İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Halit İnci Başvurusu (B. No: 2016/982)

1. Başvuru, taşınmaz mal zilyedliğine

Başvuru No2016/982Tarih4 Temmuz 2019Okuma21 dk · 4.169 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Halit İnci Başvurusu

Karar tarihi
4 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/982
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.169 kelime·21 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, taşınmaz mal zilyedliğine

yapılan tecavüzlerin önlenmesine ilişkin mevzuat çerçevesinde verilen men

kararı sonucunda meydana gelen zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek olmadığını

belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Ruhsat Alınması ve Kaymakamlık Tarafından

Verilen Men Kararı Süreci

8. Sakarya'nın Karasu ilçesi Aziziye Mahallesi Değirmendere

mevkiinde bulunan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki 156.990 m² yüz ölçümlü

taşınmaz 24/9/1996 tarihinde Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü

tarafından taş ocağı olarak kullanılmak üzere Demiryollar,

Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğüne (DLH) tahsis edilmiştir.

9. Bu alanda bulunan 64.990 m²’lik kısım için Sakarya İl Daimi Encümeni’nin 9/10/1996 ve21/8/2001 tarihli kararları

ile beşer yıl geçerli olacak şekilde DLH adına taş ocağı işletme ruhsatı

düzenlenmiştir.

10. Maden İşleri Genel Müdürlüğünce Sakarya'nın Karasu ilçesi

Aziziye Mahallesi Kireç Tepe mevkiinde bulunan 250 ve 100 hektarlık ayrı

alanlar için D.A.Ö. adına 14/1/2004 tarihli mermer arama ruhsatları düzenlenmiştir.

Ruhsatlarda “bu ruhsat alanı içinde,

taşocakları nizamnamesine göre verilmiş müktesep taşocağı sahalarında faaliyet

göstermeme şartı ile verilmiştir” ibaresi yer almıştır. Anılan arama

ruhsatları 23/3/2005 tarihinde başvurucuya devredilmiştir.

11. Daha sonra başvurucu adına 100 hektarlık saha için

21/6/2005-21/6/2015 tarihleri arasında geçerli olmak üzere 2. grup doğaltaş-mermer işletme ruhsatı ve bu alanda bulunan 12,52

hektar alan için 16/4/2007 tarihli doğaltaş-mermer

işletme ruhsatı düzenlenmiştir.

12. DLH 28/9/2005 tarihinde kendisine ait ruhsatlı taş ocağının

herhangi bir izin talebinde bulunulmadan başvurucu tarafından işgal edilerek

konkasör tesisi kurulmaya başlandığı gerekçesiyle Karasu Kaymakamlığına

(Kaymakamlık) başvurmuştur.

13. Kaymakamlık 18/10/2005 tarihinde başvurucunun DLH'ye tahsis

olunan Sakarya'nın Karasu ilçesi Aziziye Mahallesi Değirmendere mevkiinde

bulunan taş ocağına tecavüzünün 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun

hükümleri uyarınca men'ine ve yerin haklı zilyedi

olan DLH'ye teslimine karar vermiştir.

B. İdari Yargı Süreci

14. Kaymakamlığın bu kararına karşı başvurucu tarafından 2005

yılında Sakarya 1. İdare Mahkemesinde açılan dava 10/5/2006 tarihinde

reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun kurmaya çalıştığı tesislerin

Maliye Bakanlığı tarafından Karasu liman inşaatında kullanılması için taş ocağı

olarak işletilmek üzere DLH'ye tahsis edilen araziye kurulduğuna işaret edilmiştir.

Kararda arazinin fiilen DLH tarafından kullanıldığı ve 3091 sayılı Kanun'un

tasarrufa ilişkin güvenliği yani zilyetliği koruduğu vurgulanarak bu sebeple

dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

15. Bu karar itiraz incelemesi sonucunda onanmış ve 18/10/2007

tarihinde kesinleşmiştir.

