İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayşe Akkaya Başvurusu (B. No: 2013/9393)

1. Başvuru; Millî Savunma Bakanlığı aleyhine açılan

Başvuru No2013/9393Tarih14 Nisan 2016Okuma40 dk · 8.037 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ayşe Akkaya Başvurusu

Karar tarihi
14 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/9393
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.037 kelime·40 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; Millî Savunma Bakanlığı aleyhine açılan

kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davasında uyuşmazlık konusu taşınmaz

için emsallerine göre düşük bedel belirlendiği, dava sonunda hükmedilen

tazminatın hâlen ödenmediği, söz konusu tazminata hatalı faiz oranının

uygulandığı, faiz hesaplamalarının da hatalı yapıldığı, yargılama devam ederken

gerçekleşen kanun değişikliği nedeniyle nispi yerine maktu vekalet ücretine

hükmedildiği veyargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığı nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 11/3/2014tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı 25/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/7/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş 31/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 6/8/2015 tarihinde ibraz

etmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Ankara ili Etimesgut ilçesi Bağlıca köyünde

bulunan taşınmazına Millî Savunma Bakanlığınca fiili olarak el konulduğunu

öğrenmesi üzerine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca 22/2/2012 tarihinde

idareden uzlaşma talebinde bulunmuş ve idarece taşınmaz için teklif edilen

8.760 TL'lik bedelin başvurucu tarafından kabul edilmemesi üzerine 2/4/2012

tarihinde uzlaşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.

9. Uzlaşmanın sağlanamaması nedeniyle başvurucu 2/4/2012

tarihinde Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Millî Savunma Bakanlığı

aleyhine kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır.

10. Mahkemece yargılama sürecinde dava konusu taşınmazın askerî

alanda kalması nedeniyle kadastro parseli vasıtasıyla arsa niteliği kazandığı

görülmüş, inşaat mühendisleri ve mülk bilirkişilerinden oluşan beş kişilik

bilirkişi heyeti beraberinde keşif yapılmış ve ardından heyetçe taşınmaz

emsalleri ile karşılaştırılarak, eksik ve fazla yönleri ile değerlendirilerek

bilirkişi raporu hazırlanmış, raporda taşınmazın dava tarihi itibarıyla m²

değerinin 165 TL olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Mahkemenin aynı askerî alan

içerisinde kalan ve aynı parselde bulunan bir başka taşınmaz ile alakalı

yürüttüğü yargılama dosyasında verilen kararın Yargıtay denetiminden de geçerek

kesinleşmiş olduğu hususu gözetilerek bilirkişi heyetinin yapmış olduğu tespit

uygun bulunmuştur.

11. Yargılama sonunda Mahkemenin 20/11/2012 tarihli ve

E.2012/460, K.2012/573 sayılı kararı ile 33.000 TL tazminatın dava tarihinden

itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine, ilgili

taşınmazın Hazine adına tesciline, başvurucu lehine avukatlık ücret tarifesi

uyarınca 3.880 TL vekâlet ücretinin takdirine, yargılama boyunca başvurucu

tarafından yapılan 54,15 TL yeni dava masrafı, 57 TL tebligat gideri, 105 TL

müzekkere masrafı, 513,55 TL bilirkişi ve keşif ücreti, 460,35 TL ıslah harcı

olmak üzere toplam 1.190,05 TL yargılama giderinin davalı idareden tahsiline

hükmedilmiştir.

12. Başvurucu Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararını dayanak

alarak Ankara 8. İcra Müdürlüğü nezdinde 26/3/2013 tarihinde borçlu idare

aleyhine icra takibi başlatmış, bu kapsamda idareye 29/3/2013 tarihinde icra

emri tebliğ edilmiş ve takip kesinleşmiştir.

13. Ayrıca İlk Derece Mahkemesi kararı üzerine başvurucu

3/1/2013 tarihli dilekçesi ile temyiz talebinde bulunmuş, kararın düzeltilerek

onanmasını istemiştir. Söz konusu temyiz dilekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"...

İlam, hüküm kısmı 5. Madde bilirkişi ve keşif

ücretlerinde, eksik hesaplama yapılmıştır. Bilirkişi heyetine toplam 1200 tl.; keşif harcı 148,55 tl.;

keşif aracına 65 tl. olmak

üzere toplam 1413,55 tl. Bilirkişi ve keşif masrafı

yapılmış iken ilamda -513,55 tl yazılarak- eksik

olarak hüküm kurulması ilamın düzelterek onanmasını gerektirmektedir.

..."

14. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı idare de 7/1/2013

tarihli dilekçesi ile temyiz talebinde bulunmuş, uyuşmazlık konusu taşınmaz

için daha önce usulüne uygun tebligat ve kamulaştırma işlemleri yapıldığını

belirterek temyiz incelemesi sonunda yasa ve hukuka aykırı olan kararın resen

tespit edilecek sebeplerle bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

15. Temyiz talepleri üzerine dava dosyası Yargıtaya

gönderilmiş, dosya üzerinde temyiz incelemesi devam ederken 24/5/2013 tarihli

ve 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu’nun geçici 6. maddesinin yedinci fıkrası değiştirilerek

geçici 6. madde uyarınca açılan davalarda nispi vekâlet ücreti yerine maktu

vekâlet ücreti uygulanacağı, onuncu fıkrasıyla da değişen hükümlerin

kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu

düzenleme 11/6/2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak bu tarihte yürürlüğe girmiştir.

16. Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 5. Hukuk Dairesi

1/10/2013 tarihli ve E.2013/8158, K.2013/16199 sayılı ilamı ile kararı

düzelterek onamıştır. İlamın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Mahallinde yapılan keşif sonucu, taşınmazın

dava tarihindeki değerinin biçilmesinde ve alınan rapor uyarınca bedelinin

tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;

1-Davalı

idarenin harçtan muafiyetine karar verildiği halde, harcın yatırana iadesi

yerine, yargılama giderlerine katılmak suretiyle idareden tahsiline karar

verilmesi, doğru olmadığı gibi;

2-11.

06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen geçici 6. maddesinin 7.

fıkrası uyarınca; vekalet ücretinin bedel tespiti davalarında öngörüldüğü

şekilde maktu olarak belirlenmesi gerektiğinden,

a)Gerekçeli kararın

hüküm fıkrasından harç ve yargılama giderlerineilişkin

bölümlerin çıkartılmasına, yerlerine (Davalı idare harçtan muaf olduğundan harç

alınmasına yer olmadığına, peşin yatırılan harcın talep halinde yatırana

iadesine, davacı tarafça yapılan toplam; 1.600,00-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine) cümlesinin

yazılmasına,

b)Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının vekalet ücretine ilişkin 4. bendinden

(3.880,00) rakamının çıkartılmasına, yerine (1.200,00) rakamının yazılmasına,

Hükmün böylece DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ... oybirliği ile karar

verildi."

17. Temyiz incelemesinin ardından taraflarca karar düzeltme

yoluna başvurulmadığından anılan karar 1/10/2013 tarihinde kesinleşmiştir.

18. Başvurucu 20/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuş

ve Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesince lehine hükmedilen tazminat miktarına

ilişkin kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığı yönünde şikâyette bulunmuştur.

