İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cavit Bağyapan Başvurusu (B. No: 2013/1444)

1. Başvurucu, İzmir Büyükşehir

Başvuru No2013/1444Tarih4 Kasım 2014Okuma28 dk · 5.550 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cavit Bağyapan Başvurusu

Karar tarihi
4 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/1444
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.550 kelime·28 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, İzmir Büyükşehir

Belediye Başkanlığı ve İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü

aleyhine açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının makul

süreyi aşarak 6 yıl 7 aylık sürede tamamlandığını ve dava sonucunda hükmedilen

tazminat bedeline kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının

uygulanmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/2/2013

tarihinde İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 26/4/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölümün 26/6/2013

tarihli ara kararıyla kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı’nın 7/8/2013 tarihli görüş yazısı 12/9/2013 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığının cevabına karşı

beyanlarını yasal süresi içinde 27/9/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. İzmir Büyükşehir Belediye

Başkanlığı ve İZSU Genel Müdürlüğünce başvurucuya ait İzmir İli Gaziemir İlçesi

Sakarya Mahallesi 2028 ada 1 parselde kayıtlı taşınmaz üzerine yol ve tesis

yapılmak suretiyle el atılmıştır.

8. Başvurucu 15/5/2006

tarihinde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İZSU Genel Müdürlüğü

aleyhine İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle

tazminat davası açmıştır.

9. Taşınmazın 1437/4800

hissesine sahip olan başvurucu, taşınmazın diğer 1437/4800 hissesini 4/8/2006 tarihinde satın alarak ek dava açmış ve İzmir 2.

Asliye Hukuk Mahkemesi 11/9/2006 tarihli ve E.2006/356 sayılı ek davanın

davacının talebi üzerine asıl dava ile birleştirilmesine karar vermiştir.

10. Mahkemece talep edilen

bilirkişi raporunda başvurucuya ait taşınmaza pis su toplama tesisi yapılması

nedeniyle 87,96 m2 ve yol yapılması nedeniyle 243,62 m2 tecavüz edildiği tespit

edilmiş, davalı İZSU Genel Müdürlüğü vekilinin el atmanın kaldırıldığı iddiası

üzerine yapılan keşifte, tesis binası ve duvarının dava konusu taşınmaza

tecavüz eden kısmının yıkıldığı ve yolun dava konusu taşınmaza tecavüz eden

asfalt sathının kazındığı ve el atmanın sonlandırıldığı, ancak araçların halen

tesise girip-çıkmak için dava konusu taşınmazı kullandığı tespit edilmiştir.

11. Mahkeme, 31/12/2007

tarihli ve E.2006/197, K.2007/491 sayılı kararıyla davalı İzmir Büyükşehir

Belediye Başkanlığı bakımından husumet yönünden davanın reddine; İZSU Genel

Müdürlüğü bakımından ise kamulaştırmasız el atmaya son verilmesi nedeniyle dava

konusuz kaldığından dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, ancak dava

açılmasına sebebiyet vermesinden ötürü davalı İZSU Genel Müdürlüğünün yargılama

gideri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulmasına karar vermiştir.

12. Karar, başvurucu ve

davalılardan İZSU Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiş, temyiz

incelemesini yapan Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 9/10/2008

tarihli ve E.2008/9350, K.2008/11640 sayılı kararıyla, dava konusu taşınmazın

imar planında halen belediye hizmet alanı içinde kaldığı, bu nedenle el atmaya

son verilmesinin sonuca etkili olmadığı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı

yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği; İZSU Genel Müdürlüğü

bakımından ise konusu kalmayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği

gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

13. Yargıtay’ın bozma kararına

karşı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı karar düzeltme talebinde bulunmuş ve

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 6/4/2009 tarihli ve

E.2008/17874, K.2009/5301 sayılı kararıyla bu defa yolun hangi idare tarafından

açıldığı, idarelerin halen taşınmazı yol olarak kullanıp kullanmadıkları

konusunun netleştirilmesi ve buna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle

ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiğine hükmetmiştir.

14. Yargıtay’ın bozma ilamından

sonra davayı tekrar inceleyen İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi 11/6/2009 tarihli ve E.2009/196, K.2009/226 sayılı kararıyla

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uymayarak eski kararında

direnmiştir.

15. Direnme kararını, davacı

vekili esasa ilişkin nedenlerle, davalı İZSU Genel Müdürlüğü ise vekâlet

ücretine ilişkin nedenlerle temyiz etmişlerdir.

