İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aysel Tuğluk Başvurusu (B. No: 2017/24447)

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin

Başvuru No2017/24447Tarih18 Temmuz 2018Okuma37 dk · 7.406 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Aysel Tuğluk Başvurusu

Karar tarihi
18 Temmuz 2018
Başvuru Numarası
2017/24447
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.406 kelime·37 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin

hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü

kapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedenleriyle de ifade özgürlüğünün ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet, bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene,

millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır

tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK

kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 7-18).

7. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik

açılım süreci, çözüm süreci

ve Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi

gibi farklı isimlerle ifade edilen süreçte 2012 yılının son döneminden itibaren

PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde azalmıştır.

Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın ise Türkiye'nin güvenliği üzerinde

etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden artmaya

başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim olayları

ve hendek olayları olarak bilinen

terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-30).

8.Türkiye 2015 yılı Haziran ayından

itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu

kapsamda PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil

ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve

Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un

Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu

barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu

yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim

adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda

terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik

güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın

normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle

çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında

yaklaşık iki yüz güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve

patlayıcı imha edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-30).

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

9. Başvurucu 23/7/2007 tarihinde Diyarbakır'dan (daha sonra

Demokratik Toplum Partisine [DTP] katılmıştır) ve 12/6/2011 tarihinde Van'dan

bağımsız olarak milletvekili seçilmiştir. 7/6/2015 tarihinde yapılan 25. dönem

seçimlerine kadar devam eden milletvekilliği bu tarihte sona ermiştir.

Başvurucu, 2016 yılında Halkın Demokrasi Partisinde(HDP)

önce Parti Meclisine ve ardından genel başkan yardımcılığına seçilmiştir.

10. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 25/12/2016 tarihinde, başvurucunun PKK/KCK

ile bağlantılı olduğu suçlamasıyla gözaltına alınmasına karar verildiği

belirtilerek "yakalanarak gözaltına

alınabilmesi amacıyla" evinde 26/12/2016 tarihinde arama işlemi

ve dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması talebiyle Diyarbakır 4. Sulh

Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunulmuştur. Hâkimliğin 25/12/2016 tarihli kararı

ile başvurucunun yakalanarak

gözaltına alınabilmesi amacıyla evinde arama yapılmasına ve dijital materyaller

üzerinde inceleme yapılmasına izin verilmiştir.

11. Başvurucu, bu kapsamda 26/12/2016 tarihinde Diyarbakır'da yakalanarak

gözaltına alınmış ve sonrasında hakkında soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne getirilerek buradagözaltında

tutulmuştur.

12. Başvurucu 28/12/2016 tarihinde ifadesi alınmak üzere

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. İfade alma işlemi

sırasında başvurucunun avukatları da hazır bulunmuştur. İfade tutanağında

belirtildiğine göre ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamalar

başvurucuya açıklanmıştır. Başvurucu "

...2011-2014 yılları arasında A.T. ile birlikte [Demokratik Toplum

Kongresi] DTK'nın

eş başkanı olarak görev yaptım. Aynı zaman doğal olarak genel kurul üyesiyim.

23/2/2013 tarihinde İsviçre'nin Bern şehrinde yapılan konferansa katılmadım.

N.O. isimli şahıs DTP döneminde partimizde görevli bulunmaktaydı. Bu yüzden

kendisini tanımaktaydım. İddia edilen mailler tarafıma iletilmiştir. Bu

mailleri gördüğüm zaman çok şaşırmıştım. Bunun üzerine N.O.yu aradım. Bu

hususta N.O.nun bilgisi bulunmamaktadır. Telefon

konuşmasında bana bu şekilde beyanda bulundu. Kontrol ettiğimde ise maillerin

geldiği dönemde e-posta şifremin başkaları tarafından kullanıldığını farkettim. Ayrıca bu maillerin kendi hesabımdan yine kendi