C. Adli Yargı Süreci

16. Başvurucu 31/10/2005 tarihinde DLH aleyhine men'i müdahale davası açmıştır. Karasu Asliye Hukuk

Mahkemesi 7/12/2006 tarihinde davayı kabul etmiştir. Kararın gerekçesi özetle

şöyledir:

i. Karasu ilçesi Değirmendere mevkiinde bulunan ve Hazineye ait

olan taş ocağının bir kısmı DLH'ye tahsis edilmiş ve ruhsat verilmiştir. Ancak

DLH kendi ruhsat alanının bir kilometre dışına çıkmak suretiyle başvurucunun

ruhsat alanı içerisinde çalışma yapmıştır.

ii. Başvurucu yasaların belirlediği çerçevede ruhsat almış ve

ruhsat alanı içinde şantiye kurma çalışmalarına başlamıştır. Başvurucunun bu

taşınmaza ilişkin üstün hakkı bulunmaktadır. Ayrıca 21/8/2006 tarihinde DLH'nin

ruhsat süresi sona ermiştir.

17. Karar temyiz incelemesi sonucu onanarak 9/7/2007 tarihinde

kesinleşmiştir.

D. Tazminat Davası Süreci

18. Bunun üzerine başvurucu 2/5/2007 tarihinde Karasu Asliye

Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmış ve DLH'nin müdahalesi ve alınan karar

gereğince 18/10/2005-9/7/2007 tarihleri arasında ruhsatlı alanda üretim

yapamamasından doğan zararının tazminini istemiştir. Yargılama sırasında

yapılan keşif sonrası düzenlenen 5/5/2008 ve 2/4/2008 tarihli bilirkişi

raporlarına göre belirtilen alanın başvurucunun ruhsat sahası içinde kaldığı ve

1 yıl 5 ay 6 günlük çalışılamayan sürede başvurucunun üretim yapıp bu ürünleri

satamamasından kaynaklanan toplam zararının 2.896.875 TL olduğu belirlenmiştir.

Başvurucu, bilirkişi raporu ile belirlenen bedel üzerinden davayı 7/7/2008

tarihinde ıslah etmiştir.

19. Mahkeme 31/7/2008 tarihinde davanın tam yargı davasına konu

olabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Bu karar Yargıtay 4.

Hukuk Dairesince 16/4/2009 tarihinde onanmıştır.

20. Görevsizlik kararı üzerine başvurucu 2/6/2009 tarihinde yeni

bir dava dilekçesi ile Sakarya 1. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme

4/11/2010 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde özetle;

i. Müdahalenin söz konusu taş ocağının başvurucu tarafından

işgal edildiği gerekçesiyle Kaymakamlığa yapılan başvurunun 3091 sayılı Kanun

uyarınca taşınmazın zilyedine tanınan hakkın kullanılması şeklinde gerçekleşmiş

olduğuna vurgu yapılmıştır.

ii. Başvurucunun 3091 sayılı Kanun uyarınca işletilen süreçte

yaptığı itirazın reddedilmesiyle bu sürecin hukuka uygun şekilde

gerçekleştiğinin kabulü gerektiği belirtilmiştir.

iii. Sonuç olarak kanuni müracaat hakkının kullanılması ile

hukuka uygun olarak işletilen süreç sonucunda idareye atfı kabil bir kusur

bulunmadığı ve idarenin hukuka aykırı bir işlem ve eyleminden bahsedilemeyeceği

kanaatine ulaşılmıştır.

21. Temyiz edilen karar Danıştay Onuncu Dairesince 10/9/2015

tarihinde onanmıştır. Bu karar 14/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucu 13/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

23. 3091 sayılı Kanun'un ''Amaç

ve kapsam'' kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun; gerçek veya tüzelkişilerin zilyed bulunduğu taşınmaz mallarla kamu idareleri, kamu

kurumları ve kuruluşları veya bunlar tarafından idare olunan veya Devlete ait

veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlere veya menfaati

umuma ait olan taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerin, idari

makamlar tarafından önlenmesi suretiyle tasarrufa ilişkin güvenliği ve kamu

düzenini sağlar."

24. 3091 sayılı Kanun’un ''Görev''

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Taşınmaz mallara tecavüz veya müdahale

edilmesi halinde; taşınmaz mal merkez ilçe sınırları içinde ise, il valisi veya

görevlendireceği vali yardımcısı, diğer ilçelerde ise kaymakamlar tarafından bu

tecavüz veya müdahalenin önlenmesine karar verilir ve taşınmaz mal yerinde

zilyedine teslim edilir."

