İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Altun Ayhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/13868)

1. Başvuru, gözaltına alındığı ileri sürülen kişinin öldürülmüş

Başvuru No2015/13868Tarih3 Temmuz 2019Okuma19 dk · 3.827 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Altun Ayhan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
3 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2015/13868
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.827 kelime·19 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltına alındığı ileri sürülen kişinin öldürülmüş

hâlde bulunması olayının etkili soruşturulmaması ve açılan tam yargı davasının

makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/8/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle, ayrıca

Ulusal Yargı Ağı Projesi Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ve Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) ile Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesinden (Mahkeme) temin edilen soruşturma ve yargılama dosyalarındaki

bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucuların eşi ve babası olan 1948 doğumlu R.A.

26/10/1995 günü arkadaşı F.A. ile birlikte yürürken başvurucuların iddiasına

göre sivil giyimli, ellerinde telsiz bulunan polislerce kimlik kontrolü

yapılmasından sonra arabaya bindirilmiş, 9/11/1995 tarihinde ise Diyarbakır il

merkezine 5 km uzakta ölü olarak bulunmuştur.

A. Ceza Soruşturması Süreci

7. 9/11/1995 günü saat 09.15 civarlarında eski Mardin yolu

çıkışında iki erkek cesedi bulunduğunun Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğüne

(Emniyet Müdürlüğü) bildirilmesi üzerine aynı gün olay yerine intikal eden kolluk

görevlilerince tutulan Olay Yeri Tutanağı'na göre her

iki şahsın elleri arkadan bağlıdır ve boğazlarında boğulma nedeniyle oluştuğu

değerlendirilen izler bulunmaktadır.

8. Durumun saat 10.30 sıralarında bildirildiği Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından olay hakkında resen soruşturma başlatılmış ve

Cumhuriyet savcısı olay yerine saat 10.50 civarında intikal etmiştir.

Cumhuriyet savcısı tarafından da Olay Yeri Tespit Tutanağı düzenlenmiş, olay

yerinin basit krokisi çizilmiş ve cesetler üzerinde aynı gün otopsi işlemi

gerçekleştirmiştir.

9. Otopsi işlemi sonucunda düzenlenen rapora göre R.A.nın vücudunun çeşitli yerlerinde ölümünden 12-18 gün

öncesinde oluştuğu değerlendirilen ekimozlar ve

yaralar bulunmaktadır ve kesin ölüm nedeni ası sonucu mekanik asfiksidir.

10. Cumhuriyet Başsavcılığı 13/11/1995 tarihli müzekkeresiyle

Emniyet Müdürlüğünden R.A.nın öldürülmesinin siyasi cinayet niteliğinde olup

olmadığını sormuş, Emniyet Müdürlüğü olayın ideolojik amaçlı olduğuna dair

herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığını bildirmiştir.

11. Başvuruculardan Emine Ayhan, Cumhuriyet Başsavcılığında

verdiği 24/11/1995 tarihli beyanında özetle eşinin neden öldürüldüğünü net

olarak bilmediğini fakat köyden göç edip gelmelerinden sonra kendilerini

sevmeyen kişilerin eşini devlete ispiyonlamış olabileceğini, eşinin devlet

karşıtı olduğu zannıyla götürülmüş olabileceğini ifade etmiştir.

12. Cumhuriyet Başsavcılığı 1/12/1995 tarihli müzekkeresiyle

Emniyet Müdürlüğünden olayın faillerinin sıkı bir şekilde araştırılarak R.A.nın önceden husumeti olan, D. ailesindeki ilgisi

olabilecek şahısların ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.

13. Cumhuriyet Başsavcılığı R.A.nın

10/7/1995 tarihinde, kız kaçırma olayı nedeniyle arasında husumet bulunan B.D.

tarafından bıçaklanması olayıyla ilgili soruşturma dosyasını temin etmiş ve B.D.nin olay nedeniyle yargılanarak mahkûm olduğunu tespit

etmiştir.

14. Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet Başsavcılığının talebine

istinaden bıçakla yaralama olayının faili olan B.D.nin

ifadesini 4/12/1995 tarihinde almıştır. B.D. her ne kadar aralarındaki

husumetten dolayı şahsı bıçaklasa da öldürme olayıyla hiçbir ilgisinin

bulunmadığını söylemiştir.

