İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/6208)

1. Başvuru, gönderilen mektupların ceza infaz kurumunca

Başvuru No2013/6208Tarih18 Kasım 2015Okuma23 dk · 4.600 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ahmet Temiz Başvurusu (4)

Karar tarihi
18 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/6208
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.600 kelime·23 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gönderilen mektupların ceza infaz kurumunca

başvurucuya verilmeyerek alıkonulmasına karar verilmesi nedeniyle haberleşme

hakkının ve ifade hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/8/2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 16/6/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 26/6/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 26/6/2015 tarihinde Bakanlığa

bildirilmiştir. Bakanlık, görüşünü 12/8/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya 24/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 28/8/2015

tarihinde bu görüşe karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Diyarbakır (Kapatılan) 4. Devlet Güvenlik Mahkemesinin

15/12/1995 tarihli ve E.1995/46, K.1995/738 sayılı kararı ile “devletin

egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya

çalışmak” suçunu işlediği kanaati ile başvurucunun hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

9. Başvurucu, hapis cezasını çekmekte olduğu Ankara 2 No.lu F

Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu sırada M.A. isimli bir

şahıs tarafından kendisine gönderilen mektubun Ceza İnfaz Kurumu Disiplin

Kurulunun 27/6/2013 tarihli ve 2013/251 sayılı kararları ile “ … terör örgütü mensuplarının

haberleşmesini sağlayan ifadeler içermesi …”

gerekçesine

istinaden başvurucuya verilmeyerek alıkonulmasına karar verilmiştir.

10. İki sayfadan oluşan ve el yazısı ile Kürtçe yazılmış mektup,

İnfaz Kurumu tarafından Türkçe çevirisi yapılarak tutanağa eklenmiştir.

Mektubun değerlendirmeye esas alınan Türkçe tercümesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“ Merhaba H. Yoldaş,

Her şeyden önce Kürdistan dağlarından, rehber Apo’nun şahsında sıcak selamlarımı cezaevindeki esirler

için gönderiyorum.

H. yoldaş … ben şimdiye kadar senden bir haber

alamamıştım, sen radyoya mektup göndermiş olabilirsin ama ben duymamışım.

…

… Birçok anıyı da birlikte yaşadık. Ama ne

yazık ki, bu gün baktığımda sen ve Ahmet gibi

arkadaşlarım zindanda dört duvar arasındalar, … her ne kadar durum böyleyse de

hiçbir zaman paslı teller, beton duvarlar yüreğimizdeki hisleri birbirinden

koparamazlar. Biz her zaman sizleri hatırlıyoruz ve bir gün evvelden siz

cezaevindeki esirlerin özgürlüğüne kavuşması için mücadeleyi daha coşkulu

kılmaya çalışıyoruz.

…

Ahmet yoldaş eğer bu mektubu dinliyorsan sana

eski bazı arkadaşlar hakkında haberler vereceğim. Sizlerin de bildiği gibi Ö.,

N. ve A.K. arkadaşlar seyde köyündendiler, nerede

şehit oldukları belli değildi. Ama bu yıl sicillerini ele geçirdim. … Örgüt

içindeki isimleri şöyledir: … H. yoldaş acaba aile ziyaretine geliyor mu? .. bu son kaç yıldır onlardan

haber almamışım. Kim nerede, ne yapıyor, kimler sağ bilmiyorum. … Hüseyin

yoldaş A. ve A.T. arkadaşların ailesi için de selamlarımı gönder, onlar için

yazılı bir çalışma var. Gayet iyi olacağına inanıyorum. … içinde bulunduğumuz

bölgeyle ilgili olarak aklınıza ne gelirse yazarsanız iyi olur. Doksanlı

yıllarda Kürdistan’ın bir çok bölgesinde olduğu gibi

bizim bölgemizde de bir çok olay oldu. Bunların kaybolmaması için yeni nesile söylenmesi lazım. Örnek olarak xebat

arkadaşın olayı gibi, Diyarbakır’a bağlı Karakoçan köyünde şehit edilmişlerdi,

askerlerin köylere saldırıları, özellikle Elwendi

köyüne, insanların tutuklanmaları vb. şeyler. … o dönemde yeni dünyaya gelenler

şu anda ellerinde silahlı mücadele içindeler. … o dönemde beşikte olanlar

gerilla oldular ve bizimle birliktedirler. Devrimimiz iki nesil aldı içine ve

inanıyorum ki devrim sürecinin uzaması halkımız için iyi bir tarihi temel oldu.

