İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Dikici Başvurusu (B. No: 2016/21928)

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

Başvuru No2016/21928Tarih10 Mart 2020Okuma34 dk · 6.717 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Dikici Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2020
Başvuru Numarası
2016/21928
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.717 kelime·34 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca 5/9/2019 tarihinde tutuklamanın hukuki olmadığı

şikâyeti dışındaki iddialar yönünden kısmi kabul edilemezlik kararı verilmiş,

başvurunun tutuklamanın hukukiliğine ilişkin kısmının kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı

organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok

uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör

Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen

bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017,

§§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

11. Başvurucu, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmaktayken

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin 16/7/2016 tarihli

kararı ile görevden uzaklaştırılmış ve 24/8/2016 tarihinde meslekten ihraç

edilmiştir.

12. Başvurucu, FETÖ/PDY'ye yönelik soruşturmalar kapsamında

17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucu 20/7/2016 tarihlerinde Ankara Batı Cumhuriyet

Başsavcılığına ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde "Yasa dışı veya yasal herhangi bir örgüte üye değilim. Bu

bağlamda Fetullahçı terör örgütü ile de bir bağım yoktur ... Öğrencilik

yıllarımda ve meslek hayatımda hiçbir zaman Fetullah Gülen cemaati ve terör

örgütü içerisinde yer almadım. Ankara Hukuk mezunuyum. Kredi Yurtlar Kurumuna

ait Dikimevi öğrenci yurdunda kaldım. Cemaate ait yurt yada evlerde kesinlikle

kalmadım. HSYK'nın neden bu şekilde bir tasarrufta bulunduğunu bilmiyorum.

Ancak yanlış yapılmış olabileceğini yada yanlış bir bilgiye istinaden bu

şekilde bir tasarrufta bulunabileceğini düşünüyorum. Yoksa yukarıda da

belirttiğim gibi benim kesinlikle fetullahçı terör örgütüyle bir ilişkim yoktur

...Ben 2010 ve 2014 HSYK seçimlerinde herhangi bir grup yada kişiyle hareket

etmedim. Bir propaganda da bulunmadım. Yada bu amaçla bir geziye katılmadım.

Herhangi bir gruba yada kişiye ne mesafeli durdum nede yakın durdum. Herkese

eşim mesafedeydim. Eşim yaşadığımız olaylardan dolayı psikolojik olarak

rahatsızdır. Annem ileri derecede alzimer hastasıdır. Kayınpederim yine ileri

derecede kanser hastasıdır. Tedavileri ile ben yakından meşgul oluyorum.

Hakkımda adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına da razıyım. Suçlamaları kabul

etmediğimden salıverilmemi talep ederim." şeklinde beyanda

bulunmuştur.

14. Başvurucu, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanması

istemiyle 20/7/2016 tarihinde başka şüphelilerle birlikte Ankara 2. Sulh Ceza

Hâkimliğine sevk edilmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında başvurucunun "... üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu

anlaşılmakla; şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, 5271 sayılı CMK'nun 100/2. maddesinde belirtilen tutuklama nedenleri ve

100/3. fıkra 11. bentte belirtilen katalog suçlardan olmasısuça dair yasada

yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK’nın 100. vd.

maddeleri uyarınca" tutuklanmasına karar verilmesi istenmiştir.

15. Başvurucunun sorgusu Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliğince

20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır

bulunmuştur. Başvurucu, sorgu sırasındaki ifadesinde de Cumhuriyet Savcılığında

verdiği beyanı tekrar ederek tutuksuz yargılanmayı talep etmiştir.

16. Başvurucu, Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan

sorgusunun ardından 20/7/2016 tarihinde üzerine atılı suçlardan tutuklanmıştır.

Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelilerin üzerilerine atılı suçları

işledikleri konusunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

olguların bulunması, şüphelilere atılı suçların CMK' nun 100. maddesinde

sayılan katalog suçlardan olması, suçların yasadaki cezasının üst sınırı

itibariyle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı ve

delillerin karartılma ihtimalinin bulunduğu, kaçma şüphelerinin varlığı da

nazara alınarak şüphelilerin CMK' nun 100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı

ayrı tutuklanmalarına ... [karar verildi]."

17. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, itirazı inceleyen Ankara

Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliği 29/7/2016 tarihinde itirazın reddine karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelinin üzerine atılı suçun niteliği,

tutuklamanın tarihi, süresi, kolluk tutanakları ve aşamalardaki ifadelere göre

de kuvvetli suç şüphesi bulunmakla, adli kontrol tedbiri yetersiz kalacağından

ve Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 20/07/2016 tarih ve 2016/242 Sorgu

sayılı tutuklama kararında usule ve yasaya herhangi bir aykırılık

bulunmadığından itirazın reddine karar vermek gerekmiş[tir]."

18. İtirazın reddi kararı 3/8/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 2/9//2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca 14/10/2016 tarihinde,

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere başvurucunun da aralarında

bulunduğu şüpheliler hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından

fezleke düzenlenmiştir. Fezlekede başvurucu hakkında HSYK tarafından verilen

görevden uzaklaştırma/meslekten çıkarma kararlarının olduğu belirtilmiş ve

başvurucunun ifadesine yer verilmiştir.

21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/3/2017 tarihinde

soruşturmanın geldiği aşama ve mevcut delil durumunu değerlendirerek

başvurucunun tahliyesini talep etmiştir.

22. Başvurucu, Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 6/3/2017 tarihli

kararıyla tahliye edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Atılı suçun vasıf ve mahiyeti,

şüphelinin kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin bulunmayışı, soruşturmanın

geldiği aşama ve mevcut delil durumu dikkate alınarak tutuklama tedbirinin

devamının artık gereksiz olduğu kanatine varılarak tahliye talebinin kabulüne

... [karar verildi]."

23. Anayasa Mahkemesi 7/1/2019 tarihinde, soruşturma

mercilerinden başvurucuya yönelik tutuklamaya ve tutukluluğun devamına esas

teşkil eden delillerin bildirilmesini istemiştir. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı 6/5/2019 tarihli cevap yazısında başvurucu hakkında düzenlenen HTS

analiz raporunu ve emniyet veri havuzunda yapılan sorgulama sonuçlarını

göndermiştir. Veri havuzunda yapılan sorguda FETÖ/PDY ile ilgili bir kayda

rastlanmadığı belirtilmiştir.

24. HTS analiz raporunda başvurucunun FETÖ/PDY şüphelileri ile

telefon görüşmelerinin olduğu, FETÖ/PDY iltisaklı Turgut Özal Hastanesini iki

defa aradığı, iki defa bu Hastaneden arandığı ve yirmi bir defa mesaj aldığı

belirtilmiştir.

25. Başvurucunun konutunda yapılan arama esnasında el konulan

tüm dijital materyallere ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen 2/1/2020 tarihli bilirkişi

inceleme raporunda; başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı olunduğunu ortaya

koyacak herhangi bir bilgi, belge, kayıt ve şifreli haberleşme programına

rastlanmadığı belirtilmiştir.

26. Başvurucu hakkındaki soruşturma bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

27. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel B. No: 2017/632,

23/1/2019, §§ 24-39.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 10/3/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklanma nedenleri

gösterilmeden hukuka aykırı bir şekilde tutuklandığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu

ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını

iddia etmiştir.

30. Bakanlık görüşünde öncelikle 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesindeki tazminat yolunun

tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir. Esas bakımından Bakanlık; başvurucu

hakkında soruşturmaya Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 16/7/2017 tarihli

suç tutanağı ile başlandığını, söz konusu suç tutanağında başvurucunun da

içinde bulunduğu bir kısım hâkim savcı hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı

oldukları gerekçesiyle HSYK tarafından verilen açığa alma kararına

dayanıldığını belirtmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında incelenmesi ve başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı değerlendirilirken tutuklama kararının

verildiği andaki genel koşulların göz ardı edilmemesi gerektiği, darbe

teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalmasının söz konusu olabileceği, tutuklama kararının

gerekçesinden başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kuvvetli suç

şüphesini gösteren somut delillere dayanıldığının anlaşıldığı, tutuklamaya dair

verilen kararlara ilişkin gerekçeler kapsamında başvurucunun tutukluluğunun

keyfî olduğunun savunulamayacağı belirtilmiştir.

31. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında tazminat

yolunun etkili bir yol olmadığını ve tüketilmesi gerekmediğini belirtmiştir.