19. Anayasa Mahkemesi 4/9/2015 tarihinde Millî Savunma

Bakanlığına gönderdiği yazı ile bireysel başvuruya konu yargılama dosyası

kapsamında başvurucu lehine hükmedilen tazminata yönelik herhangi bir ödemenin

yapılıp yapılmadığı hakkında bilgi istemiş, Millî Savunma Bakanlığı cevaben

sunduğu 16/9/2015 tarihli yazı ile söz konusu tazminata ilişkin yürütülen icra

takip dosyasına 10/3/2014 tarihli ödeme emri ile 42.205,15 TL yatırıldığını

bildirmiştir.

20. Ayrıca Ankara 8. İcra Dairesine (İcra Dairesi) de Anayasa

Mahkemesince gönderilen 30/12/2015 tarihli yazı ile başvuru konusu icra takip

dosyasına ilişkin ödeme bilgileri istenmiş, cevaben sunulan 30/12/2015 tarihli

ve 21/1/2016 tarihli yazılar ile 28/12/2015 tarihi itibarıyla ilgili icra takip

dosyasında toplam 45.671,31 TL alacak bulunduğu buna karşın dosyaya 24/3/2014

tarihinde 42.205,15 TL ve 17/7/2014 tarihinde 3.823,75 TL toplamda ise

46.028,90 TL ödeme yapıldığı ve bu durumdafazla

ödenen 357,59 TL'nin borçluya iade edileceği, bununla birlikte Dairelerince

hesaplanan toplam alacak tutarının başvurucu tarafından Ankara 12. İcra Hukuk

Mahkemesi (İcra Hukuk Mahkemesi) nezdinde şikâyete konu edildiği, şikâyet

incelemesi sonunda verilen hükmün Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozulduğu, bu

bağlamda icra dosyası kapsamında hesaplanan tutarın henüz netleşmediği

bildirilmiştir.

21. Başvurucu da Anayasa Mahkemesine sunduğu 22/1/2016 tarihli

dilekçesi ile İcra Dairesince yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, kendisine

ödeme yapıldığını ancak eline geçen meblağın alacak tutarını tamamen

karşılamadığını, bu bağlamda İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde şikâyette

bulunduğunu, İcra Hukuk Mahkemesince yapılan inceleme sonucu verilen şikâyetin

reddi yönündeki kararın Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozulduğunu ve şikâyete

ilişkin yargılamanın henüz sona ermediğini belirtmiştir.

22. Anayasa Mahkemesince şikâyet incelemesinin yapıldığı İcra

Hukuk Mahkemesi nezdinde yürütülen yargılama dosyasının incelenmesi sonucu

başvurucunun İcra Mahkemesine sunduğu 8/4/2014 tarihli şikâyet dilekçesi ile

borçlu hakkında

Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/11/2012 tarihli kararına dayanarak icra takibi

yaptığını, bu kararın kesinleştiğini, icra dairesinden dosya borcunun

hesaplanmasını istediğini, yapılan hesaplamaların birbirinden farklı olduğunu,

kendisine kısmi ödeme yapıldığını, ayrıca icra harçları maktu olarak alınması

gerekirken cezaevi harcı ve damga vergisinin nispi olarak alındığını belirterek

dosya hesabının Mahkemece yapılmasına karar verilmesini talep ettiği

görülmüştür.

23. İcra Hukuk Mahkemesince şikâyet talebi üzerine icra dosyası

hesap yapılması amacıyla bilirkişiye gönderilmiş, bilirkişi tarafından raporun

sunulmasının ardından 14/4/2014 tarihli ve E.2014/305, K.2014/369 sayılı karar

ile şikâyetin reddine hükmedilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Tüm dosyanın değerlendirilmesi sonucu 2942 Sayılı

Yasanın geçici 6.maddesinin 7.fıkrası uyarınca bu madde kapsamında her türlü

vekalet ücretinin maktu olarak belirlenmesi gerektiği, icra müdürlüğünce

gerçekleştirilen işlemin hukuka uyarlı olduğu, cezaevi harcının yasaya uygun

olarak hesaplandığı, damga harcına ilişkin 2942 Sayılı Yasanın geçici

6.maddesinin 7.fıkrasında düzenlemenin yer almadığı, bu konudaki itirazların

yerinde görülmediği, şikayetin reddinin gerektiği sonucuna ulaşılmış, aşağıdaki

hüküm oluşturulmuştur.

..."

24. Şikâyetin reddedilmesi üzerine başvurucu tarafından temyiz

talebinde bulunulmuştur. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

22/5/2015 tarihli ve E.2014/11509, K.2015/11598 sayılı ilamı ile 6487 sayılı

Kanun ile değişen 2942 sayılıKanun'un geçici 6.

maddesinin 13. fıkrasının,Anayasa

Mahkemesinin 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95, K.2014/176 sayılı kararı ile

iptal edildiğini, bu durumda somut olayda icra vekalet ücretinin nispi olarak

hesaplanması gerektiğini belirterek İcra Mahkemesinin kararını bozmuştur.

25. Bozma üzerine yargılama dosyası İcra Hukuk Mahkemesine

gönderilmiş, İcra Hukuk Mahkemesince bozma ilamı doğrultusunda yeniden yapılan

değerlendirme sonucunda 4/2/2016 tarihli ve E.2015/921, K.2016/74 sayılı karar

ile uyuşmazlık konusu bakiye dosya borcunun 5.073,87 TL olduğunun kabulüne ve icra

vekalet ücretinin nispi olarak hesaplanması gerektiğine hükmedilmiştir.

26. İlk Derece Mahkemesinin bu kararına karşı icra dosyasının

borçlusu idare tarafından temyiz talebinde bulunulmuş, dava dosyası Yargıtay 8.

Hukuk Dairesine gönderilmiş, temyiz incelemesi ise hâlen sonuçlanmamıştır.

B. İlgili Hukuk

27. 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin 1. ve 8. fıkraları

ile Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95,

K.2014/176 sayılı kararı ile iptal edilmeden önceki 13. fıkrası şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç

yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında

fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis

edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya

tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın

fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel

talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine

göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün

uygulanması dava şartıdır.

...

Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde

kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil

idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin

(Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları

ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel

idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri

toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının

en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen

alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,

ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten

ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile

alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı

Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı

gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları

da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem

yapılabilir.

...

4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar

kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış

olmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir

ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare tarafından

kamulaştırılması hâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce malikleri lehine

hükmedilen tazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra vekalet ücretleri

de, idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre bütçelerden ayrılacak

paydan ve aynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve işlem yapılır. Bu

alacaklar için de bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra kapsamında kalan

taşınmazlar hakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci fıkra hükümleri

uygulanır. Bu fıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlar hakkında

açılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır.”

28. 2942 sayılı Kanun'un,

6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile yapılan değişiklikten sonraki geçici 6.

maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları ile onuncu fıkrasının ilgili kısımları

şöyledir:

"İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,

uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veya

idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Dava açılması hâlinde, fiilen

el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava

tarihindeki değeri, ikincifıkranın birinci

cümlesindeki esaslara göre mahkemece bu Kanunun 15 inci maddesine göre

bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespit ve taşınmazın veya hakkın idare

adına tesciline veya terkinine hükmedilir. Tespit edilen bedel, bu maddenin

sekizinci fıkrasına göre idarece ödenir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm

kesin olup tarafların hükmedilen bedele ilişkin temyiz hakkı saklıdır.

