İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Sakarya Başvurusu (B. No: 2014/1346)

1. Başvuru; bir kamu iktisadi teşebbüsünde avukat olarak çalışan

Başvuru No2014/1346Tarih26 Ekim 2016Okuma21 dk · 4.196 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ali Sakarya Başvurusu

Karar tarihi
26 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/1346
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.196 kelime·21 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; bir kamu iktisadi teşebbüsünde avukat olarak çalışan

başvurucunun emekli olmadan önceki dönemde kurumu temsilen sonuçlandırdığı

davalarda kurum lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin, kamu avukatı - serbest

çalışan avukat ayrımı yapılmadan tamamının ödenmesinin meşru beklenti

oluşturmasına karşın ödenmemesi ve söz konusu vekâlet ücreti alacaklarının

tahsiline ilişkin idari ve yargısal süreçlerden bir sonuç alınamaması nedeniyle

mülkiyet hakkının; yargılamanın makul bir sürede sonuçlanmaması nedeniyle de

adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 29/9/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 29/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 26/2/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

4/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 14/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün

(DHMİ) Hukuk Müşavirliği biriminde "Kurum Avukatı" olarak çalışmakta

iken 23/9/2003 tarihinde görevinden istifa ettiğini bildirmiş ve ayrıca istifa

dilekçesinde; çalıştığı süre içinde tahakkuk edip de dağıtım kuralları gereği

ödenmediğini belirttiği 25.000 TL tutarında vekâlet ücretinin tarafına

ödenmesini talep etmiştir.

9. Başvurucu 25.000 TL vekâlet ücretinin ödenmesi istemiyle

10/10/2003 tarihinde DHMİ aleyhine Ankara Barosu Hakem Kuruluna başvurmuştur.

Baro Hakem Kurulu, avukatlık sözleşmesinden ve vekâlet ücretinden kaynaklanan

anlaşmazlıkların hakem yoluyla çözümüne ilişkin 19/3/1969 tarihli ve 1136

sayılı Avukatlık Kanunu'nun 167. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 3/3/2004

tarihli ve E.2003/98, K.2004/31 sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine baro

hakem kurullarının uyuşmazlığa bakma görevinin sona erdiğini gerekçe göstererek

dosyayı - başvuru formu ve eklerinde belirtilmeyen bir tarihte - Ankara 8.

Asliye Hukuk Mahkemesine göndermiştir.

10. Mahkeme 23/11/2005 tarihli ve E.2004/462, K.2005/373 sayılı

kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 9.916,37 TL'nin dava

tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya

verilmesine, fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar vermiştir.

11. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26/2/2007

tarihli ve E.2006/3417, K.2007/2289 sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Taraflar arasındaki uyuşmazlık eksik

ödenen vekalet ücreti alacağına ilişkin olup idari bir işlemden

kaynaklanmaktadır. S omut olayda kamu kurumu

niteliğinde olan davalıya husumet yöneltilerek kurumu belli doğrultuda ücret

alacağının ödenmesine ilişkin idari işlem tesis etmeye zorlayıcı hüküm

kurulması amaçlandığına göre, talebin idari nitelik taşıdığı kabul edilmelidir.

Bu tür bir uyuşmazlığın ise idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. 2577

sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu uyarınca “idari eylem ve işlemlerden dolayı

zarar görenler tarafından açılacak tam yargı davaları” idari dava türlerinden

olarak belirlenmiştir. Şu durumda davalı DHMİ İşletme Genel Müdürlüğü

hakkındaki dava 2577 sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince adalet mahkemelerinin

görev sınırları dışında kaldığından yargı yolu bakımından dilekçenin reddine

karar vermek gerekirken işin esasının incelenmiş olması bozmayı

gerektirmiştir."

12. Bozma ilamına uyan Mahkeme, 19/7/2007 tarihli ve E.2004/230,

K.2007/259 sayılı kararı ile, uyuşmazlığın çözümü bakımından idari yargı

yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın yargı yolu yanılgısı nedeniyle

reddine karar vermiştir.

