İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ayser Demiralp Başvurusu (B. No: 2013/2849)

1. Başvuru, yakınının ölümü ile sonuçlanan olayın etkili bir

Başvuru No2013/2849Tarih7 Ocak 2016Okuma24 dk · 4.867 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ayser Demiralp Başvurusu

Karar tarihi
7 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/2849
RG Tarih ve Sayı
22/3/2016-29661
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.867 kelime·24 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yakınının ölümü ile sonuçlanan olayın etkili bir

şekilde soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 24/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/5/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 8/7/2015 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

5. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını

yasal süresi içinde ibraz etmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile onaylı suretleri

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafından

gönderilen soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle

şöyledir:

7. Başvurucunun eşi olan 1953 doğumlu Halil Akyol (H.A.),

olay tarihinde Diyarbakır ilinde ikamet etmekte olup kendisine ait kamyonla şehirler

arası nakliyecilik işi yapmaktadır.

8. H.A., olay tarihinden önce, belirlenemeyen bir tarihte

İstanbul’da bulunan muhtelif ambarlardan kamyonuna yüklediği malzemeleri

Diyarbakır'a götürmek için yola çıkmıştır.

9. Küçükçekmece ilçesinde çiftçilikle uğraşan M.Y.,

27/1/1993 tarihinde yulaf ektiği tarlasını kontrol ettikten sonra evine döndüğü

sırada Belediyenin önceden kum almak için açtığı çukurda yanmış bir erkek

cesedi görmüş ve zaman kaybetmeksizin ilgili muhtarı durumdan haberdar

etmiştir.

10. Muhtarın, saat 13.30 sıralarında olayı bildirmesi üzerine

kolluk görevlileri, derhâl Cumhuriyet savcısına bilgi verdikten sonra ihbara

konu yere giderek aynı saat itibarıyla olay yerini ve cesedin bulunduğu konumu krokilendirdikleri bir tutanak düzenlemişlerdir.

11. Nöbetçi Cumhuriyet savcısı, saat 15.00 sıralarında olay

yerine gelerek ceset üzerinde ölü muayene işlemi yapmış ve olay yerinde bulunan

delillere ilişkin “delil tespit tutanağı” düzenlemiştir.

12. Akabinde yaptığı ölü muayene işlemi neticesinde cesedin

baş, boyun ve bel üstü bölgelerinin yanmış olduğunu, alın bölgesinde yanmadan

kaynaklanan sıyrıkların bulunduğunu, ayrıca ceset üzerinde bulunan kıyafetlerin

de kısmen yanmış olup cesedin üzerinde kimliğinin tespitine yarayacak herhangi

bir kimlik ve benzeri belgenin de bulunmadığını belirlemiştir. Sonrasında

cesedin kesin ölüm sebebinin tespiti için Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana

Bilim Dalı Başkanlığı (Adli Tıp Kurumu) morguna gönderilmesine karar vermiştir.

13. Olay yerinden delil olarak sadece ölenin yakınında

bulunan ve içinden benzin kokusu gelen boş bir bidon elde edilebilmiştir.

14. Soruşturmada M.Y. tanık sıfatıyla dinlenilmiş ve

ifadesinde, tarlasından evine dönerken yanmış bir erkek cesedi gördüğünü ve

hemen durumdan muhtarı haberdar ettiğini söylemiştir.

15. A.P. adlı kişi, 28/1/1993 tarihinde kolluğa müracaat

ederek yanmış bir şekilde ölü olarak buldukları kişinin akrabası olan H.A.

olduğunu söylemiş ve Adli Tıp morgunda bulunan cesedi, kolluk refakatinde

teşhis etmiştir.

16. H.A.nın erkek kardeşi olan Hilmi Akyol,

29/1/1993 tarihinde kolluğa müracaat ederek cesedi teşhis etmek istediğini

söylemiş ve aynı morgda Cumhuriyet savcısının huzurunda yapılan teşhis işleminde

cesedin kardeşine ait olduğunu söylemiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu teşhis işlemlerinin

akabinde ölene ilişkin ölüm tutanağı düzenlemiştir.

18. H.A.ya ait kamyon ise 1/2/1993 tarihinde

İzmit ilinin çıkışında bulunan boş bir alanda terk edilmiş bir şekilde

bulunmuştur. Ancak ölenin söz konusu ambarlardan yüklediği tespit edilen

malzemelerin bir kısmının kamyonda bulunmadığı belirlenmiştir.

19. Söz konusu kamyon 5/2/1993 tarihinde soruşturma makamları

tarafından dilekçe ile müracaatı ve tüm sorumluluğu aldığını belirtmesi üzerine

A.P. adlı kişiye yediemin sıfatıyla teslim edilmiştir.

