İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayla Akat Ata Başvurusu (B. No: 2017/5037)

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin

Başvuru No2017/5037Tarih11 Ekim 2018Okuma43 dk · 8.575 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ayla Akat Ata Başvurusu (2)

Karar tarihi
11 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2017/5037
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.575 kelime·43 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin

hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü

kapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedenleriyle de ifade özgürlüğünün ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene,

millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır

tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK

kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 7-18).

7. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik

açılım süreci, çözüm süreci

ve Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi

gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden

itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde

azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin

güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden

artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim

olayları ve hendek olayları

olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-30).

8. Türkiye 2015 yılı Haziran ayından itibaren yeniden yoğun bir şekilde

terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu kapsamda PKK tarafından Şırnak il

merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde,

Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin

ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler

kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar

yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet

sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere

giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin

kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini

sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir.

Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz

güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca patlayıcı ve bomba imha

edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30).

9. Terör saldırılarının gittikçe yoğunlaştığı ve ülkenin birçok

bölgesine yayıldığı bu dönemde hem güvenlik güçleri hem de siviller hedef

alınmıştır. Bu bağlamda PKK tarafından başvurucunun konuşmalar yaptığı

Diyarbakır'da da çok sayıda terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Bu terör

saldırılarında önemli bir bölümü sivillerden oluşan çok sayıda kişi hayatını

kaybetmiş ve yaralanmıştır.

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

10. Başvurucu 23/7/2007 tarihinde bağımsız olarak Batman'dan ve

12/6/2011 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde ise Halkların Demokrasi

Partisi (HDP) Batman milletvekili olarak seçilmiştir. 7/6/2015 tarihinde

yapılan 25. dönem seçimlerine kadar devam eden milletvekilliği bu tarihte sona

ermiştir.

11. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında PKK

terör örgütüyle bağlantılı olarak değişik tarihlerde yürütülen çok sayıda

soruşturma dosyaları "eylem bütünlüğü" açısından -2015/31910 sayılı

soruşturma dosyasında- birleştirilmesine karar verilmiştir.

12. Bu soruşturma dosyası kapsamında başvurucu 26/10/2016

tarihinde Diyarbakır'da yakalanarak gözaltına alınmış ve sonrasında hakkında

soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne getirilerek

burada dört gün süre ile gözaltında tutulmuştur.

13. Başvurucu 30/10/2016 tarihinde ifadesi alınmak üzere

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. İfade alma işlemi

sırasında başvurucunun avukatları da hazır bulunmuştur. İfade tutanağında

belirtildiğine göre başvurucuya, ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen

suçlamalar açıklanmıştır. Başvurucuya Demokratik Toplum Kongresi (DTK)

kapsamındaki faaliyetlerine, PKK lehine değişik tarihlerde yaptığı basın

açıklamalarına, PKK tarafından yapılan çağrılar üzerine toplantı ve yürüyüş

yapması ile bunlara katılmasına ilişkin sorular yöneltilmiştir. Başvurucu

anılan suçlamaların hiçbirini kabul etmemiştir. Başvurucunun müdafilerinin ise

tutuklama koşullarının oluşmadığını iddia ederek müvekkillerinin serbest

bırakılmasını talep ettikleri görülmüştür.

14. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 30/10/2016 tarihinde "kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu

... suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı

cezanın üst haddi" gerekçesiyle başvurucuyu tutuklanması

istemiyle Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep

yazısında, başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı açıklamalara

yer verilmiş; bu kapsamda başvurucunun bazı konuşmalarına ve DTK bünyesindeki

faaliyetlerine değinildiği anlaşılmıştır.

15. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır

1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu

sırada da başvurucunun üç avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucunun Hâkimlikteki

ifadesi şöyledir:

"...2007 de bağımsız olarak milletvekili

seçildim, daha sonra öteki arkadaşlarım ile birlikte DTP ye geçtik, ve mecliste

grup kurduk, aynı yılın Ekim ayında Demokratik Toplum Kongresi kuruldu, ben DTP

ve DTK daki görevlerimi eş zamanlı olarak yaptım, DTP

de Adalet Komisyonunda görevler aldım, grup başkan vekili olarak görev yaptım,

DTK daki görevim kordinasyon

kurulu üyesi olarak görev yaptım, zaten şuanda daimi meclis üyesi olarak görev

yapmaktayım, şuanda 101 kişiden oluşan daimi meclis üyesi görev yapmaktadır,

Aynı zamanda ben anayasa hukuk ve insan hakları komisyonunda görev yapmaktayım,

8 yıl aralıksız olarak millet vekilliği yaptım, ben aralıksız bir şekilde çözüm

için silahların durması için bir siyasetçinin ne yapması gerekiyorsa onu

yaptım, Meclis'te kurulan yeni anayasa kurulu üyesiydim, anayasa ve kürt sorunun çözümü için ilk olarak atılması gereken

adımlar için görüşme ve temaslarımız oldu,

[DTK'nın

PKK, KCK terör örgütü talimatları doğrultusunda kurulduğuna yönelik tanık

beyanlarıyla ilgili olarak] Ben DTK'nın hangi koşullarda kurulduğunu ifade ettim. DTK gizli

tanık ifadeleri ile aydınlanacak bir kuruluş değildir, başta hükümet

yetkilileri tarafından da bu husus bilinmektedir, DTK çözümsüzlüğün açığa

çıkarmış olduğu siyasi muhattaplardan biridir, tıpkı

BDP, KJA gibi, meşrudur, bu güne kadar bir kapatılmaya konu olmamıştır,

[Abdullah Öcalan'ın

avukat görüşme tutanaklarında geçen ifadeleriyle ilgili olarak] Tutanakta da belirtiği üzere barışın sağlanması,

