İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aligül Yüksel Başvurusu (B. No: 2013/9507)

1. Başvuru 15/3/1995 tarihinde

Başvuru No2013/9507Tarih20 Ocak 2016Okuma16 dk · 3.193 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Aligül Yüksel Başvurusu

Karar tarihi
20 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/9507
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.193 kelime·16 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru 15/3/1995 tarihinde

meydana gelen olaylar sırasında başvurucunun annesinin ölmesi nedeniyle

uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açtığı

davada Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerinin ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 18/12/2013 tarihinde

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 23/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 18/02/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın

15/4/2014 tarihli görüş yazısı 29/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. İstanbul ili Gaziosmanpaşa

ilçesi Gazi Mahallesi’nde 12/3/1995 tarihinde meydana gelen olayda çok sayıda

insan ölmüş ve yaralanmıştır.

8. Bu olayı protesto etmek

amacıyla başvurucunun annesinin de içinde bulunduğu topluluk 15/3/1995

tarihinde Pir Sultan Abdal Derneği önünde toplanmış, bu sırada meydana gelen

olaylar neticesinde başvurucunun annesi dâhil beş kişi hayatını kaybetmiştir.

9. Annesinin ölümü nedeniyle

uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle başvurucu tarafından 12/3/1996

tarihinde İçişleri Bakanlığına başvuru yapılmış ancak Bakanlık başvuruya cevap

vermemiştir.

10. Başvurucu 10/7/1996

tarihinde İstanbul 5. İdare Mahkemesinde maddi ve manevi zararının tazmini

istemiyle dava açmıştır.

11. İstanbul 5. İdare Mahkemesi

25/05/1999 tarihli ve E.1996/824, K.1999/651 sayılı kararıyla zararın sosyal

risk ilkesi uyarınca tazmininin gerektiği ancak maddi tazminatın

hesaplanabilmesi için ihtiyaç duyulan bilirkişi avansı ile ölenin çalıştığı işi

ve gelirini gösteren belgeler sunulmadığından başvurucunun maddi tazminat

isteminden vazgeçtiği sonucuna ulaştığından maddi tazminat isteminin reddine,

manevi tazminat isteminin ise kabulüne karar vermiş; bu karar Danıştay Onuncu

Dairesinin 11/12/2002 tarihli ve E.2000/754, K.2001/4706 sayılı kararıyla

uğranılan zararın münferit olaydan kaynaklandığı ve niteliği itibarıyla sosyal

risk ilkesine göre tazmininin gerekmediği, bu nedenle tazmini istenen zararın

meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın

verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş; İdare

Mahkemesinin 21/10/2002 tarihli ve E.2002/778, K.2002/1167 sayılı kararıyla

bozma kararına uyularak davalı idarenin örgütlenme ve genel güvenlik

hizmetlerinin olay öncesi, olay sırasında ve de olay sonrasında hiçbir şekilde

kusurlu işletilmediği, bu nedenle tazmini istenen zararın meydana gelmesinde

davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, olayda maddi ve manevi tazminat

sorumluluğu için gereken koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine

karar verilmiştir.

12. Bu kararın temyiz incelemesi

sonucunda Danıştay Onuncu Dairesinin 14/4/2006 tarihli ve E.2003/2554,

K.2006/2426 sayılı kararıyla başvurucunun annesinin izinsiz gösteri yürüyüşünde

çatışmayı tahrik ettiğinin veya çatışmaya katıldığının belirlenmesi hâlinde

idarenin tazmin sorumluluğuna gidilemeyeceği, dava konusu olayda ise

başvurucunun annesinin izinsiz gösteri yürüyüşü içinde yer almakla birlikte

15/3/1995 tarihinde meydana gelen olaylara katkısının olduğu ve emniyet

güçlerine aktif biçimde mukavemet ettiği konusunda dava dosyasında somut bilgi

ve belge bulunmadığı, salt izinsiz gösteri yürüyüşüne katılmasının ise silahtan

çıkan mermiyle vurularak öldürülmesi olayındaki idarenin hukuki sorumluluğunu

ortadan kaldıran bir sebep olarak nitelendirilemeyeceği, hâl böyle olunca ölüm

olayında başvurucunun annesinin kusurunun bulunmadığını kabul etmek gerektiği,

annesinin ölümü nedeniyle başvurucunun uğradığı maddi ve manevi zararların

sosyal risk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerekirken tazmini istenilen

zararın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı

gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmediği

gerekçesiyle bozulmuş ise de İdare Mahkemesi 26/5/2009 tarihli ve E:2008/782,

K:2009/878 sayılı kararıyla bozma kararına uymayarak zararın meydana gelmesinde

davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığından bahisle davanın reddi yolundaki

ilk kararında ısrar etmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“…davalı idarenin örgütlenme ve genel güvenlik hizmetlerinin

olay öncesi, olay sırasında ve de olay sonrasında hiçbir şekilde kusurlu

işletilmediğinden tazmini istenilen zararın meydana gelmesinde davalı idarenin

hizmet kusuru bulunmadığından olayda maddi ve manevi tazminat sorumluluğu için

gereken koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.”

