İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yusuf Burak Çelik Başvurusu (B. No: 2013/2538)

1. Başvurucu, öğrencisi olduğu Ankara Polis Kolejinde bazı

Başvuru No2013/2538Tarih20 Kasım 2014Okuma15 dk · 2.958 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yusuf Burak Çelik Başvurusu

Karar tarihi
20 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/2538
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.958 kelime·15 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, öğrencisi olduğu Ankara Polis Kolejinde bazı

öğretmenleri tarafından kendisine psikolojik şiddet (mobbing)

uygulanması nedeniyle süresinde okulunu bitiremediğinden okulla ilişiğinin

kesildiğini, görevlerini kötüye kullanma suçundan dolayı ilgili kişiler

hakkında Savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, ancak soruşturma izni

verilmediğini, buna karşı yaptığı itirazın da Bölge İdare Mahkemesince

reddedildiğini belirterek, Anayasa’nın 17., 41. ve 42.

maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiş ve 200.000,00 TL manevi tazminat

talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 16/4/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 10/10/2013

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, 2007 yılında Ankara Polis Kolejine kaydını

yaptırarak, eğitimine başlamıştır.

6. Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Polis Koleji Müdürlüğünün

7-8/6/2012 tarihli yazılarına göre; başvurucunun,

sınıf tekrarı yapması ve bu hakkın sadece bir kereye mahsus kullanılabilmesi,

ayrıca dört yıllık eğitimini beş yılda bitirememesi nedeniyle 2012 yılında okul

ile ilişiği kesilmiştir. Yine aynı yazıda, Polis Koleji Yönetmeliği gereği 40

fena disiplin puanı alan öğrencinin okulla ilişiğinin kesileceği, başvurucunun

ise 39,5 fena disiplin puanı olduğu belirtilmiştir.

7. Başvurucu, okuldaki başarısızlığının bir kısım

öğretmenlerinin kendisine yönelik psikolojik şiddetinden (mobbing)

kaynaklandığı gerekçesi ile 3/9/2012 tarihinde, 4

öğretmen hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Sor.2012/99741 sayılı

dosyada yürütülen soruşturmada, 2/12/1999 tarih ve

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun

hükümleri uyarınca şikâyet edilen kamu görevlileri hakkında İçişleri

Bakanlığından soruşturma izni istenmiştir.

9. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 19/11/2012 tarih ve 2012/11 sayılı kararı ile ilgililer

hakkında soruşturma izni verilmemiştir.

10. Başvurucu tarafından anılan karara karşı yapılan itiraz

üzerine, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulunun 20/2/2013

tarih ve E.2012/513, K.2013/71 sayılı kararı ile “Ön inceleme raporu ve eki belgelerde yer alan tespitlerin isnat edilen

eylemden dolayı Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlık soruşturması yapılmasını

gerektirecek nitelik ve yeterlikte olmadığı anlaşıldığından…”

gerekçesine dayalı olarak itiraz reddedilmiştir.

11. Bu karar, başvurucuya 19/3/2013

tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu, 16/4/2013 tarihli dilekçesi ile 30 gün

içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Öte yandan başvurucu, durumu ile ilgili olarak Sosyal

Hizmet Uzmanından özel bir rapor almıştır. Anılan raporda özet olarak;

başvurucu ve ebeveyni ile görüşme yapıldığı, başvurucunun bazı derslerdeki

notlarının düşük olması nedeniyle bir kısım öğretmenlerinden “sen kaldın artık hiç boşa çalışma… geçemezsin” anlamında eleştiri ve tehdit aldığı,

bunun başvurucuda korku ve kaygıya sebebiyet verdiği, başvurucunun bir dönem

okulu bırakmak istediği, ailesinin karşı çıktığı, ailesinin okuldaki disiplin

yönünden tavır alarak başvurucu lehine davranmadığı, başvurucunun dönem kaybı

yaşaması nedeniyle etkilendiği, ancak okul değiştirme hakkı olmasına rağmen

bunu kullanmadığı, tarih öğretmeninin “aslında

dersi geçecektin ama biz kalmana karar verdik” sözlerinin

başvurucuyu üzdüğü, idare tarafından bu öğretmen hakkında soruşturma

açıldığının şifahi olarak başvurucunun ailesine söylendiği, hadiseler nedeniyle

başvurucunun 2009-2010 eğitim-öğretim yılında sinir krizi geçirerek 15 gün

tedavi gördüğü, son dönemde idarenin, başvurucunun ailesinden, başvurucuyu

okuldan alması yönünden ısrarda bulunduğu, son yılda başvurucuya verilen

disiplin cezalarının arttığı, bütün bu durumların başvurucuda korku, kaygı, ve

haksızlığa uğramış olma duygularına ve dolayısıyla başarısı üzerinde olumsuz

etkiye sebep olduğu belirtilmiştir.

