İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Feride Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2365)

1. Başvuru, gözaltı

Başvuru No2013/2365Tarih20 Ocak 2016Okuma25 dk · 5.068 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Feride Kaya Başvurusu

Karar tarihi
20 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/2365
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.068 kelime·25 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı

sonrasında adli muayene için gidilen hastanede doktorlar tarafından "Darp ve cebir izine rastlanmadı."

şeklinde gerçeğe aykırı rapor verilmesi ve doktorlar hakkında görevi kötüye

kullanma suçundan açılan davanın zamanaşımından düşmesi nedeniyle işkence ve

kötü muamele yasağı, adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/3/2013 tarihinde Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 26/7/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.

6. Bakanlık tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 2/7/2015 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını

15/7/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri

ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

doğrultusunda tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

1. Başvurucuya İsnat Edilen Suç Kapsamında Yapılan İşlemler

8. Başvurucu, yasadışı örgüt

üyelerine yardım yapma suçu şüphesiyle 27/9/2002

tarihinde gözaltına alınmış 29/9/2002 tarihinde tutuklanarak Çorum Kapalı Ceza

İnfaz Kurumuna gönderilmiştir.

9. Anılan suç nedeniyle

başvurucu hakkında Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 21/2/2003

tarihli ve E.2002/148, K.2003/20 sayılı kararıyla üç yıl dokuz aylık hapis

cezasına hükmetmiş, başvurucu aynı tarihte tahliye edilmiştir. Mahkûmiyete

ilişkin hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir.

10. Başvurucu ülkeyi terk

etmiş 24/6/2004 tarihinde Avusturya Cumhuriyeti’ne

iltica talebinde bulunmuş ve talebi kabul edilmiştir. Başvurucu hâlen Avusturya

Cumhuriyeti’nde ikamet etmektedir.

11. Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesince anılan karar ve infaz dosyası 5/7/2012

tarihinde yürürlüğe giren 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 74. ve 85.

maddeleri ile getirilen değişiklikler açısından uyarlama yapılması amacıyla

yeniden ele alınmıştır.

12. Mahkemenin 9/11/2012 tarihli ve E.2012/167, K.2012/247 sayılı kararıyla

başvurucunun iki yıl bir ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş,

anılan hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir.

2. Başvurucunun Kötü Muamele İddiaları Üzerine Yapılan

İşlemler

a. Kötü Muamele İlişkin İddialar

13. Başvurucu 16/12/2002 tarihinde avukatı aracılığıyla Savcılığa verdiği

dilekçede; gözaltında bulunduğu süre içinde sağ elinin parmaklarına ve sağ ayak

parmaklarına elektrotlar bağlanmak suretiyle elektrik verildiğini, sağ kolunun

işkence nedeniyle tutmaz hâle geldiğini, gözaltında kaldığı süre boyunca

gözlerinin bağlandığını, kimseyle görüştürülmediğini, iç çamaşırıyla kalacak

şekilde kıyafetlerinin çıkarıldığını, uyutulmadığını, saçından çekilerek

sürüklendiğini, damlayan suyun altında tutulduğunu, çıplak ayaklarına botlarla

basıldığını, ağır hakaretler maruz kaldığını ve tehdit edildiğini beyan

etmiştir.

14. Soruşturma aşamasında 21/2/2003 tarihinde müşteki sıfatıyla ifadesi alınan

başvurucu; gözaltında iken üç gün boyunca soyularak ve elektrik verilerek

işkenceye maruz kaldığını, oğlunu öldürmekle tehdit edildiğini, kendisinden

tanımadığı kişiler hakkında bilgi istendiğini, gözleri bağlı olduğu için

işkence edenlerin kim olduklarını bilmediğini, Çorum Devlet Hastanesine

gittiklerinde işkence gördüğünü beyan ettiğini, işkence nedeniyle hâlen kolunu

kullanamadığını ifade etmiştir.

15. 28/6/2003

tarihinde Savcılık talimatına binaen Gazi Polis Merkezinde alınan ifadesinde

başvurucu, Çorumda Jandarma tarafından gözaltına alındığını ve dört gün

gözaltında kaldığını, üçüncü gün Savcılığa çıkarılacağı için doktora

götürüldüğünü, doktor koluna ne olduğunu sorduğunda işkence gördüğünü beyan

ettiğini ancak doktorun kendisi hakkında rapor düzenlemediğini, daha sonra

tekrar karakola götürüldüğünü, bir gün daha gözaltında kaldıktan sonra

Savcılığa çıkarıldığını, Savcılığa çıkarılmadan önce işkence gördüğünü

söylememesi için oğlunu öldürmekle ve daha çok işkence yapmakla tehdit

edildiğini, korktuğu için Savcıya ya da başka birine işkence gördüğünü

söylemediğini, Savcının koluna ne olduğunu sorması üzerine kendiliğinden

olduğunu söylediğini beyan etmiştir.

