İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

B.ç. Başvurusu (B. No: 2013/2349)

1. Başvurucu, Yüksek Askerî

Başvuru No2013/2349Tarih20 Kasım 2014Okuma26 dk · 5.202 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm B.Ç. Başvurusu

Karar tarihi
20 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/2349
R.G. Tarih-Sayı
14/3/2015-29295
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.202 kelime·26 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Yüksek Askerî

Şûra (YAŞ) kararı ile resen emekliye sevk edilmesi işlemi ve 10/3/2011

tarih ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun 10. maddesi ile

27/7/1967 tarih ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri

Personel Kanunu’na eklenen geçici 32. maddesinde düzenlenen haklardan

yararlanmak için yaptığı başvurunun reddi üzerine açtığı davanın reddedilmesi

nedenleriyle, Anayasa’nın 2., 10., 35., 36., 38., 40.,

49., 90., 125., 129., 138. ve 157. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 9/4/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 8/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 29/1/2014 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular Adalet Bakanlığına bildirilmiş, Bakanlık görüşünü 27/3/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya bildirilmiş, başvurucu, karşı

beyanlarını 24/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, astsubay

statüsünde görev yapmakta iken disiplinsizliği ve ahlaki durumu nedeniyle 8/2/2008 tarihli YAŞ kararıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden

(TSK) ilişiği kesilmiştir.

9. 6191 sayılı Kanun’un 10.

maddesinin (7) numaralı fıkrası ile 926 sayılı Kanun’a eklenen geçici 32.

madde, 12/3/1971 tarihi sonrasındaki yargı denetimine

kapalı idari işlemler veya YAŞ kararlarıyla TSK’dan ilişiği kesilenlere bazı

haklarının iadesinin sağlanması amacıyla idareye başvuru imkânı getirmiş ve bu

hükümden yararlanabilmek için 6191 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren

60 gün içinde Milli Savunma Bakanlığına başvurulması gerektiği hükme

bağlanmıştır.

10. Başvurucunun, 926 sayılı

Kanun’a eklenen geçici 32. madde kapsamından yararlandırılması talebiyle

yaptığı başvuru, Milli Savunma Bakanlığının 6/6/2011

tarihli işlemi ile reddedilmiştir. İşlem gerekçesi şöyledir:

“… askeri-sivil personel ile toplu olarak

UYUŞTURUCU MADDE kullanmanız, askeri personeli uyuşturucu maddeye özendirmeniz

ve kullanmaya teşvik etmeniz gerekçesi ile,…”

11. Başvurucu 2/8/2011

tarihinde, Hava Kuvvetleri Komutanlığından, emekliye sevk edilme işlemine

ilişkin tüm bilgiler ile dayanak belgelerin, sicil belgelerinin, disiplin cezası

kararlarının, ifade, savunma ve tanık tutanaklarının kendisine verilmesini

istemiş, Hava Kuvvetleri Komutanlığı da 12/8/2011 tarihli yazı ekinde

başvurucunun istediği bilgi ve belgeleri göndermiştir. Gönderilen belgeler

arasında bulunan ifade, tanık, sicil raporları ve kararlarda yer alan “kişi isimleri” özel hayatın ve istihbarat

kaynağının korunması için karartılmıştır.

12. Başvurucu tarafından, anılan

işlemin iptali istemiyle açılan davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)

Birinci Dairesi 4/12/2012 tarih ve E.2012/393,

K.2012/1345 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir

“… davacının 926

sayılı Kanunun Geçici 32’nci maddesinden yararlanabilmek için gerekli olan

“yargı denetimine kapalı işlemlerle TSK’dan ilişiği kesilmiş” olmak şartını

taşıdığı anlaşılmaktadır.

