İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bayram Keleş Başvurusu (B. No: 2013/6163)

1. Başvuru;

Başvuru No2013/6163Tarih1 Aralık 2015Okuma34 dk · 6.882 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bayram Keleş Başvurusu

Karar tarihi
1 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/6163
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.882 kelime·34 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru;

kasten öldürme suçu işlendiği iddiasıyla açılan ceza davasının ve haksız

tutuklama nedeniyle açılan tazminat davasının makul sürede sonuçlanmadığı,

haksız tutuklama nedeniyle tazminat davasında hatalı değerlendirmeler

yapıldığı, bu nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru,

24/7/2013 tarihinde Düzce 2. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.

Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci

Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm

Başkanı tarafından 6/3/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru

belgelerinin bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlığın 19/3/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin

önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında

görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru

formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerden tespit edilen ilgili olaylar özetle

şöyledir:

7. Başvurucu

kasten öldürme suçunu işlediği iddiasıyla 3/4/2002 tarihinde tutuklanmış,

hakkında Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 10/5/2002 tarihli iddianamesi ile

Düzce Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

8. Yargılama

devam ederken 21/4/2003 tarihinde başvurucunun, 10.000 TL nakdî kefalet ile

tahliye edilmesine karar verilmiş, başvurucu aynı tarihte “Seri No: D.C., Sıra

No: 781507, Özel No: 733” olarak kayıtlarla alınan makbuz karşılığı 10.000 TL

adli teminatı Adliye veznesine yatırmış ve tutuksuz yargılanmak üzere tahliye

edilmiştir.

9. Yapılan

yargılama sonunda Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, 15/7/2004 tarihli ve E.2002/145,

K.2004/119 sayılı kararı ile başvurucunun 24 yıl ağır hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve tutuklanmasına, kefalet konusu 10.000 TL’nin başvurucuya

iadesine karar vermiştir.

10. Başvurucunun

yeniden tutuklanması üzerine Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, Düzce Vergi Dairesi

Müdürlüğüne yazdığı 27/6/2005 tarihli müzekkere ile 10.000 TL nakdî kefaletin

başvurucu vekiline iade edilmesini istemiştir.

11. İlk

Derece Mahkemesinin mahkumiyet kararının temyiz

edilmesi sonucu Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 21/7/2005 tarihli ve E.2004/4988,

K.2005/2305 sayılı ilamı ile kararı bozmuştur.

12. Bozma

üzerine dosyayı yeniden inceleyen Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, 4/4/2006 tarihli

ve E.2005/255, K.2006/75 sayılı kararı ile başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet

hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir.

13. Temyiz

incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararı, Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin, 11/12/2007 tarihli ve E.2007/2255, K.2007/9257 sayılı ilamı ile

bozulmuştur.

14. Bozmaya

uyarak dosyayı yeniden inceleyen Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, 29/4/2008 tarihli

ve E.2008/25, K.2008/102 sayılı kararı ile başvurucunun beraatına hükmetmiş; bu

karar Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 17/5/2010 tarihli ve E.2010/2311,

K.2010/3578 sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.

15. Başvurucu,

beraat etmesi üzerine 16/7/2008 tarihinde Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde haksız

tutuklama nedeniyle tazminat davası açmış; ceza yargılaması sırasında 3/4/2002

tarihinde tutuklandığını, 21/4/2003 tarihinde 10.000 TL nakdî kefaletle tahliye

edildiğini, daha sonra 15/7/2004 tarihinde hükümle birlikte tekrar

tutuklandığını, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 11/12/2007 tarihli ilamına kadar

tutukluluk hâlinin devam ettiğini, yargılama sonunda beraat etmesinden dolayı

toplam 4 yıl 5 ay 15 gün haksız olarak tutuklu kaldığını, bu süreçte maddi ve

manevi olarak kayba uğradığını, tahliye edildiği dönemlerde devam eden suç

isnadı nedeniyle iş bulmakta zorlandığını, yargılama masraflarına katlanmak

zorunda kaldığını, tutuklu kaldığı sürede de cezaevi nakilleri ve aylık

giderleri nedeniyle masrafları olduğunu, buna ilişkin masrafların da cezaevi

kayıtlarında mevcut olduğunu, 21/6/2003 tarihinde yatırdığı 10.000 TL nakdî

kefaletin kendisine 21/4/2006 tarihinde geri verildiğini ancak aradaki reeskont

faizinin kazanç kaybı olduğunu belirterek olay tarihinden itibaren bankalarca

uygulanan en yüksek temerrüt faizi oranında hesaplanacak faizi ile birlikte

maddi ve manevi toplam 222.090 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

16. Yargılama

devam ederken Bolu Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun tutuklu kaldığı süre

içinde oluşan maddi ve manevi zararlarının tespit edilmesi için bilirkişi

raporu alınmasına karar vermiş; üç kişilik bilirkişi heyetince düzenlenen

5/11/2010 tarihli rapor Mahkemeye sunulmuştur.

