İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

S.s. Metin Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2013/2181)

1. Başvuru, Erzurum ili Emirşeyh Mahallesi 113 pafta 387 ada 438 parsel numaralı

Başvuru No2013/2181Tarih7 Ocak 2016Okuma23 dk · 4.592 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm S.S. Metin Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu

Karar tarihi
7 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/2181
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.592 kelime·23 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Erzurum ili Emirşeyh Mahallesi 113 pafta 387 ada 438 parsel numaralı

taşınmaz için verilen inşaat ruhsatının dayanağı imar revizyon

planının iptal edilmesinin ardından bu işlem nedeniyle uğranılan zararların

tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi sonucu

Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ve 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 22/3/2013

tarihinde Erzurum Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 28/10/2013 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 04/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 28/1/2014 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Erzurum ili Emirşeyh Mahallesi 113 pafta 387 ada 438 parsel numaralı

taşınmaz üzerinde inşaat yapmak için 11/6/2001 tarihinde

ruhsat almış ve inşaata başlamıştır.

8. Anılan ruhsat ve dayanağı

imar planı tadilat işlemlerinin, üçüncü şahıslar tarafından açılan davalar

sonucunda iptal edilmesi üzerine Belediye Encümeni, başvurucuya verilmiş olan

11/6/2001 tarihli inşaat ruhsatını iptal ederek bu ruhsata dayanılarak yapılmış

olan inşaatın yıkılmasına karar vermiş ve akabinde dava konusu alanı revizyon imar planı ile bitişik nizam üç kat şeklinde

planlayarak başvurucu adına 13/5/2005 tarihli yenileme ruhsatı düzenlemiştir.

9. Ancak bu revizyon

imar planının ve başvurucuya verilen 13/5/2005 tarihli ruhsatın da açılan dava

sonucu Erzurum 1. İdare Mahkemesinin 23/2/2006 tarihli ve E.2005/978,

K.2006/221 sayılı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle Yakutiye İlk Kademe Belediye

Meclisi tarafından 13/5/2005 tarihli inşaat ruhsatı ve dayanağı revizyon imar

planı 4/9/2006 tarihli ve 119 sayılı kararla iptal edilmiş ve anılan karar

27/11/2006 tarihli ve 1971 sayılı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü üst yazısı ile

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

10. Başvurucu, 19/11/2007 tarihinde Belediyeye müracaat ederek Belediyenin

hatalı işlemleri nedeniyle uğradığı zararlarına karşılık olarak 250.000 TL’nin

tarafına ödenmesi talebinde bulunmuştur.

11. Söz konusu müracaatın 30/11/2007 tarihli işlemle reddedilmesi üzerine başvurucunun

80.000 TL maddi zararının tazmini istemiyle 4/2/2008 tarihinde açtığı dava,

Erzurum 1. İdare Mahkemesinin 22/1/2009 tarihli ve E.2008/194, K.2009/114

sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinde;

dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde idare

mahkemelerinde 60 gün olduğu ve bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı

bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı, 11. maddesinde;

ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması,

geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst

makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir.

Bu

başvurma işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Altmış gün

içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi

veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye

başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılacağı kurala

bağlanmıştır.

Aynı Yasanın 12. maddesinde, ilgililerin haklarını ihlal

eden bir işlem dolayısıyla Danıştay’a ve İdare ve Vergi Mahkemelerine dava

süresi içinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı

davasını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın

karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması

halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan

dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası

açabilecekleri, bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma

haklarının saklı olduğu hükmü getirilmiştir.