25. 3091 sayılı Kanun’un ''Kararların

kesinliği'' kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

"Bu Kanuna göre verilen kararlar idari

yargı yolu açık olmak üzere kesindir. Ancak, açık olan yazı ve hesap hataları

karar veren yetkili makamca kendiliğinden düzeltilir. Taşınmaz mal üzerinde

üstün sayılabilecek bir hakkı olduğunu iddia edenlerin yargı yoluna başvurması

gerektiği kararda belirtilir."

26. 3091 sayılı Kanun’un ''Taşınmaz

mal üzerindeki ekim, tesis ve değişiklikler'' kenar başlıklı 10.

maddesi şöyledir:

"Tecavüz veya müdahalesi önlenen kişi,

taşınmaz mal üzerinde vücuda getirdiği her türlü ekim, tesis ve

değişikliklerden dolayı ancak genel hükümler dairesinde yargı yoluna

başvurabilir."

27.3091 sayılı Kanun’un ''İhtiyati

tedbirler'' kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"Başvuru sırasında, taraflar arasındaki

taşınmaz mal anlaşmazlığı hakkında mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilmiş

veya anlaşmazlık dava konusu yapılmış ise bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

Bu Kanuna göre idari makam tarafından verilmiş

bir önleme kararı varken, taraflarca taşınmaz mal anlaşmazlığına ilişkin dava

açılmadan adli mercilerce ihtiyati tedbir kararı verilemez."

28. 31/7/1985 tarihli ve 18828 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında

Kanun'un Uygulama Şekli ve Esaslarına Dair Yönetmelik'in "Men kararlarının geçerlilik süresi"

kenar başlıklı 47. maddesi şöyledir:

"Yürürlükten kalkmış olan 2311 ve 5917

sayılı Kanunlara veya 3091 sayılı Kanuna göre yetkili makamlarca verilmiş ve

infaz edilmiş olan tecavüz veya müdahalenin önlenmesi hakkındaki kararlar,

taşınmaz malın hiç el değiştirmemiş ve hukuki durumunun değişmemiş olması

koşuluyla geçerliliğini korurlar.

Karar tarihinden itibaren geçen zaman içinde

tarafların aralarında anlaşmış olmaları, mütecaviz lehine kesin bir mahkeme

kararı veya bir ihtiyati tedbir kararı verilmiş olması veya başka bir nedenle

taşınmazın el değiştirmesi hallerinde, lehine karar verilenin taşınmazla fiili

ilgisi tamamen kesilmiş olduğundan, daha önce verilen kararın geçerliliği

kalmaz ve tekrar uygulanması mümkün olamaz.

Men kararı verildikten sonra mütecavizin üstün

hak iddiası ile mahkemeye başvurarak Medeni Kanuna

göre dava açmış olması halinde, daha sonuçlanmamış veya davacı lehine bir

ihtiyati tedbir kararı verilmemiş ise idarece verilen kararlar geçerliliğini

korurlar."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

31. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve

30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018

tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek

Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

32. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

33. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi

yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç

veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018

tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat

Komisyonuna başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla

ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğunu

değerlendirmiştir. Buna göre Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden

yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 27-36).

34. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu; ruhsat sahibi olduğu alandan DLH tarafından

haksız olarak çıkarıldığını ve gelir elde etmesinin engellendiğini

belirtmiştir. Başvurucuya göre DLH'nin haksızlığı kesinleşen elatmanın önlenmesi davası ile tespit edilmiştir.

Başvurucu, 3091 sayılı Kanun hükümleri gereğince verilen kararın hak sahibini

tespit etmediğini, üretim yapamamasından kaynaklanan zararının karşılanması

için adli yargı yerinde açtığı davada haksız olarak görevsizlik kararı

verildiğini ve idari yargı mahkemesince de davanın esastan reddedildiğini

belirterek zararının karşılanmadığını ileri sürmüştür. Sonuç olarak başvurucu

adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

37. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, 3091 sayılı

Kanun'un haksız olarak uygulanması nedeniyle meydana gelen zararının

karşılanmamasına ilişkin olduğundan başvurunun mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

40. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir" denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye

bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı,

ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı

hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda,

mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve

gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni hakların ve

fikrî hakların yanı sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet

hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve

diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

41. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle

öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile

Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539,

16/5/2013, § 31).