Başvurucu; üç yılı aşkın süredir soruşturmanın devam ettiğini, Bakanlık

görüşünün aksine dosyada tutuklanmasını gerektirir bir suç şüphesinin mevcut

olmadığını ve hâkimler için öngörülen usule uyulmaksızın tutuklandığını ifade

etmiştir.

B. Değerlendirme

32. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

33. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucun tutuklamanın hukuki

olmadığına yönelen bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

35. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 187-191).

36. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

37. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu

bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

39. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Zafer Özer, B.

No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

40. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

41. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı

Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda hâkimlerle ilgili olarak öngörülen usule ilişkin

güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece

tutuklandığını iddia etmektedir.

42. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya

görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu

nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse

diğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak

soruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat

edilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu, ayrıca ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusal ve

hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanuni

dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmıştır (diğerleri

arasından bkz. Adem Türkel, §§

52-59; Erdem Doğan, B. No:

2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57). Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı

olarak- hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine

giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma

yürütülmesi için bir izin şartı bulunmadığı yargısal içtihatlarda belirtilmiştir

(Mustafa Özterzi [GK], B. No:

2016/14597, 31/10/2019, § 93). Somut başvuruda anılan kararlardan yer alan

değerlendirmelerden ve varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

43. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim

olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

44. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının

değerlendirilmesi gerekir.

45. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklamaya sevk

yazısında ve Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında

başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna

değinilmiş ancak bu somut olguların neler olduğu açıklanmamıştır. Ankara Batı

Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan fezlekede başvurucu hakkında HSYK

tarafından verilen görevden uzaklaştırma/meslekten çıkarma kararlarının olduğu

belirtilmiş ve başvurucunun ifadesine yer verilmiştir. Bunun haricinde

suçlamaya ilişkin herhangi bir olgudan bahsedilemediği anlaşılmaktadır.

2/1/2020 tarihli bilirkişi raporunda da dijital materyallerde FETÖ/PDY ile

ilgili herhangi bir veri tespit edilemediği belirtilmiştir. Son olarak Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen belgelerde de başvurucu hakkında

düzenlenen HTS raporunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Kuvvetli belirti bulunup

bulunmadığı bu bilgi ve belgeler üzerinden incelenecektir.

46. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan

suçlamanın dayanaklarından biri başvurucunun görevden uzaklaştırılması ve

akabinde meslekten ihraç edilmesidir.

47. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda görevden

uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki idari

kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara muhatap

olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu anlamına

gelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Zafer Özer, §§ 53-57; Mustafa Baldır, § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019,

§ 54; E.A., B. No: 2016/78293,

3/7/2019, § 57; Ali Aktaş, B. No:

2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi,

§ 104). Bu itibarla başvurucu hakkındaki görevden uzaklaştırma veya meslekten

çıkarma tedbirlerine ilişkin kararlarda başvurucuyla ilgili kişisel bir tespit

ve değerlendirme bulunmadığından bunların -tek başına- suç işlendiğine dair

kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir.

48. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçu haricinde

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını

engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya

veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından da tutuklandığından soruşturma

makamlarınca başvurucunun 15 Temmuz 2016 darbe girişimine katıldığından

şüphelenildiği anlaşılmaktadır. Ancak soruşturma makamlarınca bu iddiaya

dayanak oluşturabilecek herhangi bir olay veya olgu ya da bilgi ortaya

konulamamıştır.

49. Soruşturma mercilerinin başvurucunun, hakkında FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen kişilerle telefon görüşmelerinin

olduğunu belirterek bu hususu da suçlamaya dayanak bir olgu olarak

değerlendirdikleri görülmektedir. Soruşturma makamlarınca söz konusu telefon

görüşmelerinin örgütsel bir ilişki çerçevesinde yapıldığı yönünde bir tespit ya

da iddiada bulunulmadığı görülmektedir. Görüşmelerin içeriğine ilişkin herhangi

veri de mevcut değildir. Ayrıca söz konusu görüşmelerin FETÖ/PDY'nin yargı

alanındaki yöneticileriyle (imamlarıyla) gerçekleştirildiğine dair bir

belirlemede de bulunulmamıştır. Öte yandan yargı mensuplarının yaklaşık üçte

biri hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütüldüğü,

toplamda ise anılan suçlar dolayısıyla yüz binlerce kişi hakkında soruşturma

açıldığı hatırda tutulmalıdır. Bu durumda somut olayın koşulları itibarıyla

-içeriği belli olmayan- bu telefon görüşme kayıtlarının örgütsel bir ilişki

bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görünmemiştir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Mustafa Özterzi,

