İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayda Yavuz Başvurusu (B. No: 2017/39772)

1. Başvuru, infaz edilmiş olan adli para cezasına dayanak

Başvuru No2017/39772Tarih13 Ekim 2020Okuma31 dk · 6.297 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ayda Yavuz Başvurusu

Karar tarihi
13 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2017/39772
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.297 kelime·31 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, infaz edilmiş olan adli para cezasına dayanak

mahkûmiyetin ortadan kaldırılmış olmasına rağmen paranın iade edilmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının; yakalama kararı sonrası bir süre tutuklu kalınması

nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 13/12/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ilişkin iddia yönünden ayrılarak 2018/33765 başvuru numarasına

kaydedilmesine ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden başvurunun

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Timcon Bilgisayar Elektronik Sanayi ve Ticaret Limited

Şirketinin (Şirket) ortağı olan başvurucu, noterde düzenlenen 27/12/2004

tarihli limited şirket hisse devri sözleşmesi ile Şirketteki hisselerini

devretmiştir. Başvurucu, Şirket adına düzenlenmiş diğer çeklerle birlikte Y.K.

Bankası A.Ş. E. şubesi hesabından 9008069 numaralı boş çek yaprağını da Şirket

hisselerini devrettiği kişilere teslim etmiştir. Hisse devri 22/3/2005 tarihli

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilmiştir.

9. Başvurucu hakkında Şirket hisselerini devrettiği

kişilere teslim ettiği başvuru konusu haricindeki diğer bazı çeklerle ilgili

olarak karşılıksız çek keşide etme suçundan ceza davaları açılmıştır. Söz

konusu ceza davalarında başvurucu adli para cezası ile cezalandırılmıştır. Buna

karşın yargılamanın yenilenmesi sonucunda çekler üzerindeki imzanın başvurucuya

ait olmadığının tespiti üzerine mahkûmiyet hükümleri ortadan kaldırılarak

başvurucunun beraatine ve infaz edilen para cezası bedellerinin iadesine karar

verilmiştir.

A. Adli Para

Cezasına İlişkin Ceza Davası Süreci

10. Yasal hamil 18/3/2005 tarihinde, Y.K. Bankası A.Ş.E.

şubesi hesabından 9008069 numaralı 3/4/2005 keşide tarihli ve 5.720 USD bedelli

çekin karşılıksız çıktığı iddiasıyla Şirket yetkilisinden şikâyetçi olmuştur.

Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı 18/4/2005 tarihli iddianamesi ile başvurucunun

19/3/1985 tarihli ve 3167 sayılı mülga Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek

Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'un 16. maddesinin birinci fıkrası

uyarınca cezalandırılmasını talep etmiştir. İddianamede başvurucu tarafından

keşide edilen ve süresinde bankaya ibraz edilen çekin karşılığının bulunmadığı

iddia edilmiştir.

11. Gaziosmanpaşa 1. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme)

18/5/2006 tarihinde 3167 sayılı mülga Kanun'un 16. maddesinin birinci fıkrası

gereğince çek bedelinin TL karşılığı olan 7.773 TL adli para cezası ile

başvurucunun cezalandırılmasına ve bir sene süreyle çek hesabı açma hakkından

yasaklanmasına yokluğunda karar vermiştir. Mahkeme kararın gerekçesinde;

başvurucunun keşide ederek müştekiye verdiği çekin yasal süre içerisinde

bankaya ibraz edildiğini, çekin karşılığının bulunmadığı ve başvurucunun

düzeltme hakkını kullanmadığını ifade etmiştir.

12. Mahkemece 2/3/2009 tarihinde hükmün temyiz edilmeden

kesinleştiğine ilişkin kesinleşme şerhi düzenlemiş ve cezanın infazı için

Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmıştır. Jandarma tarafından

yakalanması üzerine söz konusu adli para cezası başvurucudan 14/4/2009

tarihinde tahsil olunmuştur.

13. Başvurucu 16/4/2009 tarihinde yargılamanın

yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu talep dilekçesinde; iddiaya konu

çekin Şirket devri ile birlikte teslim edilen çeklerden olduğunu, söz konusu

çek üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını ve keşide tarihi itibariyle de

Şirketin ortağı veya yetkilisi olmadığını ileri sürmüştür. Bu hâliyle suçun

kanuni unsurlarının oluşmadığını ileri süren başvurucu ayrıca tebligat

yapılmadığından ceza davasından haberi olmadığını ve yakalanma ile birlikte

hakkındaki kararı öğrendiğini belirtmiştir.

14. Mahkeme 21/7/2009 tarihinde yargılamanın yenilenmesi

nedenlerinin mevcut olmadığını belirterek başvurucunun talebini reddetmiştir.

Başvurucu, iddialarıyla ilgili yeterli inceleme yapılmadığını belirterek karara

itiraz etmiştir. Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi 17/11/2009 tarihinde, bankadan

gelen yazıda Şirket müdürü olarak başvurucunun görevli olduğu ve çekin bankaya

ibraz tarihinde Şirketin devir sözleşmesinin Türkiye Ticaret Sicili

Gazetesi'nde yayımlanmamış olduğu gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.