13. Başvurucu bunun üzerine eksik ödendiğini belirttiği - daha

önceki aşamalarda 25.000 TL istenilmekle birlikte - 22.000 TL tutarındaki

vekâlet ücretinin tahsili istemiyle DHMİ aleyhine 1/11/2007 tarihinde Ankara 8.

İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Mahkeme, 6/10/2008 tarihli ve

E.2007/1317, K.2008/1366 sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Uyuşmazlığın çözümü için, 399 sayılı

Kanun Hükmünde Kararname'ye tabi olarak kamu personeli statüsünde görev yapan

ve ücret ve özlük hakları anılan Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenen

davacının, 1136 sayılı Yasa’nın 10/5/2001 tarihli Resmi Gazete yayımlanan 4667

sayılı Yasa’nın 77. maddesi ile değişik 164. maddesinin son fıkrası hükmünden

yararlanıp yararlanmayacağının ortaya konulması gerekmektedir.

Kamu Kurumu avukatlarının müvekkillerinin, tek

yanlı olarak yaptırım gücünü uygulama yetkisine sahip bulunan devlet kurumları

olduğu ve görevlerinin devlet hizmetinin yürütümü sırasında ortaya çıkan

hukuksal sorunların çözümüyle ilgili olduğu dikkate alındığında, hem temsil

ettikleri şahıslar (devlet kurumları) hem yaptıkları iş (kamu hizmeti) serbest

avukatlara göre farklılık arz etmektedir.

Bu durumda, 657 sayılı Yasa'da kurum

avukatlarına verilecek vekalet ücretine ilişkin olarak farklı bir düzenleme yapılmadığı

sürece, 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nda 4667 sayılı Yasa uyarınca yapılan

değişikliğin kamu personeli statüsünde bulunan kurum avukatlarına ve bu arada

davacıya ödenen vekalet ücretine uygulanan sınırlamayı kaldırdığından sözetmek mümkün değilidir.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacıya yukarıda

yer alan mevzuat hükümleri uyarınca ödeme yapıldığından davacının vekalet

ücretinin tazmin edilmesi yolundaki talebinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, davacı istifa etmiş olması

nedeniyle 657 sayılı Yasa hükümlerinin hakkında uygulanmayacağını iddia etmekte

ise de; davacının istifa etmiş olması görev yaptığı sürede içerisinde bağlı

olduğu mevzuat hükümlerinin uygulanabilirliğini etkilemeyeceğinden bu iddia

yerinde görülmemiştir."

14. Temyiz edilen karar Danıştay Onbirinci

Dairesinin 6/12/2011 tarihli ve E.2008/16145, K.2011/7220 sayılı ilamıyla

onanmıştır.

15. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 21/11/2013

tarihli ve E.2012/4518, K.2013/10716 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

16. Nihai karar başvurucu vekiline 13/1/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 3/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

18. 1136 sayılı Kanun’un "Avukatlık

Ücreti" kenar başlıklı 164. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları

şöyledir:

“Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının

karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.”

“Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak

karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin

borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.”

19. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun

"Mali Hükümler" başlıklı 5. Kısmında yer alan "Kapsam" kenar başlıklı 146. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Memurlara kanun, tüzük ve

yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanunla

sağlanan haklar dışında ücret ödenemez, hiçbir yarar sağlanamaz. (Gençlik ve

Spor hizmetleri uygulamasında fiilen görevlendirilecekler hariç.)"

20. 657 sayılı Kanun'un 146. maddesinin 2/11/2011 tarihli ve 659

sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ile Özel Bütçeli İdarelerde

Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin KHK'nın 19. maddesi ile yürürlükten

kaldırılmadan önceki üçüncü fıkrası şöyledir:

"Ancak, 2/1/1961 tarihli ve 196 sayılı

Kanunun 2 nci maddesi, 7/6/1926 tarihli ve 904 sayılı

Kanuna 30/1/1957 tarihli ve 6893 sayılı Kanunla eklenen ek 5 inci maddenin

birinci ve ikinci fıkraları, 19/7/1972 tarihli ve 1615 sayılı Kanunun 161 inci

maddesi, 13/1/1943 tarihli ve 4358 sayılı Kanunun değişik 14 üncü maddesi ve

2/2/1929 tarihli ve 1389 sayılı Kanun ile Katma Bütçeli Kurumların, İl Özel

İdareleri ve Belediyeler ile bunlara bağlı birliklerin davalarını sonuçlandıran

avukat ve saireye verilecek vekalet ücretine ilişkin

sair kanun hükümleri saklıdır. (Değişik cümle: 20/3/1997-KHK-570/8 md.) Şu kadar ki, vekalet ücretinin yıllık tutarı, hukuk

müşavirleri ve avukatlar için 10000, diğerleri için 6000 gösterge rakamının

memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt

tutarının oniki katını geçemez.(1) Bu esasa göre

yapılacak dağıtım sonunda artan miktar merkezde bir hesapta toplanarak Maliye

ve Gümrük Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmeliğe göre diğer avukatlar

arasında, yukarıdaki miktarı aşmamak üzere eşit olarak dağıtılır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 26/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu DHMİ bünyesinde "Kurum Avukatı" olarak

görev yaptığını, görev yaptığı süre boyunca dağıtım kuralları gerekçe

gösterilerek vekâlet ücretlerinin eksik ödendiğini, 23/9/2003 tarihinde bu

kurumdaki görevinden istifa ettiğini ve çalıştığı döneme ilişkin eksik ödenen

vekâlet ücretlerinin tarafına ödenmesini talep ettiğini, bu talebi

karşılanmayınca Baro Hakem Kuruluna başvurduğunu, yasa değişikliği nedeniyle

Baro Hakem Kurulunun görevi sona erince dosyanın gönderildiği Ankara 8. Asliye

Hukuk Mahkemesince davanın yargı yolu yönünden reddedildiğini, bunun üzerine

Ankara 8. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasının ise esastan

reddedildiğini ifade etmiştir.

23. Başvurucu 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin beşinci

fıkrasına göre vekâlet ücretinin avukata ait olduğunu, bu hükmün serbest

çalışan avukatlar yanında kamu kurumlarında görev yapan avukatları da

kapsadığını, ancak bu kanun hükmüne rağmen çalıştığı döneme ait vekâlet

ücretinin kamu kurumunda çalışan avukat olduğu gerekçesiyle kendisine eksik

ödendiğini belirterek mülkiyet hakkının; ayrıca bu alacağına kavuşmak için Baro

Hakem Kuruluna başvurduğu 10/10/2003 tarihinden Danıştayca

karar düzeltme isteminin reddedildiği 13/1/2014 tarihleri arasında on bir yıla

yakın zaman geçtiğini ve bu sürenin ise makul olmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlallerin tespiti ile makul

sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle 20.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesi ve eksik ödendiğini ileri sürdüğü 22.000 TL vekâlet ücreti

alacağının 32.384 TL işlemiş faizi ile birlikte ödenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

24. Başvurucu, istifa etmeden önce avukat olarak görev yaptığı

bir kamu kurumu olan DHMİ lehine sonuçlandırdığı davalarda bu kurum lehine

hükmedilen vekâlet ücretlerinin tamamının kendisine ödenmesi gerektiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu bu iddiasını, 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin beşinci

fıkrasındaki; dava sonunda karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata

ait olduğu yönündeki hükme dayandırmıştır. Başvurucunun iddiasına göre anılan

kanun hükmü uyarınca avukatı olarak İdareyi temsil edip sonuçlandırdığı

davalarda İdare lehine hükmedilen "vekâlet ücretlerinin tamamının tarafına

ödenmesi" yönünde bir "meşru beklentisi" bulunmaktadır. Bu

nedenle, başvurucunun söz konusu vekâlet ücretlerinin tamamının kendisine

ödenmesi yönünde "meşru bir beklentisi" olduğu hâlde ödenmediği

iddiasının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

25. Başvurucu ayrıca söz konusu kanun hükmünün, kamu

kurumlarında çalışan avukatlar ile serbest çalışan avukatlar arasında bir ayrım

gözetmeden bütün avukatları kapsadığını, ancak İdarenin bu hususu gözetmeden

vekâlet ücretlerini kendisine eksik ödediğini belirtmektedir. Dolayısıyla

başvurucu, serbest çalışan avukatlara vekâlet ücretlerinin tamamı ödendiği hâlde

kendisine kamu kurumu avukatı olduğu gerekçesiyle eksik ödenmek suretiyle

ayrımcılık yapıldığından da yakınmaktadır.