17. Söz

konusu bilirkişi raporuna taraflarca itiraz edilmesi üzerine Bolu Ağır Ceza

Mahkemesi yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.

18. Yeniden

oluşturulan üç kişilik bilirkişi heyetince 22/4/2011 tarihli yeni bir rapor

düzenlenmiş ve Mahkemeye sunulmuştur.

19. 22/4/2011

tarihli bilirkişi raporunun, başvurucunun ceza yargılaması sırasında ödediği

nakdî kefalete yönelik yasal faiz hesaplamasına ilişkin kısmı şöyledir: “… Davacı dava dilekçesinde 21.6.2003 ila 21.4.2006

arasında 10.000 TL nakit teminatın kaldığını beyan etmiştir. Ancak Mahkeme

kararında 1.000 TL ödediği görülmektedir. Buna yasal faiz talep etmesinin hakkı

olduğu bu durumda; … 924,84 TL faiz isteyebileceği görülmektedir. …”

20. Başvurucu

22/4/2011 tarihli bilirkişi raporuna itirazda bulunmuş, Bolu Ağır Ceza

Mahkemesine sunduğu 21/6/2011 tarihli itiraz dilekçesi ile çeşitli

itirazlarının yanında raporun tahliye karşılığı ödenen nakdî kefaleti için faiz

hesaplaması yapılan kısmının, nakdî kefaletin 1.000 TL olarak kabul edilmesi

nedeniyle hatalı olduğunu ifade etmiştir.

21. Yargılama

sonunda Bolu Ağır Ceza Mahkemesi, 28/6/2011 tarihli ve 2008/1022 Değişik İş

sayılı kararı ile dosya kapsamında sunulan deliller ve hükme esas olmaya

elverişli bulduğu bilirkişi raporu doğrultusunda başvurucunun açtığı davanın

kısmen kabulü ile başvurucuya 21.541,78 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminatın

12/12/2007 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ödenmesine

hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

“…Her ne kadar dava dilekçesinde davacı Bayram

Keleş’in amcasına ait olduğu bildirilen şirkette araçlarda şoför olarak

çalıştığı beyan edilmiş ise de, bu çalışmaya uygun belgelerin temini için D. Factoring AŞ.ne yazılan yazılar

sonucu, davacının çalışmasına ilişkin herhangi bir evrakın temin edilemediği,

yazılara cevap verilmediği, bu yönde davacı vekili tarafından da dosyaya yazılı

bir delil ibraz edilemediği, davacının bildirmiş olduğu tanıklar Ü. O., N.K.,

U.K., İ.K. ve K.K.’nın talimat yoluyla beyanlarının

alındığı, Düzce Emniyet Müdürlüğü tarafından davacının sosyal ve ekonomik

durumunun araştırılması sonucu düzenlenen tutanağa göre davacının halen 1.000 TL

ücret ile S.P. isimli işyerinde çalıştığı, annesine ait evde eşiyle birlikte

yaşadığının belirtildiği anlaşılmıştır.

Davacının tutuklu kaldığı dönemlerde başka

cezaevlerine nakil nedeniyle yapmış olduğu masraflara ilişkin cezaevi müdürlüklerine

yazılan müzekkere cevapları ile bu husustaki yapılan masrafların tespiti yoluna

gidilmiştir.

Her ne kadar davacı

tutuklanmadan önce D. Factoring AŞ.de 900 TL aylık

ücretle şoför olarak çalıştığını beyan etmiş ise de,

bu hususta herhangi bir belge ve delil ibraz edilemediği, bildirmiş olduğu

tanıkların beyanlarının çelişkili olduğu nazara alındığında davacının maddi

zararının asgari ücret üzerinden tespiti yoluna gidilmiş, davacının tutuklu

kaldığı dönemlere ilişkin asgari ücret tarifeleri SGK Müdürlüğünden celbedilmiştir.

