İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Metin Baştürk Başvurusu (B. No: 2015/10942)

1. Başvuru, kolluk görevlilerince darbedilme

Başvuru No2015/10942Tarih9 Ocak 2019Okuma21 dk · 4.127 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Metin Baştürk Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2019
Başvuru Numarası
2015/10942
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.127 kelime·21 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlilerince darbedilme

ve bu konuda yapılan ceza soruşturmasının etkin olmaması nedeniyle kötü muamele

yasağının; hukuka aykırı şekilde gözaltına alınma nedeniyle de kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 20/9/1995 doğumlu olup İstanbul'un Fatih ilçesinde

mukimdir. 29/7/2014 tarihinde başvurucunun arkadaşı D.B.nin

bir kavgaya karışması nedeniyle başvurucu ile kolluk görevlileri arasında

birtakım olaylar yaşanmıştır.

9. Başvurucu, iddiasına göre aynı mahallede ikamet ettikleri

arkadaşı D.B.nin karıştığı bir kavga nedeniyle olay

tarihinde kolluk görevlilerince gözaltına alınması üzerine arkadaşının

gözaltına alındığı karakolun önünde beklemeye başlamış, bir süre sonra yanına

gelen polis memurlarınca kolları kıvrılarak ve darbedilerek

zorla karakola götürülmüştür. Başvurucu, karakol girişinde kamera olması

nedeniyle polis memurlarınca merdiven altına götürülerek tekme ve yumrukla darbedilmiş, elleri arkadan kelepçelenerek karın boşluğuna

elektrik şok cihazı ile elektrik verilmiştir. Ayrıca kolluk görevlileri

başvurucunun cinsel organını sıkarak kendisine acı vermiş ve onurunu

kırmışlardır. Yaptıkları bu muamele nedeniyle polis memurlarına haklarında

şikâyetçi olacağını söylediğinde ise "Sen

şikâyetçi olma, biz de senin hakkında tutanak tutmayalım"

şeklinde karşılık almıştır. Başvurucu, şikâyetçi olacağını ısrarla belirtmesi

üzerine usulsüz şekilde gözaltına alınmıştır.

10. Başvurucu ve arkadaşı D.B. hakkında görevi yaptırmamak için

direnme suçu kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet

Başsavcılığı) olay tarihinde adli soruşturma başlatılmıştır. Söz konusu

soruşturma kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla adli kolluk

tarafından başvurucuyu gözaltına alan üç polis memurunun müşteki sıfatıyla,

başvurucunun ise şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmış ve gözaltı işlemi

uygulanan başvurucu hakkında sağlık kuruluşunca düzenlenen geçici adli rapor

temin edilmiştir. Başvurucu ve arkadaşı D.B. hakkında adli kollukça düzenlenen

Yakalama ve Gözaltına Alma Tutanağında yakalama tarihi 29/7/2014, yakalama

saati 17.50, gözaltına alınma saati ise 21.15 olarak

belirtilmiştir. Başvurucu hakkında düzenlenen Gözaltından Salıverilme

Tutanağında gözaltından çıkış tarih ve saatine dair alan boş bırakılmıştır.

Ancak başvurucunun 30/7/2014 tarihinde gözaltından çıkarılarak Cumhuriyet

Başsavcılığına götürüldüğü ve burada Cumhuriyet savcısınca ifadesinin alındığı

adli kolluk fezlekesinden ve ifade zaptından anlaşılmaktadır.

11. Başvurucu; müdafii olmaksızın adli

kolluk tarafından alınan ifadesinde, üzerine atılı görevi yaptırmamak için

direnme suçunu işlemediğini belirtmiş ve kolluk görevlilerinin kendisine karşı

herhangi bir suç işlediğinden bahsetmemiştir.

