İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Salih Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/5330)

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin kötü muamelesine maruz

Başvuru No2013/5330Tarih21 Ocak 2016Okuma36 dk · 7.177 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Salih Kılıç Başvurusu

Karar tarihi
21 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/5330
R.G. Tarih ve Sayı
1/4/2016-29671
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.177 kelime·36 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerinin kötü muamelesine maruz

kalındığı iddiasının etkili soruşturulmaması nedeniyle insan haysiyeti ile

bağdaşmayan muamele yasağı ile adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/1/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 6/8/2015 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

20/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı beyanlarını 26/8/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Bakanlık görüşünde bildirilen hususlar çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucu 11/7/2010 tarihinde İstanbul ili Beyoğlu ilçesi

Asmalımescit mevkiinde sabaha karşı iki polis memuru

tarafından darbedildiği iddiasıyla Taksim Polis

Merkezine müracaatta bulunarak anılan memurlardan şikâyetçi olduğunu

bildirmiştir.

9. Başvurucunun şikâyetçi olduğunu bildirmesi üzerine anılan

Polis Merkezinde görevli polis memurları tarafından ifadesine başvurulmaksızın

adli muayene raporu alması için ilgili hastaneye yönlendirilmiştir.

10. Başvurucunun Taksim Eğitim Araştırma Hastanesinde

muayenesi yapılarak hakkında “genel adli

muayene raporu” düzenlenmiştir. 11/7/2010 tarihinde saat 05.52’de

düzenlenen 11972 numaralı raporun ilgili kısımları şöyledir:

“Yapılan fizik muayenede yüzde her iki kulak

ve ağız mukozasında darba bağlı basit tıbbi müdahale gerektiren izler mevcut

olup, kati rapor adli tabiplikçe verilecektir.”

11. Başvurucu 13/7/2010 tarihinde, Beyoğlu Cumhuriyet

Başsavcılığına müracaatta bulunarak olaya ilişkin şikâyetini yazılı olarak

bildirmiş ve 13/7/2010 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesine

başvurulmuştur. Başvurucu, şikâyet dilekçesinde ve ifadesinde özetle Asmalımescit’te bir restoran önündeki masaya oturmuş alkol

almakta olan sivil polis memurlarının kendisine yönelik darp, hakaret ve tehdit

eylemlerinin olduğunu, bunun üzerine Taksim Polis Merkezindeki görevlilerce

verilen bir kâğıtla başvurduğu hastane tabipliğince muayenesinin yapıldığını

ifade etmiş; ayrıntılı eşkal bilgilerini verdiği olayın faillerini

fotoğraflarından teşhis edebileceğini belirtmiştir.

12. Başvurucu, ifadesinin alınmasını müteakip Beyoğlu Adli

Tıp Şube Müdürlüğüne sevk edilmiş ve aynı gün burada düzenlenen raporla

yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu

tespit edilmiştir.

13. Başvurucu 14/7/2010 tarihinde Kocamustafapaşa

Ceylan Özel Tıp Merkezine tedavi için başvurmuştur. Anılan Sağlık Kuruluşunun

14/7/2010 tarihli raporu şöyledir:

“Yukarıda adı yazılı hastanın (s)ol kulak alt

kadranda santral post-travmatik perforasyon

(s)ağ kulak zarı üstü ön kadranda santral küçük post-travmatik

perforasyon tespit edilmiştir. R.V. Her iki kurak

zarına perforasyonları kapatacak dış destek konuldu.”

14. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığınca 11/8/2010 tarihinde

Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne ve Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne

(Gayrettepe/İstanbul) müzekkereler yazılarak başvurucuya yönelik eylemleri

yaptıkları iddia edilen polis memurlarının teşhis ettirilmesi ve tespit edilen

memurların “görev yazılarının” gönderilmesi istenmiştir.

15. 12/8/2010 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş

Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliğinde başvurucuya yaptırılan teşhis işlemine

ilişkin aynı tarihli tutanağın ilgili kısımları şöyledir:

“… 11/08/2010 tarih ve 2010/20741 soruşturma numaralı

evrakında Müşteki Salih KILIÇ’ın 11/07/2010 günü saat

05:00 sıralarında polis memurlarınca darp edilmesi olayı ile ilgili olarak darp

eden [p]olis memurlarının teşhisi amaçlı

Müdürlüğümüzde görevli memur ve amirlerin fotoğraflarının gösterilmesi istenmiş;

Müştekiye Polnet

ortamında müdürlüğümüzde görevli personelin fotoğrafları gösterilmiş, ancak

müşteki Salih KILIÇ gösterilen fotoğraflar arasından teşhiste bulunamadığına

dair;

İş bu [t]eşhis

tutanağı tarafımızdan tanzim edilerek altı birlikte imza altına alınmıştır.…”

16. 12/8/2010 tarihinde Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünde

başvurucuya yaptırılan teşhis işlemine ilişkin aynı tarihli tutanağın ilgili

kısımları şöyledir:

“11.08.2010 gün ve Soruşturma No:2010/20741

sayılı yazı ile 11.07.2010 günü kendisine hakaret ve yaralama eyleminde bulunan

personelin teşhisi için şikayetçi … Salih KILIÇ’a

12.08.2010 günü saat: 14.00’da Müdürlüğümüz Personel Büro Amirliğinde

Müdürlüğümüz kadrosunda görevli tüm personelin fotoğrafları bilgisayar

ortamında gösterilerek teşhiste bulunması istenmiş;

Adı geçen şahıs, kendisine karşı şikayetine

konu eylemi gerçekleştirdiğini iddia ettiği herhangi bir personeli teşhis

edememiştir.

…”

17. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Bürosunca

Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne hitaben yazılan 31/8/2010 tarihli ve

2010/20741 sayılı “daimi arama” yazısı şöyledir:

“Bugüne kadar şüpheliler… yakalanamadığı gibi

kimlikleri de tespit edilemediğinden müzekkeremizin zamanaşımına kadar iade

edilmeyerek;

1- Olayın üzerinde önemle durularak, suç fail

veya faillerinin aşağıda gösterilen zamanaşımına kadar sürekli ve aralıksız

aranmasına devam edilip suç kanıtlarıyla birlikte yakalanmalarının temini,

2- Tekidi gerektirmeksizin zamanaşımına kadar

3 ayda bir yapılan tahkikattan bilgi verilmesi,

3- … [Ş]üphelilerin

yakalandıklarında müsnet suçla ilgili savunmalarının

alınması, nüfus kayıtlarının eklenerek … hazır edilmeleri,

4- Bu müzekkeremizin şüpheli yakalandığında

veya zamanaşımı dolduğu tarihte iade edilmesi rica olunur.”

18. Başvurucu 21/10/2010 tarihli dilekçe ile Beyoğlu

Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurarak Emniyette kendisine “eski” polis

memurlarının fotoğraflarının gösterildiğini oysa kendisine kötü muamelede

bulunan polis memurlarının “yeni” olduklarını bildirmiştir.

19. Başvurucunun bu iddiaları üzerine Beyoğlu Cumhuriyet

Başsavcılığınca 2/11/2010 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube

Müdürlüğüne ve Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne müzekkereler yazılarak olay

günü Taksim-İstiklal Caddesi ile Asmalımescit civarı

ve sokaklarında görevli olan tüm amir ve polis memurlarının görev yazıları ile

birer fotoğraflarının temin edilerek gönderilmesi istenmiştir.

20. Başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığına 10/11/2010 tarihli

yeni bir dilekçe sunmuştur. Bu dilekçesinde başvurucu, önceki beyanlarını

tekrar ederek kendisini darbeden polislerin Taksim Polis Merkezinde görev

yaptıklarını, onları seyyar satıcılık yaptığı dönemden bildiğini belirtmiş ve

teşhis için anılan Polis Merkezinde görev yapan polislerin fotoğraflarının

kendisine gösterilmesini talep etmiştir.

21. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Taksim Polis Merkezi

Amirliğinin 22/11/2010 tarihli yazısı ile soruşturmaya konu olaya ilişkin

belirtilen tarih ve saatte ek herhangi bir görevlendirme olmadığı bildirilmiş,

11/7/2010 tarihinde saat 05.00 sularında görevli polis memurlarının listesinin

onaylı sureti Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

22. Başvurucu 30/11/2010 tarihinde Beyoğlu Kaymakamlığına

dilekçe ile başvuruda bulunarak “güven timi” polislerinden şikâyetçi olduğunu

ve Cumhuriyet savcısına ifade verdiğini beyan ederek iddia ettiği darp olayı

nedeniyle gerekli işlemlerin yapılmasını talep etmiştir. Kaymakam, aynı tarihli

derkenar yazısı ile başvurucunun şikâyet dilekçesini Beyoğlu İlçe Emniyet

Müdürlüğüne havale etmiştir. Başvurucunun anılan dilekçesinin ilgili kısımları

(yazım hataları düzeltilmiş hâliyle) şöyledir:

“… Ben Güventim

polislerinden şikâyetçiyim. Beyoğlu Asmalımescit’te

beni darp ettiler. … Savcılığa ifade … verdim. Gereğinin yapılmasını

saygılarımla arz ederim.”

23. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünce Asayiş Şube Müdürlüğü B

Bölgesi Güven Timleri Amirliğine yazılan 1/12/2010 tarihli ve 2010-1115 sayılı

yazı ile başvurucunun 30/11/2010 tarihli dilekçesindeki iddiaları hakkında

gerekli araştırmanın yapılarak 1/11/1984 tarihli ve 3071 sayılı Dilekçe

Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun’un 7. maddesi gereğince en geç 28/12/2010

tarihine kadar başvuru sahibine ve Beyoğlu Kaymakamlığına gönderilmek üzere

Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne bilgi verilmesi istenmiştir.

24. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünce Beyoğlu Kaymakamlığına

hitaben yazılan 30/12/2010 tarihli ve 2010-1115 sayılı yazı ile başvurucunun

30/11/2010 tarihli dilekçesine istinaden yapılan işlemler hakkında bilgi

verilmiştir. Anılan yazının ilgili kısımları şöyledir:

“... [B]ahse konu

dilekçe 01.12.2010 tarih ve 2010/1115 sayılı yazımız ile Asayiş Şube Müdürlüğü

B Bölgesi Güven Timleri Amirliğine intikal ettirilmiş ve B Bölgesi Güven

Timleri Amirliği konu ile ilgili olarak;

Kayıtlarının tetkikinde Salih KILIÇ isimli

şahsa herhangi bir adli işlem yapılmadığı, POL-NET, İSTAP kayıtları

incelendiğinde adı geçen şahıs hakkında herhangi bir kaydın mevcut olmadığının

tespit edildiği, ayrıca dilekçe sahibi ile görüşülerek fotoğraf teşhisi için

olay günü ve saatini, tam olarak olay yerini ve hangi birim tarafından işlem

yapıldığının tespitini belirten bir dilekçe ile adli işlem için Cumhuriyet

Başsavcılığına müracaatı ile polis memurlarının fotoğraf teşhisi

yaptırılabileceğinin şahsa bildirildiği belirtilmiştir.

…”

25. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 13/12/2010 tarihli ve

192674 sayılı yazısı ile Güven Timleri B Bölge Amirliğinde görevli personelin

fotoğrafları CD ortamında Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

26. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca 5/1/2011 tarihinde

başvurucunun şikâyetçi sıfatıyla yeniden ifadesine başvurulmuş ve polis memuru

olan altı farklı kişinin fotoğrafları bilgisayar ortamında başvurucuya

gösterilmiştir. Anılan ifade tutanağının ilgili kısımları şöyledir:

“... CD bilgisayar ortamından kontrol

edildiğinde 6 adet polis memurunun fotoğrafı bulunduğu ... müştekiye soruldu:

Polis [m]emurları ve

fotoğrafı gönderilen amir bana yönelik olarak eylemde bulunan polis memurları

değillerdir. [A]ncak ben idari yönden soruşturma

yapılması amacıyla Beyoğlu Kaymakamlığına şikayet

dilekçesi vermiştim. [B]ahse konu şikayet

dilekçesi üzerine beni Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğüne gönderdiler. Ben

orada iki kişiyi teşhis ettim. [D]aha önce yine ben teşhis için gitmiştim ancak

kimseyi teşhis edememiştim. Beyoğlu Emniyet Müdürlüğüne de teşhise gittim. [O]rada kimseyi teşhis edememiştim dedi. ...”

27. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca Beyoğlu Kaymakamlığına

yazılan 7/1/2011 tarihli yazı ile başvurucunun polis memurları tarafından

11/7/2010 tarihinde darbedildiği iddiasını içeren bir

başvurusunun olup olmadığı, var ise şüpheli polis memurları hakkında idari ya

da disiplin yönünden soruşturma yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise ilgili

evrakın birer örneğinin gönderilmesi istenmiştir.

28. Beyoğlu Kaymakamlığının 15/2/2011 tarihli cevap yazısı

ile söz konusu olayla ilgili idari bir soruşturma bulunmadığı bildirilmiş ve

ilgili belgeler yazı ekinde gönderilmiştir.

29. Cumhuriyet Başsavcılığının 31/8/2010 tarihli “daimi arama” yazısı ile aynı içeriğe sahip

28/2/2011 tarihli ikinci “daimi arama”

yazısı, ilgili kolluk birimine yeniden yazılmıştır.

30. Başvurucu 7/6/2011 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet

Başsavcılığına vekili marifetiyle yeniden dilekçe vererek Beyoğlu İlçe Emniyet

Müdürlüğünde 12/8/2010 tarihinde yapılan teşhis işleminin ve tutulan fotoğraf

teşhis tutanağının usule aykırı olduğunu, gerçeği yansıtmadığını, anılan

işlemin yeniden yapılması gerektiğini beyan etmiştir. 8/6/2011 tarihinde

başvurucu, Cumhuriyet Savcılığında tekrar ifade vermiştir. Başvurucu bu

ifadesinde, ilk dilekçesinde olayın faillerinin Taksim Polis Merkezinde görev

yaptığını sehven söylediğini ancak daha sonra anılan Merkezde sivil polis

çalışmadığını ve anılan faillerin Asayiş Şube Müdürlüğü Güven Timlerine bağlı

polis memurları olduğunu öğrendiğini, Kaymakamlığa verdiği dilekçe sonrasında

kendisine teşhis yaptırılmadığını ve şikâyetinin devam ettiğini beyan etmiştir.

31. Cumhuriyet Başsavcılığının 19/6/2011 tarihli yazısı ile

31/8/2010 tarihli “daimi arama” yazısı aynı kolluk birimine

yeniden yazılmıştır.

