İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Galip Baltaoğlu Başvurusu (B. No: 2014/5676)

1. Başvuru; kamu görevlileri aleyhine açılan tazminat davasının

Başvuru No2014/5676Tarih8 Mart 2018Okuma16 dk · 3.241 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Galip Baltaoğlu Başvurusu

Karar tarihi
8 Mart 2018
Başvuru Numarası
2014/5676
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.241 kelime·16 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamu görevlileri aleyhine açılan tazminat davasının

husumet yokluğundan reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve davanın

uzun süre devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Afyon Kocatepe Üniversitesi Uşak Eğitim

Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

9. Başvurucu, tesis ettikleri işlemlerle kişilik haklarının

zedelenmesine ve sağlığının bozulmasına neden olduğunu ileri sürdüğü Rektör

H.S. ve Bölüm Başkanı A.Ş. aleyhine 35.000 TL manevi tazminat istemiyle Uşak 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. 21/3/2006 tarihli dava dilekçesinde

başvurucu, hakkında tutulan 2003 yılı ve 2004 yılı sicillerinde keyfî ve

kasıtlı şekilde olumsuz değerlendirmelerde bulunulduğunu, buna bağlı olarak

üniversite yönetimi ve Yükseköğretim Kurulu tarafından hukuka aykırı disiplin

cezası işlemleri tesis edildiğini, tüm bu işlemlerin mahkemelerce iptal

edildiğini, hukuka aykırı şekilde işlem tesis eden ve yargı kararlarını

uygulamayan kamu görevlilerinin kişisel kusurları nedeniyle maddi ve manevi

zarara uğradığını belirtmiştir.

10. Mahkeme, 27/4/2006 tarihli kararıyla davaya konu sicillerin

idari görev esnasında düzenlendiğini, bu işlemlerden kaynaklanan zararlara

karşı idari yargıda tazminat davası açılması gerektiğini belirterek davanın

yargı yeri itibarıyla reddine karar vermiştir.

11. Karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17/7/2006 tarihli

ilamıyla bozularak Mahkemesine gönderilmiştir. Karar gerekçesinde, kamu

görevlilerinin kişisel kusurlarına dayanan davaların adli yargı yerinde

çözümleneceği belirtilmiştir.

12. Uşak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 19/10/2010 tarihli kararıyla

başvurucu hakkında tesis edilen sicil doldurma işlemlerinde davalıların kusurlu

olduğunun açık olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir.

Mahkeme; 2003 yılı sicilinin doldurulması işlemi yönünden davalı A.Ş.den 750 TL, 2004 yılı sicilinin doldurulması işlemi

yönünden ise her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen

1.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile alınarak başvurucuya verilmesine

hükmetmiştir.

13. Söz konusu karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2/4/2012

tarihli ilamıyla bozularak Mahkemesine gönderilmiştir. Karar gerekçesinde, kamu

görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlarından kaynaklanan

tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceği, bu nedenle davanın

husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir.

14. Uşak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 11/4/2013 tarihli kararıyla

davaya konu işlemlerden kaynaklanan zararlara karşı idari yargıda tazminat

davası açılması gerektiğini belirterek husumet yokluğu nedeniyle davanın

reddine karar vermiştir.

15. Karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11/11/2013 tarihli

ilamıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 27/2/2014 tarihli

ilamıyla reddedilmiştir.

16.Nihai karar 20/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

17. 21/4/2014 tarihinde başvuruda bulunulmuştur.

IV.İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 14/7/1965

tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun "Kişilerin uğradıkları zararlar:" kenar başlıklı

13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları

zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum

aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce

tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kağıtların ilgili

personel tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar,

cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir.

Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.”

19.6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun "Doğrudan doğruya tam yargı

davası açılması:" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

Görevli olmayan adli ve askeri yargı

mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan

idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye

başvurma şartı aranmaz.”