Davacının, TSK’dan

çıkarılmasına neden olan disiplin durumu incelendiğinde; davacının, uyuşturucu

madde kullandığı ve askeri personeli uyuşturucu kullanmaya teşvik ettiği,

uyuşturucu bağımlısı sivil şahıslarla samimi ilişkiler içerisinde olduğu, TSK

personeline yakışmayacak bir hayat tarzını benimsemiş olduğu, kamuoyu nezdinde

TSK’nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerini düzenleyemediği,

sicil belgelerinde menfi nitelikler bulunduğu ve disiplinsiz davranışları

nedeniyle toplam 18 gün göz hapsi ve 14 gün oda hapsi cezaları ile

cezalandırıldığı görülmüştür. Davacının, bu durumu ile 926 Sayılı TSK

Personel Kanunu’nun geçici 32’nci madde hükümlerinden yararlandırılmasının

hukuken mümkün olmadığı değerlendirilerek, dava konusu işlemde hukuka aykırı

bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

13. Bu karara karşı yapılan

karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 26/2/2013 tarih

ve E.2013/279, K.2013/227 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

14. Karar, başvurucuya 11/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, 9/4/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

15. Anayasa’nın “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi” kenar

başlıklı 157. maddesi şöyledir:

“Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, askerî olmayan makamlarca

tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin

idarî işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve

son derece mahkemesidir. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda

ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.

Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim sınıfından

olan üyeleri, mahkemenin bu sınıftan olan başkan ve üyeleri tamsayısının salt

çoğunluğu ve gizli oy ile birinci sınıf askerî hâkimler arasından her boş yer

için gösterilecek üç aday içinden; hâkim sınıfından olmayan üyeleri, rütbe ve

nitelikleri kanunda gösterilen subaylar arasından, Genelkurmay Başkanlığınca

her boş yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.

Askerî hâkim sınıfından olmayan üyelerin görev süresi en

fazla dört yıldır.

Mahkemenin Başkanı, Başsavcı ve daire başkanları hâkim

sınıfından olanlar arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.

(Değişik fıkra: 7/5/2010-5982/21 md.)Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluşu, işleyişi,

yargılama usulleri, mensuplarının disiplin ve özlük işleri mahkemelerin

bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

16. 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Teminat”

başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Başkanı, Başsavcı, Daire

Başkanları ve üyeleri; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakimleri

olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının kendilerine sağladığı teminat altında

hizmet görürler.”

17. 1602 sayılı Kanun’un 8., 9. ve 10. maddeleri şöyledir:

“Üyelerin seçimi:

Madde 8 – (Değişik: 25/12/1981 -

2568/1 md.)

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri hakim

sınıfından olan üyeleri, bu sınıftan olan başkan ve üyeler tam sayısının salt

çoğunluğu ile her boş yer için gösterilecek üç aday arasından,

Hakim sınıfından olmayan üyeleri, Genelkurmay

Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday arasından,

Cumhurbaşkanınca seçilir.”

“Atanma:

Madde 9 – (Değişik: 25/12/1981 -

2568/1 md.)

Seçilenler arasından rütbe ve kıdem sırasına göre Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığına, Başsavcılığına, daire başkanlıklarına ve

üyeliklere, Milli Savunma Bakanı ve Başbakanın imzalayacağı, Cumhurbaşkanının onaylayacağı

Kararname ile atama yapılır. Atamalar Resmi Gazete'de

yayımlanır.

Başkan, Başsavcı ile daire başkanlarının askeri hakim sınıfından olması şarttır.”

“Görev süresi:

Madde 10 – (Değişik: 25/12/1981 -

2568/1 md.)

Askeri Hakim sınıfından olmayan

üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır.”

18. 1602 sayılı Kanun’un “Dosya dışında inceleme” başlıklı 52.

maddesi şöyledir:

“Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta

oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri

gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve

her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden

isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine

getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya

mahsus olmak üzere uzatılabilir.

Taraflardan biri ara kararının icaplarını

yerine getirmediği takdirde bunun verilecek karar üzerindeki etkisi, görevli

daire veya kurulca önceden takdir edilir, ara kararında bu husus ayrıca

belirtilir.

Ancak, istenen bilgi ve belgeler Türkiye

Cumhuriyetinin güvenliğine ve yüksek menfaatlerine veya Türkiye Cumhuriyetinin

güvenliği ve yüksek menfaatleri ile birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise,

Başbakan, Genelkurmay Başkanı veya ilgili Bakan gerekçesini bildirmek

suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebilir.