B. İlgili Hukuk

13. 4483 sayılı Kanun’un 3. ve devamı maddeler; 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

172. ve 173. maddeleri.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

14. Mahkemenin 20/11/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/4/2013 tarih ve 2013/2538 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

15. Başvurucu, Ankara Polis Kolejinde öğrenci olduğu dönemde

bazı öğretmenleri tarafından psikolojik şiddete (mobbinge)

uğradığını, okul içinde aşağılama, küçük düşürülme, korkutma, dışlama, haksızlığa

uğrama gibi davranışlara maruz bırakıldığını, gerek psikolojik gerekse fiziksel

zarar gördüğünü, psikolojik şiddetin varlığını tespit etmek amacıyla Sosyal

Hizmet Uzmanından özel bir rapor aldığını ve bu raporda da psikolojik şiddetin

olduğunun tespit edildiğini, eğitiminin, yaşadığı psikolojik şiddet neticesinde

sekteye uğradığını belirterek, Anayasa’nın 17., 41. ve

42. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 200.000,00 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

16. Başvurucu, okuldaki eğitimi süresince gördüğü kötü

muamele, psikolojik baskı ve mobbinge maruz kalma

sonucunda başarısız olduğunu ve bu nedenle okul ile ilişiğinin kesildiğini

belirterek, Anayasa’nın 17., 41. ve 42. maddelerinin

ihlal edildiğini iddia etmiş olup, başvurucunun iddiaları yaşam hakkı ve eğitim

hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Anayasa’nın

17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden

17. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

18. Sözleşme’nin “İşkence

yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimseye işkence

veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”

19. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve

aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın

kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

20. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma

ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı

hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile

bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına

karşılık gelmektedir (B. No. 2013/2187, 19/12/2013, §

30).

21. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında ise kimseye

“işkence”, “eziyet” yapılamayacağı ve kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele ve

cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, hüküm Sözleşme’nin 3. maddesi

kapsamında güvence altına alınmış olan hukuksal çıkarları kapsamaktadır.

Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında bir yoğunluk farkı bulunmakta

olup, kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en ağır şekilde zarar

veren muamelelerin “işkence”, bu

seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcı

nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi

mümkündür (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 22).

22. Ancak, bir eylemin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somut

olayın özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bu

bağlamda, muamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun

cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (B. No.

2012/969, 18/9/2013, § 23). Somut olaydaki veriler

ışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise,

diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

23. AİHM içtihadında da, başvuru konusu

iddiaların Sözleşme’nin 3. maddesinin güvence kapsamında yer alması için

minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte ve acımasız, insanlık

dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren şekli olarak

kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya eziyet uygulanması, acının kasıtlı

olarak uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı bir

muameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerce

uygulanan ve gerçek yaralar ve en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektiren

muameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçük

düşürücü muamelenin ise, mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçük

düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul edilmekte,

ancak söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veya

alçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğini

Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediği

üzerinde durulmaktadır ( bkz. Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No. 13134/87, 25/3/1993, § 30; Labita/İtalya, [BD], B. No. 26772/95, 06/04/2000, § 120, Hurtado/İsviçre,

B. No. 17549/90, 28/1/ 1994, § 67).

24. Yukarıda yer verilen tespitlerden de anlaşılacağı üzere,

doğası gereği cezaların veya menfi hareket ve eylemler ile olumsuz hayat

deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide

stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol açması ve bu etkileri açısından

özellikle küçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırması mümkün olmakla

birlikte, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında işkence,

insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bu kavramların Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen muadilleri olan işkence, eziyet veya

haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak nitelendirilebilmesi için,

mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış şekli ve

yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından

önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 35).

25. Belirtilen tespitler ışığında somut olay incelendiğinde,

başvurucu tarafından esasen, öğrencisi olduğu okulun öğretmen kadrosunda yer

alan kişilerce, kendisinin düşük not alması nedeniyle okulu bitiremeyeceği,

dersleri geçemeyeceği ya da derslerden bırakılacağı yönünden korkutularak

manevi zarara uğratıldığı ve bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiği iddiasıyla başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından

iddia edilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk

derecesi gibi unsurların değerlendirilmesi neticesinde; başvurucuya yönelik

eylemlerin sistematik bir muamele tarzına işaret etmeyip münferit hadiselerden

ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen eylemlerin uygulanış şekli ve yöntemi

ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından,

başvurucunun iddiaları, ileride görev yapacağı mesleğin özellikleri, aldığı fena

disiplin puanları ve derslerdeki başarı durumu da nazara alındığında,

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için

gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.

26. Bu nedenle başvurucunun şikâyetinin, maddi ve manevi varlığın

korunması hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

27. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

28. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”

29. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılar (B. No. 2012/1027, 20, 12/2/2013, §§

19–20; B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 26).

30. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını

tüketme kuralı ne mutlak ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup, bu

kurala riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate

alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru

yollarının varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile

başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması

gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının

tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin

başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (B. No. 2013/2355, 7/11/2013,

§ 28; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İlhan /Türkiye, B. No. 22277/93, 27/7/2000, §§ 56–64).

31. Bireyin fiziksel ve zihinsel bütünlüğü, Anayasa’nın 17.

maddesinde yer verilen “maddi ve manevi

varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi

varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinsel bütünlüğe keyfi olarak

müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Ancak

Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığına yönelik olarak yapılan

müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesindeki pozitif

yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlaka cezai soruşturma ve

kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksız müdahalelere karşı

bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür. Nitekim fiziksel ve

zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki

koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz, şiddet ve yıldırma

türünden davranış grubu olarak kabul edilen ve somut başvuruya konu eylemlere

benzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerin yer

alması durumunda, bu alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı bulunmakla

beraber, özel hukuk anlamında da bu tür fillerin tazminat davasına konu

edilebildiği görülmektedir. Yargı kararları nazara alındığında,

belirtilen tazmin imkanının, kişinin kamu görevlisi veya özel hukuka tabi bir

hizmet sözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazara alınarak, hem idari yargı

hem de adli yargı alanında yer alan yargısal makamlarca sağlandığı

anlaşılmaktadır (Y.H.G.K. 25/9/2013 tarih ve

E.2012/9-1925, K.2013/1407; Danıştay 8. Dairesi 16/4/2012 tarih ve

E.2008/10606, K.2012/1736). Dolayısıyla bir bireyin, somut başvuruda belirtilen

fiillere benzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne müdahale

edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür

(B. No. 2013/1123, 2/10/2013, § 35).

32. Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle

başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukuki

sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diye adlandırılan insan davranışına göre

daha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç

teşkil edebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil

için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca, ceza

hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen,

kasten veya taksirle başkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında

giderim imkânının daha fazla olduğu, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa

yer verilmezken hukuki sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da

etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar

çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun

söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, hukuk

sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan

kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl

gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu nazara alındığında,

özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından,

hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve

etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).

33. Başvuruya konu olayda, başvurucu tarafından Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçeyle, öğrencisi olduğu okulun öğretmen

kadrosunda yer alan kişilerin haksız ve yanlı tutumları ile,

kendisini sürekli küçük düşürdükleri ve mobbing

uygulamak suretiyle başarısız olmasına, düşük not almasına ve okul ile

ilişiğinin kesilmesine neden oldukları belirtilerek suç duyurusunda

bulunulduğu, yürütülen soruşturma sonucunda şüpheliler hakkındaki evrakın

soruşturma izni verilmemesi nedeniyle işlemden kaldırılmasına karar verildiği,

ancak başvurucu tarafından somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu

olan hukuk davası açma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.

34. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde, fiziksel ve

zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler ile ilgili olarak, başvurucu tarafından

yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu nazara alındığında, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarının

tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.

35. Nitekim anılan şikâyet konusuna (mobbinge

maruz kalma) benzer şikayetler daha önce de bireysel başvuruya konu olmuş ve

Anayasa Mahkemesince, bu başvurular da (B. No: 2013/2284, 15/4/2014,

§ 44; B. No: 2013/5680, 15/4/2014; B. No: 2013/8175, 15/4/2014; B. No:

2013/6229, 15/4/2014) Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında

incelenerek, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez bulunmuştur.