13. Bu kararın temyiz edilmesi

üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) 27/5/2013 tarihli ve

E.2009/3035, K.2013/2056 sayılı kararıyla Mahkeme kararını gerekçe değiştirerek

onamıştır. Karar gerekçesi şöyledir:

“…

Bakılmakta olan davaya ilişkin yargılama devam ederken,

aralarında davacı Ali Gül Yüksel'inde bulunduğu bir kısım kişiler tarafından,

Avrupa İnsan Haklan Mahkemesine, akrabalarının İstanbul'da gerçekleşen

gösterilerde polisin gereğinden fazla güç kullanması sebebiyle öldürüldüğü,

olaylara yönelik yerel soruşturmanın yetersizliği ve etkili olmaması bağlamında

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 6., 14. ve 17. maddesinin ihlal

edildiği gerekçe gösterilerek yapılan başvuru üzerine, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin İkinci Dairesinin 26/07/2005 tarihli kararı ile Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesinin 2. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğinden bahisle Ali Gül

Yüksel'in de bulunduğu başvuru sahiplerinin her birine manevi tazminat olarak

30.000'er Euro (Otuz Bin Euro) ödenmesine karar verilmiştir.

Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İkinci Dairesi'nin

26/07/2005 tarihli kararı incelendiğinde, aralarında Ali Gül Yüksel'in de

bulunduğu başvuranların akrabalarının ölümleri nedeniyle herhangi bir maddi

zarara uğradıklarını kanıtlayamadıkları, dosyada, ölen kişilerin ailelerine

maddi yardımda bulunup bulunmadıklarına dair bir bilginin de yer almadığı,

sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu dava şartlarında

başvuranlara maddi tazminat olarak bir ödeme yapmayı uygun bulmadığının

belirtildiği anlaşılmaktadır.

…

Uyuşmazlık konusu olayda, davacının annesinin dava konusu

olaya katkısı ve olaylar sırasında; aktif biçimde emniyet güçlerine mukavemet

ettiği konusunda bilgi ve belge bulunmamaktadır.

Bu itibarla, davacının annesinin ölümü nedeniyle davacının

uğradığı zararın "sosyal risk" ilkesi uyarınca tazmini gerektiği

sonucuna varılmıştır.

Ancak yukarıda anılan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci

Dairesi'nin 26/07/2005 tarihli kararıyla davacıya uyuşmazlık konusu olay

nedeniyle 30.000 Euro (otuzbin Euro) manevi tazminat

ödenmesine karar verildiğinden bu davada ayrıca aynı olay nedeniyle manevi tazminat

ödenmesine olanak bulunmamaktadır.

Davacının maddi tazminat istemine gelince: İstanbul 5. İdare

Mahkemesi'nin 26/02/2009 günlü ara kararı ile davacı vekilinden, 3. kez,

davacının miras bırakanı İsmihan Yüksel'in bir işte

çalışıp çalışmadığının sorulduğu, çalışmış ise ücret veya maaş tutarını

gösterir bilgi ve belgeler istenildiği; Davacı vekili tarafından ara kararına

verilen cevapta, davacı Ali Gül Yüksel ve annesi İsmihan

Yüksel'in 15/03/1995 tarihinde ve öncesinde bir işte çalışmadıklarının, bu nedenle

herhangi bir gelirlerinin bulunmadığının belirtildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıda da belirtildiği üzere davacının maddi tazminat

talebi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi'nin 26/07/2005 tarihli

kararıyla da maddi zarara uğranıldığını kanıtlayamadığından bahisle

reddedilmiştir.

Dolayısıyla ortada tazmini gereken bir maddi zararın

bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu itibarla davanın reddi yolundaki temyize konu İdare

Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.”

14. Karar, başvurucuya

18/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve karara karşı 2/12/2013 tarihinde karar

düzeltme başvurusu yapılmıştır.

15. Başvurucu 18/12/2013

tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.

B. İlgili

Hukuk

16. Anayasa’nın 125. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

17. 6/1/1982 tarihli ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun uyuşmazlığın devamı sırasında

yürürlükte bulunan hâliyle 49. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Temyiz incelemesi sonunda Danıştay:

a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

b) Hukuka aykırı karar verilmesi,

c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması,

Sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.”