32. Başvurucu (Beyoğlu Adliyesinin kapatılması nedeniyle

soruşturma dosyasının devredildiği) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

15/6/2012 havale tarihli dilekçe ile başvuruda bulunarak fotoğraflarından

teşhis ettiği şüpheliler hakkında kovuşturma başlatılmasını talep etmiştir.

Anılan dilekçenin ilgili kısımları şöyledir:

“Şikayete konu

şüphelilerin Gayrettepe (A)sayiş (Ş)ube (M)üdürlüğünde

fotoğraflarından teşhis etmiş bulunmaktayım.

Yine şüphelilerden birisini Sirkeci'de resmi

olarak görev başında iken... gördüm.

Şikayete konu suçu işleyen ve mağduriyetime neden olan şüphelilerin bir an

evvel yakalanmasını ve cezalandırılmasını istiyorum.

Emniyette fotoğraflarından teşhis ettiğim

şüphelilerin kimlik bilgilerinin tespitini de talep etmekteyim.

...”

33. Başvurucu 27/6/2012 tarihinde Başbakanlık İletişim

Merkezine (BİMER) mektupla başvuruda bulunarak sorumlular hakkında yasal işlem

yapılmasını talep etmiştir. Başvuru yazısının ilgili kısımları şöyledir:

“... Güven timleri tarafından gördüğüm işkence

neticesinde bu zamana kadar yaptığım tü(m) yasal

başvurularımdan sonuç alamadım ve mağdur edildim.

Beni darp eden işkence yap...an kişiler belli

olmasına rağmen haklarında gerekli yasal işlem bir türlü yapılmamakta

mağduriyetim her geçen gün daha da artmaktadır.

Tüm bu durumlar karşısında mağduriyetimin

önlenmesi ve sorumlul(a)r hakkında yasal işlem

yapılmasının sağlanması amacı ile dilekçemi sunuyorum.

...”

34. Başvurucunun BİMER’e yaptığı

müracaat 28/6/2012 tarihinde Adalet Bakanlığı aracılığıyla ilgisi nedeniyle

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmiştir.

35. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bilgi Edinme Bürosunun

2/7/2012 tarihli ve 2012/429 sayılı yazısı ile başvurucuya, konu hakkındaki

müracaatını soruşturma dosyasının uhdesinde bulunduğu Cumhuriyet savcılarına

iletmesinin uygun olacağı bildirilmiştir.

36. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Faili Meçhul Suçlar

Bürosunca Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne hitaben yazılan 16/5/2013 tarihli ve

2010/83050 sayılı yazı ile faillerin araştırılması talimatı verilmiştir.

Yazının ilgili kısımları şöyledir:

“İLGİ : 19/06/2011

tarih ve 2010/20741 sayılı kapanan Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı.

İlgi sayılı FAİLİ MEÇHUL soruşturma evrakı ile

ilgili olarak FİRARİ ... (şüphelilerin) DAVA ZAMANAŞIMI OLAN 11/07/2018

tarihine kadar önemle araştırılıp; yakalanmalarının ve haklarındaki soruşturma

evrakı ile birlikte Savcılığımıza gönderilmelerinin temini ile;

Yapılan soruşturma ile ilgili olarak TEKİDE ve

İLGİLİLER HAKKINDA SORUŞTURMAYA mahal verilmeksizin; YILDA BİR KEZ

SAVCILIĞIMIZA BİLGİ VERİLMESİ

Önemle rica olunur.”

37. Başvurucu 16/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

38. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünün 5/3/2015 tarihli yazısı

ekinde Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen aynı tarihli tutanağın ilgili

kısımları şöyledir:

“… 28.02.2011 tarih ve 2010/20741 soruşturma …

sayılı yazısı gereği faili meçhul şahıs ve şahısların idaremiz dahilinde

barınması ve bulunması muhtemel olan yerler önemle aranmış ise de bahse konu

şahıs ve şahısların tespiti ve temini mümkün olamamış …”

39. Cumhuriyet Başsavcılığınca 26/6/2015 tarihli yazı ile

başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığına davet edilmiştir. Anılan yazının tebliği

üzerine başvurucu 23/7/2015 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat etmiş

ve aynı tarihte şikâyetçi sıfatıyla yeniden ifadesine başvurulmuştur.

Başvurucunun alınan ifadesine ilişkin tutanağın ilgili kısımları şöyledir:

“Ben 13/07/2010 tarihinde vermiş olduğum şikayet dilekçemi 13/07/2010, 05/01/2011 tarihli, 08/06/2011

tarihli Savcılık ifadelerini aynen tekrar ederim. Dilekçede ifadelerimde

belirttiğim gibi 11/07/2010 günü saat 05.00 sıralarında İstanbul Beyoğlu

İstiklal [C]addesi’nde Asmalımescit’te

içkili restoran… önünde çiğ köfte satmaktaydım. Restoran… önündeki masada

oturarak içki içmekte olan, 2 sivil giyimli şahıs ve restoran… personeli olan

4-5 kişi vardı. Bu iki sivil giyimli içk[i] içen şahıstan

biri beni yanına çağırdı ve bu şahıs elini boynuma sararak 20-30 metre kadar

aşağıya götürdü. Bu şahıs bana ‘İnşaat duvarına işerken kamerada gördüm seni’

diyerek tokat attı. Ben de kendisine ‘Sen kimsin beni dövüyo[r]sun’ dedim. Daha

sonra diğer şahıs [da] geldi her ikisi de tekme tokat beni dövdüler. Her iki

şahıs [da] bana ‘Senin kafana silah sıkar, sinkaf ederim’ diyerek hakaret ve

tehditte bulundular. Ben bu şahıslar hakkında şikayetçi olmak için Taksim Polis

Merkezi’ne gittim. Olayı anlattım. Bana bir kağıt

verdiler … hastaneye gönderdiler. Hastaneden raporumu aldım. Tekrar Polis [M]erkezine geldim … Beyoğlu Başsavcılığına gitmemi

söylediler. Ben de 13/07/2010 günü dilekçeyle Beyoğlu Başsavcılığına başvurdum.

Beni döven bu iki sivil giyimli şahıs… İstanbul Emniyet Müdürlüğü güven

timlerinde görevli polis memurlarıdır. Ben bu iki polis memurunun resimlerini

Beyoğlu Kaymakamlığına şikayetim üzerine Taksim Polis

Merkezinde görevli M… Başkomiser tarafından

gönderildiğim, İstanbul Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğünde bilgisayar üzerinde

görerek teşhis etmiştim. Bilgisayar resimleri bana Gayrettepe’de görevli polis

memuru E… göstermişti. Ancak bana isimlerini söylemedi. Savcılıktan kağıt olmadan isimleri veremeyeceğini belirtti. Ben de

Cumhuriyet Savcısı A… Ş…’ın yanına geldim. Durumu

söyledim. Bana CD isteyeceğini daha sonra teşhis yaptıracağını söyledi. Beni

döven hakaret ve tehditte bulunan bu polis memurlarından davacı ve

şikayetçiyim. Görsem kendilerini teşhis edebilirim. [B]en ayrıca bu konuda

24/05/2012 tarihli (15/06/2012 … havale tarihli) vermiş olduğum dilekçemde de

Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğünde fotoğraflardan teşhiste bulunduğum…

şüphelilerden birini Sirkeci'de görevi başında gördüğümü belirtmiştim.

