İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Meliha Siviş Başvurusu (B. No: 2015/18910)

1. Başvuru, velayet

Başvuru No2015/18910Tarih9 Ocak 2019Okuma16 dk · 3.104 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Meliha Siviş Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2019
Başvuru Numarası
2015/18910
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.104 kelime·16 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, velayet

hakkı sahibi tarafından çocuğun isminin değiştirilmesi talebiyle açılan dava

sonucunda verilen kabul kararının sonradan kaldırılması nedeniyle aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucu, H.Ş. isimli kişi ile 2007 yılında evlenmiştir. Bu

evlilikten 2009 yılında Hüseyin ismini verdikleri bir erkek çocuk dünyaya

gelmiştir.

10. Başvurucu ile H.Ş., evlilik birliğinin sarsıldığı

gerekçesiyle Kütahya 1. Aile Mahkemesinin 10/3/2011 tarihli kararıyla

boşanmıştır. Kararla birlikte müşterek çocuk Hüseyin'in velayeti annesi olan

başvurucuya verilmiş ve çocuk ile baba H.Ş. arasında kişisel ilişki kurulmasına

hükmedilmiştir. Söz konusu karar 30/6/2011 tarihinde kesinleşmiştir.

11. Başvurucu, müşterek çocuğun isminin Umut olarak

değiştirilmesi talebiyle21/7/2011 tarihinde Kütahya 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde isim tashihi davası açmıştır. Velayet hakkı sahibi olduğunu

belirten başvurucu dava dilekçesinde, doğduğu andan itibaren müşterek çocuğa

Umut ismiyle seslendiklerini ve davanın haklı nedenlere dayandığını ileri

sürmüştür.

12. Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/9/2011 tarihli

kararıyla davanın reddine hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde; müşterek çocuğa

başvurucu tarafından Umut, baba H.Ş. tarafından Hüseyin şeklinde hitap edildiği

ancak duruşma esnasında çocuğa Umut diye seslenildiğinde tepki vermediği, sesin

geldiği tarafa bakmadığı belirtilmiştir. Hüseyin ismiyle seslenildiğinde ise

çocuğun sesin geldiği yöne baktığı, bu nedenle çocuğun Hüseyin ismiyle

bütünleştiğinin anlaşıldığı ifade edilmiştir. Kararda, çocuğun isminin

değiştirilmesi talebi yönünden yasal koşulların oluşmadığı değerlendirmesine

yer verilmiştir. Temyiz edilmeyen karar kesinleşmiştir.

13.Başvurucu, velayeti altında olduğunu belirttiği müşterek

çocuğun isminin Umut olarak değiştirilmesi talebini yineleyerek aynı

gerekçelerle 21/12/2012 tarihinde bir kez daha isim tashihi davası açmıştır.

14. Kütahya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 7/5/2013 tarihli kararıyla

davanın kabulü ile müşterek çocuğun isminin Umut olarak tashih edilmesine karar

verilmiştir. Karar gerekçesinde; baba H.Ş. tarafından çocuğun isminin Hüseyin

olarak nüfus kütüğüne kaydedildiği, buna rağmen çocuğun Umut şeklinde hitap

edilerek büyütüldüğü ve kendisini Umut olarak tanıyıp bildiği ifade edilmiştir.

Kararda, davalı Kütahya Nüfus Müdürlüğü (Nüfus Müdürlüğü) temsilcisi tarafından

baba H.Ş.nin de beyanının alınması gerektiğine

ilişkin savunma yapıldığı belirtilmiş ise de velayet hakkı sahibi olan

başvurucunun çocuğun yasal temsilcisi konumunda olması nedeniyle tek başına

dava açabileceği ifade edilerek anılan savunmaya itibar edilmemiştir. Temyiz

edilmeyen karar kesinleşmiştir.

15. Başvurucunun eski eşi ve müşterek çocuğun babası H.Ş., Kütahya

2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 7/5/2013 tarihli isim tashihi davasının kabulüne

ilişkin kararının kaldırılması talebiyle (isim düzeltilmesi talepli)

başvurucuya ve Nüfus Müdürlüğüne karşı 6/12/2013 tarihinde Kütahya 1. Asliye

Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde H.Ş.; başvurucunun

kendisine haber vermeden ve haklı bir gerekçe olmadan müşterek çocuğun isminin

değiştirilmesi talebiyle dava açtığını, söz konusu dava neticesinde çocuğun

isminin Umut olarak değiştirilmesine karar verildiğini, taraf teşkilinin

sağlanması amacıyla ilgili mahkeme tarafından da kendisine herhangi bir çağrıda

bulunulmadığını ve tashih kararını sonradan öğrendiğini belirterek anılan

kararın kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.

16. Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16/10/2014 tarihli

kararıyla davanın kabulü ile müşterek çocuğun isminin Umut olarak

değiştirilmesine ilişkin Kütahya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 7/5/2013 tarihli

kararının iptaline ve çocuğun isminin Hüseyin olarak nüfusa tescil edilmesine

hükmedilmiştir. Başvurucunun davalı sıfatıyla katılımının sağlandığı dava

sonunda verilen karar gerekçesinde, ismin değiştirilmesinden zarar gören

kimsenin değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebileceği ve davaya dâhil

edilmeyerek velayete ilişkin haklarını kullanması engellenen baba H.Ş.nin bu hususta itiraz hakkının bulunduğu

belirtilmiştir. Kararda, H.Ş. tarafından yasal süresinde açılan ve haklı

nedenlere dayanan söz konusu davanın -Yargıtay uygulaması da dikkate alınarak-

kabulünün gerektiği ifade edilmiştir.

17. Söz konusu karar (kapatılan) Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin

1/10/2015 tarihli kararıyla onanmıştır.

18.Nihai karar 4/11/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

19.Başvurucu 3/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun "Adın değiştirilmesi" kenar

başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"Adın değiştirilmesi, ancak haklı

sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.

Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve

ilân olunur.

Ad değişmekle kişisel durum değişmez.

Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse,

bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının

kaldırılmasını dava edebilir. "

21.4721 sayılı Kanun'un

"Velayet" başlıklı kısmında yer alan 335. maddenin birinci

fıkrası şöyledir:

"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının

velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan

alınamaz."

22.4721 sayılı Kanun'un

"Velayet"başlıklı

kısmında yer alan 336. madde şöyledir:

"Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba

velâyeti birlikte kullanırlar.

Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli

gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.

Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde

sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa

aittir."

23. 4721 sayılı Kanun'un

"Velayet"başlıklı

kısmında yer alan 339. maddenin beşinci fıkrası şöyledir:

"Çocuğun adını ana ve babası koyar."

24. 4721 sayılı Kanun'un "Velayet"başlıklı

kısmında yer alan 342. maddenin birinci fıkrası şöyledir:

"Ana

ve baba, velâyetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal

temsilcisidirler."

25.25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun "Nüfus davaları " kenar

başlıklı 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"a) Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme

davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği

lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu

yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları nüfus

müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara

bağlanır.

b) Haklı sebeplerin bulunması hâlinde aynı

konuya ilişkin düzeltme yapılması hâkimden istenebilir..."

B. Uluslararası Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir."

27. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat kavramı Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama

ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

Bununla birlikte Sözleşme’nin denetim organlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi

kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesine temel alındığı

anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına

indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle

uyumlu birçok hukuksal çıkar, bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Bu kapsamda

dış dünya ile ilişki kurma noktasında son derece önemli olan isim hakkı da

Sözleşme denetim organları tarafından ön ismi ve soy ismi kapsayacak şekilde

maddenin güvence alanı içinde yorumlanmıştır.

28. AİHM, Sözleşme’nin 8. maddesinin isim ve soy ismi konusunda

açık bir hüküm içermediğini belirtmekle beraber bunun kişinin kimliğinin ve

aile bağlarının belirlenmesinde kullanılan bir araç olması nedeniyle belirli

bir dereceye kadar diğer kişilerle ilişki kurmayı da içeren özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkıyla ilgili olduğunu, bir kamu hukuku konusu olarak toplumun

ve devletin isimlerin düzenlenmesi konusuyla ilgilenmesinin bu unsuru özel

hayat ve aile hayatı kavramlarından uzaklaştırmayacağını kabul etmektedir (Burghartz/İsviçre, B. No: 16213/90, 22/2/1994, §