26. Başvurucunun, ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik

iddialarının soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp iddiaların Anayasa

ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)kapsamında yer alan diğer temel

hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

33). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında da ayrımcılık

yasağına ilişkin Sözleşme'nin 14. maddesinin Sözleşme kapsamındaki diğer hak ve

özgürlükler ile bağlantılı olarak incelenmesi gerektiği belirtilmiştir (Karlheinz Schmidt/Almanya,

B. No: 13580/88, 18/7/1994, § 22).

27. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin

tartışılabilmesi için kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda hangi

temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesi gerekir. Somut

olayda başvurucu, kamu kurumunda çalışan bir avukat ile serbest çalışan avukat

arasında vekâlet ücretlerinin ödenmesi konusunda ayrımcılık yapılarak mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle başvurucunun bu iddiaları

da ayrımcılık yasağı ile bağlantılı olarak mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmiştir.

28. Başvurucunun eksik ödendiğini belirttiği vekâlet

ücretlerinin tahsili istemiyle başvurduğu yargısal sürecin makul sürede

sonuçlanmadığı iddiası ise adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu, kamu kurumunda avukat olarak çalıştığı dönemde

vekâlet ücretlerinin eksik ödendiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

30. Bakanlığın görüş yazısında, başvurucu tarafından talebine

konu vekâlet ücreti hakkında somut nitelikte, istikrarlı bir içtihada dayanan

yargı kararı veya olması gereken durumundan farklı yönde uygulama yapıldığına

ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı bildirilmiştir.

31. Başvurucu cevap dilekçesinde, 1136 sayılı Kanun'un 164.

maddesinin beşinci fıkrasındaki hükmün maddi bir hukuk kuralı olup belirli

şahıslara uygulanabilecek olan 657 sayılı Kanun'un 146. maddesindeki usulî hukuk kuralına üstünlük taşıdığını ve bu hükmün

istifa eden kurum avukatlarına da uygulanamayacağını ifade etmiştir.

32. Öncelikle başvurucunun başvuruya konu olayda Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya

değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,

20/3/2014, § 25).

33. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35.

maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

34. Belirli durumlarda bir "ekonomik değer" veya

icrası mümkün bir "alacak" iddiasını elde etmeye yönelik "meşru

bir beklenti", Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde

ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli

bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik

ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan yeterli somutluğa sahip nitelikteki

bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta

mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin

kabulü için yeterli değildir. (Kemal Yeler

ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 37).

35. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında

olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde

iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma ise mevzuat

hükümleri ve yargı kararları ile yapılabilecektir (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845,

20/11/2014, § 37).

36. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26).

37. Başvuruya konu somut davada başvurucu, DHMİ bünyesinde

"Kurum Avukatı" olarak görev yaptığı dönemde İdareyi temsilen

sonuçlandırdığı davalarda İdare lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin 657

sayılı Kanun'un 146. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen dağıtım kuralları

gerekçe gösterilerek eksik ödendiğini, halbuki 1136 sayılı Kanun'un 164.

maddesinin beşinci fıkrasına göre vekâlet ücretinin avukata ait olduğunu

belirterek, eksik ödendiğini ileri sürdüğü vekâlet ücretlerinin ödenmesi

yönünde talepte bulunmuştur. Başvuru konusu olayda ihtilaf konusu; bir kamu

iktisadi teşebbüsü olan DHMİ bünyesinde avukat olarak çalışan başvurucuya,

serbest çalışan avukatlarda olduğu gibi sonuçlandırdığı davalarda temsil ettiği

İdare lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin tamamının ödenip ödenmeyeceğine

ilişkindir.

38. Anayasa'nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkının kamu kurumunda çalışan avukatlara aylık ve ücretleri yanında

ayrıca “vekâlet ücreti” ödenmesine ilişkin olarak bir güvence sağlamadığı açıktır.