42. Uyuşmazlığa konu alanda başvurucu adına 100 hektarlık saha

için 21/6/2005- 21/6/2015 tarihleri arasında geçerli olmak üzere 2. grup doğaltaş-mermer işletme ruhsatı ve bu alanda bulunan 12,52

hektar alan için 16/4/2007 tarihli doğaltaş-mermer

işletme ruhsatı düzenlendiği anlaşılmaktadır. Karasu Asliye Hukuk Mahkemesinin

7/12/2006 tarihli kararında DLH'nin kendi ruhsat alanınınbir

kilometre dışına çıkmak suretiyle başvurucunun ruhsat alanı içerisinde çalışma

yaptığı tespit edilmiştir. Ayrıca mahkemece başvurucunun bu taşınmaza ilişkin

üstün hakkı bulunduğuna vurgu yapıldığından bu alanın işletilmesinin

Anayasa'nın 35. maddesi anlamında başvurucunun mülkü olduğunun kabulü gerekir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.

Kırca Mühendislik İnş. Turz. Tic. ve San. A.Ş.,

B. No: 2014/6241, 29/9/2016, §§ 37-39; Mahmut

Üçüncü, B. No: 2014/1017,13/7/2016, §§ 63-66 ).

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

43. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme olanağı verir

(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

44. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

45.Somut olayda Karasu Asliye Hukuk Mahkemesi DLH'nin

başvurucunun ruhsat sahasına girdiğini tespit etmiş ve 7/12/2006 tarihinde

müdahalesinin önlenmesine karar vermiştir. Buna göre başvurucunun mülkiyet

hakkına müdahale edildiği kuşkusuzdur. Diğer taraftan somut olay bağlamında

tipik bir mülkten yoksun bırakma veya mülkiyetin kamu yararına kullanımının

kontrolü amacı söz konusu olmadığına göre müdahalenin mülkiyetten barışçıl

yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

46. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

47. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca temel

hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna

dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek

yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve

Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

48. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir

kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

49. Kaymakamlığın 18/10/2005 tarihli kararı ile başvurucunun

DLH'ye tahsis olunan taş ocağına tecavüzünün 3091 sayılı Kanun hükümleri

uyarınca men’ine ve yerin haklı zilyedi olan DLH'ye

teslimine karar verilmiştir. Bu işlemin dayanağı 3091 sayılı Kanun

hükümleridir.

50. 3091 sayılı Kanun hükümleri taşınmaz mallara yapılan tecavüz

veya müdahalelerin, idari makamlar tarafından önlenmesi suretiyle tasarrufa

ilişkin güvenliği ve kamu düzenini sağlamak üzere konulmuştur. Bu Kanun

kapsamında taşınmaz mala yapılan tecavüz veya müdahalenin önlenmesi için

yetkili makamlara başvurmaya, o taşınmaz malın zilyedi yetkilidir. 3091 sayılı

Kanun'un 2. maddesine göre taşınmaz mallara tecavüz veya müdahale edilmesi

halinde bu tecavüz veya müdahalenin önlenmesine karar verilecek ve taşınmaz mal

yerinde zilyedine teslim edilecektir. Dolayısıyla anılan hükmün, başvurucu

aleyhinde 18/10/2005 tarihinde verilen men kararına yeterli düzeyde kanuni

dayanak oluşturduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak İdarenin müdahalesinin üstün

bir hakka dayanmadığı adli yargı yerinde görülen dava sonucu ortaya çıkmıştır.

Bu sebeple somut olayın özelliklerini dikkate alan Anayasa Mahkemesi tam yargı

davasında derece mahkemelerince tazminat sorumluluğuna ilişkin kanunun

yorumlanmasının sonuçlarını ölçülülük bağlamında değerlendirmeyi uygun

görmüştür.

