İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Saim Seçik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/25677)

1. Başvuru, taşınmazın koruma amaçlı uygulama imar

Başvuru No2017/25677Tarih13 Ekim 2020Okuma18 dk · 3.506 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Saim Seçik Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
13 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2017/25677
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.506 kelime·18 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, taşınmazın koruma amaçlı uygulama imar

planında doğal sit alanı (mesire) olarak belirlenmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 1/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

7. Başvurucu Mehmet Aycan Onur 4/3/2020 tarihinde vefat

etmiş olup eşi Zeytuna Onur ile çocukları İzzet Renay Onur, Reşat Onur ve Olga

Ayça Onur İstanbul 39. Noterliğinin 17/4/2020 tarihli mirasçılık belgesini

sunarak 2/7/2020 tarihinde başvuruya devam etmek istediklerini bildirmişlerdir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, İstanbul'un Sarıyer ilçesine bağlı Maden

Mahallesi'nde bulunan 926 ada 1 parsel sayılı 16.559,59 m2 yüz ölçümlü taşınmazın malikidir.

10. Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı

14/12/1974 tarihinde taşınmazın korunması gerekli sit sahası olduğuna

karar vermiştir. Bu karar Kurulun 24/6/1983 tarihli kararıyla uygun

bulunmuştur.

11. Taşınmaz 22/7/1983 tarihinde yürürlüğe giren 1/5.000

ölçekli Boğaziçi nazım imar planında ve 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi

Kanunu eki haritalarda Boğaziçi Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri

olarak tanımlanan alanda kalmaktadır.

12. İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Bölge Kurulunun 21/4/1999 ve 26/2/2002 tarihli kararları ile taşınmaz 1.

derece doğal sit alanı olarak tescil edilen alanda kalmaktadır.

13. 1/5.000 ölçekli Sarıyer Gerigörünüm ve Etkilenme

Bölgeleri koruma amaçlı nazım imar planı 25/6/1999 tarihinde yürürlüğe girmiş,

taşınmazın bulunduğu alan 29/7/2003 tasdik tarihli 1/1.000 ölçekli Sarıyer

Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri koruma amaçlı uygulama imar planında

doğal sit alanı (mesire) olarak planlanmıştır.

14. Başvurucular, Sarıyer Belediye Başkanlığı İmar ve

Şehircilik Müdürlüğüne 15/12/2011 tarihli dilekçe ile başvurarak taşınmazın

imar durumu hakkında bilgi talep etmiştir. Anılan Belediye tarafından verilen

20/2/2011 tarihli cevap yazısında taşınmazın 29/7/2003 tasdik tarihli 1/1.000

ölçekli Sarıyer Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri koruma amaçlı uygulama imar

planında doğal sit alanında (mesire) kaldığı ifade edilmiştir.

15. Başvurucular 24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı

Kanun'un 21. maddesi uyarınca uzlaşma görüşmesi yapmak amacıyla 21/2/2014

tarihli dilekçelerle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Kültür ve Turizm

Bakanlığına başvurmuştur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 14/3/2014 tarihli cevap

yazısında 2960 sayılı Kanun uyarınca husumetin İstanbul Büyükşehir Belediyesi

veya ilçe belediyelerine ait olacağını belirtmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı

19/8/2014 tarihli cevap yazısında ise "...taşınmazın kamulaştırılması

konusunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel

Müdürlüğünce değerlendirilerek ilgilisine bilgi verilmesi"

denilmiştir.

16. Başvurucular 7/11/2014 tarihinde İstanbul 3. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır. Başvurucular bu davada,

hissedar oldukları taşınmazın imar planında doğal sit alanı (mesire) olarak

belirlendiğini, taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığını ileri sürerek

uğradıkları zararın giderilmesini istemiştir.