hesabıma geldiğini farkettim. Hatta e-posta

içerikleri hala bilgisayarımda kayıtlıdır. E posta içeriklerinin benle alakası

yoktur. Kimden, ne suretle ve niçin gönderildiğini bilmiyorum. Hatta bu e posta

içeriklerinde beni bazı konularda itham eden aleyhime hususlar mevcuttur. Bu e

postaların bana yönelik hazırlanan bir kumpas olduğunu düşünüyorum. Bilindiği

üzere 2007 yılında Diyarbakır milletvekilliğini yapmıştım. 2011 yılından

itibaren Van milletvekilliğini yaptım. Siyasi kimliğim ve vekil olmam sebebiyle

bu tür toplantılara katılmıştım. Ancak bu gösterilerde herhangi bir suç

oluşturan bir eylem olmadığı, Vekil olmamız sebebiyle halk bizleri aralarında

görmek istiyor. Ayrıca bu toplantılarda şiddet ve kanunsuz eylem olmaması için

kolluk görevlileriyle diyalog içerisindeydik. Eylemlerin şiddete dönüşmemesi

için çaba sarfediyorduk. DTK bir sivil platform

olarak faaliyet yürütüyordu. Toplumsal, siyasi, ekolojik, kadın ve yerel

sorunlara çözüm üreten sivil bir platformdur. Demokratik işleyeyişle

faaliyet yürüten bir faaliyettir. DTK kesinlikle bir parlemento

değildir ve KCK yapılanmasıyla bir bağlantısı yoktur. Demokrasiyi geliştirmek

ve bölgesel sorunlara çözüm bulmak amacıyla oluşan bir sivil yapılanmadır. DTK

çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin farklı dinlerde ve

inançlarda olan kişilerin, siyasi parti temsilcilerinin katıldığı açık ve aleni

olan bir yapılanmadır. Ayrıca yapılan tüm faaliyetler basın ile paylaşılmıştır.

DTK için bir tüzük hazırlanmıştır. Tüzüğün kabul edilmesi açısından yasal

başvurumuzu yaptık. Ancak başvurumuz kabul edilmedi ve bu nedenle DTK'nın Tüzel kişiliği bulunmamaktadır. DTK eğerillegal bir yapılanmaolsaydı

bu zamana kadar yasal ve adli işlem başlatılırdı.Biz

herzaman barışın ve birlikte yaşamanın sağlanması

üzere çalıştık. DTK'daki faaliyetlerim sebebiyle

hakkımda böyle bir soruştuma yürütülmesi beni

üzmüştür. Ben bir siyasetci olarak toplumsal siyasi

sorunlara çözüm önerileri getiren ve özgürce bu hususlara yönelik ifadelerde

bulunan bir kişi olmak sorundayım.Siyasetin

bir rekabet ortamında yapılması sebebiyle bazı konuşmalarımızda aşırı ve sert

söylemlerde bulunmuş olabiliriz. Yapmış olduğum konuşmalar ifade özgürlüğü

kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Tape ve ortam

içeriklerinin bir çoğu şahsıma ait değildir. Bu tape içeriklerine eklemeler yapılmış olabilir. Kesinlikle

kabul etmiyorum. DTK 2007 den itibaren faaliyet

yürütmektedir. Yapılan adli işlemler yıllar öncesine aittir ve bana sunulan

konuşma içeriklerini hatırlamam mümkün değildir. Üzerime atılı suçlamaları

kabul etmiyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur.

13. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 30/12/2016 tarihinde "kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu

... suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı

cezanın üst haddi" gerekçesiyle başvurucuyu tutuklanması

istemiyle Diyarbakır 3. Sulh Ceza

Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında, başvurucuya isnat edilen

suçlamalara ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş; bu kapsamda

başvurucunun katıldığı bazı toplantılara ve DTK bünyesindeki faaliyetlerine

değinildiği anlaşılmıştır.

14. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen

suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada da başvurucunun üç

avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucunun Hâkimlikteki ifadesi şöyledir:

"...Daha önceki ifadelerimde de izah

etmeye çalıştım. DTK yanlış hatırlamıyorsam 10 yıla yakındır kurulmuştur. Sivil

bir platform kurma amacıyla kurulmuştur. Toplumun çeşitli kesimlerini bir araya

getiren ve ortak sorunlara ortak çözümler bir araya getiren akademik çözümler

ile kurulan sivil toplum kuruluşudur. Açık aleni çalışmaları kamu

oyuna duyulan bir kurumdur. 10 yıldır faaliyette olan bir kurumdur,

gerçekten böyle bir bağlantı söz konusu ise bağlantılarının neler olduğu da

açıklanması gerekir. Şayet bu kurumun terör örgütü ilebir

bağlantısı varsa bu bağlantılarında izah edilmesi gerekir. Oysa DTK bir

sözleşme ile kurulmuş ve sözleşmeye bağlı bir kuruluştur. Sivil bir platformdur

dedi. Çalışmaları kamu oyuna açık bir kurumdur. Amaç

toplumun bütün kesimlerinin sorunlarına duyarlı bir çalışma yaratmak, çözüm

önerileri oluşturmak, bunu toplumda tartıştırmak.