… ben de çok iyiyim ve şu anda görev

bölgesindeyim. Eğer sen ve Ahmet arkadaş mektup yazacak olursanız radyoda

okunduktan sonra yazılı olarak elime ulaşırsa iyi olur.

…

Radyo çalışanlarına da selam ve saygı.

Yoldaşlar siz bu mektubu okuduktan sonra H.Ö. gönderirseniz çok iyi olur. Şu

anda hangi cezaevinde kaldığını bilmiyorum. Eğer onu bulamazsanız şu anda

Ankara Sincan Cezaevinde kalan Ahmet Temiz arkadaşa gönderebilirsiniz.

Felat Zindan

1/6/2013”

11. Başvurucu, Disiplin Kurulunun anılan kararına karşı Sincan

İnfaz Hâkimliği nezdinde şikâyet yoluna başvurmuş; İnfaz Hâkimliği 3/7/2013

tarihli ve E.2013/3749 K.2013/3680 sayılı kararıyla başvurucunun şikâyetini

reddetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Hükümlüye gönderilen mektubun ‘F.Z. yani H.T.

adıyla ve kod isim olarak kabul edilebilecek iki isimle gönderildiği, mektubun

gönderen tarafından doğrudan doğruya muhatabına değil de önce Belçika'da

kayıtlı bir adrese ve başka bir isme gönderildiği, sonradan da bu isim

tarafından da muhatabına iletilmek üzere postaya verildiği, Hakimliğimize

intikal eden birçok dosyadan da ( mesela … esas sayılı dosyalar) anlaşıldığı

üzere bu şekilde gönderen tarafından doğrudan muhatabına postalanmayan

mektupların Belçika'da kayıtlı bir adrese ulaştırılıp o adreste görünen bir

isim tarafından muhatabına iletilmek üzere postaya verildiği, bu uygulamaya

göre de mektupların bir merkezde toplandıktan sonra muhataplarına iletildiği,

mektuplaşmanın bu şekilde bir merkezin kontrol ve denetiminde gerçekleştiği anlaşılmıştır.

Öte yandan mektubun içeriğinden de daha önce

gerçekleştirilmiş somut terör eylemlerinden bahsedildiği, bu eylemlere katılan

kişilerin ve yerlerin anlatıldığı, yapılan terör eylemlerinden olumlu şekilde

bahsedildiği, bu eylemlere katılan kişilerin mektuplaştığı anlaşılmıştır.

Buna göre gerek mektuplaşmanın usulü gerekse

içeriği gözetildiğinde 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkında Kanun'un 68/3. maddesinde belirtilen "terör ve çıkar amaçlı suç örgütü

veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olma" hali

söz konusu olduğundan İdare kararının yerinde ve hukuka uygun olduğu, itirazın

reddine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle aşağıda yazılı şekilde karar

verilmiştir.

...."

12. Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığı itirazın

Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/7/2013 tarihli ve 2013/2321 Değişik İş

sayılı kararı ile reddine karar verilmiştir.

