İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Adıgüzel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/8143)

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin

Başvuru No2015/8143Tarih7 Şubat 2019Okuma29 dk · 5.731 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Adıgüzel Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
7 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2015/8143
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.731 kelime·29 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin

hukuka aykırı olması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız

olmayan sulh ceza hâkimliklerince verilmesi, soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; toplantı hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin

tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı

ile ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Bakanlığın görüşü başvuruculara tebliğ edilememiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Komünist Partisi üyesi olan başvurucular, Partilerinin

çağrısı üzerine 1 Mayıs 2015 tarihinde 1

Mayıs İşçi Bayramı'na ilişkin basın açıklamasına katılmak üzere

İstanbul Taksim Meydanı'na gelmişlerdir. Başvurucuların açıklama yapmak için Taksim Anıtı'na yürümek istemelerine polis

tarafından izin verilmemesi üzerine başvurucular ile kolluk kuvveti mensupları

arasında aşağıdaki olay yaşanmıştır.

9. Başvurucuların beyanlarına göre olay tarihinde Taksim Anıtı önünde

saat 09.00'dan saat 11.00'e kadar çeşitli sendikalar ve gruplarca 1 Mayıs İşçi

Bayramı'na ilişkin olarak açıklamalar yapılmıştır. Komünist Partisi adına

açıklama yapmak için emniyetin açık bıraktığı yoldan geçerek Taksim Anıtı önüne

geldikleri sırada kendilerine hiçbir uyarı yapılmadan, polis tarafından zor

kullanmak suretiyle yere yatırılarak gözaltına alınmışlardır. Başvuruculara

göre olayda kendilerine orantısız bir şekilde güç kullanılmıştır.

10. Bakanlığa göre olayın meydana geliş şekli şöyledir:

i. İstanbul Valiliğince 16/1/2015 ve 14/4/2015 tarihlerinde

alınan karar uyarınca İstanbul'da toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacak

alanlar "Fatih Yenikapı Sahil Meydanı,

Maltepe Sahil Meydanı, Kadıköy Yeni Salı Pazarı Alanı, Kartal Meydanı Alanı,

Pendik Cumartesi Pazar Alanı, Bakırköy Cumhuriyet Meydanı Alanı, Bakırköy

Cumartesi Halk Pazarı Alanı ve Beylikdüzü Fatih

Sultan Mehmet Camii Otopark Alanında" olarak belirlenmiştir.

ii. Çeşitli sendika ve sivil toplum örgütleri, kurdukları ortak

platform kapsamında İstanbul Taksim Meydanı'nda 1 Mayıs İşçi Bayramı'nı

kutlamak amacıyla İstanbul Valiliğine 28/4/2015 tarihinde dilekçe vermişlerdir.

iii. İstanbul Valiliği 30/4/2015 tarihli kararı ile Taksim

Meydanı'nda büyük bir kutlama yapılmasına izin verilmeyeceğini bildirmiştir.

Ancak bu karara rağmen çeşitli sendika ve sivil toplum örgütlerinin farklı

medya organları aracılığıyla 1 Mayıs İşçi Bayramı'nı Taksim'de kutlayacakları

çağrısını yinelemeleri üzerine emniyet güçleri Taksim Meydanı'nda 1 Mayıs 2015

tarihinde gerekli önlemleri almışlardır.

iv. 1 Mayıs 2015 tarihinde Taksim Meydanı'nın farklı

noktalarında eylem yapmak isteyen gruplar farklı saatlerde meydana girmeye

çalışmışlardır. Başvurucuların içinde bulunduğu yaklaşık seksen kişilik bir grup

da saat 11.00 sıralarında Taksim Anıtı meydanına doğru kurulan güvenlik

bariyerlerini aşarak meydana girmeye çalışmışlardır. Kızıl yelek giymiş ve

ellerinde "Komünist Parti"

ibareli flamalar bulunan grup "Her yer

Taksim Her yer Direniş - Yaşasın 1 Mayıs"

şeklinde slogan atmışlardır.

v. Meydana girmeye çalışan gruba, emniyet güçleri tarafından

eylemin yasa dışı olduğu ve eylemi bitirmeleri yönünde gerekli uyarılarda

bulunulmuştur. Grubun ikazlara uymaması üzerine emniyet güçleri, başvurucuların

da içinde bulunduğu gruba müdahale etmiş ve yaklaşık otuz kişiyi gözaltına

almıştır.

vi. Emniyet güçleri tarafından hazırlanan fotoğraflı tespit

tutanağında başvurucu Deniz Sinan Tunaboylu'nun elindeki beyaz renkli plastik

ile emniyet güçlerine saldırdığı tespit edilmiştir. Yine aynı başvurucunun

Taksim Anıtı'na doğru koştuğu sırada elinde bulunan flama ile emniyet güçlerine

saldırdığı tespit edilmiştir. Görüntülerden yapılan tespitlerde başvurucular

Bahtiyar Şahin ve Ali Adıgüzel'in emniyet güçlerine direnen grup içinde olduğu

belirtilmiştir.

11. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucularla birlikte

diğer şüpheliler hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, toplantı ve

yürüyüşlere silah veya 23. maddede (6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı

ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun) belirtilen aletlerle katılma, terör örgütü

propagandası yapma, görevi yaptırmamak için direnme, Kanun'a aykırı toplantı ve

yürüyüşlere silahsız olarak katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama

suçlarından soruşturma başlatılmıştır. Başvurucular, gösteriye katılan diğer

yirmi yedi kişi ile birlikte 1/5/2015 tarihinde gözaltına alınmıştır.

12. Başvurucular 2/5/2015 tarihinde İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığında hazır edilmiştir. Başvurucuların ifade alma işlemi sırasında müdafileri

de hazır bulunmuştur. İfade alma tutanağında; ifade alma işlemi öncesinde

başvuruculara haklarının hatırlatıldığı, suçlamaya ilişkin maddi deliller ile

suçlamaların niteliğinin açıklandığı belirtilmiştir. Başvurucuların beyanları

özetle şöyledir:

i. Ali Adıgüzel beyanında; Komünist Partisi üyesi olduğunu,

Partisinin çağrısı üzerine Taksim'e 1 Mayısı

anmak için geldiğini, bariyerlerden atlamadığını, açık bulunan yerden geçerek

alana girdiğini, slogan attığını ancak görevli memurlara vurmadığını ve

mukavemet göstermediğini, aksine kendisine polislerin saldırıda bulunduğunu

belirtmiştir. Başvurucu müdafi ise başvurucunun anayasal ve demokratik hakkını

kullandığını ve atılı suçun oluşmadığını ifade etmiştir.

ii. Bahtiyar Şahin beyanında; Komünist Partisi üyesi olduğunu,

partisinin çağrısı üzerine Taksim'e 1 Mayısı

anmak için geldiğini, birlikte toplanıp yürüyüşe geçtiklerini, bariyerin açık

bulunan yerinden geçerek alana girdiğini, Yaşasın

1 Mayıs şeklinde slogan attığını, basın açıklaması yapmak

istediklerini ancak polislerin buna izin vermediğini ve etraflarını

çevirdiğini, görevli memurlara vurmadığını ve mukavemet göstermediğini

belirtmiştir. Başvurucu müdafi ise başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) kapsamında hakkını kullandığını ve suçsuz olduğunu ifade

etmiştir.

iii. Deniz Sinan Tunaboylu ise beyanında Kominist

partisi üyesi olduğunu, Partisinin çağrısı üzerine Taksim'e geldiğini,

bariyerlerden atlamadığını, açık bulunan yerden geçerek alana girdiğini, slogan

attığını ancak görevli memurlara vurmadığını ve mukavemet göstermediğini,

elinde taşıdığı bayrağın polisler tarafından zorla alınmak istenmesi nedeniyle

flamanın çıktığını ve sopasının elinde kaldığını, bununla kimseye vurmadığını,

bayrağı sallarken bunun birilerine çarpmış olabileceğini ve dağılın uyarısı

yapılmadığını, ayrıca olay esnasında polislerin kendisine vurduğunu ifade

etmiştir. Başvurucu müdafi ise başvurucunun anayasal ve demokratik hakkını

kullandığını, 1 Mayıs kutlamalarının da bu kapsamda olduğunu ve atılı suçun

oluşmadığını ifade etmiştir.

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 3/5/2015 tarihinde

başvurucuları görevi yaptırmamak için direnme

suçundan tutuklanmaları istemiyle İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk etmiştir.

14. Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucular

hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak kısıtlama kararı verilmesi

talebiyle İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Hâkimlik

3/5/2015 tarihinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2)

numaralı fıkrası uyarınca müdafiinin dosya içeriğini

incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

15. Başvurucuların sorgusu aynı gün İstanbul 2. Sulh Ceza

Hâkimliğince yapılmıştır. Tutuklamaya sevk yazısı sorgu işlemi öncesinde

başvuruculara Hâkimlikçe okunmuştur. Sorgu Tutanağı'nda,

başvuruculara isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Sorgu

sırasında başvurucuların müdafileri de hazır bulunmuştur. Başvurucular, sorgu

sırasındaki ifadelerinde emniyet aşamasında verdikleri ifadeleri aynen tekrar

ettiklerini ve atılı suçlamaları kesinlikle kabul etmediklerini belirtmişleridir.

16. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucuların görevli

memura görevini yaptırmamak için direnme suçundan tutuklanmalarına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

" ... dosyada

bulunan mevcut tutanaklar, şüphelilerin görevlilere sopa ve tekme ile

saldırdıklarına dair şiddet içeren görüntüler somut delil olmakla şüphelilerin

kaçma ve delilleri karartma ihtimali, şiddete başvurmaları nedeniyle olduğu

kabul edilmekle ve adli kontrol hükümlerinin bu nedenle yetersiz kalacağı kanaati

oluşmakla şüphelilerin CMK.100 ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı

tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"

17. Başvurucular 4/5/2015 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmişlerdir. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 6/5/2015 tarihinde "... görevi yaptırmamak için direnme suçun vasıf

ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı

suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerin üzerine atılı suçu

işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

oluşu nedeniyle tutuklama sebeplerinin var sayıldığı, soruşturma konusu suçun

ağırlığı ve önemi dikkate alındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının

yetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik

tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerin

tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin

bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı ..." gerekçesiyle

başvurucuların itirazının kesin olarak reddine karar verilmiştir.

18. Başvurucular bu kez itirazın reddi kararına itiraz etmişler,

İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 11/5/2015 tarihinde, 6/5/2015 tarihinde

verilen kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle itirazın reddine karar

verilmiştir.

19. Başvurucular 8/5/2015 tarihinde kısıtlılık kararına itiraz

etmiştir. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 14/5/2015 tarihinde, İstanbul 2. Sulh

Ceza Hâkimliğince verilen kısıtlılık kararının

hukuka uygun olduğunu belirterek bu itirazı reddetmiştir.

20. Başvurucular 15/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

21. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 11/5/2015tarihli

ve2015/15806 sayılı iddianamesiyle başvurucular hakkında görevi yaptırmamak

için direnme, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara

rağmen kendiliğinden dağılmama, toplantı ve yürüyüşlere silah veya 23. maddede

belirtilen aletlerle katılma suçlarından kamu davası açılmıştır.

22. İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi 5/6/2015 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2015/247 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma başlamıştır. Mahkeme, aynı tarihte yaptığı tensip incelemesiyle

birlikte başvurucuların tahliyesine de karar vermiştir.

23. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. 5271 sayılı Kanun'un "Gözaltı"

kenar başlıklı 91. maddesinin (1), (3) ve (5)numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en

yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama

anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama

yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

...

(3)

Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli

sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her

defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak

emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl

tebliğ edilir.

...

(5)

Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin

Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii

veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,

hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh

ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.

Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu

kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma

evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir. "

25. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

..."

26. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

27. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama

sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol

altına alınmasına karar verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen

süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde

sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

28. 5271 sayılı Kanun'un

"Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"

kenar başlıklı 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (3) ve

(4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Müdafiin

dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim

kararıyla kısıtlanabilir.

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza KAnununda yer alan;

...

5. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma,

...

7. Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine

karşı suçlar,

...

(3)

Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi

raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz."

(4) Müdafi,

iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya

içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve

belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir."

29. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısımları şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

30. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

31. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 265.

maddesi şöyledir:

"(1) Kamu görevlisine karşı görevini

yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2)

Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan dört yıla

kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3)

Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden

fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri

oranında artırılır.

(4)

Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları

korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre

verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Bu

suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış

hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır."

32. 2911 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız

olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına sahiptir.”

33. 2911 sayılı Kanun’un 23. maddesinin (b) bendi şöyledir:

"(Değişik bent: 30/07/1998

- 4378/1 md.) Ateşli silahlar veya havai

fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dâhil

patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir

ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir demir bilye ve sapan gibi bereleyici

ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her

türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler ile yasadışı örgüt

ve topluluklara ait amblem ve işaret taşınarak veya bu işaret ve amblemleri

üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini

gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair

unsurlarla örterek toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç

saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler

taşınarak veya bu nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazları ile

yayınlanarak,

... Yapılan toplantılar veya gösteri

yürüyüşleri Kanuna aykırı sayılır."