17. Mahkeme 26/10/2016 tarihinde davayı reddetmiştir.

Kararda 7/9/2016 tarihinde yürürlüğe giren 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı

Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 4/11/1983 tarihli ve 2942

sayılı Kamulaştırma Kanunu'na birtakım hükümler eklendiği vurgulanmıştır. Bu

bağlamda uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılan

taşınmazların kamulaştırılması için öngörülen beş yıllık sürenin 2942 sayılı

Kanun'a eklenen geçici 11. madde gereğince bu maddenin yürürlüğe girdiği

tarihten itibaren başlayacağı ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce

açılan ancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara da bu

madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

18. Başvurucular verilen karara ilişkin istinaf talebinde

bulunmuş, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdare Dava Dairesi 11/4/2017

tarihinde istinaf talebinin reddine kesin olarak karar vermiştir.

19. Nihai karar 4/5/2017 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucular 1/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

21. Başvurucular 7/2/2020 tarihli dilekçe ile İstanbul

Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne başvurarak 21/7/1983 tarihli ve

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 15. maddesinin

birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında trampa talebinde bulunmuştur.

Başvurucular, toplam alanı 16.559,59 m2 olan

taşınmazın Sarıyer Belediyesince kamulaştırmasız olarak el atılan ve mahkeme

kararı ile mülkiyeti Belediye lehine terk edilecek olan 473,72 m2lik kısmın mahsup edilerek 16.058,87 m2lik kısmının trampası talebinde bulunmuşlardır.

22. İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü

30/4/2020 tarihli cevap yazısında, taşınmazın Sarıyer Gerigörünüm ve Etkilenme

Bölgeleri koruma amaçlı uygulama imar planında 1. derecede doğal sit alanı

(mesire) lejantlı alanda kısmen de yol alanında kaldığı

açıklanmıştır. Cevap yazısında ayrıca 3/8/2013 tarihli ve 28727 sayılı Resmî

Gazete'de yayımlanan Tabiat Varlıkları, Doğal Sit Alanları ve Özel Çevre Koruma

Bölgelerinde Kalan Yapı Yasaklı Taşınmazların Hazine Taşınmazları ile

Değiştirilmesi Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) ilgili maddelerine göre bu

durumdaki taşınmazların trampaya konu edilemeyeceği ifade edilmiştir. Aynı ada

içindeki bütün parsel maliklerinin trampa başvurusunda bulunması gerektiği,

tapu kütüğünde taşınmazın doğal sit alanında kaldığına dair şerh dışında başka

takyidatlar da bulunduğu belirtilerek bunların da Yönetmelik'e aykırı olması

nedeniyle trampa talebinin reddedildiği dile getirilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Mevzuat

Hükümleri

23. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Hüseyin Ünal, B. No:

2017/24715, 20/9/2018, §§ 17-29.

24. Konu ile ilgili hukuk için bkz. Ahmet Bölge, B.

No: 2014/13133, 28/9/2016, §§ 24-28.

B. Danıştay

İçtihadı

25. Danıştay Altıncı Dairesinin 26/10/2017 tarihli ve E.2017/4323,

K.2017/8356 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden,

davacıların anılan taşınmazı 08.06.1962 tarihinde edindikleri, söz konusu

taşınmazın da bulunduğu alanın Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek

Kurulunun 14.12.1974 tarihli, 8172 sayılı kararıyla doğal sit alanı olarak ilan

edildiği, ve aynı Kurulun 24.06.1983 tarihli, 15175 sayılı kararı ile sınırları

belirlenen ve 1/5000 ile 1/1000 ölçekli imar planlarına göre Boğaziçi Sahil

Şeridi ve Öngörünüm Bölgesinde kaldığı, taşınmazın da bulunduğu bu alanda;

korunması gereken eserler ve yapılar dışında hiçbir şekilde yapı yapılamayacağı

kuralı olduğu, dava konusu taşınmaz üzerinde ekonomik değer taşıyan hiçbir yapı

olmadığı ve davacılar tarafından bahçe olarak kullanıldığı, taşınmazın

22.07.1983 onanlı 1/1000 ölçekli Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi Uygulama İmar

