İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahu Yürüyen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9698)

1. Başvuru, başvuruculara ait taşınmazın bir kısmının kamu

Başvuru No2015/9698Tarih28 Kasım 2018Okuma30 dk · 5.928 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahu Yürüyen Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
28 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/9698
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.928 kelime·30 dk okuma·56 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvuruculara ait taşınmazın bir kısmının kamu

hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucular, Antalya ili Merkez ilçesi Bahçelievler

mahallesi 4520 ada 105 parsel (eski 556 ada 2 parsel) sayılı taşınmazın

paydaşlarındandır. Bu taşınmaza ilişkin kadastro tespitine itiraz davası uzun

yıllar devam etmiş, dava sonucunda taşınmaz başvurucular adına tapuya kayıt ve

tescil edilmiştir.

8. Başvurucular; kamulaştırma işlemi yapılmaksızın taşınmazın

bir kısmından yol geçirildiği, diğer kısmının kamu hizmetine tahsis edildiği,

bu şekilde taşınmaza el atıldığı gerekçesiyle Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Muratpaşa Belediyesi aleyhine Antalya 4. Asliye Hukuk

Mahkemesinde (Mahkeme) 12/11/2007 tarihinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat davası açmışlardır.

9. Mahkemece 5/11/2008 tarihinde mahallinde keşif yapılmış ve

uzman bilirkişiden konu hakkında teknik rapor alınmıştır. Bilirkişi raporunda

özetle şu hususlara yer verilmiştir:

i. Uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu alanda çeşitli

tarihlerde imar uygulamaları yapılmıştır. Bu uygulamalara dayalı olarak yapılan

kamulaştırma sonucu söz konusu taşınmaz 4520 ada 105 parsel sayılı taşınmaza şuyulandırılmıştır.

ii. Rapora ekli krokide ''A'' harfiyle gösterilen taşınmazın

2422 m2lik kısmı kurban kesim alanı olarak

kullanılmıştır. Ancak keşif tarihi itibarıyla bu yerin yıkılmış olduğu

gözlemlenmiştir.

iii. Rapora ekli krokide ''B'' harfiyle gösterilen taşınmazın

15812 m2lik kısmının imar planında ilkokul

alanı ve oyun alanı olarak ayrıldığı gözlemlenmiştir.

iv. Rapora ekli krokide ''C'' harfiyle gösterilen taşınmazın

16866 m2lik kısmının imar yolu olarak

kullanıldığı gözlenmiştir.

v. Rapora ekli krokide ''D'' harfiyle gösterilen taşınmazın 38 m2lik kısmı içerisinde iki katlı imam

evinin kaldığı belirtilmiştir.

10. Mahkeme 9/12/2009 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararda, bilirkişi raporuna atıfta bulunularak taşınmazın ekli krokide ''B''

harfiyle gösterilen kısmının imar planında ilkokul ve oyun alanı olarak

ayrıldığı, idare tarafından bu alana el atılmasının söz konusu olmadığı

belirtilmiştir. Mahkeme, ekli krokide ''A'' harfiyle gösterilen kısmın, önceden

kurban kesim alanı olarak kullanılmasına rağmen bu tesisin keşif tarihinden

önce yıkılmış olduğunun tespit edildiğini, dolayısıyla bu kısım yönünden de

idarenin fiilî müdahalesinin dava tarihinden önce son bulduğunu vurgulamıştır.

Sonuç olarak Mahkeme, taşınmazın ''A'' ve ''B'' kısımlarına yönelik olarak

idarenin fiilî müdahalesi bulunmadığından kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat davasının bu kısımlar yönünden sübut bulmadığı kanaatine varmıştır.

11. Temyiz edilen karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 23/9/2014

tarihli ilamıyla harç ve vekâlet ücretleri yönünden düzeltilerek onanmıştır.

Aynı Dairenin 17/3/2015 tarihli kararıyla karar düzeltme isteminin de reddedilmesiyle

karar kesinleşmiştir.

12. Nihai karar başvurucular vekiline 7/5/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

13. Başvurucular 5/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

14. 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun "İmar programları, kamulaştırma ve kısıtlılık

hali" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe

girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar

programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında

ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere

Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul

edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına

tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar

programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis

edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde

kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık

bütçelerine konulur.

İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan

yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller

kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye

kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam

eder."

15. 3194 sayılı Kanun'un“İmar planlarında umumi hizmetlere ayrılan yerler" kenar

başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"(Birinci

fıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve

E.

1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)

İmar programına alınan alanlarda kamulaştırma

yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesi durdurulur. Kamulaştırmanın yapılması

halinde durdurma tarihi ile kamulaştırma tarihi arasında tahakkuk edecek olan

emlak vergisi, kamulaştırmayı yapan idare tarafından ödenir. Birinci fıkrada

yazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önce plan değişikliği ile

kamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde ise durdurma

tarihinden itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.