Bu madde kapsamında açılan davalarda mahkeme ve icra harçları ile her

türlü vekalet ücretleri bedel tespiti davalarında öngörülen şekilde maktu

olarak belirlenir.

...

...Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm

davalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu maddenin yalnızca

sekizinci fıkra hükümleri uygulanır.”

29. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 448. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl

uygulanır.”

30. 6100 sayılı Kanun'un 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde

yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu; Millî Savunma Bakanlığı aleyhine açtığı kamulaştırmasız

el atmaya dayalı tazminat davasında uyuşmazlık konusu taşınmaz için emsallerine

göre düşük bedel belirlendiğini, dava sonunda hükmedilen tazminatın hâlen

ödenmediğini, dolayısıyla yargı kararının yerine getirilmediğini, söz konusu

tazminata kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz yerine yasal faiz

uygulandığını, faiz hesaplaması yapılırken esas alınan başlangıç tarihinin

idareye uzlaşma için başvuruda bulunulan tarih olarak alınması gerektiğini,

yargılama sürecinde yaptığı masrafların karşı taraftan tahsiline veya iadesine

karar verildiğini; ancak yine bu masraflar için yapılan faiz hesaplamasında

başlangıç tarihinin masrafların yapıldığı tarihler olarak dikkate alınması

gerektiğini, yargılama devam ederken yapılan kanun değişikliği nedeniyle nispi

vekalet ücreti yerine maktu vekâlet ücretine hükmedildiğini, yargılamanın makul

sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının,

etkili başvuru hakkının, hak arama hürriyetinin, hukuki güvenlik ve belirlilik

ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlallerin tespiti ile tazminata

hükmedilmesini, hükmedilecek tazminatlara yıllık %16,8 oranında faiz

uygulanmasını, başvuruya konu kamulaştırmasız el atma tazminatının

ödenmemesinde sorumluluğu olan sorumlular hakkında suç duyurusunda

bulunulmasını, kamulaştırmasız el atma davasında lehine hükmedilen ve sonradan

düşürülen vekâlet ücretinin ilk hükmedilen hali ile ödenmesine karar

verilmesini, yargılama boyunca yaptığı masraflara işletilecek faizin

hesaplanmasında başlangıç tarihinin, masrafların yapıldığı tarih olarak

düzeltilmesini ve yargılama sonunda lehine hükmedilen tazminata uygulanacak

faizin hesaplanmasında ise başlangıç tarihinin davalı idareye uzlaşma için

başvurulan tarih olarak belirlenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

34. Başvurucu, başvuru dilekçesinde Sincan 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinin, 20/11/2012 tarihli kararı sonucu kamulaştırmasız el atma bedeli

olarak lehine 33.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal

faizi ile birlikte ödenmesine hükmedilmesine rağmen kendisine ödeme yapılmadığından

yakınmaktadır. Bununla birlikte başvuruya ilişkin olay ve olguların incelenmesi

neticesinde başvurucuya, bireysel başvuruda bulunduğu tarihten sonra belli

miktarda ödeme yapıldığı ve başvurucu tarafından yakınılan hususun yapılan

ödemenin eksik olduğu noktasına dönüştüğü görülmüştür (bkz. § 21).

35. Bu durumda başvurucunun yargı kararının icra edilmediğine

yönelik şikâyetinin başvuruya konu yargı kararında hükmedilen meblağın faiz ve

masrafları ile birlikte tahsil edilmesine yönelik icra aşamasında yapılan

hesaplamaya ilişkin bir uyuşmazlık olduğu ve bu uyuşmazlığın hâlen

sonuçlanmadığı hususu dikkate alınarak başvurucuya yapılan ve başvurucu

tarafından tahsil edilen ödeme yönünden değerlendirilmesi uygun bulunmuş ve

uyuşmazlık devam eden konuda inceleme yapılmamıştır.

36. Öte yandan başvurucunun yukarıda sayılan ve adil yargılanma

hakkının, mülkiyet hakkının, etkili başvuru hakkının, hak arama hürriyetinin,

hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü diğer

şikâyetlerinin özü bireysel başvuruya konu edilen yargılama süreci ile

yargılama süreci sonunda hükmedilen tazminata ve yargılama masraflarına yönelik

faiz hesaplamalarına dolayısıyla adil yargılanma ve mülkiyet haklarına

ilişkindir. Bu kapsamda başvurucunun diğer şikâyetleri ayrı başlıklar altında

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

İlişkin İddia

37. Başvurucu, kamulaştırılmadan el koyulan taşınmazı nedeniyle

uzlaşma için 22/2/2012 tarihinde idareye başvuruda bulunduğunu, uzlaşma

sağlanamaması nedeniyle 2/4/2012 tarihinde dava açtığını belirterek ilgili

sürecin makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık görüşünde, başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik şikâyetine ilişkin yapılan değerlendirmede davanın açılma

tarihi ile Yargıtayın düzeltilerek onama ilamında

geçen sürenin 1 yıl 6 ay olduğu belirtilmiş ve Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlere atfen başvurunun bu kısmı hakkında

görüş sunulmayacağı bildirmiştir.

39. Başvurucu; Bakanlığın görüşüne karşı makul süre

değerlendirmesinde başlangıç tarihinin idareye uzlaşmak için başvuruda

bulunduğu tarih olarak dikkate alınması gerektiğini, sürenin bitiş tarihinin

ise Yargıtay ilamının kesinleşme tarihi olarak alınması gerektiğini

belirtmiştir.

40. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 34–59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Cavit Bağyapan, B.

No: 2013/1444, 4/11/2014; Mukadder Sağlam ve

diğerleri, B. No: 2013/2511, 22/1/2015; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283, 19/12/2013).

41. Başvuru konusu olay, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan

kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat davasına ilişkindir. 6100

sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen

ve medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin makul

süre değerlendirmesi için başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 50). Ancak

2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca

kamulaştırmasız el atmalardan kaynaklanan tazminat davalarında, dava açılmadan

önce idareye başvuru yapılması dava şartı olarak düzenlendiğinden dolayısıyla

idareye uzlaşma için başvuru yapılmadan doğrudan dava açılması Kanun ile

yasaklanmış olduğundan somut başvuru açısından bu tarih idareye uzlaşma için

başvuru yapılan 22/2/2012'dir.

42. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 52), somut

başvuru açısından söz konusu tarih ise temyiz talebi üzerine Yargıtay 5. Hukuk

Dairesinin düzeltilerek onama ilamının tarihi olan 1/10/2013'tür.

43. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

yargılamanın konusunun kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat istemine

ilişkin olduğu, davanın idareye uzlaşma için yapılan 22/2/2012 tarihli

başvurunun ardından 2/4/2012 tarihinde düzenlenen uzlaşmazlık tutanağı üzerine

2/4/2012 tarihinde açıldığı, esasa ilişkin kararın 20/11/2012 tarihinde

verildiği ve bu kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/10/2013 tarihli ilamı

ile düzeltilerek onandığı, karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine de ilam

tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

44. Başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti davasında İlk

Derece Mahkemesi ve temyiz Mahkemesinin ihtilaf konusu olayla ilgili tutumunun

özel bir karmaşıklık göstermediği, yargılamanın idareye uzlaşma için yapılan

başvuru tarihi de hesaba katılarak toplam1 yıl 8 ay sürdüğü, bu sürede İlk

Derece Mahkemesinin başvurucunun ve idarenin iddialarına karşılık bedel

tespitine esas verileri topladığı, keşif icra ettiği, bilirkişi raporuna

başvurduğu, bilirkişi raporunun hazırlanmasının ardından esasa ilişkin hüküm

kurduğu ve kararın temyiz incelemesinin sonuçlandığı görülmüş ve yargılama

süresinin bütünü dikkate alındığında mahkemeler nezdinde başvurucunun haklarını

ihlal edecek şekilde gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul süreyi aştığını

ileri sürdüğü yargılamasının uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlal

saptanmadığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Mahkemece Belirlenen Taşınmaz Bedeline ve Bu

Bedele Uygulanan Faiz Oranı ile Faiz Hesaplamalarına İlişkin İddialar

46. Başvurucu, açtığı kamulaştırmasız el atma davası sonunda

taşınmaz için emsallerine göre düşük bedel belirlendiğini ayrıca hükmedilen

bedele kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı yerine yasal faiz oranı

uygulandığını, bu bedel için faiz hesaplaması yapılırken esas alınan başlangıç

tarihinin idareye uzlaşma için başvuruda bulunulan tarih olarak alınması

gerektiğini ve yargılama sürecinde yaptığı masraflar için yapılan faiz

hesaplamasında da başlangıç tarihinin masrafların yapıldığı tarihler olarak

dikkate alınması gerektiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

49. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekir.

50. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır (Bayram Gök, B.

No: 2012/946, 26/3/2013, § 17).

51. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, § 18).

52. Bireysel başvuru yolunun ikincil olma niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk

sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke

uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

53. Somut başvuruya konu olayda başvurucu, lehine tazminata

hükmedilen Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararına karşı temyiz talebinde

bulunmuştur. Ancak söz konusu talep incelendiğinde başvurucunun, kararın

yalnızca bilirkişi ve keşif ücretlerinde eksik hesaplama yapılmış olması

yönünden hatalı olduğunu belirttiği, bunun dışında kalan ve bireysel başvuruya

konu ettiği şikâyetlerine ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığı ve İlk

Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasını istediği tespit edilmiştir

(bkz. § 13). Dolayısıyla başvurucunun söz konusu talebine yönelik olarak olağan

kanun yollarına başvurmadığı ve başvuru yollarını usulünce tüketmeden anılan

şikâyetler yönünden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Oysa yukarıda

yer verilen ilkeler kapsamında (bkz.§§ 44-50) başvurucunun, bu başlık altında

incelenen şikâyetlere ilişkin bireysel başvuruda bulunabilmesi için öncelikle

ilgili yargı yolunu tüketmesi gerektiği açıktır.

54. Açıklanan nedenlerle bireysel başvurunun bu kısmına ilişkin

ihlal iddialarının, başvuru yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden başvuru

konusu yapıldığı anlaşıldığından diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargı Kararının Yerine Getirilmediğine

İlişkin İddia

55. Başvurucunun söz konusu şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı anlaşıldığından ve şikâyetin kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek bir neden de görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Lehe Hükmedilen Vekalet Ücretinin Maktu

Olarak Değiştirilmesine İlişkin İddia

56. Başvurucunun söz konusu şikâyetinin de açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı anlaşıldığından ve şikâyetin kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek bir neden de görülmediğinden başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Yargı Kararının Yerine Getirilmediğine

İlişkin İddia

57. Başvurucu, açtığı kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan

tazminat davası sonunda lehine hükmedilen tazminata yönelik hükmün icra

edilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

58. Bakanlık görüşünde, başvurucu lehine tazminata hükmedilen

İlk Derece Mahkemesi kararının karar düzeltme talebinde bulunulmaması üzerine

başvurucu yönünden 1/10/2013 tarihinde kesinleştiği, bu bağlamda bireysel

başvuru incelemesi sürecinde kesinleşen kararın yerine getirilip

getirilmediğinin, başvurucunun mağdurluk statüsü anlamında önem arz ettiği,

dolayısıyla kararın gereğinin yerine getirilip getirilmediğinin borçlu idareden

sorulması gerektiği ilaveten karar gereği yerine getirilmedi ise söz konusu

yargılama sürecinin 1/10/2013 tarihinde kesinleştiği dikkate alınarak inceleme

yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir.

59. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, tarafına

27/3/2014 tarihinde ödeme yapıldığını, bu ödemeden eline 41.062,01 TL geçtiğini

ancak bu ödemenin icra dairesince hatalı yapılmış hesaba dayandığını

dolayısıyla kısmi bir ödeme olarak kabul edilebileceğini belirtmiştir.

60. Bu bağlamda başvurucunun yargı kararının icra edilmediğine

yönelik şikâyeti, söz konusu yargı kararında hükmedilen meblağın faiz ve

masrafları ile birlikte tahsil edilmesine yönelik icra aşamasında yapılan

hesaplamaya ilişkin devam eden bir uyuşmazlığın mevcut olduğu hususu dikkate

alınarak (bkz. §§ 22-25), başvurucuya yapılan ve başvurucu tarafından tahsil

edilen ödeme yönünden değerlendirilecektir.

61. Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir.”

62. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”

63. Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:

“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak

zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle

değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

64. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,

kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul

bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına

sahiptir.”

65. Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer

alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, § 38).

66. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda

toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,

haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma

hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada

bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan

bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).

67. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı,

kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, yasama ve

yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve

mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının

geciktirilemeyeceğini ifade eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının

kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Mustafa Demirtaş, B. No: 2013/2002,

30/12/2014, § 51).

68. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde açıkça kararların icrasından bahsedilmediği için AİHM, mahkemeye

erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının yerine getirilmesi hakkını

adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM’e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme

haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini

tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar

uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu çerçevede AİHM,

kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehine karar verilen tarafın zarar

görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda, mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini ve yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesinin, 6.

madde anlamında “dava”nın tamamlayıcı unsuru olduğunu

vurgulamaktadır (Arman Mazman,

B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 59).

69. Zira davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka

uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı

kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdareler yargı kararını uygulamayı

reddediyor veya ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa, bu durumda

davada taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin

6. maddesinde öngörülen teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybedecektir.

AİHM, bu yorumuyla bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu

hakkın tanınmasını değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın

icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmektedir (Arman Mazman, §

60).

70. Anayasa'nın 138. maddesi metninde mahkeme kararlarına uyma,

bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme

organları ile idare makamları lehine herhangi bir istisna kuralına yer

verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerine

getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak

ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün olmaz. Dolayısıyla

devlet, yargı kararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireyler

aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu

otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla yükümlüdür.

Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette, bireylerin kamu

otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma adına

vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında yerine

getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (Arman Mazman, § 61).

71. Yargı kararlarının yerine getirilmesinde gecikmenin

başvurucuların adil yargılanma haklarına bir müdahale olduğu kabul edilmekle

beraber kararların icrasında ne kadar süreli bir gecikmenin hak ihlali

sayılacağının, davanın konusu, konu bir alacağın veya tazminatın ödenmesiyse

alacak veya tazminatın mahiyeti, başvurucunun kararın icrasındaki menfaati,

yargı kararının icrasının başvurucu için önemi, ödeme ile sorumlu idarenin

bütçe imkânları ve ödeme konusundaki tutumu, alacak veya tazminatın ödemenin

gecikmesi nedeniyle değer kaybedip kaybetmediği, davanın kararın icra

safhasıyla beraber toplam süresi ile kararın icrasında geçen süre gibi

koşullara göre incelenmesi gerekir (Arman Mazman, § 66).