cumhuriyetin demokratikleşmesi için DTK sayın Öcalan'ın önerisi ile kurulmuş

bir çatı yapıdır, kendi içerisinde birden fazla bileşeni vardır, kurulduğu ilk

günden bu yana yaptığı çalışmaların hepsi kamuoyuna açık bir şekilde

yapılmıştır, hiçbir şekilde gizli toplantı yapmamıştır, şeffaf ve kamuoyuna

açık bir şekilde faaliyetlerimize devam ettik, toplum nezdinde demokratik

özerklik, özellikle Türkiye toplumu açısından demokratik özerkliğin ne anlam

ifade ettiğini anlatmaya çalıştık,

Bir bütün olarak değerlendirdiğimizde DTK'daki KJA daki siyasi

çalışmalarımın hepsini inanarak bilinçli bir şekilde yaptık, şiddetin tek hak

arama yöntemi olmadığını anlattım, bu kurumlar olmasaydı Türkiye hakkımızda

bilgi sahibi olmayacaktı, biz 2007 de DTK'yı kurarken

Türkiye için yeni bir başlangıcın arefesindeydik,

şiddet bir hak arama yöntemi olmaktan çıkacaksa, savaş ve çatışma sona erecekse

insanların kendilerini ifade edebileceği bu tarz çatı yapıların yaşatılması

gerekmektedir, bu gün tartıştığımız konular ise şiddeti reddeden bu tarz

yapıların kapatılmasıdır, bu da Türkiye için bir dönüm noktası olabilir,

dosyanın bir bütün olarak değerlendirildiğinde herhangi bir şiddet çağrısı

olmadığı açıktır, Türkiye toplumu yeni bir toplumsal sözleşme ile nasıl bir

arada yaşayabilir, yeni bir vatandaşlık tanımı, bizim projemiz demokratik

özerklik bütün Türkiye içindir,

Öz yönetim bir siyasi taleptir, biz bu yönde

silahı kınayan bir çok açıklama yaptık, ben çözüm sürecinin bir seçim için

bittiğini düşünüyorum, hiçbir zaman kendim silahlı mücadeleyi tasvip etmedim,

Benim şuanda sizin karşınızda olmamın tek

sebebi siyasi faaliyetlerim ve savunmuş olduğum demokratik özerklik, Türkiye de

kadın haklarına olan tahammülsüzlük, bunların hepsi burada olmamın bir nedeni,

yargı Kürt sorunun çözüm yeri değildir, bu ağır bir sorumluluktur ve yargıya

yüklenemez, sorunun çözümsüzlüğü yargıya havale edilmektedir, ben hakkımdaki

dosyalardan haberdardım, benim henüz aldığım bir ceza yoktur,

KJA 1,5 yıl oldu kurulalı, 2 defa basıldı,

üyeleri gözaltına alındı, birçoğu tutuklandı, Silopi de çalışan bir arkadaşımız

katledildi, kendisi örgüt üyesi değildi, baştan beri kadınlar bu sürecin

dışında tutulmaya çalışıldı, İmralı adasına çözüm süreci kapsamında görüşmeye

giden ilk heyetin içerisindeyim, sayın öcalan

görüşmede devlet heyetine şunu söyledi: 20 yıldır konuşuyoruz, ancak bu

konuştuklarımızın arkasında bir siyasi irade konulacak mı diye sordu, devletin

ilgili heyeti ise buna evet diye cevap verdi, parlementoda

bu görüşmelerle ilgili olarak sadece 1 yasa çıktı, benim şuanda önünüzde

olmamın sebebi bu görüşmelerde alınan kararlar çerçevesinde çözüm için

çalışmamdır, dediğim gibi KJA bu görüşmelerde karar alınıp kurulmuştur, çıkan

yasada bu faaliyetlerin cezasızlık sebebi olduğu belirtilmesine rağmen bu gün

yargıya konu edilmiştir,

Direnme hakkı uluslar arası belgelerde geçen

bir haktır, direnmek sadece savaşmak kaos anlamına gelmemektedir, Demokratik

çözüm yolları her zaman için açık olmalıdır, açık olmadığı takdirde şiddet

ortaya çıkar, yaptığım siyasetten ve demokratik kurumların faaliyetlerinden

dolayı burada bulunmaktayım ..."

16. Başvurucunun müdafileri ise tutuklama nedenlerinin

bulunmadığını belirterek müvekkillerinin serbest bırakılmasını talep

etmişlerdir.

17. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 30/10/2016 tarihli

kararı ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan

tutuklanmasına karar verilmiştir.

18. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Şüphelinin üzerine atılı silahlı terör

örgütü kurma veya yönetme suçunu işlediğine dair kuvvetli suç varlığını

gösterir somut delillerin (Şüphelinin,PKK/KCK terör

örgütü kurucusu ve yönetici olmak suçundan hükümlü Abdullah Öcalan isimli

şahsın terör örgütünün amaçları doğrultusunda faaliyet yürütmesi için kurulması

talimatı verdiği legal yapı altında örgütlenerek illegal faaliyet yürüten

Demokratik Toplum Kongresi isimli yapının kordinasyon

kurulu üyesi olması, DTK isimli yapının terör örgütü talimatlarına istinaden

kurulduğuna dair terör örgütü lideri Abudlah

Öcalan'ın avukatları ile yapmış olduğu görüşmelere ilişkin tutanaklar, çeşitli

soruşturmalar çerçevesinde alınmış dosyda mevcut

şüpheli ve tanık beyanları, dinleme tutanakların içeriği, örgüt mensuplarınca

yapılan telsiz konuşmalarının içeriğine ilişkin dökümlerin mevcut olması,

şüphelinin bu yapı içerisinde aktif olarak yönetici pozisyonunda görev aldığını

ve yapılan çalışmaları benimsediğini beyan etmesi, şüphelinin terör örgütünün

propagandası haline dönüşen yasadışı pankarların

açıldığı, terör örgütü lideri lehine sloganlar atılan, teröristlerden şehit adı

altında bahsedilen 20'den fazla kanun dışı gösteriye katıldığı, bu gösterilerin

bir kaçında konuşma yaparak terör örgütünün amaçlarını benimsediği, terör

örgütü liderinden önder sayın öcalan diye bahsettiği,

silahlı terör örgütü'nün kolluk kuvvetlerine karşı

girişmiş olduğu yasa dışı silahlı eylemleri direniş diye nitelendirdiği, tüm bu

yukarıdaki hususlar birlikte değerlendirildiğinde Yargıtay 16. Ceza Dairesinin

yerleşmiş içtihatlarında belirtildiği gibi şüphelinin eylemlerinin terör örgütü

üyeliği veya yöneticiliği suçunun oluşması bakımandan

gerekli olan süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik unsurlarını bir arada taşıdığı

ve tüm dosya kapsamı) mecut olması dikkate

alındığında,

Şüpheli hakkında 5271 Sayılı CMK’ 100/1

maddesinde belirtilen “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin”, Anayasanın 19/3. maddesinde belirtilen “kuvvetli belirti“ in

(şüphe) ve AİHS’ in 5/1-c. maddesinde belirtilen “makul şüphenin” bulunduğuna

dair hakimliğimizi ikna edebilecek bilgi ve somut deliller var olduğu...

