İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayfer Ergün ve Yekten Ergün Başvurusu (B. No: 2016/9796)

1. Başvuru, bir polis memurunun mesai saati dışında sivil

Başvuru No2016/9796Tarih26 Şubat 2020Okuma23 dk · 4.553 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ayfer Ergün Ve Yekten Ergün Başvurusu

Karar tarihi
26 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2016/9796
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.553 kelime·23 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir polis memurunun mesai saati dışında sivil

kıyafetli iken tartıştığı kişiye karşı beylik silahını kullanması neticesinde

meydana gelen ölüm olayıyla ilgili olarak devletin gerekli önlemleri almaması

ve etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının; açılan

tam yargı davasının makul sürede neticelendirilmemesi ve yargılamanın sonucu

itibariyle adil olmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/5/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların oğlu olan M.E. olay tarihinde 20 yaşındadır.

9. E.Y. ise Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü Bilgi İşlem Büro

Amirliğinde polis memuru olarak görev yapmaktadır.

10. 25/6/2007 tarihinde M.E.nin işyeri önünde M.E. ile E.Y.

arasında tartışma çıkmış, mesai saati dışında ve sivil giyimli olarak olay

yerinde bulunan E.Y. beylik silahı ile ateş etmek suretiyle M.E.nin ölümüne

neden olmuştur.

A. Ceza Soruşturması

Süreci

11. Olayla ilgili olarak (kapatılan) Bağcılar Cumhuriyet

Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından derhâl soruşturmaya başlanmıştır.

12. Soruşturma kapsamında olay yeri incelemesi yapılmış, olay

yerinde bulunan ve delil niteliği taşıyabilecek materyallere el konulmuş,

materyaller ile suç silah ve aletleri üzerinde laboratuvar ve kriminal

incelemeler yaptırılmış, olay yeri ve çevresini gören güvenlik kamera

görüntüleri temin edilmiş, bu görüntülerin çözümlemeleri yapılmış, olayı gören

kişilerin tanık sıfatıyla ifadeleri alınmış, ölü muayene ve otopsi işlemleri

gerçekleştirilmiştir.

13. Yapılan ölü muayene ve otopsi işlemi üzerine düzenlenen

25/6/2007 tarihli tutanakta, gerekli tahlillerin yapılıp müteveffanın kesin

ölüm sebebinin tayin ve tespit edilebilmesi için cesedin Adli Tıp Kurumu Morg

İhtisas Dairesine gönderilmesine karar verildiği belirtilmiştir.

14. Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 18/7/2007 tarihli

otopsi raporunun sonuç bölümünün ilgili kısmı şu şekildedir:

"...1- Kimya İhtisas Dairesi'nin raporuna

göre; kanda alkol (etanol, metanol) bulunmadığı, kanda ve idrarda

sistematiğimizdeki uyutucu uyuşturucu maddeleri bulunmadığı,

2- Kişinin vücuduna iki (2) adet ateşli silah

mermi çekirdeği isabet etmiş olup, sol kol dış yandan girip sol kol iç yandan

çıkarak kolun uygun pozisyonunda göğüs sol dış yandan tekrar vücuda girerek

göğüs sol dış yandan vücudu terk eden mermi çekirdeğinin meydana getirdiği

yaralanmanın tek başına ölüm meydana getirir nitelikte olduğu, sağ gluteal

bölgedeki yaralanmanın öldürücü nitelikte olmadığı,

3- Ateşli silah mermi çekirdeği giriş

delikleri cilt cilt altı bulgularına göre; sol kola isabet eden atışın yakın

atış mesafesinden yapılmış olduğu, sağ gluteal bölgedeki yaralardan hangisinin

giriş olduğu tespit edilmemiş olmakla birlikte bu yaralanmayı oluşturan atışın

bitişik atış mesafesi dışından yapılmış olduğu, ancak atış elbiseli bölgeye

isabet etmiş olduklarından kesin atış mesafesi tayini yapılamadığı, kesin atış

mesafesi tayini isteniyorsa olay anında kişinin üzerinde bulunan ve delik

ihtiva eden giysilerin yıkanmadan incelenmek üzere Adli Tıp Kurumu Fizik

İhtisas Dairesi'ne gönderilmesi gerektiği,

4- Cesetten mermi çekirdeği elde edilemediği,

5- Kişinin ölümünün ateşli silah mermi

çekirdeği yaralanmasına bağlı kot ve omur kırığıyla birlikte iç organ ve büyük

damar delinmesinden gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu

kanaatini bildirir rapordur."