12. Başvurucuyu gözaltına alan polis memurları M.S.N., Y.T. ve A.E.nin ifadeleri ise müşteki sıfatıyla, başka polis

memurları tarafından adli kolluk sıfatıyla alınmıştır. Bu ifadelerde, hakkında

silahla kasten yaralama suçu işlediği iddiası bulunduğundan başvurucunun

arkadaşı D.B.nin ikamet ettiği mahalleden polis

merkezine götürülmek üzere alınmak istendiği esnada orada bulunan arkadaşları

tarafından kendilerine mani olunmaya çalışıldığı

vurgulanmıştır. Polis memurları ifadelerinde destek ekip çağırmak zorunda

kaldıklarını, destek gelmesi sonrası D.B.yi

polis aracına bindirebildiklerini, ancak başvurucunun buna tepki olarak polis

aracını tekmelediğini, olay yerinin kalabalık olması nedeni ile başvurucuyu

teşhis etmekle yetinmek durumunda kaldıklarını belirtmişlerdir. Aynı ifadelerde

kolluk görevlileri, daha sonra başvurucuyu karakol önünde görerek gözaltına

almak istediklerinde başvurucunun direndiğini, bu nedenle kademeli güç

kullanarak yakaladıklarını, kendilerine direndiği için başvurucudan şikâyetçi

olduklarını belirtmişlerdir. Ayrıca adli kolluk görevlisi olan başka iki polis

memuru tarafından 30/7/2014 tarihinde 00.30'da tutulan Olay Anlatımı Tespit

Tutanağında direnmesi nedeniyle başvurucuya kelepçe takıldığı hususu da

belirtilmiştir.

13. Adli kolluk tarafından 29/7/2014 tarihinde tutulan Tespit Tutanağı'nda başvurucunun tekmelediği iddia olunan polis

aracında herhangi bir hasar bulunmadığı belirtilmiştir. Soruşturma dosyasında

polis memurları M.S.N., Y.T. ve A.E.nin kendilerine

karşı direnildiği iddiası kapsamında yaralandıklarına ilişkin bir bilgi ya da

belgeye veya bu doğrultuda haklarında düzenlenen bir adli rapora da

rastlanmamıştır.

14. Başvurucu hakkında 30/7/2014 tarihinde 00.48'de gözaltına

giriş nedeniyle düzenlendiği belirtilen adli raporda, başvurucunun karnının her

iki yanında yaklaşık 1 cm çapında iki adet ekimotik

yaralanma olduğu tespitine yer verilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca, geçici

adli rapor doğrultusunda Adli Tıp Kurumundan (ATK) kati adli rapor da temin edilmiştir.

ATK tarafından başvurucu hakkında düzenlenen kati adli raporda; yumuşak doku

lezyonuna neden olan yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, kişi

üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde, hafif

nitelikte olduğu, kemik kırığına da neden olmadığı tespitleri bulunmaktadır.

Başvurucu hakkında gözaltından çıkış işleminden sonra adli rapor tanzim

edildiğine dair bir bilgi ya da belgeye soruşturma dosyası kapsamında

rastlanmamıştır.

15. Cumhuriyet Başsavcılığınca 30/7/2014 tarihinde başvurucunun

şüpheli sıfatıyla -avukat yardımından faydalanabileceği hatırlatılarak müdafii olmaksızın- alınan ifadesinde başvurucu; üzerine

atılı suçu kabul etmediğini, devlet malına zarar verdiğini söyleyen kolluk

görevlilerinin kendisini zorla karakola götürdüklerini, burada kendisini darbettiklerini, kimseden şikâyetçi olmadığını

belirtmiştir. Başvurucunun alınan bu ifadesinde kolluk görevlileri tarafından darpbedildiği iddiası bulunduğundan Cumhuriyet

Başsavcılığınca 27/2/2015 tarihinde dosyada tefrik kararı verilmiştir.

16. Ana dosya üzerinden devam eden soruşturma sonucunda

başvurucu ve arkadaşı D.B. hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan

27/2/2015 tarihinde iddianame düzenlenmiş, iddianamenin İstanbul 44. Asliye Ceza

Mahkemesi (Mahkeme) tarafından kabul edilmesiyle kamu davası açılmıştır.