(Değişik dördüncü fıkra: 19/6/2010-6000/20

md.) Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler taraf ve

vekillerine açıktır. Şu kadar ki; mahkeme tarafından getirtilen veya idarece

gönderilen bilgi, belge ve dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel

bilgileri ile şeref, haysiyet ve güvenliğinin korunması veya idarenin

soruşturma metotlarının gizli tutulması maksatlarıyla taraf ve vekillerine

incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile personelin özlük dosyasındaki dava

konusu haricindekiler taraf ve vekillerine incelettirilemez.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20

md.) Taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek

nitelikteki bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine

açık olan diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, taraf ve vekillerine

incelettirilecek suretleri, ilgili bölümleri idare tarafından karartılarak

ayrıca gönderilir.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20

md.) Davacı taraf veya vekili, karartılan veya

verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar olduğu

iddiası ile mahkemeye itiraz edebilir. Yapılan bu itiraz, mahkeme tarafından

incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin belirleyeceği çerçevede daha

önce karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgeler karşı tarafa

incelettirilebilir.

(Ek fıkra: 19/6/2010-6000/20

md.) Bu hükümlere göre elde edilen ve gizlilik

derecesine sahip bilgi ve belgeler, taraf ve vekillerince mahkeme haricinde,

diğer bir maksatla kullanılamaz. Aksine davranışta bulunanlar hakkında ilgili

kanun hükümleri saklıdır.”

19. 926 sayılı Kanun’un geçici

32. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar,

yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile

Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak

sahipleri, bu madde hükümlerinden yararlanabilmek için altmış gün içinde Milli

Savunma Bakanlığına başvururlar.

Milli Savunma Bakanı, başvurunun kabulüne veya reddine en

geç altı ay içinde karar verir. Milli Savunma Bakanı, hazırlık amacıyla sadece

gerekli yazışmaların yapılması hususunda yardımcı olmak üzere gerektiğinde

komisyonlar kurabilir ve bu komisyonlara, ilgili bakanlıklar ile kamu kurum ve

kuruluşlarından temsilci çağırabilir. İlgililerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinden

ilişiklerinin kesilmesine esas bilgi ve belgeler Genelkurmay Başkanlığınca en

geç altmış gün içinde Milli Savunma Bakanlığına gönderilir.

…

Başvurunun reddi hâlinde, bu ret işlemine karşı ilgililer

altmış gün içinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 20/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

9/4/2013 tarih ve 2013/2349 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, emekliye sevk

edilmesine ilişkin işleme yönelik olarak, idari soruşturmada tanıkların gizlendiğini,

istihbarat elemanları tarafından yapılan sorgulamada yasak sorgu yöntemlerinin

kullanıldığını, tanık beyanlarında uyuşturucu kullandığını gördüklerine dair

bir ifade bulunmadığını, tanıkların kanaatlerini belirttiklerini, ifadesi

alınırken haklarının hatırlatılmadığını, idari işlemin yoklukla malul olduğunu,

emekliye sevk edilmesi nedeniyle aylık gelirinden mahrum kaldığını ve OYAK

üyeliği hakkından yoksun bırakıldığını, sosyal devlet anlayışına aykırı olarak

mevcut haklarının elinden alındığını belirtmiştir. Bunun yanında 926 sayılı

Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılmamasına yönelik olarak ise,

hukuka aykırı unsurların delil olarak kabul edildiğini, emekliye sevk işlemine

dayanak sorgunun kimler tarafından ve nasıl yapıldığı hususunun

değerlendirilmediğini, yararlandırılmama işleminin ölçüsüz olduğunu, idarenin

takdir yetkisini hukuka aykırı kullandığını, belgelerde karartma yapıldığını, AYİM’in kuruluşu ve bünyesindeki sınıf subayları nedeniyle

tarafsız ve bağımsız olmadığını, AYİM daire kararlarına karşı başvurulabilecek

bir temyiz merciinin olmadığını, belirterek, Anayasa’nın 2.,

10., 35., 36., 38., 40., 49., 90., 125., 129., 138 ve 157. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Başvurucunun, emekliye sevk işlemine yönelik şikâyetleri ayrı bir

başlık altında, yargılamanın sonucuna, belgelerde karartma yapılmasına, AYİM’in bünyesindeki sınıf subaylarının bulunmasına, AYİM

daire kararlarına karşı başvurulabilecek bir temyiz merciinin olmamasına ve

masumiyet karinesine ilişkin şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamında ileri

