İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayşe Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/5)

1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

Başvuru No2014/5Tarih25 Ekim 2017Okuma18 dk · 3.686 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ayşe Yıldırım Başvurusu

Karar tarihi
25 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/5
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.686 kelime·18 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/12/2013 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 1983 ile 1994 yılları arasında muhtelif dönemlerde

yaşadığı yüksek tansiyon ve sol kolunda güçsüzlük şikâyetiyle Kahramanmaraş

Devlet Hastanesinde gördüğü tedavilerden sonuç alamaması üzerine 1994 yılında

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir.

8. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince başvurucuya motornöron

teşhisi konularak 1994 ile1997 yılları arasında bu hastalığa yönelik tedavi

uygulanmıştır.

9. Başvurucu 21/10/1997 tarihinde İstanbul Üniversitesi

Cerrahpaşa Tıp FakültesiHastanesine müracaat

etmiştir. Burada da kendisine motornöron teşhisi konularak bu teşhise yönelik

tedavi uygulanmıştır.

10. Başvurucu şikâyetlerinin artarak devam ettiğini belirterek

1999 yılı Temmuz ayında Hacettepe Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesine müracaat etmiştir. Başvurucuya bu Hastane tarafından da motornöron

teşhisi konulmuştur.

11. Başvurucu 2001 yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi

Tıp Fakültesi Hastanesine gitmiş ancak bu Hastane tarafından ileri tetkiklerin

yapılamayacağı belirtilerek Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine

sevk edilmiştir.

12. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından

başvurucuya polinöropati

teşhisi konulmuş ancak Hastaneleri bünyesinde tedavisinin yapılma imkânı

bulunmadığı belirtilerek başvurucu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesine sevk edilmiştir.

13. Başvurucu 18/9/2001 tarihinde İstanbul Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesine yatırılmıştır. Başvurucunun ifadesine göre yapılan

tetkiklerden hastalığın tanısının net olarak konulamayacağı belirtilerek

başvurucu bu Hastaneden taburcu edilmiştir.

14. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından

düzenlenen 29/7/2002 tarihli sağlık kurulu raporunda başvurucuya polinöropati

tanısı konulmuştur.

15. Başvurucunun günlük yaşam aktivitelerinde tam bağımlı

olduğu, özür durumuna göre çalışma gücü kaybının %100 olduğu ve tekerlekli

sandalye kullanmasının uygun olduğu muhtelif hastaneler tarafından düzenlenen

sağlık kurulu raporlarında belirtilmiştir.

A. Olayla İlgili Muhtelif

Yargısal Süreçler

1. Ankara 2. İdare

Mahkemesinin E.2001/1086 Sayılı Dava Dosyası

16. Başvurucu, Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde hastalığına

yanlış teşhis konulduğunu vekendisine yanlış tedavi

uygulandığını belirterek bu sebeple uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini

istemiyle 8/8/2001 tarihinde Ankara 2. İdare Mahkemesinde Hacettepe

Üniversitesi Rektörlüğüne karşı dava açmıştır.

17. Söz konusu davada anılan Mahkemece bilirkişi incelemesi

yaptırılmıştır. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunca düzenlenen 15/3/2004

tarihli raporda başvurucunun hastalığının motornöron olduğu belirtilmiştir.

18. Ankara 2. İdare Mahkemesi Adli Tıp Kurumu raporunu hükme

esas alarak 20/5/2004tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.

2. İstanbul 3. İdare

Mahkemesinin E.2003/1878 Sayılı Dava Dosyası

19. Başvurucu, İstanbul Üniversitesi Hastanesinde hastalığına

yanlış teşhis konulduğunu ve kendisine yanlış tedavi uygulandığını belirterek

bu sebeple uğradığı manevi zararın tazmini istemiyle 21/7/2003 tarihinde

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne başvurmuştur.

20. Başvurunun zımnen reddi üzerine 19/11/2003 tarihinde manevi

tazminat talebiyle İstanbul 3. İdare mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

21. Dava, anılan Mahkemenin 29/1/2007 tarihli kararıyla süre

aşımından reddedilmiştir.

B. Başvuruya Dayanak

Tazminat Davasına İlişkin Yargısal Süreç

22. Başvurucu, İstanbul Üniversitesi Hastanesinde hastalığına

yanlış teşhis konulduğunu vekendisine yanlış tedavi

uygulandığını belirterek bu sebeple uğradığı manevi zararın tazmini istemiyle

1/12/2003 tarihinde ikinci kez İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne başvurmuştur.

23. Başvurunun zımnen reddi üzerine 15/3/2004 tarihinde İstanbul

3. İdare Mahkemesinde manevi tazminat talepli tam yargı davası açmıştır.

24. Dava, anılan Mahkemenin 29/1/2007 tarihli kararıyla süre

aşımından reddedilmiştir.

25. Kararın gerekçesinde, başvurucunun aynı teşhisle 1999

yılında Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde tedavi gördüğü, yanlış teşhis

konulduğu iddiasıyla bu Üniversiteye karşı maddi ve manevi tazminat istemiyle

8/8/2001 tarihinde dava açtığı, dolayısıyla başvurucunun en geç bu tarih

itibarıyla yanlış teşhis konulduğunu öğrendiği belirtilmiştir. 6/1/1982 tarihli

ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde öngörülen bir

yıllık süre geçtikten sonra 1/12/2003 tarihinde tazminat ödenmesi istemiyle

yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine 15/3/2004 tarihinde açılan davanın

süresinde olmadığı ifade edilmiştir.

26. Karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/9/2011 tarihli ilamıyla

onanmıştır.

27. Başvurucunun karar düzeltme istemi Danıştay Onbeşinci Dairesinin 28/3/2013 tarihli kararıyla

reddedilmiştir.

28. Nihai karar 5/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

29. Başvurucu, vekili aracılığıyla 20/12/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanun

30. 2577 sayılı Kanun'un

"Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar

başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

31. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin

gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza

davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta

bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine

izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı

sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından

doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan

mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda

belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.

Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini

olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde

öngörülen tam yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın

tazminine yönelik olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması

zorunludur."

32. Aynı Dairenin 11/2/2015 tarihli ve E.2012/8184, 2015/368

sayılı kararı şöyledir:

"2577 sayılı Yasa'nın 13. maddesinde,idari eylemlerdenhaklarıihlal edilen ilgililerin, idarieylemi öğrendikleri tarihten itibarenbir

yıl ve herhaldeidari eylem tarihinden itibaren beş

yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri

gerektiği hükme bağlanmıştır.

AnılanYasahükmündeidareyebaşvuru için öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin hangi tarihten itibarenbaşlatılacağı zaman zamanduraksamalara

yol açtığından, irdelenmesi gerekmektedir.

Yasayla öngörülen tam yargı davaları idari

eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam

yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.

İdarieylem;idareninişlevisırasındabirhareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisiolmayan,başkabirdeyişleöncesinde,

temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır.

Söz konusu eylemlerin idariliğivedoğurduğuzararbazeneylemin

yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma,

inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Buitibarla, 2577 sayılı Yasa'nın 13. maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin

eyleminidariliğininortaya çıktığıtarihtenitibarenhesaplanması

zorunludur.Aksi yorumun,

zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya

çıkmasıyla kullanılması mümkün olandava açmahakkınıortadankaldıracağı,hakarama özgürlüğüyle

bağdaşmayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

1. İlgili Sözleşme

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes

davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda

karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına

sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin birinci fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine

erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate

alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna

ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,

21/2/1975, § 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin 6.

maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere

yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6. maddenin birinci

fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile

hukukun genel prensipleriningözetilerek birlikte

okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarakSözleşme'nin 6.

maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili

iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

35. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye

erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını

gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak

AİHM; bu sınırlamaların, kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek

şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade

etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayansınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci

fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve

Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,

§ 19; Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

36. AİHM; dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk

hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle

mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte, AİHM'in

rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu

olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı

getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına

dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının

ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette

olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın,

somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin

birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi

gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye,

§ 20).

37. AİHM; bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi

için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin

zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda

öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı

esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM; kuralların, belirliliği

ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi

hâlinde vedavaların esasının yetkili mahkeme

tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma

fonksiyonu görmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade

etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu, yanlış tıbbi teşhis ve tedavi nedeniyle uğradığı

zararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin

adil olmadığını, hastalığına yanlış teşhis konulması ve kendisine yanlış tedavi

uygulanması nedeniyle yatağa bağımlı hâle geldiğini belirterek yaşam hakkı ve

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tazminat ve yeniden

yargılama taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

40. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, yanlış

tıbbi teşhis ve tedavi nedeniyle uğradığı zararın tazmini istemiyle açtığı

davada mahkemenin dava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk

kurallarını hatalı değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın

esasının incelenememesidir. Bu nedenle başvurucunun belirtilen şikâyetleri

bağlamındaki ihlal iddialarının mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

42. Başvurucu vekili; başvurucunun nihai kararın 5/7/2013

tarihinde kendisine tebliğ edilmesinin ardından 18/7/2013 tarihinde

rahatsızlanarak hastanede yoğun bakıma alındığını, tüm hareket kabiliyetini ve

konuşma yeteneğini kaybetmesi nedeniyle Kahramanmaraş Sulh Hukuk Mahkemesinin

11/12/2013 tarihli kararıyla vesayet altına alındığını ifade etmiştir. Tayin

edilen vasi tarafından 16/12/2013 tarihinde kendisine verilen vekâletnameye

istinaden 20/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğunu belirterek söz

konusu hususların başvuru süresinin geçirilmesinde haklı mazeret olarak

değerlendirilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu vekili, belirtilen mazerete

dair Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesince düzenlenen 23/7/2013 tarihli

sağlık raporunu ve Kahramanmaraş Sulh Hukuk Mahkemesinin vasi tayinine ilişkin

11/12/2013 tarihli kararını bireysel başvuru formuna eklemiştir.

43. Başvurucu vekili tarafından ileri sürülen sebeplerin Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 64. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca haklı

mazeret olarak değerlendirilebileceği sonucuna varıldığından başvurunun

süresinde olduğu kabul edilmiştir.

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı ve

Hakkın Kapsamı

45. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan

AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim

hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

46. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden fayadalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya

koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil

yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

47. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre

aşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

48. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya

mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını

önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

49. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilik

ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak

mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlış

uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava

açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş.

Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., §

38).

50. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

51. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

52. Bu sebeple müdahalenin somut başvuruya ilişkin olarak

Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, haklı

bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

53. Başvurucunun idari eylemden doğan zararının tazmini

istemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme

kararının 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesine dayandığı görülmektedir. Bu

kapsamda somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin

kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

54. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence

altına alınmıştır. Maddede, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama

nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması

mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu

kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama

nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma

hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin, hak

arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm

alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın

13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (AYM, E.2015/96, K.2016/9,

10/2/2016, § 10).

55. İdarenin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında

kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde

yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idariişlem ve

eylemlere karşı yapılacak başvurular ve açılacak davalar kanunlarla belli

sürelere bağlanmıştır (aynı yönde karar için bkz. Mohammed Aynosah, § 39). Diğer yandan idari

işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalar için tanınan süreler, mahkemelerin

zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor

kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar

vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk

güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder (AYM, E.2014/92,

K.2016/6, 28/1/2016, § 17). Dolayısıyla bu tür durumların önlenmesi bakımından

idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulunun öngörülmesi

meşru amaçlara sahiptir.

iii. Ölçülülük

56. Bireysel başvuruya konu olayda yanlış tıbbi teşhis ve tedavi

nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle İstanbul

Üniversitesine karşı açılan davada, İdare Mahkemesinin dava açma süresini, aynı

iddia ve taleplerle Hacettepe Üniversitesine karşı tam yargı davasının açıldığı

tarihten başlatarak davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmesi suretiyle

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup

olmadığının incelenmesi gerekir.

(1) Genel İlkeler

57. Ölçülülük ilkesi "elverişlilik",

"gereklilik" ve "orantılılık" olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. "Elverişlilik" öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen

amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, "gereklilik" ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, "orantılılık" ise

bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir

dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2015/43,

K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

58. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından dava

açma hakkının belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mahkemeye erişim

hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir ifadeyle

haktan yararlanılmayı imkânsız kılacak veya aşırı derecede zorlaştıracak kadar

kısa olmaması gerekir. Dava açma süresininmakul olup

olmadığı değerlendirilirken dava ile elde edilecek hakkın niteliği, davanın

konusu ve kişinin dava hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup olmadığı

gibi hususlar gözönünde bulundurulmalıdır. Öngörülen

sürenin dava açmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına,

gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle

orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,

25/7/2017, § 64).

59. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeye

erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır. Bu kapsamda dava açma süresinin, hak sahibinin henüz dava

hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar

olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye

başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini

zedeleyebilir (Yaşar Çoban, §

65).

60. Öte yandan mahkemeler, dava açma süresi öngören kanun

hükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırı

şekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayı

ayakta tutma yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte

mahkemelerin, sürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum

kurallarının sınırlarını zorlayarak kanunda öngörülen dava açma süresini

bertaraf etmesi hukuki güvenlik ve istikrar ilkesinin zedelenmesine neden

olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin kanun hükümlerinin yorumunda hukuki

güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim hakkı arasındaki hassas denge

gözetilmelidir (Yaşar Çoban, §

66).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

61. İdarenin birtakım işlemler tesis etmek veya eylemlerde

bulunmak suretiyle yürüttüğü kamu hizmetlerinin düzenliliğini ve sürekliliğini

sağlamak amacıyla getirilen dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını

belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine

aittir. Bireysel başvuruda ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin

başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi

bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma

süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derece

mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın

koşulları ışığında incelemektir.

62. Bu bağlamda mahkemelerin dava açma süresinin başlatılması

gereken tarih ile ilgili yorumlarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki

güvencelerden mahkemeye erişim hakkı yönünden dava açmayı imkânsız kılmaması ya

da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir. Bu yoruma ilişkin değerlendirmenin

yapılmasında ise başvurucuların, dava açılmasına sebep olan ve uyuşmazlığın

temelini teşkil eden olgudan ne zaman haberdar olduğu ya da haberdar olması

gerektiğinin gerçekçi bir yaklaşım izlenerek makul ve kabul edilebilir ölçüt ve

tespitlerle ortaya konulmuş olup olmadığı hususu önem taşımaktadır.

63. Bu itibarla derece mahkemelerinin, uyuşmazlığın dayanağını

teşkil eden olgunun öğrenildiği tarih ile ilgili her somut olay özelinde

bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapma yolunu tercih etmeleri mahkemeye

erişim hakkının korunmasına yönelik en uygun yaklaşım tarzı olacaktır. Aksi

düşüncenin kabulü ile sadece uyuşmazlığın konusuna ya da davanın türüne göre

genel ve ilkesel bir yaklaşım benimsenerek varsayımdan hareketle olgunun

öğrenildiği, dolayısıyla dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi

ve bu yoruma göre geçen süreden sonra öğrenilmiş bir olguya dayalı olarak dava

açılamayacağının kabul edilmesi, dava açılmasını aşırı derecede zorlaştıracak

ve hatta imkânsız hâle getirebilecektir.

64. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun tam yargı davası

açmasının sebebi, İstanbul Üniversitesi Hastanesi tarafından hastalığına yanlış

teşhis konulması ve tedavi uygulanması nedeniyle maddi ve manevi bütünlüğünün

zarara uğradığı iddiasıdır. Başvurucu, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi

tarafından verilen 29/7/2002 tarihli sağlık raporunda hastalığının polinöropati olarak yazıldığını gördükten sonra

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kendisine yanlış teşhis konulduğunu

ve tedavi uygulandığını öğrendiğini belirtmektedir. Bu sebeple uğradığı zararın

tazmini talebiyle 21/7/2003 ve 1/12/2003 tarihlerinde idareye başvurduğunu

ifade eden başvurucu, başvurunun zımnen reddi üzerine yasal süresi içerisinde

dava açtığını ileri sürmektedir.

65. Yukarıda yer verilen (§§ 31, 32) Danıştay içtihadında ortaya

konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada

idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı

bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya

yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra

anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu

tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.

66. İdare Mahkemesi somut uyuşmazlığı, idari eylemden -yanlış

tıbbi teşhis ve tedavi- doğan bir tam yargı davası olarak nitelemiş ve

yargılamada uygulayacağı dava açma süresine ilişkin Kanun hükmünü de bu

nitelemeye uygun olarak belirlemiştir (bkz. § 25). İlgili Kanun hükmü

uygulanırken de başvurucunun en geç, aynı teşhisle tedavi gördüğüHacettepe

Üniversitesi aleyhine aynı iddialarla tazminat davası açtığı 8/8/2001 tarihi

itibarıyla hastalığına yanlış teşhis konulduğundan haberdar olduğu kabul

edilmiştir.

67. Somut olayda başvurucunun gerek ilk kez 1997 yılında

müracaat ettiği İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde gerekse 1999

yılında müracaat ettiği Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde yapılan takipleri

neticesinde hastalığına motornöron

teşhisi konulduğu ve her iki Hastane tarafından da bu hastalığa yönelik tedavi

uygulandığı görülmektedir. Başvurucu, hastalığına konulan motornöron

teşhisinin ve uygulanan tedavinin hatalı olduğu, bu sebeple yatağa bağımlı hâle

geldiği iddiasıyla 8/8/2001 tarihinde Ankara 2. İdare Mahkemesinde Hacettepe

Üniversitesi aleyhine maddi manevi tazminat davası açmıştır. Buna göre8/8/2001

tarihi itibarıyla başvurucunun, hastalığına Hacettepe Üniversitesinden de önce

1997 yılında aynı teşhisi koyan ve tedaviyi uygulayan İstanbul Üniversitesi

yönünden de tam yargı davası açılması için gerekli olan; idari eylemin varlığı,

zarar, eylem ile zarar arasında illiyet bağı koşullarının tümünün oluştuğundan

haberdar olduğu sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla İdare Mahkemesinin dava açma

süresinin başlangıcına esas aldığı tarih itibarıyla başvurucunun uyuşmazlığın

dayanağını teşkil eden olguyu bilmediğinden söz edilemez.

68. Bu durumda somut olayın özel koşullarında İdare Mahkemesinin

2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde düzenlenen dava açma süresinin

başlatılacağı tarihi belirlemesiyle ilgili yorumunun başvurucunun dava açmasını

aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yorum

olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

69. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucu

:

Ayşe

YILDIRIM

Vekili

:

Av. Metin

DOĞAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5, 25 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayla İlgili Muhtelif
  7. B. Başvuruya Dayanak
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  15. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  16. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Gökcan
  18. Yıldırım
  19. Doğan
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5
Tarih
25 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Aydemir Güvener Başvurusu (B. No: 2014/15223)
  • Şeyhmus Öncel Başvurusu (B. No: 2014/2991)
  • B. K. Başvurusu (B. No: 2014/14189)
  • Asli Alp ve Şükrü Alp Başvurusu (B. No: 2014/18260)
  • Latife Aslan ve Kasım Aslan Başvurusu (B. No: 2014/11208)
  • Abdullah Seyrek Başvurusu (B. No: 2014/7206)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.