... Şüphelinin üzerine atılı silahı terör

örgütü kurma ve yönetme suçunun nitelik itibariyle 5271 Sayılı CMY'nun 100/3-a11 maddesindeki belirtilen katalog suçlar

içerisinde yer olması, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin bulunduğuna yönelik yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında

isnad edilen suçlamanın işlendiği hususunda kuvvetli

şüphe sebeplerinin bulunduğu anlaşılmakla; şüpheli hakkında CMY'nun

100/3-a11 maddesinde belirtilen tutuklama nedeni var olduğu ... tutuklama

tedbirinin ölçülü olması bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağı anlaşıldığından tutuklanmasına ... [karar verildi.]"

19. Başvurucu 8/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hâkimliği 11/11/2016 tarihinde "soruşturma dosyasında mevcut olay tutanakları görüntü

tespit tutanakları terör örgütüne müzahir internet sitelerinde yayınlanan örgüt

çağrıları alıntıları ile değerlendirme tutanakları nazara alındığında

şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetlu

suç şüphesi oluşturan somut delillerin bulunması sorgu tutunaklarında

belirtilen delil durumunda herhangi bir değişiklik bulunmadığı atılı suç için

öngörülen cezanın miktarı dikkate alındığında kaçma ve delilleri karartma

şüphesi bulunduğu bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı,

tutuklama tedbirinin orantılı ve ölçülü olduğu" gerekçeleriyle itirazın reddine karar

vermiştir.

20. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliği 11/1/2017 tarihinde

yaptığı inceleme sonunda başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar

vermiştir. Başvurucunun itirazı üzerine Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği

19/1/2017 tarihinde "delil durumunda

herhangi bir değişiklik olmadığı, Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nin

2017/337 D.İşile verilen kararda herhangi bir

isabetsizlik görülmediği, kararda belirtilen gerekçeler dikkate alındığında

kararın usul ve yasaya uygun olduğu, şüphelinin tutukluluk halinin sonlandırılmasını

gerektirecek nitelikte henüz yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama

nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından tutuklama tedbirinin bu aşamada

ölçülü olduğu" gerekçeleriyle itirazın reddine karar vermiştir.

21. Anılan karar 23/1/2017 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

22. Başvurucu 23/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

23. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 23/1/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, kanuna

aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların

hareketlerine katılma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından

cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

24. İddianamede başvurucu hakkında ileri sürülen iddialar özetle

şöyledir:

i. Başvurucunun PKK/KCK terör örgütünün tabana yayılması için

oluşturulduğu iddia edilen DTK'nın kuruluş sürecinde

görev aldığı, ayrıca DTK tarafından organize edilen birçok etkinliğe katıldığı

soruşturma mercilerince ileri sürülmüştür. İddianamede PKK/DTK ilişkisi şu

şekilde ifade edilmiştir:

"PKK/KCK terör örgütünün amacının ülkemiz

doğu ve güneydoğu bölgelerini de içine alacak şekilde Suriye, İran ve Irak

toprakları üzerinde Kürdistan olarak adlandırdıkları bölgede marksist/leninist ilkeler

doğrultusunda Bağımsız Birleşik Kürdistan Devleti kurmak olduğu bilinmektedir.

Bu kapsamda birinci aşama olarak Türkiye, Suriye, İran ve Irak ülkelerinde

özerk yönetimlerin oluşturulması, ikinci aşama olarak Türkiye, Suriye, İran ve

Irak ülkelerinde oluşturulan özerk yönetimlerin birleştirilmesinden müteşekkil

Kürdistan Demokratik Konfederalizminin oluşturulması,

üçüncü ve son aşama olarak ise 4 parçada oluşturulan yönetimin Bağımsız

Birleşik Demokratik Kürdistan adı altında devletleştirilmesi şeklinde

planlandığı, örgüt tarafından hayata geçirilmeye çalışılan Bağımsız Birleşik

Demokratik Kürdistan hedefinin ilk aşaması olan demokratik özerklik

stratejisinin (siyasi boyut, hukuki boyut, özsavunma

boyutu, kültürel boyut, sosyal boyut, ekonomik boyut ve diplomasi boyutu) 8

boyutta hayata geçirilmesinin hedeflendiği, belirlenen bu hedeflerin hayata

geçirilmesi kapsamında Demokratik Toplum Kongresi, Kent Meclisleri, Mahalle

Meclisleri, Köy Komünleri/Komiteleri, YDG-H, Komalen Jinen Azadi (Özgür Kadınlar

Birliği) gibi yapılanmalar ile aktif faaliyet yürütüldüğü, devlet kurumlarının

işlevsiz hale getirilmesi amacıyla bazı il ve ilçelerde öz yönetim adı altında

demokratik özerklik ilan edildiği, Abdullah Öcalan tarafından 'Yerel birimlerin

daha güçlü hale getirilmesini, idari yapıda özerk yönetim birimleri olarak

yapılandırılacak bölgesel meclislerin kurulmasını, tüm yerel birimlerde meclis

sistemini esas alan bir modelin geliştirilmesini, bölgede emniyet ve adalet

hizmetlerinin ortak yürütülmesini' şeklinde ifade edilen ve politik idari bir

yapılanma olarak tanımlanan demokratik özerkliğin ilk aşama olarak

değerlendirildiği, uzun vadedeki ana hedefin ise Birleşik Bağımsız Demokratik

Kürdistan olduğu ...

PKK/KCK silahlı terör örgütünce ... önderlik

olarak nitelendirilen Abdullah Öcalan’ın 26/9/2007 tarihinde avukatları ve ...

önderlik komitesi aracılığıyla terör örgütünün yönetimine ve müzahir oluşumlara

vermiş olduğu talimatlar neticesinde terör örgütünün 2000 yılı sonrası süreçte

yeniden yapılandırıldığı, özellikle 2007 yılında KCK örgütlenmesinin teorik ve

pratik olarak bizzat Abdullah Öcalan’ın talimatlarıyla şekillendirildiği, bahsi

geçen süre zarfında KCK' nın PKK/KCK silahlı terör

örgütünün çatı örgütlenmesi pozisyonuna ulaştığı, yine yurdumuzda ... özerk bir

bölge oluşturma amacı kapsamında bölgesel bir meclis pozisyonunda olması

hedeflenen ve KCK tarafından doğrudan yönetilen/yönlendirilen DTK

örgütlenmesinin de bizzat Abdullah Öcalan’ın talimatlarıyla 26-27-28/10/2007

tarihinde Diyarbakır ilinde Demokratik Toplum Partisi (DTP) il binası

içerisinde bu partiye ait milletvekilleri, çevre il ve ilçelerden gelen DTP

Belediye Başkanları ve delegeler ile birlikte yaklaşık 500 kişinin katıldığı

sözde 1. Olağan Genel Kurul ile kuruluş aşamasına geçtiği ..."