sürdüğü şikâyetlerine bağlı olduğundan, başvurunun bu kısmının ise birlikte

incelenmesi gerekmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Resen

Emekliye Sevk İşlemine İlişkin İddialar

23. Başvurucu, emekliye sevk

edilmesine ilişkin işleme yönelik olarak, idari soruşturmada tanıkların

gizlendiğini, istihbarat elemanları tarafından yapılan sorgulamada yasak sorgu

yöntemlerinin kullanıldığını, tanık beyanlarında uyuşturucu kullandığını

gördüklerine dair bir ifade bulunmadığını, tanıkların kanaatlerini

belirttiklerini, ifadesi alınırken haklarının hatırlatılmadığını, idari işlemin

yoklukla malul olduğunu, emekliye sevk edilmesi nedeniyle aylık gelirinden

mahrum kaldığını ve OYAK üyeliği hakkından yoksun bırakıldığını, sosyal devlet

anlayışına aykırı olarak mevcut haklarının elinden alındığını belirterek,

anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür

24. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1.

maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

25. Anılan hüküm uyarınca

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012

tarihi olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Anayasa

Mahkemesinin yetki kapsamının anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve

kararları da içerecek şekilde genişletilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).

26. Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin

geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (B.

No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).

27. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun, 8/2/2008 tarihinde resen emekliye sevk

edilmek suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilmiştir. Bu durumda

ilişiğinin kesilmesine yönelik şikâyet zaman bakımından Anayasa Mahkemesinin

yetkisi dışında kalmaktadır.

28. Açıklanan nedenlerle,

başvuru konusu işleme yönelik ihlal iddiasının 23/9/2012

tarihinden öncesine ait olduğu anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün, diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

29. 926 sayılı Kanun’un geçici

32. maddesinden yararlandırılmamasına yönelik olarak ise, hukuka aykırı

unsurların delil olarak kabul edildiğini, emekliye sevk işlemine dayanak

sorgunun kimler tarafından ve nasıl yapıldığı hususunun değerlendirilmediğini,

belgelerde karartma yapıldığını, yararlandırılmama işleminin ölçüsüz olduğunu,

idarenin takdir yetkisini hukuka aykırı kullandığını, AYİM’in

bünyesindeki sınıf subayları nedeniyle tarafsız ve bağımsız olmadığını, AYİM

daire kararlarına karşı başvurulabilecek bir temyiz merciinin bulunmadığını

ileri sürmüştür.

30. Başvurucunun bu başlık altındaki

şikâyetlerinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

i. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kararının Adil

Olmadığı İddiası

31. Başvurucu, 926 sayılı

Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılması talebiyle açtığı davanın

reddedildiğini, bu durumun sonuç itibarıyla adil yargılanma hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

32. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun talebinin disiplin soruşturmasına ilişkin bilgi ve belgeler

ışığında reddedildiğini, yargılamanın bir bütün olarak adil bir şekilde yerine

getirildiği ve delillerin takdirinde keyfi davranılmadığı sürece delillerin

kabul edilebilir olup olmadığının değerlendirilmesinin ilk derece mahkemesinin

yetkisinde olduğunu, başvurucu iddiasının değerlendirilmesi sırasında

belirtilen hususların dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir

33. Başvurucu cevap

dilekçesinde, AYİM’in delillerin doğruluğunu

denetlemeden karar verdiğini, resen araştırma yapmadığını, toplanmasını

istediği delilerin toplanmadığını belirtmiştir.

34. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Maddede geçen “adil yargılanma hakkının” kapsamı Anayasa’da

açık bir şekilde düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir.

35. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

36. Başvuru konusu olayda,

başvurucu, hukuka aykırı unsurların delil olarak kabul edildiğini, emekliye

sevk işlemine dayanak sorgunun kimler tarafından ve nasıl yapıldığı hususunun

değerlendirilmediğini, yararlandırılmama işleminin ölçüsüz olduğunu, idarenin takdir

yetkisini hukuka aykırı kullandığını belirtmiş, AYİM ise başvurucunun disiplin

durumunu inceleyerek, uyuşturucu madde kullandığı ve askeri personeli

uyuşturucu kullanmaya teşvik ettiği, uyuşturucu bağımlısı sivil şahıslarla

samimi ilişkiler içerisinde olduğu, TSK personeline yakışmayacak bir hayat

tarzını benimsemiş olduğu, kamuoyu nezdinde TSK’nın itibarını sarsacak şekilde

ahlak dışı hareketlerini düzenleyemediği, sicil belgelerinde menfi nitelikler

bulunduğu ve disiplinsiz davranışları nedeniyle toplam 18 gün göz hapsi ve 14

gün oda hapsi cezaları ile cezalandırıldığı hususlarını değerlendirmek

suretiyle davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun iddialarının