(Üçüncü fıkra iptal: Ana.Mah.nin

29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)

Onaylanmış imar planlarında, birinci fıkrada

yazılı yerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanunda öngörülen düzenleme ortaklık

payı oranı üzerindeki miktarlarının mal sahiplerince ilgili idarelere bedelsiz

olarak terk edilmesi halinde bu terk işlemlerinden ayrıca emlak alım ve satım

vergisi alınmaz."

16. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na

20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile

Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun'un 33. maddesi ile eklenen ek 1. madde şöyledir:

"Uygulama imar planlarında umumi

hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne

dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama

imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar

programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu

taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını

kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı

değişikliği yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin

yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşma

sürecini ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktan

sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava

açılabilir.

Birinci fıkra uyarınca dava açılması hâlinde

taşınmazın ya da üzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava tarihindeki

değeri, mahkemece; bu Kanunun 15 inci maddesine göre bilirkişi incelemesi

yapılarak, taşınmazın hukuken tasarrufunun kısıtlandığı veya fiilen el

konulduğu tarihteki nitelikleri esas alınmak suretiyle tespit edilir ve

taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine hükmedilir.

Bu madde kapsamında kalan taşınmazlar hakkında

açılacak dava ve takiplerde, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci ve on

birinci fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan

ancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara bu madde

hükümleri, kesinleşen ancak henüz ödemesi yapılmayan kararlar hakkında ise

geçici 6 ncı maddenin üçüncü, sekizinci ve on birinci

fıkra hükümleri uygulanır.

Bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca ayrılması

gereken yüzde iki oranındaki ödenekler, yüzde dört olarak ayrılır. İlave olarak

ayrılan yüzde iki oranındaki ödenekler, münhasıran bu ek madde ile geçici 11

inci ve geçici 12 nci

maddeler kapsamında yapılacak ödemelerde kullanılır. Yapılacak ödemelerin

toplam tutarının ilave olarak ayrılan ödeneğin toplamını aşması hâlinde,

ödemeler, en fazla on yılda ve geçici 6 ncı

maddenin sekizinci fıkrası hükmüne göre yapılır."

2. Yargı Kararları

17. Uyuşmazlık Mahkemesinin 2/7/2012 tarihli veE.2012/117,K.2012/157 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

''3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesinde,

“İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri

veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın,

birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait

bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya

parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak

sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini

yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan

dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi

tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri

kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında

"düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre

alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve

arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

...

Anılan madde uyarınca yapılan imar düzenlemesi

sonucunda “...resen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir...”

denildiğine göre, idarenin “resen tescil işlemlerini yaptırmak” şeklindeki bu

yetkilerini idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan sonucu olarak

kullandığı; bir başka ifadeyle, tapuya yapılan tescilin idari işlemlerin icrası

niteliğinde olduğu açıktır.

Olayda, davacılar vekili tarafından

davacıların taşınmazlarına kamulaştırmasız elatıldığından

bahisle taşınmazın bedelinin şimdilik 10.000,00 TL’lik kısmının yasal faiziyle

birlikte tahsilinin talep edildiği, imar uygulaması sonucu sözkonusu

parselin imar planında okul alanına ayrılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir işleminin bulunmaması karşısında, davanın

anılan Kanun'un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası niteliğinde

olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı; davacının davayı idarenin uygulamasından

doğan zararlarının giderilmesi istemiyle açtığı görülmektedir.

Bu durumda, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun arazi

ve arsa düzenlenmesine ilişkin 18. maddesinin uygulamasından kaynaklanan ve

imar planı ile buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın

tazminine yönelik bulunan uyuşmazlığın, 2577 sayılı Kanun'un 2/1-b maddesinde

yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler

tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerince

çözümlenmesi gerekmektedir...''

18. Danıştay Altıncı Dairesinin 22/4/2015 tarihli ve

E.2014/9101, K.2015/2572 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"İmar planlarında kamu hizmet tesislerine

tahsis edilmiş olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde maliklerin tasarruf

hakları kısıtlanmakta, bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil edeceğinden

satış değerleri düşmekte,rayiç

değerinden satılamamakta, ancak kamulaştırma bedeli alınmak suretiyle yarar

sağlanabilmektedir. Kamulaştırma yapılmadığı takdirde, kişilerin temel

haklarından biri olan mülkiyet hakkı süresi belirsiz bir zaman diliminde

kısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkının özünün zedelemesine neden

olmaktadır.

Yukarıda yer verilen İmar Kanununun 10.

maddesi hükmüyle, belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en

geç üç ay içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imar

planlarında kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisinde

kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği

yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle kanun

koyucu tarafından kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalan

taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuracak

şekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına alınmadan bekletilmesi

uygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmaksızın bağlayıcı

sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklenmiştir.

...

Davacıya ait uyuşmazlık konusu parselin, imar

planında okul alanı olarak ayrılması nedeniyle bu parselde artık yapılaşmaya

gidilemeyeceği ve bu nedenle davacının tasarruf hakkının kısıtlandığı açıktır.

