayetinde, söz

konusu mektubun 4. sayfasının başında yer alan “Siirt’te

Gulan hevali tanıyorsun

(…)” ibaresi ile başlayan ve “(…)

kullandığın için bu kez izleyicisin” ibaresi ile biten 5 satırlık

kısımda geçen ve başvurucunun, Türkiye’de çeşitli cezaevlerinde, yasadışı

silahlı terör örgütü PKK'nın kurucusu ve yöneticisi olan Abdullah Öcalan’ın

koşullarının iyileştirilmesi talebiyle başlatılan açlık grevlerinin ne kadar

süreyle yapılması halinde etkili olacağını belirttiği cümlelerinin karalanması

suretiyle mektubun gönderilmesine karar verilmiştir.

71. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı verdiği

cevapta, cezaevlerinde kalan birçok kişinin açlık grevleriyle ilgili

görüşlerini kamuoyuyla paylaştığını belirtmiştir. Ancak somut olayda,

başvurucunun mektubunda sansürlenen cümlelerinin görüşlerini açıklamanın

ötesinde, önceki açlık grevleriyle mektubun yazıldığı tarihte sürdürülen açlık

grevlerini kıyaslayarak, açlık grevlerinin ne kadar süreyle yapılması halinde

etkili olacağını belirttiği görülmektedir. Başvurucu terör örgütüne üye olma

suçu nedeniyle hükümlüdür ve mektubun alıcısı olan kişinin de daha önce açlık

grevi yürütmüş bir kişi olduğu söz konusu mektup içeriğinden anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla, somut olayın tüm koşulları çerçevesinde, sansürlenmesine karar

verilen bu cümlelerin açlık grevini teşvik edici, övücü nitelikte olduğu

yolunda objektif bir gözlemciyi ikna edebileceği kanaatine varılmıştır. 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 298. maddesinin (2) numaralı fıkrası hükmü

uyarınca, hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya

ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi suçtur. Cezaevi

idaresi tarafından başvurucunun mektubunda geçen söz konusu ifadelerin,

mektubun gönderileceği kişinin de bir başka cezaevinde hükümlü olduğu dikkate

alınarak, cezaevinde disiplinin ve güvenliğin sağlanması, suçun önlenmesi

amacıyla sansürlenmek suretiyle mektubun gönderilmesi şeklinde tedbir alınması

makul görülmüştür (Bkz. Atilla ve

Diğerleri/Türkiye, B. No: 18139/07, 11/5/2010, (k.k.)).

72. Bunun yanı sıra, mektupta 5

satırlık bir kısımda geçen ve başvurucunun, Türkiye’de çeşitli cezaevlerinde, yasadışı

silahlı terör örgütü PKK'nın kurucusu ve yöneticisi olan Abdullah Öcalan’ın

koşullarının iyileştirilmesi talebiyle başlatılan açlık grevlerinin ne kadar

süreyle yapılması halinde etkili olacağını belirttiği cümlelerinin karalanması suretiyle

mektubun gönderilmesine karar verildiğinden, bu tedbirin, Anayasa’nın 22. ve

Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında orantısız olduğundan da söz edilemez. Bu kapsamda, kamu makamları

tarafından söz konusu mektupta geçen anılan cümlelerin sansürlenmesi suretiyle

mektubun gönderilmesine karar verilmesinin demokratik bir toplumda gerekli ve

orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

73. Buna göre, yukarıdaki açıklamalar ışığında başvurucunun

haberleşme özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların Anayasa’nın 22. maddesi anlamında

demokratik toplumda kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için

gerekli olan demokratik toplum düzenin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olduğu söylenemez.

74. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının bir ihlal

içermediği anlaşıldığından, Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan

haberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle,

A. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikâyetlerin

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

2.

Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme

özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE, M. Emin KUZ’un karşı

oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE,

20/5/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Bir

ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun, başka bir ceza infaz

kurumundaki arkadaşına göndermek istediği mektubun beş satırlık bölümünün

sakıncalı görülerek okunmayacak şekilde çizilmek suretiyle gönderilmesine karar

verilmesi sebebiyle haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiği yönündeki iddiası

çoğunluk tarafından isabetli bulunmamış ve söz konusu özgürlüğün ihlal

edilmediğine karar verilmiştir.

Kararın

gerekçesinde, anılan işlemle başvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahale

yapılmakla birlikte bu müdahalenin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı, Anayasanın

22. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amacının bulunduğu ve

demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olma kriterlerine

uygun olduğu belirtilmiştir.