20. Kolluk, Cumhuriyet Savcılığına gönderdiği 4/2/1993

tarihli yazıyla yaptıkları araştırma sonucunda ölenin, ambardan ayrılırken “kamyonunda bazı arızaların bulunması nedeniyle

İstanbul'da ikamet edip otomobil tamirciliği yapan akrabası A.P.nin

yanına gideceğini söylediğinin” öğrenildiğini belirtilerek adı

geçenin, ev ve iş yerinde kullandığı telefonların, on beş gün süreyle gizli

dinlemeye alınması talebinde bulunmuş; Cumhuriyet Savcısı da aynı tarihte ve

acele ibaresiyle Avcılar Telefon Müdürlüğüne yazı yazarak Müdürlüğe, en kısa

süre içinde adı geçenin telefonlarının on beş gün süreyle dinlemeye alınması ve

sonucuna ilişkin bilgi verilmesi talimatı vermiştir.

21. Avcılar Postane İşletme Müdürlüğü, Cumhuriyet Savcılığına

24/2/1993 tarihinde gönderdiği yazıyla “her

ne kadar A.P. adlı kişi hakkında gizli dinleme işlemi yapılması talep edilmiş

ise de teknik açıdan bu tür dinleme yapma imkânlarının bulunmadığı gibi idari

yönden de buna yetkilerinin olmadığını” bildirmiştir.

22. Cumhuriyet Savcısı, gelen bu yazı cevabı sonrasında aynı

konuda başkaca bir işlem yapmamıştır.

23. Adli Tıp Kurumunun 8/3/1993 tarihli otopsi raporuyla “ceset üzerinde yapılan dış muayenede, yüzün ve

saçların yanmış olduğu, sağ yanağın ve çenenin karbonizasyon derecesinde

yandığı, frontal bölgede her iki tarafta 5x10 cm.

ebadında üzeri sıyrılmış parşömen plağı bulunduğu, sol zigomatik

kemik üzerinde 2x10 cm. ebadında ekimoz olduğu, yanık

alanlarının isle kaplı olduğu, her iki kol ve ön kolun omuzdan itibaren yanmış

ve yer yer soyulmalar gösterdiği, boynun çepeçevre yandığı; iç muayenesinde,

saçlı deri altında yaygın noktasal kanama görüldüğü, sağ temporal

adale üzerinde 2x2 cm.lik ekimoz

tespit edildiği; boyun organlarının tetkikinde, troid

kartilaj üzerine uyan bölgede 1x1 cm. ebadında ekimoz belirlendiği; Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesinin

raporunda, kanda % 15 HbCO (karboksi-hemoglobin)

bulunduğu, ayrıca kan, idrar ve iç organlarda aranan alkol, uyuşturucu, uyutucu

maddelerden hiçbirinin bulunmadığının belirtildiği; kafada ve boyunda travmatik ekimoz ve lezyonlar

bulunan kişide, ölümün yanık ve yanık şoku sonucu meydana gelmiş olduğuna

kanaat getirildiği ” bildirilmiştir.

24. Cumhuriyet savcısı 1/4/1993 tarihinde “maktulü öldüren

kişi ya da kişilerin yakalanmaya çalışılması ve yakalandıklarında mevcutlu

olarak Başsavcılıklarına getirilmeleri” hususunda kolluğa talimat vermiştir. Bu

tarih ila 3/12/1993 tarihlerinde, aynı yöndeki talimatlarını içeren birden

fazla yazıyı kolluğa göndermiş, en son 14/4/1994 tarihinde gönderdiği ve üçüncü

defa tekit niteliği taşıyan yazısında, talimatının bir an önce yerine

getirilmesini istemiştir.

25. Kolluğun, 17/5/1994 tarihli yazıyla faillerin tespiti ve

yakalanması çalışmalarına devam edildiğini bildirmesi üzerine de 18/5/1994

tarihli yazıyla kolluğa, bu kez “olayın üzerinde önemle durularak fail veya

faillerin aranmasına dava zamanaşımına kadar aralıksız ve sürekli olarak devam

edilmesi ve başka bir yazı gönderilmesine mahal olmaksızın her üç ayda bir

olmak üzere yapılan araştırmaya ilişkin bilgi verilmesi” talimatı vermiştir.

26. Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilene kadar aradan geçen zaman zarfında kolluğa, müteaddit defalar

faillerin bulunması yönünde yazılar yazılmış; ayrıca bu yönde yazılan yazıların

akıbeti sorulmuştur.

27. Bu zaman zarfında yazılan bu yazılara kolluk tarafından

verilen cevaplarda, olaya ilişkin olarak fail veya faillerin arandığı ancak

bulunamadığı bildirilmiştir.