… Davacı vekili ve davalı vekilinin bilirkişi

raporlarına karşı itirazları nazara alınarak, net asgari ücret tarifeleri celbedilerek yeniden talimat yoluyla bilirkişi incelemesi

yaptırılmış 3 kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 22.04.2011 tarihli

bilirkişi raporuna göre, davacının asgari ücret üzerinden maddi kaybının

16.973,94 TL, cezaevi nakilleri nedeniyle yapmış olduğu masrafların 925,00 TL,

yatırmış olduğu nakdi kefalet yönünden isteyebileceği faiz miktarının 942,84 TL

olduğu, davacının kendisine tutmuş olduğu avukatlar yönünden baro tarifesi

üzerinden vekalete hükmedilebileceğinin bildirildiği anlaşılmıştır.

22. 04.2011 tarihli

bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olduğu, davacının maddi zararının

tutuklu kaldığı yıllardaki çalışma sürelerine göre net asgari ücret

tarifelerine göre hesap edildiği, davacının cezaevine nakilleri nedeniyle

yapmış olduğu masraflar ile yargılama sırasında kefaletle tahliyesi sırasında

ödemiş olduğu nakdi kefalet yönünden uğramış olduğu faiz zararının tespit

edilerek maddi zararının tespit edildiği anlaşıldığından, rapor hüküm vermek

için yeterli gerekçeye sahip görüldüğünden davacı vekilinin yeniden bilirkişi

incelemesi yaptırılmasına yönelik itirazları kabul edilmemiştir.

… böylece davacı

Bayram Keleş’in yargılama sırasında 03.04.2002 - 21.04.2003 ve 15.07.2004 -

12.12.2007 tarihleri arasındaki sürelerde haksız olarak tutuklu kaldığı, toplam

1.628 gün tutuklu kaldığı, dava dilekçesinde 1.626 gün tutuklu kaldığının

belirtildiği, bilirkişilerce davanın tutuklu kaldığı dönemlerdeki resmi tatil

ve bayram günleri düşülerek net asgari ücret kaybının hesap edildiği, buna göre

davacının tutuklu kalması nedeniyle çalışamadığı süreler yönünden 16.973,94 TL

maddi kaybının bulunduğu, yine davacının tutuklu kaldığı sırada cezaevlerine

nakil nedeniyle 925,00 TL nakil masrafları yaptığı, davacının 21.04.2003

tarihinde kefaletle tahliye edildiği, kefalet parasının 21.04.2006 tarihinde

ödendiği, bu süre içerisindeki faiz kaybının 942,84 TL olduğu, davacının Düzce

Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/145 Esas, 2005/255 Esas ve 2008/25 Esas sayılı dava

dosyalarında kendini farklı avukatlarla temsil ettirdiği, ancak dosyaya serbest

meslek makbuzu ibraz edilmediğinden dava dosyalarının karar tarihindeki

avukatlık asgari ücret tarifelerine göre 700,00 TL + 900,00 TL + 1.100,00 TL

olmak üzere hesap edilen toplam 2.700,00 TL avukatlık ücreti yönünden maddi

zararının söz konusu olduğu, bu şekilde davacının haksız tutuklama nedeniyle

21.541,78 TL maddi zararının olduğu anlaşılmakla, davacının maddi zararının

davalı hazineden tahsiline karar verilmiştir.

Davacının haksız

tutuklu kaldığı 1.626 gün yönünden davacının mali ve sosyal durumu, tutuklu

kaldığı süre, hak ve nesafet kuralları ile manevi

tazminatın sebepsiz zenginleşmeye neden olmayacak şekilde belirlenmesi

hususları nazara alınarak, davacının haksız olarak tutuklu kaldığı süreler

yönünden 20.000 TL manevi tazminata karar verilmiştir.

Davacının fazlaya

ilişkin taleplerinin reddi ile en son tahliye tarihi olan 12.12.2007 tarihinden

itibaren hükmedilen tazminata yasal faiz işletilmesine ve kabul edilen tazminat

miktarı üzerinden karar tarihinde yürürlükte olan avukatlık ücret tarifesine

göre hesap edilen nisbi vekalet ücretinin davalıdan

alınarak, davacıya verilmesine karar vermek gerektiği sonucuna varılmıştır. …”

22. Başvurucu;

İlk Derece Mahkemesi kararını temyiz etmiş, temyiz dilekçesinde belirttiği

çeşitli itirazlarının yanında, yargılama sırasında ödenen nakdî kefalete

ilişkin faiz hesaplamasının yanlış yapıldığını da belirtmiştir.