…

Olayda davalı idare tarafından verilen savunma dilekçesinin

ekinde yer alan tebliğ- tebellüğ belgesinin incelenmesinden, davacıya verilen

inşaat ruhsatı ile revizyon imar planının iptaline

yönelik 04.09.2006 tarih ve 119 sayılı Meclis kararının bildirimine dair

27.11.2006 tarih ve 1971 sayılı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü üst yazısının

10.12.2006 tarihinde davalı kooperatif başkanı Yılmaz Yaşlak

imzasına tebliğ edildiği, bu itibarla davacıya verilen inşaat ruhsatı ile

revizyon imar planının iptaline yönelik 04.09.2006 tarih ve 119 sayılı meclis

kararından dolayı uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini için yukarıda

hükmüne yer verilen Yasa maddesi uyarınca söz konusu meclis kararının tebliğ

edildiği 10.12.2006 tarihinden itibaren 60 gün içinde doğrudan dava açması veya

2577 sayılı Yasanın 11. maddesi uyarınca aynı sürede müracaat edilerek alınacak

cevaba göre kalan sürede dava açılması gerekirken, bu süreler geçirildikten

sonra 19.11.2007 tarihinde yapılan müracaatın reddedilmesi üzerine 04.02.2008

tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğundan işin esasının incelenme

olanağı bulunmamaktadır.”

12. Başvurucu tarafından temyiz

edilen karar, Danıştay Altıncı Dairesinin 28/6/2011

tarihli ve E.2009/3359, K.2011/2520 sayılı kararıyla onanmış; karar düzeltme

talebi de aynı Dairenin 22/11/2012 tarihli ve E.2011/7587, K.2012/6618 sayılı

kararıyla reddedilmiştir.

13. Karar başvurucuya 25/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 22/3/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

15. Anayasa’nın 125. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

16. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi şöyledir:

“1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre

gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare

mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

2. Bu süreler;

a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,

…

Tarihi izleyen günden başlar.”

17. Aynı Kanun’un 11. maddesi

şöyledir:

“1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari

işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem

yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava

açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava

açma süresini durdurur.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş

sayılır.

3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde

dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre

de hesaba katılır.”

18. Aynı Kanun’un 12. maddesi

şöyledir:

“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya

tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri

gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu

husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın

tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra

tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci

madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”

19. Aynı Kanun’un 13. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari

dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde

eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının

yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen

reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 7/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu; 11/6/2001

tarihinde inşaat için ruhsat aldığını ancak açılan davalar nedeniyle uzun süre

inşaata izin verilmediğini, 13/5/2005 tarihinde yeni ruhsat verildiğini, buna

göre kat ve daire sayısının azaltıldığını, iş yeri kısmının da iptal

edildiğini, bu ruhsat doğrultusunda inşaata başladığını, 27/11/2006 tarihli

yazı ile revizyon imar planının ve buna dayalı

işlemlerin iptal edildiğinin bildirildiğini, bu işlemler nedeniyle ağır

ekonomik zarara uğradığını, ticari itibarının sarsıldığını, inşaat

tamamlanamadığından üyelere teslim edilemediğini ve dairelerin piyasa değerinin

düştüğünü, açtığı davanın -tam yargı davası olduğu için- dava açma süresinin

2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 35.

maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ve 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; 250.000 TL tazminat ve

40.000 TL avukatlık ücreti talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının mahkemeye erişim hakkı, mülkiyet hakkı ve

makul sürede yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

23. Başvurucu; açtığı davanın

süre aşımı nedeniyle reddedildiğini, zararın idari eylemden kaynaklandığını ve

davanın süresinde açıldığını belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

24. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

25. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması”

kenar başlıklı 40. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen

herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde,

ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler

sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu

olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

26. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

27. Adil yargılanma hakkının en

temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. (Özkan

Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel

unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının,

mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak

isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip

olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya

da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği

durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003,

§ 34).

28. Hukuki güvenlik ile

belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki

güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal

düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve

kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini

ifade etmektedir (AYM., E.2013/64, K.2013/142,

28/11/2013).

29. Mahkemeye erişim hakkı,

kural olarak mutlak bir hak olmayıp sınırlanabilen bir haktır. Bununla birlikte

getirilecek sınırlamaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması,

meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir

yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar,

B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir

davanın açılabilirliğine ilişkin olarak takdir

hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar niteliği gereği

düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu sınırlamalar dava

açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek

seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, §

34; Rodríguez Valín/İspanya,

B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).

30. Mahkemeye ulaşmayı aşırı

derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için

belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde

kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına

aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka

aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler

dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97,

11/7/2002, §§ 36-40).