24; Stjerna/Finlandiya, B. No: 18131/91, 25/11/1994,

§ 37). Bu kapsamda isimleri üzerinde değişiklik yapılması hususunda ciddi

nedenlere sahip olan kişilerin belirli şartlar altında bu imkâna sahip olması,

Sözleşme’nin 8. maddesinin koruma alanına girmektedir. Ancak AİHM'e göre nüfus bilgilerinin eksiksiz olarak

kaydedilmesi, kimliğin belirlenmesi veya belli isimdeki kişilerin belli bir

aile ile bağlantılarının kurulabilmesi gibi kamu yararının gerektirdiği

durumlarda isim değiştirme imkânına yasal birtakım sınırlamalar getirilmesi

mümkündür (Stjerna/Finlandiya, § 39; Kemal Taşkın ve diğerleri/Türkiye, B. No:

30206/04…, 2/2/2010, § 48).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 9/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu; nüfus kaydında ismi Hüseyin olarak yazılı

olmasına rağmen doğumundan itibaren müşterek çocuğa Umut ismiyle hitap

edildiğini, boşanma kararıyla birlikte çocuk üzerindeki velayet hakkının

kendisine verildiğini, bu hak kapsamında açtığı dava neticesinde Kütahya 2.

Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 7/5/2013 tarihli kararla çocuğun isminin Umut

olarak tashih edildiğini ve kararın kesinleştiğini belirtmiştir. Başvurucu,

tashih kararından sonra çocuğunun okul kaydının Umut ismiyle yapıldığını,

sünnet töreninde de Umut ismiyle davetiye basıldığını, velayet hakkı sahibi

anne ve babanın çocuğunun soy ismini değiştirebileceği konusunda Anayasa

Mahkemesince verilen kararlar olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu, çocuğunun

isminin Umut olarak tashih edilmesine ilişkin kararın kaldırılması nedeniyle

velayet hakkının kısıtlandığını ve değişen durum nedeniyle çocuğun

psikolojisinin bozulduğunu belirterek aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Öte yandan başvurucu, ismin Umut şeklinde tashihine

ilişkin kesin hüküm teşkil eden kararın Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin

16/10/2014 tarihli kararıyla kaldırılması nedeniyle kanuni hâkim güvencesinin

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

31. Bakanlık görüşünde; başvurucunun velayeti kendisine tevdi

edilen çocuğun ismini tek başına değiştirmesinin Türk Medenî Kanunu hükümlerine

aykırılık oluşturduğu belirtilmiştir. Bu durumun baba H.Ş.nin

aile hayatına saygı hakkına müdahale teşkil edeceğinin vurgulandığı görüş

yazısında, müşterek çocuğun isminin Umut olarak tashih edilmesine ilişkin

kararın Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kaldırılmasının mevzuata

ve içtihada uygun olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca yargılama sırasında

tarafların delillerini serbestçe sunabildikleri ve nihai kararın tarafların

çatışan menfaatlerinin çözümünde adil bir denge sağladığı belirtilmiştir.

32.Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda

dile getirdiği hususları tekrar etmiştir.

B. Değerlendirme

33. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes ... aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. "

34. Anayasa'nın 41. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler

arasında eşitliğe dayanır.

...

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma,

yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan

ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

..."

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin

ayrılmaz bir unsuru hâline gelen, birey olarak kimliğin belirlenmesinde en

önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı

bir kişilik hakkı olan isim hakkının da kişinin özel hayatının bir unsuru

olduğu açıktır. Dolayısıyla cinsiyet, doğum kaydı gibi kimlik bilgileri ve aile

bağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlarda değişiklik ve düzeltme yapılmasını

isteme hakkının yanı sıra isim hakkı da Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilmelidir. Bununla birlikte -somut başvuruda olduğu gibi- velayeti

kendisine tevdi edilen çocuğun isminin velayet hakkı sahibi anne ya da baba

tarafından tek başına değiştirilmesine karar verilmesi yönünde ileri sürülen

taleplerin velayet hakkı ve bu kapsamdaki yetkilerin kullanımı ile ilgili

olduğu anlaşıldığından bu hususun aile hayatına saygı hakkı kapsamında ele

alınması gerekir. Bu nedenle somut başvurunun Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

1.Kabul Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

37. Velayet; reşit olmayan çocuklarının bakım ve gözetimi

konusunda anne ve babaya verilen hak ve yükümlülüklerden oluşan bir müessese

olup bu bağlamda çocuğun bakımı ve eğitimi, kanuni temsili, mal varlığının

yönetimi ve çocuğun menfaatlerinin korunması için hukuki bir temel oluşturmaktadır.

