İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

B. K. Başvurusu (B. No: 2014/14189)

(Başvuru Numarası: 2014/14189)

Başvuru No2014/14189Tarih25 Ekim 2017Okuma27 dk · 5.300 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm

Başvuru No
2014/14189
Karar tarihi
25 Ekim 2017
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.300 kelime·27 dk okuma·22 bölüm

B. K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/14189)

Karar Tarihi: 25/10/2017

R.G. Tarih ve Sayı: 16/11/2017-30242

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hatalı tedavi uygulanması nedeniyle maddi ve manevi

varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının; operasyonu gerçekleştiren doktor

aleyhine açılan tazminat davasında duruşmaların gizli yapılması yönündeki

talebin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ve davanın makul sürede

sonuçlandırılamaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru

belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu 17/4/2009 tarihinde meme küçültme operasyonu

geçirmiştir.

9. Başvurucu; bu operasyon neticesinde sağ memesini ve meme

ucunu yitirdiğini, sol memesinin biçimsiz hâl aldığını, bu durumun oluşmasında

operasyonu gerçekleştiren doktorun kusurunun bulunduğunu ileri sürerek ilgili

doktor hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

A. Ceza Davasına İlişkin Süreç

10. Doktor hakkında İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır. Mahkemece Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu alınmıştır. Adli Tıp

Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 1/8/2012 tarihli raporunda; başvurucunun

ameliyat nedeniyle hayati tehlike geçirmediği, yaralanmanın basit tıbbi

müdahale ile giderilemeyeceği, uzuv zaafı veya uzuv tatilinin söz konusu

olmadığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca ameliyat sonrası gelişen kısmi doku

nekrozu ve yara açılmasının bu tür plastik cerrahi ameliyatlarında komplikasyon

olarak kabul edilebileceği, kişinin mevcut durumunun daha iyi hâle

getirilebilmesi için rekonstrüktif müdahalelerin gerektiği,

ameliyat sırasında tıbbi uygulama hatasına dair deliller olmasa da meydana

gelen sonucun kabul edilebilir olmadığı ifade edilmiştir.

11. İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 14/1/2013 tarihli kararıyla

sanık doktorun beraatine hükmedilmiştir.

12. Başvurucunun temyizi üzerine karar; Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 29/5/2014 tarihli ilamıyla, sanığın tıbbi açıdan kusurlu olup

olmadığının, meydana gelen sonuç ile tıbbi müdahale arasında illiyet bağı

bulunup bulunmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması için Yüksek

Sağlık Şurasından rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

13. Bireysel başvuru dilekçesinde dosyanın temyiz incelemesi

nedeniyle Yargıtayda derdest durumda olduğu ifade

edilmişse de Yargıtayın bozma kararı üzerine dosyanın

yerel mahkemeye gönderildiği anlaşılmıştır. Dosya, İzmir 7. Sulh Ceza

Mahkemesinin kapatılmış olması nedeniyle İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin

2014/372 sayılı esasına kaydedilmiştir.

14. Mahkeme tarafından Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şura

Başkanlığından bilirkişi raporu alınmıştır. Yüksek Sağlık Şura Başkanlığının

17/4/2015 tarihli raporunda, estetik olarak uygulanan meme küçültme

ameliyatında meydana gelen deformasyonun komplikasyon olduğu ve komplikasyon

yönetiminin yerinde olduğu belirtilmiştir. Raporda; tıp terminolojisi yönünden,

komplikasyonun hastanın ya da doktorun elinde olmadan gelişen, istenmeyen,

öngörülebilen fakat önlenemeyen gelişmeler anlamına geldiği, dolayısıyla

hekimin eylemi ile meydana gelen olay arasında illiyet bağı kurulamayacağından

ameliyatı gerçekleştiren doktora tıbbi kusur atfedilemeyeceği ifade edilmiştir.

Bununla birlikte raporda, hasta dosyasında operasyon öncesinde hastanın

bilgilendirilmesine dair onam belgesinin bulunmamasının önemli bir eksiklik

olduğu bildirilmiştir.

15. İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/7/2015 tarihli

kararıyla, meydana gelen deformasyonun tıbbi komplikasyondan kaynaklandığı,

hekime tıbbi kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle sanığın beraatine

karar verilmiştir.