Bu fonksiyonun imar planına işlenmesinden itibaren beş yıldan fazla bir süre

geçmiş olmasına karşın davalı idarece imar programına alınmadığı gibi, ne zaman

imar programına alınacağı yahut söz konusu taşınmazın kamulaştırma kapsamına

alınıp alınmayacağı yahut bölgede parselasyon uygulamasının yapılıp

yapılmayacağı konusunda bir bilgi de davacıya verilmemiştir. Bu nedenle,

davacının maliki olduğu parselin durumu ve mülkiyet hakkından yararlanma

olanakları belirsizlik içindedir.

...

Uyuşmazlık konusu olayda da,

davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı açık olup,

taşınmazın imar programına alınmayarak kamulaştırılmaması veya imar uygulaması

yapılmaması nedeniyle kısıtlamanın devam ettirildiği anlaşılmaktadır.

Bu kapsamda, imar planı sonucunda taşınmaz

üzerinde meydana gelen kısıtlılık halinin kamulaştırma ya da parselasyon

yapılarak kaldırılmaması sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiği saptanmıştır.

Bu durumda, davacının taşınmaz üzerindeki

kısıtlama nedeniyle, imar planının taşınmazda doğurduğu sonuçların ortadan

kaldırılması yönündeki isteminin reddine dair işlemde hukuka uyarlık

görülmemiştir..."

19. Danıştay Altıncı Dairesinin 22/4/2014 tarihli ve

E.2010/6020, K.2014/3357 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...İmar planlarında kamu hizmet

tesislerine tahsis edilmiş olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde, maliklerin

tasarruf hakları kısıtlanmakta; bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil

edeceğinden satış değerleri düşmekte, rayiç değerinden satılamamakta, ancak

kamulaştırma bedeli alınmak suretiyle yarar sağlanabilmektedir. Kamulaştırma

yapılmadığı takdirde, kişilerin temel haklarından biri olan mülkiyet hakkı

süresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkının

özünün zedelenmesine neden olmaktadır.

Yukarıda yer verilen İmar Kanununun 10.

maddesi hükmüyle, belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en

geç üç ay içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imar

planlarında kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisinde

kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği

yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle kanun

koyucu tarafından, kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalan

taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuracak

şekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına alınmadan bekletilmesi

uygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmaksızın bağlayıcı

sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklenmiştir.

Bu durumda, yukarıda belirtilen açıklamalar

doğrultusunda davacıya ait taşınmazın kamulaştırılması istemiyle yapılan

başvurunun geciktirilmeksizin sonuçlandırılması gerekirken, söz konusu

taşınmazın önümüzdeki yıllarda ödenekler çerçevesinde değerlendirileceğinden

bahisle başvurunun reddine ilişkin Ankara Valiliğinin 15.09.2008 tarih ve 1763

sayılı işleminin bu kısmında ve davanın bu kısmının reddine ilişkin mahkeme

kararında hukuka uyarlık görülmemiştir..."

B. Uluslararası Hukuk

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), taşınmazın imar

planında kamu hizmetine ayrılmasının ve bu çerçevede kamu makamlarının süre

sınırlaması olmaksızın herhangi bir zamanda taşınmazı kamulaştırmaya yetkili

olmalarının, mülkiyet hakkının kullanımını belirsiz ve kullanılamaz hâle

getireceğini vurgulamıştır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç [GK],

B. No: 7151/75-7152/75, 23/9/1982, § 60; Hakan

Arı/Türkiye, B. No: 13331/07, 11/1/2011, § 35).

22. Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararına

konu olayda başvurucuların taşınmazlarının imar planı çerçevesinde

kamulaştırılması öngörülerek on iki ve yirmi beş yıl süren inşaat yasakları

uygulanmıştır. AİHM, bu taşınmazlar henüz kamulaştırılmadığından mülkten yoksun

bırakmanın söz konusu olmadığını, gerçek anlamda bir kamulaştırmanın olmadığı

ve dolayısıyla mülkiyetin devredilmediği bu gibi durumlarda, görünenin arkasına

bakılması ve şikâyet edilen hususta gerçek durumun ne olduğunun araştırılması

gerektiğini belirtmiştir. AİHM bu bağlamda, getirilen kamulaştırma

tedbirlerinin taşınmazlar üzerindeki sınırlandırıcı etkilerinden söz etmiş ve

bu tedbirlerin taşınmazların değerinde olumsuz etkiye yol açtığını,

başvurucuların taşınmazlarından dilediği gibi yararlanmaları veya

kullanmalarının önemli ölçüde kısıtlandığını vurgulamıştır. AİHM bu gibi

kamulaştırma izinlerinin genel kamulaştırma sürecinin ilk aşaması olması

nedeniyle kontrol amacı da gütmediğini belirterek müdahaleyi mülkiyetten

barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiştir.

AİHM sonuç olarak kamulaştırma tedbirlerinin uygulandığı sürenin uzunluğu ve bu

süre içinde getirilen kısıtlamalar nedeniyle başvuruculara şahsi olarak aşırı

bir külfet yüklendiği kanaatiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü

olmadığı sonucuna varmıştır(Sporrong ve Lönnroth/İsveç, §§ 56-74).