16. Başvurucu; Avusturya

Cumhuriyeti Federal Adalet Bakanlığı aracılığıyla 26/2/2007

tarihinde aldırılan ifadesinde komşusundan aldığı para dolu çantayı bir başka

kişiye teslim ettiğini, bu nedenle göz altına alındığını, kayıtların 27-29

Eylül arasını göstermesine karşın gerçekte 4 gün nezarethanede kaldığını,

karakola götürülürken yolda araçtan indirilerek dövüldüğünü ve tecavüz ile

tehdit edildiğini, bu kişilerin sivil polis memurları olduklarını ve

kimliklerini gösterdiklerini, ilk önce bir jandarma karakoluna daha sonra da

hastaneye götürüldüğünü, daha sonra dört gün hücrede tutulduğunu, elbiseleri

çıkarılarak elektrik ve basınçlı su ile kendisine işkence edildiğini, kolunda

ve omzunda kırıklar meydana geldiğini, askerde olan oğlunu öldürmekle tehdit

edildiğini, dört gün sonra doktora götürüldüğünü, tehdit edildiği için doktora

herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığını söylediğini, Ceza İnfaz Kurumuna

sevk edildikten sonra ağrılara dayanamadığını, kendisini tekrar hastaneye

götürdüklerini, burada röntgen çekildiğini ve omzunda kırıklar olduğunun

söylendiğini ancak kendisi hakkında rapor düzenlenmediğini, daha sonra bir

hâkim önüne çıkarıldığını, işkenceden bahsettiğinde rapor olmadan bir şey

yapılamaz cevabı aldığını, hakkında hapis cezasına hükmedildiğini Türkiye’den

ayrılarak Avusturya’ya kaçtığını beyan etmiştir.

b. Başvurucunun İddiaları Kapsamında Alınan

Doktor Raporları

17. Başvurucu hakkında Çorum

Devlet Hastanesinden 27/9/2002 tarihinde gözaltı

girişinde, 28/9/2002 tarihinde gözaltı süresinin uzatılması nedeniyle ve

29/9/2002 tarihinde gözaltı çıkış işlemleri nedenleriyle adli rapor istenmiş;

yapılan muayeneler sonucu, başvurucunun hastaneye sevk evrakının üzerine “Darp ve cebir izine rastlanmadı.” şeklinde

kayıt düşülmüştür.

18. Başvurucunun Ceza İnfaz

Kurumuna sevkinin ardından 1/10/2002 tarihinde Çorum

Devlet Hastanesine sevk edildiği anlaşılmaktadır. Sevk kâğıdına işlenen cildiye

raporunda sağ kolda ekimoz bulunduğu, ortopedik

muayenesinin ise normal olduğu belirtilmektedir.

19. Başvurucunun, Ceza İnfaz

Kurumunda kaldığı süre içinde birkaç kez fizik tedavi ve rehabilitasyon

(FTR) ile ortopedi polikliniklerine sevkinin yapıldığı ve başvurucuya yumuşak

doku travması teşhisi konduğu anlaşılmaktadır.

20. 17-19/12/2002

tarihlerinde Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan nöroloji,

nöroşirurji, FTR ve ortopedi konsültasyon raporlarında

özetle başvurucunun; sağ üst ekstremiteyi ağrı

nedeniyle kaldıramadığı, pasif hareketleri ve omuz eklemi abduksiyonunun

kısıtlı olduğu, omuz elevasyonunu ağrı nedeniyle

yerine getiremediği tespit edilmiştir. 29/1/2003

tarihli nöroşirurji konsültasyonu muayene kaydında; hastanın tekrar

değerlendirildiği, sağ omuz abduksiyon kısıtlılığı

mevcut olduğu, sağ omuz MR’ında rotator

cuffrüptürü saptandığı, servikal

x-ray’de dejeneratif

değişikler görüldüğü belirtilmiştir.

21. Başvurucu tahliye

olduktan sonra 4/3/2003 tarihinde Türkiye İnsan

Hakları Vakfı İstanbul Temsilciliği’ne başvurmuş, hakkında 18/6/2003 tarihli

sağlık raporu düzenlenmiştir. Anılan raporda, sağ el 1. parmak arkada 0.2x0.2

cm boyutlarında ortası soluk, kenarları hiperpigmente

dairesel biçimde nedbe dokusu, sağ omuz ekleminde 0º abdüksiyon,

20º fleksiyon, 0º ekstansiyon

hareketi yapabildiği, sağ dirsek ekleminde dış rotasyonda hafif kısıtlılık

tespit edilmiş, sağ omuz ekleminde saptanan supraspinatus

tendon rüptürü ve rotator kaf parsiyel

rüptürünün kaba dayak ve elektrik işkencesi öyküsüyle

uyumlu olduğu, sağ el 1. parmakta saptanan nedbe dokusunun biyopsi

yapılmadığından elektrik işkencesi öyküsüyle uyumu konusunda net bir karara

varılamayacağı tespiti yapılmış; başvurucuda ayrıca travma

sonrası stres bozukluğu tespit edilmiştir.

