İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2014/2170 Tarih:

Arif Altın Başvurusu (B. No: 2014/2170)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

ARİF ALTIN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/2170)

Karar Tarihi: 10/1/2018

R.G. Tarih ve Sayı: 6/2/2018-30324

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Yargıtay Cumhuriyet başsavcısına gönderilen

elektronik postadaki (e-posta) sözlerden dolayı ceza verilmesi nedeniyle ifade

özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 18/3/2008 tarihinde saat 06.12'de o dönem görevde

olan Yargıtay Cumhuriyet başsavcısına (mağdur) bir e-posta göndermiştir. Söz

konusu e-postadaki ifadeler şöyledir:

“Sayın [Y.] ben vatandaş olarak ilk seçimde yine AKP'ye oy

vereceğim, dolayısı ile benim hakkımda da vatandaşlıktan çıkarılma dava açar

mısınız?

Siz Abdullah Öcalan'ı bile asmaya cesaret edemeyen bir yargı sisteminin

savcısı olarak ben ve benim gibi sıradan bir vatandaşın gözünde sıfır itibara

sahipsiniz. Sizin savunduğunuz çalışmayan yargı sisteminiz çökmüş durumda.

Dogmalarla yapılmış, kokuşmuş batının kanunları beni yönetmeye yetmez.

Benim aslım Doğu Uygarlığıdır. Ben Türk'üm ve Müslüman'ım. Yüzüm,

değerlerini İslam Kültüründen alan Doğu Uygarlığına dönmüştür. Yüzde yüz

onaylamamakla beraber şeriat ile yönetilseydik, o sistem bile tereddüt etmeden

Öcalan'ı asardı. Senin kanunların bile şeriat kadar güçlü değil.

Atatürk ilkelerine gelince;bugünümüzü

ona borçluyuz. Çok değerli bir asker. Hz. Muhammed'in neferi. Ancaaaak, bütün ilkeleri yeniden tanımlanmalı. Her

söylediği çağa uygun değil.

Benim gibi düşünen vatandaşların oranını merak ediyorsanız, sokağa

çıkınız, vatandaşla konuşuz. Siz konuşmazsanız, bir gün emekli olduğunuzda,

dokunulmazlığınız kalktığında, onlar sizi bulup, sizinle konuşurlar. Kolay

gelsin."

10. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında

soruşturma başlatmış ve kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçunu

işlediği iddiasıyla Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır.

11. Mahkeme, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret

suçundan başvurucunun 12.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar

vermiştir. Kararda ayrıca, başvurucu hakkında yeniden suç işlemeyeceği kanaati

oluşmadığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine gerek

olmadığı da ifade edilmiştir.

12. Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin kararının gerekçesinde;

başvurucunun gönderdiği e-postada "

...siz Abdullah Öcalan'ı asmaya cesaret edemeyen bir yargı sisteminin savcısı

olarak ben ve benim gibi sıradan bir vatandaşın gözünde sıfır itibara

sahipsiniz ..." gibi ifadeler kullanarak kamu görevlisine hakarette

bulunduğu, düşünce açıklama özgürlüğünün dışına çıkarak Yargıtay Cumhuriyet

başsavcısı sıfatıyla görev yapan A.Y.nin itibarsız

bir kişi olduğunu belirttiği hususlarına yer vermiştir.

13. Temyiz üzerine Yargıtay 21/10/2013 tarihli ilamı ile ilk

derece mahkemesinin kararını onamıştır.

14. Başvurucu; onama kararının kendisine tebliğ edilmediğini,

kararın kesinleştiğiniödeme emrinden öğrendiğini

belirtmiştir. Ödeme emri, muhtara teslim edilmek suretiyle 31/1/2014 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucunun sunduğu belgelerden ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan inceleme neticesinde adli para cezasının

başvurucu tarafından ödenmiş olduğu anlaşılmıştır.

16. Başvurucu 19/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17.26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek

nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir

kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar

hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir

iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,...

İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz."

B. Uluslararası Hukuk

18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kamuya mal olmuş

kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde 10.

maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan "başkalarının... haklarının korunması" ifadesine

müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde verdiği iki kararda - Von

Hannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 ve Axel Springer AG/Almanya, B. No:

39954/08, 7/2/2012- ifade

hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının dengelenmesinde kullanılan ilkeleri

sistematik olarak açıklamış ve uygulamıştır. Bunlar ifade özgürlüğüne konu

açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109),ilgili

kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin

niteliği, haber veya makalenin konusu (Von

Hannover/Almanya (2), § 110; Von

Hannover/Almanya, B. No:59320/00, 24/09/2004, §§ 63-66; kamu

tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir

karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin daha

önceki davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111), yayının

içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin

elde edilme koşulları ve gerçekliği (Axel Springer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan

yaptırımın niteliğidir (Axel Springer AG/Almanya, §

95).