31. Belli bir hakkın mahkemede

ileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın

açılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesinin gereği olup

adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin

zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor

kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar

vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk

güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süre

sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup

ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe

Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmazlar (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22083/93, 22095/93; 22/10/1996, § 51).

32. Bunun yanında bir mahkemeye

başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa

da mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını

ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından

düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı

esneklikten kaçınmalıdırlar (Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

33. Somut olayda başvurucu

Kooperatif tarafından Erzurum ili Emirşeyh Mahallesi

113 pafta 387 ada 43 parsel sayılı taşınmaza ilişkin verilen 13/5/2005 tarihli

inşaat ruhsatının ve dayanağı revizyon imar planının

iptaline ilişkin Yakutiye İlk Kademe Belediye Meclisinin 4/9/2006 tarihli ve

119 sayılı kararı nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın tazmini

istemiyle açılan davada İlk Derece Mahkemesi, anılan Meclis kararının İmar ve

Şehircilik Müdürlüğünün 27/11/2006 tarihli yazısı ekinde 10/12/2006 tarihinde

Kooperatif Başkanı imzasına tebliğ edildiğini, bu itibarla başvurucu

Kooperatife verilen inşaat ruhsatı ile dayanağı revizyon imar planının iptaline

yönelik meclis kararı nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini

için anılan Meclis kararının tebliğ edildiği, 10/12/2006 tarihinden itibaren

altmış gün içinde doğrudan veya 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca aynı

sürede idareye müracaat edilerek alınacak cevaba göre kalan sürede dava

açılması gerekirken bu süreler geçirildikten sonra 19/11/2007 tarihinde yapılan

müracaatın reddedilmesi üzerine 4/2/2008 tarihinde açılan davada süre aşımı

bulunduğu gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar vermiş ve bu

karar kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.

34. Bu bağlamda mahkemelerin

usul kurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek

kadar katı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının

ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınmaları gerekir

(Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

35. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği mevzuatın yorumlanması ve uygulanması derece

mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu yorum ve uygulamaların etkilerinin

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle

bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye

erişim hakkı yönünden yapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları

çerçevesinde olacaktır.

36. İdari işlemlerin sürekli bir

biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek ve kamu hizmetinin hızlı

ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma

süresi kanunlarla düzenlenmiştir.

37. 2577 sayılı Kanun’un 7.

maddesi ile idari uyuşmazlıklarda dava açma süresinin yazılı bildirimin

yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükme bağlanmıştır.

38. Aynı Kanun’un 11. maddesinde

ise ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması,

geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan,

üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açma süresi içinde

istenebileceği, bu başvurunun idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün

içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin

reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması hâlinde dava açma süresinin yeniden

işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçen sürenin de hesaba

katılacağı hükme bağlandıktan sonra 12. maddesinde de ilgililerin haklarını

ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya,

idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve

tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak

bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması hâlinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle

doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı

davası açabilecekleri, bu hâlde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye

başvurma haklarının saklı olduğu kuralına yer verilmiştir (Ömer Topuz, B. No: 2013/6833, 3/4/2014, § 48).

39. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun, verilen inşaat ruhsatının ve dayanağı imar planının Yakutiye İlk

Kademe Belediye Meclisinin 4/9/2006 tarihli ve 119

sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine bu karardan dolayı uğradığını ileri

sürdüğü zararın tazmini istemiyle açtığı davada Erzurum 1. İdare Mahkemesi

tarafından, inşaat ruhsatının ve dayanağı imar planının iptaline ilişkin Meclis

kararının başvurucuya tebliğ edildiği 10/12/2006 tarihinden itibaren dava açma

süresinin başladığı, bu tarihten itibaren altmış gün içinde doğrudan veya 2577

sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca aynı sürede idareye müracaat edilerek

alınacak cevaba göre kalan sürede dava açılması gerekirken bu süreler

geçirildikten sonra 19/11/2007 tarihinde yapılan müracaatın reddedilmesi

üzerine 4/2/2008 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu şeklinde

değerlendirme yapılarak 2577 sayılı Kanun’da öngörülen süreler geçtikten sonra

başvurucunun açtığı davanın süre aşımı nedeniyle reddedildiği anlaşılmaktadır.