72. Başvuru konusu olayda idare başvurucuya ait taşınmaza

kamulaştırmasız el atmış, başvurucu da bu durumu öğrenmesinin ardından 2942

sayılı Kanun'un geçici altıncı maddesi uyarınca uzlaşma için idareye 22/2/2012

tarihinde başvurmuş, uzlaşma sağlamaması üzerine 2/4/2012 tarihinde Sincan 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan

tazminat davasında idare aleyhine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

Yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi 20/11/2012 tarihli kararı ile

toplam 33.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile

birlikte başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Anılan karar Yargıtay 5. Hukuk

Dairesinin 1/10/2013 tarihli ilamı ile düzeltilerek onanmış, karar düzeltme

yoluna başvurulmaması üzerine de aynı tarihte kesinleşmiştir. Başvurucuya ise

kendisinin de kabul ettiği 41.062,01 TL ödeme, kesinleşme tarihinden yaklaşık

altı ay sonra 27/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

73. Sonuç olarak yukarıda sayılan hususlar gözönünde

bulundurulduğunda somut olayda İlk Derece Mahkemesince 33.000 TL olarak

belirlenen kamulaştırmasız el atma tazminatının yargı kararının

kesinleşmesinden itibaren yaklaşık altı ay sonra ödenmiş olduğu ve söz konusu

ödemenin faiz ile yargılama giderlerini de kapsadığı gözönünde

bulundurulduğunda başvurucunun adil yargılanma haklarının ihlal edilmediği

kanaatine ulaşılmıştır.

74. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

75. Öte yandan başvurucunun yargı kararı ile lehine hükmedilen

tazminatın kendisine ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasının, başvurucuya idarece belli bir miktar ödeme yapıldığı, bu miktarda

ödemenin ise alacağın tamamını karşılayıp karşılamadığının halen devam etmekte

olan bir yargılama sürecinde ortaya çıkacağı hususu dikkate alındığında bu

aşamada değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

b. Lehe Hükmedilen Vekalet Ücretinin Maktu

Olarak Değiştirilmesine İlişkin İddia

76. Başvurucu İlk Derece Mahkemesi tarafından nispi olarak

belirlenerek lehine hükmedilen 3.880 TL vekâlet ücretinin, 6487 sayılı Kanun

ile 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle

temyiz aşamasında 1.200 TL olarak (maktu) düzeltildiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

77. Bakanlık görüş yazısında, AİHM'in

yerleşik içtihatlarına göre yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve hukuki

hataların, Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin

ihlaline sebep olduğu hâllerde bireysel başvuruya konu edilebilir olduğu,

Anayasa Mahkemesi kararlarında da kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvurularda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

bulunmadıkça bireysel başvuru yolunda inceleme yapılamayacağının belirtildiği,

vekâlet ücretinin bir usul hukuku kavramı olup yapılan yasal değişikliklerin

derhâl uygulanma niteliğini haiz olduğu, bununla birlikte devam eden davaya

uygulanacak şekilde yasa değişikliğinin adil yargılanma hakkına bir müdahale

olduğu ifade edilmiştir.

78. Başvurucu,Bakanlık

görüşüne karşı beyanlarında nispi olarak hükmedilen vekalet ücretinin yargılama

devam ederken maktuya çevrilmesi uygulamasının hukuki güvenlik ilkesine ve adil

yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu ifade etmiştir.

79. Somut dava sonucunda başvurucunun davanın açılış tarihindeki

düzenlemelere göre davayı kazanması hâlinde lehine hükmedilecek vekâlet ücreti,

dava devam ederken yapılan değişiklik ile nispiden

maktuya çevrilerek düşürülmüştür. Başvurucunun davası lehine sonuçlandığından

aleyhine bir yargılama giderine hükmedilmemiş, ancak yargılama devam ederken

yapılan kanun değişikliğiyle lehine hükmedilen vekâlet ücreti maktuya

çevrilerek vekâletle temsil nedeniyle vekiline ödeyeceği ücretin karşı tarafa

yükletilen miktarı azaltılmış; dolayısıyla başvurucunun vekili ile dava öncesi

yaptığı sözleşmeye göre yapacağı ödemede kendisinin katlanacağı miktar artmış

ve dolaylı olarak yargılama giderine katlanmak durumunda bırakılmıştır.

80. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri silahların

eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule

ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşı

tarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan

olumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildir. Taraflardan birine tanınan,

diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil

bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılabilir (Hüseyin Sezen, B. No: 2013/1793,

18/9/2014, § 37).

81. Devletin kendisi taraf olsun ya da olmasın davanın

taraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getiren

kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla

yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Bir

başka ifadeyle yasama organının yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuç

doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda davanın taraflarının eşit konumda

olduğu söylenemez. Bunun için yargısal süreci etkilediği iddia edilen düzenlemenin

taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüde azaltması, ortaya

çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağı bulunması ve bu

illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortaya çıkmamış olması gerekir

(Zekiye Şanlı, B. No: 2012/931,

26/6/2014, § 72).

82. Bununla birlikte somut başvuruya konu düzenleme ile yapılan

değişiklik, davanın esasını etkileyen veya bir tarafın başarı şansını

değiştiren nitelikte olmayıp bir yargılama gideri olan vekâlet ücretine

ilişkindir. Vekâlet ücreti ise bir usul hukuku kavramı olup yapılan yasal

değişiklikler derhâl uygulanma niteliğini haizdir. Ayrıca bahsedilen düzenleme

davanın her iki tarafı için vekâlet ücretini maktu hâle getirdiğinden ve davayı

her iki tarafın da kazanma imkânı bulunduğundan silahların eşitliğine aykırı

bir düzenleme olduğundan bahsedilemez. Zira benzer davalarda, davayı kazanan

davacıların kamu kurumlarından alacakları vekâlet ücreti düşerken kaybeden

davacıların ödemek zorunda kaldıkları vekâlet ücretleri de düşmekte ve söz

konusu düzenleme kamu kurumları için bazen lehe bazen aleyhe sonuç

doğurmaktadır (Mürsel Malkoç,

[GK], B. No: 2013/9466, 27/10/2015, § 25).

83. Vekâlet ücreti davayı vekille takip eden ve davası kabul

edilen lehine hükmedilen bir ücrettir.Dava

aşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücret

yükümlülüğü bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir. (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38).

84. AİHM, başvuranların aleyhine hükmedilen yargılama

giderlerinin yanında devletin taraf olduğu davalarda başvuranların lehlerine

hükmedilmeyen yargılama giderlerini de mahkemeye erişim hakkı kapsamında

değerlendirebilmektedir (Stankiewicz/Polonya, B. No: 46917/99, 6/4/2006, §§

60, 61). Söz konusu davada savcılığın bir özel hukuk davasında hukuk düzenini

ya da kamu yararını korumak amacıyla davaya müdahalesi hâlinde devlet lehine ya

da aleyhine yargılama giderlerine hükmedilemeyeceğine ilişkin usul yasası

hükmünün uygulanması incelenmiştir. Davanın Savcılık makamı tarafından

açılmasına karşın davayı kazanan başvuran lehine yargılama giderlerine

hükmedilmemesi nedeniyle davanın karmaşıklığı, davacının avukatla temsilinin

gerekliliği, devletin yargılama giderlerinin gereksiz şekilde yüksek tutulduğuna

ilişkin bir kanıtlamasının söz konusu olmadığı ve profesyonel hukuki yardım

masraflarının karşı tarafa yükletilmediği hususlarına vurgu yapılarak mahkemeye

erişim hakkının ihlaline karar verilmiştir (Stankiewicz/Polonya, §§ 63-76).

85. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını

önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebilir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak

olmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların,

hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,

açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir

(Serkan Acar, § 38). Ulaşılmak

istenen kamu yararının gerekleri ile bireylerin temel hakları arasında

gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan ve başvuruculara çok yüksek bir külfet

yükleyen düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Hüseyin Sezen, § 48).

86. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup, kural olarak bu

tür giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak, gereksiz

başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin

fuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi

amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin

kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen

yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derecede

zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Serkan Acar, § 39).

87. Hukuk yargılamalarında uygulanan ve AİHM kararlarında da

geçen "Kaybeden öder."

ilkesi, tarafların yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen

değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarına hükmedilmesine ilişkin

düzenlemeleri ifade eder (Hüseyin Sezen, §

50).

88. AİHM, bu ilke gereği muhtemel davacıları mahkeme önüne

abartılı talepler getirmekten vazgeçirdiği için mahkemeye erişim hakkını

engelleyici bir sonuç doğurabilecek nitelikteki düzenlemelerin tek başına adil

yargılanma hakkıyla çelişmeyeceğini, bununla birlikte davanın koşulları

çerçevesinde hesaplanan masrafın miktarının bu hakkın engellenip

engellenmediğini tespitte önemli bir faktör olduğunu kabul etmektedir (Stankov/Bulgaristan, 68490/01, 12/7/2007, § 52).

89. Başvuru konusu davada 20/11/2012 tarihli Mahkeme kararıyla

başvurucu lehine 33.000 TL tazminat bedeli ile 3.880 TL vekâlet ücretinin diğer

yargılama giderleriyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. 24/5/2013

tarihinde kabul edilen 6487 sayılı Kanun'la 2942 sayılı Kanun’un geçici 6.

maddesinde yapılan değişiklik ile kamulaştırmasız el atma davalarında vekâlet

ücretlerinin nispi olarak ödenmesi düzenleme altına alınmıştır. Başvuru konusu

davanın temyiz aşamasında yürürlüğe giren bahse konu düzenleme ve usul

hükümlerinin derhâl uygulanmasına yönelik ilke gereği başvurucu lehine

hükmedilen 3.880 TL vekâlet ücreti Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin, 1/10/2013

tarihli kararıyla 1.200 TL olarak tespit edilmiş, İlk Derece Mahkemesi kararı

düzeltilerek onanmıştır.

90. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/10/2013 tarihli kararıyla

vekâlet ücreti yönünden İlk Derece Mahkemesi kararını değiştiren hükmünün

11/6/2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun’la 2942 sayılı Kanun’un geçici

6. maddesinde değişiklik yapan düzenlemeye dayandığı, bahsedilen düzenlemenin

usule ilişkin olduğundan derhâl uygulama niteliğini haiz olduğu, ayrıca

bahsedilen geçici 6. maddenin 10. fıkrasında yapılan değişikliklerin henüz

kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hükmünün yer aldığı görülmektedir. Bu

nedenle bahsedilen Yargıtay kararının kanuni olduğu açıktır.

91. Başvurucunun şikâyet konusu yaptığı 6487 sayılı Kanun’un 21.

maddesi ile değişik 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin iptali istemiyle

yapılan başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95,

K.2014/176 sayılı kararıyla başvuru konusu maddenin 12. ve 13. fıkralarını

Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Aynı kararda vekâlet ücretiyle ilgili

olan 7. fıkranın iptali talebiyle yapılan başvuruyla ilgili olarak kanun

koyucunun süregelen mülkiyet ihlallerini gidermek, uyuşmazlıkların çözülmesini

kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla geçici 6. maddeyle çeşitli mekanizmalar

öngördüğü, dava konusu kuralla geçici 6. madde kapsamında açılacak davalarda

idarelerin vekâlet ücreti yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı gözetildiğinde,

kanun koyucunun takdir yetkisini bu yönde kullanmasında kamu yararı ve hukuk

devleti ilkesine aykırılık görülmediği gerekçesiyle iptal isteminin reddine

karar vermiştir.

92. Kanun koyucu, süregelen mülkiyet ihlallerini gidermek;

idarenin, bireylerin taşınmazlarına haksız el koymasından doğan uyuşmazlıkları

tasfiye etmek, uyuşmazlıkların çözülmesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla

2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesiyle çeşitli mekanizmalar öngörmüştür.

Dava konusu kuralla, geçici 6. madde kapsamında açılacak davalarda idarelerin

vekâlet ücreti yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı gözetildiğinde kanun

koyucunun takdir yetkisini bu yönde kullanmasında kamu yararı ve hukuk devleti

ilkesine aykırılık görülmemektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

93. Kanuni olduğu ve meşru amaç taşıdığı anlaşılan vekâlet

ücretine ilişkin uygulamanın orantılılık incelemesi yapılırken, öngörülen

miktarın ülke şartlarında ne anlam ifade ettiği, davaya konu uyuşmazlığın

konusu ve miktarı, başvurucunun ödeme gücü ve davanın özel şartları gibi

hususlar dikkate alınmalıdır (Mürsel Malkoç, § 36).

94. Somut olayda başvurucu davası kabul edilen taraf olduğundan

20/11/2012 tarihli İlk Derece Mahkemesi kararıyla lehine 33.000 TL tazminata ve

3.880 TL vekâlet ücretine hükmedilmiş, ancak karar düzeltme aşamasında

yürürlüğe giren düzenleme nedeniyle Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/10/2013

tarihli kararıyla vekâlet ücreti 1.200 TL olarak düzeltilmiştir.

95. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat

davalarının konusu parayla ölçülebildiğinden, uygulamada bu davalarda nispi

vekâlet ücretine hükmedilmektedir. Buna karşılık, kamulaştırma bedelinin tespiti

ve tescil davası, bir tespit davası niteliğinde görüldüğünden taraflar lehine

maktu vekâlet ücretine hükmedilmektedir. Yargıtayın

yerleşik içtihadı da vekil ile temsil edilmiş olmaları durumunda davacı idare

ve davalı taşınmaz maliki yararına maktu tarifeler üzerinden avukatlık ücretine

hükmedilmesi yönündedir.2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin 7. fıkrasında

yapılan değişiklikle, vekâlet ücreti yönünden usulüne uygun kamulaştırmalarda

idareler tarafından açılan bedel tespiti davalarına atıf yapılarak,

kamulaştırmasız el koyma nedeniyle açılacak bedel tespiti davalarında da

vekâlet ücretine maktu tutar üzerinden hükmedilmesi zorunluluğu getirilmiştir

(AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

96. Vekâlet ücreti yargılama gideri olup bununla, davacı veya

davalının o dava nedeniyle aldıkları hukuki yardım karşılığında avukata

ödedikleri ücretin telafisi amaçlanmaktadır. Bu nedenle, kendisini avukatla

temsil ettiren kişinin o davada haklı çıkması durumunda, bu kişi lehine vekâlet

ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Haklı çıkan taraf lehine hükmedilecek