Bununla birlikte bireyler ancak belirtilen ücretin ödenmesi konusunda kanuni

düzenleme veya içtihatlarda yeterli dayanağın olması hâlinde, bu yöndeki

talepleri mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilerek sağlanan güvencelerden

yararlandırılabilir. Öyleyse bu aşamada değerlendirilmesi gereken husus,

başvurucunun vekâleten İdareyi temsil ettiği davalarda mahkemelerce İdare

lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin tamamının kurum avukatı sıfatıyla

başvurucuya ödenmesi gerektiği iddiasının kanuni düzenlemeler veya yargısal

içtihatlar ile desteklenip desteklenmediği, böylece başvurucunun iddiasının

Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki güvence hükmüne uygulama alanı sağlayacak

yeterlilikte meşru beklenti oluşturup oluşturmadığıdır.

39. 1136 sayılı Kanun’un "Avukatlık Ücreti" kenar

başlıklı 164. maddesinin beşinci fıkrasında, dava sonunda, kararla tarifeye

dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu

belirtilmiştir.

40. Öte yandan, 657 sayılı Kanun'un 146. maddesinin olay

tarihinde yürürlükte bulunan üçüncü fıkrası uyarınca, kamu kurum ve

kuruluşlarının davalarını sonuçlandıran avukat ve saireye

verilecek vekâlet ücreti maddede belirtilen kıstaslara göre hesaplanacak üst

limitle sınırlanmıştır. İdare lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinden kamu

avukatlarına verilebilecek limiti aşan miktarın merkezde bir hesapta toplanarak

Maliye ve Gümrük Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmeliğe göre diğer avukatlar

arasında, söz konusu limiti aşmamak üzere eşit olarak dağıtılması

öngörülmüştür.

41. Görüldüğü üzere, idareler lehine hükmedilen vekâlet

ücretinin kamu avukatlarına verilip verilmeyeceği ve hangi esaslara göre

verileceğine ilişkin olarak uygulanma potansiyeli bulunan, diğer bir ifadeyle

çatışan iki farklı kanun hükmü bulunmaktadır. Birbiriyle çatışan bu hükümlerden

hangisinin kamu avukatlarına uygulanacağının belirlenmesi görev ve yetkisi

derece mahkemelerine aittir. Anayasa Mahkemesince derece mahkemelerinin yerine

geçilerek çatışan bu hükümlerden hangisinin uygulanması gerektiğinin saptanması

bireysel başvurunun ikincilliği ilkesiyle bağdaşmaz.

42. Başvurucu, idareler lehine hükmedilen vekâlet ücretinin kamu

avukatlarına ödenmesinde 1136 sayılı Kanun’un 164. maddesinin beşinci

fıkrasının uygulanması gerektiğini ve dolayısıyla idare lehine hükmedilen

vekalet ücretinin tamamının hiçbir kesintiye tabi tutulmadan kendisine

ödenmesinin zorunlu olduğunu ileri sürmüş, ancak bu yolda istikrarlı bir

içtihada dayanan yargı kararı sunmakta başarısız olmuştur. Dolayısıyla

başvurucunun, meşru beklenti olarak nitelendirmeye yetecek somutlukta bir

mülkün varlığını ispat yükümlülüğünü yerine getirdiğinden söz edilemeyeceğinden

Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan

yararlandırılmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

43. Başvurucu ayrıca 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin

beşinci fıkrasındaki düzenlemenin serbest çalışan avukatlar yanında kamu

kurumlarında ve kamu iktisadi teşebbüslerinde çalışan avukatları da

kapsadığını, buna göre mahkemelerce hükmedilen vekâlet ücretlerinin tamamının

davalarda idareyi temsil eden avukatlara ödenmesi gerektiğini belirterek 657

sayılı Kanun'daki vekâlet ücretine ilişkin dağıtım kurallarına göre eksik ödeme

yapılmak suretiyle ayrımcılık yasağı bağlamında mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden

de yakınmış ise de bir mülkiyet hakkının mevcut olmadığı sonucuna

ulaşıldığından mülkiyet hakkının ayrımcılık yasağıyla bağlantılı olarak

incelenebilmesi mümkün değildir.