... Daha önce de izah ettiğim gibi bana bir

mail geldi bilgisayarıma, bunun içinde döküman gibi

bir şey vardı. Ben bu dökümanın kimden ve nasıl

geldiğini bilmiyorum. Sonrasında N.O. partimizde çalışan biridir, bende böyle

bir mail geldi sen mi attın diye sorduğumda hayır ben atmadım dedi. Ben daha

sonra maile tekrar bakınca bilgisayar şifremin kırılarak benden bana

gönderildiğini fark ettim. Yani benim şifrem birileri tarafından kullanılarak

benim hesabımdan bahse konu doküman yine benim hesabıma atılmıştır. Nihat

tarafından atılmamıştır, buna ilişkin suçlamayı kabul etmiyorum. O metni

görünce böyle bir şeyin bana gelmesinden çok şaşırdım. O metni okumadım, ilk

gelen metine baktığımda aleyhime bir şeylerin bazı kişiler tarafından

belirlemeleri olduğunu gördüm. Bundan dolayı metnin devamını ve ikinci metni de

okumadım. Kim tarafından ne için bana gönderildi bilemiyorum dedi. Birinin bana

bir şey göndermesinden dolayı ben sorumlu tutulamam. Birisi bana göndermişse o

onun meselesidir, ben onun karşılığında kimseye herhangi bir şey göndermiş

miyim veya herhangi bir cevap yazmış mıyım, bunlara bakılması lazım ve benim

bunu gönderen kişiye karşı herhangi bir cevabım veya yazım olmamıştır dedi.

... Ben Bern'e hiç gitmedim. İsviçre'de

yapıldığı bahsedilen böyle bir toplantıya kesinlikle katılmadım. Buna ilişkin

tespiti kabul etmiyorum. Biz ara sıra yurt dışı programlarına davet ediliyoruz,

katıldığımız programlara kimin katılıp katılmadığını programı organize edenler

belirler bu nedenle biz katılımcıların tümünü çek etme şansına sahip değiliz.

Davet edilen bazı programlara sadece katılımcı olarak gitmişizdir. Sorumluluk

organize edenlere aittir. Ancak yine şunu belirtmek isterim ki bana sormuş

olduğunuz İsviçre Bern şehrinde düzenlenen programa ben kesinlikle katılmadım

dedi.

... N.O. isimli şahıs partide yöneticidir.

İstanbul'da KCK dosyasında tutuklandı, yargılaması devam etmektedir. Bana bu

kişi veya bu kişinin talimatıyla herhangi bir kişiden okumuş olduğunuz metin ve

belirtildiği gibi bir sms gelmemiştir. Böyle bir sms hatırlamıyorum. Mesaj içeriği de bir bütünlük arz

etmemektedir ifadeler birbirinden kopuktur, tam ne demek istendiği

anlaşılamamaktadır. Gönderen kimse tespit edilmesi gerekir. Ancak ben böyle bir

sms aldığımı hatırlamıyorum dedi.

... Bahsetmiş olduğunuz R.C. isimli site bir

yayın organıdır, çağrılar yapar veya yapmaz o bizi bağlamaz, oradan talimat

alındığına dair veya benim aldığıma dair bir bağlantı nasıl kurulmuştur, bunun

izahı nasıl yapılır anlamış değilim. F.A., G.K.bizim arkadaşlarımızdır, aynı zamanda partimizin eş

belediye başkanlarıdır, onların gözaltı süreçlerinde ve adliyedeki işlemleri

süreçlerinde bizde yanlarında bulunduk. Eğer bunu kast ediyorlarsa, belediyenin

önünde tutuklama sürecinden sonra polislerde vardı, halktan da cüzi bir katılım

vardı, milletvekilleri ve başkaca belediye başkanları vardı, orada genelde

sakin geçti. Biz de partimize mensup Büyükşehir Belediyesi Başkanları

tutuklandığı için ve bir dönemde bunlarla Meclis'te birlikte bulunduğumuz için

destek amaçlı orada bulundum. Kısa bir gerilme yaşandı fakat olayın böyle

olmaması için ben de şahsım olarak güvenlik güçleri ile görüştüm, görüntülerde

de görülmektedir, ancak ben kesinlikle herhangi bir illegal örgütün çağrısı

üzerine gitmedim. Arkadaşlarımın yanında olmak düşüncesiyle gittim dedi.

... Sarı, kırmızı, yeşilolan

bir tülbenti ben balıkçılar çarşısından almıştım, onu

da bir ressam arkadaşım bana getirebilir misin demişti, kendisine iletemedim,

evde bu şekilde bulunuyordu. Diğer kitaplarda piyasada satılan kitaplardır,

siyasetçi olarak her türlü kitabı okuyarak anlamaya çalışıyorum. Bu çerçevede

evde bulunan kitaplardır. En yakın düşünceden en uzak düşünceye kadar bunları

bilmek ve bunları okumak siyasetçi olarak benim yapmam gereken bir durumdur.