16. Bunun üzerine Yargıtay Hukuk

Genel Kurulu 11/11/2009 tarihli ve E.2009/5-439,

K.2009/494 sayılı kararıyla, İZSU Genel Müdürlüğünün vekâlet ücretine ilişkin

temyiz talebinin reddine; İZSU Genel Müdürlüğü lehine usuli

kazanılmış hak doğduğundan davacının İZSU Genel Müdürlüğü aleyhine ileri sürmüş

olduğu temyiz nedenlerinin reddine; davacının İzmir Büyükşehir Belediye

Başkanlığı aleyhine ileri sürdüğü temyiz itirazlarının yeni hükme yönelik

olmasından dolayı dosyanın Yargıtay 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar

vermiştir.

17. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 13/5/2010 tarihli ve E.2010/4004, K.2010/8660 sayılı

kararıyla, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden ilk derece

mahkemesinin vermiş olduğu kararı onamıştır.

18. Başvurucu, Yargıtay’ın bu

onama kararı hakkında karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Karar düzeltme

talebini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 5/7/2011

tarihli ve E.2011/5422, K.2011/12304 sayılı kararıyla ve 3194 sayılı İmar Kanununun

10. maddesine göre kesinleşen 1/1000’lik imar planından sonra 5 yıl içinde

tahsis amacına uygun olarak kamulaştırılmayan taşınmazın malikinin mülkiyet

hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle taşınmazın tamamı için

bedel ödenmesi gerektiğine hükmederek ilk derece mahkemesinin kararını

bozmuştur.

19. Başvurucu, bozmadan sonra 25/8/2011 tarihinde İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde

E.2011/457 sayılı dosya ile 884.643,67 TL değerinde ek dava açmıştır. Bu dava

da asıl dava ile birleştirilmiştir.

20. Bozma kararı üzerine İzmir

9. Asliye Hukuk Mahkemesi bozma kararına uymuş; birleşen dosyalar ile birlikte

taşınmazın değeri ve başvurucuya düşen kısımların değeri bilirkişi marifetiyle

tespit edilmiştir.

21. İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi,

29/11/2011 tarihli ve E.2011/415, K.2011/650 sayılı

kararıyla, İZSU Genel Müdürlüğü yönünden davanın reddine, İzmir Büyükşehir

Belediye Başkanlığı yönünden davanın kabulüne, başvurucuya kamulaştırmasız el

atma tazminatı olarak talep ettiği toplam 990.643,67 TL’nin ödenmesine ve

taşınmazın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı adına tapuya tesciline karar

vermiştir.

22. Başvurucu kararın

kesinleşmesini beklemeden 21/12/2011 tarihinde

alacağını icra takibine konu yapmış ve davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi

(İdare) icranın durdurulması için dosyaya teminat olarak 1.253.015,05 TL depo

etmiştir. Depo işlemi sonrasında İcra Müdürlüğü tarafından davalı idareye

tehiri icra kararı almak üzere 90 günlük mehil verilmiştir.

23. İdare tarafından 6/2/2012 tarihinde Yargıtay’dan tehiri icra kararı alınarak

süresi içerisinde dosyaya konulmuştur.

24. Başvurucu ve davalılardan

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yapılan başvuruları inceleyen

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 17/5/2012 tarihli ve E.2012/1600,

K.2012/10107 sayılı kararıyla, İlk Derece Mahkemesi kararını yasal faiz

başlangıç tarihini tüm talepler için ilk dava tarihi olan 15/5/2006 olacak

şekilde düzelterek onamıştır.

25. Onama kararı sonrasında

başvurucu depo edilen bedelin tamamını 21/6/2012

tarihinde bankadan çekmiştir.

26. Karar düzeltme talebi de

aynı Dairenin 28/11/2012 tarihli ve E.2012/16689,

K.2012/24335 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

27. Karar, başvurucuya 10/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

28. Kararın kesinleşmesi üzerine

teminat olarak depo edilmiş para mahsup edilerek bakiye borç hesabı çıkarılmış

ve 10/1/2013 tarihinde başvurucunun hesabına idare

tarafından 494.650,36 TL daha yatırılmıştır.