16. Anılan karar, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 31/1/2017 tarihli

kararıyla bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamında, ameliyatı yapan doktor sanığın

başvurucunun ikinci kez meme ameliyatı olacağını bilmesine rağmen önceki

ameliyata dair belgeleri getirtmediği ve ameliyatın riskleri hakkında

başvurucuyu bilgilendirmediği, bu nedenle kusurlu olduğu, 26/9/2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca

mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken beraatine

karar verilmesinin kanuna aykırı olduğu gerekçesine yer verilmiştir.

17. Bozma kararı üzerine dosya, İzmir 28. Asliye Ceza

Mahkemesinin 2017/236 sayılı esasına kaydedilmiş olup yerel mahkeme aşamasında

derdest durumdadır.

B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç

18. Başvurucu aynı zamanda maddi ve manevi zararlarının

giderilmesi için söz konusu doktor aleyhine 19/7/2010 tarihinde İzmir 4. Asliye

Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde özel hayata

saygı hakkının ihlalini teşkil edebilecek fotoğraflar gibi bilgi ve belgeler

hakkında gizlilik kararı verilmesi talep edilmiştir.

19. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/347 Esas sayısına

kaydedilen dosyanın 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesine

yer olmadığına" karar verilmiştir.

20. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26/4/2012 tarihli

duruşmasında, İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ceza davası

sonucunda verilecek kararın beklenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin

10/9/2012 tarihli duruşmasında ise belirtilen ceza davası sonucunda verilecek

kararın kesinleşmesinin beklenmesine; 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanun'un 165. maddesi uyarınca, söz konusu karar kesinleşinceye

kadar dosyanın askıya alınmasına karar verilmiştir. Dosya yerel mahkeme

aşamasında derdest durumdadır.

21. Başvurucu 27/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

22. 6100 sayılı Kanun’un "Aleniyet

ilkesi" kenar başlıklı 28. maddesi şöyledir:

“(1) Duruşma ve kararların bildirilmesi

alenidir.

(2) Duruşmaların bir kısmının veya tamamının

gizli olarak yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin

olarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut resen

mahkemece karar verilebilir.

(3) Tarafların gizlilik talebi ön sorunlar

hakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşmada incelenir ve karara bağlanır.

Hâkim, bu kararının gerekçelerini, esas hakkındaki kararı ile birlikte açıklar.

(4) Hâkim, gizli yargılama işlemleri sırasında

hazır bulunanları o yargılamayla ilgili edindikleri bilgileri açıklamamaları

hususunda uyarır ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

gizliliğin ihlaline ilişkin hükmünün uygulanacağını ihtar ederek bu hususu

tutanağa geçirir.”

23. 6100 sayılı Kanun’un 28. maddesinin gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“...

Bazı hâllerde, temel haklardan olan

“yargılamanın alenî yapılması” ilkesinin Anayasamız ve Avrupa İnsan Hakları

sözleşmesinin yukarıda açıklanan ölçüleri içinde sınırlandırılması zorunlu olmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında, bu hâller, mümkün olduğu kadar somutlaştırılmaya

çalışılmıştır.

Üçüncü fıkrada, gizlilik kararının

verilebilmesi için araştırmanın da gizli duruşmada yapılacağı ve gizlilik

kararı gerekçesinin hemen değil de esas hakkındaki kararla birlikte açıklanması

uygun bulunmuştur. Zira yargılamanın her noktasında karara ulaşmak için bir

araştırma yapılması, tarafların diyeceklerinin sorulması, bu konuda delillerin

toplanıp incelenmesi zorunludur. Bu zorunluluğu yerine getirirken dahi

gizliliğin amacını yok edecek açıklamaların alenen yapılması uygun olmayabilir.

Doğaldır ki Anayasamızın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ifade olunduğu

üzere, gizlilik kararının da gerekçesi gösterilmelidir. Yine gizliliğin amacını

korumak için bu gerekçenin açıklanmasının da davanın sonuna tehir edilmesi

uygun bulunmuştur.

…”

24. 6100 sayılı Kanun’un "Ön sorunun ileri sürülmesi"

kenar başlıklı 163. maddesi şöyledir:

“Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön

sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma

sırasında sözlü olarak ileri sürebilir.”

25. 6100 sayılı Kanun’un "Ön sorunun incelenmesi"

kenar başlıklı 164. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, taraflardan birinin ileri sürdüğü

ön sorunu incelemeye değer bulursa, belirleyeceği süre içinde, varsa

delilleriyle birlikte cevabını bildirmesi için diğer tarafa tefhim veya tebliğ

eder.

(2) Ön sorun hakkında iki taraf arasında

uyuşmazlık varsa, hâkim gerekirse tarafları davet edip dinledikten sonra

kararını verir.