19. İfade özgürlüğü ile başkalarının şöhret ve itibarlarının

korunmasının çatışması hâlinde eğer şöhreti söz konusu olan kişi kamu görevlisi

ise dengeleme sırasında bu kişinin üstlendiği kamu görevi de gözönüne alınmalıdır. Bununla birlikte kamu görevlilerinin

siyasetçilerde olduğu gibi her türlü söylemlerini yakın denetime açtıkları da

söylenemez. Kamu görevlilerinin görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için

kamu güvenine sahip olmaları gerekir ki bu da ancak onları asılsız suçlamalara

karşı korumakla sağlanabilir (Lesnik/Slovakya,

B. No: 35640/97, 11/6/2003, § 53; Raichinov/Bulgaristan,

B. No: 47579/99, 20/4/2006, § 48).

20. AİHM'e göre, kamu görevlilerinin görevlerini yerine

getirirken performanslarını etkilemeyi ve kamuoyunun bu kişilere olan güvenine

zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı ve hakaret içerikli saldırılara karşı

korunmaları zorunludur (Busuioc/Moldova, B. No: 61513/00, 21/12/2004, §

64). Bununla birlikte AİHM, kendilerine idari yetkiler verilmiş kamu

görevlilerine de kamusal konum doktrininin uygulanmasını uygun görmüş; belirli

yetkileri kullanan kamu görevlilerinin söz ve eylemlerine getirilen

eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiğini belirtmiştir (Steur/Hollanda, B. No: 39657/98, 28/10/2003, §

40).

21. AİHM, bir kararında yargının toplumdaki rolüne dikkat

çekmiş; hukuk devletinde adaletin teminatı olan yargının görevini en iyi

şekilde yapmak için kamunun güveninden yararlanması gerektiğini, dolayısıyla

temelsiz ve zararlı saldırılara karşı korunmasının temininin gerektiğini

belirtmiştir. Özellikle bu teminat, eleştirilen hâkimlerin kendilerini cevap

vermekten alıkoyan ketum olma yükümlülüğüne bağlı oldukları gerçeği gözönünde bulundurulduğunda daha da gereklidir (Prager ve Oberschlick/Avusturya,

B. No: 15974/90, 26/4/1995, § 34).

22. Savcılar da yargı temsilcisi olarak adalet sisteminin düzgün

işlemesi için görev yapan kamu görevlilerinden olup diğer kamu görevlileri gibi

kamunun güvenine sahip olmalıdırlar. Bu sebeple adalet sisteminde görev alan

savcılarla birlikte hâkimleri ve diğer yargı çalışanlarını asılsız

suçlamalardan korumak devletin görevlerindendir (Benzer bir karar için bkz. Saday/Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, §

33; adaletin yönetilmesini eleştiren avukata verilen disiplin cezası

niteliğindeki para cezası ile suçlamanın üslubu dikkate alınarak adil bir

dengenin kurulduğuna ilişkin karar için bkz. Schöpfer/İsviçre, B. No: 56/1997/840/1046, 20/5/1998, §§ 29, 33; hâkim

veya savcı gibi kişilere yönelik ifadelerin açıkça küçük düşürücü ve hakaret

içerikli olması hâlinde değerlendirmenin kullanılan ifadelerin doğruluğunun

kanıtlanıp kanıtlanamamasına göre yapılacağına dair karar için bkz. Perna/İtalya, B. No: 48898/99, 6/5/2003, §§ 13,

47; mahkeme başkanına yazılan mektuptaki ifadelerin aşağılayıcı olarak kabul

edilmesine rağmen verilen cezanın orantısız bulunmasına dair karar için bkz. Skalka/Polonya, B. No:43425/98, 27/5/2003,§§ 41,

42).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 10/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

24. Başvurucu; o dönem görevde olan Yargıtay Cumhuriyet

başsavcısına gönderdiği e-postada kullandığı "Sıfır itibara sahipsiniz." ifadesinin hakaret olarak

kabul edilemeyeceğini, hakaret kastı bulunmadığını, bu şekilde düşüncesini

belirtmesinin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını ileri sürmüştür. Başvurucu,

ilk derece mahkemesi kararında belirtilen "itibarsız" kelimesini kullanmadığını, mahkemenin

genişletici yorum yaptığını, Yargıtay Cumhuriyet başsavcısına "sayın" kelimesini kullanarak hitap

ettiğini ve hitabında saygı göstermesinin kanıtı olarak ikinci çoğul şahıs eki

kullandığını belirtmiştir.