"

15. Başvurucunun müdafileri ise tutuklama nedenlerinin

bulunmadığını belirterekmüvekkillerinin serbest

bırakılmasını talep etmişlerdir.

16. Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/12/2016 tarihli

kararı ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan

tutuklanmasına karar verilmiştir.

17.Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:

" ... üzerine atılı silahlı terör örgütü

kurma veya yönetmesuçunu işlediğine yönelik kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren dosyadaki şüphelinin DTK eş başkanı olduğu,

DTK önderlik/başkanlık divanı önerge komisyonu içerisinde aktif olarak faaliyet

gösterdiği, 2011, 2012, 2013 ve 2014 tarihlerinde aktif olarak DTK üst düzey

yönetiminde bulunduğu ve yönettiği buna ilişkin tespitler olduğu, kendisinin

tüm savunmalarında da bunu ikrar ettiği ancak DTK'nın

sivil toplum platformu olarak çalıştığını beyan ettiği, bu şekilde suçu ikrar

ettiği;

DTK'nın ... Abdullah Öcalanın dört ayaklı

paradigmasının 3. Ayağı olduğu, PKK/KCK yapılanmasında kürdistan

parlementosu ve yasama organı olarak görev aldığı, yapılanmasının

bir yasama organı şeklinde olduğu, (genel kurul, daimi

meclis, başkanlık kurulu, yürütme kurulu, komisyonlar gibi organların

bulunması,) ve... Abdullah Öcalanın talimatı ile

kurulduğunun tespit edilmiş olması göz önünde bulundurulduğunda,

DTK her ne kadar şüpheli tarafından sivil

toplum platformu olarak ifade edilmiş olsa da bütün bu değerlendirme

neticesinde DTK'nın terör faaliyetlerini desteklemek

ve örgütün hedefleri doğrultusunda çalışma alanını daha büyük ve daha yaygın

alana ulaştırmak amacıyla kurulmuş bir yapılanma olduğu, buna ilişkin

tespitlerin bulunduğu, şüphelinin de gerek dosyadaki tespitlerde ve gerekse

kendi de ikrarında ... Abdullah Öcalanın talimatı ile

terör faaliyetlerini yaygınlaştırmak ve desteklemek amaçlı kurulan DTK'nın yöneticisi olduğu anlaşılmakla üzerine atılı suçu

işlemiş olduğu hususundasomut delile dayalıkuvvetli şüphe oluşturması nedeniyle ve yargılama

sonucunda suçlu bulunması halinde alacağı ceza miktarı göz önünde bulundurularakAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5.

maddesinde öngörülen geçerli şüphe sebeplerinin, 1982 anayasasınn

19. maddesinde belirtilen kuvvetli belirtinin ve CMK'nın

100/1 maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin

mevcut olduğu, müsnet suçun CMK'nın

100/3-a maddesinde sayılan katolog suçlardan olması, müsnet suç için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırı,verilmesi beklenen cezaya göre tutuklama tedbirinin

ölçülü olması bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

anlaşıldığından şüphelinin CMK'nun 100 maddesi

gereğince tutuklanmasına ... [karar verildi.]"

18. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 11/1/2017 tarihli

iddianamesiyle, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan başvurucunun

cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

19. İddianamede başvurucu hakkında ileri sürülen iddialar özetle

şöyledir:

i. Başvurucunun PKK/KCK terör örgütünün tabana yayılması için

oluşturulduğu iddia edilen DTK'da eş başkan olarak

görev aldığı, ayrıca DTK tarafından organize edilen birçok eyleme, mitinge,

basın açıklamasına ve ölen PKK mensuplarının cenaze törenlerine katıldığı ileri

sürülmüştür.

- DTK, iddianamede şu şekilde ifade edilmektedir:

"DTK ... Abdullah Öcalan'ın dört ayaklı

paradigmasının 3. ayağını oluşturan bir örgütlenme ve ... kurucu meclis işlevi

gören bir yapılanma olduğu, örgüt üyelerinden elde edilen delillerde ve dinleme

tapelerinde bir çok şahıs tarafından DTK’nın ... Kuzey Kürdistan parlamentosu/meclisi olarak

nitelendirildiği, DTK’nın, örgütün hedefi olan

demokratik özerklik stratejisini hayata geçirmek amacıyla (Öcalan'ın)