(3) Hâkim, ön sorun hakkındaki kararını

taraflara tefhim veya tebliğ eder.”

26. 6100 sayılı Kanun’un 158. maddesi şöyledir:

“(1) Tutanakların tamamı veya bir kısmının

örnekleri, talep hâlinde taraflara veya fer’î

müdahile verilir. ...

(2) Tutanağın eki niteliğinde bulunan ve

gizlilik kararı kapsamında kalan belgelerin örneği ancak hâkimin izni ile

verilebilir.”

27. 6100 sayılı Kanun’un "Dosyanın

taraflar ve ilgililerce incelenmesi" kenar başlıklı 161.

maddesi şöyledir:

“(1) Zabıt kâtibinin gözetimi altında taraflar

veya fer’î müdahil, dava dosyasını inceleyebilir.

Dava ile ilgili olanlar da bunu ispatlamak kaydı ve hâkimin izniyle dosyayı

inceleyebilir.

(2) Gizli olarak saklanmasına karar verilen

belge ve tutanakların incelenebilmesi hâkimin açık iznine bağlıdır.”

28. 6100 sayılı Kanun’un "Kayıt

ve yayın yasağı" kenar başlıklı 153. maddesi şöyledir:

“(1) Duruşma sırasında fotoğraf çekilemez ve

hiçbir şekilde ses ve görüntü kaydı yapılamaz. Ancak, dava dosyasında saklı

kalmak kaydıyla, yargılamanın zorunlu kıldığı hâllerde, mahkemece çekim

yapılabilir ve kayıt alınabilir. Bu şekilde yapılan çekim ve kayıtlar ile

kişilik haklarını ilgilendiren konuları içeren dava dosyası içindeki her türlü

belge ve tutanak, mahkemenin ve ilgili kişilerin açık izni olmadıkça hiçbir

yerde yayımlanamaz.

(2) Duruşma sırasında bu yasağa aykırı

davranan kişi hakkında 151 inci madde hükmü uygulanır.

(3) Kayıt ve yayın yasağına aykırı davranan

kişi hakkında, ayrıca Türk Ceza Kanununun 286 ncı

maddesi hükümleri uygulanır.”

29. 6100 sayılı Kanun’un "Devletin

sorumluluğu ve rücu" kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı

aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:

a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan

birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar

verilmiş olması.

b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat

sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.

c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık

ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.

ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir

sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.

d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya

kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm

ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna

dayanılarak hüküm verilmiş olması.

e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış

olması.

(2) Tazminat davasının açılması, hâkime karşı

bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.

(3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle,

sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.”

30. 6100 sayılı Kanun’un "Davaların

açılacağı mahkeme" kenar başlıklı 47. maddesi şöyledir:

“Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk

derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı,

Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen

onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Dördüncü

Hukuk Dairesinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür.

Dava, bu dairenin Başkan ve üyelerinin fiil ve

kararlarından dolayı ise yargılama Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesinde yapılır.

Verilen kararların temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Temyiz

incelemesine, kararı veren başkan ile üyeler katılamaz.

(2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu

davası, tazminat davasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.”

31. 6100 sayılı Kanun’un "Dava

dilekçesi ve davanın ihbarı" kenar başlıklı 48. maddesi

şöyledir:

“(1) Tazminat davası dilekçesinde hangi

sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgeler

de eklenir.

(2) Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili

hâkime resen ihbar eder.”

32. 6100 sayılı Kanun’un "Davanın

reddi hâlinde verilecek ceza" kenar başlıklı 49. maddesi

şöyledir:

"Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbin

Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir.”

33. 6100 sayılı Kanun’un "Bekletici

sorun" kenar başlıklı 165. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir

davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki

ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o

davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama

bekletilebilir.”

B. İlgili Yargı Kararları

34. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun

17/4/2014 tarihli ve 28975 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 21/2/2014 tarihli ve E.2013/1, K.2014/1 sayılı kararının "Ara kararların temyiz kabiliyeti"

kenar başlıklı kısmı şöyledir:

“Usul kanunumuz sadece nihai kararların temyiz

edilebileceklerini kabul ettiğinden (5236 s.K. ile

yeniden düzenlenmeden önceki HUMK m.427/1; 6100 sayılı HMK m.341/(1) ve

m.361/1) ara kararları tek başlarına temyiz edilemez. Yargılamayı sona erdirip

mahkemenin dosyadan el çekmesini gerektirmediği (nihai karar olmadığı) için tek

başlarına temyiz edilemeyen ara kararları ancak, bir nihai karar olan hüküm ile

birlikte temyiz edilebilir.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

36. Başvurucu; hukuk yargılaması sürecinde bilirkişi görüşü

alınması yönündeki taleplerinin karşılanmadığını, ceza davasının sonucunun

bekletici mesele yapıldığını, dolayısıyla talepleri hakkında hiçbir inceleme

yapılmadığını, bu nedenle kusur ve tazmin sorumluluğunun niteliği ve kapsamının

belirlenmesi konusunda kendisine davasını ispatlama olanağı sağlanmadığını

belirtmiştir. Ayrıca operasyonu gerçekleştiren uzmanın kusurunun

belirlenebilmesi için dava süreci boyunca yaklaşık beş yıl estetik operasyon geçirmemesine

rağmen fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak ve yapılacak ameliyatların

başarı şansını -gecikmeyi artırarak- daha fazla zedelememek için 15/2/2014 ve

17/6/2014 tarihlerinde iki kez düzeltme ameliyatı yaptırmak zorunda kaldığını

bildirmiştir. Başvurucu, bu nedenlerle Anayasa'nın 17. maddesinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca kimliğinin kamuya

açık belgelerde gizli tutulmasını talep etmiştir.

37. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

38. Anayasa Mahkemesi, ameliyat sonrası göğüslerde meydana gelen

deformasyon şikâyeti (Melahat Sönmez,

B. No: 2013/7528, 9/9/2015) ile parmağın sakat kaldığı tıbbi bir müdahaleyle

ilgili olan şikâyeti (Ahmet Sevim, B.

No: 2013/474, 9/9/2015) Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında ele

almıştır. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun geçirdiği

ameliyat sonrasında göğüs bölgesinde oluşan deformasyon üzerine açtığı tazminat

davasında taleplerinin karşılanmamış olduğu yönündeki şikâyetinin Anayasa'nın

17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

39. Tıbbi ihmalle ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesi yoluna

başvurulmuş olması, kural olarak bireysel başvuruda bulunabilmek için şart olan

etkili tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği anlamına

gelmemektedir. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline

kasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma"

yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmez. Bu ilke, tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm

olayları ile maddi ve manevi varlığa verilen zarar hâlleri için de geçerlidir.

Bu durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının

açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 59; Nail Artuç, B.

No: 2013/2839, 3/4/2014, § 37; Sabri Oğurlu, B. No: 2013/6005, 7/7/2015, § 42; Mahmut Sancar, B. No: 2013/3583, 7/7/2015,

§ 36).

40. Bu şekilde bir kabul, bu tür olaylarda yürütülen ceza

soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği anlamına

gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuki

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, § 38;

Seyfi Yayla ve diğerleri, B. No: 2013/829, 11/12/2014 § 51; Turgay Çamlı, B.

No: 2012/1266, 17/9/2014, § 48; Sabri Oğurlu, § 43;

Mahmut Sancar, § 37).

41. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Somut olayda ihlale neden olduğu ileri sürülen tıbbi

müdahale nedeniyle başvurucu, ceza yargılamasının yanı sıra İzmir4. Asliye

Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Ancak bu başvuru yolu tüketilmeden

bireysel başvuruda bulunulmuştur.

42. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Hukuk Davasında Yargılamanın Üçüncü Kişilere

Kapalı Yapılması Talebinin Reddi Nedeniyle Özel Hayatın Gizliliği Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu; hukuk davasında, operasyon sonrasında vücudunda

meydana gelen bozulmayı göstermek amacıyla belden üstünü gösteren ameliyat

öncesi ve sonrası fotoğrafları delil olarak dava dosyasına sunduğunu, bunların

mahrem nitelikte olması nedeniyle gizlilik talebinde bulunduğunu ancak

mahkemenin bu talebi reddettiğini belirtmiştir. Başvurucu bu nedenle

Anayasa'nın 20., 36. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; 33.200 TL maddi ve 395.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

2. Değerlendirme

44. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

...

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

45. Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.

Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın

veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar

verilebilir.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

46. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

hukuk yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

derece mahkemelerinde ve olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması çerçevesinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§

16-20).

47. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi

için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin

başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması

gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir

nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip

bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan

beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını

düzeltici bir vasıf taşımayan veya ölçülü olmayan birtakım şeklî koşulların

öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan

başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B.

No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39).