15. Başvurucu 21/1/2010 tarihinde, çekin keşide tarihi

itibariyle Şirketin ortağı veya temsilcisi olmadığını ve devir işleminin keşide

tarihinden önce Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlandığını belirterek

bir kez daha yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Mahkeme 28/1/2010

tarihinde başvurucunun talebinin bir önceki yargılamanın yenilenmesi talebi

içeriği ile aynı olduğunu belirterek talebi reddetmiştir. Ret kararına

başvurucunun yaptığı itirazı inceleyen Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi daha

önce itirazın kesin olarak reddedildiğini belirtmiş ve yeniden karar

verilmesine yer olmadığına 23/2/2010 tarihinde hükmetmiştir.

16. Başvurucu benzer iddialarla 24/3/2010 tarihinde kanun

yararına bozma talebinde bulunmuştur. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel

Müdürlüğü 20/8/2010 tarihinde yaptığı değerlendirmede; adli para cezasına

hükmedilen Mahkeme kararında kanun yollarına başvuru şeklinin eksik

gösterildiğine, kararda kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün

kesinleşeceğinin açıkça belirtilmediğine ve buna ilişkin başvurucuya meşruhatlı

davetiye gönderilmediğine işaret etmiştir. Bu nedenlerle henüz kesinleşmemiş

bulunan Mahkeme kararına karşı başvurucu tarafından verilen 24/3/2010 tarihli

dilekçenin öğrenme üzerine verilmiş bir temyiz dilekçesi olarak merciince

değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bakanlık, bu aşamada kanun yararına

bozma incelemesi yapmayacağını ve dosyanın Mahkemeye tevdii edilmesinin icap

ettiğini açıklamıştır.

17. Mahkeme, başvurucunun temyiz talebini yerinde

görüldüğünü belirterek ilamat evraklarının işlemsiz olarak iadesini İlamat ve

İnfaz Bürosundan (Büro) 30/9/2010 tarihinde istemiştir. Mahkeme 8/11/2010

tarihinde temyiz formu düzenleyerek adli para cezası mahkûmiyete ilişkin hükmün

başvurucu tarafından temyiz edildiğini belirtmiş ve dosyayı Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23/3/2012

tarihinde, 31/1/2012 tarihli ve 6273 sayılı Kanun ile 14/12/2009 tarihli ve

5941 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik sonucu cezanın idari yaptırıma

dönüştüğünü açıklayarak 23/1/2008 tarihli ve 5278 sayılı Kanun'un geçici 3.

maddesinin ikinci fıkrası gereğince dosyanın Mahkemeye iade edilmesi

gerektiğini belirtmiştir.

18. Mahkeme 13/4/2012 tarihinde 6273 sayılı Kanun ile

5941 sayılı Kanun'da değişiklik yapıldığından bahisle ilamat evraklarının

işlemsiz olarak iadesini Bürodan yeniden istemiştir. Büro, başvurucu hakkındaki

adli para cezasının infaz edilmiş olduğunu belirterek başvurucuya ait ilamı

bila infaz Mahkemeye 18/4/2012 tarihinde göndermiştir.

19. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iade

edilen dosyayı yeniden ele alan Mahkeme 20/4/2012 tarihinde başvurucu hakkında

idari yaptırım uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir. Mahkeme

gerekçesinde; çekin keşide tarihinden önce bankaya ibraz edildiğinden suçun

yasal unsurlarının oluşmadığını, dolayısıyla -suç tarihinden sonra yürürlüğe

giren 6273 sayılı Kanun ile eylemin de idari para cezasına dönüştüğünü gözönüne

alarak- idari yaptırım uygulanmasına yer olmadığına karar verildiğini

açıklamıştır. Temyiz edilmeyen karar 2/7/2012 tarihinde kesinleşmiştir.

B. Adli Para

Cezası Tutarının İadesi Talebine İlişkin Süreç

20. Başvurucu, adli para cezasının dayanak kararın

kaldırılmış olması nedeniyle infaz edilmiş olan adli para cezası bedelinin

iadesini 24/4/2012 tarihinde talep etmiştir. Mahkeme 30/5/2012 tarihli ek

kararı ile talebi reddetmiştir. Mahkeme, başvurucu hakkında verilen adli para

cezasına ilişkin kararın kanun yolundan geçerek kesinleştiğini ve kesinleşen

adli para cezasının başvurucu tarafından ödenerek infaz edilmiş olduğunu

belirtmiştir. Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun karara itirazını

2/7/2012 tarihinde reddetmiştir.

21. Başvurucu, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu'nun 46. maddesi uyarınca hâkimlerin hukuki sorumluluğuna

dayalı olarak Bakanlık aleyhine 12/3/2013 tarihinde tazminat davası açmıştır.