34. 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesi şöyledir:

“(Değişik

madde: 22/7/2010-6008 S.K/1.md.) Kanuna aykırı

toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen

dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin

işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılarak

hükmolunur.

İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk

görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.

23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü

yerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin

dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere

verilecek cezalar, dörtte bire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi, ceza

vermekten de vazgeçilebilir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 7/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucular; haklarında uygulanan yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin kanuni dayanağının bulunmadığını, hukuka aykırı olduğunu ve bu

tedbirlerin ölçülü olmadığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde; başvurucuların ileri sürdüğü bu

şikâyetler bakımından başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru

hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

40. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

41. Anayasa Mahkemesi, yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka

aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

42. Somut olayda başvurucular yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

43. Kaldı ki yakalanan veya gözaltına alınan kişiler 5271 sayılı

Kanun'un 91. maddesinin(5) numaralı fıkrası uyarınca

yakalama işlemine veya gözaltına almaya ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı

emrine karşı hemen serbest bırakılmayı sağlamak amacıyla sulh ceza hâkimine

başvurabilmektedir. Kanun bu başvurunun yakalanan kişinin yanı sıra müdafii veya kanuni temsilcisi, eşi ya da birinci veya

ikinci derecede kan hısmı tarafından da yapılmasına

izin vermektedir. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucuların yakalama işlemine

veya gözaltı emrine karşı sulh ceza hâkimliğine başvuruda bulunduğuna ve bu

başvurularının sonuçsuz kaldığına dair herhangi bir bilgi ya da belgeye de yer

verilmemiştir.

44. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddialarıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

45. Başvurucular; isnat edilen eylemlerin siyasi faaliyette bulunma,

ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kapsamında olduğu

gerekçeleriyle tutuklanmasının hukuki olmadığını, kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Başvurucular; ayrıca tutuklama kararının hukuka aykırı

olarak verildiğini, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının somut

ve hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, tutuklama nedenlerini ortaya koyan bir

delilin bulunmadığını ve tutuklanmalarına karar verilen suçun katalog suçlar

içinde yer almadığını iddia etmiştir. Başvurucular son olarak sabit ikametgâh

sahibi olmalarına karşılık adli kontrol hükümlerinin uygulanması yerine

ölçülülük ilkesinin ihlal edilerek haklarında tutuklama kararı verildiğini

ileri sürmüştür.

47. Başvurucular, anılan nedenlerle Anayasa'nın 5., 17., 19.,

20., 25., 26., 34., 36., 38., 40., 67., 138. ve 141. maddelerinde ve

Sözleşme'nin 3., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11. ve 12. maddelerinde belirtilen

özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; tazminat ve tahliye talebinde bulunmuştur.

48. Bakanlık görüşünde; sulh ceza hâkimliğince kuvvetli suç

şüphesi ve tutuklama nedenlerinin kararda gösterildiği ve tutuklama tedbirinin

şartlarının bulunduğu belirtilmiştir.

49. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, başvuru

formunda ileri sürdükleri şikâyetleri tekrar etmişler ve Bakanlık görüşüne

katılmadıklarını belirtmişlerdir.

b. Değerlendirme

50. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

51. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

52. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucuların şikâyetlerinin özü

tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucuların bu

bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

53. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

54. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

55. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler bakımından mümkündür.

Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek

inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

56. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

57. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

58. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/07/2017, §76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

59. Somut olayda öncelikle başvurucuların tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucular görevli memura

görevini yaptırmamak için direnme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucular hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

60. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

61. Başvurucuların tutuklanmasına karar veren İstanbul 2. Sulh

Ceza Hâkimliği, başvurucuların 1 Mayıs 2015 tarihinde Taksim Anıtı'nda basın

açıklaması yapmak için emniyet mensuplarının kurduğu bariyerleri aşarak yürümek

istedikleri sırada görevli memurlara sopa ve tekme ile saldırdıklarına dair

şiddet içeren görüntülerin bulunduğunu belirterek görevli memura görevini

yaptırmamak için direnme suçu yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu

sonucuna varmıştır (bkz. § 16).