15. Cumhuriyet Başsavcılığı 15/3/1999 tarihinde olay hakkında

daimî arama kararı vermiştir. Bu aşamadan sonra Cumhuriyet Başsavcılığı ile

Emniyet Müdürlüğü arasında olayın faillerinin araştırılmaya devam edilmesi

talimatını içeren ve karşılığında olayın faillerinin araştırılmaya devam

edildiği yönünde cevaplar içeren mutat yazışmalar yapılmıştır. Başvuru

dosyasının incelenmesinden bu yöndeki son yazışma tarihinin 9/2/2015 olduğu

anlaşılmıştır.

16. Dosya kapsamında sunulan belgelerin incelenmesinden

başvurucular vekili tarafından tutulan, 31/8/2001 tarihli bir tutanak tespit

edilmiştir. Söz konusu tutanakta, başvurucu Emine Ayhan'ın 31/8/2001 günü

bürosuna gelerek eşi R.A.nın devlet tarafından

öldürüldüğünü beyan ettiği ve yanında tanık olarak başvuruculardan Emin Ayhan

ile M.K.yı getirdiği yazılıdır. Tutanakta; Emin

Ayhan'ın babasıyla kıraathanede oturduğunu, sonra babasının diğer maktul F.A.

ile, kendisinin de M.K. ile yürümekteyken kırmızı, R. marka bir arabanın

babasının yanına yanaştığını, içindeki şahısların kimlik kontrolü yaptıklarını,

tanımadığı bu şahısların ellerinde telsiz ve silah olduğunu, her hâllerinden

sivil polis olduklarının belli olduğunu, babasıyla F.A.yı

arabaya bindirdiklerini, kendilerinin bu tür olayların yaşadıkları bölgede

hayatlarının bir parçası hâline gelmesi nedeniyle babasını bir süre sonra

bırakacaklarını düşündüğünü beyan ettiği, diğer tanık M.K.nın

da Emin Ayhan'ın beyanlarını tasdik ettiği yazılmıştır.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı 2/10/2001 tarihli belge ile,

başvurucuların vekili tarafından olay hakkında yürütülen soruşturma hakkında

bilgi talep edilmesi üzerine kendisine faillerin yakalanması çalışmalarına

devam edildiğini bildirmiştir.

18. Başvuru dosyasının incelenmesinden başvurucular vekilinin

bireysel başvuru tarihi olan 6/8/2015 tarihinden sonra 18/11/2015 tarihinde

Cumhuriyet Başsavcılığına olay hakkında yürütülen soruşturma hakkında bilgi

talebi içeren dilekçe sunduğu, Cumhuriyet Başsavcılığının da aynı gün

soruşturmanın derdest olduğu yönünde cevap verdiği görülmüştür.

19. Cumhuriyet Başsavcılığı 19/11/2015 tarihinde olayın siyasi

cinayet niteliğinde olduğuna dair herhangi bir bilgi ya da belge bulunmadığına

da değinerek zamanaşımının dolduğundan bahisle kovuşturmaya yer olmadığına

kararı vermiştir.

20. Başvurucular 15/12/2015 ve 23/12/2015 tarihli dilekçelerle

özet olarak R.A.nın var olduğu ileri sürülen Jandarma

İstihbarat Terörle Mücadele (JİTEM) tarafından öldürüldüğü yönünde belirtiler

olduğunu, soruşturmanın daimî aramaya alınarak üç ayda bir mutat yazışma

yapılmak suretiyle yirmi yıl boyunca etkisiz olarak yürütüldüğünü belirterek

anılan karara itiraz etmiştir.

21. Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hâkimliği 10/2/2016 tarihli

kararıyla itirazı reddetmiştir.

B. Tam Yargı Davası

Süreci

22. Başvuruculardan Emine Ayhan 28/10/2004 tarihinde, 27/7/2004

tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde Diyarbakır Valiliği Zarar

Tespit Komisyonuna (Zarar Tespit Komisyonu) başvurmuş ve eşinin gözaltına

alındıktan sonra ölü olarak bulunduğunu, olay hakkında Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM) de başvuruda bulunduğunu belirterek tazminat talep etmiştir.