13. Anılan karar başvurucuya 26/7/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 2/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 68. maddesi şöyledir:

“(1)Hükümlü, bu

maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve

telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme

hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

15. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak çıkarılan

20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün

(İnfaz Tüzüğü) 91. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

16. İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru

tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve

gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde

sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf

içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

17. İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ

tarihinden itibaren onbeş gün içinde infaz

hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşı

tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz

edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı

görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı

sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 18/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 2/8/2013 tarihli ve 2013/6208 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu,

gönderilen mektubun Cezaevi idaresince yoruma dayalı olarak sakıncalı

bulunduğunu ve kendisine teslim edilmediğini, idarenin kararlarına karşı

yaptığı şikâyet ve itirazların da reddedildiğini, mektupların ne şiddet

içerikli ne de ifade edildiği gibi örgüt mensuplarının haberleşmesini

sağlayacak bir ibare içerdiğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme/AİHS) 8. 9. ve 10. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

3.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Başvuru

formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, haberleşme hürriyeti ile düşünce

ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış ise de bu

iddiaların özü, kendisine gönderilen mektuba cezaevi idaresince el konulması

nedeniyle haberleşme hürriyetinin kısıtlanmasıyla ilgilidir. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları haberleşme hürriyeti kapsamında

değerlendirilmiştir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de

haberleşme alanına giren ifade özgürlüğünün Sözleşme’nin 8. maddesi ile güvence

altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72…, 25/3/1983, § 107; Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02,

5/12/2006, § 33; Ahmet Temiz, B.

No: 2013/1822, 20/5/2015, § 23).

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

21. Başvurucunun,

gönderilen bir mektubun kendisine verilmeyerek alıkonulmasına karar verilmesi

işlemi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri

açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve Bakanlık Görüşleri

22. Başvurucu,

gönderilen mektubun Cezaevi idaresince yoruma dayalı olarak sakıncalı

bulunduğunu ve kendisine teslim edilmediğini, mektupların ne şiddet içerikli ne

de ifade edildiği gibi örgüt mensuplarının haberleşmesini sağlayacak bir ibare

içerdiğini belirterek AİHS'in 8., 9. ve 10.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Bakanlık

görüşünde AİHM’in içtihatları hatırlatılmış ve

başvurucunun iddialarının bu kararlar doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği

bildirilmiştir.

24. Başvurucu,

Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru dilekçesindeki ifadelerini

yinelemiştir.

b. Genel İlkeler

25. Anayasa’nın

22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı

emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

26. Sözleşme’nin

“Özel ve aile hayatına saygı hakkı”

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

27. AİHM,

haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

incelemektedir. Bununla birlikte Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da

tek bir madde bulunmamaktadır. Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme

özgürlüğü Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenmiştir.

28. Anayasa’nın

22. maddesinde herkesin haberleşme özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin

gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de

herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu

düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı,

haberleşme özgürlüğünün yanı sıra içeriği ve biçimi ne olursa olsun

haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır. Haberleşme kapsamında,

bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine

konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir. Posta, elektronik posta,

telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme faaliyetlerinin,

haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği kapsamında değerlendirilmesi

gerekir (Mehmet Koray Eryaşa,

B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 49).

29. Kamu

makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve haberleşmesinin gizliliğine

keyfî şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan

güvenceler kapsamında yer almaktadır. Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi,

haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır

bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte

olmayıp meşru birtakım sınırlamalara tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama

ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, § 50).

30. Anayasa’nın

“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler,

özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,

Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

31. Belirtilen

Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel

öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu

tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini

ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa

kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak

uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanun ile

sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 22. maddesinde

yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır

(Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 35).

32. AİHM

kararlarına göre haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahale öncelikle kanunla

öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan mevzuatın

“ulaşılabilir”, yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar

açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci olarak söz konusu

sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı olmalı, bunun yanı sıra müdahale demokratik

bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 85-90; Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,

25/3/1992, § 34).

33. Dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahalelerin incelemesinde

kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var olup olmadığı her somut

olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. Bu İlkelerin Mevcut Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin Varlığı

34. Somut

olayda başvurucuya gönderilen mektubun terör örgütü mensuplarının

haberleşmesini sağlayan ifadeler içermesi nedeniyle sakıncalı görüldüğü

gerekçesiyle cezaevi disiplin kurulu kararıyla alıkonulmasına karar

verilmiştir. Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafından

başvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması

Hakkında

35. Yukarıda

anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı

sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma,

kanunlar tarafından öngörülme, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve laik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz, § 36).