Planında, 'konut alanı' kullanımında kaldığı, ancak taşınmaza Boğaziçi

Kanunu'nun geçici 4. maddesi uyarınca yeşil alan statüsü uygulandığı, bu

kullanımlara ayrılan parsellerde korunması gerekli kültür varlığı dışında

hiçbir yapı yapılamayacağı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta, davaya konu taşınmaz için

yapılaşma izni verilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, zira taşınmazın

baştanberi Boğaziçi Öngörünüm bölgesinde olması ve doğal sit alanında kalması

nedeniyle zaten konumu gereği kısıtlı bir taşınmaz olduğu, kamulaştırmasız el

atma davalarının, üzerinde yapılaşma imkanı bulunan taşınmazların sonradan kamu

hizmetine ayrılması sonucunda taşınmazda meydana gelen hukuki kısıtlamalar nedeniyle

açılabileceği, buna karşın, bulunduğu alan veya bölge gereği doğal olarak

kısıtlılık halini bünyesinde barındıran taşınmazlarda 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanununun uygulanamayacağı, yukarıda yer verilen 2863 sayılı Kanunun ilgili

şartları sağlanarak 'takas' talebinde bulunulabilecek olup bu talebin de somut

olaya göre değerlendirileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Bu durumda, idarelerin sit alanlarında

kamulaştırma yapma zorunluluğunun bulunmadığı, ancak bu statüde bulunan

taşınmazlar için hazine taşınmazlarıyla takas imkanının sunulması için koruma

amaçlı imar planı bulunması gerektiği, koruma amaçlı imar planı yapımı için

idarelere sit ilanından bu yana belli bir yasal süre tanındığı, esasen

uyuşmazlığa konu taşınmazın kısıtlılığının 2960 sayılı Kanundan kaynaklandığı

ve kamulaştırılması zorunlu bir statüde bulunmadığı, bu nedenle kamulaştırmasız

el atma nedeniyle oluşan bir zarardan da bahsedilemeyeceğinden davanın reddine

karar verilmesi gerekmekte iken dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına

ilişkin kararda isabet bulunmamaktadır."

26. Danıştay Altıncı Dairesinin 12/12/2017 tarihli ve

E.2017/3161, K.2017/10690 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden,

davacının anılan taşınmazı 30.06.2014 tarihinde intikal yoluyla edindiği, söz

konusu taşınmazın da bulunduğu alanın Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar

Yüksek Kurulunun 14.12.1974 tarihli, 8172 sayılı kararıyla doğal sit alanı

olarak ilan edildiği, ve aynı Kurulun 24.06.1983 tarihli, 15175 sayılı kararı

ile sınırları belirlenen ve 1/5000 ile 1/1000 ölçekli imar planlarına göre

Boğaziçi Sit Alanı Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgesinde kaldığı, taşınmazın da

bulunduğu bu alanda; korunması gereken eserler ve yapılar dışında hiçbir şekilde

yapı yapılamayacağı kuralı olduğu, taşınmazın, 24.02.1984 onay tarihli

1/5000 Ölçekli Boğaziçi Doğal ve Tarihi Sit Değerlerini İçeren Nazım İmar

Planında yeşil alanda ve 22.07.1983 onay tarihli 1/1000 ölçekli Boğaziçi

Öngörünüm Bölgesi Uygulama İmar Planının Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon

Kurulunun 13.06.2011 tarihli, 2011/2 sayılı kararı ile sayısallaştırılmış

paftasında kent bütününe hizmet eden yeşil alanda kaldığı, taşınmazın koruya

katılacak alan olarak düzenleneceği kararı alınmış olduğu, bu kullanımlara

ayrılan parsellerde korunması gerekli kültür varlığı dışında hiçbir yapı

yapılamayacağı anlaşılmaktatır.

Uyuşmazlıkta, davaya konu taşınmaz için

yapılaşma izni verilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, zira taşınmazın

baştanberi Boğaziçi Öngörünüm bölgesinde olması ve doğal sit alanında kalması

nedeniyle zaten konumu gereği kısıtlı bir taşınmaz olduğu, kamulaştırmasız el

atma davalarının, üzerinde yapılaşma imkanı bulunan taşınmazların sonradan kamu

hizmetine ayrılması sonucunda taşınmazda meydana gelen hukuki kısıtlamalar nedeniyle

açılabileceği, buna karşın, bulunduğu alan veya bölge gereği doğal olarak

kısıtlılık halini bünyesinde barındıran taşınmazlarda 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanununun uygulanamayacağı, yukarıda yer verilen 2863 sayılı Kanunun ilgili