23. Dosyanın incelenmesinden başvuruculardan Emine Ayhan'ın AİHM

nezdindeki başvurusunun R.A.nın cesedinin bulunduğu

9/11/1995 tarihiyle başvuru tarihi olan 14/11/2001 tarihi arasındaki süre

gözetilerek yürütülen soruşturmanın etkisizliğinin önceden fark edilmiş olması

gerektiği, dolayısıyla başvurucunun bu konuda özensiz davrandığı belirtilerek

kabul edilemez bulunduğu anlaşılmıştır.

24. Zarar Tespit Komisyonu 27/2/2006 tarihinde, olaya dair

soruşturmanın Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca değil

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütüldüğü, faili meçhul öldürme olayının siyasi

yahut terör amaçlı olduğuna ilişkin belge bulunmadığı, başvurucuların da böyle

bir belge sunmadığı, dolayısıyla olayın ilgili kanun kapsamına girmediği

gerekçesi ile talebi reddetmiştir.

25. Başvurucular, söz konusu ret kararına karşı Mahkemede

kararın iptali ve tazminat ödenmesi talebiyle dava açmıştır.

26. Mahkeme 28/12/2007 tarihli ara kararıyla olaya ilişkin

soruşturma dosyasını Cumhuriyet Başsavcılığından temin ederek incelemiştir.

27. Mahkeme 28/5/2008 tarihinde, olaya dair soruşturmanın

derdest olduğu, soruşturmanın sonucuna göre şahsın ölümü nedeniyle 5233 sayılı

Kanun kapsamında karşılanması gereken bir zarar bulunup bulunmadığının tespit

edilmesi gerekirken Zarar Tespit Komisyonu tarafından talebin reddine karar

verilmesinin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle kararın iptaline, manevi

tazminat talebinin de reddine karar vermiştir.

28. Anılan karar, Danıştay Onbeşinci

Dairesinin (Daire) 10/9/2012 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma gerekçesinde,

olayın faili meçhul olması ve terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle gerçekleştiğinin somut olarak ortaya

konulamamasından Zarar Tespit Komisyonu kararının hukuka uygun olduğu ifade

edilmiştir.

29. Mahkeme 30/5/2013 tarihli kararıyla Dairenin gerekçesini

aynen benimseyerek davanın reddine karar vermiştir.

30. Karar, Dairenin 25/12/2013 tarihli kararıyla onanmış olup karşıoyda; olayın terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin

devletin etkin soruşturmayla ortaya çıkarması şeklindeki pozitif yükümlülüğü

içinde olduğu fakat bu yükümlülüğün yerine getirilemediği gözetildiğinde ölüm

olayı ile 5233 sayılı Kanun'un çıkarılış amacı arasında illiyet bağının

bulunduğu, dolayısıyla davanın reddine karar verilmemesi gerektiği belirtilmiştir.

31. Başvurucuların karar düzeltme talebi de Dairenin 21/5/2015

tarihli kararıyla karşıoyla reddedilmiştir.

32. Nihai karar başvuruculara 8/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiş

olup başvurucular 6/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

33. Konuyla ilgili ulusal ve uluslararası hukuka ilişkin

bilgiler Anayasa Mahkemesinin Özeyir Kocakaya (B. No: 2014/1457, 14/11/2018, §§

26-38) başvurusu hakkında verdiği kararda yer almaktadır.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 3/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiği İddiası

1- Başvurucuların İddiaları

35. Başvurucular yakınlarının kolluk görevlileri tarafından

gözaltına alındıktan sonra öldürüldüğünü, olayla ilgili yürütülen soruşturma ve

tam yargı davasının makul sürelerde sonuçlandırılmadığını ve yakınlarının etnik

kimliği nedeniyle öldürülmesi yanında açtıkları tam yargı davasının da bu

nedenle reddedildiğini belirterek yaşam hakkıyla ayrımcılık yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

36. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

" Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

37. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özü, devlet

görevlileri ile bazı irtibatları bulunduğu ileri sürülen kişilerce yakınlarının

öldürüldüğüne ve bu konuda etkin bir soruşturma yürütülmediğine ilişkindir. Bu

nedenle iddialar, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında incelenmiştir.

39. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ile

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 14. maddesinde düzenlenen

ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak

ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

40. Ancak bu şekilde ileri sürülen ayrımcılık iddiasının

incelenebilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki kişilere yönelik

farklı uygulamaların meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil

vb. ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,

2/10/2013, § 50).

41. Somut olayda ise başvurucuların yakınlarının etnik kimliği

nedeniyle söz konusu eyleme maruz kaldığı ve açtıkları davanın reddedildiği

yönündeki iddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtları ortaya

koyamadıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle yaşam hakkıyla bağlantılı olarak

ileri sürülen ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkin herhangi

bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

42. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan olay sonucunda ölen

kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular, müteveffanın eşi ve çocuklarıdır. Bu

nedenle başvuruda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

43. Başvuruda başvuru ehliyeti ile ilgili bir eksiklik

bulunmamakla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları bakımından

da incelenmesi gerekir. Bu kapsamda, ileri sürülen iddiaya ilişkin etkili

başvuru yolu tespit edildikten sonra bireysel başvurunun bu yol tüketildikten

sonra ve süresi içinde yapılıp yapılmadığı belirlenecektir.

44. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

46. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

47. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanun

maddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel

başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare

olmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20). Temel hak ve

özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin

ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve

yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu

makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

48. Diğer taraftan tüketilmesi gereken başvuru yolları,

başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir

çözüm sağlayabilecek nitelikte olmalıdır. Ayrıca başvuru yollarını tüketme

kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

uygunluğun denetlenmesinde somut başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §

28).

49. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama

hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif

ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, § 50).

50. Bu noktada devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin ayrıca usule ilişkin yönü bulunmakla birlikte bu usul

yükümlülüğünün olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte

soruşturmalarla yerine getirilebileceği ancak kasıtlı eylemler sonucunda

meydana gelen ölüm olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin

sorumluların tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir

cezai soruşturma yürütme yükümlülüğünün bulunduğu belirtilmelidir. Bu tür

olaylarda idari soruşturmalar ve tazminat davaları sonucunda idari bir yaptırım

veya tazminata hükmedilmesi ihlali gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını

ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri,§ 55). Ayrıca bu tür iddiaların ileri

sürüldüğü olaylarda soruşturmaların temel amacının yaşam hakkını koruyan

hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve gerçekleşen ölüm nedeniyle varsa

sorumluların hesap vermelerini sağlamak olduğunu belirtmek gerekir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

51. Somut olayda da başvuru formu, ceza soruşturması sırasında

ileri sürülen iddialar ve kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz dilekçeleri

bir bütün olarak değerlendirildiğinde (bkz. §§ 16, 20) başvurucuların

yakınlarının yaşam hakkının güvenlik güçleri ile birlikte hareket eden

kişilerin kasıtlı eylemleri sonucu ihlal edildiğini ileri sürdükleri

anlaşılmıştır.

52. Bu durumda somut olayda ileri sürülen iddialar açısından

makul bir başarı şansı sunabilecek yani olayın gerçekleşme koşullarını

aydınlatıp maddi gerçeği ortaya çıkarabilecek ve gerektiğinde varsa olayın

sorumlularının cezai yaptırıma maruz kalmasını sağlayabilecek başvuru yolunun

ceza soruşturması yolu olduğu sonucuna varılmıştır (aynı yönde değerlendirme

için bkz. Özeyir Kocakaya, §

57). Nitekim terör ve terörle mücadele kapsamında meydana geldiği ileri sürülen

maddi zararların giderilmesi amacına hizmet eden ve bu maddi zararlara dair bir

çözüm yolu olan, 5233 sayılı Kanun'a dayalı olarak açılan tam yargı davası da

başvurucuların şikâyetlerinin bu Kanun kapsamında kalmadığı değerlendirilerek

reddedilmiştir.

53. Kamu görevlilerinin yaşam hakkını kasten ihlal ettiği

durumlarda yalnızca tazminat ödenmesi kamu görevlilerinin kişilerin yaşam hakkını

ihlal etmeleri ihtimalini artırabilmesinin yanı sıra öldürmemeye ilişkin yasal

düzenlemelerin uygulamadaki etkinliğinin azalmasına sebep olabilecektir (aynı

yöndeki değerlendirme için bkz. Özeyir Kocakaya, § 58). Dolayısıyla, somut olaydaki tam

yargı davasının -ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın- başvurucuların

şikâyetleri açısından etkili bir başvuru yolu olarak kabul edilemeyeceği

değerlendirilmiş ve somut başvuruda başvuru yollarının tüketilmesi kuralı

bakımından yapılan incelemede ceza soruşturması esas alınmıştır.