Başvurucu dava dilekçesinde; adli para cezasına ilişkin hükmün

kesinleşmediğini, idari yaptırım uygulanmasına yer olmadığına karar

verildiğini, buna rağmen infaz edilen para cezası bedelinin iade edilmediğini

ve çekin incelenmesinde gerekli özenin yargılama sürecinde gösterilmediğini

ileri sürmüştür. Başvurucu, söz konusu iddialar kapsamında ödemek zorunda

kaldığı para cezası bedeli olan 7.773 TL ile 5.000 TL munzam zararının

tazmininin yanında 15.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.

22. İlk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Yargıtay

4. Hukuk Dairesi (Daire) 4/2/2014 tarihinde davayı reddetmiştir. Daire kararın

gerekçesinde, yargısal işlemlerde özel amaçla davranıldığına dair delil

bulunmadığını ve hukuki sorumluluk nedenlerinden hiçbirisinin mevcut olmadığını

belirtmiştir. Başvurucu, Dairenin kararını temyiz etmiştir.

23. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 18/2/2015 tarihinde görev

yönünden Daire kararını bozmuştur. Kararın gerekçesinde 18/6/2014 tarihli ve

6545 sayılı Kanun hükümleri kapsamında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanununun 141. maddesi uyarınca ceza hâkimleri ve savcıları aleyhine

yargısal faaliyetler nedeniyle açılacak tazminat davasında ağır ceza

mahkemelerinin görevli olduğunu açıklamıştır. Daire, bozma ilamına uyarak 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görevsizlik

kararı vermiş ve dosyayı görevli ağır ceza mahkemesine göndermiştir.

24. İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza

Mahkemesi) 20/4/2017 tarihinde davayı reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi kararın

gerekçesinde, ilk olarak adli para cezasına ilişkin yargılama sürecinde hukuka

aykırılık bulunmadığını belirtmiştir. İnfaz edilen para cezasının iadesine

Mahkemece karar verilebileceğini ancak sehven verilmediğini ve itiraz

incelemesinde de bu hususun gözden kaçtığını belirten Ağır Ceza Mahkemesi,

ortada tazminatı gerektirecek bir hukuki sorumluluğun bulunmadığını

açıklamıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, yazılı emre gidilmesi veya Mahkemeye yeniden

başvurulması hâlinde infaza konu paranın iade edilebileceğini ifade etmiş ve

yargılama sürecinde görevli hakimlerin sorumluluklarını gerektirecek bir

durumun tespit edilemediğini açıklamıştır.

25. Başvurucu, karara karşı istinaf başvurusunda

bulunmuştur. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı da 5271 sayılı Kanunun

141. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleştiğini ve başvurucu lehine

tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep

etmiştir. Davalı Maliye Hazinesi ise lehe vekâlet ücretine hükmedilmesi

talebiyle istinaf başvurusunda bulunmuştur.

26. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi

(İstinaf) 26/9/2017 tarihinde başvurucunun ve Başsavcılığın istinaf

itirazlarını Ağır Ceza Mahkemesi kararında hukuka aykırılık olmadığını

belirterek esastan kesin olarak reddetmiştir. İstinaf, davalı Maliye Hazinesi

lehine ise Ağır Ceza Mahkemesi kararına eklenmek suretiyle 3.960 TL vekâlet

ücretine hükmetmiştir.

27. Nihai karar 4/12/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

28. Başvurucu 13/12/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

Hükümleri

29. 3167 sayılı mülga Kanunu'nun 16. maddesi şöyledir:

"Üzerinde yazılı keşide tarihinden

önce veya ibraz süresi içinde 4 üncü madde uyarınca ibraz edildiğinde, yeterli

karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap

sahipleri veya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca suç saydığı haller saklı

kalmak üzere, çek bedeli tutarı kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Ancak

verilecek para cezası seksenmilyar liradan fazla olamaz. Bu miktar, 1.3.1926

tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun ek 2 nci maddesine göre her yıl

artırılır. Bu suçtan mükerrirlere, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası

verilir.

Bu suçun, organ veya temsilcisi

tarafından tüzelkişi yararına işlenmesi halinde özel hukuk tüzelkişisi hakkında

da birinci fıkra uyarınca para cezasına hükmolunur. Ayrıca yetkili temsilci

tarafından yararına çek keşide edilen hesap sahibi gerçek kişi hakkında da bu fıkra

hükmü uygulanır.

Mahkeme, ayrıca işlenen suçun niteliğine

göre bir yıl ile beş yıl arasında belirleyeceği bir süre için hesap

sahiplerinin ve yetkili temsilcilerinin çek hesabı açtırmalarının

yasaklanmasına karar verir. Yasaklanma kararı bütün bankalara duyurulmak üzere

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirilir.

Kısmen veya tamamen karşılıksız çıkan

her çek yaprağı ayrı bir suç oluşturur."

30. 5941 sayılı Kanun'un 6273 sayılı Kanun ile

değiştirilmeden önceki 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Üzerinde yazılı bulunan

düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili

olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin

şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adlî para

cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adlî para cezası, çek bedelinin

karşılıksız kalan miktarından az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı

açma yasağının devamına hükmeder. Bu davalar, çekin tahsil için bankaya ibraz

edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap

sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür.