15. Olay sırasında kesici aletle kollarından yaralanan E.Y.,

İstanbul Tıp Fakültesi ve Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan

tedavisinin ardından 26/6/2007 tarihinde gözaltına alınmıştır.

16. E.Y. alınan ifadesinde özetle; olay günü mesai bitiminde

evine yakın bir yerdeyemek yedikten sonra dinlenmek için evine çıkacağı sırada

internet kafe önünde 10-15 kişilik genç grubun yüksek sesle konuştuğunu

duyduğunu, bu şahısları ikaz etmektense internet kafe sahibi M.E. ile konuşmayı

tercih ettiğini, oturduğu apartmanın girişine ait ara boşlukta M.E. ile

konuşmaya başladıklarını, "Seni

dinlerler ya internet kafeye girsinler ya da uzak bir yere giderek muhabbet

etsinler" dediği M.E.nin kendisini "Sana ne lan, sen kimsin, niye karışıyorsun?"

diyerek terslemesinin ardından aralarında tartışma çıktığını, ilk olarak

M.E.nin kendisine yumruk attığını, kendisinin de ona yumrukla vurarak onu yere

düşürdüğünü, aralarında geçen arbedeyi gören M.E.nin arkadaşlarının bir anda

kendisine saldırdıklarını, bu sırada M.E.nin döner bıçağını kafasına doğru

savurduğunu, döner bıçağını tutmak isterken sağ el avuç içinden yaralandığını,

ikinci kez döner bıçağını savurduğunda bu kez de sağ kolundan yaralandığını,

her yerinin kanlar içinde kalması üzerine bir fırsatını bulup yemek yediği

dükkâna sığındığını belirtmiştir.

17. E.Y. ifadesinin devamında özetle; dükkânda iken üzerindeki

gömleği çıkararak kanayan yaralarını sarmaya çalıştığını, dükkânda

bulunanlardan ambulans ve polise haber vermelerini istediğini, o anda aklına

50-100 metre ileride sabit duran polislere sığınmak geldiğini, dükkândan dışarı

çıktığında kalabalığın içinde olan M.E.nin elinde döner bıçağı ile üzerine

saldırdığını, döner bıçağı ile kafasına vurmak istediği sırada siper ettiği sol

kolu ile yaralandığını, bunun üzerine M.E.yi ittirip yeniden kendisine

saldıracağı düşüncesiyle beylik silahı ile önce iki üç el yere, M.E.nin

korkmadan üzerine doğru gelmesi üzerine de bu defa koluna ateş ettiğini,

M.E.nin yere düşmesini fırsat bilip koşarak polislerin bulunduğu alana

sığındığını beyan etmiştir.

18. E.Y. şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinin ardından

Başsavcılık tarafından kasten

adam öldürme suçunu işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu gerekçesiyle aynı tarihte

tutuklanması talebiyle (kapatılan) Bağcılar 2. Sulh Ceza Mahkemesine (Sulh Ceza

Mahkemesi) sevk edilmiş ve Sulh Ceza Mahkemesi 26/6/2007 tarihli kararıyla

tutuklama talebini reddederek E.Y. hakkında adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasına karar vermiştir.

19. Anılan karara Başsavcılık tarafından itiraz edilmesi üzerine

itirazı inceleyen (kapatılan) Bağcılar 5. Asliye Ceza Mahkemesi 29/6/2007

tarihli kararıyla itirazın kabulüne ve E.Y. hakkında tutuklamaya yönelik

yakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir. Yakalama emri üzerine E.Y.

17/7/2007 tarihinde kasten adam öldürme suçundan tutuklanmıştır.

20. Başsavcılık 25/7/2007 tarihli iddianame ile, şüpheli E.Y.nin

üzerine atılı haksız tahrik altında kasten adam öldürme suçundan

cezalandırılması talebiyle Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açmıştır.