29. Başvurucu 11/2/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

30. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu’nun 8. maddesinin 2. fıkrası şöyledir:

“Kamulaştırma

kararının alınmasından sonra kamulaştırmayı yapacak idare, bu Kanunun 11 inci

maddesindeki esaslara göre ve konuyla ilgili uzman kişi, kurum veya

kuruluşlardan da rapor alarak, gerektiğinde Sanayi ve Ticaret Odalarından ve

mahalli emlak alım satım bürolarından alacağı bilgilerden de faydalanarak

taşınmaz malın tahmini bedelini tespit etmek üzere kendi bünyesi içinden en az

üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla kıymet takdir komisyonunu

görevlendirir”.

31. 2942 sayılı Kanunu’na

18/6/2010 tarih ve 5999 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 6. maddenin 24/5/2013

tarih ve 6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değişmeden önceki 1., 2. ve 6. fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması

hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile

4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına

ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya

kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle

malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından

ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma

yoluna gidilmesi esastır.

Tazminat müracaatı üzerine, fiilen el konulan taşınmazın

veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının malikin müracaat ettiği tarihteki

tahmini değeri; bu Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teşkil

edilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle, taşınmazın el koyma tarihindeki

nitelikleri esas alınmak ve bu Kanunun 11 inci ve 12 nci

maddelerine göre hesaplanmak suretiyle tespit edilir. Tespitten sonra, bu Kanunun 8 inci maddesinin

üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan uzlaşma komisyonunca, müracaat tarihinden

itibaren en geç altı ay içerisinde 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ

edilen bir yazı ile, tahmini değer bildirilmeksizin,

talep sahibi uzlaşma görüşmelerine davet edilir.

…

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,

uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya

davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik

tarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el

konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki

değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve

taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat

ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların

hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.”

32. 13/2/2011 tarih ve 6111 sayılı Bazı

Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık

Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un iptal edilen geçici 2. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4/11/1983

tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı

maddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma

işlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihten sonraki kamulaştırmasız el koyma

işlemleri sebebiyle açılan tazminat davalarında verilen ve kesinleşen mahkeme

kararlarına istinaden 2942 sayılı Kanunun geçici 6 ncı

maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç

olması halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen

ödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılır.”

33. 2942 sayılı Kanun’un 24/4/2001 tarih ve 4650 sayılı Kanunla değişik 11.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı

gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile

ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate

alınmaz.”

34. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

35. Yargıtay 12. Hukuk

Dairesinin 15/11/2011 tarih ve E.2011/5396,

K.2011/22096 sayılı kararında şöyle denilmektedir:

“…Kamulaştırmasız el atma davaları uygulamada sıklıkla

karşılaşılan davalardan olmakla birlikte, yasa ile düzenlenmiş değildir. Bu

konuya ilişkin tek yasal düzenleme olan 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 38.

maddesi de 10.04.2003 tarih ve 2002/112 E. 2003/33 K. sayılı Anayasa Mahkemesi

kararı ile iptal edilmiştir. Uygulamada kamulaştırmasız el atma davaları; İBK,

HGK ve Hukuk Dairelerinin içtihatlarıyla yön bulmaktadır. Konunun Dairemizi

ilgilendiren yönü ise, bu nevi davalarda hükmedilen tazminatların zamanında

ödenmemesi halinde uygulanacak faizin ne tür ve oranda olması gerektiği

noktasındadır. Zira kamulaştırma yasası gecikme faizini öngörmemektedir. Bu cümleden olmak üzere, HGK kararları ve Dairemizin istikrar

bulmuş içtihatlarında; “Kamulaştırma bedelinin arttırılması ilamlarında

uygulanan T.C Anayasasının 4709 Sayılı Yasanın 18.maddesi ile değişik 46/son

maddesinde yer alan kamulaştırma bedelleri ile mahkemece kesin hükme bağlanan

arttırma bedellerine, son fıkraya göre kamu alacakları için öngörülen en yüksek

faiz oranının uygulanacağı” hükmünden farklı olarak, “Kamulaştırmasız el

atmanın hukuksal niteliği itibariyle bir haksız eylem olduğu, haksız eylemden

doğan borçların, tazmini nitelikte olmaları nedeniyle uygulanacak faizin 3095

Sayılı Yasada belirlenen yasal faiz olduğu belirtilerek, uygulama bu güne kadar

yasal faizin uygulanması şeklinde sürdürüle gelmiştir. Ancak, Anayasa'nın 35.

maddesi ile koruma altına alınmış olan mülkiyet hakkının, hak sahibinin

rızasına bakılmaksızın kamulaştırmasız el atma nedeniyle ihlali halinde,

toplumun genel menfaatleri ile bireyin temel haklarının korunması arasında adil

bir denge gözetilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, mülkün gerçek

değeriyle orantılı makul bir tazminat ödenmediği sürece, bir mülkten mahrum

bırakılmanın genelde aşırı bir ihlal teşkil edeceği, yasal faiz oranında

gecikme faizi ödenmesinin yeterli olmadığı görüşü gerek öğretide gerekse

uygulamada ağırlık kazanmaya başlamıştır.