18. 2577 sayılı mülga Kanun'un

54. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava

Daireleri Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare

mahkemelerinin itiraz üzerine verdikleri kararlar hakkında, bir defaya mahsus

olmak üzere kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün

içinde taraflarca;

a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda

karşılanmamış olması,

b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,

c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,

d) (Değişik: 5/4/1990 - 3622/23 md.) Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve

sahtekarlığın ortaya çıkmış olması,

Hallerinde kararın düzeltilmesi istenebilir."

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 20/1/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 18/12/2013 tarihli ve

2013/9507 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu; annesinin

çalışmadığı gerekçesiyle maddi tazminata hükmedilmediğini, gelirin tespit

edilememesi durumunda dahi asgari ücretten maddi tazminata hükmedilmesi

gerektiğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) verdiği manevi tazminat

ile yerel Mahkemede talep edilen manevi tazminatın konusunun, gerekçesinin ve

niteliğinin farklı olduğunu belirterek “tazminat hakkının”; İlk Derece

Mahkemesinin yeterli inceleme yapmadığını, AİHM kararının tartışılmadığını,

Danıştay İDDK’nın ise tazminat hakkının olduğunu

belirtmesine karşın tazminata hükmetmediğini, temyiz itirazlarının dışında bir

gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi kararını onadığını belirterek “adil yargılanma hakkının”; Danıştay İDDK’nın

tazminat hakkını kabul etmesine karşın neden tazminat ödenmemesi gerektiğine

dair yeterli gerekçe sunmadığını belirterek “gerekçeli karar hakkının”;

10/7/1996 tarihinde açılan tazminat davasının hâlen sonuçlandırılamadığını

belirterek “makul sürede yargılanma hakkının” ve yargılamanın uzunluğu

nedeniyle başvurulabilecek bir yol olmaması nedeniyle “etkili bir hukuk yoluna

başvuru hakkının” ihlal

edildiğini ileri sürmüş; 30.000 TL maddi ve 40.000 TL manevi tazminat ile

yargılama aşamasında yaptığı masrafların tazminine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu,

yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığından, gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiğinden ve davanın makul sürede sonuçlandırılmadığından şikâyet

etmektedir. Bu nedenle başvurunun iki başlık altında değerlendirilmesi

gerekmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı ve Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

22. Başvurucu; ölüm olayı

nedeniyle maddi tazminata hükmedilmesi gerektiğini, AİHM kararında verilen

manevi tazminat ile İdare Mahkemesinden istenen manevi tazminatın birbirinden

farklı olduğunu, İDDK kararında yeterli gerekçenin bulunmadığını, temyiz

dilekçesinde yapılan itirazların dışında bir gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi

kararını onadığını ileri sürmüştür.

23. Bakanlık görüş yazısında,

AİHM içtihatlarına göre bir temyiz mahkemesinin yargılamayı yapan mahkemenin ya

da alt dereceli bir temyiz mahkemesinin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu,

o gerekçeyi kararında kullanmasının ya da basit bir atıfla kararına

yansıtmasının yeterli olduğu; önemli olanın, temyiz mahkemesinin temyiz

dilekçesinde belirtilen tüm talepleri incelediğini, ilk derece mahkemesinin bu

temyiz gerekçelerini inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesi olduğu,

temyiz mahkemesinden ayrıca detaylı bir gerekçe yazmasının beklenemeyeceği,

Danıştay İDDK tarafından verilen ve başvurucunun yakınmasına konu olan kararda

da iddia ve savunmaların irdelendiği, başvurucunun maddi ve manevi tazminat

istemini reddeden ilk derece mahkemesi kararının neden yerinde olduğunun

gerekçeleriyle açıklandığı belirtilerek bu durumun dikkate alınması gerektiği

ifade edilmiştir.

24. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

25. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

26. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin

ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve

yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu

makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

27. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru

yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu

ilke uyarınca başvurucunun, Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi; bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara

sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

28. Başvuru konusu olayda

başvurucu tarafından açılan tam yargı davası, İlk Derece Mahkemesi kararıyla

kısmen kabul edilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onuncu

Dairesi bozma kararı vermiş, bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesi davanın

esastan reddi gerektiği sonucuna ulaşmış, yine bu kararın temyiz edilmesi

üzerine Danıştay Onuncu Dairesi başvurucuya tazminat ödenmesi gerektiği

gerekçesiyle kararı bozmuş, İlk Derece Mahkemesi bu karara uymayarak davanın

reddi yönünde verdiği kararda ısrar etmiş, bu kararın başvurucu tarafından

temyiz edilmesi üzerine Danıştay İDDK, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesini

değiştirmek suretiyle onamış ve bu karara başvurucu tarafından düzeltme

talebinde bulunulmuş, bu talep hakkında karar verildiğine dair başvuru

dosyasına bir bilgi sunulmamıştır.