ii. Başvurucunun Kongeya Jinen Azad Derneğinin -Özgür Kadınlar Kongresi Derneği-

(KJA) yöneticisi ve bu derneğin çıkarmış olduğu Kovara

Jinen Azad (KJA) isimli dergide imtiyaz sahibi

olduğu, söz konusu KJA Derneğinde yapılan aramada Abdullah Öcalan'a ait, PKK

örgüt mensuplarının posterlerinin ve PKK propagandası içeren basılı dergi ve

kitapların ele geçirildiği, bu Derneğin ve Dernek çerçevesinde yayımlanan

yayınlarda PKK propagandası yapıldığı, bu kapsamda suç teşkil eden eylemlerde

Derneğin yöneticisi ve yayınlarının imtiyaz sahibi olan başvurucun sorumlu

olduğu ileri sürülmüştür. 22/11/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile söz konusu

Dernek kapatılmıştır.

iii. Başvurucunun DTK yönetciliği

dışında çeşitli tarihlerde PKK/KCK'nın propagandasını

yaptığı, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet ettiği ileri sürülmüş ancak bu eylemelerin 2/7/2012 tarihli

ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve

Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun kapsamına dâhil olmasından dolayı erteleme

kararı verildiği belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun çeşitli tarihlerde PKK/KCK silahlı terör

örgütünün propagandasını yaptığı, 2911 Sayılı Kanun'a muhalefet ettiği ve kendine

ait Twitter hesabından PKK terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- Başvurucu tarafından yapıldığı belirtilen eylemlerin ve

konuşmaların bazıları özetle şöyledir:

i. 29/1/2012 tarihinde Diyarbakır'da yapılması planlanan Kürt Sorununun Çözümü için Müzekkere ve Özgürlük

konulu açık hava toplantısının Valilik tarafından yasaklanmasını protesto etmek

amacıyla Barış ve Demokrasi Partisi İl Başkanlığınca yapılan toplantıda Barış

ve Demokrasi Partisi (BDP) il yönetimi ve milletvekillerinin olduğu,

başvurucunun da bu eyleme katıldığı ve yaptığı konuşmasında "... bu mitingi yasaklayanlar kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecriti protesto etmek amacıyla miting düzenleyen

halkımızın önüne yasaklama kararı koyanlar bu yasakların halkların demokratik

birliğine koymuşlardır." şeklinde açıklamalarda bulunduğu,

açıklamanın yapıldığı sırada topluluğun Abdullah Öcalan'ın fotoğrafının olduğu

flamaları ve PKK'yı simgeleyen pankartların taşındığı, böylece terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

ii. 2012 yılı nevruz kutlamalarıyla ilgili olarak www.fıratnews.ws isimli sitenin 13/3/2012

tarihli yayınında “KCK yürütme konseyi

başkanı Murat Karayılan’ın Amed ve İstanbul nevrozu

önemli, nevroz isyanın zafere ulaştığı bir gündür, nevroz her tarafta özgürlük

mücadelesinin verildiği bir gündür, Amed nevrozunu

büyük bir şenlik havasıyla kutlamak üzere herkesi Amed

nevrozuna katılmaya çağırıyorum ... KCK operasyonlarına karşı bir duruş olacak”

şeklindeki çağrısı üzerine 18/3/2012 tarihinde, içinde başvurucunun da

bulunduğu BDP yöneticilerinin Diyarbakır'da nevruz programı düzenledikleri, bu

kapsamdaki protestolarda birçok olayın çıktığı, başvurucunun ön saflarda yer

aldığı, güvenlik güçlerinin tedbirlerine zor kullandığı, böylece 2911 sayılı

Kanun'a muhalefet ettiği ve terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

iii. 15/4/2012 tarihinde Diyarbakır'da yapılacak açık hava

konserinin Diyarbakır Valiliği kararı ile yasaklanmasını protesto etmek için

birden çok kişinin bir araya geldiği, BDP İl Başkanlığı tarafından organize

edilen eylemde başvurucunun basın açıklaması yaptığı, bu açıklamasında Abdullah

Öcalan'ı övdüğü, “Bahar Ortadoğuya

dayanmışken bu baharı Kürtlerin yaşamaması (yaşaması) engellenmektedir.”

sözleriyle ülkenin güneyinde gerçekleşen halk ayaklanmalarına atıfta bulunarak

Kürt halkını ayaklanmaya teşvik ettiği, söz konusu yasa dışı eylemlerin en ön

safında yer aldığı, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri

sürülmüştür.

iv. 18/9/2015-19/9/2015 tarihlerinde Diyarbakır'da bir parkta

Demokratik Bölgeler Partisince (DBP) öz yönetim konulu bir etkinlik

düzenlendiği, bu toplantıda KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese

HOZAT'ın özerklik ilanlarının her yerde yapılmasını

savunduğu, bu kişinin Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan açıklamasında "Öz yönetim ilanlarının ve uygulamalarının her

yerde geliştirilmesi gerekiyor, devletin her türlü yönelimi karşısında daha çok

güçlü bir şekilde toplumsal direniş ve öz savunmayla kendi sistemini halkımızın

savunması gerekiyor. Öyle olmalı ki polis tek bir kişiyi tutuklamaya dahi

cesaret edemesin, polisin mahallellere girişine izin

verilmemelidir, halkımız devletin hiç biri kurumuna ihtiyaç duymadan kendi

sistemini inşa edip, kendini yönetmeli ve savunmalıdır."

şeklinde özerklik konusunda açıklamalarda bulunduğu, başvurucunun da aynı

tarihte PKK/KCK terör örgütünün talimatları ve yol haritasından hareketle

yapmış olduğu basın açıklamasında terör örgütü propagandası yaptığı ileri

sürülmüştür.

v. 6/2/2016 tarihinde PKK mensuplarınca Güneydoğu Anadolu

Bölgesi'nde PKK/KCK terör örgütülerine yönelik olarak

güvenlik güçlerinin yapmış olduğu operasyonları kınamak amacıyla barış nöbeti

tutma eylemi ve bu eylem kapsamında basın açıklamalarının yapıldığı,

başvurucunun burada yaptığı konuşmada "...bugün

burada daha sürecin başında E.V.nın cenazesine ölümü

bile fazla görüp, soyup sokağın ortasına atıp, onun bedeninin çıplaklığıyla

çıplak kalan devlete, katil devlete, utanın demek için biraraya

geldik buraya... Kürdistan bu ülkenin parçasıdır ve demokratik özerk Kürdistan

demokratik Türkiye'nin olmazsa olmazıdır." şeklinde

açıklamalarda bulunduğu, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri

sürülmüştür.

vi. 13/2/2016 tarihinde PKK/KCK'ya

müzahir bir televizyonda KCK yürütme konseyince “Sur ve Cizre’de gerçekleşen öz yönetim direnişlerini sahiplenelim.”