23. Hakan Arı/Türkiye

kararına konu olayda, taşınmazı 2002 yılında yapılan uygulama imar planında

okul alanı olarak ayrılan başvurucu, taşınmazın imar durumunun değiştirilmesi

istemiyle Mersin Belediyesine başvurmuştur. Belediye, taşınmazın kamu hizmetine

ayrıldığını ve kamulaştırılmasına dair karar alındığını, imar durumunun

değiştirilmesinin mümkün olmadığını belirterek talebin reddine karar vermiştir.

Başvurucu bunun üzerine, mülkiyet hakkından dilediği gibi yararlanamaması

nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla 2003 yılında

tazminat davası açmıştır. Derece mahkemeleri, taşınmazın okul alanı olarak

ayrılmasına rağmen dava tarihi itibarıyla taşınmaz üzerinde idarenin fiilî bir

müdahalesinin bulunmadığını, bu bağlamda tazminat ödenmesinin hukuken mümkün

olmadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir. Başvuru yollarının

tüketilmesi sonucu verilen nihai karar 2007 yılında kesinleşmiş, bu arada 2005

yılında yapılan yeni imar planında da başvurucunun taşınmazının durumunda

değişiklik yapılmamıştır (Hakan Arı/Türkiye,

§§ 6-24).

24. AİHM Hakan Arı/Türkiye

kararında, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının aşırı şekilciliğe

kaçılmaksızın belirli bir esneklik payıyla uygulanması gerektiğini

vurgulamıştır. AİHM'e göre iç hukuk yollarından

birinin başvurucu tarafından kullanılması durumunda, amacı hemen hemen aynı

olan başka bir yolun kullanılması ayrıca gerekli görülmemelidir. AİHM somut

başvuru açısından taşınmazı kamu hizmet alanına ayrılan başvurucunun, zararının

tazmini amacıyla açtığı maddi ve manevi tazminat davasıyla iç hukuk yollarının

tüketilmiş olduğu sonucuna varmıştır (Hakan

Arı/Türkiye, §§ 28-29).

25. AİHM öncelikle taşınmazın imar planında okul alanı olarak ayrılmış

olmasının getirdiği inşaat yasağı ve taşınmazdan dilediği gibi yararlanılmasına

engel olacak nitelikteki sınırlamalara dikkati çekerek somut olayda mülkiyet

hakkına müdahale edilmiş olduğunu kabul etmiştir. AİHM mülkten yoksun bırakma

sonucunu doğurmadığını tespit ettiği müdahaleyi yine birinci kural çerçevesinde

incelemiş ve başvurucunun taşınmazının kamulaştırılmamasının, mülkiyetinin

akıbeti konusunda belirsizliğe yol açtığını, bu süreçte söz konusu belirsizliği

telafi edecek herhangi bir işlemin de yapılmadığını belirtmiştir. AİHM

özellikle bu durumun başvurucunun mülkiyet hakkından tam anlamıyla

yararlanmasının önünde engel teşkil ettiğini ve taşınmazın satış imkânını

azalttığını, sonucu itibarıyla taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde düşürdüğünü,

başvurucunun uğradığı kaybın tazminatla giderilmemiş olduğunu vurgulamıştır.

AİHM sonuç olarak, imar değişikliği tarihi ile kendi karar tarihi arasında

geçen süreyi dikkate alarak kamu yararının gerekleri ile bireyin mülkiyet

hakkının korunması arasında gözetilmesi gereken adil dengenin bozulduğuna ve

aşırı bir yüke katlanmak zorunda kalan başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine karar vermiştir (Hakan

Arı/Türkiye, §§ 35-47).

26. AİHM'in Hüseyin Kaplan/Türkiye (B. No: 24508/09, 1/10/2013), Ziya Çevik (B. No: 19145/08, 21/6/2011) ve Elia Srl/İtalya

(B. No: 37710/97, 2/8/2001) kararları da benzer yöndedir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 28/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

28. Başvurucular; taşınmazlarının imar planında ilkokul ve oyun

alanı olarak ayrılmasının mülkiyet haklarına müdahale teşkil ettiğini, bu

müdahale sebebiyle taşınmazlarını diledikleri gibi kullanamadıklarını

belirtmişlerdir. Başvurucular; taşınmazın kamulaştırılmamasının mülkiyet

hakkının ihlaline yol açtığının AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay

kararlarıyla da kabul edildiğini ifade etmişlerdir. Başvuruculara göre aynı

taşınmazın diğer paydaşları tarafından açılan kamulaştırmasız el atma

davalarının kabul edilmesine rağmen, kendilerinin açmış olduğu davanın derece

mahkemelerince reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakları

da ihlal edilmiştir.