(2) Birinci fıkra hükmüne göre çek

karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı

sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin

malî işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir

belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek

karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.

(3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi,

kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak

tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi

hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezaî sorumluluk çek hesabı sahibine

aittir.

(4) Karşılıksız çek düzenleyen, adına

karşılıksız çek düzenlenen ve ileri düzenleme tarihli çek üzerinde yazılı

tarihe göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, karşılığını ilgili banka

hesabında bulundurmayan gerçek ve tüzel kişi hakkında, soruşturma evresinde

Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde resen mahkeme tarafından, karşılıksız çıkan her bir çekle ilgili

olarak, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilir.

..."

31. 5941 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 31/1/2012 tarihli

ve 6273 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile değiştirildikten sonraki hâliyle ilgili

kısmı şöyledir:

"(1) Üzerinde yazılı bulunan

düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili

olarak karşılıksızdır işlemi yapılması hâlinde, altı ay içinde hamilin talepte

bulunması üzerine, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi hakkında, çekin tahsil

için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin

bulunduğu yer ya da çek hesabı sahibinin yahut talepte bulunanın yerleşim yeri

Cumhuriyet savcısı tarafından, her bir çekle ilgili olarak çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağı kararı verilir. Bu fıkra hükmüne göre çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağı kararı, karşılıksızdır işlemine tabi tutulan çekin

düzenlenmesi suretiyle dolandırıcılık, belgede sahtecilik veya başka bir suçun

işlenmesi hâlinde de verilir.

...

(3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi,

kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak

tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi

hâlinde, bu çekten dolayı hukukî sorumluluk ile idarî yaptırım sorumluluğu çek

hesabı sahibine aittir.

..."

32. 5278 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine göre suç

karşılığı uygulanan yaptırımı idarî yaptırıma dönüşen fiiller nedeniyle;

a) Soruşturma evresinde Cumhuriyet

başsavcılığınca,

b) Kovuşturma evresinde mahkemece,

idarî yaptırım kararı verilir.

Birinci fıkra kapsamına giren

fiillerden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan işlerde Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yargıtayın ilgili dairesinde bulunan işlerde ise

ilgili dairece, bu Kanuna göre işlem yapılmak üzere gelişlerindeki usule uygun

olarak dava dosyası hükmü veren mahkemeye gönderilir."

33. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı

değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli

tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı

kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

34. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin 6545 sayılı

Kanun'un 70. maddesi ile eklenen (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Birinci fıkrada yazan hâller

dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız

fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet

savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat

davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir."

2. Yargıtay

İçtihadı

35. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30/3/2010 tarihli ve

E.2010/11-37, K.2010/66 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"İnceleme konusu olan dosyada,

davacı vekili müvekkilinin haksız bir şekilde yakalanıp gözaltına alındığı

iddiasıyla 1500 YTL maddi ve 1000 YTL manevi tazminat isteminde bulunmuş,

talebinin yasal dayanağı olarak ta, 5271 sayılı CYY'nın 141. maddesinin 1.

fıkrasının (a) bendini göstermiş, yerel mahkemece de 141. maddenin 1.

fıkrasının (a) bendi ile sınırlı bir inceleme yapılmak suretiyle, davanın

reddine karar verilmiştir.

Tazminat davalarında yargıç, tarafların

ileri sürdüğü hukuki nedenlerle bağlı olmayıp, ileri sürülen olaylara

uygulanacak hukuk kurallarını kendiliğinden belirlemek ve uygulamakla

yükümlüdür.

Haksız bir şekilde yakalanıp, gözaltına

alındığından bahisle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunan davacının bu

istemi konusunda yerel mahkeme tarafından karar verilirken, somut uyuşmazlıkta

uygulama olanağı bulunan 5271 sayılı Yasanın 141. maddesinin 1. fıkrasının (e)

veya (f) bentleri yönünden hiçbir araştırma ve inceleme yapılmamıştır.

Yakalanan ve gözaltına alınan davacı ile ilgili olarak Bursa C.Başsavcılığınca

ne gibi bir işlem yapıldığı veya karar verildiği dosya içeriğinden

anlaşılamamakta olup, davacı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğinin veya davacı hakkında yüklenen suçla ilgili olarak açılmış olan

davanın beraat ile sonuçlandığının saptanması halinde, davacının 5271 sayılı

CYY'nın 141. maddesinin 1. fıkrasının (e) veya (f) bentleri uyarınca tazminat

hakkı doğacağı muhakkakdır. Bu nedenle dolandırıcılık suçu şüphesi ile

yakalanıp işlemler için bir süre karakolda tutulan ve daha sonra salıverilen

davacı hakkında yapılan soruşturmanın akıbetinin ne olduğunun tespiti ile sonucuna

göre hüküm kurulması zorunludur.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı

itirazının değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Daire onama kararının

kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün eksik araştırma nedeniyle bozulmasına

karar verilmelidir."

36. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 31/3/2015 tarihli ve

E.2014/18203, K.2015/5558 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... bu kapsamda 5271 sayılı

CMK'nın 323. maddesinin 3. fıkrasında yargılamanın yenilenmesi sonucunda beraat

veya ceza verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi halinde, önceki

mahkumiyet kararının tamamen veya kısmen infaz edilmesi dolayısıyla kişinin

uğradığı maddî ve manevî zararların Kanunun 141 ilâ 144. maddeleri hükümlerine

göre tazmin edileceğinin düzenlendiği dikkate alınarak, iptaline karar verilen

mahkumiyet hükmünün infaz edilip edilmediği tereddüde mahal vermeyecek şekilde

belirlenerek kısmen ya da tamamen infaz edildiğinin tespiti halinde davacı

lehine hak ve nesafet ilkelerine uygun makul bir miktar maddi ve manevi

tazminata hükmolunması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde davanın reddine

karar verilmesi, yaptırım kararının iptali ile davacının beraatine

hükmedildiği, yargılamanın yenilenmesi sonucunda beraat veya ceza verilmesine

yer olmadığı kararının verilmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararının tamamen

veya kısmen infaz edilmesi dolayısıyla kişinin uğradığı maddî ve manevî

zararlar Ceza Muhakemesi Kanununun141 ilâ 144 üncü ve 323/3. maddeleri

hükümlerine göre tazmin edilir şeklindeki düzenleme karşısında idari para

cezası olarak ödemek zorunda kalınan 33.500 TL’nin de maddi kayıp niteliğinde

olduğu değerlendirilerek maddi zarara eklenmesi gerektiğinin düşünülmemesi ...

[kanuna aykırıdır.]"

37. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 9/4/2018 tarihli ve

E.2017/11358, K.2018/4127 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının tazminat davasına esas

... 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 18/09/2008 tarih, 2008/77-2008/321 sayılı

dosyası kapsamında karşılıksız çek keşide etmek suçundan 52.000 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün kesinleşmesine müteakip

06/12/2011 tarihinde infaz edilerek, bu bedelin devlet hazinesine ödendiği,

ancak sonradan davacı tarafından kesinleşen bu hükümle ilgili olarak yeniden

yargılama talebinin kabul edilerek yapılan yargılama sonucu, karşılıksız çıkan

çekteki imzanın davacıya ait olmaması nedeniyle davacı hakkında verilen

mahkumiyet hükmünün iptaliyle, 11/12/2014 tarihinde beraatine karar verildiği,

verilen beraat kararının temyiz edilmeksizin 03/03/2015 tarihinde kesinleştiği,

görülmekle;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar

yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin

sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-5271 sayılı CMK'nın 323/3

maddesindeki, yargılamanın yenilenmesi sonucunda beraat veya ceza verilmesine

yer olmadığı kararının verilmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararının tamamen

veya kısmen infaz edilmesi dolayısıyla kişinin uğradığı maddî ve manevî

zararlar bu Kanunun 141 ile 144 üncü maddeleri hükümlerine göre tazmin

edileceğine ilişkin düzenleme dikkate alınarak, davacı tarafından hazineye

ödenen 52.000 TL nin beraat kararı sonrasında davacıya iade edilip edilmediği

araştırılıp, iade edilmemiş ise bu miktarın ve ödeme ile iade arasında

işleyecek kanuni faizin de maddi tazminat kapsamında hüküm altına alınması

gerektiği gözetilmeden, bahse konu tazminat isteminin idari yargı mercilerine

yapılması gerekçesiyle, bu hususla ilgili istemin reddine karar verilmek

suretiyle, yazılı şekilde hüküm tesisi ... [kanuna aykırıdır.]"

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek

1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,

ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin,

mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin

ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi Kararları

39. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ilgili

kararları için bkz. Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §§

33-37; Torsan Orman San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13677, 20/9/2017, §§

38-42; Üças Gıda Pazarlama ve Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:

2014/16633, 6/12/2017, §§ 23-29.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

40. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

41. Başvurucu, eksik inceleme neticesinde karar

verildiğini ve derece mahkemeleri kararlarında yeterli gerekçe bulunmadığını

iddia etmiştir. Hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmamasına rağmen

ödemek zorunda kaldığı adli para cezasının iade edilmemesinden yakınan

başvurucu; Şirket ve çeklerin devrine ilişkin tüm sorumluklarını yerine

getirmesine karşın davalar için masraf yapmak ve yargılama giderlerini ödemek

zorunda kaldığını belirtmiştir. Son olarak başvurucu, daha önce paranın iadesi

için yaptığı başvurunun Mahkemece reddedilmiş olması rağmen Ağır Ceza

Mahkemesince yazılı emre gidilmesi veya Mahkemeye yeniden başvurulması yolunun

gösterilmiş olmasının karar vermekten kaçınmak anlamına geldiğini ifade

etmiştir.

42. Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle adil

yargılanma, mülkiyet ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

43. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.”