23. Temyiz

incelemesi sonunda Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 14/5/2013 tarihli ve E.2013/8652,

K.2013/13479 sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuş ancak

yeniden yargılama yapılmasına gerek görmeksizin, tutuklu kalınan sürenin eksik

hesaplanması nedeniyle maddi tazminat miktarını 22.528,38 TL’ye yükseltmiş,

tazminatlara eklenecek faizin hesaplanmasında başlangıç olarak belirtilen

tarihi ise 3/4/2002 olarak değiştirmiş, kararı bu hâliyle düzeltilerek

onamıştır.

24. Başvurucu,

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin düzelterek onama ilamını 10/7/2013 tarihinde

öğrendiğini beyan etmiştir.

25. Başvurucu

24/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

26. 17/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tazminat istemi” kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

(1) Suç

soruşturması veya kovuşturması sırasında;

…

e)Kanuna

uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya

yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

…

Kişiler, maddî ve

manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.

27. 5271

sayılı Kanun’un “Tazminat isteminin

koşulları” kenar başlıklı 142. maddesi şöyledir:

“(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.

(2) İstem, zarara

uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi

tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi

yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.

…

(6) İstemin ve ispat

belgelerinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine

göre verilecek tazminat miktarının saptanmasında mahkeme gerekli gördüğü her

türlü araştırmayı yapmaya veya hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir.

(7) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/20 md.) Mahkeme,

kararını duruşmalı olarak verir. İstemde bulunan ile Hazine temsilcisi,

açıklamalı çağrı kâğıdı tebliğine rağmen gelmezlerse, yokluklarında karar

verilebilir.

…”

28.

11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Haksız fiillerden doğan borç ilişkileri” başlıklı,

“A. Sorumluluk” alt başlıklı ve “I. Genel

olarak” kenar başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve

hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

…”

29.

6098 sayılı Kanun’un “Haksız fiillerden

doğan borç ilişkileri” başlıklı, “A.

Sorumluluk” alt başlıklı ve “III.

Tazminat 1. Belirlenmesi” kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme

biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak

belirler. …”

30.

4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin

Kanun’un “Kanuni faiz” kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Borçlar

Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi

gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde

oniki oranı üzerinden yapılır.

Bakanlar Kurulu, bu

oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına

kadar artırmaya yetkilidir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Mahkemenin

1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 24/7/2013 tarihli ve

2013/6163 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

32. Başvurucu;

kasten öldürme suçunu işlediği iddiasıyla 3/4/2002 tarihinde tutuklandığını ve

yargılama sonunda beraatına karar verildiğini, yargılama sürecinde 1628 gün

tutuklu kaldığını, hakkında uygulanan koruma tedbirinden dolayı 16/7/2008

tarihinde Maliye Hazinesi aleyhine Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde haksız tutuklama

nedeniyle açtığı tazminat davasında alınan bilirkişi raporları arasındaki

çelişkilerin giderilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve

hatalı olduğunu, maddi tazminata hükmedilirken gerçek durumu gözetilmeden ve

ekonomik koşullara uymayan bir değerlendirme yapıldığını, cezaevinde kaldığı

sürede ve cezaevi nakillerindeki giderlerinin dikkate alınmadığını, manevi

tazminat hesaplamasının da eksik yapıldığını, tahliye olabilmek için 21/4/2003

tarihinde yatırdığı 10.000 TL nakdî kefalete ilişkin faiz hesaplaması yapılırken

1.000 TL üzerinden hesaplama yapıldığını, tutuklu kaldığı sürede yaptığı

masrafların geri ödenmesine hükmedilirken yapılan faiz hesabının bankalarca

uygulanan en yüksek mevduat faizi oranı üzerinden yapılmadığını ve yine faiz

hesaplamasının masrafların yapıldığı tarihten itibaren geçen süre dikkate

alınarak ortaya çıkarılmadığını ayrıca hakkında açılan ceza davası ile koruma

tedbiri için açtığı tazminat davasında yargılamaların makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) diğer maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş;

maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

33. Başvuru

dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun; Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde

açtığı haksız tutuklama nedeniyle tazminat davasında alınan bilirkişi raporları

arasındaki çelişkilerin giderilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun

eksik ve hatalı olduğunu, maddi tazminata hükmedilirken gerçek durumu

gözetilmeden ve ekonomik koşullara uymayan bir değerlendirme yapıldığını,

cezaevinde kaldığı sürede ve cezaevi nakillerinde yapmak zorunda olduğu

giderlerin dikkate alınmadığını, manevi tazminat hesaplamasının da eksik

yapıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ve Sözleşme’nin diğer

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır.

34. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Anılan ihlal iddiaları haksız yere tutuklama nedeniyle hükmedilen tazminat

miktarının yetersizliğine yönelik olduğundan kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının ihlali iddiası başlığı altında değerlendirilmiştir.

35. Öte

yandan başvurucunun tutuklu kaldığı sürede yaptığı masrafların geri ödenmesine

hükmedilirken yapılan faiz hesabının, masrafların yapıldığı tarihten itibaren

geçen süre dikkate alınarak ortaya çıkarılması

ve bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi oranı üzerinden

yapılması gerektiği şikâyeti mülkiyet hakkının ihlali iddiası; tahliye

olabilmek için 21/4/2003 tarihinde yatırdığı 10.000 TL nakdî kefalete ilişkin

faiz hesaplaması yapılırken 1.000 TL üzerinden hesaplama yapıldığı ve bu

itirazına cevap verilmediği şikâyeti gerekçeli karar hakkının ihlali iddiası,

ceza davasına ve tazminat davasına ilişkin yargılamaların uzun sürdüğü şikâyeti

ise yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı iddiası başlıkları altında

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

36. Başvurucu

tutuklu kaldığı sürede yaptığı masrafların geri ödenmesine hükmedilirken

yapılan faiz hesabının, bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi oranı

üzerinden ve masrafların yapıldığı tarihten itibaren geçen süre dikkate alınarak

yapılmadığını belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Bu durumda öncelikle başvurucunun, başvuruya konu

olayda Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılması

gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,

B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 25; Muzaffer

Gölen, B.No: 2013/3430, 10/6/2015, § 32).

38. Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu

yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

39. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı

1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama

konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve

30/03/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre

Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi

için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence

altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

41. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında

yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir.

Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,

kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu

hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer" veya

icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti", Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36-37).

42. Meşru

beklenti; makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına

dayanan yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Ayrıca Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); özünde “varlık” olarak kabul görebilecek bir

şahsi menfaatin, ulusal mahkemelerin yerleşmiş içtihadı gibi yalnızca ulusal

hukukta yeterli bir temeli olması hâlinde mümkün olabileceği görüşündedir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan,

B. No: 18768/05, § 103, 27/5/2010; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002,

§§ 44, 45).

43. Dolayısıyla

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı

mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet

iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma ise mevzuat hükümleri ve yargı

kararları ile yapılabilecektir (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).

44. Anayasa'nın

ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkının bireylere,

tazminat davalarında hükmedilen tazminatlara, banka mevduatlarına uygulanan en

yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiz tutarının eklenmesi yönünde bir

güvence sağlamadığı açıktır. Bununla birlikte bu yöndeki bir talep ancak bu

türden bir faiz hesabı yapılması konusunda kanuni düzenleme veya içtihatlarda

yeterli dayanağın olması hâlinde, mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilerek güvencelerden

yararlandırılabilir. Öyleyse bu aşamada değerlendirilmesi gereken husus;

başvurucunun hükmedilen tazminatlara eklenecek faiz tutarının bankaların

uyguladığı en yüksek mevduat faizi oranı üzerinden hesaplanması gerektiği

iddiasının, kanuni düzenlemeler veya yargısal içtihatlar ile desteklenip

desteklenmediği, böylece başvurucunun iddiasının Anayasa'nın 35. maddesi

kapsamındaki güvence hükmüne uygulama alanı sağlayacak yeterlilikte meşru

beklenti oluşturup oluşturmadığıdır (Arzu

Batmaz, B. No: 2013/7915, 16/9/2015, § 39).