21. Yargılama sırasında olayı gören N.A., A.D. ve K.Ö.nün tanık

sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. İfadelerin ilgili kısmı özetle şöyledir:

- N. A olay yerinin yakınında dükkânının olduğunu, bir ara

dükkândan dışarı çıktığı esnada M.E.yi elinde döner bıçağı ile kafasından kan

gelir hâlde gördüğünü, M.E.nin elindeki döner bıçağını karşısındaki şahsın

koluna vurduğunu, o şahsın da M.E.ye direkt önce iki kere, sonra da arkasından

beş altı el ateş ettiğini, ateş eden şahsın sivil giyimli olduğunu, olayın

başlangıcını görmediğini beyan etmiştir.

- A.D. mahallede işyerinin olduğunu, olay günü E.Y.nin burada

yemek yediğini, bir ara dışarıdan bağrışma seslerinin geldiğini duyması üzerine

dışarıya çıktığını, kaldırımda kanlar gördüğünü, dükkâna girdiğinde E.Y. ile

karşılaştığını, E.Y.nin sağ eliyle kolunun kanlar içinde olduğunu, gömleği ile

kolunu sardığını gördüğünü, kendisine "Hastaneye

gitmem gerekir, iç kanama geçiriyorum" diyerek dükkândan

çıktığında M.E. ile karşılaştığını, arkadaşlarının M.E.ye "Vur, vur" diye bağırdıklarını,

M.E.nin E.Y.ye kendisini kaybetmiş şekilde saldırması üzerine E.Y.nin de M.E.ye

ateş ettiğini, ardından M.E.nin yere yığıldığını, E.Y.nin de olay yerinden

ayrıldığını beyan etmiştir.

- K.Ö. olay günü arkadaşları ile kafede oturduğunu, gelen sesler

üzerine dışarıya çıktığını, dışarı çıktığında M.E.yi yüzü kanlı, elinde döner

bıçağı bulunduğu hâlde, E.Y.yi ise elinde silahla gördüğünü, olay yerinin çok

kalabalık olduğunu, E.Y.nin elindeki silahın kabzası ile M.E.ye vurduğunu,

M.E.nin de döner bıçağı ile E.Y.nin eline vurduğunu, ardından E.Y.nin kafeye

girdiğini, oradan eli sarılı vaziyette çıktığını ve "Ambulans!" diye bağırdığını, dışarı

çıkması üzerine M.E.nin döner bıçağı ile yeniden E.Y.nin koluna vurduğunu, daha

sonra E.Y.nin silahı M.E.nin üzerine boşalttığını, beş altı el ateş ettiğini,

en son M.E.nin yere düştüğünü gördüğünü beyan etmiştir.

22. Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesi 26/12/2007 tarihli kararıyla

E.Y.nin döner bıçağı ile elinden ve kolundan yaralanması, kendisini kanlar

içinde görmesinin yarattığı üzüntünün meydana getirdiği hiddet ve şiddetin

etkisi ile M.E.ye öldürme kastı olmaksızın ateş ettiği, eyleminin kasten

yaralama niteliğinde olduğu ve bu yaralama sonucu M.E.nin hayatını kaybettiği

gerekçesiyle E.Y.nin üzerine atılı haksız tahrik altında, neticesi sebebiyle

ağırlaşmış yaralama suçunu işlediğini sabit görerek neticeten 2 yıl 6 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tahliyesine karar vermiştir.

23. Anılan karar temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan

Yargıtay 1. Ceza Dairesi 17/5/2012 tarihli ilamında "...Sanığın, kendisine yönelmiş ve halen devam eden saldırıyı o

andaki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetme zorunluluğu

ile eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği ve meşru

savunmada aşırıya kaçılmadığı anlaşıldığı halde, 5237 sayılı TCK.nun 25 ve

CMK.nun 223. Maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve sanığın

beraatine karar verilmesi yerine..." şeklindeki gerekçeyle

hükmün bozulmasına karar vermiştir.

24. Bozma ilamına uyulmasına karar veren Bakırköy 7. Ağır Ceza

Mahkemesi 18/9/2012 tarihli kararıyla E.Y.nin eylemini meşru savunma koşulları

altında gerçekleştirdiği ve meşru savunmada aşırıya kaçmadığı gerekçesiyle E.Y.

hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ve atılı suçtan beraatine karar

vermiştir.

25. Anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine

Yargıtay 1. Ceza Dairesi 25/12/2013 tarihli ilamıyla, Bakırköy 7. Ağır Ceza

Mahkemesinin 18/9/2012 tarihli kararının düzeltilerek onanmasına karar

vermiştir.

26. Başvurucular, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 25/12/2013 tarihli

ilamının kendilerine tebliğ edilmediğini belirtmiştir.

B. Tam Yargı Davası

Süreci

27. Başvurucu Ayfer Ergün, oğlu M.E.nin 25/6/2007 tarihinde

işyeri önünde polis memuru tarafından öldürülmesi olayında idarenin hizmet

kusuru bulunduğunu, keza idarenin kamu görevlilerinin mesleğe kabulünü yaparken

gerekli özeni göstermek zorunda olduğunu, bu suretle ölüm nedeniyle uğradığı maddi

ve manevi zararın tazmin edilmesi için İstanbul 7. İdare Mahkemesinde tam yargı

davası açmıştır.

28. İstanbul 7. İdaresi Mahkemesi 28/7/2009 tarihli kararıyla

M.E.nin ölümünün polis memurunun şahsi kusurundan kaynaklandığı, olayda

idarenin hizmet kusuru bulunmadığından davalı idareyi maddi ve manevi tazminat

ödemekle yükümlü kılmaya hukuken imkân bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine

karar vermiştir.

29. Başvurucu anılan karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur.

30. Temyiz incelemesini yapan Danıştay Onuncu Dairesi 16/9/2014

tarihli kararıyla M.E.nin polis memurunca görev silahı kullanılmak suretiyle

öldürüldüğünün açık olduğu, olayın meydana gelmesinde idare ajanının görev

kusurunun bulunduğu, ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 17/5/2012 tarihli ilamında

eylemin meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği şeklindeki bozma

kararı dikkate alındığında meşru savunma kapsamında kabul edilen öldürme

eyleminden doğan zararın idarece tazmin edilmesine hukuken imkân bulunmadığı

gerekçesiyle İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 28/07/2009 tarihli kararının

onanmasına karar vermiştir.

31. Başvurucu 19/1/2015 tarihinde anılan karara karşı karar

düzeltme yoluna başvurmuştur.

32. Karar düzeltme talebini inceleyen Danıştay Onuncu Dairesi

9/3/2016 tarihli kararıyla E.Y.nin ceza hukuku açısından meşru müdafaa

nedeniyle beraat ettirilmesine yönelik Yargıtay kararı çerçevesinde, M.E.nin

öldürülmesi olayında idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk

ilkeleriyle başvurucu Ayfer Ergün'ün zararının giderilmesine hukuken olanak

bulunmadığı gerekçesiyle karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir.

33. Anılan nihai karar 3/5/2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup

başvurucular 17/5/2016 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

34. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Meşru savunma ve zorunluluk hali” kenar başlıklı 25. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir

hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız

bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde

defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”

35. 5237 sayılı Kanun'un

"Sınırın aşılması" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran

nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde

de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden

üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur

görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza

verilmez."

B. Uluslararası Hukuk

36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur... hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.

2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak

zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu

maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:

a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı

korunmasının sağlanması;

b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak

yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir

kişinin kaçmasını önleme;

c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun

olarak bastırılması."

37. Sözleşme'nin 2. maddesinin tümü gözönüne alındığında ikinci

fıkrasının öncelikle kişinin kasten öldürülmesine izin verilen durumları

belirtmediği, ancak taksirle ölüme yol açabilecek şekilde güç kullanımının mümkün olduğu koşulları

tarif ettiği görülmektedir. Bununla birlikte (a), (b) veya (c) bentlerinde

belirtilen amaçlardan birine ulaşmak için güç kullanımının mutlaka gerekli olandan daha fazla

olmaması gerekmektedir (McCann ve

diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995, § 148).