Yakın bir geçmişe kadar anne ve babanın çocukları üzerindeki hâkimiyet hakkı

olarak görülen velayet, günümüzde hem bir yükümlülük hem de bir hak olarak

kabul edilmektedir (Nurcan Yolcu

[GK], B. No: 2013/9880, 11/11/2015, § 28; Gülbu Özgüler [GK], B. No: 2013/7979, 11/11/2015, § 35).

38. Çeşitli hukuk sistemlerinde koruma, bakım ve gözetim hakkı

veya benzer terimlerle ifade edilen velayet hakkının kapsamına çocuğun ismini

belirleme hakkı da girmektedir. Söz konusu hukuki değer, velayet hakkının ifası

ve bu bağlamda aile bağlarının sürdürülmesi noktasındaki işlevi nedeniyle aile

hayatına saygı hakkının içerdiği güvencelerden biri olarak korunmaktadır (Nurcan Yolcu, § 31; Gülbu Özgüler, § 38).

39. Aile hayatına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin birinci

fıkrasında düzenlenmiştir. Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde korunan aile

hayatına saygı hakkının Anayasa'daki karşılığını oluşturan bu düzenleme, madde

gerekçesi de dikkate alındığında resmî makamların özel hayata ve aile hayatına

müdahale edememesi ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi

düzenleyip yaşayabilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Ayrıca Anayasa’nın

41. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği özellikle aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitif

yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında gözönünde

bulundurulması gerekmektedir (Nurcan Yolcu,

§ 32; Gülbu Özgüler, § 39).

40. Aile hayatındaki temel ilişkiler kadın ve erkek ile ebeveyn

ve çocuk arasındaki ilişkilerdir. Resmî evlilik birlikleri kural olarak aile

hayatı kapsamında güvence altına alınmakta olup evlilik içinde doğan çocuklar

da kendiliğinden evlilik ilişkisinin bir parçası sayılır. Bu çerçevede çocuğun

doğumundan itibaren çocuk ve ebeveyni arasında aile hayatı anlamına gelen bir

bağ kurulduğunun kabulü gerekir (Nurcan

Yolcu, § 33; Gülbu Özgüler, § 40).

41. Çocuğun isminin belirlenmesi, velayet hakkı çerçevesinde

anne ve babaya tanınan yetkilerden biridir. Nitekim mevzuatta da bu durum açık

şekilde düzenlenmiş ve çocuğun isminin anne ve babası tarafından

belirlenmesinin velayetin kapsamında olduğu belirtilmiştir (bkz. § 23).

42. 4721 sayılı Kanun’un velayet hakkına ilişkin 335.

maddesinde; ergin olmayan çocuğun anne ve babasının velayeti altında olduğu,

yasal sebep olmadıkça velayetin anne ve babadan alınamayacağı belirtilmek

suretiyle evlilik ilişkisi süresince velayet hakkının ve bu kapsamdaki yetkilerin

ortak kullanımına işaret edilmiştir. Anılan Kanun'un 336. maddesinde ise

evlilik devam ettiği sürece anne ve babanın velayeti birlikte kullanacağı,

ortak hayata son verilmesi veya ayrılık hâlinde hâkimin velayeti eşlerden

birine verebileceği, anne ve babadan birinin ölümü hâlinde velayetin sağ

kalana, boşanmada ise çocuğun kendisine bırakıldığı tarafa ait olduğu hüküm

altına alınmıştır.

43. Çocuğun temsili ya da çocuğun kimliğinin belirlenmesi gibi

konularda velayeti kendisine bırakılmayan anne veya babanın hiçbir hak ileri

süremeyeceği şeklindeki yaklaşımın aile hayatına saygı hakkı kapsamında

korunmayacağı açıktır. Çocuk üzerindeki yetki ve sorumluluklar yönünden çocuğun

velayetini elinde bulunduran anne ya da babanın esas hak sahibi olduğu gözardı edilmemekle birlikte çocuğun menfaatlerinin