17. Başvurucu ve arkadaşının müşteki sıfatının bulunduğu tefrik

edilen dosya üzerinden devam eden soruşturmada ise 27/2/2015 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

Müşteki Metin Baştürk'ün [başvurucu] şüpheli olarak alınan ifadesinde;

'Yedikule Mh. Hacıpiri Sokak üzerinde arkadaşları ile birlikte sohbet

ederken polislerin geldiğini, [D.B].

ile polisler arasında küçük bir tartışma yaşandığını,

polislerin biber gazı sıktığını, gözlerinin yandığını, arkadaşı [D.]yi alarak polis merkezine götürdüklerini, durumunu

öğrenmek için bu polis merkezinin önüne geldiğinde polislerin kendisini

gözaltına aldıklarını, polis aracına tekme atmadığını' beyan ettiği.

Müştekilerin şüpheli olarak beyanlarında;

'Gözaltına alınırken polislerin kendilerini darp ettiklerini' söylemedikleri,

şikayetçi olmadıkları, ihbar edilen şüpheli polislerin müştekileri yakalarken

zor kullanma yetkilerini aşmadıkları anlaşıldığından;

İhbar edilen şüpheli polis memurları [M.S.M.], [A.E.]

ve [Y.T.]nin zor kullanma yetkisini aşmadıkları, atılı suç

işlenmediğinden C.M.K'nın 172. maddesince

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,

..."

18. Başvurucu anılan karara itiraz etmiştir. Başvurucu itiraz

dilekçesinde yukarıda (bkz. § 9) belirtilen iddialarını tekrarladıktan sonra

yeterince araştırma yapılmadan ve delil toplanmadan karar verildiğini, karakol

kamera kaydının dahi alınmadığını, olayı gören arkadaşlarının tanık olarak

dinlenilmediğini, hakkında düzenlenen adli raporun görmezden gelindiğini,

Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesinde şikâyetçi olduğunu söylemesine

rağmen aksinin yazıldığını ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın adli

kollukta müdafii olmaksızın baskı altında alınan

ifadesine dayandırıldığını belirtmiştir.

19. İtiraza bakan İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 10/4/2015

tarihli kararıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usule ve yasaya

uygun olduğu gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Ret kararı başvurucuya

12/5/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 10/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

21. Öte yandan başvurucunun görevi yaptırmamak için direnme

suçundan sanık olduğu dava derdesttir. Bu yargılama kapsamında Mahkemenin

14/1/2016 tarihli duruşma celsesinde aldığı (5) numaralı karar ile 8/3/2018

tarihli duruşma celsesinde aldığı (4) numaralı karar şöyledir:

"5-Her ne kadar sanık

Metin Baştürk müdafi tarafından emniyetteki suç tarihinde bulunan kamera

kayıtlarının istenilmesi talep edilmiş ise de suç tarihinden bugüne kadar geçen

sürede kayıtların bulunmadığı, başka bir anlatımla kayıtların otomatik olarak

silindiği, böyle bir CD olsaydı, hazırlık aşamasında dosyada bulunacağı da

nazara alınarak talebin reddine, sanık müdafinin kendisinin gerekirse

emniyetten bu konuda talepte bulunmakta muhtariyetine,

...

4-Sanık Metin müdafiinin

belirtmiş olduğu Anayasa Mahkemesine hak ihlaline ilişkin başvuru sonucunun

beklenmesine,"

IV. İLGİLİ HUKUK

22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kasten başkasının

vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden

olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir

yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3)

Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

23. 5237 sayılı Kanun'un "Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı

256. maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma

yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı

görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten

yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

24. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu'nun 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Polis,

A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair

haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,

...

E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı

tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,

eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da

yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.

...

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda

bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde

her türlü tedbir alınabilir.

...

Yakalananlardan,

...

B) Zor kullanılarak yakalananların,

...

Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip

raporuyla tespit edilir.

..."

25. 2559 sayılı Kanun'un "Zor ve silah

kullanma" kenar

başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Polis, görevini

yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak

ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

..."

26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

"Bir suçun işlendiğini öğrenen

Cumhuriyet savcısının görevi"

kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet

savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir

hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek

üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2)

Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın

yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin

lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve

şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 9/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu; usulüne uygun olarak, Cumhuriyet savcısının

talimatı ile gözaltına alınmadığını, bu nedenle gözaltı işleminin hukuka aykırı

olduğunu ileri sürmüştür.