38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 2.

maddesinin ikinci fıkrasında açıklanan amaçlardan birine ulaşılması amacıyla

devlet görevlileri tarafından güç kullanılmasının -haklı gerekçelerle- olayın

meydana geldiği anda geçerli olarak algılanan ancak daha sonra yanlış olduğu

anlaşılan samimi bir inanca dayalı olduğunda haklı gösterilebileceği

kanısındadır. Aksini ifade etmek devlete ve yasaları uygulamakla görevli

memurlarına, görevlerini yerine getirirken kendilerinin ve başkalarının

hayatlarına zarar verecek şekilde gerçekçi olmayan bir sorumluluk yüklemek

olacaktır (McCann ve diğerleri, §

200).

39. O hâlde gerek anılan maddenin lafzı gerekse AİHM'in

yaklaşımı Sözleşme'nin 2. maddesinde yazılı istisnaların yalnızca kamu

görevlilerince gerçekleştirilen güç kullanımına ilişkin olduğu yönündedir.

40. Öte yandan AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesini 1. maddesiyle

birlikte yorumlayarak devletin yaşama hakkı kapsamındaki bir olayı etkili

soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul etmiştir (McCann ve diğerleri, § 161).

41. AİHM'e göre bu yükümlülük, sadece bir kamu görevlisinin

eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerli

değildir (Can ve diğerleri/Türkiye (k.k.),

B. No: 27446/12, 25/11/2014, § 37). Devletin doğal olmayan her ölüm olayında

-öldürmeme ya da yaşamı korumama yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da-

gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik

etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü vardır. Ayrıca devletin etkili

soruşturma yapma şeklindeki usul yükümlülüğü, maddi yükümlülükten ayrı ve

bağımsız bir yükümlülük hâline gelmiştir.

42. AİHM, Sözleşme'nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetler

bakımından kasti müdahale sonucu gerçekleşen ölüm olaylarında olayın

aydınlatılmasını ve sorumlular hakkında ceza tayin edilmesini temin etmekten

ziyade verilen zararın giderilmesini amaçlayan hukuk yargılamasının ya da idari

yargılamanın giderim sağlama kapasitesini haiz, etkili ve yeterli bir başvuru

yolu olamayacağını ifade etmekte (Mocanu ve

diğerleri/Romanya [BD], B. No: 10865/09, 45886/07, 32431/08,

17/9/2014, § 227; Jeronovičs/Letonya

[BD], B. No: 44898/10, 5/7/2016, § 76), ayrıca mağdur statüsünün sadece

tazminat verilerek telafi edilmesi durumunda etkili soruşturma yürütme

yükümlüğünün ortadan kalkacağı şeklindeki değerlendirmenin aldatıcı olacağına

işaret etmektedir (Alkın/Türkiye,

B. No: 7558801, 13/10/2009, § 33, Mehmet

Erkan ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 41792/10, 28/1/2014,§§ 64,

65; Zekine Tercan ve diğerleri/Türkiye (k.k.),

B. No: 64964/09, 19/9/2017, §§ 14,15).

43. AİHM; hangi soruşturma yönteminin Sözleşme'nin 2. maddesinin

amacını gerçekleştireceğinin somut olayın koşullarına bağlı olarak değiştiğini,

bununla birlikte hangi yol kullanılırsa kullanılsın olaydan haberdar olur olmaz

yetkililerin kendiliğinden (resen) harekete geçmelerinin gerektiğini

belirtmektedir. AİHM'e göre yetkililer, resmî bir şikâyette bulunma ya da

herhangi bir soruşturma prosedürünün yürütülmesi sorumluluğunu almayı

yakınların inisiyatifine bırakamaz. Yetkililerin değil yakınların girişimi

üzerine başlatılan ve failin tespitini ve cezalandırılmasını içermeyen hukuk

davaları, Sözleşme'nin 2. maddesi anlamında devletin prosedürel (usul)

yükümlülüklerine uyumunun değerlendirilmesinde dikkate alınamaz. Dahası

Sözleşme'nin 2. maddesi gereğince devletin usule ilişkin yükümlülüğü yalnızca

tazminat ödenerek karşılanamaz (Al-Skeini ve

diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 55721/07, 7/7/2011, § 165).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin 26/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

45. Başvurucular; devletin kamu hizmetini gördürdüğü kişileri

iyi bir eğitimden geçirmek, denetlemek ve teslim edilen silahın hangi hâllerde

kullanılacağını belirlemekle yükümlü olduğunu, bu nedenle devletin hem kusur

hem de kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince kusurlu olduğunu, olayla ilgili

etkili bir soruşturma yürütülmediğini, lehe olan delillerin toplanmadığını,

taleplerinin dikkate alınmadığını ve kararların gerekçesiz olduğunu belirterek

yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

46. Anayasa'nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarının ilgili kısımları şöyledir:

"Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir.

...Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama

kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının

önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü

hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah

kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme

fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır."

47. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

a. İncelemenin Kapsamı

Yönünden

48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular meydana gelen ölüm olayıyla

ilgili olarak yürütülen ceza soruşturmasını ve açtıkları tam yargı davasını

bireysel başvuruya konu etmişler, bu kapsamda da ceza soruşturması ve tam yargı

davası ile ilgili ihlal iddialarını ayrı ayrı dile getirmişlerdir. Başvuru

formu incelendiğinde, başvurucuların ceza soruşturması yönünden dile

getirdikleri iddialarının özünü, oğullarının polis memuru tarafından

öldürülmesi olayıyla ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğinin

oluşturduğu görülmüştür. Bu nedenle başvurucuların ileri sürdükleri bu iddialar

bir bütün olarak yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

49. Öte yandan yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka

yönelik bir başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular, olayda yaşamını yitiren

kişinin anne ve babasıdır. Bu nedenle başvuruda başvuru ehliyeti açısından bir

eksiklik bulunmamaktadır.

50. Başvuruda başvuru ehliyeti ile ilgili bir eksiklik

bulunmamakla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları bakımından

da incelenmesi gerekir.

51. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif

yükümlülükler yanında pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

52. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).

53. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

ayrıca usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Devletin bu hak kapsamındaki

pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, ölümle veya ölüm tehlikesiyle

sonuçlanan olayın sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini

gerektirmektedir. Yürütülecek bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını

koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve kamu görevlilerinin

müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana gelen ya da diğer

bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle ilgililerin hesap

vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 54).

54. Yaşam hakkına ilişkin usule yönelik bu yükümlülük olayın

niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine

getirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm olaylarında

veya ölüm tehlikesi doğuran olaylarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince

devletin sorumluların tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek

nitelikte bir cezai soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda

idari soruşturmalar ve tazminat davaları sonucunda idari bir yaptırım veya

tazminata hükmedilmesi, ihlali gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan

kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

55. Bu durumda somut olayda ileri sürülen söz konusu iddialar

dikkate alındığında başvurucuların şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek, başka bir ifade ile olayın gerçekleşme koşullarını aydınlatıp bu

şekilde maddi gerçeği ortaya çıkarabilecek ve gerektiğinde varsa olayın

sorumlularının cezai yaptırımlar ile hesap vermesini sağlayabilecek başvuru

yolunun ceza soruşturması yolu olduğu sonucuna varılmıştır.

56. Somut olayda, E.Y. hakkında yürütülen ceza soruşturması

23/12/2013 tarihinde kesinleşmiştir. Ancak başvurucular anılan kararın

kendilerine tebliğ edilmediğini belirterek nihai kararı tam yargı davası

sonucunda verilen kararla öğrendiklerini ileri sürmüşlerdir.

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi

içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde

ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler…"

58. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) "Başvuru süresi ve mazeret" kenar

başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

59. Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de otuz günlük süre

kuralıdır. Sürenin başvurunun her aşamasında dikkate alınması gerekir (Deniz Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013,

§ 32).

60. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça-

hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırı

değildir (Remzi Durmaz, B. No:

2013/1718, 2/10/2013, § 27).

61. Anılan Kanun ve İçtüzük düzenlemelerinde başvuru yolu öngörülen

durumlarda bireysel başvuru süresinin başlangıcına ilişkin olarak başvuru yollarının tüketildiği tarihten

söz edilmekte ise de haberdar olunmayan bir hususta başvuru yapılamayacağı

dikkate alınarak bu ibarenin nihai kararın

gerekçesinin öğrenilebildiği tarih olarak anlaşılması gerekir. Bu

öğrenme, somut olayın özelliklerine göre farklı şekillerde gerçekleşebilir.