mevzuatın yorumlanmasına, delillerin değerlendirilmesine, hukuk kurallarının

yorumlanmasına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

37. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün

adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle,

bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için

başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede

yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi

delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği

veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan

unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe

ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut olayda

başvurucunun yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya

da belge sunmadığı, aksine yargılama sonucunda verilen kararın içeriğinin adil

olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır.

38. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir

ii. Gizlilik Dereceli Belgelerde Karartma Yapıldığı İddiası

39. Başvurucu, belgeler üzerinde

karartma uygulandığı için kimlere ait olduğunu bilmediği ifadelere karşı

savunma yapmak zorunda bırakıldığından şikâyet etmektedir.

40. Adalet Bakanlığı görüşünde,

1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi uyarınca savunmaya esas teşkil eden belgelere

ulaşmak için itiraz hakkı tanındığını, başvurucunun yargılama sırasında bu

yönde bir itirazda bulunup bulunmadığının tespit edilemediğini, başvurucu

iddiasının değerlendirilmesi sırasında belirtilen hususların dikkate alınması

gerektiğini belirtmiştir

41. Başvurucu, başvuru

formundaki iddiaları tekrarlamıştır.

42. Başvuru konusu davada

gizlilik dereceli belgeler üzerinde karartma yapıldığı yönündeki başvurucu

iddiası silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama hakkı açısından

incelenecektir.

43. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir.”

44. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

45. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul

edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu hak ve

gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma

hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi

uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6.

maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lâfzî

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).

46. Adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri silahların eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi,

davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı

koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir

duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde

dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşı

tarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan

olumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildirler. Taraflardan birine

tanınan, diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna

dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılır (Bkz., AİHM, Zagorodnikov/Rusya, B. No: 66941/01, 7/6/2007, § 30).

47. Çelişmeli yargılama ilkesi

ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının

tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını

gerektirmektedir. Bu anlamda, mahkemece tarafların dinlenilmemesi, delillere

karşı çıkma imkanı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale

gelmesine neden olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/İspanya, B. No.12952/87, 23/06/1993, § 63). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların

eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlar

niteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda,

davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır.

Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyor

olması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada tarafların duruşmada hazır

bulunması da dahil olmak üzere, yargılamanın bütününe

aktif olarak katılmalarını gerektirir (B. No: 2013/1780, 20/3/2014,§ 25).

48. AİHM, hükme esas olan ve

gizli olduğu belirtilen belgelere tarafların erişiminin kısıtlanmasını ihlal

sebebi saydığı birçok kararından biri olan Miran/Türkiye

kararında, Askeri Yüksek İdari Mahkemesinde görülen davada "gizli" ibareli belgelere başvuranın

erişiminin imkânsız olmasına ilişkin şikayet yönünden AİHS'in

6/1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Miran/Türkiye, B. No: 43980/04, 21/4/2009).

AİHM, benzer bir kararında da “gizli”

ibareli belgelere erişimin sağlanmamasının silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle AİHS'in

6/1. maddesinin ihlal edildiğini hükme bağlamıştır (Güner Çorum/Türkiye, B. No: 59739/00, 31/10/2006,

§§, 21-30).

49. Başvurucu, 926 sayılı

Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılması talebiyle yaptığı başvurunun

reddi üzerine emekliye sevk edilme işlemine ilişkin tüm bilgiler ile dayanak

belgelerin, sicil belgelerinin, disiplin cezası kararlarının, ifade, savunma ve

tanık tutanaklarının kendisine verilmesini istemiş, Hava Kuvvetleri Komutanlığı

da istenilen tüm bilgi ve belgeler ile birlikte başvurucuya göndermiş, ancak

belgeler arasında bulunan ifade, tanık, sicil raporları ve kararlarda yer alan

“kişi isimleri”ni karartmıştır.