25. Başvurucuya göre e-postada yer alan ve suça konu ifadeleri,

güncelliğini koruyan ve toplumu ilgilendiren bir konuda düşünce ve eleştiri

içermekte olup ağır tenkit niteliğinde olan sözleri düşünceyi açıklama

özgürlüğü kapsamında kalmaktadır. Ayrıca başvurucu; ifade özgürlüğü

kapsamındaki bu sözleri nedeniyle cezalandırılmasının muhatabın salt yargı

mensubu olması nedeniyle ceza verilmesi sonucunu doğuracağını, bunun da

demokratik toplumda gereklilik ve ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil edeceğini

ve bu suretle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Bakanlık görüşünde, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen

bireyin şeref ve itibarının korunması hakkı ile 26. maddesinde düzenlenen ifade

özgürlüğü arasında demokratik toplumun gerekleri dikkate alınarak adil bir

denge kurulması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca Anayasa

Mahkemesi ile AİHM içtihatlarından örnekler verilerek yapılacak değerlendirmede

başvurucunun kullandığı sözlerin eleştiri sınırlarını aşıp aşmadığı, gerçekten

muhatabı küçük düşürme ve aşağılama kastının bulunup bulunmadığı, muhatabın

tanınmışlık düzeyi ve 2010 yılı itibarıyla verilen 12.000 TL adli para

cezasının sarf edilen sözlerle orantılı olup olmadığının belirtilen kararlarda

yer alan ilkelerle birlikte gözönüne alınması

gerektiği ifade edilmiştir.

27. Başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı

başvurucu, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrar etmiştir.

B. Değerlendirme

28. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın

26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla

tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet

resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek

serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,...

başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla

sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak

şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucu, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası dışında hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, alt sınırdan uzaklaşılarak

mahkûmiyete hükmedilmesi ve indirim nedenlerinin uygulanmaması nedenleriyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Başvurucunun

iddialarının özü, e-postadaki ifadeleri nedeniyle cezalandırılmasına

ilişkindir. Bu nedenle söz konusu iddialarının ifade özgürlüğü kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

31.Başvurucu hakkında o dönem görevde olan Yargıtay Cumhuriyet

başsavcısına gönderdiği e-postada kullandığı ifadeler nedeniyle 12.000 TL adli

para cezasına hükmedilmiştir. Söz konusu Mahkeme kararı ile başvurucunun ifade

özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

32. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler,

... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak

ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum

düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

33. Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya

uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma,demokratik toplum

düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun

olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

34. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin “kanunla sınırlama”

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

35. Başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin

kararın "başkalarının şöhret veya haklarının korunması"na

yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna

varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine

Uygunluk ve Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

36. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade

özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun

ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini

oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Ergün Poyraz (2) [GK], B: No: 2013/8503,

27/10/2015, §§ 33, 34; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 34-36; Kemal Kılıçdaroğlu,

B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 50-52).

37. Yine Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifade

özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmemiştir. İfade özgürlüğü

siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her

türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (Ergün

Poyraz (2), § 37; Önder Balıkçı, B.

No: 2014/6009, 15/2/2017, § 40; Kemal Kılıçdaroğlu,

§ 52). Bu itibarla sade bir vatandaşın e-posta ile kanaatini ifade etmesi de

dâhil her türlü ifade, başkaları açısından “değersiz” veya “yararsız” görülse

bile kişilerin subjektif değerlendirmelerinden

bağımsız olarak ifade özgürlüğünün korumasındadır.

38. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade

özgürlüğü, başkalarının şöhret ve haklarının korunması amacıyla sınırlanabilir.

Bununla birlikte sınırlamanın ifade özgürlüğünün ihlaline yol açmaması için

"demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun" ve "ölçülü"

olması gerekir (Bekir Coşkun, §§

51, 53-54; Mehmet Ali Aydın, §§

68, 70-72; Tansel Çölaşan, B. No:

2014/6128, 7/7/2015, §§ 51, 54, 55; Kemal Kılıçdaroğlu, §§ 50, 51). Diğer taraftan devlet,

bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan

Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Kemal Kılıçdaroğlu,

§ 54).

39. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi siyasetçilerin,

kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri

işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve

bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman

vurgulamıştır (Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2), § 58 ve Kemal

Kılıçdaroğlu, § 61; kamusal yetki kullanan

görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyet

başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014,§ 82;

tanınan ve siyasete hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).

40. Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda, başvurucunun

cezalandırılmasına ilişkin derece mahkemelerinin kararlarında başvurucunun

ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret veya haklarının korunması arasında adil

bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir. Bu, soyut bir

değerlendirme olmayıp Anayasa Mahkemesi başvurucunun kullandığı ifadelerin

türünün kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik

kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile

getirildiğinin, kime yöneldiğinin ve kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan

ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının gerektiği gibi

değerlendirilip değerlendirilmediğine bakar. Bunun için Anayasa Mahkemesi,

başvurucu tarafından yapılan düşünce açıklamalarının tamamının söylendiği

bağlamdan kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilip

değerlendirilmediğini, başvuru konusu olan müdahalenin “gözetilen meşru amaçla

orantılı” olup olmadığını ve bunu haklı göstermek için ulusal makamlar

tarafından ortaya konan gerekçelerin “ilgili ve yeterli” görünüp görünmediğini

inceleyecektir (Nilgün Halloran,

§§ 27, 41, 52; Ergün Poyraz (2),

§ 56; Kemal Kılıçdaroğlu,

§§ 56-58).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

41. Somut başvuruda çatışan hakların dengelenmesinde öncelikle

ifade özgürlüğünü kullanan başvurucu ile şeref ve itibarına saygı hakkı

korunması gereken mağdurun kimlikleri ve konumları, ikinci olarak da ifadelerin

içeriği, ne şekilde ve hangi bağlamda ifade edildiği dikkate alınmalıdır.

42. Başvuruya konu e-postayı gönderen başvurucu sade bir

vatandaştır. Başvurucunun da herkes gibi görüşlerini dile getirirken

Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünden

yararlanacağı konusunda şüphe bulunmamaktadır. Demokratik bir toplumda

bireylere, yargı sistemi ve ona dâhil olan kamu görevlilerini eleştirme ve

onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmıştır. Ancak bu eleştirilerin kişilerin

şeref ve itibarlarının korunmasını isteme haklarını ihlal eder boyuta

ulaşmaması gerekir (İlhan Cihaner (2), § 84).

43. Eldeki başvuruda mağdur, o dönem görevde bulunan ve yargı

erkinin en önemli temsilcilerinden birisi olan Yargıtay Cumhuriyet

başsavcısıdır. Cumhuriyet savcıları, hukuk devletinde adaletin teminatı olan

yargının temsilcileri olarak adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan

kamu görevlileridir. Savcılar da diğer kamu görevlileri gibi kamunun güvenine

sahip olmalıdırlar. Bu sebeple savcılarla birlikte hâkimleri ve diğer yargı

çalışanlarını asılsız suçlamalardan korumak devletin görevlerindendir. Ayrıca

yargı mensuplarının eleştirilerekarşılık vermek

bakımından imkâna sahip olmamaları da özellikle dikkate alınmalıdır (bkz. §

21).

44. Somut olayda mağdur, hem yürüttüğü

görevi itibarıyla hem de görevinin e-posta içeriğindeki ifadelerin bağlamıyla

doğrudan ilişkili olması nedeniyle kamuoyunun ilgisini çeken bir konuda

tanınmış bir kişidir. Bu nedenle sade vatandaşlara nazaran eleştirilere daha

hoşgörülü olmak durumundadır. Zira somut olayda olduğu gibi ifadelerin

dayandığı eleştiri konusu olgular, yargıda önemli konumlarda bulunan

görevlileri kamuoyunda bilinir hâle getirmekte; siyasetçiler kadar olmasa da

eleştiriye daha fazla tahammül etmelerini gerektirmektedir (bkz. §§ 20, 39).

45. Müdahalenin

demokratik toplumda gerekliliği konusunda bu başvurudaki diğer kriterler ise

ifadelerin içeriği, iletilme şekli ve bağlamıdır. Başvurucu tarafından dile

getirilen ifadeler mağdura e-posta olarak iletilmiştir. Bu çerçevede ifadelerin

muhatabına doğrudan gönderilmesi, sadece muhatap tarafından okunabilmesi ve

aleniyet kazanmamış olması önemlidir. Dolayısıyla söz konusu ifadelerin kamu

görevlisinin görevini ifa ettiği sırada -örneğin yargı faaliyetleri sırasında

adaletin düzgün işleyişini etkileyecek surette- ortaya konulmamış olduğu,

sadece e-postayla sınırlı olarak ifade edildiği ve herhangi bir yerde

yayımlanmadığı da dikkate alınmalıdır.