çağrısı üzerine 15/2/2016 tarihinde Diyarbakır'ın Sur bölgesinde PKK

mensuplarına karşı gerçekleştirilen operasyonları protesto etmek amacıyla

başvurucunun da ön saflarında yer aldığı bir grup tarafından Diyarbakır'da

eylem gerçekleştirildiği, bu eylemde aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın

yakalanmasının protesto edildiği, eylemde yer alan grubun “Yaşasın Sur direnişi”, “Öndersiz yaşam olmaz.” şeklinde sloganlar

attığı, başvurucunun burada yaptığı açıklamada ise Abdullah Öcalan’ın

yakalanmasını uluslararası bir komplo olarak ifade ettiği, böylece terör

örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

vii. 27/2/2016 tarihinde Diyarbakır'ın Sur bölgesinde PKK

mensuplarınca hendeklerin kazılması, yollara ve sokaklara barikat kurularak PKK

mensuplarınca ilçede devlet egemenliğinin engellendiği, bu kapsamda Sur

ilçesinde başlatılan operasyonları protesto etmek amacıyla Diyarbakır'da

yaklaşık bin beş yüz kişilik bir grubun toplandığı, bu grubun “Her yer Suriçi, her yer

direniş”, “PKK halktır, halk burada”,

“Suriçinde direnen

gerillaya bin selam”, “PKK

intikamdır”, “Gerilla gerilla” şeklinde sloganlar atıldığı, olaydan

bir gün önce 26/2/2016 günü PKK/KCK'ya müzahir bir

televizyona konuşmacı olarak katılan başvurucunun PKK'nın Cizre ve Sur’da gerçekleştirmiş olduğu eylemlerden dolayı başlatılan

operasyonları protesto etmek amacıyla 27/2/2016 tarihinde yapılan bu eylemlere

halkın destek vermesi yönünde çağrıda bulunduğu, organizasyon içinde yöneticisi

olduğu KJA Derneğinin de yer aldığını belirttiği, böylece terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

viii. 8/3/2016 tarihinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

kapsamında yapılan toplantının PKK/KCK'ya müzahir bir

televizyonda canlı olarak yapılan yayında başvurucunun bir konuşma yaptığı, bu

konuşmasında "Değerli arkadaşlar

sevgili kadınlar eğer 2016, 8 Martında bir yerlere selam göndereceksek ve gurur

duyduğumuzu ifade edecekseko da direnenler olacaktır.

Sur'a selam olsun, Nusaybin'e selam olsun, Cizre'ye

selam olsun, Silopi'ye selam olsun...", PKK mensuplarına

yönelik yürütülen operasyonları kastederek "Buralara selam olsun." dediği, bu operasyonlarda

yaşamını yitiren bölücü terör örgütü mensuplarını ve gerçekleştirilmek istenen

öz yönetim, özerklik eylemlerini övdüğü, böylece terör örgütünün propagandasını

yaptığı ileri sürülmüştür.

ix. 12/4/2016 tarihinde Diyarbakır'da Demokratik Bölgeler

Partisi tarafından parti binası önünde siyasi tutuklamalar adı altında basın

açıklaması yapıldığı, başvurucunun burada yaptığı konuşmada "... sayın Öcalan'a özgürlük istedik, çözüm yolu

imralıdan geçer dedik, ... öz yönetimleri tanıyın

dedik... Sur'daki abluka kalksın diye günlerce nöbet

tutarken aynı şeyleri söyledik, demokrasi dedik, özgürlük dedik, eşitlik

dedik... AKP Hukuk Devletinin ruhuna fatiha okumuştur,

öldürmüştür, fiziki olarak bir imha, katliam politikası vardır..." şeklinde

beyanda bulunduğu, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri

sürülmüştür.

x. 5/8/2016 tarihinde Diyarbakır'da "Önderliğe Sahip Çıkıyoruz" adı altında yapılan

toplantının PKK/KCK güdümünde yayın yapan bir televizyonda canlı olarak

yayımlandığı, başvurucunun burada yaptığı konuşmasında Abdullah Öcalan'ı övdüğü

ve öz yönetimi savunduğu, böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri

sürülmüştür.

xi. 11/8/2016 tarihinde Diyarbakır

Barış Anneleri adlı oluşum tarafından Abdullah Öcalan'a tecrit

uygulandığı ve Siirt ilinde yapılan saldırıyla ilgili Dernek binasında basın

toplantısı düzenlendiği, bu toplantıda başvurucunun yapmış olduğu konuşmasında "...analara 15 gün verilmiştir, 15 gün sonra sizinde sonunuz gelecek denmiştir, 15 gün sonra devletni yapacağı bir operasyon daha mıdır?,... bu analar

tam da Diyarbakır'da koşu yolu parkında öcalan siyasi

idaremdir dedikleri için aylarca cezaevinde tutuklu kaldılar,

yargılandılar..." şeklinde açıklamalarda bulunduğu, böylece

terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

xii. PKK/KCK'ya müzahir bir

televizyonda 31/8/2016 tarihinde başvurucu ile yapılan röportajda "...siz posteri engelleyebilirsiniz, asılmasın engelleyebilirisiniz sayın Öcalan'ı İmralı Cezaevinde tutubilirisiniz dört duvar arasında ama onun şahsında

Türkiye'de yaşayan tüm kürdistanlı halkları özellikle

kürt halkını, ortadoğuda

yaşayan Kürtleri Avrupa'da yaşana Kürtleri esir alma arayışınız önünde bugün

var olan bir özgürlük iddiası vardır ve sayın Öcalan'ın ortaya koyduğu proje

ile şekillenmiştir..." şeklinde açıklamalarda bulunduğu,

böylece terör örgütünün propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

- Başvurucu tarafından yapılan başlıca sosyal medya paylaşımları

ile ilgili tespitler ise şöyledir:

"5 Eylül 2015 tarihli paylaşımında bölücü

terör örgütü liderinin basılı fotoğrafının olduğu tişörtleri giyen birden fazla

kadın fotoğrafı paylaşılarak 'direnişi ören kadınlarımızı dönüşümsüz açlık

grevine girdi' paylaşımının yapıldığı,

7 Eylül 2015 tarihli paylaşımında F.S. twitini reedtweedleyerek

propaganda yaptığı,

7 Eylül 2015 tarihli paylaşımında N.A. twitini reedtweedleyerek

propaganda yaptığı,

5 Eylül 2015 tarihli paylaşımında Z.P. tiwitini reedtweedleyerek

propaganda yaptığı,

6 Mart 2015 tarihinde yapmış olduğu iki

paylaşımla PKK terör örgütünün Suriye'deki kadın örgütlenmesi olan YPJ'li iki teröristin ölümüyle ilgili propaganda yaptığı,

3 Mart 2015 tarihli yapmış olduğu paylaşımında

PKK terör örgütünün Suriye kolu olan YPG terör örgütüne mensup olduğu

öldürülmüş bir teröristin fotoğrafını paylaştığı [ileri

sürülmüştür.]"