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucu adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının da ihlal

edildiğini ileri sürmekte ise de infazı gerçekleştirilen adli para cezasına

ilişkin bedelin iadesi talebine yönelik şikâyetlerin esas itibarıyla mülkiyet

hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından, başvurucunun bütün şikâyetlerinin

mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Mülkün

Varlığı

46. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle

öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaatinin olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun

değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Anayasa'nın 35.

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

47. Somut olayda başvurucu karşılıksız çek keşide etme

suçu nedeniyle 7.773 TL tutarında adli para cezası ile cezalandırılmış ve bu

tutar başvurucudan tahsil edilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun adli para

cezası kararına karşı başlattığı itiraz süreci ve sürecin sonucu gözönüne

alındığında adli para cezasına ilişkin hükmün tahsil tarihinde henüz

kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Nitekim dosyayı yeniden ele alarak işin esasını

inceleyen Mahkeme, suçun yasal unsurları oluşmadığını belirterek başvurucu

hakkında yaptırım uygulanmasına yer olmadığına hükmetmiş ve karar bu hâliyle

kesinleşmiştir. Buna göre başvurucuya isnat edilen eylem nedeniyle başvurucu

hakkında herhangi bir yaptırıma yer olmadığına karar veren Mahkemenin

mahkûmiyete ilişkin ilk kararını kaldırmış olduğu kabul edilmelidir.

Dolayısıyla yargılama süreci sonunda henüz kesinleşmediği anlaşılan bir hükme

istinaden başvurucudan tahsil edilen paranın başvurucunun mal varlığına dâhil

olduğu kuşkusuz olduğuna göre bu paranın mülk teşkil ettiği açıktır.

ii. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

48. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar

vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi

dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma

olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma

ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B.

No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

49. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas

eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının

hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol

etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

50. Başvuru konusu olayda karşılıksız çek keşide etme

suçundan adli para cezası verilmesi yoluyla başvurucunun mülkiyet hakkına

müdahale edilmiştir. Ticari hayatın korunması amacıyla öngörülen adli para

cezası ile mülkün kamu yararına uygun kullanılması amaçlandığından başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolüne veya

düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

iii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

51. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

52. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan

ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

53. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk

incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı

tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı

olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir

kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No:

2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55).

54. Somut olayda başvuruya konu adli para cezası, dava ve

kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan 3167 sayılı mülga Kanun'un

16. maddesinin birinci fıkrasına göre verilmiştir. Bununla birlikte yeniden

yargılama ve temyiz taleplerine ilişkin süreç sonunda adli para cezasına

dayanak mahkûmiyetin henüz kesinleşmediği tespit edilmiştir. Sonrasında ise

kanuni unsurları oluşmadığından 5941 sayılı Kanun uyarınca başvurucu hakkında

idari para cezasına yer olmadığına karar verilmiştir. Buna karşı başvurucu

hakkındaki adli para cezasının, mahkûmiyetin ortadan kaldırılmasına ilişkin

karar öncesinde 14/4/2009 tarihinde infaz edildiği görülmektedir.

55. Başvuru konusu olayda adli para cezasına ilişkin

mahkûmiyetin henüz kesinleşmeden infazın gerçekleştirilmesi ve yargılama süreci

sonunda adli para cezasına dayanak mahkûmiyetin ortadan kaldırılarak idari

yaptırıma yer olmadığına karar verilmesi karşısında adli para cezasının kanuni

dayanaktan yoksun kaldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucunun infaz edilen

adli para cezası bedelinin iadesi için başlattığı süreç sonucunda geri ödeme

yapılmaması hâli de gözönüne alınmalıdır. Dolayısıyla mülkiyet hakkı kapsamında

yargılama sürecinin bütününe bakılarak değerlendirilmesi gerektiğinden

ölçülülük yönünden inceleme yapılarak sonuca varılması gerekli görülmüştür.

(2) Meşru Amaç

56. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet

hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı

kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda

sınırlandırılması imkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra

mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu

anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de

beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu

ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat

Külah,B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No:

2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

57. Kambiyo senetlerinden olan çekin güvenilir bir ödeme

aracı olmasının ticaret hayatı ve ekonomi sistemi bakımından önemi dikkate

alındığında kambiyo taahhüdüne uyulmamasının cezalandırılmasını amaçlayan

müdahale kamu yararına dayalı meşru bir amaç içermektedir (Züliye Öztürk,

§ 60). Somut olayda söz konusu ilkeden ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmamaktadır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

58. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

59. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin

zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının

mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, § 38).

60. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde

bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven,

B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501,

6/7/2017, § 71).

61. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet

hakkına yapılan bu müdahale ve sınırlamanın, belirlenen meşru amaç

doğrultusunda kanuna dayalı olarak ölçülülük ilkesi ve kamu yararı ile bireyin

hakları arasında olması gereken adil denge de gözetilerek yapılması zorunludur.