50. Ceza davaları ile medeni hak

ve yükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzere

yargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama

hakkının güvence altına alınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk

devleti olmanın bir gereğidir. Asıl kural tarafların eşit şartlarda yargılamaya

katılımının sağlanması, gösterilen kanıtlardan ve sunulan görüşlerden bilgi

sahibi olması ve bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânının verilmesi

olup kamu güvenliği, misilleme riski altında olan şahitlerin korunması,

soruşturma usullerinin gizli tutulması gibi bazı istisnaların yargılama

usulünde yer alması mümkündür. Bu durumda dahi verilmeyen veya karartılan bilgi

ve belgelere karşı ilgilinin mahkemeye itirazda bulunabilme imkânı getirilmesi

adil yargılanmanın garanti altına alınması için bir gerekliliktir. Bu hususlar

1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinde değişiklik yapan 19/6/2010

tarih ve 6000 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu ile

Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun’un genel gerekçesi ile madde gerekçesinde de ifade edilmiş olup,

değişikliğin sebebi olarak da AİHM’in 31/10/2006

tarihinde verdiği Aksoy (Eroğlu)/Türkiye

kararı gösterilmiştir (B. No: 2013/6428, 26/6/2014,§ 74).

51. 6000 sayılı Kanun’un 20.

maddesiyle 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesinin dördüncü fıkrası değiştirilmiş

ve maddeye beş ve altıncı fıkralar eklenmiştir. Yapılan bu yeni düzenlemede;

dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin taraf ve vekillerine açık olduğu, ancak

mahkeme tarafından getirtilen veya idarece gönderilen bilgi, belge ve

dosyalardan, başka şahıs ve makamların özel bilgileri ile şeref, haysiyet ve

güvenliğinin korunması veya idarenin soruşturma metotlarının gizli tutulması

maksatlarıyla taraf ve vekillerine incelettirilmemesi kaydı konulanlar ile

personelin özlük dosyasındaki dava konusu haricindekilerin taraf ve vekillerine

incelettirilemeyeceği, taraf ve vekillerine incelettirilemeyecek nitelikteki

bilgi ve belgeler; bulundukları yer itibarıyla taraf ve vekillerine açık olan

diğer evraktan ayrılamaz nitelikte iseler, incelettirilecek suretleri, ilgili

bölümleri idare tarafından karartılarak ayrıca gönderileceği, davacı taraf veya

vekilinin, karartılan veya verilmeyen bilgi ve belgelerin savunmaya esas teşkil

edecek unsurlar olduğu iddiası ile mahkemeye itiraz edebileceği, bu itirazın,

mahkeme tarafından incelenerek haklı görülen hususlarda, mahkemenin

belirleyeceği çerçevede daha önce karartılan veya verilmeyen bilgi ve

belgelerin karşı tarafa incelettirilebileceği kural altına alınmıştır (B. No:

2013/6428, 26/6/2014,§ 75).

52. Somut olayda, başvurucu,

dava açmadan önce resen emekliye sevk edilmesine neden teşkil eden tüm bilgi ve

belgelere talebi doğrultusunda ulaşmış, yalnız başvurucuya verilen belgeler

arasında bulunan ifade, tanık, sicil raporları ve kararlarda yer alan “kişi isimleri” karartılmıştır.

53. AYİM’in yargılamaya esas aldığı

belgeler ile başvurucunun ulaştığı ve hem yargılama hem de bireysel başvuru

sırasında değerlendirmeye esas tuttuğu belgeler arasında bir farklılık

olmadığı, başvurucunun da bunun aksini ifade etmediği, diğer yandan başvurucu

tarafından yargılama sırasında 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi uyarınca kendisine

verilen belgelerin karartılan kısımları için itiraz etme hakkı bulunmakta iken

başvuru formunda ve eki belgelerde itiraz edip etmediği konusunda bir

açıklamaya yer verilmediği görülmektedir.

54. Bu durumda, başvurucunun,

yargılamaya esas tüm belgelere ulaştığı ve bu belgelere karşı argümanlarını sunma fırsatı bulduğu, ilgili belgelerin

karartılan kısımları için de itiraz etme hakkını yargılama aşamasında

kullanmadığı görülmekle, başvurucunun silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli

yargılama hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez.

55. Açıklanan nedenlerle,

silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama hakkına yönelik bir ihlalin

olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu bölümünün, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

iii. Askeri Yüksek

İdare Mahkemesinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığı İddiası

56. Başvurucu, AYİM’in bünyesindeki sınıf subayları nedeniyle bağımsız ve

tarafsız olmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

57. Başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı

veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (B.