25. Savcılık,

suçlamaya konu olaylarla ilgili dosyaların "eylem bütünlüğü açısından birleştirildiğini ve bir bütün olarak suç

nitelendirilmesi yapılması yoluna gidildiğini" belirttikten

sonra başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin hukuki değerlendirmelerini

ortaya koymuştur. Bu değerlendirmeler özetle şöyledir:

"...Şüphelinin PKK/KCK terör örgüt yapısı

içerisinde yer alan DTK'da DTK sözcülüğü,

koordinasyon kurulu üyeliği gibi üst düzey yönetici olarak görev yaptığı,

şüphelinin bu eylemiyle silahlı terör örgütünün yapısı içerisinde üst düzey

yönetici olduğu, şüphelinin kendi ikrarı, iletişimin tespiti, teknik araçlarla

izleme ve dosya kapsamındaki tüm delil ve belgeler neticesinde somut delillerle

tespit edildiği, şüphelinin bu eylemiyle Türk Ceza Kanunu 314/1 fıkrasında

belirtilen suçu işlediği...

...Şüphelinin 2012 yılından başlayarak

yakalandığı tarihe kadar gerek PKK/KCK terör örgütüne destek vermek amacıyla

organize eden toplantılara katılarak yapmış olduğu konuşmalarda gerekse de

yukarıda belirtilen açık kaynak araştırması sonucu elde edilen terör örgütü propagandası

niteliğindeki paylaşımları ile yöneticisi olduğu KJA Derneğinde elde edilen

delil ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin farklı tarihlerde

terör örgütü propagandası suçunu işlediği,

...Şüphelinin 14 defa terör örgütü propagandası

suçunu işlediği, 1 defa 2911 sayılı yasanan 28/1

fıkrasına muhalefet ettiği, şüphelinin sosyal medya hesabı olan twitter hesabı üzerindeki paylaşımlarının birden çok olması

ve yapılan paylaşımlarının zaman aralığının kısa olmasından kaynaklanarak TCK

43 kapsamındaki zincirleme suç hükümlerinin oluştuğu, bu çerçevede şüphelinin 1

defa 2911 sayılı yasanan 28/1 fıkrası gereği, 14 defa

terör örgütü propagandası yapmak suçu kapsamında cezalandırılması,

...Şüphelinin DTK kapsamındaki eylemleri

çerçevesinde örgüt yöneticisi olduğu hususunun tespitiyle beraber şüphelinin

farklı tarihlerde birden çok kez terör örgütü propagandası suçunu işlediği

hususlarının tespit edildiği... [anlaşılmaktadır.]"

26. Başvurucu hakkındaki dava Diyarbakır 5. Ağır Ceza

Mahkemesine tevzi edilmiş,3/2/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

verilmiş ve E.2017/110 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

Aynı tarihte yapılan tensip incelemesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına da karar verilmiştir.

27. Başvurucu 4/5/2017 tarihli duruşmada savunmasının

alınmasından sonra söz konusu yargılama kapsamında tahliye edilmiştir.

28. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Gözaltı" kenar başlıklı 91.

maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en

yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama

anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama

yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

...

(5)

Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin

Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii

veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,

hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh

ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.

Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu

kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma

evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir."

30. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen

ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı

verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

31. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

32. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı

halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar

verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

d) Her türlü taşıtları veya bunlardan

bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü

belgesini teslim etmek.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

34. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

35. 5271 sayılı Kanun'un

"Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"

kenar başlıklı 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ile (3) ve

(4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Müdafiin

dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim

kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin

yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin

ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır

bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında,

ikinci fıkra hükmü uygulanmaz."

(4)

Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya

içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve

belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir."

36. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

37. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör tanımı" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada

belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik

düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,

Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

38. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar

doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan

suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

39. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında

yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

40. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları

işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya

adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin

olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan

cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine,

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 11/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu; haksız ve hukuka aykırı olarak hakkında yakalama

ve gözaltı tedbirlerinin uygulandığını, bu tür müdahalelere karşı etkili bir

itiraz yolunun bulunmadığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

43. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

45. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

46. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

47. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile

kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin

bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü açıktır. Bununla birlikte aynı

Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

belirtilmektedir (Zeki Orman, B.

No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

48. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca

[GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

49. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrum kalmanın sona ermesi

bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin olması mümkün

görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa kişi, hâkim

tarafından tutuklandığından gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu yönündeki

bir tespit ve ihlal kararı tutuklu

kişinin serbest kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel

başvuru kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak -talep etmesi

hâlinde- başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

50. Başvurucu, yakalama ve gözaltı kararlarına karşı etkili bir

itiraz yolunun bulunmadığını ileri sürmüş ise de somut olayda başvurucu

hakkında verilen yakalama ve gözaltı kararının hukuka uygun olup olmadığı 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Nitekim

Yargıtay uygulaması (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve

E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı) da bu kapsamdaki taleplerle ilgili

olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde

kapsamında açılacak dava yoluyla gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu tespit

edildiğinde başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

52. Başvurucu; isnat edilen eylemlerin ifade özgürlüğü ve

toplantı ve gösteri hakkı kapsamında olduğu gerekçeleriyle tutuklanmasının

hukuki olmadığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

53. Başvurucuya göre soruşturmaya ve isnada konu suçların tamamı

değişik tarihlerde bir milletvekiliyken katıldığı miting, basın açıklaması ve

konferanslar gibi etkinliklerde yaptığı konuşmalardır. Bu faaliyetler ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekirken suça konu edilmiştir.