28. Cumhuriyet Başsavcılığı 31/1/2013 tarihinde “suç tarihinden itibaren yapılan tüm araştırmalara

rağmen failin kimliğinin tespit edilemediği ile suç tarihinde yürürlükte bulunan

765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun nitelikli öldürme ve nitelikli yağma suçlarına

ilişkin dava zamanaşımı sürelerinin dolduğu” gerekçesiyle kamu adına

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

29. Başvurucunun anılan karara itirazı, İstanbul 5. Ağır Ceza

Mahkemesinin (Mahkeme) 8/3/2013 tarihli ve 2013/252 sayılı kararıyla kesin

olarak reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“K. Çekmece C.Başsavcılığınca düzenlenen

31/1/2013 gün ve 1993/818 Soruşturma, 2013/1668 Karar sayılı ‘Kovuşturmaya yer

olmadığına dair’ kararda gösterilen gerekçeye göre, müşteki Ayser

Demiralp’ın itirazı yasal ve yerinde görülmediğinden reddine (karar

verilmiştir).”

30. Bu karar 26/3/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 24/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

31. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

102. maddesinin (1) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“Kanunda

başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku âmme davası:

(1)

Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbet ağır hapis cezaların müstelzim

cürümlerde yirmi sene,

…

(6)

Bundan evvelki bendlerde beyan olunan miktardan aşağı

cezaları müstelzim kabahatlerde alt ay geçmesiyle ortadan kalkar.”

32. 765 sayılı Kanun’un 104. maddesi şöyledir:

“ Hukuku âmme davasının müruru zamanı, mahkûmiyet

hükmü, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda

maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair veya

C. Müddeiumumîsi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.

Bu

halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlar. Eğer

müruru zamanı kesen muameleler müteaddit ise müruru zaman bunların en

sonuncusundan itibaren tekrar işlemeye başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman

müddetini 102’inci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının

ilavesiyle baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”

33. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Zaman bakımından uygulama” kenar başlıklı

7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Suçun işlendiği zaman yürürlülükte

bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,

failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz edilir.”

34. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun soruşturma usul ve

esaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli genelgesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

50. Faili meçhul olay

ve cinayetlerin soruşturulmasında,

...

g) Soruşturma

evraklarının ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından sık sık gözden geçirilmesi,

ancak sadece soruşturma evrakının en üstündeki müzekkereye cevap verilmiş olup olmadığı

ile yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik kalmış bir husus varsa onun

da tamamlanması için gerekli yazının yazılması, sonucunun uygun aralıklarla

takip edilmesi,

…”

IV. İNCELEME

VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 7/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu, eşinin ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin

etkili bir soruşturma yürütülmediğini ve soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya

yer olmadığına dair kararın aynı gerekçeyle itirazının Mahkeme tarafından

reddedildiğini belirterek Anayasa'nın 17. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminata karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği,

yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan

ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişinin yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvuru konusu olayda başvurucu, ölen kişinin eşidir. Bu

nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41).

38. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde, öncelikli olarak

başvuruya ilişkin kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılarak Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarınca etkili soruşturma yapma

şeklindeki usul yükümlülüğünün, maddi yükümlülükten ayrı ve bağımsız bir

yükümlülük hâline geldiği belirtilmiştir. Ancak AİHM’in,

Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından usul yükümlülüğüne uygunluğu inceleme

konusundaki zaman bakımından yetkisinin sınırsız olmadığı ve AİHM’in bu konuda iki ölçüt getirdiği belirtilmiştir.

Görüşe göre bu ölçütler şöyledir: Ölümün zaman bakımından yetkinin başlangıç

tarihinden önce meydana gelmiş olması hâlinde ancak bu tarihten sonra yapılan

usul işlemleri ve/veya ihmalleri incelemek ve Sözleşme’nin 2. maddesinin

gerektirdiği usul işlemlerinin önemli bir oranının, (hem kişinin ölümünün

soruşturulmasını ve hem de ölümün sebebini ortaya çıkarma ve ilgilileri sorumlu

tutma amacı taşıyan uygun davaların açılmasını da kapsayan) Mahkemenin

yetkisinin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra meydana gelmiş

olması.

39. Bu kapsamda Bakanlık görüşünde, somut başvuruya konu

olayın 1993 yılında gerçekleştiği, soruşturmada yapılan son esaslı işlemin

1/4/1993 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca meçhul faillerin yakalanması için

kolluğa yazılan yazı olduğu, bu tarihten 31/1/2013 tarihinde verilen

kovuşturmaya yer olmadığına dair karara kadar anılan yazının infazı için yazılan

tekit yazılarından başka esaslı bir işlemin yapılmadığı belirtilmiştir. Bu

nedenle başvurunun zaman bakımından kabul edilebilir olup olmadığı hususunda

bir değerlendirme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.

40. Bakanlık görüşünde, olayın gerçekleştiği tarih ile bu

olaya ilişkin soruşturmada en son gerçekleştirilen esaslı işlem tarihine dikkat

çekilerek başvurunun, zaman bakımından kabul edilemez olup olmadığı hususunda

bir değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiş ise de Anayasa Mahkemesi, etkili

soruşturma yürütülmesi yükümlülüğü bakımından inceleme yaptığı önceki

başvurularda, zaman bakımından yetkisinin hesabında kural olarak başvuru konusu

ölüm olaylarının soruşturulması amacıyla takip edilen başvuru yollarının

kesinleşme tarihini esas almıştır. 30 günlük başvuru süresinin hesabında ise

başvuru konusu ölüm olaylarının soruşturulması amacıyla takip edilen başvuru

yollarının kesinleşme tarihinin başvurucular tarafından öğrenilme tarihini esas

almıştır (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014; Cezmi Demir ve

diğerleri, 2013/293, 17/7/2014).