29. 2577 sayılı Kanun’un

başvuruya konu yargılama devam ederken yürürlükte bulunan 49. maddesinde Danıştayın, görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

hukuka aykırı karar verilmesi veya usul hükümlerine uyulmamış olunması

sebeplerinden dolayı ilk derece mahkemesi kararlarını bozacağı; yine aynı

Kanun’un 54. maddesinde kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların

kararda karşılanmamış olması, kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,

kararın usul ve kanuna aykırı bulunması, hükmün esasını etkileyen belgelerde

hile ve sahtekârlığın ortaya çıkmış olması durumlarında kararın düzeltilmesi

talebinde bulunulacağı kural altına alınmıştır (Münür Ata, B. No: 2014/4958, 22/1/2015, § 43).

30. Karar düzeltme talebi

hakkında karar verilmeden Anayasa Mahkemesine başvurucu tarafından bireysel

başvuru yapıldığından, anılan talep hakkında karar verildiğine dair bir bilgi

sunulmadığından ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) kapsamında yapılan

incelemede de farklı bir bilgiye ulaşılmadığından başvurucunun, etkili ve sonuç

almaya yeterli görerek başvurduğu bir kanun yolu sonucunu beklemeksizin

bireysel başvuruda bulunduğu ve dolayısıyla yargısal başvuru yollarının

tamamının tüketilmediği sonucuna varılmıştır.

31. Açıklanan nedenlerle

başvurunun bu kısmına ilişkin ihlal iddialarının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul

Olmadığı İlişkin İddia

32. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

33. Başvurucu, açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

34. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya

çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği

açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

35. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde gözönünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

diğerleri, §§ 41–45).

36. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak sonucu

itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan

uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda başvuruya konu

yargılamanın, idari eylemden kaynaklanan zararın tazmini istemi nedeniyle

ortaya çıkmasından dolayı medeni hak ve yükümlülüklere konu olduğuna kuşku

yoktur.

37. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde

sürenin başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı; başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olmakla beraber bazı özel durumlarda girişimin niteliği dikkate alınarak

uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih, başlangıç tarihi olarak

kabul edilebilmektedir. Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu

olup makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak zaman diliminin başlangıç

tarihi, başvurucunun tazminat talebiyle idareye başvurduğu 12/3/1996’dır.

38. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu

zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir.

Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında

da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan değerlendirmeye esas alınacak sürenin

bitiş anı, bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52).

39. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden başvurucu idari eylem nedeniyle annesinin ölümü

sonucunda uğradığı zararların tazmini istemiyle 12/3/1996 tarihinde idareye

başvurduğu, başvurunun reddi üzerine açtığı tam yargı davası ise hâlen

sonuçlandırılmadığı anlaşılmaktadır.

40. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere AİHM kararlarında yer verilmiş olup

özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz

ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal

kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı

makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından -özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de gözönünde bulundurularak- makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin

Akyıl, §§ 54-60).

41. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi

olduğunun tespit edilmediği, başvuruya konu uyuşmazlığın idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminine yönelik olduğu, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı

bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve sonuç olarak 19 yıl

10 ayı bulan yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

43. Başvurucu, tazminat

istemiyle açtığı davada anayasal haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle 30.000

TL maddi ve 40.000 TL manevi tazminat ile yargılama aşamasında yaptığı

masrafların tazminine kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.

44. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

45. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin 19 yıl 10 ayı bulan yargılama süresi dikkate alındığında

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

28.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi gerekir.

46. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

47. Başvuruya konu yargılamanın

yaklaşık on dokuz yıldır devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma

hakkını ihlal ettiği gözetilerek anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan

bir yargılama dosyasında hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü

zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla yargılamanın mümkün olan en kısa

sürede sonuçlandırılmasını teminen kararın bir

örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

48. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.998,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı ve gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılama süresinin makul olmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 28.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 harçtan ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin

Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/1/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Bahadır YALÇINÖZ

Başvurucu

:

Aligül

YÜKSEL

Vekili : Av. Faruk Nafiz ERTEKİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9507, 20 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Anayasa’nın 36. maddesinde
  16. C. Başvurucuya 28.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata
  17. D. 198,35 harçtan ve 1.800 TL
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğini
  19. F. Kararın bir örneğinin
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet
  21. Kaleli
  22. Dursun
  23. Yüksel
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9507
Tarih
20 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Feride Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2365)
  • S.s. Metin Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2013/2181)
  • Turgay Şen Başvurusu (B. No: 2013/6941)
  • Cemal Bayseferoğulları Başvurusu (B. No: 2013/8474)
  • Elif Mutlu ve Ferhat Mutlu Başvurusu (B. No: 2013/3711)
  • B. U. Başvurusu (B. No: 2013/2414)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.