Bunun için de öncelikle malike, uygulanan tedbirlere karşı savunma ve

itirazlarını etkin biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması, söz konusu

iddia ve savunmaların makul biçimde karşılanması, ayrıca malikin iyi niyetli

olduğunun tespit edilmesi durumunda zararının tazmini gerekmektedir. Bu

gerekliliklere uyulduğu takdirde mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçülü

olacaktır (Başvurucuya diğer unsurlar yanında ayrıca etkin bir savunma hakkı

tanındığı için müdahalenin ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. Eyyüp Baran,

B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§ 75-95; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu,

B. No: 2014/5167, 28/9/2016, §§ 74-89; buna karşılık aynı koşulun yargılama

sürecinde sağlanmaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü karar için bkz. Mahmut

Üçüncü, B. No: 2014/1017, 13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven, §§ 57-72).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

62. Başvuruya konu olayda Mahkeme karşılıksız çek keşide

etme suçunu işlediği gerekçesiyle başvurucu hakkında 7.773 TL adli para

cezasına hükmetmiştir. Adli para cezası infaz edilerek söz konusu tutar

başvurucudan tahsil edilmiştir. Bununla birlikte devam eden ceza davası süreci

sonunda kanuni unsurları oluşmadığı belirtilerek başvurucu hakkında idari

yaptırım uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Başvuru hakkındaki

ceza yargılaması bu hâliyle kesinleşmiştir.

63. Başvurucu, ödemiş olduğu adli para cezasının

bedelinin iadesini talep etmiştir. Mahkeme iade talebini reddetmiştir. Adli

para cezası nedeniyle uğramış olduğu zararın tazmini için başvurucunun

yürüttüğü hukuksal süreç sonucunda ise Ağır Ceza Mahkemesi tazminat davasını

reddetmiştir. Başvurucu, hakkındaki mahkûmiyetin ortadan kaldırılmış olmasına

rağmen ödemek zorunda kaldığı adli para cezası bedelinin iade edilmemesinden

şikâyetçidir.

64. Somut olayda Mahkemenin 18/5/2006 tarihli kararı ile

keşide ettiği çekin karşılığı bulunmadığı gerekçesiyle başvurucuya adli para

cezası verilmiştir. Söz konusu kararın başvurucunun yokluğunda yapılan

yargılama sonucunda verildiğine işaret etmek gerekmektedir. Cezanın infazı ile

birlikte 14/4/2009 tarihinde karardan haberdar olan başvurucu hukuksal yolları

kullanma imkânına kavuşabilmiştir. Bu hâliyle hakkındaki yakalama işlemi

sonucunda başvurucu adli para cezasını ödemek zorunda bırakılmıştır. Adli para

cezasının infazı sonrasında başvurucu, hükme karşı hukuki süreç başlatmıştır.

65. Adli para cezasına ilişkin Mahkeme kararının

kesinleşmediğinin tespit edilmesi sonrası Mahkeme davayı esastan yeniden

incelemiştir. Mahkeme, çekin keşide tarihinden önce bankaya ibraz edildiğini ve

dolayısıyla kanuni unsurları oluşmadığından başvurucu hakkında idari yaptırım

uygulanmasına yer olmadığına 20/4/2012 tarihinde karar vermiştir. Böylece

başvuru hakkında verilen adli para cezası ortadan kaldırılmıştır.

66. Başvurucu, Mahkemenin ilk kararına istinaden ödemek

zorunda kaldığı bedelin iadesini istemiştir. Mahkeme, adli para cezasının kanun

yollarından geçerek kesinleştiğini ve başvurucu tarafından ödenerek infaz

edildiğini belirterek talebi reddetmiştir. Oysaki aynı Mahkeme adli para

cezasına ilişkin hüküm sonrasındaki süreç sonucunda işin esasını yeniden ele

alıp incelemiş ve idari yaptırım uygulanmasına yer olmadığına hükmetmiştir.

Dolayısıyla Mahkeme yeniden inceleme sonucu idari yaptırım uygulanmasına yer

olmadığı kararıyla ilk hükmünü ortadan kaldırmış olmasına rağmen adli para cezası

yönünden kesinleşmiş bir hüküm bulunduğu gerekçesiyle iade talebini reddetmiş

olması, kendi içerisinde açık bir çelişki barındırmaktadır.

67. Ayrıca somut olayda başvurucunun tutum ve

davranışları ile tedbire neden olan eylem arasındaki illiyet bağının da

gözönüne alınması gerekmektedir. Mahkeme kararında çekin keşide tarihinden önce

bankaya ibraz edilmiş olması nedeniyle başvurucu hakkında idari yaptırım

uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Bu hâliyle adli para cezasına

neden olan eylemde başvurucuya atfedilebilir bir davranışın bulunduğu

söylenemeyecektir.

68. Başvurucu, ödemek zorunda kaldığı para cezası

bedelinin iadesi için başlattığı dava süreçlerinden de sonuç alamamıştır.

Mahkemenin ilk kararına dayanılarak başvurucudan alınan adli para cezasına konu

tutar, mahkûmiyetin ortadan kaldırılması ve idari yaptırım uygulanmasına yer

olmadığına ilişkin Mahkemenin son hükmüne rağmen başvurucuya iade edilmemiştir.