Bu bağlamda mülkiyete saygı hakkının ihlalinin,

mahkemelerin, kamulaştırmasız el atmaya maruz kalan kişiler lehine

hükmettikleri tazminat tutarının tayininde, yargılama süresi ile enflasyon

arasındaki etkileşim sonucu ortaya çıkan değer kaybını dikkate almalarına imkân

sağlayan yasal bir düzenlemenin olmayışından da kaynaklandığı, bu nedenle adil

tatmin taleplerinin karşılanması gerektiği hususu benimsenmeye başlanmıştır.

Tüm bu açıklamalar ışığında idare, kendisine Anayasa

tarafından tanınan olanak ve yetkileri yasaya uygun bir biçimde kullanmaksızın

taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa'nın 35.

maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir

sınırlama olmakla, Dairemizce içtihat değişikliğine gidilerek, özü ve vardığı

hukuki sonuç itibariyle aynı nitelikler taşıyan kamulaştırmasız el atmaya

ilişkin ilamlarda hüküm altına alınan tazminatlara da Anayasanın 46/son

maddesinde düzenlenmiş olan kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz

oranının uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır…” (Aynı yönde diğer

bir karar için bkz. Yargıtay 12. HD., 26/10/2011,

tarih, E.2011/5698,, K.2011/20397)

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

36. Mahkemenin 4/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

11/2/2013 tarih ve 2013/1444 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

37. Başvurucu, İzmir Büyükşehir

Belediye Başkanlığı ve İZSU Genel Müdürlüğü aleyhine açtığı kamulaştırmasız el

atma nedeniyle tazminat davasının makul süreyi aşarak 6 yıl 7 aylık sürede

tamamlandığını ve dava sonucunda hükmedilen tazminat bedeline kamu alacaklarına

uygulanan en yüksek faiz oranı yerine yasal faiz oranının uygulandığını

belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

38. Başvurucunun şikâyetleri

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvuru hakkında

kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

i. Mülkiyet

Hakkının İhlali İddiası

39. Başvurucu, açtığı kamulaştırmasız

el atma nedeniyle tazminat davasında hükmedilen tazminat bedeline kamu

alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı yerine yasal faiz oranının

uygulandığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun kamulaştırmasız el atma uygulamasına yönelik bir

şikâyetinin bulunmadığı, faiz konusunun ise hükmedilen tazminatın mülkün değeri

ile orantılı olup olmadığı açısından incelenmesi gerektiği, Anayasa’nın 46.

maddesinde düzenlenen Devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizin sadece

kesinleşmiş kamulaştırma alacaklarında uygulandığı, ancak Yargıtay’ın 2011

yılındaki içtihat değişikliği sonrasında kamulaştırmasız el atma davalarında da

kararın kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar kamulaştırma davalarında

olduğu gibi Devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faiz uygulandığı, somut

başvuruya konu davada karar kesinleşmeden önce 1.253.015,05 TL’nin ve

kesinleşme ile birlikte 494.650,36 TL’nin dosyaya ödendiği, mahkeme ve icra

masrafları düşüldükten sonra kalan toplam ödemelerin dava tarihine göre

ödenmesi gereken bedelin değer kaybını telafi ettiği ve başvurucu üzerinde

aşırı bir yüke sebep olunmadığı şeklinde beyanda bulunulmuştur.

41. Başvurucu, Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı, kamulaştırma davalarında ilk derece mahkemesi kararıyla bedelin

ödendiği, kamulaştırmasız el atma davalarında ise kesinleşmenin beklendiği, bu

durumda uzun süren yargılamalar ve gayrimenkul fiyatlarındaki değer artışının

enflasyon üzerinde seyretmesi nedeniyle hak kayıpları oluştuğu, Devlet

alacaklarına uygulanan en yüksek faizin uygulanması halinde hak kayıplarının

giderileceği şeklinde cevap vermiştir.

