İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Asım Arı Başvurusu (B. No: 2013/9381)

1. Başvuru, hükmün

Başvuru No2013/9381Tarih3 Mart 2016Okuma17 dk · 3.420 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Asım Arı Başvurusu

Karar tarihi
3 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/9381
R.G. Tarih ve Sayı
16/4/2016-29686
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.420 kelime·17 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasıyla (HAGB) sonuçlanan davada adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 17/12/2013 tarihinde

Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 16/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. İkinci

Bölüm tarafından 19/11/2015 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun, niteliği

itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.

Bakanlık, görüşünü 19/1/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık

tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 2/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne

karşı beyanlarını 15/2/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Bir hastanede doktor olan

başvurucu ile ambulans şoförü S.G. yaşadıkları bir tartışmanın ardından

birbirlerinden şikâyetçi olmuşlardır.

9. S.G. 27/6/2012 tarihli polis

ifadesinde başvurucunun kendisine yönelik “sen

bir şoför parçasısın” ve “senin

ağzına sı.arım, defol git

buradan” dediğini ileri sürmüştür.

10. Başvurucu ise “ş[o]för olarak bana nasıl

müdahale edersin” dediğini, S.G.nin

kendisine hakaret ettiğini ve bağırdığını belirtmiştir.

11. Olayla ilgili ifadeleri

alınan tanıklardan E.E. ve M.Ö., başvurucunun S.G.ye “sen bir şoförsün, benim dengim değilsin, bana cevap

veremezsin, karşılık veremezsin” şeklinde ifadeler kullandığını

beyan etmişlerdir. Diğer bir tanık D.A. ise başvurucunun “sen ş[o]försün karışma”

dediğini söylemiştir.

12. Antalya Cumhuriyet

Başsavcılığı 12/12/2012 tarihinde başvurucu hakkında hakaret, S.G. hakkında ise

hakaret ve tehdit suçlarından dava açmıştır.

13. Antalya 8. Sulh Ceza

Mahkemesinde görülen davanın 29/5/2013 tarihinde yapılan ilk duruşmasında

başvurucu ve S.G. şikâyetlerinden vazgeçmişler ve hükmün açıklanmasının geriye

bırakılmasına muvafakat ettiklerini belirtmişlerdir.

14. Mahkeme önünde görülen

18/9/2013 tarihli ikinci duruşmaya başvurucu katılmamıştır. Duruşmada tanıklar

M.Ö. ve D.A. önceki ifadelerini tekrar etmişler, bulunamayan tanık E.E.nin dinlenilmesinden ise vazgeçilmiştir.

15. Antalya 8. Sulh Ceza

Mahkemesi 18/9/2013 tarihli ve E.2012/1106, K.2013/557 sayılı kararıyla

tarafların ve tanıkların beyanlarını ve dosyadaki diğer belgeleri dikkate

alarak başvurucunun kamu görevlisi olan S.G.ye karşı hakaret suçunu işlediği

sonucuna varmıştır. Mahkeme, başvurucunun 11 ay 20 gün hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.

Diğer sanık S.G. hakkında tehdit suçundan açılan dava, şikâyetten vazgeçme

nedeniyle düşürülmüş; karşılıklı olması nedeniyle hakaret eylemi için ceza

verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.

16. Başvurucu bu karara HAGB

talebi olup olmadığının yargılamanın başında değil, mahkûmiyet sonucuna

ulaşılmasının ardından sorulması gerektiği; davanın başında HAGB’ye

muvafakat edilmesinin, başvurucunun suçu işlediği hususunda hâkimi etki altında

bıraktığı, müşteki ve tanık ifadeleri arasındaki farklılığın bu etkiyi

gösterdiği gerekçesiyle itiraz etmiştir.

17. Antalya 16. Asliye Ceza

Mahkemesi 18/11/2013 tarihli ve E.2012/1106, K.2013/557 sayılı kararı ile sonuç

ceza miktarına, başvurucunun muvafakatinin bulunmasına, sabıkasız oluşuna ve

verilen cezaya konu suçun niteliğine göre zarar kavramının incelenerek usul ve

yasaya uygun bir karar verildiği gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.

18. Nihai karar, başvurucuya

28/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucu 17/12/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Hükmün

açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kenar

başlıklı 231. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“…

(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise;

mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.

Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan

hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilebilmesi için;

…

c) … Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilmez.

…

(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş

yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. ... Bu süre içinde bir yıldan fazla

olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik

tedbiri olarak;

…..

karar verilebilir. ….

(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik

tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri

bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.

(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik

tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü

açıklar. …

(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz

edilebilir.

(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme

kaydedilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 3/3/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, henüz delillerin

ortaya konulmadığı duruşmanın başında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

ilişkin talebinin sorulmasının savunmasını serbestçe yapma imkânını elinden

aldığını, nasıl sonuçlanacağını bilmediği bir yargılamaya dair seçim yapmak

zorunda bırakıldığını, Mahkemenin hükmünü verdikten sonra HAGB’ye

muvafakatinin olup olmadığını sorması gerektiğini, HAGB talebinde bulunmasının

hâkimi atılı suçun işlendiğine dair etki altında bırakabileceğini, sonrasında

hâkimin yargılamaya gerekli özeni göstermediğini, bu kapsamda tanıklar ile

müştekinin söylenen sözleri arasındaki farklılığı açıklığa kavuşturmadığını,

Kanun’da bu konudaki muvafakatin hangi aşamada sorulacağına dair bir netlik

olmadığını, sonuçlarını öngöremeyeceği bir aşamada talebinin sorulması

nedeniyle temyiz hakkını kullanamadığını, HAGB kararına karşı itiraz

incelemesinin şeklî hususlarla sınırlı olduğunu belirterek tam yetkili bir

mahkemede yargılanma da dâhil olmak üzere adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu nedenlerle yargılamanın yenilenmesine,

yargılama giderleri ile 10.000 TL manevi tazminatın kendisine ödenmesine karar

verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu çerçevede başvurucunun adil yargılanma hakkına

yönelik iddialarının HAGB’nin uygulanma şeklinin adil

olmadığı ve itiraz incelemesinin etkisizliği şeklinde iki başlık altında

incelenmesi gerekmektedir.

1. HAGB Kurumu

Yönünden

24. 5271 sayılı Kanun'un 231.

maddesine göre yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az

süreli hapis ya da adli para cezası ise belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde

HAGB kararı verilebilmektedir. Anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasının, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki

sonuç doğurmamasını ifade ettiği belirtilmektedir.

25. HAGB, yargılamayı hükümle

sonuçlandıran bir karar değildir ve 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında hüküm niteliğindeki kararlar arasında sayılmamıştır (Ali Gürsoy, B. No: 2012/833, 26/3/2013, §

21). Ek olarak 213. maddenin (13) numaralı fıkrasında HAGB kararlarının adli

sicile değil, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir.

26. HAGB kararı verilebilmesi

için aranan şartlardan biri de sanık muvafakatinin bulunmasıdır. Kanunda

belirtilen koşulların gerçekleşmesine karşın sanığın kabul etmemesi hâlinde

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu durumda ilk derece

mahkemesinin kararı temyizi kabil hâle gelebilecektir. 5271 sayılı Kanun’un

231. maddesinin (12) numaralı fıkrası uyarınca HAGB kararlarına karşı ise

itiraz kanun yoluna başvurulabilecektir.

27. Sanığın bu itibarla cezaya

hükmedilmesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını seçme ya da

yargılamanın hukuki kesinliği ifade eden bir hükümle sonuçlanmasını tercih etme

imkânı bulunmaktadır (Ali Gürsoy,

§ 19). Başka bir deyişle HAGB’nin uygulanmasını talep

eden sanığın, hakkındaki kararın esas ve usul yönünden Yargıtayda

incelemesini talep etme hakkından vazgeçtiği ve buna karşılık HAGB’yle ortaya çıkan menfaatlerden yararlanmayı tercih

ettiği kabul edilir (Mahmut Çevik,

B. No: 2013/2896, 10/6/2015, § 37).

28. Hakkında HAGB kararı verilen

kişi beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur ve mahkeme en fazla bir yıl

boyunca geçerli olmak üzere 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin (8) numaralı

fıkrasında sayılan denetimli serbestlik tedbirlerinden bir veya birkaçına

uyulmasına da hükmedebilir.

29. 5271 sayılı Kanun'un 231.

maddesinin (10) ve (11) numaralı fıkralarında belirtildiği üzere denetim süresi

içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmediği takdirde açıklanması geri bırakılan

hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine, denetim süresi içinde kasıtlı

yeni bir suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasına karar verilir.

30. Yargıtay Ceza Genel Kurulu

19/2/2008 tarihli ve E.2006/6-346, K.2008/25 sayılı ilamında sanık hakkında

kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve

doğurduğu sonuçlar itibarıyla salt ceza muhakemesine ait olmayıp karma bir

özelliğe sahip bulunan HAGB kurumunun sanık ile devlet arasındaki cezai

nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birini oluşturduğunu

belirtmektedir. Buna göre denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun

işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde geri bırakılan hüküm

ortadan kaldırılacak ve kamu davası düşürülecektir.

31. Hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilen durumlarda sanığın suçlu olduğu konusunda ulaşılmış

bir vicdani kanaat bulunmakta ve bu kanaat “kasten yeni bir suç” işlenmemesi ve

öngörülmüşse denetimli serbestlik tedbirlerine uyulması şartlarına bağlı olarak

hüküm ifade etmemektedir. HAGB, mahkûmiyet konusunda vicdani kanaate ulaşmış

mahkemenin, buna ilişkin hükmü açıklamayı belirli bir süre ertelemesini, bu

süre zarfında hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ve bu süre

sonunda kişinin başka suç işlememesi ve öngörülen tedbirlere uygun davranması

halinde açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın

düşmesine karar verilmesini ifade eder (Kürşat

Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 28,

29).

32. Denetim süresi içinde

kasıtlı yeni bir suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasıyla veya bu süre içinde

kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi hâlinde düşme kararıyla yargılama nihai olarak

sona erdiğinden hüküm niteliği olan bu kararlara karşı temyiz yoluna

başvurulabilecek ve yargılamaya ilişkin itirazlar bu aşamada ileri

sürülebilecektir (AYM, E.2008/45, K.2009/53, K.T. 12/3/2009; Ali Gürsoy, § 22).

33. HAGB kararlarına itiraz

yönünden, bu usulün verilen kararın bir üst merci tarafından yeniden gözden

geçirilmesini sağlayan ve kararın sağlığı bakımından güvence oluşturan kanun

yollarından birini oluşturduğu değerlendirilmektedir (AYM, E.2008/45,

K.2009/53, 12/3/2009).

34. Yargıtay

Ceza Genel Kurulunun 3/2/2009 tarihli ve E.2009/4-13, K.2009/12 sayılı ilamında

itiraz incelemesinin kapsamının ne olacağı “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşulların

bulunup bulunmadığı ve hükmün açıklanmasına ilişkin kararda hukuka aykırılık

olup olmadığı” şeklinde belirtilmiştir. Yargıtay ilamında mahkûmiyet

hükmüne yönelik inceleme yapılamayacağı ve mahkûmiyet hükmünün temelini

oluşturan hususlarda karar verilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

35. Bununla

birlikte Yargıtay Ceza Genel Kurulu 22/1/2013 tarihli ve E.2012/10-534,

K.2013/15 sayılı ilamı ile sadece şeklî bir incelemeyi gerektiren yaklaşımını

değiştirmiş ve itiraz merciinin 5271 sayılı Kanun’un 267-271. maddeleri

uyarınca hem maddi olay hem de hukuki yönden bir değerlendirme yapması

gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay ilamının ilgili kısmı şu şekildedir:

“İtiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suç

vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak

değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap

vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve

Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli,

yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya

da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da … verilen … kararının …

isabetli olup olmadığına karar vermelidir.”

2. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. HAGB’nin Uygulanma

Şeklinin Adil Olmadığına İlişkin İddia

36. Başvurucu, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına muvafakat edip etmediğinin delillerin henüz

ortaya konulmadığı ilk duruşmada sorulmasının sağlıklı bir değerlendirme

yapmasının önüne geçtiğini, yasada bu konuda bir netlik bulunmadığını ve

yargılamanın erken bir safhasında HAGB iradesinin sorulması nedeniyle temyiz

hakkını kullanamadığını, HAGB’nin uygulanmasını kabul

etmesinin suçu işlediği yönünde hâkimi etki altında bıraktığını, yargılamaya

gerekli özenin gösterilmediğini ve beyanlar arasındaki çelişkiyi gidermediğini

ileri sürmüştür.

37. Bakanlık yazısında, hazır

bulunduğu duruşmada başvurucunun önceki beyanlarını tekrar ettiği ve yeni bir

savunma ileri sürmediği, başvurucunun HAGB’nin

sonuçlarının kendisine açıklanmadığı ya da baskı altında muvafakatinin alındığı

şeklinde bir iddiasının olmadığı, bu kurumun sonuçlarını anlamadığını veya

öngöremediğini belirterek İlk Derece Mahkemesinden süre talep etmediği,

tanıkların dinlendiği duruşmaya ise başvurucunun katılmadığı belirtilmiştir.

Bakanlık yazısında ayrıca sanıkların HAGB’ye ilişkin

irade beyanlarının hangi aşamada alınacağına ilişkin açık bir düzenlemenin

bulunmadığına ancak usul ekonomisi ilkesi de gözetilerek yasal hakları hatırlatıldıktan

sonra alınan savunması esnasında bu hususun sanığa sorulmasına engel bir

durumun mevcut olmadığına, hükmün açıklanmasıyla birlikte Mahkemenin dosyadan

el çekmiş olacağına ve bu nedenle HAGB’yi kabul edip

etmediğinin hüküm açıklandıktan sonra sanığa sorulması yönündeki başvurucu

iddiasının yasal bir temelinin bulunmadığına vurgu yapılmıştır.

38. Bakanlık yazısının devamında

sanığın kabulünü arayan düzenlemenin muhakemenin erken bir aşamasında sanığı

sonuçlarını öngörmediği bir tercihe zorlamak amacına değil, suçu işlemediğini

düşünen sanığı olası takdir hatalarına karşı korumak amacına dayandığı; 5271

sayılı Kanun’un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasında ve devamında HAGB’ye ilişkin muvafakatten hüküm verilmeden önce

sarfınazar edilmesine engel bir hükmün yer almadığı, başvurucunun tanıkların

dinlenildiği duruşmada önceki beyanını geri alma imkânına sahip olduğu fakat

başvurucunun bu duruşmaya katılmadığı ifade edilmiştir.

39. Bakanlık tarafından son

olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil edebilecek şekilde düşme kararı

verilmesi veya hükmün açıklanmasından sonra kararın tabi olduğu kanun yollarına

konu edilebileceği, sanığa HAGB’ye muvafakat edip

etmediğine dair soru sorulmasının hâkimin tarafsızlığını etkileyeceği

iddiasının geçerli bir hukuki dayanağının bulunmadığı belirtilmiştir.

40. Başvurucu karşı beyanlarında

“Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz.”

ilkesinin cezai hükümleri ilgilendirdiğini, ceza muhakemesi açısından bu

kuralın geçerli olmadığını, HAGB iradesinin hangi aşamada sorulacağına dair

tereddüdün bizatihi 5271 sayılı Kanun’un 213. maddesinden kaynaklandığını,

yargılama usulünün uygulanmasına ilişkin belirsizliğin sonuçlarını anlamasının

sanıktan beklenemeyeceğini, ilgili maddenin kalitesinin muhataplarının kendi

durumlarını öngörebilmelerine imkân verecek açıklıkta olmadığını ileri

sürmüştür. Başvurucu, hüküm belirlendikten sonraki aşamanın kararın nasıl infaz

edileceğine ilişkin olduğunu ve hâkimin sanığa HAGB talebini sorarak bu hususu

belirlemesine bir engelin bulunmadığını belirterek Bakanlığın hükümle birlikte

hâkimin dosyadan el çektiği şeklindeki görüşüne karşı çıkmıştır.

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemezliğine karar verebilir.”

42. 5271 sayılı

Kanun’un 231. maddesinin (6) numaralı fıkrasının son cümlesinde HAGB’ye karar verilebilmesi için sanığın muvafakat etmesi

şart koşulmuş ise de bu yöndeki rızanın ne zaman sorulacağı hususunda bir

sınırlama getirilmemiştir. Dolayısıyla bu konunun, mahkemelerin takdirine

bırakıldığının ve her yargılamanın kendi şartlarını gözeterek sanığın

iradesinin alınacağı zaman noktasında mahkemelere hareket alanı tanındığının

kabulü gerekir.

43. Somut

olayda başvurucu, hakaret suçundan yargılanmaktadır. Mahkeme ilk duruşmada

başvurucuya HAGB uygulamasına muvafakat edip etmediğini sormuştur. Başvurucu,

bu husustaki iradesini ortaya koyma hususunda herhangi bir çekince

belirtmeksizin ve itiraz etmeksizin şartların oluşması hâlinde hükmün

açıklanmasının geri bırakılması talebinde bulunmuştur.

44. Öte yandan

Bakanlık yazısında da belirtildiği gibi mevzuatta sanıkların HAGB’nin uygulanmasına yönelik irade bildirimlerini hüküm

kurulana kadar değiştirebilmelerini engelleyen bir hüküm bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesi 23/3/2015 tarihli ve

E.2015/3861, K.2015/14856 sayılı ilamıyla HAGB uygulanmasını kabul eden bir

sanığın, daha sonra bu muvafakatini geri çekmesinin ardından hüküm kurulmasının

öncesinde tekrar muvafakat ettiğini belirtmesi hâlinde son beyanın esas

alınması gerektiğine karar vermiştir. Başvurucu, bu kabulün aksine bir iddia

dile getirmemiş ya da örnek bir karar sunamamıştır. Bu itibarla başvurucunun

18/9/2013 tarihli duruşmaya gelerek HAGB uygulanmasını kabul etmediğini

belirtme imkânı bulunmakta iken duruşmaya gelmemesi sonucunda bu hakkından

yararlanmadığı görülmektedir.

45. Başvurucunun

diğer iddialarıyla ilgili olarak ise İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılamayı

nihai biçimde sonlandıran bir karar verilmediğinden ve ancak düşme kararıyla ya

da ceza hükmünün açıklanmasıyla birlikte İlk Derece Mahkemesindeki yargılama

nihayete ereceğinden anılan iddiaların mevcut aşama itibarıyla bireysel başvuru

kapsamında incelenmesi olanağı bulunmamaktadır (bkz. §§ 25, 31, 32). Somut olay bakımından düşme kararı verilmesinin veya

hükmün açıklanmasının ardından başvurucu, hüküm niteliği olan bu kararlara

karşı kanun yoluna başvurabilecek ve esasa ilişkin itirazlarını bu aşamada

ileri sürebilecektir.

46. Açıklanan

nedenlerle başvurucunun HAGB’nin uygulanma şeklinin

adil olmadığı iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ,

Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI ve Rıdvan

GÜLEÇ bu görüşe katılmamıştır.

b. İtiraz

Kanun Yolu İncelemesinin Etkili Olmadığına İlişkin İddia

47. Başvurucu,

HAGB’ye karşı yapılan itiraz incelemelerinin şeklî

hususlarla sınırlı olduğunu ileri sürmektedir.

48. Bakanlık yazısında Anayasa

Mahkemesinin E.2008/45 ve K.2009/53 sayılı kararında itiraz incelemesine

ilişkin olarak belirtilen ilkelere ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/1/2013

tarihli ve E.2012/10-534, K.2013/15 sayılı ilamına atıf yapılmıştır.

49. Başvurucu, itiraz merciinin

içtihat değişikliğinden önceki Yargıtay kararlarını dikkate alarak şeklî bir

incelemeyle itirazlarını reddettiğini iddia etmiştir.

50. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E.2009/4-13 ve K.2009/12 sayılı ilamında

itiraz incelemesinin şekli hususlarla sınırlı olduğunu belirtmiş ancak E.2012/10-534

ve K.2013/15 sayılı ilamı ile bu yaklaşımını değiştirmiş ve itiraz merciinin

hem maddi olay hem de hukuki yönden bir değerlendirme yapması gerektiği

sonucuna ulaşmıştır.

51. Bu yaklaşımın Yargıtay

Daireleri tarafından da benimsendiği ve istikrar kazandığı görülmektedir (bkz.

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2013/2094, K.2013/3629

sayılı, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 3/6/2013 tarihli ve E.2012/26188,

K.2013/14356 sayılı, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 23/1/2014 tarihli ve

E.2013/30408, K.2014/1420sayılı, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 4/2/2014 tarihli

ve E.2013/11856, K.2014/1094 sayılı, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 10/2/2014

tarihli ve E.2014/2242, K.2014/4914 sayılı ilamları).

52. Mevcut

olayda verilen kararın temyiz değil de itiraz incelemesine tabi olması

başvurucunun kendi tercihinden kaynaklanmaktadır. HAGB kararlarının itiraz

kanun yoluna tabi olacağı 5271 sayılı Kanun’da açıkça belirtilmektedir ve

başvurucu, HAGB’ye muvafakatini açıklamak suretiyle

itiraz incelemesinin nitelik ve kapsamını da kabul ettiğini zımnen ortaya

koymuştur.

53. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun E.2012/10-534 ve K.2013/15 sayılı ve Yargıtay Dairelerinin izleyen

ilamları dikkate alındığında itiraz merciinin HAGB şartlarının oluşup

oluşmadığına dair şekli hususların ötesinde bir inceleme yapacağı

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda Antalya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin incelemesini

mevzuata aykırı ve başvurucunun haklarına zarar verecek biçimde yürüttüğünü

gösteren herhangi bir husus bulunmamaktadır. Mahkeme, ayrıca kararını bir

itiraz mercii incelemesi bakımından yeterli olacak derecede gerekçelendirmiştir

(Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486,

4/12/2013, § 57).

54. Bu nedenlerle başvurucunun HAGB’ye karşı yaptığı itirazın etkili bir inceleme imkânı

sunmadığı yönündeki iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. HAGB’nin uygulanma şeklinin

adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh

KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI

ve Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoylarıyla

OYÇOKLUĞUYLA,

2. İtiraz kanun yolu incelemesinin etkisiz

olduğuna ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serruh KALELİ’nin karşıoyuyla OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde bırakılmasına, OYBİRLİĞİYLE,

3/3/2016

tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurunun somutunda, sanığın mahkemece sorgusunun yapıldığı ilk oturumda (29 Mayıs

2013’de) sorguyu takiben ilgili mahkeme hâkimince başvurucuya Ceza Muhakemesi

Kanununun (CMK) 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

(HAGB) muvafakat edip etmediği sorulmuş; başvurucu muvafakat etmiştir. Ancak bu

oturum hüküm öncesi aşama olmayıp, müteakip oturumda (18 Eylül 2013’de) duruşma

sona ermiş ve sanık (başvurucu) hakkında 11 ay 20 gün hapis cezası tayin edilip

HAGB kararı verilmiştir. Hüküm oturumunda dinlenen iki tanık ise başvurucunun diğer sanığa hakaret ettiği yönünde

herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. Mahkemenin başvurucu (sanık) hakkında

tayin ettiği mahkûmiyet hükmünü diğer sanığın beyanlarına dayandırdığı ve HAGB

kararı verildiği için de hükmün temyiz imkânından yoksun kaldığı ve bu şekilde

kesinleştiği anlaşılmaktadır.

CMK’nun 227-232 maddeleri “Karar ve Hüküm” başlığını

taşıyan “Üçüncü Bölüm”de yer almakta olup; bu bölüm

içinde yer alan ve HAGB müessesesini düzenleyen 231. madde uygulamasının da bu evrede (yani karar tesisi sırasında)

yapılması gerekli ve zorunlu bulunmaktadır. Çünkü, bu aşamadan önce yer alan

delillerin ikamesi ve soruşturmanın genişletilmesi aşamalarında cereyan edecek

olaylara göre göre sanığın HAGB’nı değil de temyiz

yolunu tercih edebilme imkânı bulunmaktadır. Başvurunun somutunda mahkemece bu

lazımeye riayet edilmemiş; olayın iki görgü tanığının sonraki ifadeleri sanığın

(başvurucunun) lehine olmasına rağmen, sanığın ilk sorgusunun yapıldığı önceki

oturumda HAGB’na muvafakatı

alındığından ve son karar tesisi öncesinde de bu muvafakatının

devam edip etmediği sorulmadan mahkumiyetine karar verildiğinden, sanık (başvurucu)

hükmü temyiz imkânından mahrum bırakılmıştır.