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu hakkında uygulanan gözaltı

işleminin hukuka aykırı olduğu iddiası Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında incelenmelidir.

30. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"…Başvuruda bulunabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

31.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

32.Buna göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip

olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip

edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa

Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve diğerleri, B.

No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

33. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası

açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna

varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

34. Somut olayda başvurucunun yakalanarak gözaltına alınması ve

sonrasında serbest bırakılmasına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu; kolluk görevlileri tarafından yakalandıktan sonra

darba maruz kaldığını, polis merkezine zorla götürüldükten sonra burada bulunan

merdiven altında da darp eyleminin devam ettiğini, ellerinin arkadan

kelepçelendiğini, elektrik şok aleti ile karın boşluğunun her iki yanına

elektrik verildiğini, cinsel organının sıkıldığını belirtmiştir. Ayrıca

başvurucu; şikâyetleri konusunda yapılan ceza soruşturmasında delillerin

toplanmadığını, özellikle polis merkezi kamera kayıtlarının alınmadığını,

arkadaşlarının tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulmadığını, iddialarıyla

uyumlu adli raporunun görmezden gelindiğini ve şikâyetçi olduğu adli kolluk

tarafından müdafi yokluğunda alınan ifadesine dayanılarak kovuşturmaya yer

olmadığına karar verildiğini iddia ederek etkin bir soruşturma yapılmadığından

yakınmıştır. Başvurucu söz konusu iddiaları kapsamında Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan işkence

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

38. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz."

39. Başvurucu, kolluk görevlilerince darbedilmesi

ve bu konuda yapılan ceza soruşturmasının etkisiz olması nedenleriyle kötü

muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

40. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve

usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif

yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu

oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016,

§64; Mustafa Rollas,

B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

41. Bu doğrultuda kural olarak başvurucunun kolluk

görevlilerince darbedildiği yönündeki iddiası,

devletin negatif yükümlülüğü kapsamında kaldığından kötü muamele yasağının maddi

boyutu altında incelenmelidir. Başvurucunun söz konusu eylem nedeniyle

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile

sonuçlanan soruşturmanın etkisiz olduğu yönündeki şikâyeti ise kötü muamele

yasağının usul boyutu çerçevesinde incelenmelidir. Öte yandan başvurucu,

önleyici yükümlülüğe ilişkin olarak başvuru formu ve/veya eklerinde herhangi

bir şikâyette bulunmadığı gibi Anayasa Mahkemesinin önünde önleyici

yükümlülüğün ihlal edildiğine ilişkin kesin bir bilgi veya belge de

bulunmamaktadır. Bu nedenle anılan yükümlülük açısından bir inceleme

yapılmasına gerek duyulmamıştır.

i. Genel İlkeler

42. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

43. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın

17. maddesi “Devletin temel amaç ve

görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan,§ 25).

44. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötümuamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız

bir şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer,

olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya

da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

45. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, bir kişinin

sağlıklı hâldeyken gözaltına alındığı, ancak salıverildiği zaman vücudunda

yaralanma tespit edildiği durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu

hususunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede

bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili

iddiaların doktor raporları ile doğrulandığı hâllerde Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin 3. maddesi anlamında açık sorunların ortaya çıkacağı ifade

edilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 94).

46. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da

kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun

yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet

yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin

belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda

soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak,

özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

47. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele

hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu ve

tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması gerekir.

Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının

olmamasını değil ama aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir.

Dolayısıyla etkili bir soruşturmadan söz edilebilmesi için öncelikle

soruşturmanın bağımsız yürütülebilir bir niteliğe sahip olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).

48. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen

tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması, bunun

yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı

zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik

bir değerlendirme içermesi de gerekmektedir (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99)

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

49. Başvurucunun kolluk görevlilerince darbedildiği

yönündeki iddiasını olaydan bir gün sonra Cumhuriyet Başsavcılığında, görevi

yaptırmamak için direnme suçunun şüphelisi olarak verdiği ifadede ilk kez ileri

sürdüğü (bkz. § 15), bu ifade dışında ayrıca bir suç duyurusunda bulunmadığı

görülmektedir. Başvurucunun iddiası doğrultusunda Cumhuriyet Başsavcılığınca

soruşturmanın genişletildiği ve bu kapsamda başvurucu hakkında gözaltı işlemi

nedeniyle düzenlenen geçici adli rapor doğrultusunda ATK'dan

13/8/2014 tarihinde kati adli raporun temin edildiği görülmektedir. Şikâyet

edilen kolluk görevlilerinin adli kolluk tarafından müşteki sıfatı ile alınan

ifadeleri dışında ayrıca Cumhuriyet Savcısı tarafından şüpheli sıfatıyla

ifadelerinin alındığına dair bir veriye soruşturma dosyası kapsamında ulaşılamamıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığınca 27/2/2015 tarihinde verilen tefrik kararı sonrasında

ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verilerek soruşturmanın sonuçlandırıldığı

görülmektedir.

50. Devlet görevlileri tarafından darba maruz kalındığı

iddiasının öğrenilmesinden hemen sonra Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmanın

genişletilmesi yoluna gidilmesi pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi

anlamında olumlu bir adımdır. Ancak başvurucunun iddiası kapsamında derhâl

genişletilen soruşturmanın aynı özenle sürdürülerek delillerin mümkün olan

süratle toplanması ve toplanan deliller ışığında aceleci olmayan, tutarlı bir

yargısal sonuca varılması da devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi

açısından önem arz etmektedir. Somut olayda başvurucunun makul bir delil

niteliğinde olan, adli rapor ile desteklenmiş, polis merkezi içinde kolluk

görevlilerince darbedildiği iddiası bulunmaktadır. Bu

iddia doğrultusunda -başvurucunun bu yönde bir talebi olup olmadığından

bağımsız olarak- Cumhuriyet Başsavcılığının ilk toplaması gereken delilin -kısa

süre içinde kaybolma olasılığı oldukça yüksek olan- polis merkezi kamera

kayıtları olduğu açıktır. Cumhuriyet Başsavcılığının bu yönde bir çaba sarf

ettiğine dair soruşturma dosyasına yansıyan bir bilgi ya da belge mevcut

değildir. Başvurucunun bu hususu, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

yapmış olduğu itiraz dilekçesinde (bkz. § 18) de ileri sürdüğü görülmektedir.

51. Bunun dışında Cumhuriyet Başsavcılığı, haklarında

başvurucuyu darbettiği iddiası bulunan -başvurucu

tarafından haklarında şikâyet olmasa dahi- kolluk görevlilerinin şüpheli

sıfatıyla ifadelerini alma yoluna da gitmemiştir. Bunun yerine haklarında darp

iddiası bulunan polis memurlarının başka polis memurları tarafından müşteki

sıfatıyla alınan ifadeleri ile yetinilmiştir. Bu tutumun soruşturmanın bağımsız

ve tarafsız şekilde yürütülmesi yükümlülüğüne uygun düştüğü söylenemez. Oysa bu

kişilerin şüpheli sıfatıyla Cumhuriyet savcısı tarafından alınacak ifadeleri

başvurucunun nasıl ve ne şekilde yaralandığı hususunda maddi gerçeğin ortaya

çıkarılması için belirleyici delil olabilecek niteliktedir. Aynı bağlamda

başvurucunun karın kısmına elektro şok cihazı ile elektrik verildiği yönündeki

iddiası ve başvurucu hakkında düzenlenen adli rapor birlikte değerlendirilerek

bu iddianın ciddi şekilde araştırılması, gerekirse yeni bir rapor alınarak

yaralanmanın kaynağının belirlenmeye çalışılması gerektiği de açıktır.