41. Bu itibarla somut başvuruya konu olayda Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012 tarihinden sonra 31/1/2013

tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, başvurucunun bu karara

itirazının da Mahkemenin 8/3/2013 tarihli kararı ile reddedilmesiyle söz konusu

kararın aynı tarihte kesinleştiği gözönünde

bulundurulduğunda mevcut başvuruya konu soruşturma açısından başvurunun, zaman

bakımından kabul edilemez nitelikte olduğunu söyleyebilmeyi mümkün kılan bir

nedenin bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle somut başvuruda Anayasa

Mahkemesinin, zaman bakımından yetkisine ilişkin ilkeleriyle belirlediği

kurallara istisna tanınmasını, başka bir ifadeyle belirtilen ilkelerden

ayrılmayı gerektirir bir durumun bulunmadığı değerlendirilmiştir.

42. Başvuru konusu olayda ölüm olayının soruşturulmasında

usule ilişkin yükümlülüğün yerine getirilmemesi suretiyle Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiğine dair iddiaların, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi

uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul

edilemezlik nedeni de görülmediğinden başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

2. Esas Yönünden

43. Bakanlık görüşünde yine AİHM içtihatları dayanak

yapılarak Sözleşme’nin 2. maddesinin ilk cümlesinin, devlete yalnızca kasıtlı

ve kanunsuz ölüme sebebiyet vermekten kaçınma zorunluluğu değil, aynı zamanda

egemenlik alanı içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumaya yönelik gerekli

tedbirleri alma zorunluluğu da getirdiği, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerinin

temel özelliklerine bakılacak olursa bu iddiaların etkili bir şekilde

soruşturulması için usul yükümlülüğünü de içerdiğinin görüleceği;

soruşturmanın, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse cezalandırılmalarına

yol açabilecek nitelikte etkili olması gerektiği; burada somut olayda varılan

sonuçla değil, bu sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusu

olup yetkililerin, somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi için

kendilerinden beklenen bütün makul önlemleri almalarının gerektiği ifade

edilmiştir.

44. Görüşte, bir soruşturmanın ayrıca maktulün ailesinin

meşru çıkarlarının korunması için gerektiği ölçüde kendilerine açık olması

gerektiği; etkili soruşturma için zımni olarak bir çabukluk ve makul bir

hızlılık şartının mevcut olduğu da belirtilmiştir.

45. Bu kapsamda Bakanlık görüşünde; başvuruya konu soruşturma

sürecinde yapılan işlemler tek tek sıralanmış ve soruşturmada A.P. adlı

kişinin, ölüm olayıyla olan bağlantısının tam olarak araştırılmaması, bu

bağlamda verilen telefon dinleme kararının usul yönünden eksikliği nedeniyle

uygulanmaması, başvurucunun eşine ait kamyon üzerinde maddi delil araştırması

yapılmaması ve nihayet zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmesi hususlarının; devletin yaşam hakkını koruma bağlamında sahip olduğu

soruşturma yükümlülüğüne uyarlığı konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine ait

olduğunun düşünüldüğü ifade edilmiştir.

a. Genel İlkeler

46. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

47. Anayasa Mahkemesine göre doğal olmayan bir ölüm meydana

gelmişse devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında ölümün nedenlerini soruşturma

ve sorumluları tespit ederek cezalandırma ödevi de vardır. Bu usul

yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif

ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığı tespit edilemez. Bu nedenle

devletin bu madde kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin

güvencesini, soruşturma yükümlülüğü oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

48. Bireyin, bir devlet görevlisi ya da özel bir kişi

tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde

bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın

yapılmasını gerektirir (Salih Akkuş,

§ 30).

49. Yaşam hakkı kapsamında yürütülen ceza soruşturmalarının

amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır.

Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Diğer yandan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17.

maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya

da cezalandırma hakkı verdiği, devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da

belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

56).

50. Ancak soruşturma kural olarak olayın gerçekleştiği

koşulların belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun kanıtlanması hâlinde

sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Mikheyev/ Rusya, B. No: 77617/01, 26/1/2006, § 107).

51. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek

için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması

imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme

riski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 57).