22. Adli Tıp Kurumu

Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından 9/2/2009 tarihinde, daha önce alınan

sağlık raporları değerlendirilerek düzenlenen raporda özetle 2/10/2002

tarihinde cezaevinden sevk sonucu düzenlenen raporda sağ kolda tespit edilen ekimozun ebadı, rengi, şekli, kolun hangi bölümünde olduğu

gibi ayrıntılı bir tarif bulunmadığından ne zaman oluştuğuna ilişkin tıbben

görüş bildirilemeyeceği, söz konusu ekimozun sert ve künt bir cismin doğrudan havalesi ile oluşabileceği gibi

kişinin sağ kolunu sert bir cisme çarpması ya da çarptırılması ile de

oluşabileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı, 23/10/2002 tarihinde

yapılmış muayene sonucunda hangi bölge olduğu belirtilmeden yumuşak doku

travması tanısı konduğu, 17/12/2002 tarihinde Ankara Numune Hastanesi

tarafından yapılan muayenede sağ omuz hareketlerinin ağrılı ve kısıtlı

olduğunun saptandığı, 23/1/2003 tarihinde çekilen sağ omuz MR’ında

rotator cuff’ta parsiyel rüptürle uyumlu sinyal

değişikliklerinin saptandığının bildirildiği ancak anılan MR temin

edilemediğinden kurulca incelenemediği, anılan bulgunun akut bir travma ile oluşabilmesi mümkün olduğu gibi kişinin kendinde

mevcut kronik dejenerasyona bağlı olarak da gelişebileceği, akut bir travma

sonucunda oluşması durumunda çok ağrılı olacağı ve ciddi hareket kısıtlılığı

yapacağı tıbben bilindiğinden, kişinin gözaltı sürecinden 3 gün sonra 2/10/2002

tarihinde yapılan ortopedik muayenenin normal bulunması dikkate alındığında

olay tarihinden yaklaşık 4 ay sonra çekilen MR da tespit edildiği bildirilen,

omuzdaki rotator cuff

yırtığının gözaltı sürecinde oluştuğunun kesin tıbbi delilleri bulunmadığı,

kişinin kurul tarafından yapılan 16/6/2003 tarihli muayenesinde ve gerek

gözaltı gerek cezaevinde bulunduğu süre içerisinde yapılan muayenelerde

vücudunda elektrik girişine delil teşkil edecek herhangi bir lezyon iz

saptanmadığı, 26/12/2002 tarihli EMG’nin normal bulunması dikkate alındığında

kişiye gözaltı sürecinde elektrik verildiğine ilişkin kesin tıbbi delilin

bulunmadığı; kişinin gerek insan hakları vakfında yapılan gerekse 16/6/2003

tarihinde kurulca yapılan muayenesinde tespit edilen post travmatik

stres bozukluğunun, maruz kalındığı iddia edilen travma sonrasında

gelişebileceği gibi gözaltı şartları ya da cezaevinde geçirdiği süreç sonucunda

da ortaya çıkabileceği, mevcut verilerle bunlar arasında tıbben ayrım

yapılamadığı bildirilmiştir.

23. Başvurucu vekilinin 2.

İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapora itiraz etmesi üzerine Adli Tıp

Genel Kurulundan rapor düzenlenmesinin istendiği ancak başvurucu hazır

edilmeden rapor düzenlenemeyeceği şeklinde cevap alındığı anlaşılmıştır.

24. İstanbul Üniversitesi

Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniği tarafından 24/4/2009 tarihinde

başvurucu vekilinin talebi üzerine düzenlenen değerlendirme raporunda; hastanın

gözaltı muayene raporlarının tıbbi standartlara uygun olmadığı, tanı

eksikliğine neden olduğu ve tıbbi uygulama hatası olarak değerlendirilmesi

gerektiği, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu raporunda bulgular tanımlanmakla

birlikte bütünlüklü bir değerlendirme ve yorumun yapılmadığı, gözaltından üç

gün sonra başlayan ve tekrarlanan muayene ve tetkikler sonucunda saptanan sağ

omuzda morluk, omuz bölgesinde bağ ve koruyucu dokularda yırtıklar, sıvı

birikimi, kemik dokuda ezik, omuz hareketlerinde kısıtlık, boyun omurlarında düzeleşme ve travma sonrası stres

bozukluğunun işkence öyküsüyle yüksek düzeyde uyumlu olduğu kanaati

bildirilmiştir.

25. İstanbul Üniversitesi

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından 1/7/2011

tarihinde düzenlenen raporda; başvurucunun 27-29/9/2002 tarihlerinde yapılan

adli muayenelerin ilgili prosedüre ve 20/9/2000 tarihli Sağlık Bakanlığı

genelgesine uygun olarak yapılmaması nedeniyle tıbbi açıdan güçlüklerin ortaya

çıktığı, başvurucunun fiziksel ve ruhsal bulgularının İstanbul Protokolü

çerçevesinde işkence hikâyesi ile uyumlu olduğu, bulgular bir bütün olarak

değerlendirildiğinde düşmeden ziyade darp ve cebir sonucu meydana gelmiş

oldukları sonucuna varıldığı, fiziksel ve ruhsal yaralanmaların basit tıbbi

müdahale ile giderilebilir ölçüde olmadığı, başvurucunun sağ omzundaki ezilme

ve yırtığın kesin oluşum tarihinin tıbbi olarak belirlenemeyeceği kanaati

bildirilmiştir.

26. Kocaeli Üniversitesi Tıp

Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 23/11/2011

tarihli bilimsel değerlendirme raporunda; sağ omuzda morluk, omuz bölgesinde

bağ ve koruyucu dokularda yırtıklar, sıvı birikimi, kemik dokuda ezik, omuz

hareketlerinde kısıtlık, boyun omurlarında düzleşme ve travma

sonrası stres bozukluğunun işkence öyküsüyle yüksek düzeyde uyumlu olduğu

kanaati bildirilmiştir.

c. Kamu Görevlileri Hakkında Yapılan Adli

İşlemler

i. Soruşturma Aşaması ve Açılan Davalar

27. Başvurucunun 16/12/2002 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

verdiği dilekçe üzerine soruşturma açılmış, isnat edilen suç yerinin Çorum

olması nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 21/2/2003 tarihli kararıyla

yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Çorum Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesi kararı verilmiştir.