48. Başvurucu, İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat

davası açmıştır. Dava dilekçesinde, özel hayatın gizliliği hakkının ihlalini

teşkil edebilecek, fotoğraflar gibi bilgi ve belgeler hakkında gizlilik kararı

verilmesi talep edilmiştir. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/347

sayılı dosyasının 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesine

yer olmadığına" karar verilmiştir.

49. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin gizlilik talebinin bu

şekilde reddine dair söz konusu kararı ara kararı niteliğinde olup bu

kararların ancak hükümle birlikte istinaf veya temyiz kanun yolunda incelenmesi

mümkündür. Dolayısıyla esas hakkındaki karar verilmeden önceki aşamada söz

konusu ara kararına karşı gidilebilecek, ilk derece mahkemesinin bu ara

kararını denetleyerek hukuka aykırılığı tespit edecek ve gerekiyorsa Mahkemenin

verdiği ara kararını kaldıracak etkili ama aynı zamanda pratik olarak da

yeterince belirgin bir idari veya yargısal başvuru yolu bulunmamaktadır (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256,

25/6/2014, § 42).

50. Ayrıca bu ara kararının hükümle birlikte temyiz veya istinaf

yolunda denetlenmesi de başvurucunun şikâyetini gidermede yeterli ve etkili bir

çözüm sunmamaktadır. Medeni yargılama, özel hukuk kişileri arasındaki

uyuşmazlıkların görüldüğü yargılama türüdür. İlk derece mahkemesinin

taraflardan birinin gizlilik talebini reddetmesi durumunda Anayasa'yla kamu

makamlarına yüklenmiş olan bireyin mahremiyetine saygı gösterilmesi ödevinin

yerine getirilip getirilmediği tartışması ortaya çıkmaktadır. Ancak medeni usul

hukukunda öngörülen istinaf ve temyiz kanun yolları, özel hayatın gizliliği

hakkı bakımından hüküm verilmesine kadar geçecek sürede ortaya çıkabilecek

ihlalleri engelleyemediği gibi, bir zarar meydana gelmesi hâlinde bu zararın

telafisine imkân veren tazminat gibi bir giderim sunacak şekilde de

tasarlanmamıştır.

51. Bunun yanı sıra istinaf veya temyiz yolunda taraflardan

birinin gizlilik talebinin reddedilmiş olması nedeniyle bozma kararı verilmesi

ve bu suretle yargılamanın yeniden ve gizli şekilde yapılması da oldukça zayıf

bir ihtimaldir. Zira hukukumuzda mahkemelerin resen dikkate alması gereken

medeni usul hukuku kurallarına aykırı karar vermesi mutlak bozma sebebi

sayılmakta, mutlak bozma sebepleri dışında kalan medeni usul hukuku kurallarına

aykırılıklar ise nispi bozma sebepleri olarak adlandırılmaktadır. Nispi bozma

sebepleri kapsamındaki medeni usul hukuku kurallarına aykırılık, ancak

mahkemenin vermiş olduğu hükmü etkileyecek nitelikte ise bozma sebebi olarak

kabul edilmektedir. Aleniyet ilkesine ilişkin kurallara aykırılıklar da nispi

bozma sebepleri arasında görülmektedir. Dolayısıyla bir tarafın yargılamanın

gizli yapılmasına ilişkin talebi reddedilmiş ve aleni yargılamaya devam edilmiş

ise bu durum sonuca mutlak etkili bir usul yanlışlığı olarak kabul

edilmemektedir.

52. Bunagöre temyiz veya istinaf kanun

yollarının başvurucunun gizlilik talebinin reddi yönündeki ara kararına karşı

ilk derece mahkemesinde yargılama devam ederken gidilebilecek, tüketilmesi

zorunlu kanun yolları olmadığı sonucuna varılmıştır.

53. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gizlilik talebinin reddi

yönündeki ara kararını ortadan kaldıracak ve ihlali derhâl giderecek nitelikte

bir telafi imkânı sunan başvuru yolu bulunmadığından başvuru yolunun

tüketilmesi koşulunun sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.

54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

55. Başvurucu, İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat

davası açmıştır. Dava dilekçesinde özel hayata saygı hakkının ihlalini teşkil

edebilecek fotoğraflar gibi bilgi ve belgeler hakkında gizlilik kararı

verilmesi talep edilmiştir.

56. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/347 sayılı

dosyasının 26/10/2010 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun "gizlilik talebi ile ilgili karar verilmesine

yer olmadığına" karar verilmiştir.

57. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da

belirtildiği üzere kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak

şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade eder (AYM, E.2014/74,

K.2014/201, 25/12/2014; E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149,

K.2014/151, 2/10/2014; E.2013/84, K.2014/183, 4/12/2014; E.2014/180, K.2015/30,

19/3/2015). Kişilerin sağlık durumlarına dair bilgiler de kişisel veri niteliğindedir

(T.A.A., B. No: 2014/19081,

1/2/2017, § 103).

58. Anayasa'nın 20. maddesi esas itibarıyla bireyi kamu

makamlarının keyfî müdahalesine karşı korumakla birlikte devletin sadece böyle

bir müdahalede bulunmaktan kaçınması şeklindeki negatif yükümlülüğün yanı sıra

özel hayata ve aile hayatına etkili bir şekilde saygı gösterilmesi bakımından

pozitif yükümlülükleri de kapsamına almaktadır. Bu yükümlülükler, bireylerin

kendi aralarındaki ilişkiler alanında olsa dahi özel hayata saygıyı sağlamayı

hedefleyen tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).

59. Başvuru konusu olayda olduğu gibi kişiler arasındaki özel

hukuk ilişkilerinde kamusal makamların yükümlülükleri, bireylerin temel hak ve

özgürlüklerine üçüncü kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin

alınması ve mahkemelerce korunma sağlanmasıdır. Kamusal makamlarca gerekli

yapısal önlemler alınmış olunsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten

mahkemelerce verilen kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere

korunma imkânı sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine

getirilmemiş olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla

bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir (Ömür Kara ve Onursal Özbek, B. No:

2013/4825 , 24/3/2016, § 49).

60. Medeni usul yargılamasında aleniyet, duruşmaların ve esas

hakkındaki kararın bildirilmesinin herkese açık olarak yürütülmesini ifade

etmektedir. Yargılamaların aleni yapılması ilkesi adil yargılanma hakkı

kapsamında korunmaktadır. Yargılamanın aleniliği ilkesinin amacı, adli

mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin

saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfîliği

önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke, hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme

araçlarından birini oluşturur (Nevruz

Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).

61. Bununla birlikte somut olayda olduğu gibi özel hayatın

gizliliği hakkı bağlamında özellikle hassasiyet arz eden kişisel verilerin

korunmasının gözetilmesi gereken durumlarda yargı makamlarının gerekli

tedbirleri alması ödevi bulunmaktadır. Bu doğrultuda derece mahkemelerince

yargılamanın aleni yürütülmesinde var olan kamusal menfaat ile başvurucunun

mahremiyetinin korunması menfaati arasında adil bir denge kurulmalı ve ulaşılan

sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır.

62. Somut olayda başvurucu; İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin

2010/347esasına kayıtlı dava dosyasına göğüs bölgesini gösteren, ameliyat

öncesi ve sonrası fotoğraflarını sunmuştur. Bu fotoğraflarda başvurucunun yüzü

görünmemektedir ancak dava dosyasında başvurucunun kimliğini ortaya koyan

bilgilerin mevcut olduğu dikkate alındığında söz konusu fotoğrafların -kimliği

belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin veri- kişisel veri

niteliğinde olduğuna kuşku yoktur.

63. Olayda; kadın olan başvurucunun vücudunun göğüs bölgesine

ilişkin fotoğraflarını ve sağlık bilgilerini içeren dava dosyasının gizli

kalmasını istemesi, yargılamanın kamuya ve dolayısıyla üçüncü kişilere açık

olarak görülmesinden ve mahrem bilgilerinin ifşa edilmesinden kaygı duyması

özel hayatın gizliliği hakkına ilişkin makul ve savunulabilir nitelikte bir

taleptir.

64. Bunun yanı sıra başvurucunun talebi yaklaşık yedi sene önce

26/10/2010 tarihinde yapılan tensip duruşmasında karara bağlanmış, gerekçesi

açıklanmadan kabul edilmemiştir ve dava derdesttir. Dolayısıyla başvurucu çok

uzun bir süre mahrem fotoğraflarının üçüncü kişilerce görülebileceği

tehlikesine maruz bırakılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun mahrem fotoğraflarına

erişimin kısıtlaması hakkında özel hayatına ilişkin korunmaya değer önemli bir

menfaatinin bulunduğu tartışmasızdır.

65. Yargı mercilerinin tarafların iddia ve taleplerini

değerlendirmede takdir yetkileri olduğu açık olmakla birlikte kişilerin

mahremiyeti, dolayısıyla özel hayatı üzerinde önemli etkiler doğurabilecek

konulara ilişkin taleplerin reddi durumunda bunun gerekçelerinin ayrıntılı şekilde

kararda gösterilmesi, hakkaniyete uygun bir yargılamanın gereğidir.