B. Değerlendirme

29. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular mülkiyet hakkı dışında adil

yargılanma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak

somut olayda eşitlik ilkesinin ihlaline yol açabilecek farklı muamelenin

varlığı başvurucular tarafından somut olarak ortaya konulmamıştır. Diğer

taraftan başvurucuların asıl şikâyetinin imar uygulamasında kamu hizmeti alanı

olarak ayrılması sebebiyle maliki oldukları taşınmazdan diledikleri gibi

yararlanamadıklarına, taşınmazı kullanamadıklarına ve tasarruf edemediklerine

yönelik olduğu anlaşıldığından, başvurucuların bütün şikâyetleri mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Başvurucu Suna Erten

Yönünden

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 51. maddesi ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 83. maddesi gereği

başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlarıyla

bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit edilmesi hâlinde

başvuru reddedilir ve ilgilinin yargılama giderleri dışında 2.000 Türk

lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasıyla cezalandırılmasına karar

verilir.

32. Genel hukuk teorisinde bir kamu düzeni kuralı olarak ele

alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça öngörüldüğü amaç dışında ve

başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının hukuk düzenince himaye

edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının yukarıda belirtilen

düzenlemelerle bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı

görülmektedir. Bu bağlamda bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan

ve Anayasa Mahkemesinin başvuruyu gereği gibi değerlendirmesini engelleyen

davranışların başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi

mümkündür (S.Ö., B. No:

2013/7087, 18/9/2014, § 28).

33. Bu kapsamda özellikle Anayasa Mahkemesini yanıltmak amacıyla

gerçek olmayan maddi vakıalara dayanılması veya Anayasa Mahmesine

bu nitelikte bilgi ve belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında

esaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi

sürecinde vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek nitelikteki yeni

ve önemli gelişmeler hakkında Anayasa Mahkemesinin bilgilendirilmemesi

suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi,

medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak kaydıyla bireysel başvuru

amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup

kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında ihlalin tespiti ile ihlal

ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla bağdaşmayacak surette

içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru hakkının kötüye

kullanıldığı kabul edilebilecektir (S.Ö.,

§ 29; Mehmet Güven Ulusoy [GK],

B. No: 2013/1013, 2/7/2015; Osman Sandıkçı,

B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve

diğerleri, B. No: 2013/7302, 20/4/2016).

34. Merkezî Nüfus İdaresi Sistemi'nden yapılan sorgulama

neticesinde başvuruculardan Suna Erten'in bireysel başvuru tarihinden önce

21/3/2012 tarihinde öldüğü tespit edilmiş, ancak Av. Atiye Ülkü tarafından

başvurucunun anayasal haklarının ihlal edildiğinden bahisle verilen 5/6/2015

tarihli başvuru formunda başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer

verilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşılmıştır.

35. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel başvuru

yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından bireysel

başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 30).

36. Açıklanan gerekçelerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş

olan başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

37. Bu durumda Av. Atiye Ülkü hakkında Anayasa Mahkemesini

yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi

ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi

gerekir.

b. Başvurucular Yıldız Alakavuk ve Zehra Önocak Yönünden

38. Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 80. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (ç) bendine göre başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini

haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine varılması hâlinde başvurunun

düşmesine karar verilebilir. Bununla birlikte İçtüzük'ün

80. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereği Anayasa'nın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da

insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurunun incelenmesine

devam edilebileceği öngörülmüştür.

39. Başvuru tarihinden sonra ölen başvurucuların mirasçılarının

makul bir süre içinde başvuruyu devam ettirme yönündeki iradelerini Anayasa

Mahkemesine bildirmemeleri hâlinde anılan İçtüzük hükümleri uyarınca başvurunun

incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine

varılabilir (İskender Kaya ve diğerleri,

B. No: 2014/7674, 23/3/2017, §§ 18-21). Somut olayda başvurucu Yıldız Alakavuk başvuru tarihinden sonra 18/6/2016 tarihinde;

başvurucu Zehra Önocak başvuru tarihinden sonra

31/1/2016 tarihinde vefat etmişler ancak mirasçıları makul bir süre içinde

başvuruya devam etme yönünde iradelerini bildirmemişlerdir. Bu başvurucular

yönünden başvurunun incelenmesine devam etmeyi gerekli kılan ve İçtüzük'ün 80. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen

nedenlerden biri de bulunmamaktadır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucular Yıldız Alakavuk

ve Zehra Önocak açısından başvurunun düşmesine karar verilmesi gerekir.

c. Diğer Başvurucular

Yönünden

41. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir.

42. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca; başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne

getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

usulüne uygun olarak iletmesi, bu konudaki bilgi ve kanıtlarını zamanında bu

makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek

için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail

Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

43. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi

için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin

başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması

gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir

nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip

bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan

beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını

düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî

koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan

uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,

16/2/2017, § 39).

44. Somut olayda başvurucular imar planında kamu hizmet alanına

ayrılan taşınmazın kamulaştırılmamasından kaynaklanan zararlarının tazmini

amacıyla adli yargı mercileri önünde tazminat davası açmışlardır. Derece

mahkemelerince, imar planında yol olarak ayrılan fiilen de yol olarak

kullanılan kısım yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. İmar planında

ilkokul ve oyun alanı olarak ayrılan ve idarenin fiilî müdahalesinin dava

tarihi itibarıyla son bulduğu kurban kesim alanına yönelik olarak ise idare

tarafından bu kısımlara fiilî bir müdahalede bulunulmadığı, bu nedenle idarenin

tazminat ödemesinin hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir.