62. İstanbul'da toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacak alanların

İstanbul Valiliğince 1 Mayıs 2015 tarihinden önce belirlendiği, bu çerçevede

Taksim Meydanı'nın bu alan kapsamında olmadığı kamuoyuna açıklanmıştır. Bazı

sendika ve sivil toplum örgütleri ise 1 Mayıs İşçi Bayramı'nı Taksim

Meydanı'nda kutlamak amacıyla İstanbul Valiliğine dilekçe verdikleri ancak

Valilik tarafından söz konusu alanda büyük bir kutlama yapılmasına izin

verilmeyeceği bildirilmiştir. Bu karara rağmen çeşitli sendika ve sivil toplum

örgütlerinin farklı medya organları aracılığıyla 1 Mayıs İşçi Bayramı'nı

Taksim'de kutlayacaklarına dair çağrı yapmaları üzerine emniyet güçlerince

Taksim Meydanı'nda 1 Mayıs 2015 tarihinde gerekli önlemler alınmıştır.

Başvurucuların içinde bulunduğu bir grup da Taksim Anıtı önünde kurulan

güvenlik bariyerlerini atlayarak meydana girmeye çalışmışlar, Kızıl yelek

giymiş ve ellerinde "Komünist Parti"

ibareli flamalar bulunan grubun "Her

yer Taksim Her yer Direniş - Yaşasın I Mayıs"

şeklinde slogan attığı tespit edilmiştir. Başvurucuların da içinde bulunduğu bu

gruba emniyet güçlerince müdahale edildiği anlaşılmaktadır.

63. Soruşturma mercilerince fotoğraflı görüntü tutanakları esas

alınarak olaylar esnasında başvurucuların güvenliği sağlayan emniyet güçlerine

sopa ve tekme ile saldırdıkları belirtilmiştir. Dolayısıyla soruşturma

mercilerince başvurucular yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli

belirtilerin bulunduğu sonucuna varılmasının temelsiz ve keyfî olduğu

söylenemez.

64. Diğer taraftan başvurucular hakkında uygulanan ve kuvvetli

suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

65. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucuların

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan görevli memura görevini

yaptırmamak için direnme suçuna ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın

ağırlığına, kaçma ve delilleri karartma şüphelerinin varlığına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. §§ 16, 17). Anılan hususlar, Kanun'da belirtilen tutuklama

nedenlerinin meşru amaçlarına işaret eden durumlar olduğu anlaşılmaktadır.

66. Öte yandan başvurucular hakkındaki tutuklama tedbirinin

ölçülü olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin

Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup olmadığının

belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selçuk

Özdemir, § 76).

67. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında İstanbul 2. ve 3. Sulh Ceza Hâkimliklerinin

isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No:

2016/25189, 21/12/2017, § 176).

68. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığı İddiası

a. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

69. Başvurucular, soruşturma dosyasında var olan kısıtlılık

kararının başlı başına bir hak ihlali oluşturduğunu ileri sürmüştür.

70. Bakanlık görüşünde; başvuruculara ifade alma ve sorgu

süreçlerinde suçlamanın maddi delillerinin ayrıntılı olarak açıklandığı belirtilmiştir.

71. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, başvuru

formunda ileri sürdükleri şikâyetleri tekrar ederek Bakanlık görüşüne

katılmadıklarını belirtmişlerdir.

b. Değerlendirme

72. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

73. Başvurucuların bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

74. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §

168).

75. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

76. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbest

bırakılma taleplerinin incelenmesinde silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B.

No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30). Silahların eşitliği ilkesi, davanın

taraflarının usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve

taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia

ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip

olması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava

dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bu

nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını

gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).

77. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece

kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın

19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilen

bilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir

listesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm

delillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).

78. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya, erişimi

kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucunun

tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş

olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişiminin

olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve bu nedenle

de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme imkânını elde

ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi, tutukluluğa temel

teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

79. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına

ilişkin olarak soruşturmanın amacını

tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle müdafiinin

dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına

karar verilmesi için İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuş, bu

talep anılan Mahkemece yerinde görülerek 3/5/2015 tarihinde kısıtlılık kararı verilmiştir.

Başvurucular kısıtlama kararının verildiği günde tutuklanmıştır. Başvurucular

8/5/2015 tarihinde verilen kısıtlılık kararına itiraz etmiş, İstanbul 3. Sulh

Ceza Hâkimliğince 14/5/2015 tarihinde itiraz reddedilmiştir.