İlk Derece Mahkemesince usul kurallarına ilişkin yapılan bu yorum, mahkemeye

ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren nitelikte

olmadığından, başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik açık bir ihlalin

bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

40. Bunun yanında başvurucu;

idari eylemden kaynaklanan zarar nedeniyle açtığı davanın 2577 sayılı Kanun’un

13. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, anılan maddede tam

yargı davasının eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılması

gerektiğinin düzenlendiğini ve buna göre açtıkları tam yargı davasının

süresinde olduğunu ileri sürmüştür.

41. İdari işlemler, idari makam

ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı

irade açıklamasıyla hukuk alanında sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu

nitelikte tasarruflardır. İdarenin, temelinde bir idari karar veya işlem

olmayan veya bir idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyeti (fizik

alanında görülen iş, hareket, ameliye ve çalışmalar) veya hareketsiz kalması

ise idari eylem olarak tanımlanmaktadır. İdari işlemler hukuk âleminde

değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları olmalarına karşın idari

eylemler, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki

etki ve sonuç doğurmaktadırlar (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu,

E.2010/308, K.2013/2873, 9/10/2013).

42. Bu durumda başvurucunun,

imar planı ve inşaat ruhsatı işlemlerinden dolayı uğranılan zararların tazmini

istemiyle açtığı davada, imar planı ve inşaat ruhsatının idari işlem

niteliğinde olduğu ve idari eylem olarak değerlendirilemeyeceği hususunda kuşku

bulunmamaktadır.

43. Açıklanan nedenlerle

mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

44. Başvurucu; inşaat ruhsatının

ve dayanağı imar planının iptal edilmesi nedeniyle ağır ekonomik zarara

uğradığını, ticari itibarının sarsıldığını, inşaat tamamlanamadığından üyelere

teslim edilemediğini ve dairelerin piyasa değerinin düştüğünü belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

45. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yarglama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

47. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal

edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal

makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar

tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §

16).

48. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

49. İdari işlemlerden

kaynaklanan hak ihlallerinin giderilmesi için öncelikle idari yargıda dava açılması

gerektiği, olağan kanun yolları tüketildikten sonra hak ihlali hâlâ devam

ediyorsa ancak bu takdirde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunulabileceği açıktır. (Halit Abdullah,

B. No: 2012/26, 26/3/2013, §§ 16-19).

50. Başvuru konusu olayda

başvurucu, inşaat ruhsatının ve dayanağı imar planının iptal edilmesi sonucu

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de zararlarının tazmini

istemiyle açtığı dava 2577 sayılı Kanun’da öngörülen süreler içinde

açılmadığından İlk Derece Mahkemesi tarafından süre aşımı yönünden

reddedilmiştir.

51. Bu durumda başvurucunun,

zarara uğratıldığını ileri sürdüğü Meclis kararının kendisine tebliğ

edilmesinden itibaren 2577 sayılı Kanun’da öngörülen yargısal başvuru

yollarının tamamını usulüne uygun bir şekilde tüketmeden bireysel başvuruda

bulunduğu görülmektedir

52. Açıklanan nedenlerle Meclis

kararından dolayı meydana geldiği ileri sürülen zararın tazminine yönelik kanun

yollarının tamamı usulüne uygun tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir

c. Yargılama Süresinin Makul

Olmadığına İlişkin İddia

53. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

54. Başvurucu, açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

55. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan

makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§§ 38, 39).

56. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde gözönünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

57. Anayasa’nın 36. ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak sonucu

itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan

uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen

düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da

uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın, başvurucuya ait aracın kaçak olarak yurt

içinde bulunduğundan bahisle müsadere edilmesi sonrasında İçişleri Bakanlığına

yapılan tazminat talebinin reddi üzerine açılan bir tam yargı davası olmasından

dolayı medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku

yoktur (Selahattin Akyıl, B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 44).

58. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup bu tarih somut başvuru açısından 4/2/2008’dir.