Yine başvurucunun ödemiş olduğu bedelin iade edilmemesi nedeniyle uğradığı zararın

tazmini için hakimlerin hukuki sorumluğuna dayalı açmış olduğu ve derece

mahkemelerince 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında nitelendirilen

tazminat davası da reddedilmiştir. Bunun yanında İstinaf tarafından başvurucuya

3.960 TL vekalet ücreti de yüklenmiştir.

69. Sedat Vardarlı kararına konu olayda infaz

edilip sonradan ortadan kaldırılmış olan adli para cezası tutarının iadesinin

idarece reddedilmesi üzerine açılan iptal davası reddedilmiştir. Anayasa

Mahkemesi, sadece idarenin işleminin hukuka aykırılığının denetlendiği idari

yargı yerinde açılan iptal davasının etkili bir hukuk yolu olmadığını

vurgulamıştır (Sedat Vardarlı, B. No: 2016/75770, 12/6/2019, § 30).

Anılan kararda Yargıtay 12. Ceza Dairesince, yargılamanın yenilenmesi üzerine

ortadan kaldırılan hükümler kapsamında alıkonulan mal varlığı değeri yönünden

5271 sayılı Kanun'un 141. ve devamı maddeleri hükümlerine göre malikin

zararının tazmin edilmesi gerektiğinin kabul edildiğine işaret edilmiştir (Sedat

Vardarlı, § 33).

70. Somut olayda adli para cezasına konu bedelin iadesi

istemiyle açılan tazminat davasında hâkimlerin kusuru bulunmadığının tespitine

ilişkin derece mahkemeleri kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

bulunduğu söylenemeyecektir. Bununla birlikte Yargıtay içtihadına göre (bkz. §§

35-37) derece mahkemelerinin başvurucunun ileri sürdüğü hukuki nedenlerle bağlı

olmayıp hukuk kurallarını re'sen uygulamakla yükümlü olduğu ve etkin bir çözüm

imkanı sunduğu kabul edilen 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (j) bendi kapsamında adli para cezasına konu bedelin iade

edilebileceği kabul edilmiştir. Buna rağmen derece mahkemelerin hakimlerin

hukuki sorumluluğu ile sınırlı bir inceleme yapıp söz konusu bent kapsamında

iade talebi yönünden yeterli bir değerlendirme yapmadıkları anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla adli para cezasına dayanak hükmün kaldırılmasından açılan tazminat

davasının reddine kadarki yargılama sürecine bir bütün olarak bakıldığında

başvurucunun kanuni dayanaktan yoksun hâle gelmiş adli para cezasına konu

bedele kavuşamadığı görülmektedir.

71. Sonuç olarak adli para cezasına ilişkin tedbirin

uygulanmasında meşru bir amacın mevcut olduğu ve bu alanda kamu makamlarının

geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu kabul edilmekle birlikte somut olayda

başvurucu hakkındaki adli para cezasına ilişkin kararın yargılama süreci

sonunda ortadan kaldırılmış olması, buna rağmen başvurucu tarafından ödenerek

infaz edilmiş olan adli para cezasına konu bedelin iade edilmemiş olması ve

başvurucuya atfedilebilecek bir kusurun bulunmaması dikkate alındığından

başvurucuya şahsi olarak aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmiştir.

Dolayısıyla kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasında olması

gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur.

72. Açıklanan gerekçeyle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

73. Başvurucu, adli para cezasının infazı için verilen

yakalama kararı sonrası bir süre tutuklu kaldığını belirterek kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

74. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu

makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

75. Somut olayda başvurucunun açtığı tazminat davasında

yakalama nedeniyle uğramış olduğu zararların tazmini talebini ileri sürmediği

dikkate alındığında iddiasını ileri sürebileceği olağan kanun yolunu

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

77. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

78. Başvurucu ihlalin tespiti ile maddi ve manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

79. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

80. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

81. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

82. İncelenen başvuruda mahkûmiyetin ortadan kaldırılmış

olmasına rağmen başvurucu tarafından ödenerek infaz edilmiş olan adli para

cezasına konu bedelin iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

83. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

84. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından maddi ve

manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmıştır.

85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/32, K.2017/127)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : M.Emin KUZ Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Kamber Ozan TUTAL Başvurucu : Ayda YAVUZ Vekili : Av. Mehmet BAĞLARS

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/39772, 13 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Adli Para
  10. B. Adli Para
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Mülkiyet
  18. B. Kişi
  19. C. 6216 Sayılı
  20. A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  21. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  22. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  23. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  24. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/39772
Tarih
13 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Serhat Oyman Başvurusu (B. No: 2017/25497)
  • Haydar Kol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/277)
  • Ahad Alperen Bulut ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/24417)
  • Yaşar Koşar Başvurusu (B. No: 2018/37550)
  • Mehmet Tokay Başvurusu (B. No: 2018/5378)
  • Ekoloji Derneği Başvurusu (B. No: 2018/6345)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.