24/05/2012 tarihinde dilekçe verdiğim günden bir kaç

gün öncesi Sirkeci Polis Merkezi’nde beni gören polis memurunu resmi polis

kıyafetiyle Karakola girerken gördüm. Bu hususların araştırılmasını istiyorum

…”

40. Cumhuriyet Başsavcılığı Genel Soruşturma Bürosunca Kocamustafapaşa Ceylan Tıp Merkezine yazılan ve ekinde

başvurucuya ait raporlar bulunan 25/11/2015 tarihli yazı ile başvurucuya ait

tedavi evrakının gönderilmesi istenmiştir.

41. Cumhuriyet Başsavcılığı Genel Soruşturma Bürosunca

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Personel Daire Başkanlığına yazılan 25/11/2015

tarihli yazı ile İstanbul Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğünde

10/7/2010-11/7/2010 tarihlerinde görev yapan polis memurlarının açık kimlik

bilgileri ve fotoğraflarının, ayrıca Sirkeci Polis Merkezinde 20/5/2012 ile

24/5/2012 tarihleri arasında görev yapan polis memurlarının açık kimlik

bilgileri ile fotoğraflarının gönderilmesi istenmiştir.

B. İlgili Hukuk

1. Ulusal Hukuk

42. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun “İhbar ve şikâyet”

kenar başlıklı 158. maddesi şöyledir:

“(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet

Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.

…

(4) Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak

işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine

yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilir.

(5) İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere

sözlü olarak yapılabilir.

…”

43. 5271 sayılı Kanun’un “Bir

suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” kenar

başlıklı 160. maddesi şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir

suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya

yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil

bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri

marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza

altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.”

44. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul

edilen (11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

Kanunu’na 6524 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile eklenen geçici 4. maddenin (6)

numaralı fıkrası gereğince yürürlükten kaldırılmış olan ancak başvuruya konu

soruşturmanın yürütüldüğü zaman yürürlükte olan) 18/10/2011 tarihli ve (8)

No.lu Genelge’nin ilgili kısımları şöyledir:

“…

2- İnsan hakları ihlali, işkence ve kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak yapılan soruşturmaların, kolluk kuvvetlerine bırakılmayarak

bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir Cumhuriyet savcısı

tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesi,

…”

45. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20/2/2015

tarihli ve 158 sayılı Genelgesi’nin ilgili kısımları şöyledir:

“…

2- İnsan hakları ihlali, işkence ve kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak yapılan soruşturmaların, kolluk kuvvetlerine bırakılmayarak

bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir Cumhuriyet savcısı

tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesi,

…”

2. Uluslararası Hukuk

46. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10/12/1984 tarihli ve

39/46 sayılı kararıyla kabul edilen ve onaylanmasına dair 3441 sayılı Kanun,

29/4/1988 tarihli ve 19799 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Alçaltıcı Muamele veya

Cezaya Karşı Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:

“Her Taraf Devlet, yetkisi altındaki ülkelerde bir işkence

eyleminin işlendiğine inanmak için ciddi sebepler mevcut olan her halde,

yetkili mercilerin derhal ve tarafsız soruşturma yürütmelerini sağlayacaktır.”

47. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği

İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların

Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Kılavuzu’nun

(İstanbul Protokolü) Birinci Eki’nin 2. maddesi şöyledir:

“Devletler, işkence ve kötü muamele

şikayetleri ve bildirimlerinin, anında ve etkili bir biçimde soruşturulmasını

sağlamakla yükümlüdürler. Açık bir şikayetin olmadığı

durumlarda bile işkence ve kötü muamele yapıldığına ilişkin belirtiler varsa,

soruşturma yapılmalıdır. Soruşturmayı yürütenler, bu tür olayların faili

olduğundan şüphelenilen kişiler ve onların hizmet ettiği kurum ve kuruluşlardan

bağımsız, soruşturma yürütebilecek vasıfta, tarafsız kişiler olmalıdır. Bu

kişilerin tarafsız tıp uzmanlarına veya konuyla ilgili diğer uzmanlara erişim

veya bu tür uzmanları çağırma yetkileri olmalıdır. Soruşturmalar yürütülürken,

en yüksek profesyonel standartlara uygun yöntemler kullanılmalı ve soruşturma

sonuçları kamuya açıklanmalıdır.”

48. İstanbul Protokolü’nün Birinci Eki’nin 6. maddesi

şöyledir:

“6a) İşkence ve kötü

muamele soruşturmalarında çalışan tıp uzmanları her zaman en yüksek etik

standartlara uygun biçimde davranmalı ve tıbbi araştırma ve muayeneden önce

kişinin bilgilendirilmiş onamını almalıdır. Muayene, tıp biliminin kabul

edilmiş standartlarına uygun biçimde yürütülmelidir. Muayene, tıp uzmanın

denetimi altında, devlet görevlileri ve güvenlik güçleri mensuplarının mevcut

olmadığı bir ortamda, kişinin mahremiyetine saygı göstererek yapılmalıdır.

6b) Tıp uzmanı muayenenin hemen sonrasında

doğru bir yazılı rapor hazırlamalıdır. Bu raporda en azından aşağıdaki bilgiler

yer almalıdır:

(i) Görüşme Koşulları: Görüşme yapılan kişinin

adı, muayene sırasıda mevcut olanların adları, bu

kişilerin muayene yapılan kişiyle olan ilişkileri, görüşmenin kesin tarihi,

saati, görüşme yapılan yerin adresi (uygun olduğu durumlarda görüşme yapılan

odanın yeri), görüşme yapılan yerin tanımı (örneğin klinik, cezaevi, ev vb.);

görüşme yapıldığı sıradaki koşullar (muayene için geldiğinde veya muayene

sırasında kişinin tabii olduğu kısıtlamalar, görüşme sırasında odada güvenlik

güçlerinin mevcut olup olmadığı, tutukluya eşlik edenlerin hal ve tavrı,

muayeneyi yapan kişiye yönelik tehditkar ifadeler vs.) ve diğer geçerli unsurlar;

(ii) Öykü: Gerçekleştiği iddia edilen işkence

ve kötü muamele yöntemleri, işkence ve kötü muamelenin ne zaman gerçekleştiği,

bütün fiziksel ve psikolojik semptomlar ve şikayetler de dahil olmak üzere

kişinin görüşme sırasında anlattığı öykünün detaylı bir raporu;

(iii) Fiziksel ve Psikolojik Muayene: Uygun

tanı koyucu testler ve mümkün olduğu durumlarda bütün yaralanmaların renkli

fotoğrafları da dahil olmak üzere klinik muayene sonucunda elde edilen bütün

fiziksel ve psikolojik bulguların kaydı.