talimatları doğrultusundakurulduğu ve yapılandığı,

KCK/TM parlamento yapısını oluşturan ... yasama organı olduğu, faaliyetleri bir

meclis gibi yürütülen yapılanmanın Genel Kurul, Daimi Meclis, Başkanlık Divanı,

Koordinasyon (Yürütme) Kurulu, Komisyonlar gibi organlarının bulunduğu, çalışma

şekline ilişkin bir tüzüğünün olduğu, DTK'nın,

örgütün hedefleri doğrultusunda demokratik özerkliği gerçekleştirmek amacıyla

siyasi parti, dernek, sendika ve STK’ları örgütlediği ve bu hususlarda

toplantı/konferans/çalıştaylar düzenlediği, DTK’nın, örgütlenme olarak KCK ile özdeşlik gösterdiği, KCK

yapılanması içerisinde örgütlenen sözde kent meclisleri, ilçe meclisleri,

mahalle meclisleri ve köy komünlerinin DTK'nın

bileşenleri oldukları ve sözde bu meclis üyelerinin, siyasi parti, dernek,

sendika ve STK temsilcilerinin yanı sıra seçilmişler olarak bazı

milletvekillerinin, belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin DTK'nın delegesi veya üyesi oldukları, DTK'nın

sözde Kürdistan'ın çatı yapılanması olduğuve Kürt

ulusal birliğini sağlamak amacıyla PKK/KCK ile bağlantılı olarak faaliyet

yürüttüğü anlaşılmaktadır.

DTK tarafından, 14 Temmuz 2011 tarihinde,

devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak amacıyla PKK/KCK silahlı terör

örgütünün hedefi doğrultusunda demokratik özerklik ilan edildiği, 27/12/2015

tarihli olağanüstü DTK kongresi sonucuyapılan 'sonuç

bildirgesi' şeklindeki açıklama ile demokratik özerk bölgelerin

oluşturulmasının istenildiği, PKK/KCK silahlı terör örgütü mensupları

tarafından kazılan hendekleri, barikatları ve güvenlik güçlerine yönelik

gerçekleştirmiş oldukları silahlı, patlayıcı maddeli saldırıları, Kürt halkının

direnişi, meşru savunması olarak gördükleri ve ülke bütünlüğünü bozmak amacıyla

terör örgütünün hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen öz yönetim ilanlarına

sahip çıkıldığı anlaşılmıştır."

ii. PKK/KCK sözcüsü olduğu belirtilen N.O.nun

e-mail adresinden, başvurucuya ait e-mail adresine gönderilen 28/5/2011 tarihli

yazının PKK/KCK örgüt yönetiminin göndermiş olduğu ve “Sözcülüğün Genelgesidir” şeklinde

başlayan bu yazının ve içeriğinin örgütün üst düzey yöneticilerinin talimatı

niteliğinde olduğu belirtilmiştir.

iii. İsviçre Parlamentosu Kürt Dostluk Grubu ve Cenevre Kürt

İnsan Hakları Merkezince 23/2/2013 tarihinde Bern’de İsviçre Parlemantosu bünyesinde, Kürt

Sorununun Çözümünde Bağımsız Devletlerin Rolü konulu bir konferansın

düzenlendiği, söz konusu bu konferansa Kırmızı Bülten ile uluslararası düzeyde

aranan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Z.A.nın

yanı sıra DTK eş başkanı sıfatıylabaşvurucunun da

katıldığı ileri sürülmüştür.

iv. Başvurucunun KCK/TM içinde faaliyette bulunan kişilerle

birlikte toplantılara katıldığı, bu toplantılardan birinde kendisinin özeleştiri vermesinin istendiği, bahse

konu özeleştirinin ise PKK/KCK terör örgütünün perspektifleri doğrultusunda

diğer kadro şahıslardan alınmasının istendiği ancak kendisinin bu duruma karşı

özeleştiri vermekten kaçındığı, “Meclis bana

heyecan vermiyor merkezi olanak Türkiye gündemine oturacak bir plan

işletilmemiş, kim ne yapıyor takip edilmemiş…” şeklindeki

ifadeleriyle DTK yapılanması hakkında bazı eleştirilerde bulunduğu

belirtilmiştir.

v. Başvurucunun, DTK içinde ve başkaca konumlarda yürütmüş

olduğu faaliyetler konusunda KCK/TM sözcülerinden olan ve daha sonra tutuklanan

N.O. dan aldığı talimatlar doğrultusunda toplantılara, röportajlara katıldığı,

ayrıca bir şahıstan 21/8/2010 tarihinde aldığı, 817587479 tape

kayıt numarası ile kayıt altına alınan SMS ile “Tüm

komisyonların sorumluluğu sizde olsun, yürütmeyi dengeli seçin. Dtk ya çözümde rol biçin. Boykotta işrar

edin. Seçim baraji temel talep olmalı. Özerklik için

özel komisyon kurun ve belge hazırlasın. Bina ve bütçe isteyin. Devletten

randevu alın ve çözüm için iddianız olsun. Biz yaparız diyin.”