gerektirdiği durumlar ile haklı ve makul beklentilerin oluştuğu hâllerde

velayet hakkı sahibi olmayan tarafın da çocuk üzerinde velayetin kapsamından

kaynaklanan birtakım yetkileri kullanabileceği değerlendirilmelidir. 4721

sayılı Kanun'un 342. maddesinde yer alan düzenleme, velayet hakkı kendisine

tanınmayan tarafın çocuk üzerindeki temsil yetkisini tümüyle dışlamaması

nedeniyle aile hayatına saygı hakkının bu yönüyle içerdiği güvencelerin mevzuat

bağlamında ele alınmış olmasına örnek olarak gösterilebilir. Anne ve babanın

velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisi

olacaklarına ilişkin söz konusu düzenleme gereğince, boşanma sonrası velayet

hakkı kendisine verilmese dahi lehine çocukla kişisel ilişki kurulan tarafın da

haklı nedenlere dayanan sınırlı durumlarda çocuğun temsiline ilişkin birtakım

hak ve yetkilerinin bulunabileceği dikkate alınmalıdır. Aksi takdirde veli olma

vasfı kaldırılan tarafın çocuğun ebeveyni olmasından doğan hak ve yetkilerinin

bütünüyle sona erdiğinin kabul edilmesi gerekecektir ki böyle bir durumun

adalet ve hakkaniyet ile bağdaştığı söylenemez.

44. Kişinin isminin korunması ve kamu düzenini bozmadığı

müddetçe ismin değiştirilmesine imkân tanınması yönünde devletin pozitif

yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Söz konusu pozitif yükümlülükler, somut

olayın özellikleri gözönünde bulundurularak idari ve

yargısal karar vericiler tarafından kişilerin bu yöndeki makul taleplerinin

karşılanmasını veya taleplerin reddi durumunda buna ilişkin ilgili ve yeterli

gerekçeler sunulmasını gerektirir. Ancak velayet altında bulunan küçükler

hakkındaki isim değişikliklerine ilişkin söz konusu talepler, velayet hakkı

sahibi taraf dışında çocuğun menfaatlerinin gerektirdiği durumlar ile haklı ve

makul beklentilerin oluştuğu hâllerde çocuk ile aile bağını sürdüren diğer

tarafça da ileri sürülebilmelidir. Bu anlamda anılan yükümlülükler, idari ve

yargısal makamlar tarafından çocuğun menfaatleri dikkate alınarak tarafların

çatışan menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasını gerekli kılmaktadır.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

45. Başvuru konusu olayda müşterek çocuğun evlilik birliği

içinde ve hukuken mevcut olan ailenin bir parçası olarak dünyaya geldiği

görülmektedir. Boşanma kararı sonrasında velayet hakkı başvurucuya verilirken

baba H.Ş.ye de çocukla kişisel ilişki kurma hakkı tanınmıştır. Bu bağlamda

boşanma davası sonucunda velayet hakkı kendisine tevdi edilmiş olan başvurucu

ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki aile hayatının kurulması için

yeterlidir.

46. Somut olayda velayet hakkı sahibi olan başvurucunun boşanma

kararı kesinleştikten sonraki süreçte müşterek çocuğun Hüseyin olan isminin

Umut olarak tashih edilmesi talebiyle iki kez dava açtığı anlaşılmaktadır. Söz

konusu davalardan ilki Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22/9/2011 tarihli

kararıyla reddedilmiş ise de diğeri Kütahya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin

7/5/2013 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve müşterek çocuğun isminin Umut

olarak tashih edilmesine karar verilmiştir. Anılan kararın temyiz edilmemesi

üzerine kesinleştiği görülmektedir.

47. Müşterek çocuğun babası ve başvurucunun eski eşi olan H.Ş.

tarafından başvurucuya ve Nüfus Müdürlüğüne karşı 6/12/2013 tarihinde Kütahya

1. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmış ve müşterek çocuğun isminin Umut

olarak tashih edilmesine ilişkin kararın kaldırılması talep edilmiştir. Dava

dilekçesinde H.Ş., çocuğun isminin değiştirilmesi kararıyla neticelenen dava

sürecinden sonradan haberdar olduğunu ve çocuğun isminin değiştirilmesini

gerektiren haklı bir neden bulunmadığını ileri sürmüştür.

