İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Arslan Gedik Başvurusu (B. No: 2014/17217)

1. Başvuru, yetkilisi olmadığı iddia edilmesine rağmen şirketin

Başvuru No2014/17217Tarih14 Eylül 2017Okuma20 dk · 4.006 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Arslan Gedik Başvurusu

Karar tarihi
14 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/17217
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.006 kelime·20 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yetkilisi olmadığı iddia edilmesine rağmen şirketin

kamuya olan borçlarından dolayı başvurucunun sorumlu tutulması nedeniyle

mülkiyet hakkının; buna ilişkin yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul

sürede yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Y.Y. İhtiyaç Maddeleri Pazarlama ve Ticaret A.Ş. (Y.Y.

Pazarlama A.Ş.) Yönetim Kurulu 5/9/2005 tarihinde yaptığı toplantıda,

"Kıyık Cad. No: 12 Edirne" adresinde bulunan Y. Edirne Şubesinin

kapatılmasına karar vermiştir. Bu karar 15/9/2005 tarihinde ticaret siciline

tescil edilmiş ve 21/9/2005 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde de ilan

edilmiştir.

9. Y. Mağazacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. (Y. Mağazacılık A.Ş.)

Yönetim Kurulu ise yine 5/9/2005 tarihinde yapılan toplantıda, yukarıda

belirtilen adreste şube açılmasına ve şube müdürü olarak da başvurucunun

atanmasına karar vermiştir. Bu karar da 15/9/2005 tarihinde ticaret siciline

tescil edilmiş ve 21/9/2005 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan

edilmiştir. Başvurucu bu karar ile Şubenin günlük faaliyetlerinde Şirketi

temsil etmeye yetkili kılınmıştır.

10. Her iki Şirketin Yönetim Kurulu başkanı ile başkan vekili

aynı kişiler olup Yönetim Kurulu üyeleri de büyük ölçüde aynı kişilerden oluşmaktadır.

Yozgat 2. Noterliğinde düzenlenen 12/9/2005 tarihli vekâletnamede Y.

Mağazacılık A.Ş. Edirne Şubesi adına başvurucu; bazı işlerde münferiden, bazı

işlerde ise M.E. ile birlikte atacakları imza ile müştereken olmak üzere

12/9/2006 tarihine kadar vekil tayin edilmiştir.

11. Sosyal Sigortalar Kurumu (sonradan kanun değişikliğiyle

Sosyal Güvenlik Kurumu/SGK) Edirne Sigorta İl Müdürlüğü tarafından, Edirne

Şubesinin bulunduğu adrese 15/11/2006 tarihli ve 2006/10511 sayılı takip

dosyasında hacze gidilmiştir. Başvurucu, şube müdürü olduğunu beyan ederek

borçlu Y.Y. Pazarlama A.Ş.nin adresten taşındığını,

burasının Y. Mağazacılık A.Ş.ye ait olduğunu belirtmiştir. Şubede bulunan

çeşitli nitelik ve sayıda sekiz adet taşınır mal haczedilmiştir.

12. SGK İl Müdürlüğü 8/3/2007 tarihinde, Edirne Şubesine

2003/3-4-5, 2004/6-9 ve 2006/9-10-11-12. aylara ait 40.431,19 TL sosyal

güvenlik prim borcu ve 25.601,98 TL de gecikme zammı olmak üzere toplam

66.033,17 TL borç miktarı üzerinden başka bir ödeme emri daha göndermiştir.

Ödeme emri 12/3/2007 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu, iş akdinin 16/4/2007 tarihinde feshedildiğini

belirtmektedir.

14. Başvurucu, ödeme emrine konu sosyal güvenlik prim ve gecikme

zammı borçlarından dolayı sorumlu olmadığı iddiasıyla Edirne İş Mahkemesinde

22/3/2007 tarihinde SGK aleyhine menfi tespit davası açmış ve ödeme emrinin de

iptalini talep etmiştir.