45. Yukarıda bahsedilen Uyuşmazlık Mahkemesi içtihadına göre

3194 sayılı İmar Kanunu'nun arazi ve arsa düzenlenmesine ilişkin 18. maddesinin

uygulamasından kaynaklanan ve imar planı ile buna dayalı imar uygulaması

sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik uyuşmazlıkların, 2577 sayılı

Kanun'un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan idari

eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından

açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği

belirtilmiştir (bkz. § 18). Ne var ki adli yargı mercilerince, fiilî el atmanın

söz konusu olmadığı kısımlar yönünden görevsizlik kararı verilmeyerek esas

yönünden bir inceleme yapılmış ve sonuç olarak davanın reddine karar

verilmiştir.

46. AİHM'in konuya ilişkin

içtihadında, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının aşırı bir şekilciliğe

kaçılmaksızın belirli bir esneklik payıyla uygulanması gerektiği

belirtilmektedir. AİHM'e göre iç hukuk yollarından

birinin başvurucu tarafından kullanılması durumunda, amacı hemen hemen aynı

olan başka bir yolun kullanılmasının gerekmediği kabul edilmelidir (bkz. § 24).

Başvuru konusu olayda başvurucular imar kısıtlamaları nedeniyle oluşan

zararının tazmini için derece mahkemeleri önünde dava açmalarına rağmen bir

sonuç elde edememişlerdir. Bu durumda başvurucuların ihlal iddialarını öne

sürebilecekleri iç hukuk yollarını tüketmiş olduklarının kabulü gerekir.

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Anayasa Mahkemesi aynı konu ile ilgili şikâyetleri daha önce

incelemiş ve uygulanacak ilkeleri ortaya koymuştur (Hüseyin Ünal, B. No: 2017/24715, 20/9/2018, §§ 34-62).

a. Mülkün Varlığı

49. Somut olayda imar uygulamasına konu taşınmaz tapuda

başvurucular adına tescillidir. Bu bağlamda tapuda kayıtlı olan taşınmazın Anayasa'nın

35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiği açıktır.

b. Müdahalenin Varlığı

50. Başvuruya konu taşınmazın uygulama imar planında kamu

hizmeti alanı olarak ayrılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kabul

edilmiş, söz konusu müdahalenin niteliği sebebiyle mülkiyetten barışçıl

yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

51. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

52. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

53. 3194 sayılı Kanun'un 1. maddesinde Kanun'un, yerleşim

yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına

uygun gerçekleşmesini sağlamayı amaçladığı belirtilmiştir. Kanun, imar

uygulamaları sırasında kamu hizmetleri ve tesisleri için yeterli yerlerin

ayrılması konusunda hükümler de içermektedir. Bu bağlamda taşınmazın

kamulaştırılmaması sonucu mülkiyet hakkı üzerinde oluşan müdahalenin temel

dayanağını oluşturan taşınmazın kamu hizmeti alanına ayrılması işleminin kanuni

dayanağının bulunduğu kuşkusuzdur.

ii. Meşru Amaç

54. 3194 sayılı Kanun'un amacı çerçevesinde arazi ve arsaların

düzenlemesi sırasında bir kısım taşınmazların kamu hizmetine tahsis edilmesi,bu bağlamda somut olayda

olduğu gibi bazı taşınmazların ilkokul ve oyun alanı olarak ayrılması

noktasında kamusal hizmetlerden herkesin istifade edebileceği

değerlendirildiğinde müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının

bulunduğu kabul edilmiştir.

iii. Ölçülülük

55. Somut olayda başvurucular, taşınmazın kısmen kamu hizmetine

ayrılmasına rağmen kamulaştırılmamasından yakınmaktadır. Dolayısıyla

başvurucuların temel şikâyetleri bu kısıtlamalar nedeniyle uğradıkları

zararların giderilmesi taleplerine yöneliktir. Ne var ki taşınmazın bir kısmı

imar planında ilkokul ve oyun alanı olarak olarak

ayrılmasına rağmen bu güne kadar kamulaştırma işlemi

yapılmamış, başvuruculara hiçbir tazminat ödenmemiştir. Taşınmaz üzerinde imar

kısıtlılığının devam ettiği bu süre zarfında başvurucuların mülkiyet hakkından

dilediği gibi yararlanabilmesi, kullanabilmesi veya tasarruf edebilmesi de

mümkün olamamıştır.

56. Başvurucuların imar kısıtlılığından kaynaklanan zararın

tazmini amacıyla dava açmaları üzerine Mahkeme, taşınmazın yol olarak

kullanılan kısmına kamulaştırma olmaksızın idare tarafından müdahale edildiğini

belirterek bu kısım yönünden tazminata hükmetmiştir. Mahkeme, taşınmazın diğer

kısımlarının okul ve oyun alanı olarak ayrılmasına rağmen idarenin bu kısımlara

yönelik fiilî bir müdahalesinin olmadığını, diğer taraftan dava açılmadan önce

kurban kesim alanı olarak kullanılan kısım da dava tarihi itibarıyla tahliye

edildiğinden bu kısma yönelik müdahalenin de son bulduğunu, bu nedenle idarenin

tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığı kanaatine varmıştır. Temyiz ve karar

düzeltme istemlerinin de aynı gerekçelerle reddedilmesi sonucunda başvurucular

bu yoldan bir sonuç elde edememişlerdir.