48. Başvuru dosyası incelendiğinde H.Ş. tarafından ileri sürülen

hususları değerlendiren Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesince, müşterek çocuğun

isminin Umut olarak değiştirilmesine ilişkin Kütahya 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 7/5/2013 tarihli kararının iptaline hükmedildiği görülmektedir.

16/10/2014 tarihli kararda, ismin değiştirilmesinden zarar gören kimsenin

değiştirme kararının kaldırılmasını talep edebileceği ve H.Ş.nin

velayete ilişkin haklarının kullanılmasının engellendiği belirtilmiştir.

49. H.Ş., müşterek çocuğun isminin Umut olarak değiştirilmesi

için başvurucu tarafından açılan dava sürecinden haberdar olmadığını,

gerek başvurucu tarafından gerekse ilgili mahkeme tarafından kendisine bilgi

verilmediğini ileri sürmüştür. Velayet altında bulunan küçükler hakkındaki isim

değişikliklerine ilişkin taleplerin yalnızca velayet hakkı sahibi olan ebeveyn

tarafından değil çocuğun menfaatlerinin gerektirdiği durumlar ile haklı ve

makul beklentilerin oluştuğu durumlarda çocuk ile aile bağını sürdüren diğer

tarafça da ileri sürülebilmesine imkân sağlanmalıdır. Somut olayda, önceki

davada H.Ş.nin katılımının sağlanmadığının derece

mahkemelerince gözetildiği, H.Ş.nin iddiaları kapsamında

bir inceleme yapılarak ve taraf teşkili sağlanarak karar verildiği

anlaşılmaktadır.

50. Mevcut başvuru yönünden, isim değişikliğine imkân tanıyan

yargısal yolların bulunduğu ve bu kapsamda ileri sürülen tüm taleplerin süreç

içinde incelendiği hususunda bir tereddüt yoktur. Öte yandan söz konusu nihai

yargılamada, çocuğun menfaatlerinin gerektirdiği durumların ya da kendisine

velayet hakkı tanınmayan H.Ş.nin haklı ve makul

beklentilerinin oluşabileceği hususunun gözardı

edilmediği görülmektedir. Baba H.Ş. tarafından açılan dava kapsamında, çocuğun

velayeti kendisine bırakılmasa dahi H.Ş.nin temsil

yetkisinin bulunmadığı yönünde derece mahkemelerinin bir yaklaşımı olmadığı,

yargılama sürecinde taraf sıfatı bulunan başvurucunun, H.Ş.nin

ve Nüfus Müdürlüğünün davanın esası hakkında adil koşullarda iddialarını ileri

sürebildikleri, bu iddialar kapsamında incelemelerin yapıldığı, verilen kararda

ilgili ve yeterli gerekçelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca yargılamada

çocuğun menfaatlerinin dikkate alınmadığını ya da belirli bir yaşa ulaşan

çocuğun isim değişikliğini haklı kılmayı gerektiren sebeplerin varlığının

tespiti noktasında yargısal makamlar tarafından keyfî bir tutum sergilendiğini

söylemeyi gerekli kılan bir durumun bulunmadığı değerlendirilmektedir.

Belirtilen hususlar dikkate alındığında başvurucu ile baba H.Ş.nin

aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki çatışan menfaatleri arasında adil bir

denge kurulmadığı söylenemeyecektir.

51. Somut olaydaki tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde

kamusal makamların aile hayatına saygı hakkı kapsamında üzerlerine düşen

pozitif yükümlülüklere aykırı şekilde hareket etmedikleri ve çocuğun yararını

da dikkate alarak taraflar arasında adil bir denge gözettikleri sonucuna

ulaşılmıştır. Dolayısıyla başvuru konusu olayda bir ihlal saptanmamıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 20.

maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M.Emin KUZ Raportör Yrd. : Fatih ALKAN Başvurucu : Meliha SİVİŞ Vekili : Av. Hasan Ferhat ŞENTÜRK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/18910, 9 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  13. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Kömürcü
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/18910
Tarih
9 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • İlker Yürük Başvurusu (B. No: 2015/4166)
  • Fatma Taşdemir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18372)
  • Ali Ekber Çeçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/5463)
  • Murat Türk Başvurusu (B. No: 2014/15514)
  • Zeynel Güloğlu Başvurusu (B. No: 2015/6129)
  • Mehmet Kök Başvurusu (B. No: 2015/5738)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.