28. Çorum Cumhuriyet

Başsavcılığının 12/12/2003 tarihli ve E.2003/3747

sayılı iddianamesi ile iki jandarma görevlisi hakkında Türk Ceza Kanunu’nun

243, 31, 33. maddeleri, 28/9/2002 ve 29/9/2002 tarihli adli muayene raporlarını

düzenleyen doktorlar M.A. ve F.S. hakkında ise Türk Ceza Kanunu’nun 240.

maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.

ii. Sanık ve Tanık Anlatımları

29. Doktor M.A. Savcılık

tarafından 13/11/2003 tarihinde şüpheli sıfatıyla

alınan ifadesinde özetle başvurucuyu hatırlayamadığını ancak belirtilen raporun

kendisine ait olduğunu, acil serviste çalışmakta olduğunu, adli vakalarla

ilgili adli rapor istendiğinde yoğunluktan dolayı gelen kişinin beyanını esas

alarak muayenesini yaptıklarını, eğer gelen kişi vücudunun görünmeyen

kısımlarına ilişkin şikâyette bulunmazsa buna göre rapor düzenlediklerini ancak

siyasi ya da önemli suçlarla ilgili bir adli rapor talep edildiğinde kesinlikle

tam olarak muayene yaptıklarını, başvurucunun siyasi suç nedeniyle gelmesi

nedeniyle muayenesini tam olarak yapmış olması gerektiğini, polis ya da

jandarmayı muayene yaparken kesinlikle dışarı çıkardıklarını, darp cebir izi

gördüğü kimseye kesinlikle darp cebir yoktur şeklinde rapor düzenlemediğini,

başvurucunun yaralanmalarının kendisinin muayene tarihinden sonraki süreçte

meydana gelmiş olabileceğini beyan etmiştir.

30. Doktor F.S. 4/12/2013 tarihinde Savcılık tarafından şüpheli sıfatıyla

alınan ifadesinde özetle; adli rapor için gelindiğinde kişinin genel vücut

muayenesini yaparak gerekli raporu düzenlediğini, mesleğinde gerekli titizliği

ve hassasiyeti gösterdiğini, daha önce böyle bir suçlamayla karşılaşmadığını,

suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.

31. Doktor M.A. kovuşturma

aşamasında 4/3/2004 tarihinde verdiği savunmasında

özetle Savcılık ifadesi aşamasında vakayı hatırlayamadığını, daha sonra

düşündüğünü ve vakaları incelediğini, adı geçen kişiyi ve yaptığı muayeneyi

hatırladığını, anılan kişiyi (başvurucu) usulüne uygun olarak muayene ettiğini;

başvurucunun, duvara çarpası nedeniyle kolunda hareket kısıtlığı olduğunu beyan

ettiğini fakat muayenesinde herhangi bir bulguya rastlamadığını, olay yeni

olduğu için birkaç gün sonra bulguların ortaya çıkabileceğini ve böyle bir

durum olursa yeniden muayene yaptırmasını önerdiğini, Savcılık ifadesinde bir

yanlış anlaşılma olduğunu, adli muayeneleri mutlaka usulüne uygun ve kapısı

kapalı muayene bölümünde yaptıklarını, başvurucunun da tüm vücut muayenesini

yaptığını darp ve cebir izine rastlamadığını beyan etmiştir. Başvurucu

vekilinin sorusu üzerine kişiyi tamamen soyarak değil, sırasıyla tüm vücut

bölgeleri görülecek şekilde elbiseleri kaldırarak muayene ettiklerini ifade

etmiştir.

32.

Doktor F.S. kovuşturma aşamasında verdiği savunmasında özetle suç tarihinde

Çorum Devlet Hastanesi Acil servisinde görevli olduğunu, adli konularda rapor

için gelen kişinin genel vücut muayenesini yaparak adli raporunu tanzim

ettiğini, olaya ilişkin yazdığı raporda adı geçen Feride Kaya'yı adli rapor

için genel vücut muayenesi yaptığını ve raporuna darp ve cebir izine

rastlamadığından raporunu bu şekilde verdiğini, bu şekilde kendisinin Çorum

Devlet Hastanesinde yüzlerce rapor verdiğini ve hiçbir şekilde şikâyete rastlamadığını,

meslek hayatında sıkıntı olmaması için meslek kurallarına riayet ettiğini,

raporunu gördüğü şeyler hakkında verdiğini, olmayan bir şey hakkında rapor

düzenleyemeyeceğini zaten bunun suç olduğunu bildiğini, müştekinin iddiasının

yersiz olduğunu, suçu kabul etmediğini beyan etmiştir.