66. 6100 sayılı Kanun'un 28. maddesinin üçüncü fıkrasında

tarafların gizlilik talebi hakkındaki kararın gerekçelerinin esas hakkındaki

kararla birlikte açıklanacağı hükmü yer almaktadır. Ancak maddenin gerekçesinde

de belirtildiği üzere bu düzenleme, gizliliğe karar verilmesi durumunda

gizliliğin amacını yok edecek açıklamaların alenen yapılmasının önlenmesi için

getirilmiştir. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” denilerek mahkemelere her türlü kararlarını

gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir.

67. Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı dikkate alınarak 6100

sayılı Kanun'un 28. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, tarafların gizlilik

talebi hakkındaki kararın gerekçelerinin esas hakkındaki karar ile birlikte

açıklanacağı düzenlemesinin bu konudaki ara kararların tamamen gerekçesiz

olacağı şeklinde yorumlanması kabul edilemez. İlk derece mahkemesinin gizlilik

talepleri hakkındaki ara kararını gizliliğin amacını yok edecek açıklamalardan

kaçınarak ama mutlaka gerekçeli olarak vermesi gereklidir. Üstelik bu şekildeki

ara kararların denetlenmesine yönelik etkili olağan kanun yolu bulunmadığı

dikkate alındığında bu kararların gerekçeli olmasının önemi daha da

artmaktadır. Zira tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının

kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca

demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini

öğrenmelerinin sağlanması ancak gerekçe ile mümkündür.

68. İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesince 26/10/2010 tarihli ara

kararı ile gizlilik talebi reddedilmiştir ancak bu kararda hiçbir gerekçe

bulunmamakta olup hangi somut nedenlere bağlı olarak gizlilik kararı

verilmediği açıklanmamıştır. Bir başka ifadeyle delil mahiyetinde dosyaya

sunulan ve kişisel veri oluşturan bir fotoğraf hakkında gizlilik kararı

verilmesinin "aleniyet ilkesi"ni neden

ihlal edeceğinin gerekçesi ortaya konmamıştır. Bu bağlamda söz konusu

kararların konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Buna

görederece mahkemesi kararı bu yönde tatmin edici

gerekçe içermediği ve yedi yıldan bu yana derdest olan davada çok uzun bir süre

başvurucunun korunmaya çalıştığı riskle yüz yüze bırakılmış olması dikkate

alındığında bireysel yarar ile kamu yararı arasında adil dengeyi sağlayacak bir

önlem alınmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

69. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde yer alan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

70. Başvurucu; katılan sıfatıyla yer aldığı ceza yargılaması

sürecinde eksik inceleme yapıldığını, delillerin yanlış değerlendirildiğini,

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamadığını, ayrıca hukuk yargılamasının

da makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Ceza Yargılamasında

Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından

ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının

yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf

olduğu Sözleşme'ye ek protokoller kapsamına da

girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak

ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

72. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve

ilkelerin "medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir

suç isnadı"nın esasının karara bağlanması

esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla

sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşme

kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz. Bir ceza davasında

üçüncü kişilerin cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,

şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma

alanı dışında kalmaktadır (Onurhan Solmaz, §§ 23, 24).

73. Somut olayda başvurucunun katılan sıfatıyla yer aldığı ceza

yargılaması süreciyle ilgili şikâyetlerinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasına

yönelik olduğu, dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına girmediği

anlaşılmaktadır.

74. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Hukuk Yargılamasında

Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

75. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

76. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

77. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

78. Hukuk ve ceza davalarının konuları, tarafları ve amaçları

farklı olduğundan ceza mahkemesi kararları hukuk davaları için kural olarak

kesin hüküm oluşturmaz. Haksız fiil nedeniyle açılan tazminat davalarını çözmek

bütünüyle hukuk hâkiminin görevi içindedir. Bir “bekletici sorun” iddiası

karşısında kalan hâkimin görevi dışındaki bu iddianın mutlaka görevli mahkemede

çözülmesini bekleme yükümlülüğü yoktur. Kendisi de birçok durumda ileri sürülen

hususu karara bağlayabilir. Kaldı ki hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin mahkûmiyet

kararıyla bağlı ise de maddi olayı tespit etmeyen beraat kararı hukuk hâkimini

bağlamaz. Bu yüzden hukuk hâkimi, topladığı deliller doğrultusunda karar

verebilir. Ceza mahkemesinin delilleri tespit ve takdiri ile hukuk mahkemesinin

delilleri tespit ve takdirinin farklı olmasının bir sonucu olarak bir olayda

sebep-sonuç bağı bulunmadığına dair ceza mahkemesi kararı dahi hukuk hâkimini

bağlamayabilir. Bu nedenle hukuk mahkemeleri ceza davasının sonucunu beklemek

için yargılamayı uzun bir süre ertelemek zorunda değildir (Tevfik Yıldırım, B. No: 2013/4701,

23/1/2014, § 58).