(iv) Değerlendirme: Fiziksel ve psikolojik

bulgular ile işkence ve kötü muamele arasındaki muhtemel ilişkinin

değerlendirilmesi. Gerekli tıbbi ve psikolojik tedavi ve/veya yapılması gereken

başka tıbbi testler ve muayeneler için görüş ve tavsiyeler;

(v) Yazar: Raporda muayeneyi yapan kişilerin

adları açıkça belirtilmeli ve rapor hazırlayanlar tarafından imzalanmalı;

6c) Hazırlanan rapor gizli tutulmalı ve rapor

muayene edilen kişiye veya kişinin yasal temsilcisi olarak atadığı kimseye

teslim edilmelidir. Muayene edilen kişi veya temsilcisinin muayene süreci

hakkındaki görüşleri de sorulmalı ve raporda bu kişilerin görüşlerine de yer

verilmelidir. Uygun olduğu durumlarda, işkence veya kötü muamele iddialarını

soruşturmakla yetkili olanlara da yazılı rapor verilmelidir. Bu raporun yetkili

kişilere güvenli bir biçimde ulaştırılmasını güvenceye almak, Devlet'in

sorumluluğudur. Muayene edilen kişinin rızası veya bu tür bir talepte bulunma

yetkisi bulunan mahkemenin yetki vermesi istisna olmak üzere, rapor başka

kimseye verilmemelidir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

49. Mahkemenin 21/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

50. Başvurucu; iki polis memuru tarafından tamamen keyfî bir

biçimde darbedilmesi sonucunda her iki kulağında

hasar oluştuğunu, kendi imkânlarıyla tedavi olmasına rağmen sağlık sorununun

devam ettiğini, olayın 2010 yılında gerçekleştiğini ve hemen akabinde

Cumhuriyet savcısına şikâyetini sunduğunu fakat sorumluların belirlenmesi ve

cezalandırılmasını sağlayacak düzeyde etkili bir soruşturma yapılmadığını,

fiilin dava zamanaşımı süresinin 11/7/2018 tarihinde dolacağını, bu nedenlerle

insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı ile adil yargılanma ve etkili

başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminat

taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16; M. Aydın

Gürül, B. No: 2012/682, 2/10/2013, § 18). Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altında alınan insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilip edilmediğinin, ancak usul

yükümlülüğü kapsamında yapılacak etkili bir ceza soruşturması sonucunda

belirlenebileceği dikkate alınarak başvurucunun iddialarının yalnızca usul

boyutu yönünden incelenmesi gerekli ve yeterli görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Zaman Bakımından Yetki Sorunu

52. Bakanlık görüş yazısında, bireysel başvuru konusunda

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcının 23/9/2012 tarihi

olduğu, bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararların bireysel

başvuruya konu olabileceği, Aksakal/Türkiye

(B. No: 51967/99, 11/9/2007, § 65) kararına atfen Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) onaylandığı

veya bireysel başvuru hakkının taraf devletçe tanındığı tarihten önce meydana

gelen olaylarla ilgili şikâyetlerin zaman

bakımından yetkisizlik gerekçesiyle kabul edilemez bulunduğu ifade

edilmiştir. Bakanlığa göre 11/7/2010 tarihinde gerçekleşen, Sözleşme’nin 3.

maddesi kapsamındaki başvuruya konu olaya ilişkin soruşturma kapsamında Beyoğlu

Cumhuriyet Başsavcılığı 19/6/2011 tarihinde “daimi arama” kararı almış olup aktif soruşturmanın sona erdiği

tarih, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten

önceki bir tarihtir.

53. Başvurucu; başvurunun özünün etkisiz soruşturma sonucu

soruşturma dosyasından aktif olarak el çekilerek dosyanın daimî aramaya

alınmasıyla ilgili olduğundan, başka bir deyişle etkili bir soruşturma

yapılmaksızın dosyadan el çekildiğinden dosyanın daimî aramaya alınma tarihi

temel alınarak bireysel başvurunun zaman açısından kabul edilemez olduğunun

kabulünün mümkün olmadığını Bakanlık görüşüne karşı beyanında bildirmiştir.

54. Bakanlık görüş yazısında, kararına atıfta bulunulan AİHM’e göre Sözleşme, 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki

haklarda olduğu gibi güvence altına aldığı hakların etkin şekilde kullanımının

sağlanmasına özgü pozitif yükümlülükleri gerektirebilir. Bireyin, Sözleşme’nin

3. maddesi ihlaline ilişkin belli delillerle savunulabilir bir iddiasının

olması hâlinde etkili bir hukuk yolu kavramı, devlet tarafından sorumlu

kimselerin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına olanak sağlayabilecek

kapsamlı ve etkin bir soruşturmayı gerektirir. Gerçekte kişinin iddialarının

ulusal mahkemeler ve AİHM önünde üretilen delillerle doğrulanması, bu

iddiaların savunulabilir olma niteliğinin değerlendirilmesinde belirleyici bir

faktördür. AİHM, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri temelinde yapılan şikâyetlerin

mahkeme önünde yeterli seviyedeki delillerle desteklendiği durumlarda ulusal

makamların -söz konusu delillerin ilgili zamanda önlerindeki dosyada olması

hâlinde ve olduğu ölçüde- bu hükümlerden doğan usul yükümlülüklerine tabi

olduğu sonucuna varmıştır. Aksi düşünce kritik tarihten itibaren önlerindeki davaların

tümünde Sözleşme’yi dikkate almakla yükümlü olan

ulusal mahkemelerin, bahsi geçen tarihten önce meydana gelen olaylarla ilgili

devam eden davalarda, bu yükümlülükten sapma hususunda tam yetkiye sahip

olacağı anlamına gelecektir (Aksakal/Türkiye,

§§ 67-76).

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrasında Anayasa Mahkemesinin ancak 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceleyeceği hükme bağlanmıştır.

56. Başvuru konusu ceza soruşturması hâlâ derdesttir.

Bakanlık görüşünde belirtilen 19/6/2011 tarihli “daimi arama” kararı, soruşturmayı neticelendirici

bir özelliğe sahip olmadığı gibi devletin etkili soruşturma yükümlülüğü, somut

olayda devam etmektedir. Dolayısıyla başvuruya konu soruşturmayı neticelendiren

ve kritik tarihten önce kesinleşmiş bir işlem mevcut değildir. Esasen

başvurucunun şikâyeti de doğrudan doğruya 11/7/2010 tarihinde meydana gelen

darp olayına ilişkin olmayıp etkili yürütülmediğini iddia ettiği soruşturma ve

bu çerçevede kamu otoritesince sergilendiği iddia edilen pasif tutuma

yöneliktir.

57. Bu itibarla kritik tarihten önce kesinleşmiş olan herhangi

bir nihai işlem veya kararı konu almadığı sonucuna varılan başvurucunun ihlal

iddialarının, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında yer

aldığı anlaşılmaktadır.

b. Başvuru Yollarının Tüketilmesi Sorunu

58. Başvuru kapsamında ileri sürülen iddialar açısından

başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğine karar verebilmek için Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyeti ile

bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun ihlal edilip edilmediğinin esas

yönünden incelenmesi, bir başka ifadeyle derdest ceza soruşturmasının gelinen

aşama itibarıyla etkili yürütülüp yürütülmediğinin tespiti gerekir. Bu nedenle

devletin, insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutu

kapsamındaki yükümlülüklerini yakından ilgilendiren başvuru yollarının

tüketilip tüketilmediği sorununun başvurunun esasına ilişkin inceleme ile

birlikte çözüme kavuşturulması uygun görülmüştür (bkz. § 94).

59. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmayan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel

İlkeler

60. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında

devletin, pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi

varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 51).

61. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip

olduğu bu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal

olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî

bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,

söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını

güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,

bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini

sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 110).

62. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde,

Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel

amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu

olanaklı olmazsa, bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hale

gelecek ve bazı hallerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan

yararlanarak, kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır (Tahir Canan § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, § 111).

63. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün,

bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına

ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin, ölümcül ya da

yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına

imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bu tür olaylarda,

yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat

ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için

yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 55).

64. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan

mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya

da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç

yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan,

burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin,

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza

kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

65. Yürütülecek ceza

soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde

etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz

edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı

aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri

toplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötü muamele iddialarının gerektirdiği

soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir

ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve

soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden

yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar. Bu kapsamda yetkililer diğer deliller

yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik

bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

66. Bu tür olaylarla ilgili cezai

soruşturmaların etkililiğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi

pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının

kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, mağdurların meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları

sağlanmalıdır. (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 115).

67. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da

kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla, şartlar ne olursa olsun,

yetkililer resmi şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren belirtiler

olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhal

başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli

yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

68. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü

muamele hakkında yürütülen soruşturmanın “etkili” olabilmesi için,

soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden

bağımsız olması gerekir. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da

kurumsal bağlantının olmamasını değil ama aynı zamanda somut bir bağımsızlığı

da gerektirir. Dolayısıyla etkili bir soruşturmadan söz edebilmek için,

öncelikle bağımsız yürütülebilir niteliğe sahip olması gerekir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 117).

69. Soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolunun sadece

hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolun uygulamada fiilen de etkili

olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip

bulunması gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme,

devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara

bağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi halinde ancak

etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali

iddiası söz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların

ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usulü güvencelerin sağlanması gerekir

(Tahir Canan, § 26; Cezmi Demir ve diğerleri, § 118).

70. İşkence, eziyet ve kötü muameleye ilişkin şikâyetler

hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması

önemlidir. Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini

engelleyen sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak

kötü muameleye yönelik soruşturmalarda hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik

gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi, herhangi bir hile ya da

kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için

soruşturmanın yetkililer tarafından makul bir sürat ve özenle yürütülmesi

gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 119).

71. Mahkemelerin özellikle işkence, eziyet ve kötü muamele

niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için ellerinden gelen tüm

gayreti sarf etmeleri ve tüm araçlara başvurmaları gerekir. Kötü muamele

iddialarını konu olan bir ceza davasının yetkililer tarafından mümkün olan en

kısa zamanda bir sonuca bağlanması, eşitlik ilkesi bağlamında kamunun güveninin

korunmasına ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı hoşgörülü bir tutum

sergilendiği izlenimi oluşmasının önlenmesine hizmet eder (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 120).

72. AİHM, bir devlet görevlisinin işkence, eziyet veya kötü

muameleyle suçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nun

amaçları çerçevesinde cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına

uğramamasının, affın veya genel affın mümkün kılınmamasının büyük önem

taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren

görevlinin görevinin askıya alınmasının ve hüküm alırsa meslekten men

edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 121).

b. Genel

İlkelerin Olaya Uygulanması

73. Başvurucu; iki polis memuru tarafından tamamen keyfî bir

biçimde darbedilmesi sonucunda her iki kulağında

hasar oluştuğunu, kendi imkânlarıyla tedavi olmasına rağmen sağlık sorununun

devam ettiğini, olayın 2010 yılında gerçekleştiğini ve hemen akabinde Cumhuriyet

savcısına şikâyetini sunduğunu fakat sorumluların belirlenmesi ve

cezalandırılmasını sağlayacak düzeyde etkili bir soruşturma yapılmadığını,

fiilin dava zamanaşımı süresinin 11/7/2018 tarihinde dolacağını, bu nedenlerle

insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

74. Bakanlık görüş yazısında, özetle başvurucunun Cumhuriyet

Savcılığına olayı intikal ettirdikten sonra ayrıntılı bir şekilde ifadesinin

alındığı, adli muayene raporunun temin edildiği, şüphelilerin teşhis ve

tespitleri için ilgili kurumlarla kısa süre içinde yazışmalar yapıldığı,

başvurucuya birden çok kez teşhis yaptırıldığı bildirilmiştir.

75. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde soruşturma

işlemlerinin kronolojik gelişimine bakıldığında şüphelilerin tespiti adına

soruşturma dosyasına sunduğu bilgi ve belgelerin etkin olarak

değerlendirilmediğini, olayın gerçekleşmesinin üzerinden kısa bir süre sonra

daimî aramaya alınmasının açıkça hak ihlali olduğunu ifade etmiştir.

76. Meydana geldiği iddia edilen darp olayı ile ilgili olarak

Taksim Eğitim Araştırma Hastanesinden ve Kocamustafapaşa

Ceylan Özel Tıp Merkezinden alınan tıbbi raporların her ikisi de başvurucunun

girişimleri ile alınmıştır. Diğer taraftan Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca

13/7/2010 tarihinde alınan ifadesini müteakip Beyoğlu Adli Tıp Şube Müdürlüğüne

sevk edilen başvurucu hakkında aynı gün düzenlenen raporla, yaralanmasının

basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu tespit edilmiştir.

Genel olarak düzenlenen tüm raporlarda, başvurucunun darp iddiasını

kuvvetlendiren bulgulara yer verildiği görülmektedir. Ayrıca başvurucu,

Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ifadesinde olayın faillerinin ayrıntılı eşkal

bilgilerini de sunabilmiştir. Bu itibarla başvurucunun, Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin belli delillerle savunulabilir

bir iddiası olduğunun ve böyle bir iddia karşısında devletin sorumlu kimselerin

tespit edilmesine ve cezalandırılmasına olanak sağlayabilecek kapsamlı ve

etkili bir soruşturma yürütme zorunluluğunun doğduğunun kabulü gerekir.

77. İnsan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele iddialarına

ilişkin soruşturmaların etkili olduğunun kabul edilebilmesi için şikâyet

öğrenilir öğrenilmez veya yeterince açıklığa kavuşmayan bir şikâyet açıklığa

kavuşturulur kavuşturulmaz soruşturma makamlarınca soruşturma başlatılması

gerekmektedir. Şikâyetin olmadığı ancak insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir

muamelenin mevcudiyetine ilişkin ciddi delil veya emareler bulunduğunun farkına

varıldığı bir durumda ise savcılığın resen harekete geçme yükümlülüğü devam

etmektedir.

78. Başvurucu, 11/7/2010 tarihinde İstanbul ili Beyoğlu

ilçesi Asmalımescit mevkiinde iki polis memuru tarafından

sabaha karşı darbedildiği iddiasıyla Taksim Polis

Merkezine müracaatta bulunarak anılan memurlardan şikâyetçi olduğunu

bildirmiştir. Bunun üzerine başvurucu, görevli polis memurları tarafından

ifadesine başvurulmaksızın adli muayenesinin yapılması için hastaneye ve

sonrasında da şikâyetini bildirmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına

yönlendirilmiştir.

79. Öncelikle 5271 sayılı Kanun’un 158. maddesinin (1)

numaralı fıkrası gereğince suç işlendiğine ilişkin şikâyetleri kabule yetkili

olan kolluk görevlileri, başvurucunun iddialarını bağlı bulundukları Cumhuriyet

savcısına iletip vereceği talimatlar doğrultusunda olaya el koyarak iddia

edilen yaralama olayına ilişkin tıbbi bulgular ve başvurucunun ayrıntılı

ifadesi başta olmak üzere suç delillerinin vakit geçirmeksizin tespiti yerine,

başvurucuyu adli muayenesinin yapılması için hastaneye ve sonrasında şikâyetçi

olması için Cumhuriyet Başsavcılığına yönlendirmişlerdir. Bu çerçevede genel

ilkeler başlığı altında da ifade edildiği şekliyle başvuruya konu soruşturmanın

derhâl başlatıldığının kabul edilmesi mümkün değildir. Başvurucunun 11/7/2010

tarihli şikâyet dilekçesi ile doğrudan müracaatı üzerine Beyoğlu Cumhuriyet

Başsavcılığınca derhâl soruşturma başlatılması ve aynı gün içinde başvurucunun

şikâyetçi sıfatıyla ifadesine başvurulması da ortaya çıkan bu eksikliği

gidermemiştir.