62. Bireysel başvuru süresi bakımından nihai kararın gerekçesinin tebliği öğrenme

şekillerinden biridir (Mehmet Ali Kurtuldu,

B. No: 2013/5504, 28/5/2014, § 27). Ancak öğrenme, gerekçeli kararın tebliği

ile sınırlı olarak gerçekleşmez; başka şekillerde de öğrenme söz konusu

olabilir. Bu kapsamda nihai kararın gerekçesinin dosyadan suret alınması gibi hâllerde öğrenilmesi de

mümkündür. Başvurucuların nihai kararın gerekçesini öğrendiklerini beyan ettikleri tarih de bireysel başvuru

süresinin başlangıcı olarak ele alınabilir (İlyas

Türedi, B. No: 2013/1267, 13/6/2013, §§ 21, 22).

63. Diğer yandan nihai kararın gerekçesi öğrenilmemiş olmakla

birlikte sonucunun öğrenildiği durumlar da söz konusu olabilir. Böyle bir

durumda sonucu öğrenilen nihai kararın gerekçesine derece mahkemesinden kesin

olarak erişilebilmesi mümkün ise bireysel başvuru süresinin sonucun öğrenildiği

tarihten itibaren başlatılması gerekir (Aydın

Selçuk, B. No: 2014/3194, 20/11/2014, § 24; Özgür Çapkın, B. No: 2014/2546,

30/12/2014, § 24; Halil Aslan, B.

No: 2014/3038, 10/12/2014, § 38).

64. Nihai kararın gerekçesinin öğrenilemediği veya nihai kararın

sonucunun öğrenilip gerekçesinin kesin olarak öğrenilme imkânının elde

edilemediği hâllerde başvuru süresinin hangi tarihten başlayacağının

belirlenmesi gerekir. Aksi hâlde sınırsız bir başvuru süresi söz konusu

olabilecektir. Bu kapsamda yapılacak değerlendirmede sürenin başlangıç

tarihinin, başvurucuların özen yükümlükleri ile mahkemeye erişim haklarının

aşırı sınırlanmaması hususlarının birlikte dikkate alınması gerekir.

65. Diğer taraftan başvurucuların bireysel başvuruda bulunmak

amacıyla dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme

yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülük kapsamında ilk derece mahkemesine fiilen

ulaşan nihai kararın gerekçesini öğrenme konusunda gerekli özeni gösterme

sorumluluğu başvuruculara aittir. Diğer bir ifadeyle başvurucular veya vekillerinin

ilk derece mahkemesine ulaşan kararın bir örneğini almak için özenli

davrandıklarını kanıtlamaları gerekir (Fatma

Gökot, B. No: 2013/5697, 21/4/2016, § 50).

66. Yargıtay ceza daireleri tarafından verilen kararların

taraflara tebliğine ilişkin bir düzenleme mevzuatta bulunmamaktadır. Ceza

yargılamasında nihai kararın tebliğ edilmediği durumlarda kararın derece

mahkemesine ulaşmasından ve böylece gerekçesinin erişilebilir olmasından sonra

özen yükümlülüğü kapsamında makul bir süre içinde bireysel başvuru yapmak

isteyen ilgililerden karara erişmeleri ve karar gerekçesini öğrenmeleri

beklenir. Bu kapsamda erişilebilir olan nihai kararın en geç üç ay içinde

ilgilileri tarafından bilindiği ve gerekçesinin öğrenildiği kabul edilmelidir.

Aksi tespit edilmediği sürece bireysel başvuru için 6216 sayılı Kanun'da

öngörülen otuz günlük başvuru süresi bu tarihten itibaren başlayacaktır (A. C. ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1827,

25/2/2016, § 30; Fatma Gökot, §

51).