42. Anayasa’nın “Mülkiyet Hakkı” kenar başlıklı 35.

maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz.”

43. Anayasa'nın “Kamulaştırma” kenar başlıklı 46.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği

hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan

taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve

usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya

yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli

nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu

hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit

olarak ödenir.

…

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir

sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en

yüksek faiz uygulanır.”

44. Anayasa'nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

45. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

46. Somut başvuruda başvurucu,

kamulaştırma işleminin kanuni olmadığı veya kamu yararı şeklinde meşru bir

amacı bulunmadığı yönünde bir şikâyette bulunmamaktadır. Bu durumda

başvurucunun faiz oranına yönelik şikâyetleri Anayasa’nın 13 ve 35. maddeleri

kapsamında ölçülülük ilkesi yönünden incelenecektir.

47. Anayasa’nın 35. maddesine

göre kişilerin mülkiyetleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı

gereği karşılığı ödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum

bırakılmaları halinde elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum

bırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 37).

48. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık”

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, “gereklilik”, ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca daha

hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan

müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 38).

49. AİHM de mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu

denetlerken yapılan müdahalenin kamu yararı ya da genel yararı amaçlamasının

yanı sıra toplumun genel yararı ile birey haklarının korunması arasında adil

bir dengenin de gözetilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çerçevede

bireylerin, mülklerinin değeriyle orantılı makul bir bedel ödenmeden

mülklerinden mahrum edilmeleri halinde yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına

hükmetmektedir (Sporrong ve Lönnroth/İsveç,

B. No: 7151/75 ve 7152/75, 23/9/1982, § 69; James ve Diğerleri/İngiltere, B. No:

8793/79, 21/2/1986, § 54; Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96,

25/3/1999, § 48; Lithgow

ve Diğerleri/İngiltere, B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81, 9265/81,

9266/81; 9313/81, 9405/81, 8/7/1986 § 120-121).

50. Anayasa'nın 46. maddesinde

öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı”

olduğu kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet

hakkının, malikin rızası olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek

koşuluyla devlet tarafından sona erdirilmesidir. Kamulaştırmayı düzenleyen 46.

maddenin birinci fıkrasında; "Devlet ve

kamu tüzelkişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin

ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir

kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar

üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir" denilmektedir.

Kamu yararı bulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve

usullerine uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın

anayasal öğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).

51. Başvurucu, dava tarihine

göre belirlenen bedelin yasal faiz uygulanarak kendisine ödendiğini, ancak

taşınmaz fiyatlarındaki hızlı artış nedeniyle yapılan toplam ödemenin ödeme

tarihinde taşınmazın rayiç değerinin altına kaldığını belirterek daha yüksek

oranlı faiz uygulanması gerektiğini iddia etmektedir.

52. Kamulaştırmasız el atma

davalarında bedel hususunda tarafların anlaşamamaları halinde tazminat olarak

ödenecek taşınmazın bedelinin 2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddeleri

uyarınca dava tarihine göre adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde mahkemece

tespit edilmesi gerekmektedir. Değer tespitinin dava tarihine göre tespiti,

Kanun gereği olduğu gibi dava sürecinde taşınmazın değerinde meydana gelecek

artış veya azalışların bedele etki etmemesi ve bu şekilde bedel tespitine

belirlilik kazandırmanın gereğidir. Aksi halde taşınmazın değeri uzun süren

davalarda artabileceği gibi azalabileceğinden idare veya vatandaşlara olumsuz

etkide bulunabilir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

52).

53. Başvuruya konu davada

Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesi doğrultusunda taşınmaza ilişkin bilgi

ve belgeler ile yapılan keşif ve bilirkişi raporuna göre usulüne uygun olarak

bedeli tespit etmiştir. Davanın konusu, tazminat olarak ödenecek taşınmazın

dava tarihindeki bedelinin tespiti olduğundan Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 11.

maddesine uygun olarak davanın açılmış olduğu 2006 yılı fiyatları üzerinden bedeli

tespit etmiş, daha sonra taşınmazın değerinde meydana gelen artışları ve

bedelin ödenme tarihine göre rayiç değerini değerlendirmeye esas almamıştır.