şartları sağlanarak "takas" talebinde bulunulabilecek olup bu talebin

de somut olaya göre değerlendirileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Bu durumda, idarelerin sit alanlarında

kamulaştırma yapma zorunluluğunun bulunmadığı, ancak bu statüde bulunan

taşınmazlar için hazine taşınmazlarıyla takas imkanının sunulması için koruma

amaçlı imar planı bulunması gerektiği, koruma amaçlı imar planı yapımı için

idarelere sit ilanından bu yana belli bir yasal süre tanındığı, esasen

uyuşmazlığa konu taşınmazın kısıtlılığının 2960 sayılı Kanundan kaynaklandığı

ve kamulaştırılması zorunlu bir statüde bulunmadığı, bu nedenle kamulaştırmasız

el atma nedeniyle oluşan bir zarardan da bahsedilemeyeceğinden davanın reddine

karar verilmesi gerekmekte iken dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına

ilişkin kararda isabet bulunmamaktadır.

Öte yandan, bozma kararı üzerine

verilecek kararda, husumet bakımından da yeniden bir değerlendirme yapılacağı

açıktır."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

28. Başvurucular; imar planında taşınmazın sit alanına

ayrılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini, bu müdahale sebebiyle

taşınmazı dilediği gibi kullanamadıklarını belirtmiştir. Başvurucular,

taşınmazlarının uzunca bir süredir kamulaştırılmamasının mülkiyet hakkının

ihlaline yol açtığını ifade etmiştir. Başvurucular bunun yanında dava sürecinde

yapılan yasal değişikliklerin geriye yürütülmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının da ihlal edildiğini de ileri sürmüştür.

29. Başvurucular 2/7/2020 tarihli ek beyan dilekçelerinde

yapmış oldukları trampa başvurusunun İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl

Müdürlüğünün 30/4/2020 yazısıyla reddedildiğini, mülkiyet hakkına ilişkin

ihlalin giderilmesi için taşınmazın kamulaştırılmasından başka bir yol

kalmadığını ifade etmiştir.

B. Ön Sorun

30. Öncelikle başvuruda bulunan Mehmet Aycan Onur'un

ölümü sonrası kimlerin başvuruya devam edebileceklerinin değerlendirilmesi

gerekmektedir.

31. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı örneğinde olduğu

gibi belli bazı haklarla ilgili başvurularda gerçek kişilerin bireysel

başvuruda bulunduktan sonra ölmesi durumunda mirasçılarının makul bir süre

içinde bireysel başvuruya devam etmek istediklerini Anayasa Mahkemesine

bildirmeleri hâlinde düşme kararı vermeyip başvuruyu incelemeye devam

etmektedir. Bu durumda mirasçılar başvurunun tarafı hâline gelmektedir. Anayasa

Mahkemesinin bu konudaki yaklaşımı T.G. (B. No: 2017/21163, 9/1/2019, §§

17-20), kararında şöyledir:

"17. Anayasa Mahkemesi Asya Oktay

ve diğerleri kararında (B. No: 2014/3549, 22/3/2017, §§ 18-21) başvurucunun

bireysel başvurunun yapıldığı tarihten sonra ölmesi durumunda başvurunun

incelenmesine devam edilip edilemeyeceğine ilişkin ilkelerini belirlemiştir.

Anılan kararın ilgili bölümü şöyledir:

'18. Uygulamada hukuk yargılamalarında,

taraflardan birinin ölümü halinde dava sonunda verilecek hükmün olumlu veya

olumsuz bir şekilde mirasçıların haklarını etkilemesi nedeniyle davaya

mirasçılar tarafından devam edilebileceğinin kabul edildiği hallerde,

mahkemelerce mirasçılara usulüne uygun olarak tebligat yapılarak mirası reddetmeyen

mirasçıların mecburi dava arkadaşı olarak davada yer almalarının sağlandığı

görülmektedir (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi E. 2015/20127, K. 2015/21189,

26/11/2015).