45. 5271

sayılı Kanun uyarınca ağır ceza mahkemelerinde görülen koruma tedbirleri

nedeniyle tazminat istemli davaların hukuki dayanağını, yargının ve dolayısıyla

devletin haksız fiilleri oluşturmaktadır. Bu durumda devletin de özel kişiler

arası ilişkilerde olduğu gibi bir kişiye karşı haksız fiilde bulunduğunun sabit

olması hâlinde, talep edildiği takdirde neden olduğu zararı ödeme yükümlülüğü

bulunmaktadır. Çünkü asıl olan, haksızlığa uğrayan kişinin mağduriyetinin

giderilmesidir.

46. 5271

sayılı Kanun’un 142. maddesinin (6) numaralı fıkrası ile koruma tedbirleri

nedeniyle tazminat istemlerine ilişkin davalarda tazminat miktarının

saptanmasında tazminat hukuku genel prensiplerinin dikkate alınacağı hüküm

altına alınmakla birlikte Kanun’un, koruma tedbirleri nedeniyle hükmedilecek

tazminata işletilecek faiz oranına ilişkin herhangi bir düzenleme içermediği

görülmektedir. Bu durumda söz konusu davaların hukuki dayanağını devletin

haksız fillerinin oluşturduğu düşünüldüğünde tazminata ilişkin hüküm kurulurken

6098 sayılı Kanun’un haksız fiile ilişkin hükümlerinin dikkate alınacağı

değerlendirilebilir. Ancak bu hâlde de başvurucunun, haksız tutuklama nedeniyle

hükmedilen tazminata işletilecek faizin banka mevduatlarına uygulanan en yüksek

faiz oranı üzerinden hesaplanması gerektiği şikâyetinin kanuni bir karşılığı

bulunmamaktadır.

47. Başvurucunun

şikâyetinin yargısal içtihatlar bağlamında incelenmesinde ise söz konusu

iddianın kabul gördüğüne dair bir uygulamaya ulaşılamamıştır. Yargıtayın bu konuya ilişkin bir Ceza Genel Kurulu

kararında, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında hükmedilecek

tazminata haksız fiil tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi görüşünü

benimsediği görülmektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/9/2005 tarihli ve

E.2005/1-88, K.2005/98 sayılı kararı).

48.

Dolayısıyla somut başvuru konusu olayda başvurucunun; 5271 sayılı Kanun’un 141.

ve 142. maddeleri uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat

davalarında hükmedilen tazminata, bankaların mevduat faizlerine uyguladıkları

en yüksek faiz oranının uygulanması yönündeki talebinin yürürlükteki kanun

hükümleri veya konuyla ilgili yargı içtihatları tarafından desteklenmediği ve

mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti olarak nitelendirmeye yetecek somutlukta

olmadığı anlaşılmıştır. Başvurucu da söz konusu şikâyetine dayanak olacak bir

hukuki kural ya da yerleşik yargı içtihadı ortaya koymamıştır. Bu bağlamda

başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin

korumadan yararlandırılmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

49. Başvurucunun

haksız tutuklama nedeniyle açtığı tazminat davasında, tutuklu kaldığı sürede

yaptığı masraflar yönünden hükmedilen tazminata işletilecek faiz hesaplanırken

hesaplamanın masrafların yapıldığı tarihten başlatılması gerektiği şikâyetine

ilişkin ileri sürdüğü mağduriyetinin, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin düzelttiği

onama ilamında faiz hesaplanmasında başlangıç tarihinin ilk tutuklama tarihi

olarak değiştirilmesi suretiyle giderildiği tespit edilmiştir (bkz. § 23). Bu

çerçevede, başvurucunun bu şikâyeti yönünden

değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

50. Açıklanan

nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer

bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Düzce Ağır Ceza

Mahkemesinde Yürütülen Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası

51. Başvurucu,

Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 10/5/2002 tarihli iddianamesi ile Düzce Ağır

Ceza Mahkemesinde hakkında açılan kamu davasının makul sürede sonuçlanmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. 6216

sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler."

53. Anılan

Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen

nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilir.

Niteliği itibarıyla kamu düzenine ilişkin olan bu başvuru şartını taşımayan

bireysel başvuruların incelenebilmesi mümkün değildir.

54. Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin

yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin

gereğidir (Zafer Öztürk, B. No.

2012/51, 25/12/2012, § 18).