79. Somut olayda İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde 19/7/2010

tarihinde tazminat davası açılmış, Mahkemenin 26/4/2012 tarihli duruşmasında

İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ceza davası sonucunda verilecek

kararın beklenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin 10/9/2012 tarihli duruşmasında

ise belirtilen ceza davası sonucunda verilecek kararın kesinleşmesinin

beklenmesine ve 6100 sayılı Kanun'un 165. maddesi uyarınca söz konusu karar

kesinleşinceye kadar dosyanın askıya alınmasına karar verildiği, dosyanın yerel

mahkeme aşamasında derdest durumda olduğu anlaşılmıştır.

80. Belirtilen ceza davası sonucunun beklenmesi noktasındaki

takdir ilgili usul hükümleri uyarınca derece mahkemelerine aittir. Ancak ilk

derece mahkemesince yargılamanın uzunluğuna neden olan en önemli unsurun ceza mahkemesinde

devam eden davanın bekletici mesele yapılarak yaklaşık 7 yıl (6 yıl 10 ay 11

gün) süreyle ceza davasında verilecek kararın beklenmesi olduğu

anlaşılmaktadır. Buna göre İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde 19/7/2010

tarihinde açılan, yaklaşık yedi yıl süren ve sonuçlanmadığı anlaşılan davada

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.

81. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

82. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

83. Başvurucu 33.200 TL maddi ve 395.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

84. Mevcut başvuruda, hukuk davasında yargılamanın üçüncü

kişilere kapalı yapılması talebinin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

85. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

takdiren net 8.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir. Ayrıca söz konusu tazminat davasının İzmir 4. Asliye

Hukuk Mahkemesinde derdest olduğu dikkate alınarak özel hayatın gizliliği

hakkının ihlalinin geleceğe dönük sonuçlarının ortadan kaldırılması için

kararın bir örneğinin İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

86. Bunun yanı sıra başvurucunun açtığı tazminat davası, makul

olmayan bir süre olan yaklaşık yedi yıldır devam etmektedir. Dolayısıyla

başvurucuya yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında takdiren 9.600 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

87. Başvurucu maddi tazminat talep etmiş olmakla birlikte

başvurucunun açtığı tazminat davası yerel mahkeme aşamasında derdest

durumdadır. Başvurucunun maddi zararlarının tespitine ilişkin yargılama süreci

devam ettiğinden bu aşamada maddi tazminat koşullarının Anayasa Mahkemesince

incelenmesi mümkün değildir. Bu nedenle maddi tazminat isteminin reddi gerekir.

88. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Ceza davası sürecinde adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tazminat davasında yargılamanın üçüncü kişilere kapalı

yapılması talebinin reddi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Tazminat davası sürecinde makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayatın gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Tazminat davasının İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde derdest

olduğu dikkate alınarak özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin geleceğe

dönük sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin İzmir 4.

Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. 1. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

net 8.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

2. Yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle başvurucuya net

9.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

3. Tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucu

:

B. K.

Vekili

:

Av. Hilal

ÇALKIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/14189, 25 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. B. K. Başvurusu
  4. Birinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Ceza Davasına İlişkin Süreç
  10. B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. A. İlgili Mevzuat
  13. B. İlgili Yargı Kararları
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma
  16. B. Hukuk Davasında Yargılamanın Üçüncü Kişilere
  17. C. Adil Yargılanma
  18. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  19. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  20. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  21. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  22. Gökcan
  23. Birtane
  24. Çalkın
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/14189
Tarih
25 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Asli Alp ve Şükrü Alp Başvurusu (B. No: 2014/18260)
  • Latife Aslan ve Kasım Aslan Başvurusu (B. No: 2014/11208)
  • Abdullah Seyrek Başvurusu (B. No: 2014/7206)
  • Mücahit İnci Başvurusu (B. No: 2014/15240)
  • Ahmet Bektaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/9901)
  • Abdulkadir Karaboğa ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14510)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.