19. Asli görevi Anayasa'yı yorumlamak,

böylece Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklerin kapsam ve sınırlarını

belirlemek olan Anayasa Mahkemesinin (Mahkeme) bireysel başvuru yolunda

başvurucuların başvuru tarihinden sonra vefat etmeleri hâlinde yukarıda yer

verilen usulü benimseyerek 4721 sayılı Kanun'un anılan hükümlerindeki tarihleri

tespit etme ve buna göre mirası reddetmeyen mirasçıların başvuruya devam

etmelerini sağlama yükümlülüğünü üstlenmesinin, Mahkemenin asli görevini yerine

getirmesi önünde engel teşkil edecek ve böylelikle Mahkemeyi temel işlevinden

uzaklaştırabilecek olması nedeniyle bireysel başvurunun niteliğine uygun

düşmediği görülmektedir.

20. İçtüzük'ün 80. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (ç) bendine göre başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini

haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine varılması hâlinde başvurunun

düşmesine karar verilebilir. Bununla birlikte İçtüzük'ün 80. maddesinin (2)

numaralı fıkrası gereği Anayasa'nın uygulanması, yorumlanması veya temel

hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının

gerekli kıldığı hâllerde başvurunun incelenmesine devam edilebileceği

öngörülmüştür.

21. Yukarıda yer verilen açıklamalar

doğrultusunda Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların

kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli

kıldığı hâller gibi başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir

sebebin olmadığı kanaatine varıldığı durumlarda, başvurucuların vefat etmesi

hâlinde başvuruya devam edilmesinin sağlanması yönünden öncelikli yükümlülüğün

başvuruya devam etme hakları olan şahıslarda bulunduğu kabul edilmelidir.'

18. Anayasa Mahkemesi Asya Oktay ve

diğerleri içtihadından sonraki dönemde, bireysel başvuru devam ederken

başvurucunun ölmesi durumunda ölenin mirasçılarına başvuruya devam edip

etmeyecekleri hususunda bildirimde bulunma yönünde bir uygulama

gerçekleştirmemiş, ölüm tarihinden sonra makul bir süre içinde kendiliğinden

Anayasa Mahkemesine başvurarak başvuruya devam etmek istediğini bildiren

mirasçıların -menfaatlerinin bulunup bulunmadığını da gözeterek- başvurularını

incelemiştir (örnek kararlar için bkz. Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685,

23/5/2018 [ölümden yaklaşık üç ay sonra]; Fatma Ülker Akkaya, B. No:

2014/18979, 22/2/2018 [ölümden iki ay sonra]). Buna karşılık mirasçıların

başvuruyu devam ettirme yönündeki iradelerini Anayasa Mahkemesine bildirmediği

hallerde düşme kararı verilmektedir (örnek kararlar için bkz. Ali Sedat Yücelik

ve diğerleri, B. No: 2015/2574, 9/5/2018, §§ 22-25; Abbas Çelik ve diğerleri,

B. No: 2014/749, 7/3/2018, §§ 26-29; Haşim Özpolat, B. No: 2014/3140,

21/9/2017, § 19 Şükran Çopuraslan, B. No: 2014/4695, 14/9/2017, § 22).

19. Anayasa Mahkemesi, ölenin

mirasçılarının başvuruyu devam ettirme iradelerinin ancak makul süre içinde

yapılması hâlinde geçerli olabileceğini kabul etmekle birlikte bu süreyi

somutlaştırmamıştır. Hukuki belirliliğin sağlanması bakımından mirasçıların

başvuruyu devam ettirme iradelerinin geçerli kabul edilebileceği makul sürenin

ne olduğunun belirginleştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

20. 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrasında öngörülen otuz günlük bireysel başvuru süresinin

mirasçılar yönünden de kıyasen uygulanması gerektiği düşünülebilir. Ancak Türk

hukukunda mirasçıların mirası reddetme hakkını da haiz oldukları gözetildiğinde

makul sürenin tespitinde mirası ret süresinin de gözönünde bulundurulması

gerektiği değerlendirilmiştir. 4721 sayılı Kanun'un 606. maddesinin birinci

fıkrasında, yasal ve atanmış mirasçıların mirası üç ay içinde

reddedebilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla bireysel başvuru yapıldıktan

sonra ölen başvurucuların mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönündeki

taleplerini Anayasa Mahkemesine iletebilecekleri makul sürenin -haklı

mazeretler saklı kalmak kaydıyla- ölüm tarihinden itibaren dört ay olarak

tespitinin uygun olacağı sonucuna ulaşılmıştır."