33. Kovuşturma aşamasında 23/2/2006 tarihli duruşmada tanık sıfatıyla beyanı alınan

F.Y özetle anılan dönemde hastanede hemşire olarak görev yaptığını, başvurucuyu

hatırladığını, doktor M. tarafından kendisi ve G.T. adlı bir başka hemşirenin

bulunduğu ortamda muayene yapılarak rapor düzenlendiğini, Jandarmaların

koridorda beklediklerini, kendisinin başvurucunun soyunmasına giyinmesine

yardımcı olduğunu, herhangi bir morarma şişlik benzeri bir şey görmediğini, başvurucunun

doktora kolunu oynatamadığını söylediğini, doktorun harici muayene yaptığını,

herhangi bir şey tespit edemediğini, şikâyetleri geçmezse fizik tedaviye

başvurabileceğini söylediğini beyan etmiştir.

34. Kovuşturma aşamasında 11/5/2006 tarihli duruşmada tanık sıfatıyla beyanı alınan

G.K. özetle Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu dönemde başvurucunun yanında iki

kişi ile birlikte Ceza İnfaz Kurumuna getirildiğini, başvurucunun oldukça kötü

durumda olduğunu, vücudunun çeşitli yerlerinde kollarında ve omuzlarında aşırı

morarmalar olduğunu, parmak uçlarında morartılar olduğunu, günlük olağan

işlerini dahi yapamadığını, banyosunu arkadaşlarının yaptırdığını, gelen diğer

iki kişide herhangi bir iz olmadığını beyan etmiştir.

35. Kovuşturma aşamasında

tanık sıfatıyla beyanı alınan M.C. özetle kendisinin anılan tarihte Çorum

Kapalı Cezaevinde hükmen tutuklu olduğunu, başvurucunun işlemiş olduğu siyasi

bir suç nedeniyle kendi koğuşlarına geldiğini, başvurucu koğuşa geldiğinde

arkadaşı hükümlü M.B. ile konuştuğunu ve M.B.nin

başvurucunun vücudunda, kolları ve bacaklarının dizden aşağı kısımlarında

morarmalar olduğunu, gece uykusunda bağırdığını ve karakolda işkence gördüğünü

kendisine söylediğini, başvurucu ile karşılıklı konuşmadığını ancak

başvurucunun karakolda iken vücuduna elektrik verildiğini söyleyip durduğuna

dair konuşmaları duyduğunu beyan etmiştir.

36. Kovuşturma aşamasında

tanık sıfatıyla beyanı alınan M.B. özetle anılan tarihlerde Çorum Cezaevinde

hükümlü olarak bulunduğunu, aradan epey zaman geçtiğini, hatırladığı kadarıyla

o tarihte tutuklanarak cezaevine getirilip kendi koğuşlarına konan başvurucunun

bir kolunda, bacağında çok az bir morarma olduğunu, bu durumu kendisine

sormadığını, önce yatağına oturduğunu, suçunun ne olduğunu sorduklarında siyasi

dediğini, muhtemelen bir ağrısı olması nedeniyle sızlanmaya başladığını, kolunu

tuttuğunu, o sırada yanında bulunan M.C.nin

ne oldu diye sorduğunu, başvurucunun polisler bana işkence yaptı dediğini,

müştekinin banyo yapmak istediğini, diğer hükümlü M.C. ile birlikte başvurucuyu

banyo yaptırmak üzere banyoya götürdüklerini, müştekinin sadece kolunda ve

ayağında morarma olduğunu, elbiselerini çıkardığında kolunda ve ayağında mevcut

olan çok hafif morarma dışında vücudunun diğer bölgelerinde herhangi bir

morarma görmediklerini beyan etmiştir.

iii. Kovuşturma Aşaması Sonucunda Verilen

Kararlar

37. Çorum Ağır Ceza

Mahkemesi, 24/11/2011 tarihli ve E.2003/311,

K.2011/332 sayılı kararıyla sanık savunmaları, müşteki ve tanık beyanları,

İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu'nun 9/2/2009 tarihli

2008/73785-5789 sayılı raporu ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Adli Tıp Anabilim Dalı'nın 1/7/2011 tarih 2011/176-sayılı raporu

değerlendirerek başvurucunun gözaltında kaldığı 27/9/2002 - 29/9/2002 tarihleri

arasında kötü muameleye maruz kaldığı hususunun kabulünün gerektiği ancak

katılana kötü muamelede bulunan kişilerin sanık jandarma S.K. ve N.Ş. olduğuna

dair tam bir kanaat oluşmadığı, bu hususun şüpheli kaldığı anlaşıldığından

“Şüpheden sanık yararlanır.” evrensel ilkesi gereğince sanıkların üzerlerine

atılı suçtan ayrı ayrı beraatlarına, sanık doktorların üzerlerine atılı görevi

kötüye kullanmak suçunun sanık lehine olan zamanaşımı süresinin 7 yıl 6 ay

olduğu, suç tarihinin 29/9/2002 tarihi olduğu gözönüne

alındığında karar tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolduğunu belirterek

davanın ortadan kaldırılmasına hükmetmiştir.

38. Yargıtay 8. Ceza

Dairesi, 12/12/2012 tarihli ve E.2012/29974,

K.2012/37883 sayılı ilamıyla sanık doktorlar yönünden hüküm fıkrasında yer alan

"ortadan kaldırılmasına" ibaresi çıkarılıp yerine "kamu davasının düşürülmesine"

denilmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına, sanık jandarma görevlileri

yönünden hükmün bozulmasına karar vermiştir.