(2) Meşru

Amaç

51. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına

imkân vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §

53).

52. Kaymakamlık tarafından 3091 sayılı Kanun hükümleri uyarınca

DLH'nin zilyet olduğu değerlendirilerek başvurucunun müdahalesinin men’ine ve yerin haklı zilyedi bulunan DLH'ye teslimine

karar verilmiştir. Kanun hükümlerinin taşınmaz zilyetliğinin saldırılara karşı

kolay ve çabuk şekilde idari yoldan korunması amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenle müdahalenin meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

53. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

54. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmak

istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği,

başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönünde

bulundurularak başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§§ 58, 60; Osman Ukav,

B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

55. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulması durumunda bu

müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçların mümkünse eski hâle

döndürülmesini, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarının telafi edilmesini

sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki mekanizmaların oluşturulması

devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir. Bu bağlamda hak ihlalinin

sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukuki mekanizmaların öngörüleceği

hususu devletin takdirindedir. Bu husus kural olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi

alanı dışındadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin tercih edilen idari

veya yargısal mekanizmanın malik üzerinde doğurduğu olumsuz etkilerin

düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olup olmadığı hususundaki denetim

yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici bir mekanizmanın hiç oluşturulmaması

veya oluşturulan mekanizmanın müdahaleden önceki durumu tesis edici veya oluşan

kayıpları giderici bir nitelik arz etmemesi durumunda mülk sahibine şahsi

olarak aşırı bir külfet yüklenmiş olur (benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda TemizlikHizmetleri A.Ş., § 48).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

56. Somut olayda DLH, kendisine ait ruhsatlı taş ocağının

herhangi bir izin talebinde bulunulmadan başvurucu tarafından işgal edilerek

konkasör tesisi kurulmaya başlandığı gerekçesiyle Kaymakamlığa başvurmuş ve

Kaymakamlık tarafından başvurucu hakkında men kararı verilmiştir. Başvurucunun

bu karara karşı Sakarya 1. İdare Mahkemesinde açtığı dava 3091 sayılı Kanun'un

tasarrufa ilişkin güvenliği yani zilyetliği korumakta olduğu ve işlemde hukuka

aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karara göre taşınmazın

zilyedi DLH olup başvurucu taşınmaza haksız saldırıda bulunmaktadır.

57. Ancak başvurucunun, DLH'ye karşı Karasu Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı müdahalenin men'i davasında

yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporuna göre DLH kendi ruhsat

alanının bir kilometre dışına çıkmak suretiyle başvurucunun ruhsat sahası

içerisinde çalışma yapmaktadır. Mahkeme başvurucunun bu alana ilişkin ruhsat

almış olması nedeniyle üstün hakkı bulunduğunu ve DLH'nin ruhsat süresinin

21/8/2006 tarihinde sona erdiğini tespit ederek davayı kabul etmiştir.

58. Başvurucu, DLH'nin müdahalesi ve alınan karar gereğince

belirli bir süre kendisine ait ruhsatlı alanda üretim yapamamasından doğan

zararının karşılanması için Karasu Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası

açmıştır. Dava sırasında yapılan keşif sonrası düzenlenen 5/5/2008 ve 2/4/2008

tarihli bilirkişi raporlarına göre, belirtilen alanın başvurucunun ruhsat

sahası içinde kaldığı ve 1 yıl 5 ay 6 gün çalışılamayan sürede başvurucunun

üretim yapıp bu ürünleri satamamasından kaynaklanan toplam zararının 2.896.875

TL olduğu belirlenmiştir.