54. Başvurucu, tutuklama kararının hukuka aykırı olarak

verildiğini, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının somut ve

hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan bir

delilin bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca eski bir milletvekili

olması nedeniyle adli kontrol hükümlerinin uygulanması yerine ölçülük ilkesinin ihlal edilerek hakkında tutuklama kararı

verildiğini belirtmiştir.

55. Başvurucu ayrıca tutuklama kararının HDP mensubu eski bir milletvekili

olarak siyasi faaliyetlerini engelleme ve bu faaliyetleri nedeniyle kendisini

cezalandırma amacını taşıdığını ileri sürmüştür. Son dönemde Kürt

siyasetçilerin ve muhalefet odağındaki herkesin yargı ve Hükûmet tarafından

hedef alındığını ve onlarcasının gözaltına alınıp tutuklandığını, böylelikle

muhalefetin susturulmasının hatta muhalif milletvekillerinin siyaset yapmasının

imkânsız hâle gelmesinin hedeflendiğini söyleyen başvurucuya göre hakkındaki

tutuklama tedbiri, Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saiklerle

uygulanmıştır.

56. Sonuç olarak başvurucu, Anayasa'nın 19. maddesinde ve Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 5. ve 18. maddelerinde belirtilen kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde

bulunmuştur.

b. Değerlendirme

57. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

58. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

59. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

60. Genel ilkeler için Gülser Yıldırım (2),§§ 110-124.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

61. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, silahlı terör

örgütü kurma veya yönetme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır.

62. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

63. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

64. Başvurucunun tutuklanmasına karar veren Diyarbakır 1. Sulh

Ceza Hâkimliği başvurucunun bazı konuşmalarına ve DTK bünyesindeki

faaliyetlerine değinerek PKK silahlı terör örgütünü kurma ve yönetme suçu

yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 18).

65. Kamuoyunda hendek

olayları olarak bilinen terör olaylarının yaşandığı dönemde PKK

aralarında Sur, Cizre, Nusaybin ve Silopi'nin de bulunduğu -PKK Doğu ve

Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki- bazı yerleşim yerlerinde cadde ve sokaklara

hendekler kazıp barikatlar kurmak, bu barikatlara bomba ve patlayıcılar

yerleştirmek suretiyle şehirlerin bir kısmında hâkimiyet kurmaya çalışmıştır.

Güvenlik görevlileri bu hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması,

böylelikle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmıştır.

Bu kapsamda Sur, Cizre, Silopi, Silvan ve İdil'de de operasyonlar

gerçekleştirilmiş, bu operasyonlarda çok sayıda ağır silah ve patlayıcı madde

ele geçirilmiş, hendekler kapatılmış, barikatlar kaldırılmış ve ayrıca çok

sayıda terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve

çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz güvenlik görevlisi de hayatını

kaybetmiştir (bkz. § 8).

66. Soruşturma mercilerinin yaptığı tespitlere göre başvurucunun

bu olayların yaşandığı dönemde Diyarbakır'da yaptığı açıklamada Cizre, Sur,

Nusaybin ve Silopi’de PKK mensuplarına yönelik yürütülen operasyonlarda

yaşamını yitiren PKK mensuplarını övdüğü, bunlara selam gönderdiği, bu yerlerde

PKK mensuplarınca gerçekleştirilmek istenen öz yönetim, özerklik gibi eylemleri

desteklediği, buna karşılık güvenlik kuvvetlerinin yürüttüğü mücadeleyi ise

katliam olarak nitelediği ileri sürülmüştür.

67. Başvurucunun aynı tarihlerde PKK terör örgütüne müzahir bir

televizyondaki PKK'nın Cizre ve Sur’da

gerçekleştirmiş olduğu eylemlerden dolayı başlatılan operasyonları protesto

etmek amacıyla yapılan eylemlere halkın destek vermesi yönünde çağrıda

bulunduğu, yöneticisi olduğu KJA Derneğinin debu

faaliyetin yanında yer aldığını belirttiği, bu çağrılar üzerine 27/2/2016

tarihinde yaklaşık bin beş yüz kişilik bir grubun toplandığı ve“Her yer Suriçi, her yer

direniş”, “PKK halktır, halk

burada”, “Suriçinde direnen gerillaya bin selam”, “PKK intikamdır”, “Gerilla gerilla”

şeklinde sloganlar atıldığı ifade edilmiştir.

68. Hâkimliğin kararında başvurucunun farklı tarihlerde yaptığı

konuşmalarda PKK'nın hendek kazmak suretiyle özerk yönetimler oluşturma hedefi doğrultusundaki

eylemlerini meşru gösterdiği, bu konuda yapılan protesto eylemlerine katılmak

için çağrıda bulunduğu ve kendisinin de bu eylemlere katıldığı, KCK sözleşmesi

kapsamında faaliyet gösteren DTK'nın faaliyetlerine

katıldığı belirtilerek terörle bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli suç

şüphesinin bulunduğu ifade edilmiştir.

69. Öte yandan başvurucu tarafından yapılan konuşmalar hendek

olaylarının en yoğun şekilde yaşandığı yerlerden biri olan Diyarbakır'da

gerçekleşmiştir. Bu itibarla soruşturma mercilerinin başvurucunun siyasi

konumunu -eski bir BDP milletvekili olması-, söz konusu konuşmaların yapıldığı

dönemi ve yerleri, konuşmaların içeriğini ve bağlamını birlikte dikkate alarak

terörle bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabul etmelerinin

temelsiz olduğu söylenemez.

70. Başvurucunun ayrıca 3/3/2015-6/3/2015 ve 5/9/2015-7/9/2015

tarihlerinde kendine ait Twitter hesabından Abdullah

Öcalan'ın basılı fotoğrafının olduğu tişörtleri giyen birden fazla kadının

fotoğrafını ve "Direnişi ören

kadınlarımızı dönüşümsüz açlık grevine girdi." şeklindeki

yazıyı, PKK'nın Suriye'deki örgütlenmesi olan YPJ'li

iki kişinin ölümüyle ilgili fotoğrafı ve PKK'nın Suriye kolu olan YPG örgütüne

mensup öldürülmüş bir kişinin fotoğrafını paylaştığı ileri sürülmüştür.

Soruşturma mercilerinin PKK'yı olumlayan ve sempatik

gösteren ifadeler içeren söz konusu konuşmaların, resimlerin terörle bağlantılı

bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz olduğu

söylenemez.

71. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

72. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

73. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütü

kurma ve yönetme suçuna ilişkin olarak kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına,

suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan

katalog suçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. §§ 18, 19).

74. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü kurma ve yönetme suçları, Türk hukuk sisteminde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleridir. İsnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen cezanın

ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (Aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan bu suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır.

75. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

76. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169, 20/06/2017, § 268; Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/07/2017, § 76).

77. Başvurucunun tutuklanmasına konu suçların genel olarak 2012

yılı Ocak ayı ile 2016 yılı Ekim ayı arasındaki eylemlere ilişkin olması,

dolayısıyla iddia edilen suçların işlendiği tarihten uzunca bir süre sonra

tutuklama tedbirine başvurulması nedeniyle somut olayda ayrıca soruşturma

süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olup olmadığının da incelenmesi

gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki -suç tarihi ile tutuklama

tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu- bazı olaylara ilişkin

başvurularda tutuklamanın gerekliliğine dair incelemede bulunmuştur (Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016§§ 139-141; Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, §§ 228-232).

78. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında ve iddianamede beş

yıllık süre içinde işlendiği ileri sürülen birçok eylem mevcuttur. Bu kapsamda

çok sayıda soruşturma yürütüldüğü görülmektedir. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesi tarafından kuvvetli belirti olduğu kabul edilen eylemler genel olarak

2015 yılı sonu ve 2016 yılı başlarında işlenmiştir. Başvurucunun terörle

bağlantılı olarak suç işlediğine yönelik kuvvetli belirti oluşturan fillerin

gerçekleşme tarihinden kısa bir süre sonra başvurucu hakkındaki çok sayıda

soruşturma dosyasının -eylemlerin birlikte değerlendirilmesi bakımından-

birleştirildiği ve başvurucunun 2016 yılı Ekim ayında gözaltına alınıp

tutuklandığı görülmektedir. Dolaysıyla somut olayda soruşturma süreci

bakımından tutuklamanın ölçülü/gerekli olmadığını söylemek mümkün değildir.

79. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64).

80. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat

edilen suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez (Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No:

2016/25189, 21/12/2017, § 176).

81. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla gerçekleştirildiği

iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu değildir.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

83. Başvurucu; hakkındaki gözaltı ve ifade süreçlerinde

suçlamalara dair ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını

inceleme talebinin kısıtlama

kararı gerekçe gösterilerek kabul edilmediğini, kendisine yönelik suçlamaları

ve bunların delillerini öğrenemediğini, böylelikle silahların eşitliği ilkesine

riayet edilmediğini, bu nedenle savunma yapma ve tutukluluğa etkili bir şekilde

itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

84. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

85. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

86. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §

168).

87. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

88. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbest

bırakılma taleplerinin incelenmesinde silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B.

No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30). Silahların eşitliği ilkesi, davanın

taraflarının usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve

taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia

ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip

olması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava

dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bu

nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını

gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).

89. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece

kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın

19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilen

bilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir

listesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm

delillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).

90. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya, erişimi kısıtlanan

belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucunun tutukluluk

kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş olması

durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere erişiminin

olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve bu nedenle

de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme imkânını elde

ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi, tutukluluğa temel

teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

91. Başvuru formunda soruşturma dosyası hakkında gizlilik kararı

bulunduğu ileri sürülmüş ancak bu kararın Savcılık ya da hangi mahkeme

tarafından, hangi tarihte verildiğine ilişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.

92. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği/tensip

zaptının hazırlandığı 3/2/2017 tarihi (bkz. § 26) itibarıyla kısıtlılık, 5271

sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden

sona ermiş bulunmaktadır.

93. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar, değişik tarihlerde yaptığı

basın açıklamaları, katıldığı toplantılar veDTK

kapsamındaki faaliyetlerine ilişkindir. Başvurucu, Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında üzerine atılı suçlamaları

anladığını belirtmişve bu kapsamda sorulan sorulara

cevap verdiği görülmüştür (bkz. § 13).

94. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 3/10/2016 tarihli tutuklama talep yazısı

incelendiğinde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde

açıklamada bulunulduğu görülmektedir. Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla

ilgili bilgi ve delillere yer verilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik

olarak da değerlendirmelerde bulunulmuştur (bkz. § 14). Anılan talep yazısı

sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya

okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında başvurucuya isnat edilen suçların okunup

anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu sırasında suçlama konusu

olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu, sorulan sorulara cevap verdiği

görülmektedir (bkz. § 15). Hâkimlik, tutuklama kararında da tutuklamaya konu

edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili ayrıntılı değerlendirmelerde

bulunmuştur (bkz. § 18). Ayrıca başvurucunun tutukluluğa itiraz dilekçesinde de

usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla

başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara

ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu

sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

95. Dolayısıyla suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten

yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile

suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvurucuya veya müdafiine

bildirildiği, başvurucuya bunlara itiraz etme imkânı verildiği ve tutuklamaya

temel oluşturan delillerin nitelikleri dikkate alındığında salt kısıtlılık

kararı nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığı

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

96. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânı verilmediği iddiasına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade Özgürlüğünün

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

97. Başvurucu, soruşturmaya ve tutuklamaya konu suçların

tamamının ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri hakkı kapsamında kalan değişik

tarihlerde katıldığı miting, basın açıklaması, konferanslar gibi etkinliklerde

yaptığı konuşmalar olduğunu belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

98. Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri,

dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları gibi diğer

temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle tutuklamanın

hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını

değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da tutukluluğun

süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak diğer temel hak

ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; Hidayet

Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu,

§§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§

105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014 §§

61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No:

2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan,

B. No: 2013/9895, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, §§ 60-74).

99. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 61-82). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate

alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri

nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı

bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

100. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğünün ihlal ettiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı

açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

11/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu

:

Ayla AKAT

ATA

Vekili

:

Av. Gülşen

ÖZBEK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/5037, 11 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. No: 2015/7231, 17/5/2016§§ 139-141; Süleyman
  12. B. İfade Özgürlüğünün
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Özgüldür
  15. Gökcan
  16. Turan
  17. Ata
  18. Özbek
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/5037
Tarih
11 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Bedrettin Sumbül ve Mürüvet Sumbül Başvurusu (B. No: 2015/4664)
  • Pirfani Şahin Başvurusu (B. No: 2014/5755)
  • Gökhan Özdemir Başvurusu (B. No: 2015/3616)
  • Hulusi Özkan Başvurusu (B. No: 2015/18638)
  • Sevinç Hocaoğulları Başvurusu (B. No: 2015/271)
  • Peter Wırth Başvurusu (B. No: 2015/3379)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.