52. Kolluk görevlileri tarafından düzenlenen Yakalama ve

Gözaltına Alma Tutanağına (bkz. § 10) göre başvurucu 29/7/2014 tarihinde saat

17.50'de yakalanmış, başvurucu hakkında düzenlenen adli rapora (bkz. § 14) göre

ise muayene 30/7/2014 tarihinde saat 00.48'de yapılmıştır. Buna göre

başvurucunun yakalanması ile muayene edilmesi arasında yaklaşık 7 saat olduğu

anlaşılmaktadır. Söz konusu sürenin -kolluğun güç kullanımı ile yakalama

yaptığı olaylarda,yakalanan

kişinin mümkün olan en kısa süre içinde muayene edilmesi ve hakkında

düzenlenecek adli raporun temin edilmesi gerekliliği gözetildiğinde- makul olduğu

da söylenemeyecektir. Ayrıca gözaltı çıkışında başvurucu hakkında düzenlenmesi

gereken ve başvurucunun iddialarının değerlendirilmesi açısından oldukça önemli

olan adli rapora da soruşturma dosyası kapsamında erişilememiştir. Belirtilen

hususlar yönünden de soruşturmada gerekli özenin gösterilmediği görülmektedir.

53. Öte yandan kovuşturmaya yer olmadığına dair karara,

başvurucunun adli kollukta müdafii olmaksızın şüpheli

sıfatıyla alınan ilk ifadesinde polis memurlarınca darbedildiği

iddiasını belirtmemesinin gerekçe yapıldığı görülmektedir. Başvurucunun

kendisini darbettiğini iddia ettiği polis

memurlarından aynı polis merkezindeki başka bir polis memuruna verdiği ifadede

bahsetmesini beklemek hayatın olağan akışına uygun değildir. Kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararda, bunun dışında başvurucuya karşı kullanılan gücün

orantılı olduğu belirtilmekle yetinilmiştir. Ancak başvurucu hakkında

düzenlenen adli rapora göre gerçekleşen yaralanmaların bu güç kullanımı sonrası

mı gerçekleştiği ya da başkaca bir nedene mi dayandığı konusunda kovuşturmaya

yer olmadığına dair kararın tatmin edici bir gerekçe ihtiva etmediği

görülmektedir.

54. Belirtilen bu tespitler ışığında maddi gerçeğin ortaya

çıkarılması için gerekli delillerin toplanması ve değerlendirilmesi konusunda

Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada, bir temel hak olarak

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağına saygı açısından gerekli özenin gösterildiği söylenemeyecektir.

55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

56. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında soruşturmadaki anılan

eksiklikler nedeniyle başvurucunun şikâyetine konu ettiği olayın gerçekleşme

koşulları konusunda yeterli veri bulunmadığı anlaşıldığından bu aşamada kötü

muamele yasağının maddi boyutu itibarıyla bir inceleme yapılmasına gerek

duyulmadığı değerlendirilmiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

57. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

58.Başvurucu, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

koruma altına alınan kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle yeniden soruşturma

yapılması talebinde bulunmuş; tazminat talebinde bulunmamıştır.

59. Anayasa Mahkemesi Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dair

vermiş olduğu kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucunda

ihlal kararı verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yapılması gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Anılan

içtihat doğrultusunda, 6216 sayılı Kanun uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için temel kural olan eski hâle getirmenin başvuruya konu

olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

60. Yapılan inceleme sonucunda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

61. İhlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin

yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hukuka aykırı olarak gözaltına alınması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M.Emin KUZ

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucu

:

Metin

BAŞTÜRK

Vekili

:

Av. Esin

YEŞİLIRMAK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/10942, 9 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  10. B. Kötü Muamele Yasağının
  11. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  12. VI. Hüküm
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  15. Yıldırım
  16. Kömürcü
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. Baştürk
  20. Yeşilırmak
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/10942
Tarih
9 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Meliha Siviş Başvurusu (B. No: 2015/18910)
  • İlker Yürük Başvurusu (B. No: 2015/4166)
  • Fatma Taşdemir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18372)
  • Ali Ekber Çeçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/5463)
  • Murat Türk Başvurusu (B. No: 2014/15514)
  • Zeynel Güloğlu Başvurusu (B. No: 2015/6129)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.