vekâlet ücretinin miktarı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne

(AAÜT) göre belirlenmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

97. AAÜT, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

168. maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunca baro

yönetim kurullarının teklifleri de gözönüne alınmak

suretiyle her yılın ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Bakanlığa gönderilmekte

ve Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe girmektedir. TBB tarafından düzenlenen

tarifelerde genellikle avukatlık ücretinin hesaplanmasında, konusu para olmayan

ve para ile ölçülemeyen davalarda maktu tarifenin, konusu para olan veya para

ile ölçülebilen davalarda ise nispi tarifenin esas alınması öngörülmektedir. Bazı

durumlarda ise konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen davalarda

dahi maktu tarifenin uygulanması kararlaştırılabilmektedir. Hangi davalarda

nispi, hangilerinde ise maktu tarifenin uygulanacağına ilişkin olarak bazı

istisnalar dışında kanunlarda bir hüküm bulunmamakta olup bu husus TBB'nin

takdirine bırakılmıştır. TBB bu konudaki takdirini kullanırken, avukatın

sunduğu hukuki yardımın niteliğini dikkate almaktadır (AYM, E.2013/95,

K.2014/176, 13/11/2014).

98. Dava konusu kuralla, kamulaştırmasız el atmalardan

kaynaklanan bedel tespiti davalarında da maktu tarife uygulanması zorunluluğu

getirilmiştir. Bu suretle kanun koyucu bu davalar yönünden TBB'nin takdir

yetkisini sınırlamış ve uygulanacak ücret tarifesinin niteliğini de doğrudan

kendisi tayin etmiştir. Kamulaştırmasız el koyma nedeniyle açılacak bedel

tespiti davalarında uygulanacak avukatlık ücretinin hangi tarife üzerinden

hesaplanacağını belirlemek, adalet ve hakkaniyet ilkelerini gözetmek kaydıyla

kanun koyucunun takdirindedir. Haksız yere dava açsa veya açılmasına sebebiyet

verse bile bir kimsenin, karşı tarafın o dava nedeniyle yaptığı masraflardan

daha fazla bir külfete katlanmak zorunda bırakılmasının hukuk devleti yönünden

bir zorunluluk olduğu savunulamaz. (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

99. Nitelik itibarıyla kamulaştırma bedelini tespit ve tescil

davaları ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davaları farklı davalar

olsa da her iki davanın konusu da kamulaştırılan veya el atıldığı anlaşılan

taşınmazın dava tarihine göre rayiç bedelinin belirlenmesinden ve taşınmaz

sahibi adına ödenmesine karar verilmesinden ibaret olup, mahkemelerce bu yönde

araştırma yapılmaktadır. Her iki davada da mahkemeler bilirkişi marifetiyle

taşınmazın değerini tespit ettirmekte ve her iki davada da vekilin müvekkiline

hukuki yardımı benzer nitelikte olup bahsedilen davaların öngörülen vekâlet

ücretleri ile karşılanamayacak karmaşıklıkta olduğu söylenemez (Mürsel Malkoç, §42).

100. Nitekim kanun koyucu bu hususları gözönünde

bulundurarak 2942 sayılı Kanun'un "Kamulaştırmasız

el koyma sebebiyle tazmin" başlıklı geçici 6. maddesinin madde

başlığını 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle "Kamulaştırılmaksızın

kamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti" biçiminde

değiştirmiştir. Bu değişimin taşınmaz malikinin gerçek zararı ödenmek koşuluyla

anayasal bir sorun teşkil etmediği açıktır(Mürsel Malkoç, §43).

101. Somut başvuruya konu davada İlk Derece Mahkemesi bir

kamulaştırma bedeli tespiti ve tescil davasındaki yöntemi takip etmiş, üç duruşma

ve bir keşif yaparak taşınmazın değerini tespit etmiş ve yaklaşık sekiz ayda

davanın esası hakkında karar vermiştir.

102. 6487 sayılı Kanun'la 2942 sayılı Kanun'un geçici 6.

maddesinde önemli değişiklikler yapılarak çeşitli mekanizmalar öngörülmüştür. Bahsedilen

değişiklikle kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davalarında

davayı kazanan tarafın vekâlet ücreti maktuya dönüştürülürken, diğer yandan

davacılardan tahsil edilen harçlar da bedel tespiti davalarında olduğu gibi nispiden maktuya çevrilerek davacı üzerinde olan dava

yükünü hafifletecek şekilde düzenleme yapılmıştır (Mürsel Malkoç, § 45).

103. Kamulaştırmasız el atma davalarında alınan hukuki yardım

ile kamulaştırma bedelini tespit ve tescil davalarında alınan hukuki yardımın

niteliği itibarıyla ciddi anlamda farklılık taşıdığı ve bu nedenle maktuya

dönüştürülen vekâlet ücretlerinin yetersiz olduğu söylenemez. Ayrıca bir aylık

brüt asgari ücret miktarına yakın olan 1.200 TL vekâlet ücretinin ülke

şartlarında davacıların vekille temsil edilmesine ve asgari düzeyde de olsa

hukuki yardım almasına yetmeyeceği de söylenemez(Mürsel Malkoç, § 46).

104. Bununla birlikte alınacak hukuki yardımın niteliği ve

maliyetinin vekil ile müvekkil arasındaki vekâlet sözleşmesine bağlı bir ilişki

olduğu ve alınan hukuki yardımın maliyetinin buna göre ciddi miktarda

farklılıklar göstereceği açıktır. Kanun koyucunun vekâlet ücretini karşı tarafa

yüklemesindeki amaç, haksız yere dava açılmasına neden olanlara yargılama

giderlerinin yükletilmesi olup davanın niteliğine göre makul ve kabul

edilebilir bir ücretin belirlenmesi hakkaniyete uygun bir yargılama ve

mahkemeye erişim sağlamak için yeterli kabul edilmelidir. Mahkemelerce hüküm

verilenden daha yüksek ücret öngören vekâlet sözleşmeleri vekil ile müvekkili bağlayacağından

hükmedilen ücret bireylerin mahkemeye erişim haklarını engellemedikçe Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Mürsel Malkoç, § 47).

105. Sonuç olarak başvurucunun lehine hükmedilen tazminat

miktarı ve lehine hükmedilen yargılama giderleri gözönünde

bulundurulduğunda maktuya çevrilen vekâlet ücretinin, başvurucunun vekille dava

açmasını imkânsız hâle getirmediği ya da aşırı derecede zorlaştırmadığı,

başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olmadığı ve başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturmadığı kanaatine

ulaşılmıştır.