52. Diğer taraftan soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt

seviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre

değişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın

pratik gerçekleri gözönünde bulundurularak

değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından her olayda

geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma, işlemler listesi veya benzeri bir

asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Velcea ve Mazare/Romanya,

B. No: 64301/01, 1/12/2009, § 105).

53. Bununla birlikte AİHM kararlarında da açıkça belirtildiği

üzere yaşam hakkının korunması bakımından yetkili mercilerin, olaylara ilişkin

görgü tanıklarının ifadelerinin, bilimsel ve teknik verilerin, gerektiğinde

maktulün vücudundaki zedelenmeler de dâhil tüm bulguları tam ve belirgin bir

şekilde gösterecek bir otopsi sonucunun toplanabilmesi için makul olan tüm

tedbirleri almaları gerekir (Gül/Türkiye B.

No: 22676/93, 14/12/2000, § 89; Tanrıkulu/Türkiye

[BD], B. No: 23763/94, 8/7/1999, § 104).

54. Yukarıda sayılanlara ilave olarak

yürütülecek soruşturmalarda, makul bir süratle gerçekleştirilme ve özen

gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı durumlarda

soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da

güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada

yetkililerin süratli hareket etmeleri, yaşanan olayları daha sağlıklı bir

şekilde aydınlatabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını

sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız

kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir öneme

sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No:

2013/6359, 10/12/2014, § 96).

55. Yürütülecek ceza soruşturmalarının

etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap

verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine

açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 58).

b. İlkelerin Somut Başvuruya Uygulanması

56. Somut olayda başvurucu; yakınının ölümüne, devletin bir

görevlisinin neden olduğunu ileri sürmemiş, yakınının yaşamına yönelik olarak

devletin yetkili makamlarınca bilinen ya da bilinmesi gereken gerçek ve yakın

bir tehdidin bulunduğuna, buna rağmen anılan makamların, yakınının yaşamını

korumak için fiilî tedbirler almadıklarına ilişkin bir iddiada da

bulunmamıştır.

57. Bu itibarla başvurucunun şikâyeti; sadece yakınının ölümü

ile ilgili olarak devletin, yaşam hakkı kapsamında etkili bir soruşturma

yürütülmesi konusundaki usul yükümlülüğü kapsamına girmektedir.

58. Yukarıda belirtilen usul yükümlülüğü kapsamındaki ilkeler

bağlamında somut olay, öncelikle yetkili mercilerin soruşturmanın etkililiği

adına aranan, ölüm olayını aydınlatabilecek ve varsa sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delillerin toplanması açısından makul olan tüm tedbirleri

alıp almadıkları yönünden değerlendirilecektir.

59. Başvurucu; eşinin ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin

soruşturmanın etkili yapılmadığını, eşine ait cesedin bulunması ve tıbbi ölüm

sebebinin yapılan otopsi işlemi sonucunda belirlenmesinden sonra gerçekleşen

zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesine kadar

aradan geçen yirmi yılı aşkın bir zaman zarfında Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından faillerin bulunması yönünde kolluğa belirli zamanlarda yazı

yazılması haricinde herhangi bir işlemin yapılmadığını, eşine ait olup terk

edilmiş şekilde bulunan kamyon üzerinde parmak izi incelemesi dâhil herhangi

bir maddi delil araştırmasının yapılmadığını, olaydan önce kimlerle görüştüğü

ve benzeri konularla ilgili olarak da tanık deliline başvurulmadığını, A.P.

adlı kişi hakkında verilen telefon dinleme kararının uygulanmadığını, ayrıca bu

kişinin ifadesinin alınmadığını, yetkililerce bu şekilde elde edilmesi mümkün

olan delillerin toplanması için makul olan tüm tedbirlerin alınmadığını ve söz

konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair karara aynı gerekçelerle itirazının

Mahkeme tarafından haksız biçimde reddedildiğini ileri sürmüştür.

60. Başvuruya konu olayda, soruşturma açılması için ölenin

yakınlarının resmî bir başvuru yapması beklenmeksizin yetkililerce resen

harekete geçilip soruşturmanın derhâl başlatıldığı, bizzat Cumhuriyet savcısı

tarafından olay yerine gidilip olay yeri incelemesinin yapıldığı, akabinde ölü

muayene ile otopsi raporlarının alındığı ve ölenin tıbbi ölüm sebebinin kesin

olarak belirlendiği görülmüştür. Ancak yürütülen soruşturmanın, ölüm olayının

nedeni ile varsa sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan ve

derinliği ile ciddiyetine etki eden birtakım eksiklikler içerdiği, başka

anlatımla ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulamadığı ve varsa sorumlu

kişilerin belirlenebilmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturma yapılmadığı

görülmüştür.

61. Somut olayda ölen kişi, soruşturmada kolluğun araştırması

sonucu edinilen bilgiye göre İstanbul’daki muhtelif ambarlardan kamyonuna

yüklediği malzemeleri Diyarbakır’a götürmek için yola çıkmadan önce

çevresindekilere, akrabası olan A.P.nin yanına

gideceğini söylemiştir. A.P. ise olaydan bir gün sonra kolluğa müracaat ederek

yakılmış şekilde ölü olarak buldukları kişinin, akrabası olan H.A. olduğunu

söylemiş ve cesedi bu yönde teşhis etmiştir.