Kararda

da belirtildiği üzere, hükümlülerin Anayasanın 19. maddesi kapsamında hukuka

uygun şekilde tutma olarak değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkı dışında temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahip oldukları,

ancak cezaevinde tutulmanın sonucu olarak, suçun önlenmesi ve disiplinin

sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik makul

gerekliliklerin bulunması hâlinde bu hakların sınırlanabileceği, haberleşme

özgürlüğünün mutlak nitelikte olmadığı, bu özgürlüğe meşru bazı sınırlamaların

getirilebileceği, ancak buna ilişkin olarak Anayasanın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında sayılan sınırlamaların Anayasanın 13. maddesi ile güvence altına alınan

demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesiyle bağdaşıp

bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerektiği ve “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ölçütünün çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik

temelinde yorumlanması gerektiği kabul edilmektedir ( § 59–67).

Yine

kararda da belirtildiği gibi, cezaevlerine gelen ve buralardan gönderilen

mektuplara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilecek sebeplerin, olayın

şartları dahilinde “objektif bir gözlemciyi haberleşme

hakkının kötüye kullanıldığına ikna edebilecek nitelikte” olması, müdahalenin

olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir (§ 68).

Kararda,

mektubun 4. sayfasında yer alan beş satırlık kısımda görüş açıklamanın

ötesinde, önceki açlık grevleriyle hâlen devam eden açlık grevlerinin

kıyaslanarak, bunların ne kadar süreyle yapılması hâlinde etkili olacağının

belirtildiği, somut olayın şartları çerçevesinde bu cümlelerin açlık grevini

teşvik edici, övücü nitelikte olduğu, hükümlü ve tutukluların açlık grevine

teşvik veya ikna edilmelerinin ya da bu yolda talimat verilmesinin suç olduğu

ve mektubun gönderileceği kişinin de başka bir cezaevinde hükümlü olduğu

dikkate alınarak, cezaevinde disiplinin ve güvenliğin sağlanması ve suçun

önlenmesi amacıyla sansürlenmek suretiyle gönderilmesi şeklinde tedbir

alınmasının makul görüldüğü belirtilmektedir.

Oysa

başvurucunun, mektubun anılan satırlarında geçen “… zaten

takip ediyorsunuzdur. Yirmi günü geride bırakıyorlar, öncekiler gibi on-onbeş günde durmayınca ciddiyeti anlaşılacaktır” şeklindeki

cümlelerinden açlık grevinde zaten yirmi günün dolduğu, dolayısıyla bu sözlerin

grevin süresi veya öncekilerden daha uzun sürmesi gerektiği konusunda bir

talimat gibi değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu

cümlenin ardından gelen “İzliyoruz bakalım, sanırım sen geçen sefer hakkını

kullandığın için bu kez izleyicisin” cümlesi ve mektupta geçen diğer ifadeler

başvurucunun da, mektubu gönderdiği hükümlünün de açlık grevinde olmadıklarını

gösterdiği gibi, anılan satırlarda açlık grevine teşvik veya ikna edici ya da

talimat olarak nitelendirilebilecek bir ifade de bulunmamaktadır.

Cezaevi

disiplin kurulu ile derece mahkemelerinin kararlarında, mektubun gönderildiği

cezaevinde mahkûmlar arasında anılan satırların sansürlenmesini gerektirecek

boyutta ve büyük çaplı bir açlık grevi yürütüldüğü yönünde, cezaevinde düzeni

ve güvenliği tehlikeye sokan özel ve olağanüstü şartların bulunduğuna dair

herhangi bir gerekçeye de yer verilmediği görülmektedir (§ 10–12).

Anılan

kararlarda mektup gönderme ve almanın cezaevlerindeki hükümlü ve tutukluların

dış dünya ile başlıca bağlantı yollarından biri olduğu gözönünde

bulundurulmadığı gibi, müdahalede “demokratik toplum düzeninin gerekleri”

ölçütünün hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlandığını kabul etmek de

mümkün görünmemektedir.

Ayrıca,

başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahaleye gerekçe olarak

gösterilen sebeplerin, olayın şartları dahilinde

objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna

edebilecek nitelikte olduğu ve müdahalenin olaya özgü olgu ve bilgilerle

gerekçelendirildiği de söylenemez.

Bu

sebeplerle, başvurucunun haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini düşündüğümden

çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şermin BİRTANE Başvurucu : Özkan KART Vekili : Av. Sinem COŞKUN Üye M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1201, 20 Mayıs 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olaylar Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1201
Tarih
20 Mayıs 2015

İlgili Kararlar

  • Muzaffer Akkanat Başvurusu (B. No: 2013/2339)
  • Mehmet Güzeloglu Başvurusu (B. No: 2014/3134)
  • Rıza Gençoğlu Başvurusu (B. No: 2013/3543)
  • Y. Ç. Başvurusu (B. No: 2014/10662)
  • Yümrü Dilek Başvurusu (B. No: 2013/4189)
  • Önder Şanlı Başvurusu (B. No: 2013/6176)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.