59. Sürenin bitiş tarihi ise

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu

kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin

başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen Danıştay Altıncı Dairesinin

E.2011/7587, K.2012/6618 sayılı karar tarihi olan 22/11/2012

olduğu anlaşılmaktadır.

60. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesi neticesinde başvurucunun inşaat ruhsatının ve dayanağı

imar planının iptal edilmesi üzerine uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini

için 4/2/2008 tarihinde dava açtığı, İlk Derece

Mahkemesinin 22/1/2009 tarihinde davanın süre aşımı yönünden reddine karar

verdiği, başvurucunun 12/3/2009 tarihinde kararı temyiz ettiği, Danıştay

Altıncı Dairesinin 28/6/2011 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının

onandığı anlaşılmıştır. Başvurucu 5/8/2012 tarihinde

karar düzeltme talebinde bulunmuş ve Danıştay Altıncı Dairesi 22/11/2012

tarihli kararı ile bu talebi reddetmiş, uyuşmazlığa konu yargılama bu tarih

itibarıyla bitmiştir.

61. Yargılama sürecinin

uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi, hukuk

sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (Güher Ergun ve diğerleri, § 44).

62. Bu kapsamda yargı sisteminin

yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar; hükmün

yazılmasında, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesinde ve raportör atanmasında yaşanan

gecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle

yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu

gündeme gelmektedir (Selahattin Akyıl,

§ 55).

63. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde İlk Derece Mahkemesinde 4/2/2008

tarihinde açılan dava hakkında 22/1/2009 tarihinde karar verildiği ve yargılama

süresinin 11 ay 18 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesinin karar tarihinden

Danıştay Altıncı Dairesinin karar düzeltme talebinin reddi kararına kadar geçen

sürenin ise 3 yıl 10 ay ve toplam yargılama süresinin ise 4 yıl 9 ay 18 gün

olduğu, İlk Derece Mahkemesince makul sürede dava hakkında karar verilmiş ise

de Danıştay Altıncı Dairesinde geçen kanun yolu incelemesinde gecikmelerin

yaşandığı tespit edilmekle beraber yukarıda yer verilen tespitler ışığında,

özellikle yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon

eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde

baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin yargılama sisteminin -mahkemelerin davaları makul

bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere- adil yargılama

koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından

hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin

yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.

64. Başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

65. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde başvuruya konu uyuşmazlığın tazminata yönelik olmasına ve davanın

usulden çözümünün ise İlk Derece Mahkemesince 11 ay 18 gün içinde tamamlanmış

olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri hakkında 3 yıl 10 aylık

sürede karar verilmiş olması, şikâyete konu yargılamada makul olmayan bir

gecikmenin olduğunu ortaya koymaktadır.

66. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

67. Başvurucu, inşaat ruhsatı ve

dayanağı imar planının iptali istemiyle uğradığı 250.000 TL zararın ve 40.000

TL avukatlık ücretinin tazminine karar verilmesini istemiş ancak yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle herhangi bir tazminat talebinde

bulunmamıştır.

68. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

69. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin 4 yıl 9 ay 18 günlük yargılama süresi nazara alındığında

başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

70. Dosyadaki belgelerden

uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Yargılama süresinin makul olmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 harç ve 1.800,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : S.S. Metin Konut Yapı Kooperatifi Vekili : Av. Sedat ÖZARAS

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2181, 7 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir
  16. A. 1. Mahkemeye erişim hakkının
  17. B. Anayasa’nın 36. maddesinde
  18. C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi
  19. D. 198,35 harç ve 1.800,00 TL
  20. E. Ödemelerin, kararın
  21. F. Kararın bir örneğinin Adalet
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2181
Tarih
7 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Turgay Şen Başvurusu (B. No: 2013/6941)
  • Cemal Bayseferoğulları Başvurusu (B. No: 2013/8474)
  • Elif Mutlu ve Ferhat Mutlu Başvurusu (B. No: 2013/3711)
  • B. U. Başvurusu (B. No: 2013/2414)
  • Salih Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/5330)
  • Ali Murat Mutluay Başvurusu (B. No: 2013/6616)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.