62. Bu durumda A.P.nin, H.A.nın ne şekilde öldüğü

bilgisinin daha da ötesinde, ölenin boş bir alanda yanmış bir şekilde bulunduğu

ve kolluğun bu olaya müdahale ettiği bilgisine de sahip olduğu anlaşılmaktadır.

63. Hâl böyle iken soruşturma makamları tarafından olayın

aydınlatılması ve varsa sorumlu kişilerin belirlenebilmesi bakımından A.P.nin, soruşturma açısından kritik öneme sahip bu

bilgileri ne şekilde edindiği konusunda sorgulaması yapılmamış; soruşturmanın,

adı geçenin ölüm olayıyla herhangi bir bağlantısının bulunup bulunmadığının

araştırılması suretiyle derinleştirilmesi yoluna gidilmemiştir.

64. Keza aynı makamlarca olaydan iki gün sonra ikamet ettiği Diyarbakır

ilinden gelerek cesedi bulunduğu morgda teşhis eden ölenin kardeşi Hilmi

Akyol’un da ölenin ve/veya ailesinin husumeti ya da anlaşmazlığı bulunduğu bir

kişi ya da ailenin olup olmadığı, olay öncesinde kimlerle görüşmüş olabileceği,

herhangi bir tehdit eylemine maruz kalıp kalmadığı gibi hususlarda

soruşturmanın derinleştirilmesini sağlayabilecek bilgisinin bulunup

bulunmadığının belirlenebilmesi bakımından ifadesi alınmamıştır.

65. Ayrıca H.A.ya

ait kamyonun bulunmasından sonra üzerinde olayda sorumlulukları bulunan

kişilerin tespitine yönelik biyolojik eşleştirme işlemine yarayacak herhangi

bir maddi delil araştırması ve bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmadığı da

görülmüştür.

66. Soruşturma mercilerince soruşturmanın bu yönüyle derinleştirilmemesi

bir yana, üzerinde herhangi bir maddi delil araştırması yapılmayan söz konusu

kamyonun, kolluğun araştırmasıyla olayla bağlantısı olduğu değerlendirilip ev

ve iş yerinde bulunan telefonlarının dinlenilmesi yönünde girişimde de bulunan

A.P.ye yediemin olarak teslimine karar verilerek üzerinde herhangi bir delil

varsa da istendiğinde elde edilemeyecek şekilde kaybolmasına neden olunduğu

anlaşılmıştır.

67. Anayasa Mahkemesi kural olarak başvurucuların yakınının

öldüğü gün resen ceza soruşturmasının açıldığı, titiz ve hızlı bir çalışma

sonucunda elde edilen deliller ışığında soruşturma ve ilk derece yargılama

makamlarının, olayların seyrini aydınlatmak istediğinden kuşku duyulmadığı,

yürütülen soruşturmaların ölüm sebeplerini kesin olarak saptamaya ve sorumlu

kişilerin cezalandırılmasına imkân verdiği kanısına varılan durumlarda;

yürütülen soruşturmaların ve davaların, derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki

gösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmaması koşuluyla yürütülen

soruşturmaların ve alınan kararların yetersiz veya çelişkili olduklarının ileri

sürülemeyeceğini kabul etmektedir (Sadık

Koçak ve diğerleri, § 95).

68. Somut olayda başvurucunun eşine ait ceset, yanmış bir

şekilde bulunduktan sonra olay hakkında derhâl soruşturma başlatılmış, olay

yeri ile ceset üzerinde gerekli incelemeler yapılmış ise de A.P. adlı kişinin,

ölüm olayıyla ilgili bilgisi ve/veya herhangi bir bağı olması ihtimali

nedeniyle telefonlarının dinlenilmesi yönünde girişimde de bulunulmasına rağmen

adı geçenin ifadesinin alınmaması ya da sorgulanmaması; ayrıca telefon

görüşmelerinin içeriği ile görüşme kayıtlarının incelenmesine ilişkin kararın

da usule ilişkin yönden eksiklik bulunması nedeniyle uygulanamaması; ölenin

kardeşinin ve mümkün olduğu nispette diğer aile üyelerinin, ölenin olay

öncesindeki ilişkileri, yaşamının herhangi bir nedenle tehlike altında bulunup

bulunmadığı gibi hususlarda ifadelerinin alınmaması; soruşturmada, ölüm

olayının nedenini ve olayda sorumlulukları bulunan kişilerin ortaya çıkarılması

imkânını zayıflatan birtakım eksiklikler meydana getirmiş, bu eksiklikler de

soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde çok önemli bir etki göstermiştir.

69. Bu eksikliklerin yanında soruşturma makamlarınca ölene

ait kamyon üzerinde herhangi bir maddi delil araştırması yapılmaması ve

akabinde aracın A.P. adlı kişiye teslim edilmesi de bu makamların, soruşturmada

elde edilmesi muhtemel delillerin toplanması bakımından makul olan tüm

tedbirleri almadıkları kanaatini daha da güçlendirmiştir.