15. Mahkeme 8/11/2007 tarihinde davanın kabulüne ve ödeme

emrinin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, vekâletnamelere göre

başvurucunun Şirketin üst düzey yöneticisi veya yetkilisi olmadığı, yalnızca

Şirket adına vekâletname ile Şube işlerini yürüten konumunda olduğu

belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca, borçlu Şirketin Edirne'de bulunan satış

mağazasının çalışmakta olduğunu, Şirketin borçlarını kendi mal varlığıyla

ödeyemediğinin kanıtlanmış olmadığını vurgulamıştır. Ayrıca Şirketin ülke

genelinde mağaza zincirlerinin mevcut olduğuna da dikkat çekmiştir.

16. Karar, SGK tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk

Dairesinin 12/2/2009 tarihli ilamıyla, temyiz edilen hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Daire, davanın Y.Y. Pazarlama A.Ş.nin

2003, 2004 ve 2006 yıllarına ait ödenmemiş sigorta prim ve gecikme zammı

borçlarından dolayı başvurucu adına düzenlenen ödeme emrinin iptaline ilişkin

olduğunu tespit etmiştir. Daireye göre başvurucu, prim borçlusu Şirketin kurucu

ortağı veya Yönetim Kurulu üyelerinden olmadığı gibi Şirketin müdürü de

değildir. Dolayısıyla Şirketin üst yöneticisi olmayan başvurucu yönünden 17/7/1964

tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 80. maddesindeki

koşulların gerçekleşmediği kabul edilmiştir. Bununla birlikte 12/9/2005 tarihli

vekâletname içeriğine göre başvurucunun bir yıl süreyle prim borçlusu Şirketin

Edirne Şubesinde temsil yetkisiyle görevlendirildiği ifade edilmiştir. Daire,

kanuni temsilci olarak tayin edilen başvurucunun, bu döneme ilişkin olarak

tahakkuk edecek prim borçlarından Şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşıldığı

takdirde sorumlu olduğunu belirtmiştir. Daire, ödeme emrinde belirtilen prim

borçlarına ilişkin dönemlerde vekâletname bulunup bulunmadığının araştırılarak

sonucuna göre karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle hükmü bozmuştur.

17. Bozma ilamına uyan Mahkeme, yapılan araştırmaya göre bozma

ilamında belirtilen vekâletname dışında başkaca bir vekâletname ve

görevlendirme bulunmadığını tespit etmiştir. SGK'nın

21/9/2010 tarihli yazısında, prim borçlusu Şirket tarafından 3/5/2010 tarihinde

32.000 TL ödendiği ve geriye 469.058,50 TL borcun kaldığı belirtilmiştir.

Mahkeme 30/9/2010 tarihinde yine davanın kabulüne ve ödeme emrinin başvurucu

yönünden iptaline karar vermiştir. Mahkeme, davaya konu ödeme emri yönünden

başvurucunun görevlendirildiği 15/9/2005 tarihli vekâletname öncesi dönemden

sorumlu olmayacağını kabul etmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun sorumlu olduğu

tutar 26.670 TL olup borçlu Şirket tarafından ise 32.000 TL tutarında ödeme

yapılmıştır. Sonuç olarak Mahkeme, başvurucunun ödeme emrine konu 2006 yılına

ait Şirket borçlarından sorumlu olsa bile bu borcun ödenmiş olması ve ayrıca

borcun Şirketin mal varlığından tahsil edilemediğinin kanıtlanamaması

gerekçelerine dayanmıştır.

18. Davalı SGK tarafından temyiz edilen karar, Dairenin

20/1/2011 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Bozma ilamında, prim borçlusu Şirketin

3/5/2010 tarihinde yaptığı iddia edilen ödemenin uyuşmazlığa konu döneme

ilişkin olup olmadığının araştırılmadığı belirtilmiştir. Daire, bu araştırma

sonucuna göre 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü

Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesi koşulları doğrultusunda hukuki durumun

değerlendirilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.