80. İnsan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele iddialarının

etkili soruşturulması bakımından önem arz eden bir diğer nokta, soruşturmada

görev alan kişilerin bağımsız ve tarafsız hareket edebileceklerine olan inancın

korunmasıdır. AİHM’e göre de bir soruşturma ancak

soruşturmayı yapmakla görevli kişiler, olaylara karışanlardan bağımsız olduğu

takdirde “etkili” olarak nitelenebilir. Bu durum, yalnızca anılan kişi

kategorileri arasında hiçbir hiyerarşik ve kurumsal bağın olmamasını

gerektirmekle kalmaz; aynı zamanda pratik bağımsızlığı da gerektirir (Kamer Demir ve diğerleri/Türkiye, B. No:

41335/98, 19/10/2006, § 44).

81. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun başvuruya konu soruşturmanın

devam etmekte olduğu zaman içinde yürürlükte olan 18/10/2011 tarihli ve (8)

numaralı mülga Genelgesi’nde (bkz. § 42) ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel

Müdürlüğünün hâlihazırda yürürlükte bulunan 20/2/2015 tarihli ve 158 numaralı

Genelgesi’nde, insan hakları ihlalleri ile işkence ve kötü muamele iddialarına

ilişkin soruşturmaların bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir

Cumhuriyet savcısı tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesine

ilişkin gereklilik ifade edilmiştir. Ayrıca İstanbul Protokolü’nün Birinci

Eki’nin 2. maddesinde de soruşturmayı yürütenlerin bu tür olayların faili

olduğundan şüphelenilen kişiler ve onların hizmet ettiği kurum ve kuruluşlardan

bağımsız soruşturma yürütebilecek vasıfta, tarafsız kişiler olması gerektiği

düzenlenmiştir.

82. Başvuruya konu soruşturma süreci kapsamında Beyoğlu

Cumhuriyet Savcılığınca 11/8/2010 tarihinde Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne ve

Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne yazılar yazılarak başvurucuya yönelik

eylemleri yaptıkları iddia edilen polis memurlarının teşhis ettirilmesi

istenmiştir.

83. Hiç kuşkusuz soruşturulan “faili meçhul” olayın

aydınlatılması noktasında teşhis işlemleri, anahtar bir role sahiptir. Bu denli

önem arz eden teşhis işlemlerinin ilk etapta, soruşturulan olayın potansiyel

failleri ile aynı hiyerarşik çatıyı paylaşan kolluk görevlilerine

yaptırılmasının yukarıda belirtilen soruşturmanın bağımsız ve tarafsız ellerle

yürütülmesi ilkeleri ile bağdaştığı söylenemez.

84. Başvurucu 21/10/2010 tarihli dilekçe ile Beyoğlu

Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurarak Emniyette kendisine eski polis

memurlarının fotoğraflarının gösterildiğini oysa kendisine kötü muamelede

bulunan polis memurlarının yeni olduklarını bildirmiştir. Başvurucunun bu iddiaları

üzerine Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca 2/11/2010 tarihinde İstanbul Emniyet

Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne ve Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne

müzekkereler yazılarak olay günü Taksim İstiklal Caddesi ile Asmalımescit civarı ve sokaklarında görevli olan tüm amir

ve polis memurlarının görev yazıları ile birer fotoğraflarının temin edilerek

gönderilmesi istenmiştir. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Taksim Polis Merkezi

Amirliğinin 22/11/2010 tarihli yazısı ile soruşturmaya konu olaya ilişkin belirtilen

tarih ve saatte ek herhangi bir görevlendirme olmadığı bildirilmiş, 11/7/2010

tarihinde saat 05.00 sularında görevli polis memurlarının listesinin onaylı

sureti Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün

13/12/2010 tarihli ve 192674 sayılı yazısı ile de Güven Timleri B Bölge

Amirliğinde görevli personelin fotoğrafları CD ortamında Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir.

85. Cumhuriyet savcısı huzurundaki teşhis işlemlerinde

kullanılan en önemli kanıt unsuru olan ilgili görevlilere ait fotoğrafların

temininde de aynı kapsamdaki görevlilerin etkin olmaları ve soruşturmanın

sadece bu kişilerden gelen bilgi ve belgeler üzerinden yürütülmesi

soruşturmanın etkili yürütülmesi bağlamında öne çıkan bir diğer önemli eksikliktir.

Nitekim Cumhuriyet savcısı tarafından 5/1/2011 tarihinde polis memuru olan

yalnızca altı kişinin fotoğrafı bilgisayar ortamında başvurucuya gösterilmiş ve

başvurucu, fotoğrafı gösterilen görevliler arasında kendisini darbeden

kişilerin bulunmadığını beyan etmiştir.

86. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığınca Beyoğlu İlçe Emniyet

Müdürlüğüne gönderilen 31/8/2010, 28/2/2011, 19/6/2011 ve 16/5/2013 tarihli “daimi arama” yazıları ile meçhul şüphelilerin

dava zamanaşımı tarihi olan 11/7/2018’e kadar araştırılmaları ve yakalanmaları,

ayrıca soruşturmanın akıbeti hakkında “yılda bir kez” Cumhuriyet Başsavcılığına

bilgi verilmesi istenmiştir. Bu yazıdaki talimatların dava zamanaşımının

dolacağı tarihe kadar geçerli olması ve bilgilendirme periyodu olarak bir yıl gibi

uzun bir süre belirlenmesi dikkate alındığında soruşturma makamının, birinci

derecede sorumlu olduğu suç faillerinin kimliklerinin tespit edilerek iddia

edilen olayın soruşturulması görevinin ifasını ilgili kolluk biriminin

inisiyatifine bıraktığı açıktır.

87. Öte yandan başvurucunun, kimlikleri belirsiz şüpheli

polis memurlarının tespiti ve haklarında idari soruşturma yürütülmesi için

müracaatta bulunduğu Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından olayla ilgili bir

soruşturma açılmamış; başvurucunun müracaat dilekçesi, üzerine eklenen matbu

bir derkenar yazısı ile Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne havale edilmiştir. Bu

kapsamda şüpheliler araştırılmayarak idari yönden soruşturulmalarını sağlayacak

somut adımlar atılmamış ve yalnızca ilgili kolluk birimine çağrılan

başvurucuya, olaya ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi

olabileceği yönünde bilgilendirme yapılmakla yetinilmiştir.

88. Gerek Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse Kaymakamlık, olayın

faillerinin tespitine ilişkin işlemleri bizzat yürütmek ve süreci birinci elden

takip etmek yerine bu görevi fiilen önemli ölçüde potansiyel şüphelilerle aynı

hiyerarşik yapıyı paylaşan ilgili kolluk birimlerine devretmişlerdir. Etkili,

tarafsız ve bağımsız bir şekilde görev yapabilecekleri noktasında ciddi şüpheler

bulunan kişiler eliyle yürütülen bir soruşturma sonucunda, olayın

aydınlatılarak şüphelilerin kimliklerinin açığa çıkarılmasının beklenmesi

mümkün değildir.