59. Her ne kadar Karasu Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik

kararına istinaden yargılamaya devam eden Sakarya 1. İdare Mahkemesince DLH'nin

yasal müracaat hakkını kullandığı, hukuka uygun olarak işletilen süreç sonucunda

DLH'ye atfı kabil bir kusur bulunmadığı, DLH'nin hukuka aykırı bir işlem ve

eyleminden bahsedilemeyeceği belirtilmiş ise de somut olayda DLH'nin ruhsat

sahasının sınırlarını bilemeyeceğinden veya tespit edemeyeceğinden söz etmek

mümkün görünmemektedir. Ayrıca başvurucu tarafından açılan müdahalenin meni ve

tazminat davalarında başvurucunun DLH ruhsat alanına haksız müdahalede

bulunmadığı, tam aksine DLH'nin başvurucunun ruhsat sahasına müdahale ederek

burada çalışma yürüttüğü tespit edilmiştir. Başvurucunun bu müdahale nedeniyle

taş ocağını kullanamadığı ve üretim yapamamasından kaynaklananan

bir zararının da doğduğu açıktır.

60. Başvurucunun söz konusu taşınmaz üzerindeki mülkiyet

hakkından kaynaklanan yetkilerini dilediği gibi kullanmasının kısıtlandığı

olayda derece mahkemelerince de tespit edilmiş olan zararının karşılanmaması

yalnızca fiilî bir durum olan zilyetliğin korunması için öngörülen idari bir

yolun kullanılması gerekçe gösterilerek meşru kılınamaz. Diğer bir deyişle kamu

düzeninin gereği olarak fiilî durumların korunması gerekliliği geçici bir

koruma sağlamakta olup daha üstün bir hakkın sahibinin uğradığı zararların, bu

hakkın varlığı sonradan tespit edilmiş olsa dahi karşılanmamasını gerektirmez.

Nitekim somut olayda DLH'nin kendi ruhsat sahası sınırlarını aşarak

başvurucunun ruhsat sahasına müdahale ettiği gibi başvurucu aleyhinde 3091

sayılı Kanun hükümlerince men kararı aldırarak taş ocağını kullanmasına engel

olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle DLH'nin kendi kusuruyla yol açtığı olumsuz

sonuçtan sorumlu tutulmayıp zarara başvurucunun katlanmasına yol açan derece

mahkemelerinin yorumunun başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği

açıktır. Buna göre başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı

arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur.

61. Sonuç olarak somut olayda idarenin eylemi sonucu başvurucuya

ait ruhsatlı sahada oluştuğu tespit edilen zararın giderilmemiş olması

başvurucunun mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir.

62. Açıklanan gerekçeyle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

64. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

65. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

66. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine

hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).

67. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

68. Başvurucu maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebinde

bulunmuştur.

69. Başvuruda, başvurucunun kendisine ait ruhsatlı alanda

idarenin eylemi sonucu üretim yapamamasından dolayı mülkiyet hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte idare tarafından yol açılan

ihlale yönelik olarak etkili bir hukuk yolunun mevcut olduğu ancak başvurucunun

tazminat isteminin derece mahkemelerince reddedilmesiyle ihlalin sonuçlarının

giderilmemiş olduğu görülmektedir.

70. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun olarak yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Sakarya 1. İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

71. Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle yeniden yargılamaya

hükmedilmesi yeterli bir giderim oluşturduğundan başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Sakarya

1. İdare Mahkemesine (E.2009/489, K.2010/862) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam

2.714,50 TL tutarındaki yargılama giderlerinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Olcay ÖZCAN

Başvurucu

:

Halit İNCİ

Vekili

:

Av. Nesrin

ÇETİNKAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/982, 4 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ruhsat Alınması ve Kaymakamlık Tarafından
  7. B. İdari Yargı Süreci
  8. C. Adli Yargı Süreci
  9. D. Tazminat Davası Süreci
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal
  13. B. Mülkiyet Hakkının
  14. B. No: 2014/6241, 29/9/2016, §§ 37-39; Mahmut
  15. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  16. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  19. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Yıldırım
  22. Kömürcü
  23. Topal
  24. M. Emin KUZ
  25. Seferinoğlu
  26. Çetinkaya
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/982
Tarih
4 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Bob Ross Incorporated Başvurusu (B. No: 2015/14347)
  • Hilal Ada ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/22735)
  • Sema Neşvet Başvurusu (B. No: 2015/13461)
  • Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/16499)
  • Ekrem Kuçak ve Haci Demir Başvurusu (B. No: 2015/5048)
  • Filiz Balic ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/15824)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.