Kanunilik

36. Haberleşme

özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmüş olması

gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen kanunla öngörülme kriteri,

kendi içerisinde üç temel prensibi içermektedir. İlk olarak müdahale teşkil

eden eylem mevzuatta yer alan bir düzenlemeye dayanmalıdır. İkinci olarak

müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme, ilgili kişi açısından yeterli

derecede ulaşılabilir olmalıdır. Son olarak söz konusu düzenleme, hitap ettiği

kişiler bakımından davranışlarını ona göre yönlendirme ve belli koşullar

çerçevesinde eylemleri neticesinde meydana gelebilecek sonuçları öngörebilmeye

olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 86-88).

37. Somut

olayda hükümlülerin cezaevinden yaptıkları yazışmaların denetimi ve

sınırlandırılmasının dayanağını oluşturan 5275 sayılı Kanun (68. madde) ile

İnfaz Tüzüğü (91., 122. ve 123. maddeler) Resmî Gazete’de

yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir olduğuna kuşku yoktur. Anılan

mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler, cezaevinde hükümlülerin mektup,

faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı, buna getirilen kısıtlamalar ve

izlenecek usuller yeterince açık ve anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir.

Hükümlünün mektubunun denetimi ile birlikte mektubun kısmen veya tamamen

sakıncalı görülmesi hâlinde başvurulacak tedbirler ile bu yöndeki işlemlere

karşı hükümlünün başvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, bu hâliyle

ilgili düzenlemenin yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu

sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı

değerlendirilmiştir (Ahmet Temiz,

§§ 38-46).

Meşru Amaç

38. Haberleşme

özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul edilebilmesi için bu müdahalenin,

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış olan millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına dayanması gerekir.

39. Sözleşme’nin

8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da haberleşme özgürlüğüne yönelik bir

müdahalenin hukuka uygun ve demokratik toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amaçlarıyla yapılmış olması şartı aranmakta olup bu şartlar altında

yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.

40. Anayasa’nın

22. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliliğine yönelik müdahalenin ikinci

fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde olabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca

müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen amaçlara dayalı olarak ve hâkim kararıyla

yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve

kuruluşlarının kanun ile istisna tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü

fıkrada belirtilen istisna, hâkim kararı alınması şartına yönelik olarak

anlaşılmalı; 22. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin

genişletilebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak

sınırlanabileceğini öngören Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve

özgürlüklere getirilen sınırlamaların dar yorumlanması gereği karşısında

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine

getirilebilecek sınırlama sebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına

dayanılarak kanunla genişletilmesi mümkün değildir (Ahmet Temiz, § 49).

41. Yukarıda

da belirtildiği gibi cezaevlerinin, Anayasa’nın 22. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında kalan istisnai kamu kurumları olduğu kabul edilmekle birlikte bu

istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı alınması şartı aranmaksızın

haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem tesis edilebileceği anlamına

gelmektedir. Bununla birlikte bu kurumların haberleşme hürriyetine müdahale

anlamındaki işlemlerinin meşru olabilmesi için mutlaka Anayasa’nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma sebeplerine dayalı olması

gerekmektedir (Ahmet Temiz, §

50).

42. 5275

sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,

görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,

faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği, hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Burada belirtilen sebeplerin,

Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış olan kamu düzeni ve suç

işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde cezaevinde güvenliğin ve

disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

43. Somut

olayda Cezaevi Disiplin Kurulunun başvurucuya gönderilen mektubun

alıkonulmasına yönelik 8/3/2013 tarihli kararlarında, mektupta terör örgütü

mensuplarının haberleşmesini sağlayan ifadelerin yer aldığı gerekçesine

dayanılmıştır.