32. Mevcut başvuruda ise Zeytuna Onur, İzzet Renay Onur,

Reşat Onur ve Olga Ayça Onur'un sundukları mirasçılık belgesine göre Mehmet

Aycan Onur'un mirasçısı oldukları ve süresinde başvuruya devam istediklerini

beyan ettikleri görülmektedir. Dolayısıyla Zeytuna Onur, İzzet Renay Onur,

Reşat Onur ve Olga Ayça Onur'un başvuruya devam yönündeki beyanları dikkate

alınmıştır.

C. Değerlendirme

33. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.''

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucular, mülkiyet hakkı dışında adil yargılanma hakkının da ihlal

edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucuların asıl şikâyetinin imar

uygulamasında kamu hizmeti alanı olarak ayrılması sebebiyle maliki oldukları

taşınmazdan diledikleri gibi yararlanamadıklarına, taşınmazı kullanamadıklarına

ve ondan tasarruf edemediklerine yönelik olduğu anlaşıldığından başvurucuların

bütün şikâyetleri mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.

35. Somut olayda başvurucuların hissedarı olduğu taşınmaz

koruma amaçlı imar planında doğal sit alanı (mesire) olarak belirlenmiştir.

Başvurucuların taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahisle açıkları

tazminat davası da derece mahkemesince 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici 11.

madde gereğince reddedilmiştir.

36. Anayasa Mahkemesi aynı konu ile ilgili şikâyetleri

daha önce incelemiş ve uygulanacak ilkeleri ortaya koymuştur (Hüseyin Ünal, §§

34-62). Anayasa Mahkemesi 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri

ile 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici 11. maddeye dayalı olan müdahalenin

kanunilik ölçütünü taşıdığını değerlendirmiş, ayrıca taşınmazın kamu hizmetine

tahsis edilmesine yönelik müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının

bulunduğunu açıklamıştır (Hüseyin Ünal, §§ 44-50). Bununla birlikte

Anayasa Mahkemesinin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/196, K.2018/34 sayılı kararı

ile anılan madde iptal edilmiştir. Bu çerçevede ölçülülük yönünden yapılan

değerlendirmede ise uygulama imar planının onaylanmasından itibaren beş yıldan

fazla süre geçmesine rağmen imar planında kamu hizmetine ayrılan taşınmazın

kamulaştırılmaması ve herhangi bir tazminat da ödenmemesinin başvurucuya şahsi

olarak aşırı bir külfet yüklediği kanaatine ulaşılmıştır. Bu sebeple

başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması

gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü

olmadığı kabul edilmiştir (Hüseyin Ünal, §§ 51-62).

37. Bununla birlikte somut olay çeşitli yönleriyle Hüseyin

Ünal başvurusundan farklı özellikler taşımaktadır. Hüseyin Ünal

başvurusuna konu olayda taşınmaz uygulama imar planı ile kamu hizmet alanına

ayrılmış, başvurucu tarafından taşınmazın rayiç bedelinin ödenmesi istemiyle

açılan tam yargı davasında derece mahkemesi uygulama imar planlarında umumi

hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılan taşınmazların kamulaştırılması için

öngörülen beş yıllık sürenin 2942 sayılı Kanun'a eklenen geçici 11. madde

gereğince bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacağını

belirterek uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar

vermiştir. Başvuru konusu olayda ise taşınmaz koruma amaçlı uygulama imar planı

ile doğal sit alanı (mesire) olarak belirlenmiş, derece mahkemesi ise

yine aynı Kanun hükmünü esas alarak uyuşmazlığın esası hakkında karar

verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.