54. Öncelikle Anayasa Mahkemesinin içtihadına göre yaşam hakkı

ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünden inceleme

yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa da- yürütülen soruşturmanın

makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl

sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile getirilen koruma

mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

55. Ancak başvurucuların yetkili makamlara müracaat etmelerine

rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa,

başlatılmakla birlikte soruşturmada bir ilerleme yoksa veya soruşturma bir süre

ilerleme kaydettikten sonra herhangi bir nedenle etkisiz bir hâl almışsa

başvuruculardan soruşturmanın sonucunu mutlaka beklemelerini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, etkili bir soruşturma

yürütülmediğinin farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren

bireysel başvuruda bulunabilirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77).

56. Diğer taraftan başvurucuların yetkili makamlara müracaat

etmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa,

başlatılan soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl

almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve

şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira

soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır (Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 121). O hâlde anılan ihlal iddiaları yönünden

başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir. Böyle bir durumda başvurucular,

etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları veya varmaları

gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuruda bulunmalıdırlar.

Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma yürütülmediğinin ne zaman

farkına varmaları gerektiği, her davanın şartlarına bağlı olarak

değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat

Azizoğlu, B. No: 2014/15732,

24/1/2018, § 87).

57. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici

gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını

tüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları beklenmemelidir. Ancak bu hâlde dahi

soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun farkına

vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel

başvuruda bulunmalıdırlar (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu,

§ 88).

58. Soruşturmanın etkisizliğinin fark edildiği veya fark

edilmesi gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuru yapılmayıp

zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmesinin beklenmesi hâlinde soruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun

zaman gerçeklerin ortaya çıkmasını zorlaştıracak ve neredeyse imkânsız hâle

getirecektir. Böylesi bir durumda Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve

pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığını inceleyemeyecek; yaşam

hakkının usul boyutu yönünden yapacağı değerlendirmede yeniden yargılamaya

karar veremeyecek ve şartları gerçekleştiğinde sadece ihlali tespit edip

tazminata hükmedebilecektir. Oysa ölüm olayının sebep ve koşulları ile

sorumluların tespitine imkân veren etkinlikte bir soruşturma yapılması ve

gerektiği takdirde sorumluların caydırıcı bir ceza ile cezalandırılmaları için

yeniden yargılamaya karar verilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin

önlenmesinde oynadığı rolün önemi tartışmasızdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 89;

Sultani Acar, B. No: 2014/16344,

22/3/2018, § 86).

59. Başvuruya konu olayda olay yeri kolluk görevlilerince ve

Cumhuriyet Başsavcılığınca incelenmiş, gerekli müşteki ve tanık beyanları ile R.A.nın önceden husumeti bulunan şahsın ifadesi alınmış,

yaralama olayına dair soruşturma dosyası incelenmiştir. Emniyet Müdürlüğünden

olayın siyasi niteliği bulunup bulunmadığı sorulmuştur. Sonraki süreçte

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayın faillerinin belirlenebilmesini ve

dolayısıyla soruşturmanın etkililiğini sağlayabilecek nitelikte bir soruşturma

işlemi yapılmamış, yalnızca faillerin tespitine çalışılması yönünden kolluk

güçlerine müzekkereler yazılması ve faillerin aranmasına devam edildiği yönünde

kolluk görevlilerince düzenli olmayan aralıklarla düzenlenen matbu tutanakların

soruşturma dosyasına konulmasıyla yetinilmiştir.

60. Cumhuriyet Başsavcılığının kolluk güçlerine olayın siyasi

boyutunun bulunup bulunmadığına yönelik 13/11/1995 tarihli müzekkere sonrasında

olayın faillerinin belirlenebilmesini sağlayabilecek nitelikte bir soruşturma

işlemi yapılmamıştır. Nitekim Cumhuriyet Başsavcılığı 15/3/1999 tarihinde

soruşturmayı daimî aramaya almıştır. Şikâyetini yetkili makamlara iletmede veya

soruşturmanın etkisizliğiyle ilgili bireysel başvuru yapmada güçlük çektiği

yönünde herhangi bir iddiası bulunmayan başvurucuların da soruşturma sürecinde

yetkili makamlardan soruşturmanın genişletilmesi veya olayla ilgili başka bir

talepte bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belgeye de rastlanmamıştır.