44. Bu

kapsamda başvurucu mektubunun cezaevi disiplin kurulunca denetlenmesi suretiyle

haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin, kamu düzeni ve suç işlenmesinin

önlenmesi amaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın haberleşme özgürlüğüne

ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna

varılmıştır.

Demokratik Toplumda Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

45. Başvurucu,

kendisine gönderilen söz konusu mektubun Cezaevi idaresince yoruma dayalı

olarak sakıncalı bulunduğunu, mektupta ne şiddet içerikli ne de ifade edildiği

gibi örgüt mensuplarının haberleşmesini sağlayacak bir ibare bulunduğunu

belirterek haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık

görüşünde, AİHM kararlarında ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin

yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline

sebebiyet vermeyeceği ayrıca ceza infaz kurumunun, olağan ve makul

gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunulmasının gerekli

olduğunun vurgulandığı belirtilmiştir.

47. AİHM

içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda zorunluluk kavramı, müdahale

teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanması ve takip edilen

meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik Krallık, §

97).

48. AİHM,

haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin demokratik toplumda zorunluluk

teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediği kararlarında, öncelikle ceza infaz

kurumlarında bulunan kimselerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı

başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceğini, ceza infaz kurumunun

olağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın

gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri

Özen ve diğerleri/Türkiye, B. No: 15672/08…, 11/1/2011 § 51; Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §

98).

49. AİHM,

her somut olayda kamu makamlarının bu değerlendirmeyi yaparken mektup gönderme

ve almanın, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış

dünya ile bağlantısında en önemli araçlardan olduğunu göz önünde bulundurması

gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,

25/3/1992, § 45).

50. Haberleşme

özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara tabidir. Bu

özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan

sınırlandırmaların Anayasa'nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik

toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı

konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri, B. No: 2013/7054, 6/1/2015, §§

57, 58).

51. Anayasa’da

belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır.

"Demokratik toplum düzeninin gerekleri" ölçütü, Anayasa'nın 13.

maddesi ile AİHS'in 8., 9., 10. ve 11. maddelerindeki

paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu nedenle demokratik toplum ölçütü;

çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §

92).

52. Nitekim

Anayasa Mahkemesi kararlarında sıklıkla vurgulandığı üzere demokrasiler, temel

hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle

getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde

sayılamaz. Bu nedenle temel hak ve özgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne

dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu

olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilir (AYM, E.2006/142,

K.2008/148, 24/9/2008). Başka bir ifadeyle yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün

özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa,

etkisiz hâle getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı

ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı

olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148,

17/4/2008; Fatih Taş, § 93).

53. Anayasa

Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma

amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak

istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın

denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında yapılan

müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,

gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,

20/2/2014, § 84; Fatih Taş, §§

92, 93).

54. Müdahalenin

orantılı olduğundan söz edilebilmesi için temel hakka daha az zarar

verebilecek, aynı zamanda güdülen amacı yerine getirebilecek nitelikte olan

yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, § 183).

55. Hükümlü

veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hukuka uygun olarak "bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak

tutma" biçiminde değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı dışında (İbrahim Uysal,

B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa ve Sözleşme'nin ortak alanı

kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptirler

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, §

69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun

önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik

kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda sahip oldukları haklar

sınırlanabilir (Turan Günana,

B. No: 2013/3550, 19/11/2014, §35).

56. Ceza

infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilen yazışmalara yapılan

müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek yukarıda belirtilen makul

nedenlerin, somut olayın tüm koşulları dâhilinde objektif bir gözlemciyi,

haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna edebilecek nitelikte, olaya özgü

olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra yapılacak

değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve mahkûmiyet

sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 98, 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010,).

57. Bu

bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel

ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları

gerekçelerin haberleşme özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük” ilkesine uygun olduğunu inandırıcı

bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Sebahat

Tuncel, § 87).