19. Mahkeme bozma ilamı doğrultusunda araştırma yapmış ve

yapılan 32.000 TL tutarındaki ödemenin davaya konu ödeme emrine ilişkin

olmadığı SGK tarafından bildirilmiştir. Mahkeme ayrıca, davaya konu borcun

yargılama sırasında yürürlüğe giren 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun

kapsamında yapılandırılıp yapılandırılmadığı ve borcun ödenip ödenmediği

hususlarını SGK'ya sormuştur. SGK tarafından

gönderilen 11/2/2014 tarihli cevap yazısında, başvurucunun Y. Mağazacılık

A.Ş.de 16/9/2005 tarihinden itibaren üç yıl süreyle şube müdürü olarak Şirketi

temsil ve ilzama yetkili olduğu belirtilmiştir. Bu yazıda, Y. Mağazacılık A.Ş.nin ödemelerini aksattığı için 6111 sayılı Kanun

kapsamındaki yapılandırmanın bozulduğu bildirilmiştir. Ayrıca Y. Mağazacılık A.Ş.nin 11/2/2014 itibarıyla 270.958,86 TL borcunun daha

bulunduğu vurgulanmıştır. Mahkemenin bilgi istemesi üzerine SGK, 10/3/2014

tarihli yazı ile davaya konu ödeme emrine ilişkin 13.915,01 TL ödeme

yapıldığını ve bu ödemelerin ise 2003 yılı Mart ayı ile 2004 yılı Nisan ayı

dönemlerine ilişkin olduğunu bildirmiştir. Mahkeme, bu yazıyı ve eki belgeleri

de dikkate alarak 8/5/2014 tarihinde davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine

karar vermiştir. Mahkeme, davalı Kurum tarafından başvurucuya gönderilen ödeme

emrinin 2003/3-4-5 ve 2004/6 dönemlerine ilişkin kısmının iptaline karar

vermiştir. Mahkeme, söz konusu ödeme emrinin 2006/9/-10-11-12 dönemlerine

ilişkin kısmına yönelik talebin ise reddine karar vermiştir.

20. Taraflar kararı temyiz etmiş, Dairenin 11/9/2014 tarihli

ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.

21. Nihai karar, başvurucu vekiline 8/10/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucu 3/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

23. Başvuruya konu davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte

olan 506 sayılı mülga Kanun'un "Prim

alınması" kenar başlıklı 72. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İş kazalariyle

meslek hastalıkları, hastalık, analık, malüllük,

yaşlılık ve ölüm sigortalarının gerektirdiği her türlü yardım ve ödemelerle her

çeşit yönetim giderlerini karşılamak üzere, Kurumca bu kanun hükümlerine göre

prim alınır."

24. 506 sayılı mülga Kanun'un "Primlerin

ödenmesi" kenar başlıklı 80. maddesinin birinci ve beşinci

fıkraları şöyledir:

"İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı

sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun

gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait

prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayin sonuna kadar Kuruma

ödemeye mecburdur.

Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer

alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci

ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri

uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer

kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır."

25. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu'nun "Prim

alınması zorunluluğu" kenar başlıklı 79. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Kısa ve uzun vadeli sigortalar ile genel

sağlık sigortası için, bu Kanunda öngörülen her türlü ödemeler ile yönetim

giderlerini karşılamak üzere Kurum prim almak, ilgililer de prim ödemek

zorundadır."

26. 5510 sayılı Kanun'un

"Primlerin ödenmesi" kenar başlıklı 88. maddesinin birinci

ve onaltıncı fıkraları şöyledir:

"4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a)

bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren, bir ay içinde

çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı

üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını

ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek

en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder.

Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer

alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci

ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri

uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer

kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır"

27. 6183 sayılı Kanun'un

"Kanuni temsilcilerin sorumluluğu" kenar başlıklı mükerrer

35. maddesinin Anayasa Mahkemesince kısmen iptal edilmeden önceki hâli

şöyledir:

"Tüzel kişilerle küçüklerin ve

kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin

mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği

anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan

teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre

tahsil edilir.

Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların

Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.

Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya

tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden

önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.

Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya

mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna

rücu edebilirler.

(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.)

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya

teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme

alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.

(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.)

Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer

alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz."

28. Anayasa Mahkemesinin 19/3/2015 tarihli ve E.2014/144,

K.2015/29 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...

A- Kanun'un Mükerrer 35. Maddesine 5766 Sayılı

Kanun'un 4. Maddesiyle Eklenen Beşinci Fıkranın İncelenmesi

...

İtiraz konusu kuralın getiriliş amacının; amme

alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya

teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması hâlinde bu şahısların sorumluluk

uygulamasının, amme alacaklarının düzenlendikleri kanunlardaki kanuni ödeme

sürelerinde veya özel ödeme sürelerinde farklı şahısların olması hâlini de

kapsadığı görülmektedir.

Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak

bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi müteselsil

sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesi

gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği

göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev

ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni

temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının

bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen

sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri

karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi

kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu

oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz.

Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural

Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

...

B- Kanun'un Mükerrer 35. Maddesine 5766 Sayılı

Kanun'un 4. Maddesiyle Eklenen Altıncı Fıkranın İncelenmesi

...

İtiraz konusu kuralda, kanuni temsilcilerin

sorumluluklarına dair 213 sayılı Kanun'da yer alan hükümlerin bu maddede

düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı öngörülmektedir.

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği

zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar

olmaları hâlinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilen

sorumlu tutulacağını düzenleyen kuralın iptaline yönelik yukarıda yer alan

gerekçeler, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Kanun'da yer

alan hükümlerin bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını

öngören kural bakımından da aynen geçerlidir.

Hukuk devletinde kanunlarla kişilerin

ekonomik, sosyal ve hukuki yaşam alanlarına yöneltilen müdahaleler

öngörülebilmeli ve geleceğe dönük planlar buna göre yapılabilmelidir.

Belirlilik ilkesi, vergi ve diğer kamu alacakları açısından miktar, tarh ve

tahsil zamanı ile biçimi gibi vergi ve diğer alacakların esaslı unsurlarının

önceden belli ve kesin olmasını gerektirir.

213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanuni

temsilciler için kabul edilen sorumluluk, kusura dayalı sorumluluktur. Buradaki

kusur, vergilendirmeye dair ödevlerin ihlal edilmesidir. Buna göre, 213 sayılı

Kanun'un 10. maddesi uyarınca kanuni temsilcilerin sorumlu tutulabilmesi için

vergilendirme ödevlerini yerine getirmemiş olması gerekmektedir. İtiraz konusu

kuraldan kaynaklanan sorumluluk ise kusursuz sorumluluk esasına dayanmakta olup

kamu alacağının borçlu şirketten tahsil edilememesinde kanuni temsilcilerin

kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmasına neden olmaktadır.

213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanuni

temsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerin düzenlenmiş olması, bu Kanun

kapsamındaki amme alacaklarının takibinin itiraz konusu kurala göre yapılmasına

engel teşkil etmemektedir. Dolayısıyla itiraz konusu kural nedeniyle, 213

sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları da dâhil olmak üzere tüm amme

alacakları için takip yapılması mümkündür. Bu durumda her iki kanunun aynı

maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisinin

uygulanacağı konusunda belirsizlik oluşmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu

kural, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın

2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 14/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, prim borçlusu Şirketin Y.Y. Pazarlama A.Ş.