No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

58. Anayasa Mahkemesi tarafından

bu konu daha önce incelenirken belirtildiği üzere, AYİM’in

oluşumu, statüsü ve görevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına

alınmıştır. AYİM’e atanan askeri hâkimlerin

bağımsızlığının Anayasa ve ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı,

atanma ve çalışma usulleri yönünden, askeri hâkimlerin bağımsızlıklarını

zedeleyecek bir hususun olmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap verme

durumunda bulunmadıkları, disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin

Kurulunca incelenip karara bağlandığı görülmektedir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan, sınıf subayı üyelerin en

fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında yukarıda

bahsedilen Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari

veya askeri yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları, bu

subayların idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz: Mustafa

Yavuz ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:

29870/96, 25/5/2000; Bek/Türkiye,

B. No: 23522/05, 20/4/2010, § 30).

59. Açıklanan nedenlerle,

mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin bir husus saptanmadığından

başvurunun bu bölümünün “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iv.

İki Dereceli Yargılanma Hakkı Yönünden

60. Başvurucu, ayrıca, AYİM

daire kararlarına karşı başvurulabilecek bir temyiz merciinin olmadığını

belirterek, bu durumun adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

61. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

62. Başvurucunun başvuru

dilekçesinde ifade ettiği AYİM nezdinde temyiz, yani iki dereceli yargılanma

hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olmadığı

gibi, AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerden herhangi birinin

kapsamına da girmemektedir.

63. Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu ihlal

iddialarının Anayasa ve AİHS’in

ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

v.

Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

64. Başvurucu, uyuşturucu madde

kullandığı ve askeri personeli uyuşturucu kullanmaya teşvik ettiği, uyuşturucu

bağımlısı sivil şahıslarla samimi ilişkiler içerisinde olduğu gerekçesiyle

açılan davanın reddedildiğini, ancak bu konu hakkında ceza yargılaması

yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun bu iddiası Anayasa’nın 38. maddesi

çerçevesinde masumiyet karinesi yönünden değerlendirilmiştir.

65. Başvurucunun bu şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

66. Adalet Bakanlığı görüşünde,

masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirirken üzerinde

durulması gereken önemli hususlardan birinin, yargılamayı yapan makamın

yargıladığı kişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararını sorgulayıp

sorgulamadığı hususu olduğunu, somut olayda, AYİM’in

başvurucu hakkındaki disiplin soruşturmasına ilişkin dosyada bulunan kayıtlar,

ifade tutanakları, raporlar gibi belgeler kapsamında başvurucunun 926 sayılı

Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılmamasına karar verdiğini,

masumiyet karinesinin ihlali iddiasının değerlendirilmesi sırasında belirtilen

hususların dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir

67. Başvurucu cevap

dilekçesinde, hukuka aykırı bir şekilde ilişiğinin kesilmesi sonrasında 926

sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılması için açtığı davanın

reddedilmesinin masumiyet karinesine aykırı olduğunu belirtmiştir.

68. Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz”

69. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal

olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

70. Masumiyet karinesi, kişinin

suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul

edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti

iddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

71. Bu çerçevede, masumiyet

karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı kesin hükümle mahkûmiyete

dönüşen kişiler açısından ise, artık “hakkında

suç isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi

iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda

kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine

kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı

verilen durumlarda ise kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin

kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (2) numaralı

fıkraları anlamında kişinin suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu

sayılamaz (B. No: 2012/574, 6/2/2014, § 76).

72. Masumiyet karinesi, suç

isnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için, Sözleşme’nin 6.

maddesinde ifade edilen “medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilen

idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışında

kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitinde

idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önce

verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. X/Avusturya, B. No:

9295/81, 6/10/1982, k.k.; C/Birleşik Krallık, B. No: 11882/85,

7/10/1987, kk.). Bu kural, kişi hakkında verilen

beraat kararı sorgulanmadığı sürece, aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük

ispat standardı kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde

yaptırıma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, §

38).