58. Ceza

infaz kurumunda bulunan hükümlü veya tutukluların sahip oldukları haklar

-haberleşme hürriyeti de dâhil- kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması

durumunda sınırlanabilecektir (bkz. §§ 55, 56). Söz konusu gerekliliklerin

olaya özgü somut bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmekte olup bu gerekçelerle

haberleşme hürriyetine yapılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin (2)

numaralı fıkrası sınırları dâhilinde kaldığı sürece hak ihlaline sebebiyet

vermeyecektir.

59. Somut

olayda başvuruya

konu mektup, örgütsel haberleşme niteliğinde olduğu kanaatiyle Ceza İnfaz

Kurumu Disiplin Kurulu tarafından tamamen sakıncalı bulunarak alıkonulmuştur.

Başvurucu, yasa dışı örgüt faaliyetleri nedeniyle ceza almış bir hükümlü olup

yüksek güvenli cezaevinde tutulmaktadır. Bu tür cezaevleri, tehlikeli olduğu

değerlendirilen bazı hükümlü ve tutukluların, diğerlerinden ayrılarak bu

kişilere özel güvenlik tedbirleri uygulanması gerektiği amacıyla mevcutturlar.

Bu kapsamda, mahkûmların yazışmalarının daha sıkı denetim altında tutulması

olağandır. Cezalandırmanın ıslah etme amacı doğrultusunda, mahkûmlarla yasa

dışı örgütler arasındaki var olan iletişimin engellenmesine yönelik alınan tedbirler;

kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi ve cezaevlerindeki düzenin daimi kılınması için kabul edilebilir makul gereklilikler

arasındadır.

60. İnceleme

konusu mektup, Belçika’dan M.A. adına postalanmış olup içeriğinden söz konusu

mektubun F.Z. tarafından H.Ö. isimli, başvurucu dışındaki başka bir hükümlüye

hitaben yazılmış olduğu anlaşılmaktadır. Mektup, bir radyo programında okunmak

üzere gönderilmiş; program yetkililerinden mektubun H.Ö.ye ulaştırılması,

mümkün olmadığı takdirde başvurucuya iletilmesi talep edilmiştir. Dolayısıyla

incelenen mektubun, doğrudan muhatabı yerine daha geniş kitleye ulaşma imkânı

bulunan bir radyo programına, oradan M.A.ya

(mektubu postaya veren kişi) ve nihayetinde başvurucuya gönderildiği tespit

edilmiştir. Bu yolla mektup içeriğinin, muhatabı dışındaki birçok kişiye

ulaşması sağlandığı gibi dolaylı gönderim yöntemiyle mektubu yazan kişinin

coğrafi olarak bulunduğu yerin de gizlendiği anlaşılmaktadır.

61. Gönderim

şeklinin yanı sıra mektubun içeriği (bkz. § 10) incelendiğinde devletin

egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya

çalışmak suçundan hükümlü olan başvurucuya gönderilen mektubun, kendisine

hitaben yazılmamasına rağmen mektupta yer yer başvurucuya da hitap edildiği

görülmektedir. Mektup, PKK terör örgütü lideri

“A.Ö.nün

şahsında” bu örgüt ile ilişkili olan tüm hükümlü ve tutuklulara selam

göndererek başlamaktadır. Mektubun devamında bir “mücadele”den

bahsedilmekte ve bu kapsamda değerlendirilen, terör örgütünün geçmişteki birtakım

yasa dışı silahlı eylemlerine göndermeler yapılmaktadır. “Devrim süreci” olarak betimlenen bu

şiddet ve terör eylemlerinin uzayarak iki nesildir devam etmesini “halkı için” bir tarih oluşturmak olarak

gören F.Z., yasa dışı eylemleri meşrulaştırarak destanlaştırmakta ve bu

doğrultuda şiddete teşvik etmektedir.

