İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali İlhan Bayar Başvurusu (B. No: 2013/725)

1. Başvurucu, yargılandığı ceza

Başvuru No2013/725Tarih19 Kasım 2014Okuma18 dk · 3.599 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali İlhan Bayar Başvurusu

Karar tarihi
19 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/725
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.599 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yargılandığı ceza

davasında kesin ve inandırıcı delil olmamasına rağmen cezalandırılması, Yargıtaydaki yargılamanın duruşmasız olarak yapılması,

talimatla ifadesi alınan bir tanığa soru soramaması ve savunmasını ana dili

olan Kürtçe yapma talebinin reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde

koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 16/1/2013 tarihinde

İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 7/4/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 12/6/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 13/8/2014 tarihli görüş yazısı 29/8/2014 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü 10/9/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı, 23/2/2009 tarihli iddianame ile başvurucu hakkında silahlı terör

örgütüne üye olma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, mala zarar

verme ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme

suçlarını işlediği iddiasıyla İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası

açmıştır.

8. Başvurucu, savunmasını

Kürtçe yapmak istediğini 24/6/2011 tarihinde İlk Derece Mahkemesine iletmiş ve

Mahkeme de aynı tarihte talebi reddetmiştir. Mahkemenin ret gerekçesi aynen

şöyledir:

"Sanık Ali İlhan Bayar'ın savunmasını ana dili olan

Kürtçe dilinde yapmak ve Kürtçe dilinde yapacağı savunmasının Türkçe diline

çevrilmesi için duruşmada Kürtçe dilini bilen bir tercüman bulundurulması talep

etmiş ise de,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir organı olan ve

başvuruların ön şartları taşıyıp taşımadığını inceleyen Avrupa İnsan Hakları

Komisyonu'nun Application No:10210/82, K.v France

Kararı, 07.12.1983 tarihli kararında "Fransa vatandaşı olan azınlık

mensubunun Fransa'da doğduğu ve okula gittiği için AİHS'nin 6/3-e maddesindeki

ücretsiz tercüman isteme hakkı kapsamında değerlendirilemiyeceği

çünkü AHİS'nin 6/3-e maddesi sanığın ülkenin ana

dilini bilmediği yani anlıyamadığı veya kendini ifade

edemediği durumlardan biri söz konusu olur ise tercüman atanmasını öngördüğü,

sanık o ülkede doğduğu, yaşadığı ve okula gittiği için o ülkenin resmi dilini

anladığı ve kendini ifade ettiği kabul edilmektedir " şeklindeki kararı

göz önüne alınarak,

Ayrıca sanığın Türkiye'de doğup çeşitli kurumlarda eğitim

aldığı ve yine sanığın yargılamanın bu güne gelene

kadarki aşamalarında Türkçe dilini konuştuğu ve soruşturma aşamasında da

ifadelerini Türkçe olarak verdiği, dolayısıyla bugün Kürtçe dilinde savunma

yapmak ve bu savunmasının Türkçe diline çevrilmesi için duruşmada tercüman

bulundurulması talebinin hukuki bir ihtiyaca dayanmayıp, hukuki olmayan bazı

gerekçelerle istendiği,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 3/1. maddesinde "Dili

Türkçedir" hükmü getirilerek Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi dilinin

Türkçe olduğunun belirtildiği, bu hükmün dışında Ceza Mahkemesi Kanununda

ayrıca duruşmada Türkçe dilinde savunma yapılması gerektiğinin açıkça

belirtilmediği, ancak CMK'nun 202/1. maddesinde

"sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa;

mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya

ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir" hükmünün getirilerek sanık veya

mağdura ancak meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa kendilerine