89. Dahası Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda belirtilen “daimi arama” yazıları (bkz. § 86), kolluk

görevlilerine, soruşturmanın akıbeti hakkında bilgi verilmesi şeklinde bir

formalitenin yerine getirilmesinin ötesinde soruşturmanın esasına etkili

olabilecek ve somutlaştırılmış bir sorumluluk da yüklememiştir. Nitekim anılan

daimî arama yazılarının muhatabı olan kolluk birimi tarafından yapılan

araştırma işlemlerini ortaya koyan tek belge 5/3/2015 tarihli tutanaktır (bkz.

§ 38). Belirtilen tutanakta “28.02.2011

tarih ve 2010/20741 soruşturma … sayılı yazısı gereği faili meçhul şahıs ve

şahısların idaremiz dahilinde barınması ve bulunması muhtemel olan yerler

önemle aranmış ise de bahse konu şahıs ve şahısların tespiti ve temini mümkün

olamamış[tır.]” ifadelerine yer verildiği görülmektedir. Cumhuriyet

Başsavcılığının “daimi arama” yazısına ilişkin tarih ve sayı

bilgileri haricinde başvuruya konu soruşturmaya ilişkin hiçbir özel tespit veya

araştırma faaliyeti bilgisine yer verilmeyen ve tamamıyla klişe ifadelerden

oluşan bu tutanağın bir şablon niteliğinde olduğu açıktır. Dahası tutanakta “faili meçhul … şahısların idaremiz dahilinde

barınması ve bulunması muhtemel olan yerler önemle aranmış”

ifadelerine yer veren görevlilerin, araştırdıkları potansiyel faillerin birer

polis memuru olduğunun farkında oldukları da kuşkuludur. Bu şartlar altında

başvuruya konu soruşturmada görev alan kişilerin makul bir özen içinde hareket

ettiklerinin kabul edilmesi mümkün değildir.

90. Genel ilkeler kısmında da ifade edildiği üzere işkence,

eziyet ve kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan soruşturma söz

konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir. Bununla birlikte

belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen sebepler ya da

zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü muameleye yönelik soruşturmalarda;

hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka

aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın

azami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir.

91. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüş yazısı ve

Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla tespit edilen bilgiler

çerçevesinde başvurucunun şikâyet dilekçesini sunduğu 13/7/2010 tarihinde resmî

olarak başlayan ve hâlihazırda derdest olan adli soruşturma sürecinde

başvurucunun 13/7/2010, 5/1/2011, 8/6/2011 ve 23/7/2015 tarihlerinde

ifadelerine başvurulmuştur. 5/1/2011 tarihinde başvurucuya, teşhis etmesi için

altı polis memurunun fotoğrafı gösterilmiştir. 12/8/2010 tarihinde kolluk

birimlerine, başvurucuya teşhis işlemi yaptırılması talimatı verilmiş;

başvurucunun 21/10/2010 tarihli dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar üzerine

Cumhuriyet Başsavcılığının 2/11/2010 tarihli yazısı ile kolluk birimlerinden

teşhis için ilgili görevlilerin fotoğraflarının gönderilmesi istenmiştir.

7/1/2011 tarihli yazı ile Beyoğlu Kaymakamlığına, başvurucunun maruz kaldığını

iddia ettiği olaya ilişkin herhangi bir idari soruşturma yürütülüp yürütülmediği

sorulmuştur. 25/11/2015 tarihinde ise ilgili kolluk biriminden olayın meydana

geldiği yer ve zaman diliminde görevli polis memurlarının fotoğrafları ile

olayın akabinde muayene olduğu özel sağlık kuruluşundan başvurucunun tedavi

belgeleri istenmiştir.

92. Başvurucunun üçüncü defa ifadesinin alındığı 8/6/2011

tarihinden ilgili kolluk birimi ve sağlık kuruluşuna müzekkerelerin yazıldığı

25/11/2015 tarihine kadar geçen yaklaşık 4 yıl 5 aylık sürede yapılmış esaslı

herhangi bir soruşturma işlemi tespit edilememiştir. Bu durum, soruşturma

sürecinin gerekli makul özen ve süratle yürütülmediğini ortaya koymaktadır.

93. Sonuç itibarıyla başvurucunun insan haysiyeti ile

bağdaşmayan muamele iddialarının etkili bir şekilde soruşturulduğu sonucuna

ulaşılamamıştır. Bu açıdan başvuruya konu soruşturma, insan haysiyeti ile

bağdaşmayan muamele fiillerinin önlenmesi ve gerekiyorsa faillerin tespit

edilerek cezalandırılması bakımından yeterli bir etki doğurmamıştır. Dahası

salt soruşturmanın etkisizliği nedeniyle şüphelilerin kovuşturulmamış olması,

bu tür olaylara karışan kamu görevlilerine müsamaha ile yaklaşıldığı izlenimini

uyandırmakta olup bu durumun insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele fiillerini

gerçekleştirme temayülü olan kişileri cesaretlendirebileceği ve bireylerin,

belirtilen eylemlere karşı koruma ödevi bulunan devlete ve adalet

mekanizmalarına olan güvenlerini de zedeleyebileceği açıktır.

94. Ayrıca başvurucunun insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele iddiaları bakımından etkili soruşturma yürütülmediğinin tespit edilmiş

olması nedeniyle başvurunun özel koşulları çerçevesinde başvuru yollarının

tüketilmediği sonucuna ulaşılamamıştır.

95. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası ile güvence altına alınan etkili soruşturma (usul) yükümlülüğünün ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

96. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

97. Başvurucu, etkili bir soruşturma yapılmamış olması

nedeniyle şüphelilerin tespit edilerek haklarında gerekli soruşturmanın

başlatılmasına yönelik karar verilmesini ve maruz kaldığını iddia ettiği insan

haysiyeti ile bağdaşmayan muamele nedeniyle 2.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

98. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

öngörülen devletin etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

99. Belirtilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için kararın bir örneğinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

100. Öte yandan kararın bir örneğinin

ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesinin tespit edilen ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından tek başına yeterli bir giderim sağlamayacağı

kanaatine varıldığından soruşturmanın etkili yürütülmemesine bağlı olarak maruz

kaldığı manevi zarar nedeniyle başvurucuya, somut başvuru bakımından tazminatın

tamamlayıcı bir giderim olması da dikkate alınarak net 5.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

101. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

102. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve

1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının usul yönünden ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının usul yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. İhlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için dosyanın ­İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 5.000 TL

manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Recep ÜNAL Başvurucu : Salih KILIÇ Vekili : Av. Özden NACAKCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5330, 21 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. “İlgi : 19/06/2011
  10. Savcılığımıza Bilgi Verilmesi
  11. B. İlgili Hukuk
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16; M. Aydın
  17. V. Hüküm
  18. A. Anayasa’nın 17. maddesinin
  19. B. Anayasa’nın 17. maddesinin
  20. D. Başvurucuya net 5.000 TL
  21. E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL
  22. F. Ödemelerin, kararın
  23. G. Kararın bir örneğinin Adalet
  24. M. Emin KUZ
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5330
Tarih
21 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Ali Murat Mutluay Başvurusu (B. No: 2013/6616)
  • Şamil İçyer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3374)
  • Mehmet Ali Bedir ve Tevfik Günay Başvurusu (B. No: 2013/4073)
  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/6223)
  • Medeni Alpkaya Başvurusu (B. No: 2013/3078)
  • Şevki Burak Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2818)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.