70. Bu nedenlerle soruşturmanın, ölüm olayının sebebini ve

varsa sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan ve derinliği ile

ciddiyeti üzerinde çok önemli etki gösterecek nitelikte birtakım eksiklikler

içerdiği, dolayısıyla belirtilen nitelikte eksiklikler bırakılması suretiyle

etkili bir soruşturma yürütülmeyerek (delil toplamaya ilişkin) yaşam hakkının

usule ilişkin boyutunun ihlaline sebep olunduğu kanaatine varılmıştır.

71. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp yapılmadığına

ilişkin değerlendirmeye gelince Anayasa Mahkemesinin, bu konuda verdiği

kararlarda sıklıkla vurguladığı üzere yürütülecek

soruşturmalarda makul bir süratle gerçekleştirilme ve özen gösterme zorunluluğu

da zımnen mevcuttur. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp

yapılmadığına ilişkin tespit; başvuruya konu olayın kendi koşullarına,

soruşturmadaki şüpheli sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık

derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin

bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir.

72. Burada önemli olan husus,

soruşturmaların yürütülmesinde -sonuçta alınan kararın niteliğinin ne olduğunun

önemi olmaksızın- özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğer

bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı

eylemlere hoş gösterildiği ya da bu tür eylemlere kayıtsız kalındığı görünümü

verilmesinin engellenmesi açısından soruşturmada yeterli sürat ve özenin

gösterilip gösterilmediğinin ortaya konulmasıdır.

73. Başvuruya konu soruşturma 27/1/1993 tarihinde başlamış

olup yirmi yılı aşkın bir süre sonra dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandırılmıştır.

74. Soruşturmada, derinliği ile

ciddiyeti üzerinde önemli etki gösterecek nitelikte birtakım eksiklikler

bırakılmasına rağmen bu eksikliklerin giderilmeye çalışılması yerine, neredeyse son yirmi yıllık zaman diliminde kolluk

tarafından belirli zaman aralıklarıyla faillerin belirlenebilmesine çalışıldığı

yönünde yazılan yazıların, Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesinden başka hiçbir

işlemin yapılmadığı anlaşılmış; bu nedenle soruşturmanın, hukuka aykırı

eylemlere uzun bir süredir kayıtsız

kalındığı görünümü verecek ve herhangi bir ilerleme kaydedilemeyecek şekilde

yürütüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.

75. Ayrıca soruşturmada birtakım önemli eksiklikler

bırakılması nedeniyle kesin bir sonuca ulaşılmasını ortadan kaldıracak şekilde

gerçekleşen dava, zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmesi ile sonuçlanmasının da eklenmesiyle sürecin bir bütün olarak yine

özelde başvurucu ve genel olarak da toplumdaki diğer bireyler açısından,

yaşamın kasten ihlali niteliğinde olabilecek bir eylemin cezasız kalmasına

neden olunduğu çıkarımı yapılmasına yol açabilecek nitelikte yürütülmüştür. Bu

sebeplerle davanın Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği sürat ve

yeterlilikte bir inceleme içermediği kanaatine de varılmıştır.

76. Başvuru, başvurucunun soruşturmaya etkili katılımının sağlanıp

sağlanmadığı yönünden de ayrı bir değerlendirme yapmayı gerektirmektedir. Somut

olaya bu yönüyle bakıldığında soruşturmanın, başvurucunun menfaatlerinin

korunması için gerekli olduğu ölçüde kendisine açık olduğu ve başvurucunun

etkili katılımının sağlanmadığının söylenebilmesini mümkün kılan herhangi bir

nedenin bulunmadığı anlaşılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle yapılan tüm değerlendirmeler

sonucunda Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan usul yükümlülüğü

kapsamındaki etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

78. 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

79. Başvurucu

200.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

80. Başvuru

hakkında yapılan inceleme sonucunda yaşam hakkının esasının ihlal edilmediğine,

bununla birlikte yaşam hakkının etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü açısından

ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Başvurucu da uğradığını iddia ettiği maddi

zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır.

Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucuların

uğradıklarını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında illiyet

bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan

başvurucunun maddi tazminat talepleri reddedilmelidir.

81. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin usule ilişkin

boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucunun eşinin ölümü

hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararları karşılığında somut

olayın özellikleri dikkate alınarak başvurucuya takdiren

net 35.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve

1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine ve karar örneğinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı ile

Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.

Yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA M. Emin KUZ’un

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B.

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında etkili

soruşturma yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Başvurucuya net 35.000 TL

manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. 198,35

TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama

giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ

UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

F.

Kararın bir örneğinin Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına bilgilendirme

amacıyla GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

G.

Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE OYBİRLİĞİYLE

7/1/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucunun, yakınının ölümü ile sonuçlanan

olayın etkili bir şekilde soruşturulmaması sebebiyle yaşam hakkının ihlal

edildiğine ilişkin başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.