73. Bu çerçevede, ceza davası

dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idari

uyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen, bu

karara esas teşkil eden yargılama sürecine dayanılması ve bu şekilde beraat

kararının sorgulanması masumiyet karinesi ile çelişir. Buna karşılık, idari

uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından, kişi beraat etmiş olsa

dahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi,

kişinin suçlu muamelesi gördüğünden ve dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlal

edildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin

bütün halinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran kişinin yargılandığı

ve sonuçta beraat ettiği fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 29).

74. Öte yandan, ceza ve ceza

muhakemesi hukuku ile disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabi

disiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinin

davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da

gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı

ayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi

işlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamları

açısından doğrudan bağlayıcı değildir (B. No: 2012/665, 13/6/2013,

§ 30). Ancak bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde delil yetersizliğine dayalı

olsa bile kişi hakkında verilen beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuz

olmadığı yönünde değerlendirmelerden kaçınılması gerekir.

75. Masumiyet karinesinin ihlal

edilip edilmediği değerlendirilirken, özellikle hukuk ve idari yargılama

bakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı

yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararını

sorgulayıp sorgulamadığıdır.

76. Kişinin suçluluğunu ima eden

ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça, sadece soruşturma açılmış

olması da disiplin veya idari yaptırım işlemlerinin başlatılması veya

uygulanması için yeterli görülebilir (B. No: 2012/998, 7/11/2013,

§ 65).

77. Bireysel başvuruya konu olan

AYİM kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Davacının, TSK’dan

çıkarılmasına neden olan disiplin durumu incelendiğinde; davacının, uyuşturucu

madde kullandığı ve askeri personeli uyuşturucu kullanmaya teşvik ettiği,

uyuşturucu bağımlısı sivil şahıslarla samimi ilişkiler içerisinde olduğu, TSK

personeline yakışmayacak bir hayat tarzını benimsemiş olduğu, kamuoyu nezdinde

TSK’nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerini düzenleyemediği,

sicil belgelerinde menfi nitelikler bulunduğu ve disiplinsiz davranışları

nedeniyle toplam 18 gün göz hapsi ve 14 gün oda hapsi cezaları ile

cezalandırıldığı görülmüştür. Davacının, bu durumu ile 926 Sayılı TSK

Personel Kanunu’nun geçici 32’nci madde hükümlerinden yararlandırılmasının

hukuken mümkün olmadığı değerlendirilerek, dava konusu işlemde hukuka aykırı

bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

78. Söz konusu AYİM kararında,

başvurucunun 926 sayılı Kanun’un geçici 32. maddesinden yararlandırılmaması

işleminin hukuki denetimi yapılırken, başvurucu hakkında yapılan disiplin

soruşturmasıyla ilgili olarak alınan ifade tutanaklarından ve disiplin

soruşturması neticesinde ulaşılan sonuçtan bahsedildiği, diğer yandan sicil

belgelerinin, daha önceki disiplin durumunun da bir arada değerlendirilerek

hüküm kurulduğu görülmektedir.

79. Buna göre, başvuruya konu

davada, disiplin soruşturması neticesinde ulaşılan neticeden ve dava dosyasında

bulunan diğer belgelerden hareketle davanın sonuçlandırıldığı, ceza

yargılamasına göre daha düşük ispat standardı gerektiren disiplin hukuku

ilkeleri çerçevesinde karara varıldığı anlaşılmaktadır.

80. Yukarıdaki açıklamalar

çerçevesinde, somut olayda masumiyet karinesinin ihlal edilmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Resen emekliye sevk edilmesine yönelik şikâyetinin “zaman bakımından yetkisizlik”,

2.

Gizlilik dereceli belgelerde karartma yapıldığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararının adil olmadığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

4.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

5.

İki dereceli yargılanma hakkı iddiasının “konu

bakımından yetkisizlik”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6.

Masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Masumiyet karinesinin İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

20/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : B. Ç. Vekili : Av. Hasan ÖZDEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2349, 20 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Masumiyet karinesinin İHLAL
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2349
Tarih
20 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Bayram Siviş Başvurusu (B. No: 2014/5844)
  • Ahmetcan Baydeniz Başvurusu (B. No: 2014/6779)
  • Seydo Çakır Başvurusu (B. No: 2014/5426)
  • Metin Baran Başvurusu (B. No: 2014/2182)
  • Mehmet Fatih Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/1607)
  • Zeynel Abit Yavuz Başvurusu (B. No: 2013/342)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.