§ 106; Mustafa Açay, § 61; İlker Deniz Yücel, B. No: 2017/16589,

28/5/2019, § 86; Murat Aksoy

[GK], B. No: 2016/30112, 2/5/2019, § 79; Mehmet

Hasan Altan (2), § 146). Öte yandan başvurucudan elde edilen dijital

materyaller üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde başvurucunun FETÖ/PDY ile

irtibatlı olduğunu ortaya koyacak herhangi bir bilgi, belge, kayıt ve şifreli

haberleşme programına da rastlanmamıştır (bkz. § 25).

50. Bu itibarla somut olayda

tutuklama için gerekli olan suç

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı

kanaatine ulaşılmıştır.

51. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

52. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

53. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel

hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

4. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

54. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararında olağanüstü hâl döneminde temel hak ve

özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen

Anayasa'nın 15. maddesinin suç işlendiğine dair belirtilerin varlığı ortaya

konulmadan gerçekleştirilen tutuklamaları meşru kılmadığına, suç işlendiğine

dair belirti olduğu ortaya konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasının

durumun gerektirdiği ölçüde bir müdahale olmadığına karar vermiştir (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092,

11/1/2018, §§ 105-110; Mehmet Hasan Altan

(2) [GK], §§ 152-157; Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972,

11/1/2018, §§ 83-89; Mustafa Baldır,

§§ 83-88).

55. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir yön

bulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

56. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.

5. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

58. Başvurucu 2.400.000 TL maddi, 2.000.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

59. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506,

7/11/2019).

60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,

ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir

(Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

61. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 6/3/2017 tarihinde başvurucunun

tahliyesine karar verilmiş ve başvurucunun tutukluluk hâli sona ermiştir.

62. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

63. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

Kadir ÖZKAYA ve Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR ve Selahaddin MENTEŞ'in

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına (E.2017/24908) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

10/3/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Dosyanın incelenmesinde; Cumhuriyet Savcısı olan başvurucu

hakkındaki soruşturmanın 15/7/2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün hemen

ardından 16/7/2016 tarihinde başlatıldığı ve bu tarih itibariyle HSYK tarafından

görevinden uzaklaştırıldığı, 17/7/2016 tarihinde gözaltına alındığı, 20/7/2016

tarihinde tutuklandığı, 24/8/2016 tarihinde meslekten çıkarıldığı, 6/3/2017

tarihinde tahliye edildiği, tutuklama kararı verilirken suçun niteliği (katalog

suç oluşu), kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların

bulunması, kaçma şüphesi ve adli kontrol tedbirleri verilmesinin yetersiz

kalacağı olgularına dayanıldığı, tutuklama kararının verildiği andaki ülke

genelinde yaşanan koşullar ile isnat edilen suçun niteliği birlikte

değerlendirildiği, tutuklamaya dair mahkeme kararının olgusal temellerinin

olmadığının söylenemeyeceği, öte yandan soruşturma aşamasında elde edilen delil

ve bulguların da bu kanıyı kuvvetlendirici mahiyette olduğu bu meyanda HTS analiz

raporu ile bir kısım FETÖ şüphelileri ile vaki muhaberesi ve FETÖ iltisaklı bir

sağlık kuruluşuyla olan irtibatı gibi ilk bulguların tespit edildiği,

dolayısiyle başvurucuya isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı,

işin mahiyeti ve önemi gözetildiğinde de başvurucu hakkındaki tutuklama

tedbirinin ölçülü kabul edilmesi gerektiği; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun

Selçuk Özdemir (26/7/2017; B. Başvuru No: 2016/49158) ve Aydın Yavuz ve

Diğerleri (20/6/2017; B. Başvuru No:2016/22169) kararlarında "ilk

tutuklama" ile ilgili olarak ortaya konan ilke ve gerekçeler dikkate

alındığında da, suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esas teşkil edecek

şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki

aşamalarında tartışılacak olan ve mahkumiyete gerekçe oluşturacak olguların

aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerektiği; dolayısiyle başvurucu hakkındaki

ilk tutuklama kararında suç işlendiğine dair kuvvetli belirtilerin yeterince

ortaya konulduğu, sonuç olarak tutuklama tedbirinin uygulanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edilmediği kanaatine vardığımdan;

çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamadık.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Kadir ÖZKAYA

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Ali DİKİCİ

KARŞIOY

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, § 16).

Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması

yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka

söyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’da

öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü

itibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması

gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli

olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili

olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,

2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma

kapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair

şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan

oluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamda

değerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).

Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiği

konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketme

girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorum

yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargı

organlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları

ışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makul

bir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunu

kullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununla

birlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz

konusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal

davaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme

yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halinde

mahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri

ihtimali her zaman vardır.

Somut olayda 20.07.2016 tarihinde tutuklanan ve 02.09.2016

tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma

durumu, 06.03.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)

birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesince

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarak

hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireysel

başvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olan

olası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminata

hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlal

kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) bir

sonuç ortaya çıkmayacaktır.

Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireysel

başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireysel

başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek ve

giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak arama

yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırı

olduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesinin

mevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunup

bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklama

tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1

Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı Ceza

Muhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlu

bir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralı

fıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı

Kanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın

devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)

Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”

Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç

soruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ...

kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıf

yapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni,

ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen bir kişi

için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.

Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireysel

başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sona

ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilen

beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir arada

gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğu

iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davası

açabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucu

tahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olması

veya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olması

hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK

141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin

başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımını sonradan

kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında, tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminata konu

edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenen

tazminat nedenine ilişkin durumdur.

Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki birçok kararına göre;

başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu

hakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK

141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle

kabul edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK

141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusu

hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası

yönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tüm

başvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esası

incelenmektedir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmiş

olan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına karar

verilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenen

tazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,

tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makul

sürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarının

tüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5

Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukuki

olmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindeki

tazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,

gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetle

sonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızın

başvuru yollarının tüketil¬memesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilmektedir.6

Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın

esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıf

yapıldığı için gözaltı¬nın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.

maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddia

edilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersine

oluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının

var olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlarda atıf yapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiği iddia edilen bir gözaltına

alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibar edilmesi mümkün değildir.8

Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuka

aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, Anayasa

Mahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yoluna

başvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucunun

tutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesi

çelişkili bir durum oluşturmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolunun

bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapma

yaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri gönderme

merkezlerindeki tutma koşulları¬nın kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalı

başvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, geri gön¬derme merkezlerindeki koşulların kötü muamele

oluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi

bir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu

edilebileceğini belirterek incelememiştir.

İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili bir

başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türk

hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dair

kararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan ve

kanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddüt

uyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasının

söz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesi

bakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bu

güne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösteren

herhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkin

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifade

etmiştir.9

Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabul

edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,

tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya da

tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işlemine

karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davada

incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme,

buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar

bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını

iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türden

şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlik

kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece

mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10

Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişinin

CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin ve tutukluluğun

diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitin devam eden

kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürüten mahkemenin bu

tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkında mahkûmiyet hükmü

verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veya kesinleşen

kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklama tedbirinin hukuka

aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiği veya vereceği

karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolunun etkililiği

açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu bağlamda,

kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya mahkûmiyet

hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını söylemek

yerinde olacaktır.

Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygun

olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanması

hukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucuna

varılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğun

hukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız bir

inceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,

Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine Bireysel

Başvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğinin

incelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veya

beraat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemi

olmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veya

davanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliği

incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyor

olması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğinin

incelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle bir

inceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlik

kararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceği gibi

mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygun olduğunu

göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda

beraat kararı verilmiş olan başvurucunun tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna

karar vermiş iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyet

kararı verilen başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna karar

vermiştir.

Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliği

bağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısal

sürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığı

anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat nedeninin, yargısal

sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu edilebilecek tazminat nedenleri

arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu kararlara göre, kanuna uygun

olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer

olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı ve

tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği

suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu

olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıyla ilgili

olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu bulunmaktadır.

Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı

olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,

tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağına

ilişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasını

inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtina

edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmek

gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağır

ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığını

inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülen

şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundan

kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayı

yürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliye

kararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından,

tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bu

konuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır ceza

mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukuka

aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde de

herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındaki

tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminat

yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsünün

sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik

iddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)

bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkin

yaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındaki

kamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yolu

aşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadı

doğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkin

kararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetli

suç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birlikte

devam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) Nitekim

Anayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olup

esastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklama

nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca,

bu konuya ilişkin olup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olan

mahkemenin de kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup

olmadığını değerlendireceği varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür

başvurularda kişilerin tazminat davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi.

Sonuç olarak, eğer tazminat davasına bakacak mahkeme, uzun tutukluluk

şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını

inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerinden kaynaklanan

davalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.

Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da

değinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun

tutukluluk şikâyetini, inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması

nedeniyle CMK 141’de düzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına neden

olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple

siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak ise

Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterli

giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edip

etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak

durumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesinde

öngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerinin

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahale

sonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunu

ifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal

edildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,

tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili

olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası

zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK

141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğünün

ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucunun

tutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığını

tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespit

edebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal

ettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veya

takipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.

maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunu

belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

vermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,

B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-a

bendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkili

davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.

Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı

141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK

141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikte

etkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminat

istenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemi

bulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olup

olmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.

Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini

tespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM

de Mergen ve diğerleri kararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun

tüketilmesi gerektiği itirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e

bendinin değil, 141/1-a bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim

Anayasa Mahkemesi de bu durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine

de atıf yapma gereği duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı

olmadığı için tahliye durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün

değildir.

Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde

tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanın

ilgili/ilişkili olduğu davanın mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinin

tahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolunun

tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıkladığımız gerekçelerle başvurunun, başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini

düşündüğümüzden çoğunluğun işin esasının incelenmesi gerektiği yolunda oluşan

görüşüne katılmadık.

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Selahaddin MENTEŞ

______________________

1 Halas Aslan, B.

No: 2014/4994, 16.2.2017.

2 Reşat Ertan,

2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29;

Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§

39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34

3 Kamil Erdoğan, B.

No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49;

Ertuğrul Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42

4 Fatma Maden, §47,

Ertuğrul Raşit Benal, §40

5 Erkam Abdurrahman

Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,

29/9/2016,§37

6 Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30- 38;

Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624, 9/5/2018, § 24-26.

7Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı

8 Benzer durumlar

bakımından, Yargıtay uygulamasında tazminat yolunun başarıyla uyguladığını

gösteren emsal kararlar bulunmamakla birlikte, böyle bir hukuk yolunun

kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz

konusu değildir.

9 B.T. [GK], B. No:

2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.

10 Cafer Yıldız,

B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,

§§ 37-40.

11 Bkz. Besime

Konca, B. No: 2017/5867, 3/7/2018.

12 Mehmet Özdemir,

B. No: 2017/37283, 29/11/2018

13 Ali Bulaç [GK],

B. No: 2017/6592, 3/5/2019

14 bkz. Yargıtay 12.

Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı,

1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.

15 İrfan Gerçek, B.

No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37

16 Bkz. Örneğin,

Hüsnü Aşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994,

16/2/2017, § 87. 17 Mustafa Avci, B. No: 2014/1545, 22/3/2018 18 Mustafa Avci, §27 19 Mustafa Avci, §35-38 20 Mergen ve diğerleri/Türkiye kararı, §36 Üye Kadir ÖZKAYA Üye Selahaddin MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/21928, 10 Mart 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve
  11. D. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya
  12. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  13. F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Cumhuriyet
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. Karşıoy
  17. B. No: 2017/37283, 29/11/2018
  18. B. No: 2017/6592, 3/5/2019
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/21928
Tarih
10 Mart 2020

İlgili Kararlar

  • Eskişehir Işık Yapı Denetim Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/31770)
  • Maziyar Razazan Başvurusu (B. No: 2015/19911)
  • Hacı İbrahim Pala ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31345)
  • Şenol Coşkun Başvurusu (B. No: 2017/10093)
  • İlhan Sarıyer Başvurusu (B. No: 2017/6130)
  • Mustafa Oğuz Başvurusu (B. No: 2017/36715)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.