Somut olayda başvuruya konu soruşturma 1993

yılında başlamış ve başvuru formuna göre, otopsinin yapıldığı 8/3/1993

tarihinden dava zamanaşımının gerçekleştiği 27/1/2013 tarihine kadar daimi arama kararı dışında bir işlem yapılmamıştır.

Soruşturmada yaklaşık olarak yirmi yıldır bir

ilerleme kaydedilmemesine ve bu konuda gerçekçi bir şansın kalmadığının

başvurucu tarafından da farkına varılması gerektiğinin başvuru formundaki

açıklamalardan anlaşılmasına rağmen, başvurucu Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden itibaren otuz günlük

kanuni süresi içinde bireysel başvuruda bulunmamıştır.

Başvuru süresine riayet edilmesi, bireysel

başvuru incelemesinin her safhasında re’sen dikkate

alınması gereken bir başvuru şartı olup Anayasa Mahkemesinin başvuruya ilişkin

kendi incelemesinin etkililiği bakımından büyük önem taşımaktadır.

AİHM de, kendisine yapılan bireysel başvurular

için öngörülen altı aylık sürenin esas amacının davaların makul bir süre içinde

incelenmesini sağlayarak yetkili makamların ve ilgili kişilerin uzun süre

belirsiz bir durumda tutulmasını önlemek olduğunu belirtmekte; altı aylık

başvuru süresinin kural olarak iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecindeki

nihaî karar tarihinden itibaren işlediğini kabul etmekle birlikte, başvurucunun

soruşturmanın hareketsiz kaldığının veya etkisiz hâle geldiğinin farkına

vardığı veya farkına varması gerektiği ve gelecekte de etkili bir soruşturma

yürütülmesine dair yakın ve gerçekçi bir beklenti olmadığı hâlde sebepsiz

olarak gecikmesi durumunda başvuruyu süre aşımından reddetmektedir

(Narin/Türkiye, B.No:18907/02, 15/3/2010). AİHM, örneğin anılan kararında,

öldürülen kişinin akrabaları olan başvurucuların, 1992 yılında açılan, ancak

1994 yılından itibaren bir işlem yapılmadığı anlaşılan ceza soruşturmasının

etkili bir şekilde yürütülmediğine ilişkin olarak 9/4/2002 tarihinde yaptıkları

başvuruyu, soruşturmanın ilerlemediğinin ve etkisiz olduğunun anlaşıldığı 1994

yılından itibaren altı ay içinde bireysel başvuruda bulunulmaması sebebiyle

reddetmiştir (Narin/Türkiye, p.19, 45 ve 49).

Mahkememizce esas olarak başvuru yollarının

tüketilmesinden sonra otuz gün içinde yapılan bireysel başvuruların

inceleneceği kabul edilmekte ise de, AİHM’nin yukarıda

belirtilen yaklaşımının benimsenmesinde başvurucuların iddialarının süratli bir

şekilde Mahkeme önüne getirilmesi şeklindeki özen yükümlülüğü bakımından

zorunluluk bulunmaktadır. Nitekim Mahkememiz, ceza soruşturması devam ederken

ve henüz dava zamanaşımı süresi dolmadan yapılan yaşam hakkına ilişkin bireysel

başvurularda, her davanın şartlarına bağlı olarak değerlendirme yapmakta ve

etkili soruşturma yapılmaması sebebiyle ihlal kararı verebilmektedir (Rahil Dink ve diğerleri, B.No:2012/848,

17/7/2014).

Başvuruya konu somut olayda yaklaşık yirmi

yıldır bir soruşturma işlemi yapılmayan ve etkisiz olduğu çok açık olarak

anlaşılan soruşturmaya ilişkin başvurunun 23/9/2012 tarihinden itibaren otuz

gün içinde yapılması gerekirken, gerekçesiz olarak geciktirildiği ve süresinden

sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu sebeple, başvurunun “süre aşımı” sebebiyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun kabul

edilebilirlik kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal

Mümtaz AKINCI

Muammer

TOPAL

M.

Emin KUZ

Raportör

:

Nahit

GEZGİN

Başvurucu : Ayser DEMİRALP Vekili : Av. Dursun ÖZDOĞAN Üye M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2849, 7 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme
  12. Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2013/841, 23/1/2014; Cezmi Demir ve
  16. C. Başvurucuya net 35.000 TL
  17. D. 198,35
  18. Karşıoy Gerekçesi
  19. Yıldırım
  20. Özgüldür
  21. Topal
  22. Gezgin
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2849
Tarih
7 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Orhan Veli Yalçın Başvurusu (B. No: 2013/4097)
  • Ali Suat Ertosun Başvurusu (B. No: 2013/1299)
  • A. C. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1827)
  • Mahmut Türk Başvurusu (B. No: 2013/5965)
  • Ecevit Şahin Başvurusu (B. No: 2013/5830)
  • Ali Can İster Başvurusu (B. No: 2013/1216)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.