46. Bu noktada şu husus özellikle belirtilmelidir: Kişiler kamu

ile ilgili dilek ve şikâyetlerini dile getirebilmek için Türkiye Büyük Millet

Meclisine ve idari makamlara dilekçe hakkı kapsamında başvuru

yapabilmektedirler. Bu kapsamda elektronik olarak başvuru yapılabilen -olay

tarihinde mevcut olan- BİMER (Başbakanlık İletişim Merkezi) ve -2016 yılından

itibaren- CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) gibi resmî platformlar

mevcuttur. Söz konusu platformlar, kişiler ile devlet arasındaki iletişim

kanallarını açık tutarak müracaatların her zaman ve her yerden yapılabilmesini

mümkün kılmaktadır. Bahsedilen platformlar üzerinden idareye somut

başvurudakine benzer talepler de dâhil birçok konuda başvuru ve talep

iletilmektedir. Başvurucunun ise bu gibi platformlar aracılığıyla da ifade

edebileceği hususları ve devlete yöneltmek istediği şikâyetini e-posta ile

yüksek yargı temsilcisine iletmeyi tercih ettiği, eleştiri ve şikâyetini bu

şekilde dile getirdiği görülmektedir.

47. E-posta içeriğine bakıldığında ise ifadelerin Abdullah

Öcalan'ın idam edilmemesi olgusuna dayanan değer yargılarından oluştuğu

görülmektedir. Abdullah Öcalan PKK terör örgütünün kurucularından biri ve

yöneticisi olup aynı zamanda Türkiye’nin bir kısmında görülen vahim nitelikli

şiddet ve terör olaylarının, can ve mal kayıplarının meydana gelmesinde temel

aktörlerdendir. Ülkemiz uzun yıllardır adı geçen terör örgütü ile mücadele

etmektedir. Dolayısıyla başvurucu, devletten beklentisini e-postadaki ifadeleri

ile devletin üç erkinden biri olan yargıya ve onun üst düzey temsilcilerinden

birine yöneltmiş ve Abdullah Öcalan'a verilen cezanın yetersiz olduğuna ilişkin

kanaatini ifade etmiştir. Başvurucunun mahkûmiyet kararına esas ifadeleri,

terör örgütü lideri Abdullah Öcalan hakkında verilen hükümle ilgili veidam edilmesi gerektiğine ilişkin toplumda tartışılagelen

hususlara dayanmaktadır. İfadeler, mağdurun şahsından ziyade bir anlamda

devletin temsil edildiği konumuna yöneltilmiştir. Söz konusu ifadeler bağlamı

ile birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu ifadelerin eleştirelnitelikte olduğu görülmektedir.

48.Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde bireylerin

anayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin dava konusu

olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz. Ancak

somut olayda ilk derece mahkemesi, başvurucunun "...sıfır itibara sahipsiniz..."

sözlerini Yargıtay Cumhuriyet başsavcısının itibarsız bir kişi olduğunu

belirttiği şeklinde yorumlamıştır. Söz konusu ifadeleri bağlamı içinde ele

almak yerine yazının yukarıda zikredilen kısmını esas alarak değerlendirmiştir.

Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin başvurucu tarafından gönderilen e-postadaki

ifadeleri yazıldığı bağlamdan kopartmaksızın olayın bütünselliği içinde

değerlendirdiği söylenemez. Yine Mahkemenin gerekçesinde mağdurun yargıdaki rolünü,

konumunu ve tanınmışlık düzeyini de gözönünde

bulundurmadığı görülmektedir.

49. Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin kararından başvurucunun

ifade özgürlüğü ile mağdurun şeref ve itibarına saygı hakkı arasında denge

kurmaya yönelik bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle

Mahkemenin gerekçesi başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için

ilgili ve yeterli sayılamaz. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin demokratik

toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence

altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

52. Başvurucu, ihlalin tespiti ile ilk derece mahkemesi

kararının kesinleşmiş olması nedeniyle adli para cezasının başvuru tarihi

itibarıyla ödenmeyen kısmının infazının durdurulması talebinde bulunmuş olup

tazminat talep etmemiştir.

53. Başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

54. İfade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere mahkûmiyet kararını

veren (kapatılan) Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin ilgili dosyasının

devredildiği mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186.10 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

mahkûmiyet kararını veren Ankara (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesine

(E.2009/1066 ve K.2010/81) GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186.10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına

başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması

hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için

yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/1/2018

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Yücel ARSLAN

Başvurucu

:

Arif ALTIN

Vekili

:

Av. Cemil ÖZBİLGİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2170, 10 Ocak 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası