İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Asker Anğı ve Belkız Anğı Başvurusu (B. No: 2015/502)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle

Başvuru No2015/502Tarih10 Ocak 2019Okuma18 dk · 3.511 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Asker Anğı Ve Belkız Anğı Başvurusu

Karar tarihi
10 Ocak 2019
Başvuru Numarası
2015/502
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.511 kelime·18 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle

maddi ve manevi varlığın korunması hakkının; yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. 27/12/2004 tarihinde başvuruculardan Belkız

Anğı üçüncü çocuğuna hamileliği dolayısıyla özel bir

hastaneye kontrol muayenesine gitmiş, muayene esnasında bebeğin anne karnında

ölmüş olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu 28/12/2004 tarihinde hastaneye

yatırılmış, fetüsün ilaçla

düşürülmesi yöntemi tercih edilerek öncelikle başvurucuya bu amaçla C. isimli

ilaç verilmiştir. Ancak bu yöntemin sonuç vermemesi üzerine başvurucu

29/12/2004 tarihinde Dr. S.B. tarafından sezaryen ameliyatına alınmıştır. Bu

ameliyat sırasında başvurucunun karın boşluğunun kan ile dolup ölü bebeğin

karın boşluğunda yüzdüğünün görülmesi üzerine hastanede bulunan diğer Kadın

Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. S.K., Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Y.K. ile Ürolog

Dr. D.A. ameliyathaneye çağrılmış ve ameliyat ekibine dâhil edilmiştir.

Ameliyatta karın içi temizlendiğinde uterusun (rahim) parçalanmış ve

özelliğini kaybetmiş olduğu, her iki yumurtalık içerisine ileri derecede kan

dolduğu tespit edildiğinden başvurucunun rahmi ve yumurtalıkları alınmıştır.

A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç

9. Başvurucular, anılan işlemi yapan Dr. S.B. hakkında

Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır.

10. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından konu ile ilgili

olarak Adli Tıp Kurumundan (ATK) bilirkişi raporu alınmıştır. ATK 3. Adli Tıp

İhtisas Kurulunun 15/12/2006 tarihli raporunda; rahim içinde bebeğin ölmesi

durumunda daha önce sezaryen yöntemiyle doğum yapmış gebelerde normal doğum

yoluyla ölü bebeğin alınmasının seçeneklerden biri olduğu, uygulanan yöntemin

tıp kurallarına uygun bulunduğu belirtilmiştir. Raporda devamla doğumun

gerçekleşmemesi üzerine sezaryene alındığında parçalanmış olduğu görülerek

rahmin alınması yoluna gidilmesinin doğru bir yöntem olduğu, yumurtalıkların

çıkartılmasının yeterli gerekçe bulunması hâlinde gerekirse yapılabileceği,

ancak mevcut tıbbi kayıtlardan bu gerekliliğin anlaşılamadığı, durumun

mahkemece değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

11. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20/5/2009

tarihli iddianame ile Bakırköy 22. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

12. Bakırköy 22. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından konu ile

ilgili olarak Yüksek Sağlık Şurasından bilirkişi raporu alınmıştır. Mahkeme

tarafından Yüksek Sağlık Şurasından daha önce iki kez sezaryen ile doğum yapmış

bir hastaya suni sancı verilmek suretiyle ölü bebeğin normal yolla

doğurtulmasının tıbbi usullere uygun olup olmadığı, bu şekilde yapılan tıbbi

girişimin rahmin yırtılmasına neden olup olmadığı hususlarında bilgi

istenilmiştir.

13. Yüksek Sağlık Şurasının 15-16 Eylül 2011 tarihli

toplantılarında alınan 12863 sayılı kararıyla, hastada meydana gelen intraabdominal

(karın içi) kanamanın C. isimli ilacın kullanımına bağlı uterus rüptüründen

(yırtılma) kaynaklandığı, mükerrer sezaryenli hastada

C. kullanımının yazılı kaynaklarda dahi kontrendike olduğu (zıt görüşler

olduğu), bu ilacın ülkemizde indüksiyon

amaçlı (doğum başlatma) kullanım izni olmadığı, ilacın endikasyon dışı kullanımında yasal

bir süreç bulunmakla birlikte bunun için gerekli başvuruda bulunulmadığı

anlaşıldığından Dr. S.B.nin kusurlu olduğuna karar

verilmiştir.

14. Bakırköy 22. Asliye Ceza Mahkemesi 14/6/2012 tarihinde sanık

Dr. S.B.nin beraatine karar

vermiştir. Karar gerekçesinde Yüksek Sağlık Şurasının raporunda sanığın kusurlu

olduğu bildirilmesine rağmen ATK raporunda belirtilen "yumurtalıkların çıkartılmasının yeterli gerekçe

bulunması halinde gerekirse yapılabileceği" görüşü ile ilgili

çelişkinin giderilmediği, dosyada zaman aşımının yakın olması nedeniyle bu

çelişkinin giderilmesi için yeterli vaktin olmadığı ifade edilmiştir. Kararda,

hastanın yakınlarının rızası alınarak ameliyata alındığı, ameliyatesnasında

kanamanın yoğun olup tüm karın boşluğunu kaplaması nedeniyle rahimle birlikte

yumurtalıkların da alınmak zorunda kalındığı, bu kararın ameliyata katılan beş

doktor tarafından verildiği, hastanın karın içinde kanamasının olması sonucu

yaşamsal riskin bulunması ve aciliyetten dolayı

rahmin ve yumurtalıkların alınması konusunda izin alınamadığı kanaatine

varıldığından sanığın kusurlu olmadığı belirtilmiştir.

15. Temyiz incelemesinde Yargıtay 12. Ceza Dairesi 27/6/2013

tarihinde kararın bozulmasına ve kamu davasının zaman aşımı nedeniyle düşmesine

karar vermiştir.

B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç

16. Başvurucular, anılan işlemi yapan Dr. S.B. ile özel hastane

aleyhine 29/4/2005 tarihinde Bağcılar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve

manevi tazminat davası açmışlardır. Dava dilekçesinde; başvurucu Belkız Anğı'nın daha önce iki kez

sezaryen ameliyatı olduğunun davalı doktor tarafından bilinmesine rağmen ilaçla

suni sancı verilerek normal doğuma yönlendirilmesinin yanlış olduğunu, bu

yöntemin rahmin parçalanmasına sebebiyet verdiğini, üstelik tıbben gerekli

olmadığı hâlde yumurtalıklarının alındığını belirtmişlerdir. Davalı doktorun

mesleki özeni göstermediğini ve ayrıca suni sancı yönteminin riskleri konusunda

uyarıda bulunmadığını, bunun yanı sıra yumurtalıkların alınması konusunda da

yazılı izinlerini istemediğini ileri sürmüşlerdir.

17. Bağcılar Adliyesinin kapatılmasıyla dava dosyası Bakırköy

10. Asliye Hukuk Mahkemesine devredilmiştir.

18. Mahkemenin 4/12/2007 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir.

Karar gerekçesinde yapılan tıbbi işlemlerin usulüne uygun olduğu

belirtilmiştir.

19. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 13.

Hukuk Dairesinin 7/10/2008 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Yargıtay karar

gerekçesinde ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

20. Bozma kararı sonrasında Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi,

İstanbul Tıp Fakültesinden iki kadın doğum uzmanı ile bir genel cerrahtan

oluşturulacak bilirkişi heyetinden rapor istemiştir.

21. Mahkeme, aşağıda belirtilen şu hususlar hakkında rapor

düzenlenmesini talep etmiştir:

i. Bebeğin anne karnında 27/12/2004tarihinde öldüğünün davalı

Dr. S.B. tarafından bilindiği hâlde başvurucu Belkız Anğı'nın ertesi gün müdahale yapılmak üzere evine

gönderilmesi, 28/12/2004 tarihinde hastaneye yatırılması, 29/12/2004 tarihinde

tıbbi müdahalede bulunulması vakıaları değerlendirilerek bu iki günlük

gecikmenin tıbbi açıdan normal bir süre olup olmadığı,

ii. Bu gecikme ile başvurucu Belkız Anğı'nın karnında meydana gelen hematom (organ içerisinde veya

aralarında kan birikmesi) arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı,

olası hayati tehlikenin bu gecikmeden kaynaklanıp kaynaklanmadığı,

iii. Daha önce iki kez sezeryan ile

doğum yapmış bir hastaya C. adlı ilacın kullanılarak suni sancı verilmek

suretiyle ölü bebeğin normal yolla vücuttan çıkartılmasının tıbbi usullere ve

prosedüre uygun olup olmadığı,

iv.C. adlı ilaçla yapılan müdahalenin

rahmin çatlamasına neden olup olmadığı,

v. Olası hayati tehlikenin yanlış bir tedavi metodundan

kaynaklanıp kaynaklanmadığı,

vi. C. adlı ilacın endikasyon dışı kullanılıp kullanılmadığı ve endikasyon

dışı kullanımında doktora yüklenebilecek ihmal veya kusurun bulunup bulunmadığı

bu ilacın bu şekilde kullanımına ülkemizde izin bulunup bulunmadığı,

vii. Davalı doktor tarafından yapılan müdahalelerin

değerlendirilmesi suretiyle ameliyat sırasında davacının rahminin alınmasının

zorunlu olup olmadığı, ayrıca yumurtalıkların da alınmasının zorunlu olup

olmadığı.

22. İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim

Dalı Başkanlığında görevli üç profesör tarafından hazırlanan 28/11/2013 tarihlibilirkişi raporunda:

- Hastanın ölü bebek tanısı konulduktan sonra ertesi gün

yatırılmak üzere evine gönderilmesinin yanlış olmadığı, zira gönderilmeden önce

yapılan muayenede rahim kasılmalarının olmadığının tespit edildiği

belirtilmiştir. Ameliyat sırasında karşılaşılan kanamanın durumu ve şiddeti

dikkate alındığında kanamanın muhtemelen ameliyat kararı alındıktan daha sonra

gerçekleştiği, bu kanama uzun süreden beri olsaydı kan kaybı sonucu hastanın

kaybedilebileceği, bu nedenle tanıdan iki gün sonra ameliyata alınmasının bu

duruma yol açtığının söylenemeyeceği ifade edilmiştir.

- Daha önce iki kez sezaryen ile doğum yapmış hastada C. adlı

ilacın kullanımı ile ilgili olarak literatürde fikir birliği olmadığı, bu

ilacın kullanımının doktorun insiyatifinde olduğu,

olayda uterus rüptürünün

(rahim yırtılması) C. kullanımından olduğunu söylemenin mümkün olmadığı

belirtilmiştir.

- C. adlı ilacın ülkemizde doğum indüksiyonu amacıyla kullanımı için ruhsatının olmadığı

ancak gelişmiş ülkeler dâhil bir çok ülkede bu amaçla

kullanımı yönünde ruhsatının bulunduğu; bu ilacın dünyanın her yerinde ve

ülkemizde uzun zamandan beri yaygın olarak bu amaçla kullanıldığı

bildirilmiştir.

- Spontan rüptür sonrası oluşan yırtıkların

parçalı yırtıklar olması nedeniyle kolay suture edilemediği (dikilemediği), suture edilse

bile tamamına yakınında ameliyat sonrası hasta hayatını tehlikeye sokan büyük

kanamalar görülebildiği, bu sebeple olayda hastanın hayatını tehlike altına

sokmamak için uterusun alınmasının doğru olduğu

belirtilmiştir.

- Uterus

rüptüründe genellikle yumurtalıkların

zarar görmeyeceği ve ameliyat sırasında yerinde bırakıldıkları, ancak yırtığın

yumurtalıklara kadar ilerlemesi ve yumurtalık damarları etrafında geniş hematomlar olması

durumunda yumurtalıkların alınmasının gerekli olabileceği, olayda yumurtalıkların

alınması kararını sadece ameliyatı yapan Dr. S.B.nin

vermediği, kararın ameliyata katılan diğer doktorlar S.K. ve Y.K.nın katılımıyla birlikte alındığı, eğer gerekli

olmasaydı üç uzman doktorun birlikte bu kararı vermeyeceklerinin açık olduğu ifade

edilmiştir. Raporun yumurtalıkların alınmasına ilişkin değerlendirme bölümü

şöyledir:

"Diğer

taraftan uterus rüptüründe

yumurtalıklar genellikle zarar görmezler ve dolayısıyla ameliyat sırasında

yerinde bırakılırlar. Ancak yırtık yumurtalıklara kadar ilerlemiş ve yumurtalık

damarları etrafında geniş hematomlar varsa alınması

gerekli olabilir. Çünkü yumurtalıklar alınmazsa, ameliyat sonrası oluşabilecek

kanama gebenin hayatını tehdit edebilir, uterus rüptürü sonrası etkilenen yumurtalıkların alınmasının

gerekli olduğunu gösteren bir çok bilimsel çalışma

mevcuttur. Kaldı ki yumurtalıkların alınması kararını sadece ameliyatı yapan

Dr. S.B. Tek başına değil, ameliyata katılan diğer doktorlar S.K. VE Y.K.

Birlikte vermişlerdir. Tıpta hastaya zarar vermemek esastır. Bu nedenle eğer

gerekli olmasaydı üç uzman doktorun birlikte bu kararı vermeyeceği

açıktır."

- Sonuç olarak davalı doktorun teşhis ve tedavilerinin tıbbi

usullere uygun olduğu bildirilmiştir.

23. Mahkeme25/12/2013 tarihli kararıyla davanın reddine karar

vermiştir. Karar gerekçesinde dosya içindeki tüm doktor raporları, tıbbi bilgi

ve belgelerin değerlendirilmesi sonucunda çelişkileri gideren İstanbul Tıp

Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanlığınca hazırlanan

28/11/2013 tarihlibilirkişi raporunun hükme esas

alındığı belirtilmiştir. Bu rapor uyarınca teşhis ve tedavilerin tıbbi usullere

uygun bulunduğu vedavalı doktor ve davalı özel

hastanenin kusurlarının bulunmadığının anlaşıldığı, bu durumdatazminat

ödemekle sorumlu tutulamayacağı ifade edilmiştir.

24. Bu karar Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 4/11/2014 tarihli

kararıyla onanmıştır. Nihai karar başvurucu vekiline 8/12/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

25. 7/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

26. Başvurucuların karar düzeltme istemleri Yargıtay 13. Hukuk

Dairesinin 22/6/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kusurlu

ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle

yükümlüdür.”

28. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Taminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru

imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§

11-14).

29. 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı

İcrasına Dair Kanun'un 75. maddesinde yer alan ceza davalarında Yüksek Sağlık

Şurası’nın görüşüne başvurulması zorunluluğunu öngören hüküm, Anayasa

Mahkemesi’nin 3/6/2010 tarihli veE.2009/69, K.2010/79 sayılı kararıyla iptal

edilmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar

başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve

ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil

olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini

değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamıiçerisinde yer aldığını kabul

etmektedir (Trocellier/Fransa

(k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye

(k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).

32. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel

sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,

hastaların yaşamları ilefiziksel ve ruhsal

bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak

şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD],

53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).

33. AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan

tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden

bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır.

Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir

nitelikte bir riskin ortaya çıkmasıdurumunda, ilgili

devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No:

28870/05, 25/5/2010).

34. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin

sorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete aftedilmesi için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM,

farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında

her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05,

5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi

bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında

tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret

etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §

119, Yardımcı/Türkiye, § 59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 10/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

36. Başvurucular; doktorun mesleğin gerektirdiği özeni

göstermediğini, rahmin ve yumurtalıkların alınması sebebiyle doktor ve özel

hastane aleyhine açtıkları davada ameliyatı yapan Dr. S.B.nin

kusurlu olduğunu belirten bilirkişi raporları bulunmasına rağmen bu raporlar

dikkate alınmadan davanın reddi kararı verilmesi nedeniyle mağduriyetlerinin

giderilmediğini ve tazminat haklarından mahrum kaldıklarını belirtmişlerdir. Başvurucular

bu nedenlerle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

37. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

38. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık

kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

40. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

41. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelemiştir (Melahat Sönmez, B.