38. Konu ile ilgili Danıştay içtihadında kamulaştırmasız

el atma davalarının üzerinde yapılaşma imkânı bulunan taşınmazların sonradan

kamu hizmetine ayrılması sonucunda taşınmazda meydana gelen hukuki kısıtlamalar

nedeniyle açılabileceği açıklanmıştır. Buna karşın bulunduğu alan ve bölge

gereği doğal olarak kısıtlılık hâlini bünyesinde barındıran taşınmazlarda 2942

sayılı Kanun'un uygulanamayacağı, 2863 sayılı Kanun'daki şartlar sağlanarak

trampa talebinde bulunulabileceği, bu talebin de somut olaya göre

değerlendirileceği ifade edilmiştir. İdarelerin sit alanlarında kamulaştırma

yapma zorunluluklarının bulunmadığı, bu statüde bulanan taşınmazlara hazine

taşınmazlarıyla trampa imkânı sunulması için koruma amaçlı imar planı bulunması

gerektiği, koruma amaçlı imar planı yapımı için idarelere sit alanı ilanından

itibaren belirli bir yasal sürenin tanındığı belirtilmiştir. Taşınmazdaki

kısıtlılığın 2960 sayılı Kanun'dan kaynaklandığı, kamulaştırılması zorunlu bir

statüde bulunmadığı dile getirilmiştir. Bu nedenle kamulaştırmasız el atma

nedeniyle oluşan bir zarardan söz edilemeyeceğinden davanın reddine karar

verilmesi gerekirken uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesine yer

olmadığına hükmedilmesinde isabet bulunmadığı açıklanmıştır (bkz. §§ 25, 26).

39. Somut olayda başvurucuların hissedarı oldukları

taşınmaz koruma amaçlı imar planı ile doğal sit alanı (mesire) olarak

belirlenmiştir. Ancak taşınmazın fiili olarak mesire yeri vasfıyla kamunun

kullanımına açıldığına dair bir iddia ileri sürülmediğinden kamu hizmet alanına

ayrıldığını söylemek mümkün değildir. Konuyla ilgili Danıştay içtihadında da

sit alanı olarak belirlenen taşınmazlar hakkında 2942 sayılı Kanun'un

uygulanamayacağı, 2863 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiği ifade edilmiştir.

40. Bununla birlikte başvuru konusu olayda ise

başvurucuların hissedarı oldukları taşınmazın doğal sit alanı (mesire)

olarak belirlendiği görülmektedir. Başvurucular, taşınmazlarının uzunca bir

süredir kamulaştırılmamasından ve yapmış oldukları trampa başvurusunun idarece

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına ilişkin ihlalin giderilmesi için

taşınmazın kamulaştırılmasından başka bir yol kalmadığından yakınmaktadır.

Anayasa Mahkemesi aynı konu ile ilgili şikâyetleri daha önce incelemiş ve

uygulanacak ilkeleri ortaya koymuştur (Feriha Şencan ve diğerleri, B.

No: 2017/28732, 29/1/2020, §§ 52-74).

41. Feriha Şencan ve diğerleri kararında ölçülülük

yönünden yapılan değerlendirmede başvurucuların taşınmazının ödenek yokluğu

gerekçesiyle kamulaştırılmayarak trampa yolunun işaret edildiği ve trampa

yolunun taşınmazda meydana geldiği belirtilen zararları karşılama yönünde

yeterli bir giderim sağladığı ifade edilmiştir. Diğer taraftan başvurucular

tarafından trampa yoluna başvurulması yönünde yeterli ve etkili bir yöntem

izlenmemesi nedeniyle mevzuata uygun bir başvuru yapılamadığına ve

başvurucuların zararının giderilemediğine değinilmiştir. Neticede trampa

yapılması için taşınmaz maliklerinin tamamının birlikte başvurmasının aranması

nedeniyle başvurucuların mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı

arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğundan ve

müdahalenin ölçülü olmadığından söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır (Feriha

Şencan ve diğerleri, §§ 67-74).