39. Anılan karar başvurucuya

27/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

40. Başvurucu 29/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

41. Sanık doktorlar yönünden

zamanaşımı nedeniyle düşme kararı kesinleşmiş olup yargılama, sanık jandarma

görevlileri S.K. ve N.Ş. yönünden devam etmektedir.

B. İlgili

Hukuk

42. 13/03/1926

tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi şöyledir:

“Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle

olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla

kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerin

bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde ikibin liradan onbin liraya kadar

ağır para cezasiyle cezalandırılır. Ayrıca

memuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.”

43. 765 sayılı mülga

Kanun’un 102. maddesi şöyledir:

“Kanunda

başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku

amme davası:

4-Beş

seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud

sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet

cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,

… geçmesile ortadan

kalkar.”

44. 765 sayılı mülga

Kanun’un 104. maddesi şöyledir:

“…

Eğer

müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru

zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu

sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 20/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

46.

Başvurucu; gözaltında iken ifade vermesi amacıyla işkenceye tabi tutulduğunu,

gözaltı sonrasında zorunlu adli muayene için götürüldüğü hastanede doktorlar

tarafından "Darp ve cebir izine

rastlanmadı." şeklinde gerçeğe aykırı rapor verildiğini,

doktorlar hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle düştüğünü belirterek

işkence ve kötü muamele yasağı, adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi, tazminat ve

adli yardım talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

47. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin

olarak devletin etkili soruşturma yapma sorumluluğu kapsamında, yargılama

süreci değerlendirileceğinden başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin

anılan şikâyetleri ile etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkı ile ilgili ayrıca

bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiş; başvurunun tamamının işkence ve

kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Adli Yardım Talebi Yönünden

48. 12/1/2011

tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30/4/2013 tarihli ve 28633

sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren

6459 sayılı Kanun’un 22. maddesi ile değişik 334. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma

düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen

ödeme gücünden yoksun kimselerin, iddia ve savunmalarında taleplerinin açıkça

dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilecekleri

düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 337. maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise

adli yardımın daha önce yapılan yargılama giderlerini kapsamayacağı

belirtilmiştir.

49. Somut olayda

başvurucunun, dilekçesinde adli yardım talebinde bulunduğunu belirtmiş olmasına

karşın bireysel başvuru harcını yatırdığı tespit edilmiştir. Bireysel başvuru

yolunda harç dışında başvurucu tarafından ödenmesi gereken yargılama gideri

bulunmamaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle

başvuru harcının yatırılmış olması ve adli yardımın daha önce yapılan giderleri

kapsamaması nedeniyle başvurucunun bireysel başvuru yönünden adli yardım talebi

hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

51. Başvurunun incelenmesi

neticesinde başvurucunun, işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

52. Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

53. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya muamelelere tabi tutulamaz.”

54. Başvurucu; gözaltında

iken ifade vermesi amacıyla işkenceye tabi tutulduğunu, gözaltı sonrasında

zorunlu adli muayene için götürüldüğü hastanede doktorlar tarafından "Darp ve cebir izine rastlanmadı."

şeklinde gerçeğe aykırı rapor verildiğini, doktorlar hakkında açılan davanın

zamanaşımı nedeniyle düştüğünü belirterek işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

55. Bakanlık görüşünde,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) konu hakkındaki içtihatlarına ve

yargılama sürecine yer verilerek takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu

belirtilmiştir.

56. Başvurucu, Bakanlık

görüşüne karşı sunduğu beyan dilekçesinde sanık doktorların soruşturma ve

yargılama aşamalarında görevlerinden alınmadıklarını ve herhangi bir disiplin

cezası da uygulanmadığını vurgulamış; başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrarladığını

beyan etmiştir.

57. Başvurunun, işkence suçu

isnat edilen asıl failler yönünden değil gerçeğe aykırı rapor düzenledikleri

isnat edilen doktorlar hakkında ve zamanaşımı nedeniyle düşme kararıyla sona

eren yargılama süreci ile sınırlı olduğu dikkate alındığında incelemenin

işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında etkili soruşturma yükümüyle sınırlı

yapılması gerektiği açıktır.

a. Genel İlkeler

58. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir boyutunu oluşturan usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal

saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 110).

59.

Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve

Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi,

“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını

sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu

öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır. Bazen yeterli soruşturma yapılmamış

olması bile tek başına kötü muamele teşkil edebilecektir. Bu bağlamda, şikâyet

yapıldığında ya da şikâyet yapılmasa bile işkence veya kötü muamele olduğunu

gösteren yeterli belirtiler olduğunda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız

biçimde kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün

olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan,

§ 25).

60. Bir olayda usul yükümlülüğünün gerektirdiği soruşturma türünün, bireyin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir

yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 55).

61. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlı ve derinlikli bir

şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle

öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

62. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi varlığına ilişkin

bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini sağlamaktır. Bu

bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle ya da belirli

bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak

usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli

ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır.

63. Kötü muameleye ilişkin

şikâyetler hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı

davranması önemlidir. Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın

ilerlemesini engelleyen sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul

edilmelidir. Ancak kötü muameleye yönelik soruşturmalarda; hukuk devletine

bağlılığın sağlanması, hukuka

aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın

azami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 117).

64. AİHM, bir devlet

görevlisinin işkence veya kötü muameleyle suçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nun amaçları çerçevesinde

cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının ve genel

af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir.

Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren görevlinin görevinin askıya

alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten men edilmesinin önemine dikkat

çekmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 121; Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55).

b. Genel İlkelerin Olaya Uygulanması

65.

Başvurucu, gözaltında iken ifade vermesi amacıyla işkenceye tabi tutulduğunu,

gözaltı sonrasında zorunlu adli muayene için götürüldüğü hastanede doktorlar

tarafından "Darp ve cebir izine

rastlanmadı." şeklinde gerçeğe aykırı rapor verildiğini ve

doktorlar hakkında bu nedenle açılan davanın zamanaşımı nedeniyle düştüğünü

belirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

66. Devletin kontrolü

altında bulunan kişilere yönelik tıbbi muayenelerin sağlanması, kötü muameleye

karşı önemli tedbirlerden birini oluştururken (Türkan/Türkiye,

B. No: 33086/04, 18/9/2008, § 42) bu muayenelerin

usulüne uygun olarak yapılması ve raporların usulüne uygun düzenlenerek gerekli

mercilere sunulması, kötü muamele iddialarının soruşturulması ve sorumluların

tespiti ile cezalandırılmalarının sağlanması yönünden vazgeçilmez bir öneme

sahiptir.

67. AİHM; BM Genel

Kurulu’nun 4 Aralık 2000 tarihli 55/89 sayılı kararıyla tavsiye edilen İşkence

ya da Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da

Cezalandırmanın Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelenmesi İlkeleri

doğrultusunda işkence ya da kötü muamele soruşturmalarında yer alan tıp

doktorlarının her zaman en yüksek etik standartlara uygun olarak hareket etmesi

gerektiğini ve muayenelerin doktorun denetimi altında, gizlilik içinde ve

güvenlik güçleri ve diğer devlet görevlilerinin mevcut olmadığı bir ortamda

yapılması gerektiğini belirtmektedir (Osman

Karademir/Türkiye, B. No: 30009/03, 22/7/2008, § 53)

68. Yine tüm sağlık personeli, çalışma şartlarına bakılmaksızın muayene

ve tedavi etmeleri istenen insanlara bakmak temel göreviyle yükümlüdür.

Profesyonel bağımsızlıklarından taviz vermemeleri ve raporlarında kötü

muameleye dair tüm kanıtları açıkça belirterek tarafsız delil sunmaları

gerekmektedir. (Osman Karademir/Türkiye, §54)

69. AİHM ayrıca tüm tıbbi

muayenelerin polis memurlarının duyamayacakları ve tercihen göremeyecekleri bir

mesafede gerçekleştirilmelerine yönelik Avrupa Konseyi İşkencenin ve İnsanlık

Dışı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) standardına atıfta

bulunmakta, muayene sonuçlarıyla beraber tutuklunun ilgili ifadeleri ve

doktorun teşhislerinin doktor tarafından resmî biçimde kaydedilmesi gerektiğini

belirtmektedir (Akkoç/Türkiye, B. No: 22947/93-22948/93, 10/10/2000, §

118; Mehmet Eren/Türkiye, B. No:

32347/02, 14/10/2008, § 40).

70. Tıbbi muayenelerin önemi

ve standartlarına ilişkin ilkeler dikkate alındığında işkence ve kötü muamele

iddialarının soruşturulmasında, sağlık personelinin ihmali ya da görevi kötüye

kullanmasına yönelik iddialarının da asli failler hakkında yürütülecek

soruşturmalara ilişkin etkin soruşturma standartlarında gerçekleşmesi

gerekmektedir. Soruşturma kavramı, Ceza Muhakemesi Hukuku kapsamındaki soruşturma

kavramıyla sınırlı olmayıp soruşturma izni verilmesine ilişkin yapılan ön

inceleme, soruşturma ve kovuşturma aşamalarının tamamını kapsamaktadır.

71. Somut olayda, başvurucu

hakkında Çorum Devlet Hastanesi’nde düzenlenen 27-29/9/2002

tarihleri arasında düzenlenen adli muayene raporlarında başvurucunun vücudunda

darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

72. Çorum Devlet Hastanesi

Cildiye Polikliniği tarafından düzenlenen 2/10/2002

tarihli adli muayene raporunda ise sağ kolda ekimoz

olduğu belirtilmiştir.

73. Başvurucu tutuklandıktan

sonra avukatının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği 16/12/2002

tarihli dilekçede, başvurucunun gözaltında kaldığı süre içerisinde işkenceye

maruz kaldığı belirtilmiştir. İşkence bulgularının tespit edilebilmesi için

başvurucunun hastaneye sevk edilmesi talebi üzerine başvurucu 17/12/2002 tarihinde Ankara Numune Hastanesi’ne sevk

edilmiştir. Ankara Numune Hastanesi’nin 17-19/12/2002

ve 29/1/2003 tarihli muayenelerde başvurucuda bir takım bulgular saptanmıştır

(bkz. §19).

74. 21/2/2003

tarihinde başvurucunun Ankara Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi alınmış

26/2/2003 tarihinde suç yerinin Çorum ili olması nedeniyle yetkisizlik kararı

verilerek soruşturma dosyası Çorum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

75. Çorum Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 12/12/2003

tarihinde doktorlar hakkında adli görevde yetkiyi kötüye kullanmak, Jandarma

görevlileri hakkında ise gözaltındaki zanlıya suçunu söyletmek için kötü

muamele yapmak suçundan kamu davası açılmıştır.