67. Başvuru dosyasında, Yargıtay kararının ilk derece

mahkemesine hangi tarihte ulaştığına dair kesin bir bilgi veya belge

bulunmamaktadır. Bununla birlikte UYAP üzerinden ilgili dava dosyasının

incelenmesi neticesinde Yargıtay karar evrakının ilk derece mahkemesine ulaşma

tarihinin en geç mahkeme tarafından kesinleşme şerhinin düzenlendiği 29/1/2014

tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

68. Bu nedenle en geç 29/1/2014 tarihinde ilk derece

mahkemesinin dosyasına girmiş olan nihai karara erişilmesinin ve gerekçesinin

öğrenilmesinin -başvurucuların özen yükümlülüğü kapsamında- bu tarihten

itibaren en geç üç ay içinde gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Başvuru tarihinin 17/5/2016 olduğu dikkate alındığında başvurunun otuz günlük

yasal süresi içinde yapılmadığı sonucuna varılmıştır.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin süre

aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

70. Başvurucular, tam yargı davanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

71. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular tam yargı davası yönünden yaşam

hakkı ile ilgili herhangi bir ihlal iddiası dile getirmemiş, bu dava ile ilgili

sadece yargılamanın uzun sürdüğünü ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir. Fakat mülkiyet hakkının hangi işlem ve eylem nedeniyle ve

ne şekilde ihlal edildiğini de açıklamamışlardır. Ölüm olayıyla ilgili ceza

soruşturmasının kabul edilebilir bulunmaması ve başvurucuların tam yargı

davasında şikâyetlerini yargılamanın uzun sürmesine özgülemeleri nedeniyle

inceleme, makul sürede yargılanma hakkı kapsamında yapılmıştır.

72. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20.

maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine

Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a

geçici madde eklenmiştir.

73. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların

uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra

edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel

başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

74. Ferat Yüksel

(B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul

sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra

edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce

gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna

başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı

sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden

inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).

75. Ferat Yüksel

kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması

ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş

şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden

mahrum olmadığı vetazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün

olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel

olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda

değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi,

ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve

yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

76. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

77. Açıklanan gerekçelerle makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Diğer İhlal İddiaları

78. Başvurucular tam yargı davasının haksız olarak

reddedildiğini iddia etmişlerdir.

79. Başvurucular kararın hakkaniyetten uzak olduğunu belirtmiş

ancak hangi yönlerden ve hangi anayasal güvencelere aykırılık teşkil ettiği

hususunda detaylı açıklamalarda bulunmamışlardır. Bu hâliyle başvurucuların

anılan şikâyetlerinin yargılamanın sonucuna yönelik olduğu

değerlendirilmektedir.

80. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan

sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir

hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

81. Somut olayda Danıştay Onuncu Dairesi 9/3/2016 tarihli

kararıyla M.E.nin öldürülmesi olayında idarenin hizmet kusuru veya kusursuz

sorumluluk ilkeleriyle başvurucu Ayfer Ergün'ün zararının giderilmesine hukuken

olanak bulunmadığını belirterek karar düzeltme talebini reddetmiş, netice

itibarıyla İstanbul 7. İdaresi Mahkemesinin 28/7/2009 tarihli kararıyla

ulaştığı sonucu hukuka uygun bulmuştur.

82. Başvurucular tarafından ileri sürülen iddialar, delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup kararda

bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı

dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır.

83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tam yargı davasında makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tam yargı davasına ilişkin diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

26/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Mustafa ARI Başvurucular : 1. Ayfer ERGÜN 2. Yekten ERGÜN Vekili : Av. Yaşar KÖMÜRCÜ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/9796, 26 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza Soruşturması
  7. B. Tam Yargı Davası
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. B. No: 7558801, 13/10/2009, § 33, Mehmet
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Yaşam Hakkının İhlal
  14. B. Makul Sürede
  15. C. Diğer İhlal İddiaları
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/9796
Tarih
26 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Hasan Dengiz Başvurusu (B. No: 2016/4091)
  • Türkşen Akdamar Başvurusu (B. No: 2016/15712)
  • Zühtü Özdemir Başvurusu (B. No: 2016/23940)
  • Selçuk Özkan Başvurusu (B. No: 2017/19395)
  • Sevgül Çete Başvurusu (B. No: 2017/18684)
  • Özcan Erdagöz Başvurusu (B. No: 2018/8173)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.