62. Ayrıca

mektupta açıkça “örgüt” olarak

dile getirilen bir yapının içindeki bazı kişilerin ölümleri ile ilgili yapılan

araştırma ve ulaşılan sonuçlar paylaşılmakta; mektup taraflarının tanıdığı birtakım

kişilerin “sağ olup olmadıkları”, “nerede

olup ne yaptıkları” ile ilgili bilgi istenilmektedir. Mektubu kaleme

alan F.Z., ancak bu “örgüt”tekilerin (başvurucunun da)

anlayacağı kapalı bir dille bulunduğu bölgeden başvurucuyu “Görev bölgesindeyim.” diyerek haberdar

etmektedir.

63. Dolayısıyla

mektubun gerek dolaylı gönderim şekli (bkz. § 60) gerek şiddeti destekleyici

ibareler barındırması (bkz. § 61), gerekse üçüncü kişiler tarafında okunduğunda

rahatlıkla anlaşılamayacak bir anlatımla “örgüt”

içindeki bazı bilgileri içermesi (bkz. § 62) nedeniyle yapılmak istenen

haberleşmenin, örgütsel irtibatı devam ettirme amacında olabileceği anlaşılmış,

bu kapsamda İnfaz Kurumunca mektubun gönderilmemesi yoluyla alınan tedbir makul

görülmüştür.

64. Öte

yandan İnfaz Hâkimliği, mektubun kod isimle önce Belçika'da kayıtlı bir adrese

ve başka bir isme gönderildiği, daha sonra da bu isim tarafından muhatabına

iletilmek üzere postaya verildiği tespitini yaparak bu suretle şikâyete konu

edilen benzer birçok mektuplaşmadan da anlaşıldığı üzere haberleşmenin bir

merkezin kontrol ve denetiminde gerçekleştiği sonucuna ulaşmıştır. Bu hususa ek

olarak mektubun içeriğinde daha önce gerçekleştirilmiş somut terör

eylemlerinden olumlu şekilde bahsedildiğini, bu eylemlere katılan kişilerin ve

yerlerin anlatıldığını belirterek mektupta yer verilen eylemlere katılan

kişilerin mektuplaştığı değerlendirmesini yapmış ve örgütsel haberleşme

yapıldığı kanaatine varmıştır. Bu bağlamda Derece Mahkemesince ortaya konan bu

gerekçelerin soyut olduğu düşünülemez.

65. Bununla

birlikte yukarıdaki (bkz. § 10) ifadelerin mektubun neredeyse tamamını

oluşturduğu dikkate alındığında İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi uyarınca bu

ifadeler okunamaz hâle getirildikten sonra mektubun hükümlüye verilmesinin bir

anlamı olmayacaktır.

66. Sonuç

olarak İnfaz Kurumu ve Derece Mahkemelerinin gerekçeleri nazara alındığında

başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın 22. maddesi

anlamında demokratik toplumda kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin

önlenmesi için gerekli olan demokratik toplum düzenin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olduğu söylenemez.

67. Açıklanan

nedenlerle başvuruya konu olan mektupla ilgili kısıtlamanın bir ihlal

içermediği anlaşıldığından başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence

altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme

özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan

haberleşme özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan

yargılama giderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine neden olacağı

anlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun yargılama

giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına ve Sincan İnfaz

Hâkimliğine gönderilmesine

18/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan

ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Rıdvan

GÜLEÇ

Raportör

:

Elif

ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Ahmet

TEMİZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6208, 18 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. N. ve A.K. arkadaşlar seyde köyündendiler, nerede
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme
  13. B. Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan
  14. C. Adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan
  15. Üstün
  16. Necipoğlu
  17. Güleç
  18. Çelikdemir Ankıtcı
  19. Temiz
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6208
Tarih
18 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Cavid Aydın Başvurusu (B. No: 2013/4524)
  • Özden Kuşnurullahoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8443)
  • Turgut Yenilmez Başvurusu (B. No: 2015/6402)
  • Ahmet Yurduseven Başvurusu (B. No: 2013/8571)
  • Alaattin Yüksel ve İbrahim Yüksel Başvurusu (B. No: 2013/9463)
  • Turgut Kaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5859)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.