olduğunu hâlbuki kendisinin Y. Mağazacılık A.Ş.nin

Edirne Şubesini temsil ettiğini belirterek ödeme emrine konu sigorta prim ve

gecikme zammı borçlarından sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir. Başvurucu

ayrıca 21/9/2005 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlanan Yönetim Kurulu

kararına göre üç yıl değil bir yıl için temsil ile yetkili kılındığını ifade

etmiştir. Başvurucunun diğer bir şikâyeti ise SGK tarafından haczedilen

malların satışı ve borçlu Şirkete ait tapuda kayıtlı malların satışı yoluyla

alacağın tahsil edilebileceği hâlde kendisi için ödeme emri gönderilmesine

ilişkindir. Başvurucuya göre bu, hakkaniyete ve mevzuata aykırı bir durum

teşkil etmektedir. Başvurucu, bu sebeplerle mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

31. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiası yanında adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılama

yapılmadığını da ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun sorumlu olmadığını

belirttiği bir borcu ödemek durumunda kaldığı yönündeki şikâyetinin mülkiyet

hakkına ilişkin olduğu, dolayısıyla başvurucunun bu yöndeki iddialarının

mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun

ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı

veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

34. Başvurucunun kanuni temsilcisi olduğu gerekçesiyle borçlu

Şirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçlarından sorumlu

tutulmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği hususu kuşkusuzdur.

Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeri yükümlülükler ile

sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve ödenmesini

güvence altına almaya yönelik müdahalelerin taşıdığı amaçlar dikkate

alındığında devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol veya

düzenlenmesi yetkisi kapsamında incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir (Arif Sarıgül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016,

§ 50; Narsan Plastik San. ve Tic. Ltd. Şti.,

B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71). Somut olayda da başvurucunun kanuni

temsilcisi olduğu gerekçesiyle Şirketin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı

borçlarından sorumlu tutulması şeklindeki müdahalenin, mülkiyetin

kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde

incelenmesi gerekmektedir.

35. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin öncelikle kanun ile öngörülmesi gerekmektedir. Kanunun

varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının

sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir.

Diğer bir ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp

sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, §

56).

36. Sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçlarının kanuni

dayanağı, başvuruya konu olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 506 sayılı

mülga Kanun'un 72. ve 80. maddeleridir. Bu Kanun'u ilga eden 5510 sayılı

Kanun'un 79. ve 88. maddelerinde de benzer hükümlere yer verilmiştir.

Başvurucu, kanuni temsilcisi olduğu gerekçesiyle 6183 sayılı Kanun'un mükerrer

35. maddesi hükmü uyarınca borçlu Şirketin ilgili döneme ait sosyal güvenlik

prim ve gecikme zammı borçlarından sorumlu tutulmuştur. Bahsedilen Kanun

hükümleri açık ve net ifadeler içermekte olup hükümlerin anlaşılabilir ve

ulaşılabilir olduğunda da tereddüt bulunmamaktadır. Bu itibarla Derece

Mahkemelerinin kararlarının dayandığı gerekçeler ile yukarıda belirtilen ilgili

Kanun hükümleri dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı değerlendirilmiştir.

37. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı,

kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunması

gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça

temelden yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu

yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz. Kaldı ki

müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene

aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 34-36).

38. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da değinildiği

üzere kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli kaynağın elde edilmesi adına

devletin, vergi ve diğer kamu alacaklarının takip ve tahsilini sağlamak üzere

hukuki düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır (AYM,

E.2014/144, K.2015/29, 19/3/2015). Bu kapsamda vergi ve diğer kamu

alacaklarının korunması amacıyla kanuni temsilcilere bazı sorumluklar

yüklenmiştir. Öte yandan Anayasa'nın 60. maddesi doğrultusunda sosyal güvenlik

sisteminin finansmanın sağlanması amacıyla sosyal güvenlik primi yükümlülüğü

getirilmesi de kanun koyucunun takdirindedir. Bu itibarla sosyal güvenlik

primlerinin ödenmesini sağlamak amacıyla 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35.

maddesi uyarınca borçlu Şirketin ödenmeyen prim borcundan kanuni temsilcisinin müteselsilen sorumlu tutulmasında kamu yararına dayalı

meşru bir amacın mevcut olduğu açıktır.

39. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni olması ve kamu

yararına dayalı meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp ayrıca müdahalenin

ölçülü olması da gerekmektedir. Hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında

dikkate alınacak ölçütlerden biri olan Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen

ölçülülük ilkesi uyarınca mülkiyet hakkının sınırlandırılması suretiyle elde

edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin

sağlanması zorunludur. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve

aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.

40. Ölçülülük ilkesi; “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2016/46, K.2016/178,23/11/2016, § 12; AYM, E.2015/40, K.2016/5, 28/1/2016, §

10).

41. Başvurucu bu bağlamda ilk olarak, yalnızca bir yıl için

temsil ile yetkili kılındığını ileri sürmektedir. Ancak başvuru formunda

başvurucu, atandığı 5/9/2005 tarihinden iş akdinin feshedildiği 16/4/2007

tarihine kadar Y. Mağazacılık A.Ş.nin Edirne

Şubesinde "şube müdürü" olarak çalıştığını ifade etmiştir. Buna göre

başvurucu, belirtilen dönem itibarıyla ilgili Şubenin kanuni temsilcisi

olduğunu kabul etmektedir.

42. Başvurucunun kamu alacakları bakımından kanuni temsilcilerin

sorumlu tutulamayacaklarına yönelik bir şikâyeti bulunmamaktadır. Başvurucunun

bu anlamda temel şikâyeti, kendisinden tahsil edilmeye çalışılan borcun kanuni

temsilcisi olduğu Y. Mağazacılık A.Ş.ye değil Y.Y. Pazarlama A.Ş.ye ait

olduğuna ilişkindir. Başvurucu, bu sebeple söz konusu borçtan sorumlu

tutulamayacağını ileri sürmektedir. Bununla birlikte başvurucunun başvuru formu

ekinde ibraz ettiği 21/9/2005 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, Y.Y.

Pazarlama A.Ş.nin Edirne Şubesini 5/9/2005 tarihi

itibarıyla kapatma kararı aldığı ilan edilmiştir. Ancak bu gazeteye göre,

kapatılan söz konusu Şubenin aynı adreste bu defa Y. Mağazacılık A.Ş. adına

5/9/2005 tarihinde açıldığı görülmektedir. Her iki Şirketin de Yönetim Kurulu

başkan ve vekilleri aynı olup Yönetim Kurulu üyeleri de büyük ölçüde aynıdır.

Başvurucu ise -kendisinin de kabul ettiği üzere- Y. Mağazacılık A.Ş. tarafından

Şubeyi temsile yetkili kılınmıştır. Nitekim başvurucunun açtığı menfi tespit

davasında Derece Mahkemeleri de başvurucunun Şube borçlarından dolayı kanuni

temsilci sıfatıyla 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine göre sorumlu

olduğunu kabul etmişlerdir. SGK tarafından yargılama sırasında gönderilen

11/2/2014 tarihli yazıda da başvurucunun kanuni temsilcisi olduğu Y.

Mağazacılık A.Ş.nin borcuna değinilmiş, 10/3/2014

tarihli yazı ile de yalnızca 2003 yılı Mart ayı ile 2004 yılı Nisan ayı

dönemlerine ilişkin ödeme yapıldığı bildirilmiştir.Yapılan

yargılama sonucunda ise başvurucu, Şubenin kanuni temsilcisi olarak görüldüğü

2006 yılını ait bir kısım sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borcundan

sorumlu tutulmuştur.

43. Bütün bu olgular birlikte değerlendirildiğinde Y.Y.

Pazarlama A.Ş.nin -bizzat başvurucunun sunduğu

belgelere göre- 2005 yılında Edirne Şubesini kapatmış olduğu ve başvurucunun

sorumlu tutulduğu 2006 yılı itibarıyla Y. Mağazacılık A.Ş.nin

borçlu Şubeyi işlettiği görülmektedir. Derece Mahkemelerinin tespitlerine göre

SGK tarafından bu Şubenin sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçları için

ödeme emri düzenlenmiştir. Ayrıca başvurucu tarafından şikâyet edilen ödeme

emrinde açık olarak 2006 yılı dönemine ait borçların gösterildiği ve

başvurucunun ise belirtilen dönem itibarıyla borcu bulunan söz konusu Şubenin

kanuni temsilcisi olduğu anlaşılmaktadır.