şeklinde yürüttüğü faaliyetlerle ilgili olarak talimat aldığı ve faaliyetlerini

bu talimatlar doğrultusunda gerçekleştirdiği, PKK'ya müzahir olan ve daha sonra

kapatılan Roj TV'de sık sık PKK ile ilgili gündeme

gelen konular hakkında röportaj verdiği ileri sürülmüştür.

20. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamalara ilişkin

deliller olarak teknik takip

tutanakları, tape içerikleri, olay ve fotoğraf tespit

tutanakları, ele geçirilen eşya, tanık ifadeleri,adli

sicil ve nüfus kayıtları ile tüm dosya kapsamı

gösterilmiştir.

21. Başvurucu hakkındaki dava Diyarbakır 8. Ağır Ceza

Mahkemesine tevzi edilmiş, 27/1/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar

verilmiş ve E.2017/98 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

1/2/2017 tarihinde yapılan tensip incelemesindebaşvurucunun

tutululuk hâlinin devamına karar verilmiştir. Aynı

tarihte yapılan inceleme sonucunda Mahkeme, başvurucuya yüklenen örgüt yöneticiliği suçunun Ankara'da

işlendiği gerekçesiyle davanın

Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle yetkisizlikkararı vermiştir.

22. Yetkisizlik kararı ile Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesine tevzi

edilen dosya hakkında,yetkili

mahkemeninDiyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi olduğu

gerekçesi ile karşı yetkisizlik

kararı verilerek yetki uyuşmazlığının giderilmesi için dava dosyası Yargıtay 5.

Ceza Dairesine gönderilmiştir.

23. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11/4/2017 tarihli ilamıyla ile

yetkili mahkemenin Ankara Ağır Ceza Mahkemesi olduğuna kesin olarak karar

verilmiştir. Bu karar sonrasındadava dosyası yeniden

Ankara 17. Ağır Ağır Ceza Mahkemesine gelmiş, E.2017/180 sayılı sıraya kaydı

yapılmış vebu dosya üzerinden yargılamaya devam

edilmiştir. 26/4/2017 tarihinde yapılantensip

incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

24. Başvurucunun itirazı üzerine Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi

12/5/2017 tarihinde "üzerine atılı

suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, atılı suçun CMK nun 103-a maddesinde sayılan katolog

suçlardan olması nedeniyle kaçma şüphesinin bulunduğu ve bu aşamada adli

kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, tutuklama tedbirlerinin isnat edilen

suçla orantılı olduğu değerlendirilrnekle, Ankara 17.

Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluk halinin devamına ilişkin kararında herhangi

bir isabetsizlik görülmediği..." gerekçeleriyle itirazın

reddine karar vermiştir.

25. Anılan karar 23/5/2017 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

26. Başvurucu 29/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

27. Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/3/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. İddianamede belirtilen delillere

atıfla verilen kararın ilgi kısmı şöyledir:

"... sanığın örgütsel faaliyetlerini

örgüt yöneticilerinden gelen emirler doğrultusunda gerçekleştirdiği,örgütün

amaç ve saikleri doğrultusunda eylemlerde bulunması,

ayrıca DTK toplantılarında yapmış olduğu konuşmalar dikkate alındığında sanığın

silahlı terör örgütü PKK/KCK ile bağlantılı olduğu anlaşılmakla sanığın tüm

eylemleri de dikkate alındığında PKK/KCK silahlı terör örgütünün üyesi olduğu

...bu suretle 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçunuişlediği

anlaşılmakla sanığın eylemine uyan suçtan 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesi

gereğince cezalandırılmasına ... karar verilmiştir."

28. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinafta derdesttir vebaşvurucunun hükmentutukluluk durumu devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Gözaltı" kenar başlıklı 91.

maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en

yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama

anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama

yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

...

(5)

Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet

savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii

veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,

hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh

ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.

Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu

kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma

evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir."

30. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

31. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

32. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada,

100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin

varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına

karar verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi

tutulmasını içerir:

a)Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

d)Her türlü taşıtları veya bunlardan

bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü

belgesini teslim etmek.

...

f)Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya

birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine

hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j)Konutunu terk etmemek.

k)Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.

l)Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

34. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

35. 5271 sayılı Kanun'un

"Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi"

kenar başlıklı 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ile (3) ve

(4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Müdafiin

dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim

kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin

yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3)

Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi

raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz."

(4)

Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya

içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve

belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir."

36. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

37. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör tanımı" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

38. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da,

bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya

amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

39. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

40. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek

o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı

aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına hükmolunur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 18/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu; haksız ve hukuka aykırı olarak hakkında yakalama

ve gözaltı tedbirlerinin uygulandığını, bu tür müdahalelere karşı etkili bir

itiraz yolunun bulunmadığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

43.Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

45. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

46. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

47. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile

kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin

bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü açıktır. Bununla birlikte aynı

Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabileceği belirtilmektedir (Zeki

Orman, B. No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

48. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

49. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrum kalmanın sona ermesi

bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin olması mümkün

görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa kişi, hâkim

tarafından tutuklandığından gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu yönündeki bir

tespit ve ihlal kararı tutuklu

kişinin serbest kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel

başvuru kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak -talep etmesi

hâlinde- başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

50. Başvurucu,yakalama

ve gözaltı kararlarına karşı etkili bir itiraz yolunun bulunmadığını ileri

sürmüş ise de somut olayda başvurucu hakkında verilen yakalama ve gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı) da bu

kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek

olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla gözaltı

kararının hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

52.Başvurucu; isnat edilen eylemlerin ifade özgürlüğü ile

toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kapsamında olduğunu, bu nedenle

tutuklanmasının hukuki olmadığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

53. Başvurucuya göre soruşturmaya ve isnada konu suçların

tamamı; değişik tarihlerde milletvekiliyken katıldığı miting, basın açıklaması

ve konferanslar gibi etkinliklerde yaptığı konuşmalardır. Bu faaliyetler ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekirken suça konu edilmiştir.

54.Başvurucu, tutuklama kararının hukuka aykırı olarak

verildiğini, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının somut ve

hukuki gerekçeden yoksun olduğunu ve kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan bir

delilin bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca eski bir milletvekili

olması nedeniyle adli kontrol hükümlerinin uygulanması yerine ölçülük ilkesinin ihlal edilerek hakkında tutuklama kararı

verildiğini belirtmiştir.

55. Başvurucu ayrıca tutuklama kararının HDP mensubu eski bir

milletvekili olarak siyasi faaliyetlerini engelleme ve bu faaliyetleri

nedeniyle kendisini cezalandırma amacını taşıdığını ileri sürmüştür. Son

dönemde Kürt siyasetçilerin ve muhalefet odağındaki herkesin yargı ve Hükûmet

tarafından hedef alındığını ve onlarcasının gözaltına alınıp tutuklandığını,

böylelikle muhalefetin susturulmasının, hatta muhalif milletvekillerinin

siyaset yapmasının imkânsız hâle gelmesinin hedeflendiğini söyleyen başvurucuya

göre hakkındaki tutuklama tedbiri, Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saiklerle uygulanmıştır.

b. Değerlendirme

56. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

57. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

58. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

59. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

60. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

61. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

62. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

63. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

64. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2), § 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem

Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,

26/7/2017, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

65.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, silahlı terör

örgütü kurma veya yönetme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

66. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

67. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısında, tutuklama

kararında ve iddianamede; başvurucunun PKK/KCK terör örgütünün tabana yayılması

için oluşturulduğu iddia edilen DTK'da eş başkan

olarak görev aldığı ve DTK tarafından organize edilen birçok eyleme, mitinge,

basın açıklamasına ve ölen PKK mensuplarının cenaze törenlerine katıldığı,

PKK/KCK sözcüsü olduğu belirtilen N.O.nun e-mail

adresinden başvurucuya ait e-mail adresine gönderilen yazının PKK/KCK örgüt

yönetiminin göndermiş olduğu ve bu şekildePKK'nın üst

düzey yöneticilerinden talimat aldığı, KCK/TM içinde faaliyette bulunan

kişilerle birlikte toplantılara katıldığı, bu toplantılardan birinde kendisinin

özeleştiri vermesinin istendiği

ancak kendisinin bu duruma karşı özeleştiri vermekten kaçındığı,“Meclis bana heyecan vermiyor merkezi olanak Türkiye gündemine oturacak bir

plan işletilmemiş, kim ne yapıyor takip edilmemiş…” şeklindeifadeleriyle DTK yapılanması hakkında bazı

eleştirilerde bulunduğu, PKK'ya müzahir olan ve daha sonra kapatılan Roj TV'de sık sık PKK ile ilgili gündeme gelen konular

hakkında ropörtaj verdiği belirtilmiştir (bkz. §§ 13,

17,19).

68. Soruşturma mercilerince yukarıda belirtilen olguların

dikkate alınarak başvurucunun terörle bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsizve keyfî olduğu söylenemez.

69. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

70. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

71. Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütü

kurma ve yönetme suçuna ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına, suçun

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog

suçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 17).

72. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü kurma ve yönetme suçları, Türk hukuk sisteminde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleridir. İsnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen cezanın

ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan bu suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır.

73. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

74. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169, 20/06/2017, § 268; Selçuk

Özdemir, § 76).

75. Terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi

zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar

olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı

derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64).

76. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat

edilen suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No:

2016/25189, 21/12/2017, § 176).

77.Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla

gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

78. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

79. Başvurucu; hakkındaki gözaltı ve ifade süreçlerinde

suçlamalara dair ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını

inceleme talebinin kısıtlama

kararı gerekçe gösterilerek kabul edilmediğini, kendisine yönelik suçlamaları

ve bunların delillerini öğrenemediğini, böylelikle silahların eşitliği ilkesine

riayet edilmediğini, bu nedenle savunma yapma ve tutukluluğa etkili bir şekilde

itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

80.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

81. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

82.Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §

168).

83. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

84. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbest bırakılma

taleplerinin incelenmesinde silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B.

No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30). Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının

usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin

diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını

makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına

gelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava dosyası hakkında

bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bu nedenle tarafların

yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).

85. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece

kişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın

19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilen

bilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir

listesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm

delillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).

86. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya, erişimi

kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucunun

tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş

olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelere

erişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve

bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme

imkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi, tutukluluğa

temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

87. Başvuru formunda soruşturma dosyası hakkında gizlilik kararı

bulunduğu ileri sürülmüş ancak bu kararın savcılık ya da hangi mahkeme

tarafından, hangi tarihte verildiğine ilişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.

88. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği

27/1/2017 tarihi (bkz. § 21) itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş

bulunmaktadır.

89. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar, değişik tarihlerde

katıldığı toplantılara veDTK kapsamındaki

faaliyetlerine ilişkindir. Başvurucu, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca

yapılan ifade alma işlemi sırasında üzerine atılı suçlamaları anladığını

belirtmiş ve bu kapsamda sorulan sorulara cevap verdiğigörülmüştür

(bkz. § 12).

90. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/12/2016 tarihli tutuklama talep yazısı

incelendiğinde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde

açıklamada bulunulduğu görülmektedir. Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla

ilgili bilgi ve delillere yer verilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik

olarak da değerlendirmelerde bulunulmuştur (bkz.

§ 13). Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır 3. Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında başvurucuya

isnat edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu

sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu, sorulan sorulara

cevap verdiği görülmektedir (bkz. § 14). Hâkimlik, tutuklama kararında da

tutuklamaya konu edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili ayrıntılı

değerlendirmelerde bulunmuştur (bkz. § 17). Ayrıca başvurucunun tutukluluğa

itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda

bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafinin isnat edilen suçlamalara

ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu

sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

91. Buna göre suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten

yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile

suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvurucuya veya müdafiine

bildirildiği, başvurucuya bunlara itiraz etme imkânı verildiği ve tutuklamaya

temel oluşturan delillerin nitelikleri dikkate alındığında salt kısıtlılık

kararı nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldığı

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

92. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânı verilmediği iddiasına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade Özgürlüğünün

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

93. Başvurucu; soruşturmaya ve tutuklamaya konu suçların

tamamının ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri hakkı kapsamında kalandeğişik tarihlerde katıldığı miting, basın açıklaması,

konferanslar gibi etkinliklerde yaptığı konuşmalar olduğunu belirterek ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

94. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 157-164; Günay

Dağ ve diğerleri, §§

191-203; Mehmet Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay, §§

120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak,

B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal

Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014

§§ 61-75; İbrahim Ayhan,

B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

95. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 65-78). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate

alındığında başvurucunun ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri nedeniyle

soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca

varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

96. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade özgürlüğünün

ihlal ettiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA Engin YILDIRIM'ın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM'ın

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

18/7/2018 tarihinde karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu

:

Aysel TUĞLUK

Vekili

:

Av. Ramazan

DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/24447, 18 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. İfade Özgürlüğünün
  12. B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 157-164; Günay
  13. B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Yıldırım
  16. Kömürcü
  17. M. Emin KUZ
  18. Turan
  19. Demir
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/24447
Tarih
18 Temmuz 2018

İlgili Kararlar

  • Mahsum Dıma Başvurusu (B. No: 2015/14754)
  • Erkan Sancaklı ve Selatin Sancaklı Başvurusu (B. No: 2016/74436)
  • Hamdullah Aktaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/10945)
  • Hüseyin Uğur ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2996)
  • Ali Galip Baltaoğlu Başvurusu (B. No: 2015/1108)
  • Erdener Demirel ve Feki Roni Temizyüz Başvurusu (B. No: 2014/13310)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.