57. Başvurucuların taşınmazının bir kısmının imar planında

ilkokul ve oyun alanı olarak ayrılması, büyüyen ve gelişen bir toplumda oluşan

ihtiyaçların giderilmesine yöneliktir. Düzenli ve planlı bir kentleşmenin

sağlanabilmesi, planlama yapılmasını zorunlu kıldığından amacı bakımından

müdahalenin elverişli ve gerekli olduğunu belirtmek gerekir.

58. Müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi bakımından asıl

önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen tedbirin maliki olağan dışı ve

aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla

ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, uygulanan tedbirle başvuruculara

aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir.

59. Yukarıda da değinildiği üzere 3194 sayılı Kanun'un 10. maddesi

kapsamında belediyelerin, imar planının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en

geç üç ay içinde bu planı tatbik etmek üzere beş yıllık imar programlarını

hazırlama sorumluluğu bulunmaktadır. İmar planlarının kesinleşmesi üzerine de

kamu hizmetine tahsis edilmiş olan yerlerin, ilgili kamu kuruluşları tarafından

imar programı dahilinde beş yıl içerisinde kamulaştırılması gerekmektedir. Bu

amaçla gerekli ödeneğin kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulacağı da

aynı maddede hüküm altına alınmıştır. Getirilen bu düzenlemeyle, imar planında

kamu hizmetlerine ayrılan taşınmazların bir an önce kamulaştırılmasıyla

taşınmaz malikleri üzerinde oluşan külfetin hafifletilmesi amaçlanmaktadır.

60. Diğer taraftan 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesi kapsamında

belediyelerin, arsa ve arazi düzenlemesi sırasında taşınmazlardan, düzenleme

ortaklık payı adı altında yüzde kırka kadar kesinti yapma hakkı da

bulunmaktadır. Bu yönüyle kamulaştırma yapılmadan da kişilerin ve kamunun

taşınmazlarının kamu yararı amacıyla bedelsiz olarak devrine ilişkin hükümlerin

varlığı dikkate alınmalıdır. Kamusal hizmet alanı olarak belirlenen yerlerin

düzenleme ortaklık payı kesintileriyle karşılanmasının mümkün olmadığı

durumlarda ise, bazı taşınmazların temininin kamulaştırma yoluyla sağlanabilmesi

de mümkündür. Özel mülkiyette bulunan taşınmazların imar uygulamasında kamu

hizmeti alanı olarak ayrılmasında kamusal yarar bulunmakla birlikte bu yolla

malike aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmemelidir.

61. İmar uygulamalarının geniş alanları kapsaması ve

kamulaştırma işlemleri öncesinde bütçeye yeterli ödeneğin konulması amacıyla

kanun koyucu tarafından idarelere, kamulaştırma sürecinin beş yıl içinde

tamamlanması imkanı tanınmıştır. Kamu yararı amacının

gerçekleştirilebilmesi adına malikin, makul ve belirli bir süre boyunca imar

uygulamaları nedeniyle oluşabilecek birtakım hukukî ve fiilî kısıtlamalara

katlanması beklenebilir. Ancak bu sürenin uzaması durumunda taşınmaz malikine

yüklenen külfet ağırlaştıracaktır. Böyle bir durumda kısıtlılık süresinin

uzamasına bağlı olarak malikin zararını karşılayabilecek herhangi bir giderim

imkânının getirilmemesinin de malike aşırı bir külfet yüklenmesine sebep

olacağı kuşkusuzdur.

62. Somut olayda başvuruculara ait taşınmazın bir kısmı, imar

planında ilkokul ve oyun alanı olarak ayrılmasına rağmen başvurucuların zararın

tazmini amacıyla dava açtıkları 12/11/2007 tarihinden bugüne kadar yaklaşık on

bir yıldır kamulaştırma işlemleri yapılmamış, başvuruculara hiçbir tazminat ödenmemiştir.

Taşınmaz üzerinde imar kısıtlılığının devam ettiği süre zarfında başvurucuların

mülkiyet hakkından dilediği gibi yararlanabilmeleri, taşınmazı kullanabilmeleri

veya üzerinde tasarruf edebilmeleri de mümkün olmamıştır. Diğer yandan söz

konusu taşınmazın kamulaştırma kapsamına alınıp alınmayacağı hususu hâlen

belirsizliğini korumaktadır.

63. Sonuç olarak imar planında ilkokul ve oyun alanı olarak kamu

hizmetine ayrılan taşınmazın kamulaştırılmaması başvuruculara şahsi olarak

aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemektedir.Bu

durumda başvurucuların mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu ve müdahalenin

ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

64. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

66. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

67. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

68. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının

yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının

nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı

ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

69. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

70. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).