44. AİHM de, mülkiyet hakkının ayrımcılık yasağı ile bağlantılı

olarak incelenebilmesi için öncelikle Sözleşme'ye ek

1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında korunması gereken bir mülkiyet

hakkının mevcut olması gerektiğini belirtmektedir (Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya, §§

94, 95; Guberina/Hırvatistan,

B. No: 23682/13, 22/3/2016, § 75; Fabian/Macaristan,

B. No: 78117/13, 15/12/2015, §§ 25-34).

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi

kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından,

mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

46. Başvurucu, kurum avukatı olarak görev yaptığı dönemde eksik

ödendiğini ileri sürdüğü vekâlet ücreti alacağının tahsili istemiyle başvurduğu

yargısal süreç bakımından yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı gerekçesiyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Başvurucu eksik ödendiğini belirttiği vekâlet ücreti

alacağının tahsiline ilişkin tarafı olduğu yargısal sürecin 2003 yılından beri

devam ettiğini belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

49. Bakanlığın görüş yazısında, daha önce benzer olayda görüş

bildirildiğinden bu konuda yeniden görüş bildirilmesine gerek olmadığı

belirtilmiştir.

50. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının

da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa'nın 141. maddesinin de Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği

açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

51. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

52. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak

sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici

olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma kapsamına girmektedir. Bu anlamda belirtilen

düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali veya bu karar nedeniyle uğranılan zararın

tazmini talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu tam yargı

davasının eksik ödendiği iddia edilen vekâlet ücretine ilişkin alacağın

tahsilini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görüldüğünden somut yargılama

faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna

kuşku yoktur (Selahattin Akyıl,

B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

53. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili makul süre

değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir (Güher Ergun

ve diğerleri, § 50). Ancak bazı özel durumlarda uyuşmazlığın ortaya

çıktığı daha önceki bir tarih de başlangıç tarihi olarak kabul

edilebilmektedir. Bu durum özellikle, yargısal süreç öncesinde ilgili idareye

müracaat edilmesinin söz konusu olduğu başvurular bakımından geçerlidir (Selahattin Akyıl, § 45). Somut başvuru

açısından bu tarih, başvurucunun DHMİ Genel Müdürlüğüne müracaat ettiği

23/9/2003 tarihidir.

54. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut

başvuru açısından bu tarih, Ankara 8. İdare Mahkemesince verilen hükmün

onanmasına dair ilama karşı yapılan karar düzeltme isteminin Danıştay Onbirinci Dairesince reddedildiği 21/11/2013 tarihidir.

55. Başvuruya konu olayda, başvurucu 23/9/2003 tarihinde görev

yaptığı DHMİ'ne başvuruda bulunarak eksik ödendiğini ileri sürdüğü vekâlet

ücretlerinin tarafına ödenmesini talep etmiş, bu talebinin İdarece

karşılanmaması üzerine 1136 sayılı Kanun'un 167. maddesi kapsamında 10/10/2003

tarihinde Ankara Barosu Hakem Kuruluna başvuruda bulunmuştur. Ancak anılan

maddenin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine Hakem Kurulu dosyayı

Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesine göndermiştir. Mahkeme ise 23/11/2005 tarihli

kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar vermiş; temyiz

edilen karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26/2/2007 tarihli ilamıyla, davanın

idari nitelikli olup uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu

gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkeme 19/7/2007 tarihli kararı ile bozma ilamına

uymuş ve yargı yolu yanılgısı nedeniyle davanın reddine karar vermiştir. Bu

karar doğrultusunda 1/11/2007 tarihinde açılan ve Ankara 8. İdare Mahkemesinde

görülen tam yargı davasında Mahkeme 6/10/2008 tarihli kararı ile davanın

reddine karar vermiş, temyiz edilen karar Danıştay Onbirinci

Dairesinin 6/12/2011 tarihli ilamıyla onanmış, karar düzeltme istemi de aynı

Dairenin 21/11/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

56. Başvurucunun Baro Hakem Kurulundan talepte bulunduğu

10/10/2003 tarihi itibarıyla yürürlükte olan vekâlet ücreti uyuşmazlıkları

yönünden baro hakem kurullarının görevli olduğuna ilişkin kanun maddesinin

iptal edilmesi üzerine dosyanın Hakem Kurulunca adli yargı yeri olan Ankara 8.

Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği, dosyanın gönderildiği Mahkemenin de ilk

anda davanın reddine karar vermeyip yargılamaya devam ederek başvurucunun

İdareye başvurduğu 23/9/2003 tarihinden itibaren iki yıl iki ay geçtikten sonra

23/11/2005 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verdiği ancak kararın temyiz

edildiği ve yaklaşık bir yıl üç ay süren temyiz incelemesi sonrası 26/2/2007

tarihinde Yargıtayca verilen hükmün bozulduğu, bu

defa Mahkemenin yaklaşık beş ay sonra verdiği 19/7/2007 tarihli kararı ile

bozma ilamına uyduğu ve yargı yolu yanılgısı nedeniyle davanın reddine karar

verdiği dikkate alındığında, başvurucunun Hakem Kuruluna başvurduğu 10/10/2003

tarihi ile idari yargı yerinde davayı açtığı 1/11/2007 tarihi arasında geçen

yaklaşık dört yıl bir aylık süre bakımından yanlış yargı yoluna gidilerek

yargılamanın gecikmesine yol açılmasının, başvurucunun hatalı tutumundan

kaynaklandığından söz edilemeyeceği değerlendirilmiştir.

57. Öte yandan Ankara 8. İdare Mahkemesinde 1/11/2007 tarihinde

açılan tam yargı davasında Mahkemenin 6/10/2008 tarihli kararı ile davanın

reddine karar verilmiş olup ilk derece mahkemesinde yargılamanın yaklaşık on

bir ay sürdüğü, ancak kararın temyizi üzerine Danıştay Onbirinci

Dairesince hükmün 6/12/2011 tarihinde onandığı, bu durumda temyiz aşamasında

geçen sürenin üç yıl iki ay olduğu, karar düzeltme isteminin de aynı Dairece

21/11/2013 tarihinde reddedildiği, dolayısıyla karar düzeltme aşamasında geçen

sürenin de yaklaşık iki yıl olduğu görülmektedir.

58. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yer

verilmiş olupözellikle idari yargı alanındaki yapısal

sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde

geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların

makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru

konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümleri de dikkate alınarak makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin

Akyıl, §§ 54-60).

59. Başvuruya konu davaya bir bütün olarak bakıldığında

başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına bir etkisi olduğunun tespit

edilmediği, gerek Hakem Kurulunca dosyanın adli yargı yerine gönderilmesi ve

Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın bir Yargıtay bozma ilamı sonrası

idari yargı yerinde açılması gerektiğinden bahisle reddine karar verilmesi

gerekse de idari yargı yerinde görülmeye devam edilen davada Ankara 8. İdare

Mahkemesinin kararına ilişkin temyiz ve karar düzeltme aşamalarında geçen süre

dikkate alındığında ve yargılamanın özellikle bu nedenlerle uzadığı gözetildiğinde,

2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine

ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir

yön bulunmadığı, iki dereceli yargılama sisteminde yaklaşık on yıl iki ay süren

yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

62. Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

20.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi ile eksik ödendiğini ileri sürdüğü

22.000 TL vekâlet ücreti alacağının 32.384 TL işlemiş faizi ile birlikte

ödenmesi talebinde bulunmuştur.

63. Başvuruda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

64. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

65. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkına ilişkin maddi

tazminat talebi bulunmayıp diğer ihlal iddiaları yönünden ise başvurunun kabul

edilemez olduğuna karar verildiğinden başvurucunun diğer tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

66. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Ali SAKARYA Vekili : Av. Fatma Neyire ÖZMEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1346, 26 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Necipoğlu
  14. Hakyemez
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1346
Tarih
26 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Sevgi Cantemür Başvurusu (B. No: 2014/2871)
  • Mustafa Kemal Atilla Pozan Başvurusu (B. No: 2014/97)
  • K. Ü. Başvurusu (B. No: 2014/15792)
  • Cezair Akgül Başvurusu (B. No: 2014/10634)
  • Sami Kutsal Başvurusu (B. No: 2014/11254)
  • Hayrettin Pişkin Başvurusu (B. No: 2014/7165)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.