Yalnızca başvurucu vekili 2001 yılında soruşturmanın akıbeti hakkında bilgi

verilmesi talepli dilekçesini Cumhuriyet Başsavcılığına iletmiş ve kendisine

soruşturmanın derdest olduğu yönünde cevap verilmiştir (bkz. § 17).

Soruşturmada, ilerleme sağlanacağına dair umut verici bir gelişme yaşanmadığı

gibi soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı bir tedbir de alınmamıştır.

61. Başvurucular bireysel başvuru yapabilmek için kendi inisiyatleriyle açtıkları tam yargı davasının sonucunu

beklemiş ise de söz konusu yolun şikâyetleri açısından makul bir çözüm yolu

sunabilecek ve dolayısıyla da Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu başlatma

sürecini ileri çekmeyi sağlayabilecek etkili bir başvuru yolu olduğu

söylenemeyecektir. Dolayısıyla başvuruda tazminat yolunun sonucunun

beklenmesinin bireysel başvuru süresi üzerinde herhangi bir etkisinin

bulunmadığı sonucuna varılmıştır. (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Özeyir Kocakaya, § 71)

.

62. Soruşturmanın uzun zamandır etkisiz olduğunun açık olduğu

somut başvuruda, başvurucunun bireysel başvuruda bulunmak için soruşturmanın

sonuçlanmasını beklemesinin gerekmediğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi

6/8/2015 tarihinde yapılan başvurunun süresinde yapılmış bir başvuru olarak

kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Makul Sürede Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

64. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamındaki tazminat

talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari ve yargısal sürecin uzun sürmesi

nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

65. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

66. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

67. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında

Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı

kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla

31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak

Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir

olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup

bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).

68. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile

bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

69. Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun

kapsamındaki tazminat taleplerine ilişkin yargılamalar bakımından da Tazminat

Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,

başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı

yönlerinden inceleyerek bu yolun ulaşılabilir, ihlal iddialarıyla ilgili başarı

şansı sunabilen ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olan bir yol olduğunu

değerlendirmiş ve söz konusu ihlal iddiaları bakımından da Tazminat Komisyonuna

başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun

ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Zekiye Erol, B. No: 2015/11442,

15/11/2018, §§ 19, 38).

70. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Diğer İhlal İddiaları

72. Başvurucular tam yargı davasının haksız olarak

reddedildiğini iddia etmiştir.

73. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddiaları delillerin takdiri,

somut olayın ve mevzuatın değerlendirilmesine ilişkin bulunduğundan şikâyetin

yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası kapsamında

değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

74. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

75. Somut olayda Danıştay tarafından yukarıda belirtilen gerekçe

ile karar bozulmuş, ilk derece mahkemesince de aynı gerekçe benimsenerek hüküm

kurulmuştur (bkz. §§ 28, 29).

76. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup kararda

bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan

bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu

şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

3/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Tuğçe TAKCI

Başvurucular

:

1. Altun

AYHAN

:

2. Barış AYHAN

:

3. Emin AYHAN

:

4. Emine AYHAN

:

5. Sariye AYHAN

:

6. Şayle

BİNGÖL

:

7. Şervan

AYHAN

:

8. Yünüs

AYHAN

Vekili : Av. Fethi GÜMÜŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/13868, 3 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza Soruşturması Süreci
  7. B. Tam Yargı Davası
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiği İddiası
  11. B. Adil Yargılanma
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Ayhan
  14. Bingöl
  15. Ayhan
  16. Ayhan
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/13868
Tarih
3 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Halit İnci Başvurusu (B. No: 2016/982)
  • Bob Ross Incorporated Başvurusu (B. No: 2015/14347)
  • Hilal Ada ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/22735)
  • Sema Neşvet Başvurusu (B. No: 2015/13461)
  • Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/16499)
  • Ekrem Kuçak ve Haci Demir Başvurusu (B. No: 2015/5048)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.