71. Buna göre; Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

72. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali gideremediği

tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi, kararın

kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen

ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır (Mehmet Doğan, § 60).

73. Başvurucular, maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

74. Somut olayda başvuruculara ait taşınmaz imar planında kamu

hizmeti alanına ayrılmıştır. Müdahalenin temeli olan taşınmazın imar planında

kamu hizmetine ayrılması idari bir işlem niteliğindedir. Başvurucuların

mülkiyet hakkının idari bir işlem nedeniyle ihlal edildiği anlaşılmaktadır.

75. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, ihlal

sonucuna uygun olarak tazminata hükmedilmesinden ibarettir. Tazminat miktarının

belirlenmesi hususu ise bu konuda uzmanlaşmış derece mahkemelerinin

takdirindedir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

76. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli bir

giderim sağladığı anlaşıldığından başvurucuların tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvuruculara

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Suna Erten'e vekâleten Av. Atiye Ülkü tarafından yapılan

başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanılması nedeniyle REDDİNE,

B. Başvurucular Yıldız

Alakavuk ve Zehra Önocak

tarafından yapılan başvurunun DÜŞMESİNE,

C. Diğer başvurucuların iddiaları yönünden mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya

4. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2007/390, K.2019/470) GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

G. 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90

TL yargılama giderinin Suna Erten, Yıldız Alakavuk ve

Zehra Önocak dışındaki BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

H. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

I. 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi uyarınca 2.000 TL disiplin para

cezasının Av. Atiye Ülkü'den TAHSİLİNE,

İ. Kararın birer örneğinin İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar

Birliğine GÖNDERİLMESİNE,

J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Eşref Uğur

ŞENOL

Başvurucular

:

1. Ahu

YÜRÜYEN

2. Ali ŞANLI

3. Aynur

ŞANLI

4. Ayşe

DOĞRU

5. Ayşe Ece

ÖNOCAK

6. Ayşe

Hülya BESEN

7. Ayten

BEZCİ

8. Birgül

KİRACIOĞLU

9. Bülent

ŞANLI

10. Canan

ŞEKERCİ

11. Didar

Ebru KAÇMAZ

12. Dudu

GÜLER

13. Dursun

ŞANLI

14. Era ŞANLI

15. Esma

KÖSTELİ

16. Fatma

ŞANLI

17. Hadiye Zübeyde Candan ÖZPINAR

18. Halil

ADALI

19. Hüseyin

ŞANLI

20. İbrahim

ŞANLI

21. Kemal

ŞANLI

22. Mazhar

Acar ÖNOCAK

23. Mediha

ARI

24. Mehmet

Fuat KARDAM

25. Melek

KARTOP

26. Melih

İNCİ

27. Mürvet

TAYLAN

28. Nevin

Esra ÖNOCAK

29. Sedef

BESEN ÖZTEKİN

30. Semih

ERTURUL

31. Sevil

İNAL

32. Suna

ERTEN

33. Süleyman

Faruk ÖNOCAK

34. Şadiye

SÖNMEZ

35. Şadiye

Filiz GÜRCÜOĞLU

36. Şükriye

ŞANLI

37. Taylan

ACAR

38. Tülay

GÜVEN

39. Türkan

SELVİ

40. Yıldız

ALAKAVUK

41. Zehra

ÖNOCAK

42. Zekiye

ŞANLI

Vekili : Av.Atiye ÜLKÜ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/9698, 28 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. E.
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. B. No: 7151/75-7152/75, 23/9/1982, § 60; Hakan
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucuların
  13. B. Değerlendirme
  14. B. No: 2013/6297, 10/3/2016; Selman Kapan ve
  15. B. Başvurucular Yıldız
  16. C. Diğer başvurucuların iddiaları yönünden mülkiyet hakkının
  17. D. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. E. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  19. G. 226,90 TL harç ve 1.980
  20. H. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  21. J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  22. Yıldırım
  23. Akıncı
  24. Topal
  25. M. Emin KUZ
  26. Şenol
  27. Yürüyen
  28. Şanlı
  29. Doğru
  30. Önocak
  31. Bezci
  32. Kiracıoğlu
  33. Şanlı
  34. Şekerci
  35. Güler
  36. Şanlı
  37. Kösteli
  38. Şanlı
  39. Adalı
  40. Şanlı
  41. Şanlı
  42. Şanlı
  43. Arı
  44. Kartop
  45. İnci
  46. Taylan
  47. Besen Öztekin
  48. Erturul
  49. İnal
  50. Erten
  51. Sönmez
  52. Şanlı
  53. Acar
  54. Güven
  55. Selvi
  56. Alakavuk
  57. Önocak
  58. Şanlı
  59. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/9698
Tarih
28 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Cihat Ünal Başvurusu (B. No: 2016/77795)
  • Eylem Onuk Başvurusu (B. No: 2015/8018)
  • Doğa Taahhüt İnşaat Turizm Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/19973)
  • A.k. Başvurusu (B. No: 2017/6293)
  • A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/17204)
  • Şeyhmus Özdemir Başvurusu (B. No: 2016/27021)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.