54. Başvurucu dava tarihine göre

belirlenen bedele faiz ödenmemesi nedeniyle, alması gereken bedelin değerinde

azalma olduğundan şikâyet etmekte ve geç ödenen kamulaştırma bedeline

Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan kamu alacaklarına uygulanan en yüksek

faizin (gecikme faizinin) uygulanması gerektiğini iddia etmektedir.

55. Anayasa’nın 46. maddesindeki

düzenlemeye göre, kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak

tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân

projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların

korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesi

taksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına

uygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazanan

içtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen faiz oranı ancak

kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için işletilebilir (Yargıtay 18.

Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002).

56. Kamulaştırmasız el atma

nedeniyle tazminat davaları ise niteliği itibarıyla haksız fiilden kaynaklanan

davalar olduğundan dava tarihi ile kararın kesinleşme tarihi arasında

mahkemelerce hükmolunan tazminata yasal faiz uygulanmaktadır. Yargıtay’ın 2011

yılına kadar içtihadı Anayasa’nın 46. maddesinde düzenlenen Devlet alacaklarına

uygulanan en yüksek faizin sadece kesinleşmiş kamulaştırma alacaklarında

uygulanacağı yönünde olduğu görülmektedir.

57. Ülkemizdeki kamulaştırmasız

el atma davalarında devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizin

uygulanmaması AİHM tarafından eleştirilmiştir (Sarıca

ve Dilaver/Türkiye, 11765/05, 27/5/2010, §

49 ve Ergen ve Diğerleri/Türkiye,

no. 35364/05, 7/12/2010). Yargıtay bu konudaki

içtihadını 2011 yılından itibaren değiştirerek kamulaştırmasız el atma

nedeniyle tazminat davasında da kararın kesinleşme tarihinden ödeme tarihine

kadar Anayasa’nın 46. maddesinde düzenlenen faizin uygulanmasını kabul etmiştir

(Bkz. § 34).

58. Başvurucunun şikâyet ettiği

husus ise karar tarihinden sonra uygulanan faiz değil; dava tarihinden karar

tarihine kadar uygulanan faize ilişkindir. Yukarıda belirtildiği üzere

ülkemizde kamulaştırmasız el atma davalarında hükmolunan tazminata dava

tarihinden kararın kesinleştiği tarihe kadar yasal faiz uygulanmaktadır. Söz

konusu bireysel başvuruda da Mahkeme tarafından hükmolunan kamulaştırmasız el

atma tazminatına dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmıştır.

59. AİHM kamulaştırmasız el

atmaya dayalı başvurularda benzer şikâyetleri incelerken maddi tazminat

talepleriyle ilgili olarak, dava koşullarının tamamını ve özellikle

başvuranların ulusal mahkemeler önünde talep ettikleri miktarın tamamını alıp

almadığını incelemektedir. AİHM, inceleme yaparken başvuranların alacaklarına

uygulanan gecikme faizinin, yerel mahkemeye başvurulduğu andan idare tarafından

ödemenin etkin olarak yapıldığı tarihe kadar geçen süre içindeki paranın

uğradığı değer kaybını telafi edebilecek nitelikte olup olamadığı sorunu ile

sınırlandırılabileceği kanaatindedir (Sarıca

ve Dilaver/Türkiye, 11765/05, 27/5/2010, § Ergen ve Diğerleri/Türkiye, 35364/05,

7/12/2010, Yetiş ve diğerleri/Türkiye,

40349/05, § 44, 6/7/2010).

60. Başvuru konusu davada

Mahkeme tarafından belirlenen kamulaştırma bedeli dava kesinleşmeden başvurucu

adına banka hesabına yatırılmıştır. Bu durumda başvurucunun kamulaştırma

bedeline devletin alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması

talebinin Anayasa’nın 46. maddesi kapsamında anayasal dayanağı bulunmamaktadır.

61. Bu durumda kamulaştırmasız

el atma nedeniyle tazminat davasında dava tarihine göre belirlenen bedelin

kişinin uğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığı

olması yanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyle ödenmesi arasında geçen dönemde

gözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer kaybetmemiş olması

gerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59).

62. Somut başvuruya konu 15/5/2006 tarihinde açılan davada Mahkemenin 29/11/2011

tarihli kararıyla başvurucuya 990.643,67 TL ödenmesine karar vermiştir.

Başvurucu kararın kesinleşmesini beklemeden 21/12/2011

tarihinde alacağını icra takibine konu yapmış ve davalı İdare icranın

durdurulması için dosyaya teminat olarak 1.253.015,05 TL depo etmiştir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 17/5/2012 tarihli onama

kararı sonrasında başvurucu depo edilen bedelin tamamını 21/6/2012 tarihinde

çekmiş, daha sonra ise eksik kalan ödemeyi tamamlamak için 10/1/2013 tarihinde

başvurucuya 494.650.36 TL daha idarece icra kanalıyla ödenmiştir. Bu şekilde

başvurucu Mahkeme kararıyla hak ettiği tazminatın tamamını kanuni faiziyle ve

yargılama giderleriyle birlikte tahsil etmiştir.

63. Davanın açıldığı Mayıs 2006

tarihi ile başvurucunun depo edilmiş ilk ödemeyi aldığı Haziran 2012 tarihi

arasında geçen 73 aylık sürede Merkez Bankası verilerine göre (fiili ödeme

zamanı) mahkemenin hüküm altına almış olduğu tazminat % 59,72 oranında değer

kaybına uğramıştır. Bir diğer ifade ile Mahkemece ödenmesine karar verilen

990.643,67 TL’nin değer kaybını telafi edebilmek için 591.604 TL ödenmesi

gerekmektedir. Bu süre zarfında uygulanan yasal faiz ise yaklaşık 544.473

TL’dir. Bu iki değer arasındaki 47.131 TL farkın toplam tazminat bedeline oranı

% 4,76’dır. Bir diğer ifadeyle bu dönemde meydana gelen enflasyon artışı kanuni

faizden % 4,76 daha yüksek gerçekleşmiştir.

64. Yargılama masraflarının

tamamı ve faiziyle birlikte esas alacaktan kalan bedel karşılığı 494.650,36 TL

başvurucuya 10/1/2013 tarihinde ödenmiştir. Haziran

2012 ile Ocak 2013 dönemi arasında ise enflasyondaki artış % 4,14 olarak

gerçekleşmiştir. Bu dönemde kalan alacağa uygulanan kanuni faiz ise yaklaşık %

4,78 olarak meydana gelmiş ve enflasyonun üzerinde gerçekleşmiştir.

65. Bu durumda başvurucuya

ödenen kanuni faiz ile tazminatın enflasyon karşısında değerindeki aşınma

karşılaştırıldığında, kanuni faiz ödemesi sonrasında % 4 civarında bir değer

kaybının başvurucu üzerine bırakıldığı anlaşılmaktadır.

66. Devlet tarafından ödenecek

bir bedelin enflasyon karşısındaki değer kayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma

gitmektedir. Mahkemelerce belirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi halinde

daha katı bir tutum sergileyerek %5’e kadar değer kayıplarını hesaplama

faktörlerindeki değişkenlerle ilgili kabul etmektedir (bkz.,

Arabacı/Türkiye, B. No: 65714/01,

7/3/2002). Çünkü burada ödemelerin geç yapılması, mahkeme kararlarının icra

edilmesi ile ilgili bir sorundur. AİHM, bunun yanında mahkemelerde geçen

yargılama süresindeki enflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinin değer kaybında

meydana gelen farkın tazminatın belirlenmesi yönteminden kaynaklandığı ve bu

konuda ulusal yargıcın belirli bir takdir imkânı olduğu gerekçesiyle daha esnek

yorumlamakta, bu farkın başvurucular açısından aşırı bir yük getirip

getirmediğini inceleyerek karar vermektedir. Örneğin bahsedilen şekilde

incelediği bir davada AİHM, %10,74’lük bir değer kaybının aşırı bir yük

getirmediğine karar vermiştir (bkz. Güleç ve

Armut/Türkiye, B. No: 25/969/09,

16/11/2010).

67. Anayasa’nın 13. ve 35.

maddeleri birlikte okunduğunda mülkiyet hakkına yapılacak müdahalenin ölçülü

olması gerektiği açıktır. Bu çerçevede kamulaştırma gibi kamulaştırmasız el

atmalarda da tazminat bedeline değerindeki hissedilir aşınmayı giderecek

şekilde faiz uygulanmaması Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılık

oluşturacaktır. Bununla birlikte yargılama sürecinde enflasyon nedeniyle

tazminat bedelinde meydana gelebilen ve makul görülebilecek değer aşınmaları

başvurucu üzerine aşırı bir yük getirmediğinden kamu yararı ile başvurucunun

mülkiyet hakkı arasındaki dengeyi bozduğu ve ölçülülük ilkesini ihlal ettiği

söylenemez.

68. Başvuru konusu olayda

başvurucu maddi tazminata ilişkin olarak, yerel mahkemede talep etmiş olduğu

tazminat miktarının tamamını almıştır. Asliye Hukuk Mahkemesince dava tarihinden

itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar hükmolunan faiz oranı bu süre

içerisindeki paranın değer kaybının yaklaşık % 4 altında olup, başvurucu

üzerine aşırı bir yük getirmemektedir.

69. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

ii. Yargılama

Süresinin Makul Olmadığı İddiası

70. Başvurucu, 2006 yılında

açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının altı yıldan uzun sürede

tamamlandığını belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

71. Adalet Bakanlığı görüşünde,

yargılama süresinin makul olup olmadığı incelenirken her olayın kendine özgü

koşulları, davanın karmaşık olup olmadığı, yargılama süresince tarafların

gösterdiği davranışlar ve yetkili makamların tutumları ile davanın başvurucu

açısından taşıdığı önem gibi hususların dikkate alındığı belirtilmiş, somut

başvuruda davanın 6 yıl 7 ay sürdüğü ve uzamaya etki eden en önemli nedenin ilk

derece mahkemesi kararının birden fazla temyize konu olması olduğu,

başvurucunun yargılama süresinin uzun olduğuna yönelik şikâyetleri incelenirken

bu hususların da göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda

bulunulmuştur.

72. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı beyanında, makul süreyle ilgili şikâyetini tekrar

etmiştir.

73. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18)

74. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

75. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

76. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

77. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

78. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın

141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

79. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).

80. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

81. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

82. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

83. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, asliye hukuk mahkemesi nezdinde açılan kamulaştırmasız el atma

nedeniyle bir tazminat davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı

Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin,

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

84. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 15/5/2006 tarihidir.

85. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu

kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin,

başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen 5. Hukuk Dairesinin

E.2012/16689, K.2012/24335 sayılı karar tarihi olan 28/11/2012

tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

86. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 51).

87. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun kamulaştırmasız el atma

nedeniyle tazminat talebi olduğu, 15/5/2006 tarihinde

açılan davanın yargılama sürecinde ilk derece mahkemesince verilen 31/12/2007

tarihli kararın temyiz incelemesi neticesinde bozulduğu, ilk derece

mahkemesince verilen 11/6/2009 tarihli direnme kararının da bozulduğu ve

Mahkemenin 29/11/2011 tarihli son kararının Yargıtayca

onanarak kesinleştiği, davanın ilk derece mahkemesinde genellikle makul sürede

tamamlandığı, İlk derece mahkemesi kararının birden fazla temyize konu olması

ve temyiz sürecindeki farklı kararların yargılamanın uzamasında etkili olduğu

anlaşılmaktadır.

88. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi

önünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları

konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 33).

89. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış

ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye

hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64),

başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası

gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut

başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı

ve yaklaşık 6 yıl 7 aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

90. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

91. Başvurucu, Mahkemece

ödenmesine karar verilen tazminata kamu alacakları için öngörülen en yüksek

faizin ödenmemesi nedeniyle 969.158 TL maddi tazminat talep etmiştir. Başvurucu

ayrıca yargılama süresinin makul olmadığı şikâyetini de dile getirmiş, ancak

buna bağlı manevi tazminat talebinde bulunmamıştır.

92. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

93. Başvurucu makul süreye bağlı

olarak manevi tazminat talebinde bulunmadığından taleple bağlılık ilkesi gereği

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yapılan ihlal tespitine bağlı olarak

manevi tazminat ödenmesi hususunda karar verilmesine yer bulunmamaktadır.

94. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, mülkiyet hakkına yönelik olarak

ihlal olmadığı yönünde karar verildiği ve tespit edilen makul sürede yargılanma

hakkının ihlali ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

95. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun maddi tazminat talebinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

4/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Selami ER Başvurucu : Cavit BAĞYAPAN Vekili : Av. Suat SERT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1444, 4 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1444
Tarih
4 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Yusuf Burak Çelik Başvurusu (B. No: 2013/2538)
  • Cebrail Türkmen Başvurusu (B. No: 2013/1764)
  • Mehmet Ali Beylikçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/381)
  • Tahir Canan Başvurusu (B. No: 2013/839)
  • B.ç. Başvurusu (B. No: 2013/2349)
  • Bayram Siviş Başvurusu (B. No: 2014/5844)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.