76. Çorum Ağır Ceza

Mahkemesince 12/12/2003 tarihinde başvurucunun

ifadesinin alınması için talimat yazılmış ancak başvurucunun adresinde

bulunamaması nedeniyle ifadesi alınamamıştır.

77. Başvurucunun

Avusturya’da olduğunun ancak 2006 yılında tespit edilebilmesi üzerine

başvurucunun ifadesinin alınması için talimat yazılmış, tercüme işlemleri ve

yazışmaların tamamlanması sonucu başvurucunun ifadesi ancak 9/10/2007

tarihinde Mahkemeye ulaşmıştır.

78. Mahkeme 20/11/2007 tarihinde Adli Tıp Kurumundan rapor talebinde

bulunmuş, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesince düzenlenen rapor 9/2/2009

tarihinde Mahkemeye sunulmuştur. Başvurucu vekilinin anılan rapora itiraz

etmesi üzerine bu kez Adli Tıp Genel Kurulundan rapor istenmiş ancak

başvurucunun ülke dışında olması ve muayene için hazır bulundurulamayacağının

bildirilmesi nedeniyle rapor düzenlenemeyeceği belirtilmiştir.

79. 26/4/2011

tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan rapor istenmiş,

anılan Kurumca 1/7/2011 tarihli rapor düzenlenerek Mahkemeye sunulmuştur.

80. 24/11/2011

tarihinde, doktorlar yönünden zamanaşımı süresinin 7 yıl 6 ay olduğu dikkate

alınarak zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmiştir.

81. Yukarıda açıklanan

süreçte başvurunun ülke dışında bulunması ve gerek ifade alımı gerekse adli tıp

raporu alınması için hazır bulunmaması neticesinde yargılama sürecinde

gecikmelerin olduğu anlaşılmaktadır. Ancak yukarıda açıklanan

ilkeler doğrultusunda; zamanaşımı süreleri dikkate alınarak yargılamanın hızlı

yürütülebilmesi için bir takım önlemler alınıp alınamayacağı, dosyada

hâlihazırda mevcut sağlık raporları ve beyanlar doğrultusunda hükme gidilip

gidilemeyeceği gibi hususların değerlendirilmesi gerekirken isnat edilen suç tarihinden

yaklaşık 9 yıl 2 ay sonra (1 yıl süren Savcılık soruşturması ve yaklaşık 8 yıl

süren kovuşturma aşamasının akabinde) zamanaşımı nedeniyle düşme kararı

verildiği anlaşılmaktadır. Anılan kararın Yargıtay tarafından onanarak

kesinleşmesi de yaklaşık 1 yıl sürmüştür.

82.

İşkence ve kötü muamele iddialarının hızlı bir şekilde yürütülmesi ve yürütülen

cezai işlemlerin zamanaşımına uğramasına imkân verilmemesi; hukuk devletine

bağlılığın sağlanması, hukuka

aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi bakımından önem taşımakta ve etkili

soruşturma yükümlülüğünün temel unsurlarından birini oluşturmaktadır (bkz. §

62, 63). Somut başvuru

değerlendirildiğinde anılan yükümlülüğün yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.

83. Açıklanan nedenlerle

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü devletin etkili

soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

4. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

84. 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

85. Başvurucu, Anayasa’nın

17. maddesinin ihlali nedeniyle yeniden yargılama ve 35.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

86.

Başvuru konusu olayda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul

boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmış, zamanaşımı süresinin dolması

nedeniyle yargılamanın yenilenmesine hükmedilmesinde hukuki yarar bulunmadığı,

başvurucunun yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi

zararı karşılığında somut olayın özellikleri ve diğer sanıklar yönünden devam

eden yargılama süreci dikkate alınarak başvurucuya net 20.000 TL manevi

tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

87. Dosyadaki belgelerden

tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.998,35 TL

yargılama giderlerinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Adli yardım talebine ilişkin

karar verilmesine YER OLMADIĞINA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. Maddesi

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan devletin etkili soruşturma yapma usul

yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 20.000 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Çorum

Ağır Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan

ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Erdal

TERCAN

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Raportör Yrd.

:

Gizem

Ceren DEMİR KOŞAR

Başvurucu

:

Feride

KAYA

Vekili : Av. Elvan OLKUN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2365, 20 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 33086/04, 18/9/2008, § 42) bu muayenelerin
  12. A. Adli yardım talebine ilişkin
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinin
  14. C. Anayasa’nın 17. Maddesi
  15. D. Başvurucuya net 20.000 TL
  16. E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL
  17. F. Ödemelerin, kararın
  18. G. Kararın bir örneğinin Çorum
  19. H. Kararın bir örneğinin Adalet
  20. Üstün
  21. Tercan
  22. Kaya
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2365
Tarih
20 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • S.s. Metin Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2013/2181)
  • Turgay Şen Başvurusu (B. No: 2013/6941)
  • Cemal Bayseferoğulları Başvurusu (B. No: 2013/8474)
  • Elif Mutlu ve Ferhat Mutlu Başvurusu (B. No: 2013/3711)
  • B. U. Başvurusu (B. No: 2013/2414)
  • Salih Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/5330)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.