20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/10/2007 tarihli ve

E.2007/4-640, K.2007/725 sayılı kararı şöyledir:

“… Anayasanın 129/5

maddesi gereğince memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini

kullanırken meydana gelen zararlara ilişkin davaların idare aleyhine dava

açılabilmesinin, eylemin hizmet kusurundan kaynaklanmış olması koşuluna bağlı

bulunmasına; dava dilekçesinde sıralanan maddi olguların davalının salt kişisel

kusuruna dayanıldığını göstermesi karşısında öncelikle bu iddia doğrultusunda

delillerin toplanıp değerlendirilerek sonuca varılmasının gerekmesine; Hukuk

Genel Kurulu’nun 15.11.2000 gün ve 2000/4-1650 E. 2000/1690 K; 26.09.2001 gün

ve 2001/4-595 E. 2001/643 K.; 29.03.2006 gün ve 2006/4-86 E. 2006/111 K.;

20.09.2006 gün ve 2006/4-526 E. 2006/562 K. Sayılı ilamlarında da aynı ilkenin

vurgulanmış olmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire

bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya

aykırıdır.”

21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 tarihli ve

E.2011/4-592, K.2012/25, sayılı kararı şöyledir:

“… gerek Anayasa, gerekse Devlet Memurları

Kanunu’nda yer alan düzenlemelerin, memur ve kamu görevlisinin sorumluluğunu

ortadan kaldırmadığı; daha sonra ilgilisine rücu edilmek üzere ilk etapta

devletin sorumluluğuna giderek, mağdura zararını daha iyi bir şekilde giderecek

bir muhatap ve tereddütsüz bir yargı yolu sağladığı; bugüne kadar ki

uygulamada, kamu personelinin mali sorumluluğunuçözmek

için “hizmet kusuru” ve “kişisel kusur” ayrımına gidilmiş olmasının yerinde

olmadığı, zira yasada böyle bir unsur bulunmayıp; bunun tamamen idare ile memur

arasında görülecek rücu davasının sorunu olduğu; öte yandan, Anayasa’nın 129/5

maddesinde sayılan görevlinin görevini yerine getirirken veya yetkilerini

kullanırken kasten işlediği eylemin bu koruma altına girip girmeyeceğine

ilişkin olarak da, yasanın “kusur” ifadesi kullanması karşısında eylemin kasten

veya ihmalen işlenmesine bakılmaksızın idarenin

sorumluluğuyla güvence altına alındığı, ceza mahkemesinde yargılanmasının hatta

ceza almasının dahi öneminin bulunmadığı, bunun da ancak rücu davasında dikkate

alınacağı; sonuçta, memur ve kamu görevlisinin görevi sırasında hizmet

araçlarını kullanarak yaptığı eylem ve işlemlerine ilişkin kişisel kusurunun

kasti suç niteliği taşısa bile hizmet kusuru oluşturacağı bu nedenle açılacak

davanın idare aleyhine açılması gerektiği; görev yapılan yerde dahi olsa memur

ve kamu görevlisinin yaptığı iş ile ilgisi olmayan eylemlerin varlığı halinde

ise bu eylemden memurun kişisel olarak sorumlu tutulacağı, bu nedenle açılacak

davaların da ancak adli yargıda ve kamu görevlisi veya memur aleyhine

açılabileceği, ilke olarak oyçokluğu ile kabul edilmiştir.

…”

22. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

13/2/2014 tarihli ve E.2013/10851, K.2014/752 sayılı kararı şöyledir:

“… davacının 30.04.2010 tarihinde A.Y. Ankara

Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan ameliyatta hatalı tıbbi

müdahale yapıldığından bahisle 04.05.2011 tarihinde Ankara 20. Asliye Hukuk

Mahkemesi'nde ilgili doktorlar aleyhine dava açtığı, davanın 10.04.2012 tarih

ve E:2011/229, K:2012/158 sayılı kararla "Pasif Husumet Yokluğu"

nedeniyle reddedildiği, söz konusu bu kararın 16.11.2012 tarihinde

kesinleştiği, davacının 26.12.2012 tarihinde Sağlık Bakanlığı'na 200.00,000-TL

maddi, 200.000,00-TL manevi tazminatın tarafına ödenmesi istemiyle başvuruda

bulunduğu, başvurusunun zımnen reddedilmesi üzerine, tarafına 100.000,00-TL

manevi ve 100.000,00-TL maddi olmak üzere toplam 200.000,00-TL tazminatın

ameliyat tarihinden itibaren ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta

olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece, Asliye Hukuk Mahkemesinde davanın

açıldığı tarih eylemin idariliğinin öğrenildiği tarih

olarak kabul edilerek bu tarihten itibaren idareye başvuruda bulunulmadığı

gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmişse de; davacı

Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış olduğu davada verilen karar sonucunda eylemin idariliğini öğrenmiş olup husumet yokluğu nedeniyle davanın

reddine dair verilen kararın kesinleştiği 16.11.2012 tarihinden itibaren 2577

sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca 1 yıllık dava açma süresinin başladığının

kabulü gerekmektedir.”

23. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

20/2/2014 tarihli ve E.2013/11650, K.2014/1022 sayılı kararı şöyledir:

“… davacının Konya Eğitim ve Araştırma

Hastanesi'nden 13/05/2010 tarihinde aldığı rapordan %26,9 oranında özürlü

olduğunu öğrendiği, bunun üzerine 08/02/2011 tarihinde ameliyatı gerçekleştiren

doktor aleyhine tazminat istemiyle Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan

davanın husumet yokluğu nedeni ile reddedilerek buna ilişkin kararın 09/11/2012

tarihinde kesinleştiği, davacının söz konusu kararın kesinleşmesiyle birlikte eylemi

ve eylemin idareye atfedilebilir olduğunu öğrendiği 09/11/2012 tarihinden

itibaren 1 yıl içinde, 08/05/2013 tarihinde açtığı davada süre aşımı

bulunmamakta olup; İdare Mahkemesince, davanın esası hakkında bir karar

verilmesi gerekirken, davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda verilen kararda

usul hükümlerine uygunluk görülmemektedir.”

24. Danıştay Onuncu Dairesinin 13/12/2006 tarihli ve

E.2005/8406, K.2006/7137 sayılı kararı şöyledir:

“… Dava konusu olayda, eylemin idariliğinin,

davacılar murisinin ölümüne neden olan kuyunun bulunduğu yerin, Karayolları

Genel Müdürlüğünce kamulaştırıldığı gerekçesiyle, gerçek kişiler aleyhine

açılan davanın, Bartın 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, husumet yönünden reddine

ilişkin kararın kesinleştiği, 10.10.2003 tarihinde ortaya çıktığı kuşkusuzdur.

Bu duruma göre, kuyunun bulunduğu taşınmazın sahibi olarak bilinen

şahıslar aleyhine 28.5.1999 tarihinde açılan maddi tazminat davası sonucunda,

Bartın 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, 6.6.2002 tarihinde, kuyunun bulunduğu yerin

Karayolları Genel Müdürlüğünce kamulaştırıldığı ve bu nedenle davalıların

meydana gelen olayda sorumluluklarının bulunmadığı gerekçesiyle husumet

yönünden davanın reddi yolunda verilen kararın kesinleştiği tarih olan

10.10.2003 tarihinde eylemin idariliğinin

belirlendiği, bu tarihten itibaren, 2577 sayılı Yasa'nın 13. maddesinde

öngörülen 1 yıllık süre içinde,2.3.2004 tarihinde adli yargı yerinde dava

açıldığı, bu davanın idare mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görev

yönünden reddine ilişkin kararın, 18.7.2005 tarihinde kesinleşmesi üzerine,

5.8.2005 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı idare mahkemesinde

açılan bu davanın süresinde kabul edilerek, işin esasının incelenmesi

gerekirken, süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen

temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.”

25. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

“…

Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı

durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve

incelemelerden, hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması

zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek

nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği

için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini

istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği,

zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mı

kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya

çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen 1 ve 5

yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve doğurduğu

zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun,

dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuz

etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam yargı

davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olması

sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.

Dosyanın incelenmesinden, davacının eşinin yaralanması üzerine

kaldırıldığı Salihli Devlet Hastanesinde 24.4.2004 tarihinde ölümünün

gerçekleştiği, acil servis personelinden doktor S.T. hakkında taksirle bir

kişiyi öldürme suçunu işlediğinden bahisle 25.9.2006 günlü iddianame ile açılan

ceza davasının sürdüğü, davacının ise iddianamenin 13.10.2006 tarihinde tebliğ

edilmesi üzerine 8.10.2007 gününde maddi ve manevi tazminat talebiyle davalı

idareye yaptığı başvurunun 27.11.2007 tarihinde tebliğ edilen 20.11.2007 günlü

işlemle reddi sonrasında 25.1.2008 tarihinde dava açtığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, eylemin idariliğinin S.T. hakkında

açılan ceza davasında verilecek kararın kesinleştiği tarihte ortaya

çıkabileceği dikkate alındığında, iddianamenin tebliği üzerine yapılan

başvurunun reddi sonrasında açılan davada süre aşımı, davanın süre aşımı

bakımından reddi yolunda verilen Mahkeme kararında ise hukuksal isabet

bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.”

B. Uluslararası Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Adil yargılanma hakkı" kenar

başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme

tarafından davasının ... görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili

erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak

kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının mahkemeye başvuru konusunda

tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye

ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade

etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki

belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu

hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 8/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, psikolojk tacize maruz

kalması nedeniyle sorumlular hakkında adli yargıda tazminat davası açtığını,

mahkemelerin tutarsız kararları neticesinde davanın husumet yönünden

reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somutolayda

psikolojik taciz nedeniyle açılan tam yargı davası husumet yönünden reddedilmiş

ve derece mahkemelerince başvurucunun iddiaları hakkında esas yönünden bir

inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun iddialarının özünün, uyuşmazlığın esasının

yargı önüne taşınmaması ve incelenmemesine yönelik olduğu anlaşıldığından ihlal

iddialarının mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Uğur Arslan, B. No: 2014/5673, 18/5/2016,

§ 45).

31. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

32. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Hukuki konularda mahkemelerde dava açma hakkı

anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı "mahkemeye gitme hakkı"nı

da kapsamaktadır (Hüseyin Sezen,

B. No: 2013/1793, 18/9/2014, § 47).

33. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığın belli bir yargı

merci tarafındançözümlenmesini isteme hakkını

güvenceye bağlamamaktadır. İlgili uyuşmazlığın hangi yargı yeri tarafından

çözümleneceğini belirlemek Anayasa ve "adaletin iyi yönetimi" ilkesi

gözetilerek kanun koyucunun takdirindedir. Bu itibarla, görevli ve yetkili

olduğu düşünülerek açılan bir davaya bakan yargı mercinin

başka bir yargı organının görevli bulunduğuna işaret ederek davaya bakmayı

reddetmesi, işaret edilen yolun açık ve erişilebilir olması kaydıyla mahkemeye

erişim hakkına müdahale teşkil etmez.

34. Somut olayda kamu görevlilerinin kişisel kusuruna

dayanılarak adli yargıda açılan tazminat davası, kamu görevlilerinin yetkilerini

kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının kamu görevlileri

aleyhine değil ancak kamu idaresi aleyhine açılabileceği gerekçesiyle husumet

yönünden reddedilmiştir. Bu durumda başvurucunun dava konusu uyuşmazlığı idari

yargı önüne taşıma imkanının bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

35. Danıştay içtihatlarında, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde

öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması ile başlayacağı, eylemin idariliği ve yol açtığı zararın ise bazen eylemin

yapılmasıyla birlikte ortaya çıktığı bazen de değişik araştırma ve inceleme

sonucu çok sonra ortaya çıkabildiği, eylemin idariliğinin

sonradan ortaya çıktığı durumlarda 2577 sayılı Kanun ile öngörülen bir ve beş

yıllık sürelerin bu tarihten itibaren hesaplanması gerektiği, aksi bir yorumun

dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuz

şekilde etkileyeceği belirtilmektedir. Danıştay, yerleşik içtihatları ile

uyumlu olarak kamu görevlilerinin kamu hizmetini yürütürken üçüncü kişilere

vermiş oldukları zararlar nedeniyle kamu görevlileri aleyhine adli yargıda

açılan tazminat davalarında ve adli yargı mercilerince davalının hasım

sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle verilen ret kararlarında da aynı içtihadı

benimsemiş; eylemin idariliğinin, adli yargı

mercilerince husumet yokluğu nedeniyle verilen ret kararının kesinleşmesiyle

birlikte ortaya çıktığını, bu durumlarda husumet yokluğu nedeniyle verilen ret

kararlarının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesi uyarınca tam yargı davası açılabileceğini kabul etmiştir (bkz. §§

22-25).

36. Somut başvuruya konu davada verilen husumet yönünden ret

kararının gerekçesinde, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri

kusurlardan doğan tazminat davalarının kamu görevlileri aleyhine değil kamu

idaresi aleyhine açılabileceği belirtilmektedir. Bu durumda 2577 sayılı

Kanun’un 13. maddesi uyarınca Danıştayın yukarıda yer

verilen içtihatları doğrultusunda ilgili kamu idaresi aleyhine tam yargı davası

açılabilmesi mümkündür (Uğur Arslan, §

53).

37. Başvurucunun, husumet yokluğu nedeniyle verilen ret

kararının ardından idari yargıda tam yargı davası açma yoluna gitmediği

görülmektedir.

38. Danıştay içtihatlarına göre adli yargı mercilerince husumet

yokluğu nedeniyle verilen ret kararlarının kesinleşmesinden itibaren bir yıl

içinde 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca idari yargıda tam yargı davası

açılmasının mümkün olduğu, başvurucu tarafından bu yolun kullanılmadığı anlaşıldığından

somut başvuruda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığının

açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

42.Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50-52).

43. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

44. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 21/3/2006 tarihinde Uşak 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 27/2/2014

tarihli ilamıyla sona erdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle karmaşık niteliği

bulunmayan ve başvurucunun yargılamanın uzamasında önemli bir etkisinin de

tespit edilmediği başvuru konusu davadaki yaklaşık 8 yıllık yargılama süresinin

makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. Diğer İhlal İddiaları

Yönünden

46. Başvurucu, sağlığının bozulmasına ve kişilik haklarının

çiğnenmesine neden olan idarenin keyfî eylem ve işlemlerinin psikolojk taciz oluşturduğunu, ancak idari ve yargısal

makamlarca maddi ve manevi varlığına yönelen saldırılara karşı koruma

sağlanmadığını ileri sürmüştür.

47. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca temel hak ve

özgürlüklerin ihlaline neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.

48. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucunun,

ihlal iddialarını öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun

olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında sunması,

dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermesi gerekir (Mustafa Bülent Erten, B. No: 2012/649,

26/3/2013, §§ 18, 19).

49. Somut olayda, başvurucu tarafından adli yargıda açılan dava

husumetin yanlış yöneltildiği gerekçesiyle esas incelemesi yapılmaksızın

reddedilmiştir. Anılan içtihatlar gereğince husumet yokluğu nedeniyle verilen

davanın reddi kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde idari yargıda

tam yargı davası açılması mümkün olmasına rağmen bu yönde bir davanın

açılmadığı dikkate alındığında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmek için etkili başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine

getirildiği söylenemez.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgi kısmı şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

52. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 60.000 TL manevi tazminata

karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

53. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

54. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 9.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Diğer ihlal

iddialarının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 9.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Uşak 1. Asliye Hukuk Mahkemesine

(E.2013/22, K.2013/165) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Fatih ALKAN Başvurucu : Ali Galip BALTAOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5676, 8 Mart 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. Iv.ilgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mahkemeye Erişim
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somutolayda
  12. B. Makul Sürede
  13. C. Diğer İhlal İddiaları
  14. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  15. A. 1. Mahkemeye erişim
  16. D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  17. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5676
Tarih
8 Mart 2018

İlgili Kararlar

  • Cemal Ağırman Başvurusu (B. No: 2014/6915)
  • Kadri Karakaş Başvurusu (B. No: 2014/823)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2015/6691
  • Hikmet Kale Başvurusu (B. No: 2015/329)
  • Abdullah Öcalan Başvurusu (B. No: 2014/5264)
  • Ali Can Arslan Başvurusu (B. No: 2014/2947)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.