80. Başvuru formu ve eklerinde kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği/tensip

zabtının hazırlandığı 5/6/2015 tarihi (bkz. § 22)

itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı

fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

81. Başvuruculara yöneltilen suçlamalar 1 Mayıs 2015 tarihinde

güvenlik mensuplarına karşı yaptıkları eylemelere ilişkindir. Başvurucular,

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında

üzerlerine atılı suçlamaları anladığını belirtmişler ve bu kapsamda sorulan

sorulara cevap vermişlerdir (bkz. § 12).

82. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 3/5/2015 tarihli tutuklama talep yazısı

sorgu işlemi öncesinde İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvuruculara

okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında başvuruculara isnat edilen suçların okunup

anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucuların sorgu sırasında suçlama konusu

olaylarla ilgili anlatımda bulundukları, sorulan sorulara cevap verdikleri

görülmektedir (bkz. § 15). Hâkimlik, tutuklama kararında da tutuklamaya konu

edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili olarak değerlendirmelerde bulunmuştur

(bkz. § 16). Ayrıca başvurucuların tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve

esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla

başvurucuların ve müdafiinin isnat edilen suçlamalar

ile tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu

sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

83. Dolayısıyla suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten

yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile

suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvuruculara veya müdafilerine

bildirildiği, başvuruculara bunlara itiraz etme imkânı verildiği ve tutuklamaya

temel oluşturan delillerin nitelikleri dikkate alındığında salt kısıtlılık

kararı nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığı

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

84. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânı verilmediği iddiasına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin

İddia

a. Başvurucuların

İddiaları

85. Başvurucular tutukluluk ile itirazın reddine karar veren

sulh ceza hâkimliklerinin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme niteliğinde

bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği, etkili başvuru hakkı ile

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

86. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

güvencesini sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadığı ve tutukluluğa itirazın

bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı

etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine ilişkin iddialar birçok

kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri

dikkate alınarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (diğerleri arasından bkz. Hikmet

Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet

Baransu

(2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

87. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

88. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Toplantı Hakkı ile

İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

89. Başvurucular, soruşturmaya ve tutuklamaya konu suçların

tamamının ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kapsamında

kalan eylemler olduğunu belirterek toplantı hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

90. Bakanlık görüşünde; başvurucular hakkında uygulanan tedbirin

toplumun korunması, huzur içinde yaşamın devamı ve suçun işlenmesinin önlenmesi

için demokratik toplum bakımından gerekli ve orantılı olduğunu belirtmiştir.

91. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, başvuru

formunda ileri sürdükleri şikâyetleri tekrar ederek Bakanlık görüşüne

katılmadıklarını belirtmişlerdir.

2. Değerlendirme

92. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri,

dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları gibi diğer

temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle tutuklamanın

hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını

değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da tutukluluğun

süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak diğer temel hak

ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2),§§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§

105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§

61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No:

2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014,

§§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§

60-74).

93. Somut olayda başvurucuların tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucuların suç işlemiş olabileceğinden

şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama

nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği

sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 59-68). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler

dikkate alındığında başvurucuların yalnızca toplantı hakkı ve ifade özgürlüğü

kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı

iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum

bulunmamaktadır.

94. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların tutuklanmasının

toplantı hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal ettiği iddialarına ilişkin olarak

bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutuklanma dolayısıyla toplantı hakkı ve ifade özgürlüğünün

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

7/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucular

:

1. Ali

ADIGÜZEL

2. Bahtiyar

ŞAHİN

3. Deniz

Sinan TUNABOYLU

Vekilleri

:

Av. Özlem

ŞEN ABAY

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/8143, 7 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  9. B. Toplantı Hakkı ile
  10. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  11. Özgüldür
  12. Hakyemez
  13. Turan
  14. Adıgüzel
  15. Şahin
  16. Şen Abay
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/8143
Tarih
7 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Alya Demir ve Mehmet Demir Başvurusu (B. No: 2015/7584)
  • Aydın Mersin Başvurusu (B. No: 2015/6905)
  • Fatma Candaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18251)
  • Rıfat Gegin Başvurusu (B. No: 2018/14909)
  • Nevzat Dereli Başvurusu (B. No: 2015/4521)
  • Hasibe Meşe Başvurusu (B. No: 2015/7748)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.