106. Açıklanan nedenlerle başvurucunun adil yargılanma hakkının

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir. Osman Alifeyyaz

PAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

SONUÇ / HÜKÜM

A. 1. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Mahkemece belirlenen taşınmaz bedeline ve bu bedele uygulanan

faiz oranı ile faiz hesaplamalarına ilişkin iddiaların başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

3. Yargı kararının yerine getirilmediğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Lehe hükmedilen vekâlet ücretinin maktu olarak

değiştirilmesine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Yargı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle Anayasa'nın

36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. Lehe hükmedilen vekâlet ücretinin maktu olarak değiştirilmesi

nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT

ve Celal Mümtaz AKINCI'nın karşıoyları

ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

14/4/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru, Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açılan

kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davasında, taşınmaz için emsallerine

göre düşük bedel belirlendiği, hükmedilen tazminatın

halen ödenmediği, tazminata hatalı faiz oranı uygulandığı, faiz

hesaplamalarının hatalı yapıldığı, yargılama

devam ederken gerçekleşen kanun değişikliği nedeniyle nispi yerine maktu

vekalet ücretine hükmedildiği ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığı nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucunun Sincan Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası sonucunda kabul edilen

miktara göre davacı/başvuruculehine3.880.-TL vekalet ücretine hükmolunmuştur.

Karar Yargıtay incelemesinde iken 11.6.2013 tarihinde, 6487 sayılı Kanun’un 21.

maddesi ile 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin yedinci fıkrası

değiştirilerek geçici 6. madde uyarınca açılan davalarda nispi vekalet ücreti

yerine maktu vekalet ücreti uygulanacağı hükmü yürürlüğe girmiştir. Yargıtay 5.

Hukuk Dairesi bu değişikliğe göre yerel mahkemenin 3.880.-TL nispi vekalet

ücreti hükmünü, maktu 1.200.-TL olarak düzelterek onamıştır.

3. Vekâlet ücretinin yargılama giderleri arasında yer aldığında

ve yargılama giderlerinin mahkemeye erişim hakkı kapsamında bulunduğunda

tereddüt yoktur (Serkan Acar, 2013/1613).

Öte yandan, AİHM, başvuranların aleyhine hükmedilen yargılama giderlerinin yanı

sıra, devletin taraf olduğu davalarda başvuranların lehine hükmedilmeyen

yargılama giderlerini de mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirebilmektedir(Stankiewicz/Polonya,46917/2006).

4. Konunun, usul kurallarının yargılama sırasında başvurucu

aleyhine sonuçlar verecek şekilde değiştirilmesi ile de ilgisi vardır. AİHM, National and Provincial

Building Society/Birleşik

Krallık, 117/1996 davasında, devletin taraf olduğu yargılamanın

başlamasından sonra devlet lehine usuli değişiklikler

yapılabileceğini, ancak bunun erken bir safhada yapılıp yapılmadığının ve

başvurucu için davayı "kazanılamaz" hale getirip getirmediğinin,

mahkemeye erişim hakkı bakımından değerlendirilmesi gerektiğine karar

vermiştir. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın

düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek

yerine, kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi

bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı

ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,

27/7/2006, § 24).

5. Yargılama sonuçlanmadan gerçekleştirilen ve vekalet ücretini

başvurucu aleyhine etkileyen usul kurallarının Anayasaya aykırılığı konusunda,

Anayasa Mahkemesinin 7.2.2008 tarihli ve Esas:2005/128, Karar:2008/54 sayılı

kararı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, itiraz yoluyla başvuran Yargıtay 13.

Hukuk Dairesinin, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 5043 sayılı Yasa ile eklenen

Geçici 21. maddesinin "Bu Kanunun

yürürlüğe girdiği tarihte kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun

değişik hükümleri uygulanır" kuralının Anayasaya aykırılığına

şu gerekçelerle hükmetmiştir:

"1136 sayılı Avukatlık

Kanunu ile bu Kanunda değişiklikler yapan 4667 ve 5043 sayılı Kanunlarda,

avukatlık ücreti ve avukatlık ücretinden doğan uyuşmazlıklara ilişkin farklı hükümler

yer almakta iken itiraz konusu kuralla, 5043 sayılı Yasa öncesinde ortaya çıkan

ve kesin hükme bağlanmamış uyuşmazlıkların 5043 sayılı Yasa hükümlerine göre

çözümleneceğinin öngörülmesi, anılan Yasanın geriye yürümesi sonucunu

doğurmaktadır.

5043 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanacağı

uyuşmazlıkların kapsamına, avukatlık ücretine ilişkin olarak taraflar arasında

akdedilen bir ücret sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar da girmektedir. Hukuk

devletinde hukuk güvenliğinin sağlanması, öncelikle hukuki işlemlerin

sonuçlarının öngörülebilir olmasına bağlı bulunduğundan, bir sözleşmenin

yapıldığı tarihte mevcut olmayan bir yasa hükmünün daha sonra geriye yürür

şekilde bu sözleşmeden doğan bir ihtilafta uygulanmasının öngörülmesi, hukuk

güvenliği ilkesine aykırıdır.

Bu durum, aynı zamanda, Anayasanın 48.

maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğüne de aykırılık oluşturur.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural

Anayasa'nın 2. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."

6. Yargılama sonucunda, yargılama giderlerinin haksız çıkan

tarafa yüklenmesi yasa gereğidir. Bu kuralın bir amacı da haksız olduğu halde

dava açmak isteyenleri caydırmak, haksız olduğunu bilerek dava açanları da

cezalandırmaktır. Somut olayımızda, bu genel ilkenin dışına çıkılarak,

taşınmaza kamulaştırmasız el atan ve hukuka aykırı davranan kamu gücü, daha

düşük harç ve vekalet ücreti ödemekle yükümlü kılınarak ve bu hüküm mevcut

davalara da uygulanarak ödüllendirilmekte, taşınmazına el atılan kişi ise bir

anlamda cezalandırılmaktadır. Kamu gücü tarafından hukuka aykırı olarak yapılan

işlem ve eylemlere dolaylı olarak meşruiyet ve kolaylık sağlanırken, devlet

karşısında güçsüz olan kişi korunmak yerine mağdur edilmektedir.

7. Başvurucunun lehine hükmedilen tazminat miktarı ve lehine

hükmedilen yargılama giderleri göz önünde bulundurulduğunda vekalet ücretinin

maktuya çevrilmesinin, zaten açılmış bulunan bir dava yönünden, vekille dava

açılmasını imkânsız hâle getirmediği söylenebilirse de,

başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olmadığı, hukuki güvenlik hakkını ihlal

etmediği ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir

müdahale oluşturmadığı söylenemeyecektir.

8. Sonuç olarak dava açılırken bulunmayan ve öngörülemeyen bir

kuralın davanın devamı sırasında başvurucu aleyhine, kamu gücü lehine

değiştirilerek, nispi olan vekalet ücretinin maktu hale getirilmiş olmasını

başvurucunun hukuki güvenlik ve mahkemeye erişim haklarını ihlal eder mahiyette

gördüğümüzden çoğunluk görüşüne katılmadık.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör Yrd. : İsmail Emrah PERDECİOĞLU Başvurucu : Ayşe AKKAYA Vekilleri : Av. Zeynep DOĞAN AKARKEN Av. Hakan AKARKEN Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9393, 14 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. V. Hüküm
  12. B. 1. Yargı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle Anayasa'nın
  13. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Paksüt
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9393
Tarih
14 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • İlter Nur Başvurusu (B. No: 2013/6829)
  • Adem Serkan Gündoğdu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8668)
  • Nusrat Külah Başvurusu (B. No: 2013/6151)
  • Ahmet Tan Başvurusu (B. No: 2013/5461)
  • Birsen Gülünay Başvurusu (B. No: 2013/2640)
  • Necmettin Kaçar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7098)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.