İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayşe Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/6670)

1. Başvuru, tapu tahsis belgesi ile kullanılan taşınmazın

Başvuru No2013/6670Tarih10 Haziran 2015Okuma37 dk · 7.394 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ayşe Öztürk Başvurusu

Karar tarihi
10 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/6670
R.G. Tarih- Sayı
18/09//2015-29479
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.394 kelime·37 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tapu tahsis belgesi ile kullanılan taşınmazın

sit alanı ilan edilmesi nedeniyle tahliye talebi üzerine İstanbul 6. İdare

Mahkemesinde açılan iptal davasının reddedilmesinin, özel hayatın gizliliği ile

konut dokunulmazlığı ve hukuk devleti ilkesinin, hak arama hürriyetinin, adil

yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 21/8/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvuruda

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 10/12/2013 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm

tarafından 9/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru

konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 12/3/2014 tarihli görüş yazısına karşı

başvurucu beyanlarını sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

7. Milli Emlak Müdürlüğü tarafından, 10/7/1985 tarihinde,

İstanbul ili Beykoz ilçesi Gümüşsuyu mahallesinde bulunan 308 ada 8 parsel

numaralı taşınmaz için 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu

Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında

Kanun’a göre “Tapu Tahsis Belgesi”

düzenlenerek başvurucuya verilmiştir.

8. Anılan “Tapu Tahsis

Belgesi”, Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından 18/7/1985 tarihinde,

taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine şerh edilmiştir.

9. İstanbul III No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun 15/11/1995 tarihli ve 7755 sayılı kararı ile Beykoz ilçesi, 21/7/1983

tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamına

alınıp, 1 No.lu doğal sit alanı olarak ilan edilmiştir.

10. Beykoz İlçe Emniyet Müdürlüğünce başvurucuya gönderilen

yazıda, taşınmazın tahliye edilmesi gerektiği, aksi halde 27/11/2007 tarihinde

tahliye işleminin gerçekleştirileceği belirtilmiştir.

11. Başvurucu, İstanbul Valiliği Defterdarlık Anadolu Yakası

Milli Emlak Dairesi Başkanlığına başvurarak, taşınmaz hakkında tapu tahsis

belgesi verildiğini ileri sürmüş, tahliye işleminin durdurulmasını ve yeniden

değerlendirilmesini talep etmiştir.

12. Anılan İdare tarafından 31/12/2007 tarihli ve 068436

sayılı yazı ile taşınmazın bulunduğu alanın sit alanı olarak ilan edilmesi

nedeniyle tapu tahsis belgesinin geçerliliğinin bulunmadığı, taşınmazın Orman

Bakanlığına tahsisli olduğu ve tahliyesinin zorunlu olduğu bildirilmiştir.

13. Başvurucu, 28/4/2008 tarihinde, İstanbul Defterdarlığı

aleyhine İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı davada, İstanbul Valiliği

Defterdarlık Anadolu Yakası Milli Emlak Dairesi Başkanlığının 31/12/2007 tarihli

ve 068436 sayılı işleminin iptalini ve yürütülmesinin durdurulmasını talep

etmiştir.

14. Mahkemece, 18/6/2008 tarihli ve E.2008/674 sayılı

kararla, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen şartların birlikte gerçekleşmediği

gerekçesiyle yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmiştir.

15. Anılan karara yapılan itiraz, İstanbul Bölge İdare

Mahkemesinin 17/9/2008 tarihli ve E.2008/4631 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

16. İstanbul 6. İdare Mahkemesi, 29/12/2008 tarihli ve

E.2008/674, K.2008/2183 sayılı kararla; “başvurucu

adına 2981 sayılı Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi düzenlenen taşınmazın

bulunduğu alanın İstanbul III No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun 15/11/1995 günlü ve 7755 sayılı kararı ile sit alanı ilan

edildiğinden, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca belirlenen

ve belirlenecek yerlerde 2981 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanamayacağı hükmü

karşısında, başvurucu adına düzenlenen tapu tahsis belgesinin geçerli olmadığı,

bu durumda 2981 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanma olanağı bulunmayan

taşınmazın tahliyesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı”

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

17. Temyiz üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 6/10/2009

tarihli ve E.2009/4450, K.2009/9170 sayılı ilâmıyla, temyize konu kararda bozma

nedenlerinden hiçbiri bulunmadığından hükmün onanmasına karar verilmiştir.

18. Karar düzeltme istemi, Danıştay Ondördüncü

Dairesinin 12/6/2013 tarihli ve E.2012/86, K.2013/4807 sayılı ilâmıyla

reddedilmiştir.

19. Karar 23/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş başvurucu

21/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 2981 sayılı Kanun’un “İstisnalar”

kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

“İstanbul ve Çanakkale (Özel kanun

çıkarılıncaya kadar) Boğazları ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Kanunu uyarınca belirlenmiş ve belirlenecek yerlerde, Askeri Yasak

Bölgeleri ve Güvenlik Bölgelerinde, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait harekat, eğitim ve savunma amaçlı yapılarda bu Kanun

hükümleri uygulanmaz.”

21. 2981 sayılı Kanun’un “Eski

eserler ile koruma alanları ve sit bölgelerinin yeniden değerlendirilmesi”

kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Şimdiye kadar karar verilmiş eski eserler ile

bunların koruma alanları ve sit bölgelerine ilişkin kararlar, 2863 sayılı

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca, Kanunun yürürlüğe girdiği

tarihten başlamak üzere en geç 2 yıl içinde yeniden Kültür ve Turizm

Bakanlığınca belirlenir ve ilan edilir.”

22. 2981 sayılı Kanun’un “Tapu

verme” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“a) Bu Kanun

hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel

Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince

yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre

tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine

tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek

ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir.

Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya

kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas

teşkil eder.”

23. 2981 sayılı Kanun’un “Tapu

tahsis belgesi verilen gecekondular” kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

“Tapu tahsis belgesi verilen gecekondular

hakkında aşağıdaki uygulamalar yapılır.

a) (Değişik :

22/5/1986 - 3290/6 md.) Bu Kanun gereğince arsa

tahsis edilecek kimselerin; kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun

oturduğu belediye ve mücavir alan sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya

bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü iş yeri olarak

kullanılan bir yapıya sahip bulunmaması gerekir.

b) (Değişik :

22/5/1986 - 3290/6 md.) Hazine, belediye, il özel

idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun

uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları

ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal

ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun

şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak

sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde

başka bir arsa veya hisse verilir. Tahsis edilen arsa veya hissenin bedeli

4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kanun veya 6/6/1984 tarih ve 3016 sayılı Kanuna

göre tespit edilir.

…

c) (Değişik:22/5/1986 -

3290/6 md.) Islah imar planları belediye veya

valiliklerce mümkün olduğu kadar fiili durum dikkate alınarak ve yapılanma

şartları da belirlenerek yapılır veya belediye veya valiliklerce Yeminli Özel

Teknik Bürolara yaptırılır. En geç (1) ay içinde belediye meclislerince kabul

edilenler belediye meclislerince, büyük şehir yönetiminde ilçe belediye

meclislerince Kabul edilenler ilçe belediye meclislerince, il idare

kurullarınca kabul edilenler valilikçe tasdik edilerek yürürlüğe girer. Bu

planların tescili de (1) ay içinde ivedilik ve öncelikle yapılır.

İmar planı olan yerlerde mevcut imar planları

gerektiği takdirde ıslah imar planları şeklinde yeniden düzenlenir.

…”

24. 2863 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (a) fıkrasının (13)

numaralı bendi şöyledir:

“Doğal (tabii) sit”; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları

nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında

bulunan korunması gerekli alanlardır.”

25. Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının ve

Sitlerin Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik’in 3. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (k) bendi şöyledir:

“…

Sit: Tarih öncesinden günümüze kadar gelen

çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik,

mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının

yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin

cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması

gerekli alanları,

…ifade eder.”

26. 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 11.

maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları şöyledir:

“Bu Kanunun;

a) 20.6.1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi,

b) 23.9.1983 tarihli ve 2896 sayılı, 5.6.1986 tarihli ve

3302 sayılı kanunlarla değişik 2 nci

maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi,

Uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan, ancak

fiilen orman olduğu Orman Genel Müdürlüğünce tespit edilen yerler, talep

üzerine Maliye Bakanlığınca Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilir. Tahsisi

yapılan bu yerler Hazine adına tapuya orman vasfıyla tescil edilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 10/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 21/8/2013 tarihli ve 2013/6670 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, Beykoz ilçesinde bulunan taşınmazı, üzerindeki

ev ile birlikte 1972 yılından beri kullandığını, 1985 yılında tapu tahsis

belgesi verildiğini, yapı kullanma izin belgesi aldığını ve vergilerini

ödediğini, 2007 yılında taşınmazın tahliye edilmesi amacıyla yazı

gönderildiğini, İstanbul Valiliği Defterdarlık Anadolu Yakası Milli Emlak

Dairesi Başkanlığına yaptığı başvurunun reddedildiğini, anılan yazının iptali

amacıyla İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı davanın reddine karar

verildiğini, tapu tahsis belgesi olan ve vergisini ödediği taşınmazın elinden

alındığını, anılan belgenin tapu belgesi yerine geçtiği inancı ile hareket

ettiğini, bu şekilde hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiğini, taşınmazın

elinden alınmasının manevi olarak da zarar verdiğini, özel hayatın gizliliğinin

ve konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, taşınmazın Orman Bakanlığına

tahsisli olduğu belirtilmesine rağmen tahliyenin bu kurum tarafından

yapılmadığını, yetki açısından da işlemin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca

taşınmazın orman niteliğinin de bulunmadığını, Devletin bir kurumunun verdiği

belgenin sonradan başka bir kurum tarafından ortadan kaldırıldığını, taşınmazın

sit alanı ilan edildiği ve tapu tahsis belgesinin iptal edildiği bildirilmediği

gibi, bu kararlara karşı başvuru yollarının da belirtilmediğini, bu şekilde

yargı yoluna başvuru hakkının elinden alındığını ve hak arama hürriyetinin

ihlal edildiğini, halen tapu tahsis belgesi iptal edilen ve tahliye kararı

verilen taşınmazda oturduğunu, tahliye ve yıkımın henüz gerçekleştirilmediğini,

fakat her an tahliye edilme ihtimali bulunduğunu, taşınmazdan tahliye edilerek

binanın yıkılmasının zarara neden olacağını, oturduğu konuttan mahrum

edileceğini, uğrayacağı zararı telafi edici öneriler sunulmadığını belirterek,

özel hayatın gizliliği ile konut dokunulmazlığı ve hukuk devleti ilkesinin, hak

arama hürriyetinin, adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve maddi tazminat talep etmiştir.

B. Değerlendirme

29. Başvurucu, İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı davanın

reddine karar verilmesinin ve taşınmazının elinden alınarak tapu tahsis

belgesinin iptal edilmesinin özel hayatın gizliliği ile konut dokunulmazlığı ve

hukuk devleti ilkesini, hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarına

ilişkin nitelendirmeleri ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.

Anılan ihlal iddiaları, başvurucunun tahliyesine karar verilen binaya ilişkin

mülkiyet hakkının ihlali iddiası ile binanın bulunduğu taşınmaza (arazi)

ilişkin tapu tahsis belgesinin iptali nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali

iddiası kapsamında incelenerek değerlendirme yapılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Binanın Bulunduğu Taşınmaza (Arazi) İlişkin

Tapu Tahsis Belgesinin İptali Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

30. Başvurucu, Beykoz ilçesinde bulunan taşınmazı, üzerindeki

ev ile birlikte 1972 yılından beri kullandığını, 1985 yılında tapu tahsis

belgesi verildiğini, yapı kullanma izin belgesi aldığını ve vergilerini

ödediğini, 2007 yılında taşınmazın tahliye edilmesi amacıyla yazı

gönderildiğini, İstanbul Valiliği Defterdarlık Anadolu Yakası Milli Emlak

Dairesi Başkanlığına yaptığı başvurunun reddedildiğini, anılan yazının iptali

amacıyla İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı davanın reddine karar

verildiğini, tapu tahsis belgesi olan ve vergisini ödediği taşınmazın elinden

alındığını, anılan belgenin tapu belgesi yerine geçtiği inancı ile hareket

ettiğini, tapu tahsis belgesi iptal edilen ve tahliye kararı verilen taşımazda oturduğunu, tahliye ve yıkımın henüz

gerçekleştirilmediğini, fakat her an tahliye edilme ihtimali bulunduğunu

belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) sadece mevcut mülkü ve varlıkları koruduğunu, bir

kişinin sahip olmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma hakkının, bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun bu korumadan yararlanamayacağını,

başvurucuya verilen tapu tahsis belgesinin tapu senedi olmadığını, dolayısıyla

mülkiyet hakkı sağlamadığını, bu belgenin Islah İmar Planı gerçekleştirildikten

sonra hak sahiplerine verilecek tapu senedi için esas teşkil ettiğini, tapu

tahsis belgesine dayanılarak başvurucunun haklı bir beklenti içine

giremeyeceğini, bu nedenlerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olup

olmadığının incelenmesi sırasında bu hususların da göz önünde bulundurulması

gerektiğini bildirmiştir.

32. Başvurucu, Bakanlık görüşüne katılmadığını, tapu tahsis

belgesi ile tapu alınması konusunda meşru beklentinin oluştuğunu, vergilerin de

ödendiğini, tapu alınamamasının, İdarenin gerekli düzenlemeleri yapmamasından

kaynaklandığını, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilecek hakkının doğduğunu

belirtmiştir.

33. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir.”

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un“Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

35. Belirtilen hükümler uyarınca, bir anayasal hak ihlali

iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi

için, başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden olması ve Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamında yer alması, ayrıca başvurucunun ihlal iddiasına

temel alınan hakkın kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunması

gerekir (Ahmet Sağlam, B. No:

2013/3351, 18/9/2013, § 31).

36. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının

kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

37. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı

1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

38. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer

alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin

Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur.

Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren

başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle,

öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§

30-31).

39. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali

iddiasının ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak

bir müdahalenin bulunması gerekmektedir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

40. Sahip olunan mülk kavramı, Sözleşme ve Anayasa'daki

düzenlemeler açısından özerk bir kavram olarak ele alınıp incelenmektedir.

Dolayısıyla bu konudaki değerlendirmeler gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) ve gerekse Anayasa Mahkemesi tarafından mevzuattan bağımsız olarak

değerlendirilmektedir (bkz. Depalle/Fransa, B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 62;

Anheuser-Busch Inc./Portekiz, B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye, B. No: 48939/99, 30/11/2004, §

124; Beyeler/İtalya, B. No:

33202/96, 5/1/2000, § 100; Selçuk Emiroğlu,

§ 27).

41. Anayasa'nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,

kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara

uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden

yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 17).

Başvurucular, bu haktan yararlanmak adına ancak kendi mülkleriyle ilgili ihlal

iddiasında bulunabilirler. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sadece sahip

olunan bir mülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır. Bir kişinin hâlihazırda

sahip olmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun, mevcut mülke sağlanan bu korumadan

yararlanamayacaktır. Bu nedenle, daha önce ortadan kalkmış olan mülkiyet

hakkının tekrar elde edilebileceği ümidi "mülkiyet"

olarak görülemez (Murat İslamoğlu,

B. No: 2013/614, 25/6/2014, § 32).

42. Alacak hakları da mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilebilir. Ancak alacak haklarının mülkiyet hakkı kapsamında

korunabilmesi için, ya bir mahkeme hükmü, hakem kararı, idari karar gibi bir

işlemle "yeterli derecede icra

edilebilir kılınmış olması" (bkz. Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 28) ya da en azından

bunlarla bağlantılı olarak "meşru bir beklenti"nin

bulunması gerekmektedir. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti

olmayıp, bir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle

ilgili hukuki bir işleme dayalı beklentidir (bkz. Kopecký/Slovakya, B. No: 44/912/98, 28/9/2004, §§

45-52; Saghinadze ve Diğerleri/Gürcistan, B. No: 18768/05,

27/5/2010, § 103).

43. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra

edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne

veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir

yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir.

Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı

kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için

yeterli değildir (Sultan Tokay ve Diğerleri,

B. No: 2013/1122, 26/6/2014, § 37).

44. Yukarıda belirtildiği üzere, mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucunun, öncelikle böyle bir hakkının var olduğunu,

en azından meşru bir beklenti kapsamında mülkiyet hakkının bulunduğunu

kanıtlaması gerekmektedir. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali

iddiasının değerlendirilebilmesi için öncelikle mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilebilecek bir hakkının mevcudiyetinin tartışılması gerekmektedir.

45. “Tapu tahsis belgesi”, imar ve gecekondu mevzuatı

çerçevesinde; hazine, belediye, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve il özel

idarelerinin müstakilen sahip oldukları taşınmazlar

üzerinde 2981 sayılı Kanun'a göre belirlenen çerçevede ilgili kişilere tanınan

ve şahsi hak içeren bir belgedir. Tapu tahsis belgesi, 4721 sayılı Kanun’da

düzenlenmemiştir. 4721 sayılı Kanun, taşınmazlar bakımından “tapu senedi”ni esas almaktadır. Bu

belge, bir taşınmaz üzerinde, kişinin mutlak hak sahipliğini gösteren ve

herkese karşı ileri sürülebilen bir hak sağlamaktadır.

46. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 8/3/2013 tarihli ve

E.2012/14835, K.2013/3429 sayılı ilâmına göre, “Yargıtay

Hukuk Genel Kurulunun 04/12/1996 tarih ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da

belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca

fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik

belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis

yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir.

Tahsis

kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için; -Hukuki yönden

geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması, -Tahsise konu yerde

3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı Yasa ile

değişik 2981 sayılı Yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması,

-İlgilisine,

tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması,

-Tahsise

konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış

olması,

-Tahsise

konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın

niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı

ile keşif yapılması,

-Tahsise

konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki

rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce

mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması,

-İmar

parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya

tabi tutulan parselden 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı Yasa'nın 18/b-c

maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise

uygulanan oranın saptanması gerekir.”

47. Danıştay Altıncı Dairesinin 11/6/2004 tarihli ve

E.2003/685, K.2004/3717 sayılı ilâmına göre ise, “2981 sayılı Yasa'nın

gerekçesinde, Yasanın amacı; ekonomik ve sosyal nedenlerle birer çekim merkezi

haline gelen kentlere akın eden vatandaşların mutlak olan barınak

ihtiyaçlarının giderilmesi, imar mevzuatı ve planlara uygun hale

getirilebilecek yapıların belli şartlarda hukukileştirilmesi olarak

belirtilmiştir. Yasa, en temel ihtiyaçlardan biri olan barınma ihtiyacını dahi

karşılayamayacak durumdaki dar gelirli vatandaşların mağduriyetini gidererek bu

durumda olanlara aileleriyle birlikte barınma olanağı sağlamak için hazine,

belediye, il özel idaresi ve vakıf arazisi üzerine yapılan, barınma amacıyla ya

da kısmen barınma kısmen işyeri olarak kullanılan kaçak yapıları meşrulaştırmıştır.Bu meşrulaştırma sırasında yasaya özgü

olan ve tapuya esas teşkil ederek hak sahipliğini belirleyecek olan tapu tahsis

belgesi verilmekte ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde

gösterilmektedir.

Bu belge, Medeni Kanunda

tanımlanan tasarruf belgelerinden farklıdır. Mülkiyeti değil, hak sahipliğini

belirlediğinden ve tapuya dönüşünceye kadar işlevi, içinde oturan dar gelirli

ailenin barınma ihtiyacını karşılamak olduğundan bu şekilde tasarruf edilen bir

gecekondunun yıkılması ya da yıkılarak yeniden yapılması tahsisin iptali

sonucunu doğurur ve tapu verilemez. Dolayısıyla tapu tahsis belgesi ile hak

sahibi kabul edilenlerin tasarruf hakları yasanın belirlediği amaçlar

çerçevesinde kısıtlanmıştır.

Bu belirlemeler karşısında, henüz tapuya

dönüşmemiş tapu tahsis belgesi ile tasarruf edilen ve barınma amaçlı

kullanılması gereken gecekondunun, Yasanın öngördüğü amaçlara aykırı olarak

yıkıldığının belirlenmesi üzerine tapu verilmesi isteminin reddedilmesinde

hukuka aykırılık bulunmadığından, İdare Mahkemesince; işlemin iptali yolunda

verilen kararda isabet görülmemiştir.”

48. AİHM’e göre, tapu tahsis belgesi verilen

taşınmazlar kamu malı niteliğindedir. Dolayısıyla bu taşınmazların kazandırıcı

zamanaşımı yoluyla mülkiyet hakkının kazanılması mümkün değildir. Başvurucuların,

tahliye edilinceye kadar uzun süre taşınmazı kullanmaları mülkiyet hakkının

kazanılmasına gerekçe olamaz. Tapu tahsis belgesi ile mülk sahibi olmanın

şartları olduğundan, bu belge şartlı bir hak sağlamaktadır. Bu şartların oluşup

oluşmadığı ise derece mahkemeleri tarafından değerlendirilebilecek bir husustur

(bkz. Anat ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 37899/04,

26/4/2011, § 53).

49. Tapu tahsis belgesi, tapu senedi olmayıp, sadece kişinin

söz konusu taşınmazı elinde bulundurduğunu belgelemektedir. Bu belgenin

verilmesi, belge sahibine mülkiyet hakkı tanındığı anlamına gelmemekte ve

yetkili makamlara tapu senedi verme zorunluluğu getirmemektedir. Gerçekten de

2981 sayılı Kanun’un 10. maddesinde, bu belgenin Islah İmar Planı

gerçekleştirildikten sonra hak sahiplerine verilecek tapu senedi için esas

teşkil ettiği belirtilmektedir. Tapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu kaydı

alınmasının bazı şartları bulunmaktadır. Bu şartların yerine getirilmemesi

sebebiyle tapu kaydı verilmemesi halinde, sadece bu belgeye dayalı olarak

kullanılan taşınmazın başvurucunun elinden alınması ile alacaklı konuma

geldiğinden söz edilemez. Başvurucu, bu taşınmazla ilgili olarak 1 No.lu Ek

Protokolün 1. maddesi anlamında “mülk”ün

varlığını iddia edemez (bkz. Anat ve

Diğerleri/Türkiye, §§ 55, 56).

50. Islah İmar Planı, düzensiz ve sağlıksız biçimde oluşmuş

yapı topluluklarının veya yerleşme alanlarının, sınırları belli edilmek

suretiyle mevcut durumu da dikkate alınarak dengeli, düzenli ve sağlıklı hale

getirilmesi amacıyla, halihazır haritalar üzerine yapılan ve yapılanma

şartlarını da belirleyen imar planıdır.

51. Tüm bu açıklamalar ışığında, başvurucunun, tapu tahsis

belgesine dayalı olarak kullandığı taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının bulunup

bulunmadığının tespiti gerekir.

52. Somut olayda başvurucuya, 10/7/1985 tarihinde, Milli

Emlak Müdürü tarafından 2981 sayılı Kanun’a göre “tapu tahsis belgesi”düzenlenerek verilmiş

ve 18/7/1985 tarihinde taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine işlenmiştir.

Tapu tahsis belgesine göre, başvurucunun kullandığı binanın, Beykoz ilçesi,

Gümüşsuyu mahallesi 308 ada 8 parsel numaralı 1259 m2 miktarındaki

taşınmaz üzerinde bulunduğu, taşınmaz üzerindeki binanın 3 katlı olduğu,

taşınmazın malikinin Maliye Hazinesi olduğu anlaşılmıştır. Taşınmaz üzerinde

yapılan incelemede, konut olarak kullanılan binanın 2/6/1981 tarihinden önce

yapıldığı ve başvurucunun, taşınmaz üzerindeki binanın vergilerini ödediği

belirlenmiştir.

53. İstanbul Valiliği Defterdarlık Anadolu Yakası Milli Emlak

Dairesi Başkanlığının yazısı ile Beykoz ilçesinin tamamı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kurulunun 15/11/1995 tarihli ve 7755 sayılı kararı ile 2863

sayılı Kanun kapsamına alınıp sit alanı olarak ilan edildiğinden, 2981 sayılı

Kanun kapsamında verilmiş olan tapu tahsis belgelerinin hiçbir geçerliliğinin

bulunmadığı ve taşınmaz Orman Bakanlığına tahsisli olduğundan tahliyesinin

gerektiği başvurucuya bildirilmiştir.

54. Başvurucunun 26/12/2007 tarihinde yaptığı itiraz,

İstanbul Valiliği Defterdarlık Anadolu Yakası Milli Emlak Dairesi Başkanlığının

31/12/2007 tarihli yazısı ile reddedilmiştir. Başvurucu 28/4/2008 tarihinde

İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı davada, tapu tahsis belgesinin iptali

işlemi ile tahliye işleminin iptali istemlerinde bulunmuştur. Mahkemece,

başvurucunun, 2981 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanma olanağı bulunmayan

taşınmazdan tahliyesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 16). Temyiz üzerine,

Danıştay Altıncı Dairesince hüküm onanmış ve karar düzeltme isteminin Danıştay Ondördüncü Dairesi tarafından reddedilmesi sonucu hüküm

kesinleşmiştir.

55. Başvuru konusu olayda, tapu tahsis belgesi ile

başvurucuya tahsis edilen taşınmazın Maliye Hazinesi adına tapuya tescilli

olduğu anlaşılmıştır. Nitekim tapu tahsis belgesinin taşınmaz maliki hanesinde

bu husus açıkça yazılıdır. Tapu tahsis belgesinin düzenlendiği, tapu kaydının

beyanlar hanesine şerh düşülmüştür. Dolayısıyla ortada başvurucu adına

düzenlenen bir tapu kaydı olmadığı açıktır.

56. 2981 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre, “hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar

Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu

sahiplerince yapılmış yapılar, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak

sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar

hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir. Tapu

tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak

sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder.”

57. Aynı Kanun’un 13. maddesine göre, “hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya

Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca

mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları ile

meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal

ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun

şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak

sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde

başka bir arsa veya hisse verilir. Tahsis edilen arsa veya hissenin bedeli

4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kanun veya 6/6/1984 tarih ve 3016 sayılı Kanuna

göre tespit edilir.”

58. Tapu tahsis belgesi ile başvurucunun kullandığı taşınmaz,

İstanbul III No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 15/11/1995

tarihli ve 7755 sayılı kararı ile 1 No.lu doğal sit alanı ilan edilmiştir. 1

No.lu doğal sit alanları, bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan,

ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu

yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel

çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır.

59. İstanbul III No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun 15/11/1995 tarihli kararı ile 2863 sayılı Kanun’a uygun olarak

başvurucuya ait taşınmaz 1 No.lu doğal sit alanı ilan edilmiştir. 2981 sayılı

Kanun’un “İstisnalar” kenar

başlıklı 3. maddesinde, “İstanbul ve

Çanakkale (Özel kanun çıkarılıncaya kadar) Boğazları ile 2863 sayılı Kültür ve

Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca belirlenmiş ve belirlenecek

yerlerde… 2981 sayılı kanun hükümlerinin uygulanamayacağı” açıkça

düzenlenmiştir.

60. Tapu tahsis belgesi ile başvurucunun kullanımına

bırakılan taşınmazın Maliye Hazinesi adına tapuya tescilli olduğu ve başvurucu

adına tapu kaydının bulunmadığı, taşınmazın Islah İmar Planı yapılmadığı gibi

doğal sit alanı olarak ilan edildiği, sit alanı olan yerlerde 2981 sayılı

Kanun’un uygulanamayacağı, taşınmazın Maliye Hazinesi adına tapuya tescilli

olması nedeniyle zamanaşımına dayalı olarak da mülkiyetin kazanılamayacağı hususları

dikkate alındığında, başvurucunun, meşru beklenti kapsamında dahi bir hak veya

alacağının olmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucuyu, taşınmazın mülkiyetini elde

etme konusunda meşru bir beklentiye sevkedecek bir

kanun hükmü veya yerleşik yargısal bir içtihat da bulunmadığından,

başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin

korumadan yararlandırılması mümkün değildir.

61. Öte yandan, 6831 sayılı Kanun’un 11. maddesine göre orman

olarak belirlenen taşınmazlar, orman vasfı altında Hazine adına tapuya tescil

edilir. Tapu tahsis belgesi ile başvurucunun kullanımında olan taşınmaz, Maliye

Hazinesi adına tapuya tescillidir. Dolayısıyla yukarıda belirtilen hüküm

gereği, taşınmazın Orman Bakanlığına tahsis edilerek orman vasfı altında Maliye

Hazinesi adına tapuya tescili mümkün olup, bu tahsis ve tescilde bariz takdir

hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

62. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, tapu tahsis belgesi

verilen taşınmaza (arazi) ilişkin olarak, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına

giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun

bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Binanın Değeri Ödenmeksizin Tahliye Kararı

Verilmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

63. Başvurucu, Beykoz ilçesinde bulunan taşınmazı, üzerindeki

ev ile birlikte 1972 yılından beri kullandığını, 1985 yılında tapu tahsis

belgesi verildiğini, 2007 yılında taşınmazın tahliye edilmesi amacıyla yazı

gönderildiğini, İstanbul Valiliği Defterdarlık Anadolu Yakası Milli Emlak

Dairesi Başkanlığına yaptığı başvurunun reddedildiğini, anılan yazının iptali

amacıyla İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı davanın reddine karar

verildiğini, tapu tahsis belgesi olan ve vergisini ödediği taşınmazın elinden

alındığını, bu şekilde hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiğini, taşınmazın

elinden alınmasının manevi olarak da zarar verdiğini, özel hayatın gizliliğinin

ve konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, taşınmazdan tahliye edilerek

yıkılmasının zarara neden olacağını, oturduğu konuttan mahrum edileceğini,

uğradığı zararı telafi edici öneriler sunulmadığını belirterek, mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Başvurucunun, taşınmaz (arazi) üzerindeki binanın

tahliyesinin istenilmesinin ve uğranılabilecek zararı telafi edici öneriler

sunulmamasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğine ilişkin şikâyetleri açıkça

dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı için başvurunun bu şikâyete ilişkin kısmının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

65. Başvurucu, Beykoz ilçesinde bulunan taşınmazı, üzerindeki

ev ile birlikte 1972 yılından beri kullandığını, 1985 yılında tapu tahsis

belgesi verildiğini, 2007 yılında taşınmazın tahliye edilmesi amacıyla yazı

gönderildiğini, İstanbul Valiliği Defterdarlık Anadolu Yakası Milli Emlak

Dairesi Başkanlığına yaptığı başvurunun reddedildiğini, anılan yazının iptali

amacıyla İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı davanın reddine karar

verildiğini, tapu tahsis belgesi olan ve vergisini ödediği taşınmazın elinden

alındığını, bu şekilde hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiğini, taşınmazın

elinden alınmasının manevi olarak da zarar verdiğini, özel hayatın gizliliğinin

ve konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, taşınmazdan tahliye edilerek

yıkılmasının zarara neden olacağını, oturduğu konuttan mahrum edileceğini,

uğradıkları zararı telafi edici öneriler sunulmadığını belirterek, mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

66. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun anılan

ihlal iddialarının delillerin değerlendirilmesi ile hukuk kurallarının

yorumlanmasına ilişkin olduğunu, benzer konularda daha önce görüş sunduklarını

ve Anayasa Mahkemesince kararlar verildiğini belirterek, başvurunun bu kısmına

yönelik olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

67. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne katılmadığını,

Anayasa Mahkemesine daha önce sunulan görüşlerden bilgi sahibi olmadığını, bu

görüşlerin gönderilmesi gerektiğini, Anayasa Mahkemesince, Bakanlığın daha

önceden sunduğu görüşlerin bildirilmemesinin silahların eşitliğine ve savunma

hakkının kısıtlanmasına neden olacağını belirtmiştir.

68. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması"

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

69. Anayasa'nın "Mülkiyet Hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

70. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol'ün

"Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve

tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı

vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve

uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun

bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler,

devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek

veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini

sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları

hakka halel getirmez."

71. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi paralel

düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir.

72. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyetten

barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranın

ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayı düzenler

ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikinci cümlesinde

düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygun olarak ve bu

amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla mülkiyetin kullanımını

kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer almaktadır (bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B.

No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).

73. Anayasa'nın 35. maddesi de Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindeki

düzenlemeye paralel şekilde, birinci fıkrasında mülkiyet hakkını tanımış,

ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyet hakkının sınırlandırılması ve bu

sınırlandırmanın ölçütü belirtilmiştir.

74. Mutlak bir hak niteliğinde olmayan mülkiyet hakkı, Anayasa’da

yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir. Temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler göz

önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple mülkiyet hakkına getirilen

sınırlandırmaların denetiminin, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler

çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

75. Mülkiyet hakkına getirilen

sınırlandırmanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

76. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele, mülkiyet hakkına

yönelik bir müdahale olup olmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda, varlığı

kabul edilen müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığının, söz konusu

hakkın özünü zedeleyecek ölçüde kısıtlanıp kısıtlanmadığının, kısıtlamanın

gerekli ve ölçülü olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.

a. Müdahalenin

Varlığı

77. Başvurucu, tapu tahsis belgesi ile kullandığı taşınmaz (arazi)

üzerindeki binadan tahliye edilmesine ilişkin işlemin iptali amacıyla İstanbul

6. İdare Mahkemesinde açtığı davanın reddedildiğini, taşınmazdan tahliye

edilerek yıkılmasının zarara neden olacağını, oturduğu konuttan mahrum

edileceğini, uğradığı zararı telafi edici öneriler sunulmadığını belirterek, Anayasa'nın

35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

78. Bireysel başvuru yoluyla

mülkiyet hakkının ihlali iddiasının ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak

bir müdahalenin bulunması gerekmektedir (Selçuk

Emiroğlu, § 26).

79. Bu doğrultuda, öncelikle

mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olabilecek malvarlığı değerlerinin

belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35. maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1.

maddesinin koruma alanı içinde yer alan menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk

girebileceği gibi kesin bir şekilde tanımlanmış alacak hakları da girebilir

(AYM, E.2000/42, K.2001/361, K.T. 10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.

24/9/2008).

80. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer alan mülkiyet kavramı

ile sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35.

maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur.

81. Anayasa'nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,

kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara

uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden

yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır (Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 17).

Başvurucular, bu haktan yararlanmak adına ancak kendi mülkleriyle ilgili ihlal

iddiasında bulunabilirler. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sadece sahip

olunan bir mülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır.

82. AİHM’e göre, gecekondu şeklinde

yapılan kaçak yapılara idarenin fiili olarak uzun süre sessiz kalması, bina

veya yapı üzerinde mülkiyet hakkının doğmasına neden olmaktadır. AİHM, şehir ve

ilçe planlaması politikalarının ve bunlar sonucunda oluşturulan önlemlerin

seçimi ile uygulanmasında birçok yerel etkeni kapsayan bir takdir hakkı

bulunduğunu kabul etmektedir. Ancak bu takdir hakkının yetkilileri zamanında,

uygun ve hepsinden de önemlisi tutarlı bir şekilde harekete geçme görevlerinden

muaf tutması beklenemez. Kaçak yapıları engellemeye yönelik yasaların

uygulanmasında Türk toplumunda yaratılan belirsizliğin, başvuranın meskenine

ilişkin durumun bir gece içerisinde değişebileceğini sanmasına neden olması

elbette mümkün değildir. AİHM, başvuranın meskenine yönelik mülkiyet çıkarının,

1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesinin anlamı çerçevesinde önemli

bir çıkar ve dolayısıyla bir “mülk”

oluşturmaya yetecek doğaya sahip olduğu ve yeterli derecede tanındığı

kanısındadır (bkz. Öneryıldız/Türkiye, §§ 127-129).

83. Başvuru konusu olayda, tapu

tahsis belgesi ile başvurucuya tahsis edilen binanın, 1972 yılından beri başvurucu

tarafından kullanıldığı, 1981 yılından beri bina vergilerinin başvurucudan

tahsil edildiği, dolayısıyla Maliye Hazinesinin, binanın başvurucu tarafından

kullanıldığını bilmesine rağmen herhangi bir itirazda bulunmadığı, binanın inşa

edilmesine engel olmadığı, yıllarca başvurucunun binayı kullanmasına müsamaha

gösterdiği anlaşılmıştır.

84. AİHM, on yıllarca, tapu

kaydı olmayan binanın kullanılmasına yetkili merciler tarafından müsamaha

gösterildiğini, bu şekilde bir kullanım ve müsamaha süresi geçtikten sonra,

başvurucuların evlerinden yararlanmaları için malvarlığının büyük önem

kazandığını, maddi bir çıkar ve dolayısıyla Sözleşme’ye

ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülk”

oluşturduğunu kabul etmektedir (bkz. Anat ve Diğerleri/Türkiye, § 59).

85. Somut olayda, başvurucunun

dava dilekçesi, davalı İdarenin cevap dilekçesi ve dosya içinde bulunan yazılar

ile Mahkeme ve Danıştay kararlarında açıkça belirtildiği üzere, tapu tahsis

belgesi ile başvurucuya tahsis edilen arazi üzerinde başvurucu tarafından bina

yapıldığı ve uzun süredir kullanıldığı, Maliye Hazinesi tarafından bina

yapılmasına veya kullanılmasına engel olunmadığı gibi, binaya ilişkin emlak

vergilerinin de tahsil edildiği anlaşılmıştır. Arazi üzerindeki binanın

başvurucu tarafından yapılarak kullanıldığı ve Maliye Hazinesinin herhangi bir

itirazının olmadığı dikkate alındığında bina üzerinde başvurucunun mülkiyet

hakkının bulunduğu kabul edilmiştir.

86. Bir taşınmazın hiçbir

karşılık ödenmeden idareye geçmesi, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasını

aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur (AYM, E.2002/112, K.2003/33,

10/4/2003).

87. AİHM, kamulaştırma

yapılmaksızın taşınmaza el atılması yoluyla yapılan müdahalenin, başvurucuların,

mülkiyete saygı gösterilmesini isteme haklarını ihlal ettiği kanaatindedir (bkz.

Sarıca ve Dilaver/Türkiye, B. No:

11765/05, 27/5/2010, § 51).

88. Somut olayda, başvurucunun, tapu tahsis belgesine dayalı

olarak kullandığı ve vergilerini ödediği bina üzerinde, 4721 sayılı Kanun

uyarınca mülkiyet haklarının bulunduğu şüphesizdir. Hukuk sisteminde öngörülen

usuller dışında, başvurucunun, üzerinde mülkiyet hakkı bulunduğu anlaşılan

binanın bedeli ödenmeksizin yıkılmasının ve binadan tahliyesinin istenmesi,

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

89. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 13. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu itibarla, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma,

kanunlar tarafından öngörülme ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına

uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

90. Başvurucu, tapu tahsis belgesi ile kullandığı taşınmazdan

tahliye edilerek binanın yıkılmasının zarara neden olacağını, oturduğu konuttan

mahrum edileceğini, uğradığı zararı telafi edici öneriler sunulmadığını

belirterek, Anayasa'nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

91. Demokratik toplumun temel

ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü, Sözleşme’nin tamamının ayrılmaz bir

parçası olduğundan, 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesi her şeyden önce ve

özellikle mülkiyete saygı gösterilmesinden yararlanma hakkına idari makamlar

tarafından yapılan müdahalenin yasal olmasını gerektirmektedir (bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye, § 42).

92. Somut olayda başvurucunun,

tapu tahsis belgesi ile kullandığı taşınmazın (arazi) ve üzerindeki binanın

tapu kaydının olmadığı ve taşınmazın (arazi) mülkiyetinin Maliye Hazinesine ait

olduğu dikkate alındığında, İdarenin mülkiyet hakkına dayanarak başvurucunun

tahliyesini talep etmesinin 4721 sayılı Kanun ile 2981 sayılı Kanun ve 2863

sayılı Kanun’a uygun olduğu belirlenmiş olup, tahliye kararının “kanunlar tarafından öngörülme” ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

93. Başvuru konusu olayda, tapu tahsis belgesi ile başvurucu

tarafından kullanılan taşınmaz, İstanbul III No.lu Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kurulunun 15/11/1995 tarihli ve 7755 sayılı kararı ile 2863

sayılı Kanun kapsamına alınıp, 1 No.lu doğal sit alanı olarak ilan edilen

Beykoz ilçesi sınırları içerisindedir. 1 No.lu doğal sit alanları, bilimsel

muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip

olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması

gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak

alanlardır. Dolayısıyla başvurucuya ait binanın bulunduğu taşınmazın (arazi)

sit alanı ilan edilerek korumaya alınmasının meşru amaç taşıdığı sonucuna

varılmıştır.

iii. Ölçülülük

94. Son olarak başvurucunun, tapu tahsis belgesi ile kullandığı

binadan tahliyesinin talep edilmesine rağmen binanın bedelinin ödenmemesi veya

zararı telafi edici öneriler sunulmaması şeklinde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

95. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ile

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “Temel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,

demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen

kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye

olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi

gerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,

amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercih

edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

96. Anayasa Mahkemesinin

kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile

araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen

amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir.

Bu sebeple mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek

için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı

değerlendirilmelidir (Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014, § 106).

97. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, başvurucunun, uzun süredir ve tapu tahsis

belgesine dayalı olarak kullandığı binadan tahliyesinin talep edilmesine

rağmen, tahliye karşılığında başvurucuya herhangi bir bedel ödenmemesi şeklinde

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin “ölçülülük

ilkesi”ne

uygun olup olmadığı olacaktır.

98. Anayasa'nın 35. maddesine

uygun olarak bir kimsenin mülkiyet hakkına devlet tarafından müdahale edilmişse

veya malvarlığı üzerindeki hakları kullanılamaz hale getirilmişse, bu kişinin

hakkının korunması gerekir. Bu da ancak mülkiyete konu malvarlığının değerinin

ödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilir. Kural olarak devlet tarafından el

atılan malvarlığının değerini, devletin kendiliğinden ödemesi beklenir (Kenan Yıldırım ve Turan

Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 62).

99. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden

arındırılarak güncelleştirilmesi de gerekir (bkz. Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).

100. Yukarıda belirtildiği üzere

Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı, malikine, sahibi olduğu

mülk üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkını verir. Ancak kamu gücünü

kullanan idare tarafından mülkiyet hakkının kullanılmasına sınırlama

getirilebileceği gibi malikin tasarruf hakkının tamamen ortadan kaldırılması

sonucunu doğuracak bir müdahalede de bulunulabilir. Kamu makamları tarafından

yapılan bu müdahalelerin hukuki bir temele dayanması, kamu yararı şeklinde

meşru bir amacının bulunması ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin meşru

amaçla orantılı olması gerekir.

101. Somut olayda, mülkiyeti

Maliye Hazinesine ait taşınmaz (arazi) üzerinde tapu tahsis belgesine dayalı

olarak başvurucu tarafından yapılan ve uzun süredir kullanılan binanın

bulunduğu, başvurucunun anılan taşınmazdan tahliyesinin talep edilmesine rağmen

herhangi bir bedel ödenmediği anlaşılmıştır.

102. AİHM, toplumun genel

çıkarlarının büyük önem taşıdığı bölge planlama ve çevre koruma

politikalarının, bilhassa medeni haklar söz konusu olduğunda Devlet’e geniş bir

takdir hakkı tanıdığını kabul etmektedir (bkz. Depalle/Fransa, § 84).

103. Takdir hakkı yetkisi

kapsamında, kamu yararı ile bireyin temel haklarının korunması arasında adil

bir denge sağlanıp sağlanmadığının araştırılması gerekir. Buna göre kullanılan

yöntem ile hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık mevcut olmalıdır

(bkz. Chassagnou ve Diğerleri/Fransa, B.No:25088/94,

28331/95, 28443/95, 29/4/1999, § 75). Başvurucu çok aşırı bir yüke maruz

kaldığında bu denge bozulur (bkz. Anat ve

Diğerleri/Türkiye, § 60).

104. Hukuk devleti, eylem ve

işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup

güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek

sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve

Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan

devlettir. Devletin veya bir kamu tüzel kişisinin kamulaştırma işlemi

olmaksızın temel insan haklarından olan mülkiyet hakkına keyfi bir şekilde el

konularak bireylerin sahip oldukları taşınmazları üzerinde özgürce tasarruf

etmelerinin engellenmesi ve mülkiyet haklarının ellerinden alınması hukuk

devleti ilkesine aykırıdır (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003).

105. Anayasa'nın 35. maddesine

göre kişilerin mülkiyetleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı

gereği karşılığı ödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa'nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum

bırakılmaları halinde elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum

bırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 37).

106. Somut olayda, Milli Emlak

Müdürlüğü tarafından 10/7/1985 tarihinde, 2981 sayılı Kanun'a göre tapu tahsis

belgesi düzenlenerek başvurucuya verilmiştir. Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Kurulunun 15/11/1995 tarihli kararı ile taşınmazın bulunduğu alan, sit

alanı ilan edilmiştir. Beykoz İlçe Emniyet Müdürlüğünce başvurucuya gönderilen

yazıda, taşınmazın tahliye edilmesi gerektiği, aksi halde 27/11/2007 tarihinde

tahliye işleminin gerçekleştirileceği belirtilmiştir.

107. Başvurucu, 28/4/2008 tarihinde,

İstanbul Defterdarlığı aleyhine İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı davada,

İstanbul Valiliği Defterdarlık Anadolu Yakası Milli Emlak Dairesi Başkanlığının

31/12/2007 tarihli işleminin iptalini ve yürütülmesinin durdurulmasını talep

etmiştir.

108. Mahkemece, 29/12/2008

tarihinde, “başvurucu adına 2981 sayılı

Kanun uyarınca tapu tahsis belgesi düzenlenen taşınmazın bulunduğu alanın

İstanbul III No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 15/11/1995

günlü ve 7755 sayılı kararı ile sit alanı ilan edildiğinden, Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca belirlenen ve belirlenecek yerlerde 2981

sayılı Kanun hükümlerinin uygulanamayacağı hükmü karşısında, başvurucu adına

düzenlenen tapu tahsis belgesinin geçerli olmadığı, bu durumda 2981 sayılı

Kanun hükümlerinden yararlanma olanağı bulunmayan taşınmazın tahliyesine

ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı” gerekçesiyle davanın

reddine karar verilmiştir.

109. Temyiz üzerine, Danıştay

Altıncı Dairesinin 6/10/2009 tarihli ilâmıyla hüküm onanmış, karar düzeltme

istemi, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 12/6/2013

tarihli ilâmıyla reddedilmiştir.

110. Somut olayda, tapu kaydı

bulunmayan, ancak tapu tahsis belgesi ile taşınmaz (arazi) üzerine yapılan

binayı yıllarca kullanan ve vergilerini ödeyen başvurucuya kamu makamları

tarafından müdahale edilmediği ve bu duruma müsamaha gösterildiği, binanın

başvurucuya ait olduğu, dolayısıyla mülkiyeti başvurucuya ait olan binanın

değeri ödenmeksizin veya zararı telafi edici öneriler sunulmaksızın

başvurucunun tahliye edilmek istenmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil

ettiği açıktır. Yukarıda açıklandığı üzere yapılan bu müdahale kanuna uygun

olup meşru bir amacı bulunmaktaysa da mülkiyeti başvurucuya ait binanın tahliye

edilerek yıkılmak istenmesinin ve binanın değerinin ödenmemesinin başvurucuyu

aşırı bir yüke maruz bıraktığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde, mülkiyeti

başvurucuya ait binanın, kamu yararı amacıyla tahliye edilmek istenmesine

rağmen binanın değerinin ödenmemesi veya zararı telafi edici öneriler

sunulmaması, kamu yararı ile başvurucunun çıkarları arasındaki dengeyi

başvurucu aleyhine orantısız şekilde bozmuştur.

111. Dolayısıyla İdare tarafından

başvurucunun, maliki olduğu binadan tahliye edilmek istenmesi şeklinde taşınmaza

yapılan müdahale ile başvurucunun bina üzerindeki mülkiyet hakkı arasında adil

bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, kamu yararına tahsis edilen ve

bu yönden meşru bir amacı olan binanın tahliyesi karşılığında bedelinin

başvurucuya ödenmesi ile kurulabilecektir. Binanın değeri ödenmeksizin bina

üzerindeki mülkiyet hakkının kaybettirilmesinin, başvurucunun mülkiyet hakkına

orantılı bir müdahale olarak görülemeyeceği açıktır.

112. Sonuç olarak, mülkiyeti

başvurucuya ait binanın tahliyesinin talep edilmesine rağmen değerinin

ödenmemesinin, başvurucunun mülkiyet hakkına orantılı olmayan bir müdahale

olduğu ve bina üzerindeki mülkiyet hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına

alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

113. Başvurucu, mülkiyet hakkının

ihlali nedeniyle 1.000.000.000,00 TL maddi, 500.000,00 manevi tazminat ödenmesini

talep etmiştir.

114. Adalet Bakanlığı, tazminat

talebi konusunda görüş bildirmemiştir.

115. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

116. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvurucunun, binanın değeri ödenmeksizin tahliyesinin talep

edilmesi nedeniyle, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olduğundan başvurucunun, bina

değerinin kendisine ödenmesine yönelik olarak dava açma hakkı bulunmaktadır.

117. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde de bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlal edildiği tespit edilerek başvurucunun bina değerinin

ödenmesine yönelik olarak dava açma olanağı bulunduğu ve tazminat miktarının

belirlenmesinin yargılamayı gerektirdiği dikkate alındığında, başvurucunun

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

118. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1. Binanın

bulunduğu taşınmaza ilişkin tapu tahsis belgesinin iptali nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlali iddiasının "konu

bakımından yetkisizlik" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Binanın değeri ödenmeksizin tahliye kararı verilmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın

35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Ayşe ÖZTÜRK Vekili : Av. Ayşenur DEMİRKALE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6670, 10 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun
  16. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6670
Tarih
10 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Yaşar Şentürk Başvurusu (B. No: 2013/9296)
  • Ömer Eren Başvurusu (B. No: 2014/4639)
  • Bekir Coşkun Başvurusu (B. No: 2014/12151)
  • Ömer Çoygun Başvurusu (B. No: 2013/3396)
  • Mahire Şimşek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8343)
  • M. H. U. Başvurusu (B. No: 2014/6134)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.