44. Başvurucu son olarak borçlu Şirketin mal varlığı mevcut

olduğu hâlde borcun doğrudan kendisinden tahsile girişilmesinden yakınmaktadır.

Ancak başvurucu bu iddiasını Derece Mahkemeleri önünde de dile getirmiş olup

yapılan yargılama sonucunda bu hususun ispat edilemediği sonucuna varılmıştır.

Belirtmek gerekir ki bireysel başvurunun ikincil doğası gereği delillerin

değerlendirilmesine ilişkin bu iddia bakımından Anayasa Mahkemesinin görevi

sınırlıdır. Nitekim 6/2/2017 tarihinde borçlu Şubede yapılan haciz sonucu

toplam borç tutarına yeter miktarda taşınır malın haczedilemediği görüldüğünden

Derece Mahkemelerinin kararlarının keyfî olduğu veya bariz bir takdir hatası

içerdiği de söylenemez.

45. Sonuç olarak uyuşmazlığa konu 2006 yılına ait sosyal

güvenlik prim ve gecikme zammı borçlarının, başvurucunun bu dönemde "şube

müdürü" olarak kanuni temsilcisi sıfatıyla görev yaptığını kabul ettiği

anlaşılan Edirne Şubesine ait olduğu görülmektedir. Her ne kadar belirtilen

dönem öncesine ait borçlar yönünden de başvurucu adına SGK tarafından ödeme

emri gönderilmiş ise de yapılan yargılama neticesinde başvurucunun, yalnızca

kanuni temsilci olarak Şubeyi temsil ile yetkili kılındığı 2006 yılı dönemi

borçlarından sorumlu tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan

dışı bir külfet yüklemediği, başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamunun yararı

arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna varılmıştır.

Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin açık ve görünür bir ihlal

bulunmamaktadır.

46. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

47. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

49. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olan iş mahkemeleri

nezdinde açılan davalarda yargılama süresi tespit edilirken sürenin başlangıç

tarihi olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak davanın açıldığı tarih; sürenin

sona erdiği tarih olarak yargılamanın sona erdiği (Nesrin Kılıç, B. No:2013/772, 7/11/2013 § 69), yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Mehmet Salih Ayyıldız, B.

No:2012/397, 17/11/2014, § 25).

50. İş mahkemeleri nezdinde görülen davalarda yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Nesrin

Kılıç, §§ 57, 58).

51. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararları dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 7 yıl 5 aylık

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

53. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

54. Başvurucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

55. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

56. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 9.300 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

57. Başvurucu maddi tazminat talebinde bulunmuş ise de mülkiyet

hakkının ihlali iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin maddi

tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar

ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu

konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 9.300 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. Harç ücreti olan 206,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Edirne İş Mahkemesine

(E.2011/234, K.2014/289) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Arslan GEDİK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/17217, 14 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Mülkiyet Hakkının
  9. E.2016/46, K.2016/178,23/11/2016, § 12; Aym, E.2015/40, K.2016/5, 28/1/2016, §
  10. B. Makul Sürede
  11. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Necipoğlu
  15. Gökcan
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/17217
Tarih
14 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Sulhiye Arzu Saraç Başvurusu (B. No: 2014/12114)
  • Mehmet Fidan Başvurusu (B. No: 2014/14673)
  • Halit Yavuz Başvurusu (B. No: 2014/17055)
  • Gülseven Yaşer Başvurusu (B. No: 2014/17411)
  • Şükran Çopuraslan Başvurusu (B. No: 2014/4695)
  • Musa Çiftçi ve Süleyman Şavluk Başvurusu (B. No: 2014/1216)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.