tercüman atanacağının belirtildiği, dolayısıyla sanığın soruşturma aşamasında

ifadelerini Türkçe dilinde verdiği, yine sanığın duruşmanın başında Türkçe

konuşmak suretiyle Kürtçe savunma yapmak istediğini belirterek tercüman

talebinde bulunduğu,

Yukarıda belirtilen yasal mevzuat çerçevesinde Türkiye

Cumhuriyetindeki tüm mahkemelerde Türkçe dilini bilen herkesin etnik kökenine

ya da hangi ülke vatandaşı olduğuna bakılmaksızın Türkçe dilinde savunma

yapmasının zorunluluk olduğu, Türkçe bilen bir kişinin Türkçe dili dışında

sadece Kürtçe değil yabancı hiçbir dilde (örneğin İngilizce yada Almanca

dilinde ) savunma yapmasının mümkün olmadığı, bu konunun hakimlerin taktirinde

olan bir husus olmayıp bir zorunluluk olduğu, bu konuyla ilgili Türk yargı

pratiğine bakıldığında, mahkememizde ve birçok diğer mahkemede Türkçe dilini

bilmeyen sanık, mağdur yada tanığın konuşabildiği hangi dil olursa olsun bu

dili bilen tercümanın duruşmada bulundurulmak suretiyle Kürtçe yada başka dilde

(örneğin İngilizce yada Almanca dilinde) beyanlarının ya da savunmasının tespit

edildiğinin bilindiği,

Bunun dışında sadece sanığın Kürtçe dilinde yapmak istediği

savunmasının Türkçe diline çevrilmesi için duruşmada tercüman bulundurulması

talebinin reddi ile yetinilip, sanığın Kürtçe dilinde savunma yapmasına izin

verilmesi halinde ise, Mahkeme heyetinin Kürtçe dilini bilmemesi nedeniyle

tercüme ettirilmeksizin bu savunmanın duruşma tutanağına yazdırılması fiilen

mümkün olmayacağından, sadece tercüman talebinin reddedilmesinin mantıklı ve

yasal hiçbir dayanağının bulunmayacağı anlaşıldığından,

Sanığın savunmasını ana dili olan Kürtçe dilinde yapmak ve

Kürtçe dilinde yapacağı bu savunmasının Türkçe diline çevrilmesi için duruşmada

Kürtçe dilini bilen bir tercüman bulundurulması talebinin REDDİNE oy birliği

ile karar verilip açık duruşmaya devam olundu.”

9. İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesi, 23/12/2011 tarihli kararıyla başvurucuyu, tehlikeli maddeleri

izinsiz olarak bulundurma suçundan iki kez 5 yıl hapis ve 140 TL adli para

cezası; mala zarar verme suçundan 6 ay hapis cezası; korku, kaygı veya panik

yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası ve

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ise 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar vermiştir.

10. Başvurucunun temyizi

üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 3/10/2012 tarihli kararıyla, “tayin olunan cezaların süresi itibariyle şartları

oluşmadığından duruşma isteminin reddine” karar verilmiş; İstanbul

11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının korku kaygı veya panik yaratabilecek

tarzda silahla ateş etme (patlayıcı madde atma) ve mala zarar verme suçları

yönünden bozulmuş; silahlı terör örgütü üyesi olma, tehlikeli maddeleri izinsiz

olarak bulundurma suçları yönünden onanmıştır. Onanan hükümler yönünden karar

aynı tarihte kesinleşmiştir.

11. Başvurucu, onama kararından

17/12/2012 tarihinde haberdar olduğunu belirtmektedir. Bakanlık bu konuda bir

itirazda bulunmamıştır.

12. Bireysel başvuru 16/1/2013

tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

13. 4/12/2014 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Tercüman

bulundurulacak hâller” kenar başlıklı 202. maddesi şöyledir:

“(1) Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe

bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia

ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir.

(2) Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve

savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır.

(3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, soruşturma evresinde

dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır. Bu evrede

tercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır.

(4) (Ek fıkra: 24/01/2013-6411 S.K./1. mad) Ayrıca sanık;

a) İddianamenin okunması,

b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi,

üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade

edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme

hizmetleri, beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği

tercüman tarafından yerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet

Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına

yönelik olarak kötüye kullanılamaz.

(5) (Ek fıkra: 24/01/2013-6411 S.K./1. mad) Tercümanlar, il

adlî yargı adalet komisyonlarınca her yıl düzenlenen listede yer alan kişiler

arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler yalnız bulundukları il

bakımından oluşturulmuş listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş

listelerden de tercüman seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine ilişkin usul

ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”

14. 23/3/2005 tarih ve 5320

sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un

8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235

sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin

Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci

maddesi uyarınca Resmi Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihinden önce

aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin

dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ila 326 ncı maddeleri uygulanır.(Ek cümle: 06/12/2006 - 5560

S.K.29.md) Yargıtay ceza daireleri ile Ceza Genel Kurulu kararlarındaki yazıma

ilişkin maddi hataların düzeltilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı,

ilgili ceza dairesi veya Ceza Genel Kuruluna başvurabilir.”

15. 4/4/1929 tarih ve 1412 sayılı

Ceza Muhakemesi Usul Kanunu'nun “Ağır ceza

hükümlerinin tetkikinde duruşma” kenar başlıklı 318. maddesi

şöyledir:

“Ağır cezaya müteallik hükümlerde Yargıtay tetkikatını

sanığın temyiz dilekçesindeki talebi üzerine veya dilerse resen duruşma icrası suretile yapar. Duruşma gününden sanığa veya talebi üzerine

müdafiine haber verilir. Sanık duruşmada hazır

olabileceği gibi kendisini vekâletnameyi haiz bir müdafi ile de temsil

ettirebilir.

Sanık tutuklu ise bizzat ispatı vücut etmek talebinde

bulunamaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 19/11/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/1/2013 tarih ve 2013/725

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, silahlı terör örgütüne

üye olma ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma suçlarından

yargılandığı davada, delillerin eksik ve hatalı değerlendirildiğini, yeterli

delil olmamasına rağmen mahkûmiyet kararı verildiğini ve haksız yere ceza

aldığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca tutanak tanıklarıyla arasında

husumet bulunduğu halde bu tanıkların beyanlarına Mahkemece itibar edildiğini,

tutanak tanıkları olarak gözüken jandarma yetkililerinin ifade alırken işkence

ve kötü muamelede bulunduklarını, bu nedenle soruşturma sırasında alınan

ifadelerin geçersiz olduğunu, bazı tanıkların talimatla ifadelerinin alınması

sebebiyle kendisine tanıkları sorgulama imkânının tanınmadığını iddia

etmektedir. Başvurucu, temyiz yargılamasında duruşma yapılmaması ve kendisini

Kürtçe savunmak istemesine rağmen buna izin verilmemesinin savunma hakkının

kısıtlanması niteliğinde olduğunu ileri sürmektedir. Başvurucu, Anayasa’nın 19.

ve 36. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılanma ile maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Yargılamanın

Adilliği Yönünden

18. Başvurucu, delillerin eksik

ve hatalı değerlendirildiğini, yeterli delil olmamasına rağmen mahkûmiyetine

karar verildiğini, haksız yere ceza aldığını ileri sürmüştür.

19. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda

inceleme yapılamaz.”

20. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemezliğine karar verebilir.”

21. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

22. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

23. Başvuru konusu olayda

başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak

bulundurma suçlarından yargılanmış ve mahkûm edilmiştir. İlk Derece Mahkemesi,

olay tutanağına, tanık ve müşteki beyanları ile olayda adı geçen sanık

beyanlarına dayanarak mahkumiyet kararı vermiştir.

24. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemeleri tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmamıştır. Derece Mahkemelerinin kararlarında bariz takdir hatası veya açık

keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

25. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık bir

keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

26. Başvurucu ayrıca tutanak

tanıklarıyla arasında husumet bulunduğu halde bu tanıkların beyanlarına

Mahkemece itibar edildiğini, jandarma yetkililerinin ifade alırken işkence ve

kötü muamelede bulunduklarını ve bu nedenle soruşturma sırasında alınan

ifadelerin geçersiz olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

27. 6216 sayılı Kanun’un 47.

maddesinin (3) numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile

İçtüzüğün 59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru

konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki

iddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine

dair açıklamalarda bulunarak iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (B. No:

2013/276, 9/1/2014, § 19). Başvurucu, bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiğini ve buna ilişkin

gerekçeler ve delilleri açıklamalıdır (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 20).

28. Yukarıda belirtilen koşullar

yerine getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan

yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan

yoksun olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun

başlangıçta, başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için

başvuru formu ve eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması, kamu

gücünün ihlale neden olduğunu iddia ettiği hak ve özgürlüklere ilişkin gerekli

açıklamaları yapması zorunludur (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 23).

29. Somut başvuruda başvurucu,

İlk Derece Mahkemesinin kararının dayanaklarından olan olay tutanağında imzası

olan jandarma görevlileri ile aralarındaki husumete ve kendisinin kötü muamele

gördüğüne ilişkin ne derece mahkemelerine ne de Anayasa Mahkemesine bir bilgi

ya da kanıt sunmamıştır.

30. Somut başvuruda başvurucu

yukarıda sayılan koşulları yerine getirmeyerek iddialarını

temellendirmediğinden başvurusunun esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır.

31. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının bu kısmı başvurucu

tarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle, başvurunun, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tanık

Sorgulama Hakkı Yönünden

32. Başvurucu bir tanığın

talimatla ifadelerinin alınması sebebiyle kendisine tanığı sorgulama imkânının

tanınmadığını iddia etmektedir.

33. Genel anlamda hakkaniyete

uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için “silahların

eşitliği” ve “çelişmeli yargılama”

ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların

sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere, delillerini

sunma ve inceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda,

delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da

yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 27).

34. Bir ceza yargılamasında

sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekmek veya çektirmek, lehine olan

tanıkların da aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar altında davet

edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı Sözleşme’nin 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında düzenlenmiştir. Bu

nedenle başvurucunun bir tanığın dinlenmediği yönündeki iddiasının Anayasa’nın

36. ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında

değerlendirilmesi gerekir.

35. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari

haklara sahiptir:

…

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma

tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;”

36. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi,

hakkında suç isnadı olan kişiye iki hak sağlamaktadır, birincisi aleyhine olan

tanıkları çapraz sorgulama diğer bir deyişle iddia tanıklarını aleni duruşmada

sanığın huzurunda çekişmeli bir biçimde sorgulama hakkı ikincisi ise kendi

tanıklarının da iddia tanıkları ile eşit şartlar altında davet edilmesi ve

dinlenmesi ve böylece silahların eşitliğinin sağlanması hakkıdır.

37. Kovuşturma sırasında bütün

kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir

duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kuralın

istisnaları olmakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirli ölçüde,

sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı

bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın

hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde

kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine

dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık

tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde

alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (B. No:

2013/99, 20/3/2014, § 46 aynı yöndeki bir AİHM kararı için bkz. Delta/Fransa, B. No: 11444/85, 19/12/1990,

§ 36-37).

38. AİHM, yukarıda bahsi geçen

ilkelere ek olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı

maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin sanığa, aleyhte ifade veren tanığın

beyanlarına veya tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha

sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğini kabul etmektedir (Bkz: Van Mechelen ve Diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93,

21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 51 ve Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, § 49; Hümmer/Almanya,

B. No: 26171/07, 19/07/2012, § 38).

39. Somut başvuruda yalnızca bir

tanığın ifadesi istinabe ile alınmıştır. Bu tanık başvuruya konu davaya ilişkin

bir kolluk tutanağında imzası olan görevlilerden biridir ve beyanında bu

tutanağın altındaki imzanın kendisine ait olduğunu ve tutanağın doğru olduğunu

beyan etmekle yetinmiştir. Anılan tanık ifadesinde başvurucu aleyhine bir

beyanda da bulunulmadığı görülmektedir.

40. Söz konusu tanığın istinabe

suretiyle dinlenilmesine karar verildiği celse ne sanık ne de müdafii buna itiraz etmedikleri gibi, tanığın beyanları

daha sonra İlk Derece Mahkemesinde ve sanığın huzurunda okunmuş ve sanığa tanık

beyanlarına karşı yeterli itiraz imkânı tanınmıştır. Öte yandan İlk Derece

Mahkemesi, başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararını yalnızca şikâyet konusu

tanık beyanına dayandırmış da değildir.

41. Açıklanan nedenlerle, tanık

sorgulama hakkına yönelik açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun

bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Duruşmalı

Yargılama Hakkı Yönünden

42. Başvurucu temyiz

yargılamasında duruşma yapılması talebinin Yargıtayca

reddedildiğini, bu sebeple duruşmalı yargılama hakkının ve dolayısıyla adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Anayasa’nın 141. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.

Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın

veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar

verilebilir.”

44. Anayasa Mahkemesi daha önceki

kararlarında, ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar

verildikten sonra kanun yolu incelemesinin dosya üzerinden yapılması halinde

adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemeyeceğine karar vermiştir (B. No:

2013/664, 17/9/2013, § 32).

45. Öte yandan 5320 sayılı

Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca halen yürürlükte bulunan

1412 sayılı Kanun'un 318. maddesine göre ağır cezalık işlerde temyiz

incelemesinin duruşmalı yapılması zorunluluktur. Buna karşın bir dava ağır ceza

mahkemesinde görülmüş olsa bile, sonuçta verilen ceza ağır ceza mahkemesinin

madde bakımından yetkisinin altında kaldığında da duruşma yapılmamaktadır.

46. Somut başvuruya konu olayda başvurucunun İlk Derece Mahkemesinde

duruşmalı olarak yargılandığı açıktır. Dolayısıyla başvurucunun temyiz

incelemesi sırasında duruşma açılması talebinin tayin olunan cezaların süresi

itibariyle şartları oluşmadığından Yargıtayca

reddedilmesi ve temyiz incelemesinin duruşma açılmadan yapılmış olması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

47. Açıklanan nedenlerle,

duruşmalı yargılama hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu yönü itibariyle, “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

4. Tercüman

Hakkı Yönünden

48. Başvurucu, kendisini Kürtçe

savunmak istemesine rağmen buna izin verilmemesi nedeniyle savunma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3)

numaralı fıkrasının (e) bendindeki konuya ilişkin düzenleme şu şekildedir:

“3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgarî haklara sahiptir:

…

e) Mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı

takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak.”

50. Birleşmiş Milletler Kişisel

ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinin 3 numaralı fıkrasının (f) bendi

ise şu şekildedir:

“3. Hakkında bir suç isnadı bulunan bir kimse,

bu isnadın karara bağlanmasında, tam bir eşitlik içinde asgarî şu haklara

sahiptir:

…

f) Mahkemede konuşulan dili anlamıyor veya

konuşamıyorsa, bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanma.”

51. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(3) numaralı fıkrasının (e) bendi, hakkında suç isnadı olan kişinin, mahkemede

kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın

yardımından ücretsiz olarak yararlanma hakkını güvence altına alır. Bu hak

yalnızca hakkında suç isnadında bulunan kişilere tanınmış bir haktır ve bu

haktan faydalanabilmek için sanığın ödeme gücü olup olmamasının bir önemi

bulunmamaktadır.

52. Ayrıca tercüman hakkı, hem belgelerin çevirisine hem de sözlü ifadelere

uygulanır; her iki durumda da adil bir yargılama yapılabilmesi için gerekli

olan çevirinin yapılması gerekmektedir. Bu hak bir duruşmada söylenen her

sözcüğün ya da tüm belgelerin çevrilmesini gerektirmez; değerlendirilecek

husus, sanığın hakkındaki suçlamaları tümüyle anlayıp yanıt verebilecek düzeyde

olup olmadığıdır (bkz. Kamasinski/Avusturya, B.No: 9783/82, 19/12/1989, § 74, 83).

53. Ancak somut başvuru

açısından çözümlenmesi gereken asıl mesele devletin yükümlülüğünün tercüman

isteyen tüm sanıklar bakımından geçerli olup olmadığıdır. Bu noktada tercüman

hakkının sınırlı bir hak olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Başka bir deyişle

tercüman isteyen herkes değil ancak adil bir yargılamadan umulan yararın sağlamak

amacıyla ve yalnızca yargılamada kullanılan dili bilmeyen, anlamayan ve

konuşamayan kişilere tercüman atanması bir zorunluluktur. Nitekim AİHM, kişinin

mahkemede kullanılan dili konuşup, anlamasına ve meramını tam olarak ifade

etmesine rağmen, mensubu olduğu etnik topluluğun dilinde savunma hakkının

verilmemesini, Sözleşme’nin ihlâli olarak değerlendirmemektedir. (K./Fransa (k.k.),

B. No: 10210/82, 7/12/1983).

54. 5237 sayılı Kanun’un “Tercüman Bulundurulacak Hâller” kenar

başlıklı 202. maddesinin (1) numaralı fıkrasında mahkemelerde kullanılan dil

olan Türkçeyi anlamayan veya konuşamayanlar için, yukarıda zikredilen Sözleşme

ve içtihatlara uygun bir düzenleme bulunmaktadır. Zira (1) numaralı fıkrada, “Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde

Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki

iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir” hükmü ile

bir yargılamadan umulan yararı sağlamak amacıyla ve yalnızca yargılamada

kullanılan dili bilmeyen, anlamayan ve konuşamayan kişilere tercüman atanması

gerekmektedir.

55. Buna karşın 5271 sayılı

Kanun’un 202. maddesine 24/1/2013 tarihinde ilave edilen 4. fıkra ile gerek

uluslararası sözleşmelerde (§ 39, 40) ve gerekse AİHM içtihatları ile ortaya

konan ölçütlerin ilerisine geçilerek tercüman hakkı genişletilmiştir. Yeni

kurala göre sanıkların “İddianamenin

okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını,

kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde”

yapabileceği hükmü getirilmiştir. Böylece “meramını

anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen” sanığa da,

sözlü savunmasını başka dilde yapabilme imkânı getirilmiştir.

56. Somut olayda başvurucu,

15/1/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve bu tarihten itibaren soruşturmanın tüm

aşamalarında Türkçe dilinde savunma yapmıştır. İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesinde görülen yargılamanın ilk celsesi 6/4/2009 tarihinde yapılmış ve

başvurucu Türkçe dilinde ve ayrıntılı olarak savunma yapmıştır. Bu tarihten

itibaren yapılan 10 celse başvurucu savunmalarını Türkçe yapmış ve tercüman

hakkından yararlanmak istediğini bildirmemiştir. Nihayet 24/6/2011 tarihli 10.

celse Kürtçe savunma yapmak istediğini bildirmiş ve tercüman talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun mahkemede kullanılan Türkçe dilini konuşup,

anladığını ve meramını tam olarak ifade ettiğini, mensup olduğu etnik dilde

savunma hakkı talebinin hukuki ihtiyaca dayanmadığını belirterek talebi

reddetmiştir (§ 8).

57. Her ne kadar 24/1/2013 tarihinde gerçekleşen Kanun

değişikliğinden sonra sanıkların “kendisini

daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde” sözlü savunmasını yapabileceği kuralı

getirilerek tercüman hakkı genişletilmiş ise de somut başvuruya konu olayda

başvurucu, savunmasını Kürtçe yapmak istediğini, sözü geçen kanun

değişikliğinden önce, 24/6/2011 tarihinde İlk Derece Mahkemesine iletmiş ve

Mahkeme de aynı tarihte talebi reddetmiştir.

58. Olayların gerçekleştiği tarihte başvurucunun savunmasını Türkçe

yaptığı ve yargılamanın 10. celsesinde Kürtçe savunma yapmak talebinin İlk

Derece Mahkemesince Türkçeyi iyi bildiği gerekçesiyle ve Anayasa’ya uygun

olarak reddedildiği açıktır. Dolayısıyla başvurucunun Kürtçe savunma yapma

talebinin o tarihte yürürlükte olan mevzuat uyarınca reddedilmesi nedeniyle

savunma hakkının kısıtlanmadığı ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği

sonucuna ulaşılmıştır.

59. Açıklanan nedenlerle,

tercümandan yararlanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu yönü itibariyle, “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle; başvurunun, “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 19/11/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Ali İlhan BAYAR Vekili : Av. İnan AKMEŞE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/725, 19 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Kaleli
  16. Dursun
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/725
Tarih
19 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • İmam Ergün Başvurusu (B. No: 2014/2206)
  • Murat Kırboğa Başvurusu (B. No: 2013/2892)
  • Solmaz Erdinç Başvurusu (B. No: 2014/2713)
  • Cavit Bağyapan Başvurusu (B. No: 2013/1444)
  • Yusuf Burak Çelik Başvurusu (B. No: 2013/2538)
  • Cebrail Türkmen Başvurusu (B. No: 2013/1764)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.