CMK’nun

öngördüğü usul kurallarına uyulmaması ve bir bakıma sanığın daha ilk duruşmada

HAGB konusunda bir tercih yapmaya icbar edilmesi karşısında, başvurucunun adil

yargılanma hakkının açık biçimde ihlâl edildiği görülmektedir. Açıklanan

nedenlerle, HAGB uygulama şeklinin adil olmadığı iddiasının kabul edilebilir

olduğuna ve Anayasa’nın 36. maddesinin ihlâl edildiğine karar verilmesi

gerektiği kanaatine ulaştığımızdan; çoğunluğu aksi yöndeki kararına

katılmıyoruz.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekilleri

:

Burhan ÜSTÜN

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh

KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Okan TAŞDELEN

Başvurucu

:

Asım ARI

Vekili

:

Av. Hasan Kemal ELBAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu,

hakkında açılan ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul

edip etmediğinin (HAGB) yargılamanın başında, delillerin henüz toplanmadığı ve

değerlendirilmediği bir safhada sorulmasının adil yargılanma hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmektedir.

2.

Başvurucunun iddiaları Genel Kurul tarafından HAGB’nin

uygulanma şeklinin adil olmadığı, itiraz incelemesinin etkisizliği ve

hakkaniyete uygun yargılama yapılmadığı şeklinde üç başlık altında incelenmiş

ve sonuç olarak başvurunun “açıkça dayanaktan

yoksun” olduğuna hükmedilmiştir.

3. HAGB

kararı verilmesinin kabul edilip edilmediğinin yargılamanın henüz başında

sorulmasını engelleyen bir usul kuralı bulunmamaktadır. Ancak sanığın, daha

baştan HAGB’yi kabul etmesinin delillerin tam olarak

tartışılmasına gerek kalmadan yargılamanın sona erdirilebileceği yönünde hem

sanıkta hem de mahkemede yanıltıcı bir anlayış doğmasına yol açabileceği

yolundaki kaygılarının tamamen asılsız olduğu söylenemez.

4. Öte

yandan bu konuda mahkemeler arasında yeknesak bir uygulama olmadığı

bilinmektedir. Halbuki usul hükümlerinin bütün mahkemelerce aynı şekilde

uygulanması, sanığın HAGB’yi kabul edip etmediğinin

kendisine ne zaman sorulacağını ve baştan HAGB’yi

kabul etse bile sonradan bunu kabul etmeme hakkı bulunduğunu bilmesi de adil

yargılanmanın gereğidir.

5.

Usul kanunlarında bu konuda bir hüküm bulunmadığından, başvuru konusu

yargılamada HAGB’nin kabul edilip edilmediğinin

sanığa ne zaman sorulacağı konusunda bir belirsizlik ve sanık yönünden öngörülemezlik halinin mevcut olduğu açıktır.

6.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bu konuya açıklık getiren E:2015/3861, K:2015/14856

sayılı kararı 23/3/2015 tarihlidir. Başvurucunun hak ihlali iddiasına konu olan

Antalya 8. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı ise 18/9/2013 tarihlidir. Bu durumda,

başvuru konusu HAGB kararının veriliş tarihi itibariyle ortada henüz istikrar

kazanmış bir içtihadın da bulunmadığı anlaşılmaktadır.

7.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekeceği düşüncesiyle Genel Kurul kararına katılmıyoruz.

Üye Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Serruh KALELİ Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye Celal Mümtaz AKINCI Üye Rıdvan GÜLEÇ

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2013/9381, 3 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. 1. HAGB’nin uygulanma şeklinin
  16. B. Yargılama giderlerinin
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Kaleli
  19. Dursun
  20. M. Emin KUZ
  21. Karşıoy Gerekçesi
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2013/9381
Tarih
3 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Hakime Şengül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5139)
  • Hayrettin Öztekin Başvurusu (B. No: 2013/4535)
  • Sabahat Şanlı Başvurusu (B. No: 2013/3010)
  • T. İmar Bankası Memur ve Müstahdemleri Yardım ve Emekli Sandığı Vakfı Başvurusu (B. No: 2013/6108)
  • Veysel Kaplan Başvurusu (B. No: 2013/2727)
  • Yuliyan Andreev Başvurusu (B. No: 2013/4837)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.