42. Somut başvuruda da başvuruculara ait taşınmaz doğal

sit alanı (mesire) olarak tespit ve tescil edilmiştir. Buna göre

başvurucuların kamunun yararlanmasına açıldığı ileri sürülemeyen başka bir

anlatımla fiilen kamu hizmetine tahsis edilmeyen taşınmaza ilişkin olarak 2863

sayılı Kanun'un maliklere tanıdığı hak, muafiyet ve kolaylıklardan

yararlanabilmeleri mümkündür. Ayrıca, başvurucuların Koruma Bölge Kurulu

kararlarına karşı itiraz yolu açık olmasına rağmen bu yola başvurduklarına

ilişkin bir beyanlarının da olmadığı görülmektedir.

43. Öte yandan başvurucular, yapmış oldukları trampa

başvurusunun idarece reddedildiğini belirterek mülkiyet hakkına ilişkin ihlalin

giderilmesi için taşınmazın kamulaştırılmasından başka bir yol kalmadığını

ifade etmiştir. Gerçekten de idare 30/4/2020 tarihli cevap yazısı ile

başvurucuların trampa talebini reddetmiştir. İdare trampa talebini reddederken

öncelikle Yönetmelik'in 4 maddesinin (k) bendi ile 8 maddesinin (o) bendinde

yer alan yol, yeşil alan gibi kamu hizmet alanına ayrılmış olan taşınmazların

Hazine taşınmazları ile trampa edilemeyeceğine ilişkin hükümlere dayanmıştır.

Oysa başvurucular trampa talebinde bulunurken yol olarak ayrılan kısmın mahsup

edilerek kalan alanın trampa edilmesini istemişlerdir (bkz. § 21). Dolayısıyla

idarenin trampa talebini reddederken Yönetmelik'in anılan hükümlerini dayanak

aldığı kısmın başvurucular açısından geçerli olmadığı açıktır. İdare trampa

talebini reddederken asıl olarak aynı ada içerisindeki bütün parsel

maliklerinin başvurması gerektiği gerekçesine dayanmıştır. Başvurucular, trampa

başvurusunun idarece reddedilmesinden ve ihlalin giderimi için kamulaştırmadan başka

yol kalmadığından yakınmakta iseler de parselin kendileri dışındaki

maliklerinin de trampa talebinde bulunduğunu ortaya koyamamıştır. Kaldı ki Feriha

Şencan ve diğerleri kararında trampa yapılması için taşınmaz maliklerinin

tamamının birlikte başvurması şartının aranması nedeniyle başvurucuların

mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin

başvurucular aleyhine bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna

ulaşıldığı dikkate alındığında somut başvuruda Anayasa Mahkemesinin bu

içtihadından ayrılmayı gerektirecek bir neden bulunmamaktadır.

44. Sonuç olarak başvurucuların mülkiyet haklarına

yapılan müdahalenin taşıdığı kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan

dışı bir külfet yüklemediği, kamu yararı ile başvurucuların mülkiyet hakkı

arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 13/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : M.Emin KUZ Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Umut FIRTINA Başvurucular : 1. Ali Saim SEÇİK 2. Ayten ÇIRÇIR 3. Hatice Zişan TÜRER 4. Remzi Kutlu ÇIRÇIR 5. Sema ÇIRÇIRLI 6. Şahende Zülal ÇIRÇIR 7. Tevhide ÇIRÇIR 8. Yasemen ÇIRÇIR 9. İzzet Renay ONUR 10. O. Ayça ONUR BURNAK 11. Reşat ONUR 12. Zeytuna ONUR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/25677, 13 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Mevzuat
  12. B. Danıştay
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucuların İddiaları
  16. B. Ön Sorun
  17. C. Değerlendirme
  18. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça
  19. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/25677
Tarih
13 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Habibe Yıldırım ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/22109)
  • S.s.teos Tatil Köyü Altyapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2017/20651)
  • Mehmet Kanar Başvurusu (B. No: 2017/33904)
  • Murat Yenimahalle Başvurusu (B. No: 2018/36543)
  • Elmaz Kırımlı Başvurusu (B. No: 2018/35678)
  • Mehmet Keçeci Başvurusu (B. No: 2018/24673)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.