36. Açıklanan nedenlerle, somut başvuru açısından da farklı

karar verilmesini gerektiren bir yön olmayıp, daha etkili bir giderim yolu olan

hukuk davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu

anlaşıldığından, başvurunun, “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Eğitim

Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

37. Başvurucu, okulda gördüğü psikolojik baskı sonucunda

başarısız olduğunu ve bu nedenle okul ile ilişiğinin kesildiğini belirterek, eğitim

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

38. Anayasa’nın “Eğitim ve

öğrenim hakkı ve ödevi” kenar başlıklı 42. maddesinin birinci

fırkası şöyledir:

“Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tesbit edilir ve

düzenlenir.”

39. Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye

Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet,

eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve

babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre

yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.”

40. Öte yandan, Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası

ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel

başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini

öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının

tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No. 2012/1027, 20, 12/2/2013,

§§ 19–20; B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 26).

41. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını

tüketme kuralı ne mutlak ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala

riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda, yalnızca hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının

varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (B. No.

2013/2355, 7/11/2013, § 28; benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. İlhan /Türkiye,

B. No. 22277/93, 27/7/2000, §§ 56–64).

42. Eğitim hakkı, kamu ve özel eğitim kurumlarını kapsadığı

gibi eğitimin; ilk, orta ve yüksek öğrenim seviyelerini de kapsamaktadır (B.

No: 2012/1334, 17/9/2013,

§ 28; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.

Kjeldsen, Busk Madsen

ve Pedersen/Danimarka, 5926/72, 7/12/1976, § 50; Leyla Şahin/Türkiye, 44774/98, 10/11/2005,

§§ 134-136).

43. Anayasa’da yer alan eğitim ve

öğrenim hakkı, kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını

engellememe negatif ödevini yüklemekle birlikte, bütün bireylere her alanda

eğitim ve öğrenim sağlaması şeklinde pozitif bir ödev yüklememektedir (B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 29; B.

No: 2012/606, 20/2/2014, § 36).

44. Buna göre somut olayda, başvurucunun okulla ilişiğinin

kesilmesinde, devletin eğitim hakkı kapsamındaki bir yükümlülüğünün olup

olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Ancak bu değerlendirmenin sağlıklı

yapılabilmesi için, başvurucunun öncelikle bu hak ihlali açısından öngörülen

idari ve yargısal tüm hukuk yollarını tüketmiş olması gerekmektedir.

45. Dosyanın yapılan incelemesinde;

başvurucunun, sınıf tekrarı yapması ve bu hakkın sadece bir kereye mahsus

kullanılabilmesi, ayrıca dört yıllık eğitimini beş yılda bitirememesi nedeniyle

2012 yılında okul ile ilişiğinin kesildiği ve yine başvurucunun 39,5 fena

disiplin puanının bulunduğu anlaşılmaktadır.

46. Başvurucunun, bu idari işleme karşı ilgili idare nezdinde

ya da idari yargı yolunda herhangi bir girişimde bulunduğu hususunda, gerek

başvuru dilekçesinde gerekse dosya kapsamında bir bilgiye ulaşılmamıştır.

47. Belirtilen nedenlerle, anılan hak ihlali yönünden

başvurucunun ilgili hukuk yollarına başvurmaksızın bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşıldığından, başvurunun, “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle, başvurucunun, Anayasa’nın 17. ve 42. maddelerinin ihlal

edildiğine yönelik iddialarının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu

üzerinde bırakılmasına, 20/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Özcan ÖZBEY Başvurucu : Yusuf Burak ÇELİK Vekili : Av. İlkay Sinem KUBİLAY BEŞE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2538, 20 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. M. Emin KUZ
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2538
Tarih
20 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Cebrail Türkmen Başvurusu (B. No: 2013/1764)
  • Mehmet Ali Beylikçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/381)
  • Tahir Canan Başvurusu (B. No: 2013/839)
  • B.ç. Başvurusu (B. No: 2013/2349)
  • Bayram Siviş Başvurusu (B. No: 2014/5844)
  • Ahmetcan Baydeniz Başvurusu (B. No: 2014/6779)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.