No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,

B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

42. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucuların

tıbbi ihmale dayalıtüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17.

maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi

ve manevi varlığın koruması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

44. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

45. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,

15/10/2015, § 49). Nitekim

Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık

alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

46. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet

Acartürk,§

51).

47. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

48. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki

sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri

yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve

özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da

Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece

mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı

sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hakihlallerinin

önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,

§ 57; Tevfik Gayretli, B. No:

2014/18266, 25/1/2018, § 32).

49. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden

hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek

Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet

Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018). Ancak kişinin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul

yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir

şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek

için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,§ 44).

50. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların

kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere

dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,

§ 45).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

51. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine

getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,

devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.

52. Somut olayda derece mahkemesi tarafından davalı doktorun

kusurlu olduğu yönünde görüş veren Yüksek Sağlık Şurasından alınan bilirkişi

raporu, ATK 3. İhtisas Kurulu raporu ve dosya içerisinde bulunan tüm tıbbi

belgeler değerlendirilerek raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi için

İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

Başkanlığından bilirkişi raporu alındığı görülmektedir. Derece mahkemesinin

çelişkileri gidermeye yönelik ayrıntılı sorular yönelttiği, İstanbul Tıp

Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanlığınca hazırlanan

raporda bu soruların tümüne detaylı yanıtlar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Bu bilirkişi raporunda rahim yırtılmasının C. isimli ilacın kullanımından

olduğunu söylemenin mümkün olmadığı belirtilmiş, tedavide gecikmenin olmadığı

ve rahmin ve yumurtalıkların alınmasının tıbben gerekli olduğu bildirilmiştir.

Raporda sunulan görüşlerin bilimsel verilere uygun şekilde açıklanmış olduğu

görülmektedir. Derece mahkemesi önceki bilirkişi raporları arasındaki

çelişkileri giderdiğini, bilimsel veri ve içeriğe sahip olduğunu belirterek

İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanlığının

raporunu karar vermeye elverişli bulduğunu açıklamış ve rapor doğrultusunda

davanın reddine karar vermiştir.

53. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbi

ihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınan

uzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerek başvurucuların

iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığı görülmektedir.

Aynı zamanda derece mahkemesinin kararında İstanbul Tıp Fakültesi Kadın

Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanlığının raporuna itibar edilmesinin

sebeplerinin de belirtilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

54. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilen

başvurucuların, bilirkişi raporlarına ve kararlara karşı kanuni yollara

başvurabildikleri ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusu

davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlandığı, dava dosyasını

inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildikleri, toplanan delillerden haberdar

edildikleri anlaşılmaktadır.

55. Sonuç olarak başvurucuların ileri sürdüğü iddialar hakkında

alınan İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

Başkanlığı raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi kararı, konuyla ilgili

ve yeterli bir gerekçe içermektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için esaslı

olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği

özen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Somut olay bakımından kamu

makamlarının pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediği söylenemeyeceğinden

kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal

edilmediği sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

57. Başvurucular, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

2. Değerlendirme

58. 1/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013

tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı

Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'ageçici

madde eklenmiştir.

59. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

60. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel kararında; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek

etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

61. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkanına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun

incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

62. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve

manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

10/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucular

:

1. Asker

ANĞI

2. Belkız ANĞI

Vekili

:

Av. Mehmet

ERBİL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/502, 10 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç
  7. B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucuların İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. C. Makul Sürede
  15. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Özgüldür
  17. Birtane
  18. Anğı
  19. Erbil
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/502
Tarih
10 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Adile Melekoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1630)
  • Halil Hulki Özel Başvurusu (B. No: 2015/17180)
  • Sevil Gümüş Başvurusu (B. No: 2014/13956)
  • İsmail Durusu Başvurusu (B. No: 2015/12524)
  • Mehmet Toparslan Başvurusu (B. No: 2015/19393)
  • Metin Baştürk Başvurusu (B. No: 2015/10942)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.