55. Şikâyete

konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde başvurucu hakkında Düzce

Cumhuriyet Başsavcılığının 10/5/2002 tarihli iddianamesi ile Düzce Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açıldığı, İlk Derece Mahkemesince verilen 15/7/2004 ve

4/4/2006 tarihli kararların Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21/7/2005 ve 11/12/2007

tarihli ilamları ile bozulduğu, 11/12/2007 tarihli ilamın ardından verilen

29/4/2008 tarihli kararın ise Yargıtay 1. Ceza Dairesince Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisi dışında kalan 17/5/2010 tarihli ilamı ile onanarak

kesinleştiği anlaşılmıştır.

56. Açıklanan

nedenle şikâyet konusu yargılama sürecinin 23/9/2012 tarihinden önce

kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde Yürütülen Yargılamanın Makul

Sürede Sonuçlanmadığı İddiası

57. Başvurucunun

Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti,

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

d. Kişi

Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası

58. Başvurucunun

kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği şikâyeti açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden

herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu kısmıyla ilgili

olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

e. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlali İddiası

59. Başvurucunun;

ceza davasına ilişkin yargılama sürecinde tutuksuz yargılanabilmek amacıyla

Adliye veznesine yatırdığı nakdî kefalet miktarının, haksız tutuklama nedeniyle

açtığı tazminat davasında esas alınan bilirkişi raporunda yanlış tutar

üzerinden değerlendirilip faiz hesaplamasının yapıldığı ve buna yönelik

itirazının İlk Derece Mahkemesi kararında ve Yargıtay ilamında

karşılanmamasından dolayı gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul

edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle

başvurunun bu kısmıyla ilgili olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Kişi Özgürlüğü ve

Güvenliği Hakkının İhlali İddiası

60. Başvurucu;

Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı haksız tutuklama nedeniyle tazminat

davasında maddi tazminata hükmedilirken gerçek durumu gözetilmeden ve ekonomik

koşullara uymayan bir değerlendirme yapıldığını, cezaevinde kaldığı sürede ve

cezaevi nakillerinde yapmak zorunda olduğu giderlerin dikkate alınmadığını,

manevi tazminat hesaplamasının da eksik yapıldığını, bu bağlamda tazminat

hesaplaması için alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin

giderilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu

belirterek özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

61. Anayasa’nın

19. maddesi şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Şekil ve şartları

kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;

bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak

ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı

veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine

getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde

veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir

müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun

olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek

isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı

verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse

hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

…

Tutuklanan kişilerin,

makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama

süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak

için bir güvenceye bağlanabilir.

…

Bu esaslar dışında

bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel

prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”

62. Sözleşme’nin

5. maddesi şöyledir:

“1. Herkesin kişi

özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen

yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

a. Yetkili mahkeme

tarafından mahkum edilmesi üzerine bir kimsenin

usulüne uygun olarak hapsedilmesi;

b. Bir mahkeme

tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya

yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için bir

kimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;

c. Suç işlediği

hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra

kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması

dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve

tutulması;

d. Bir küçüğün

gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği

tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere usulüne uygun olarak

tutulması;

e. Bulaşıcı hastalık

yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde

bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulması;

f. Bir kişinin

usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alıkonması veya kendisi hakkında sınır

dışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne

uygun olarak yakalanması veya tutulması;

…

3. Bu maddenin 1.c

fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes hemen bir

yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne

çıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma

sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada

hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.

4. Yakalama veya

tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının

yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı

görülmesi halinde, kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma

hakkına sahiptir.

5. Bu madde

hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutma işleminin mağduru

olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.”

63. Anayasa’nın

19. maddesinin son fıkrası ve Sözleşme’nin 5. maddesinin son fıkrası ile ilgili

maddelerde belirtilen durumlar dışında özgürlüğünden mahrum kalanların tazminat

talebinde bulunabilecekleri belirtilmektedir. Bununla birlikte söz konusu

hükümlerde- şartları oluştuğu takdirde- ödenecek tazminatın neye göre

belirleneceği, nasıl hesaplanacağı gibi hususlarda açık düzenlemelere yer

verilmemiştir.

64. Bu

hükümlere paralel olarak 5271 sayılı Kanun’un 141. ve devamı maddeleri ile

hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerin uğradıkları zararlar

için ağır ceza mahkemeleri nezdinde dava açabilecekleri, uğradıkları her türlü

maddi ve manevi zararın tazminini isteyebilecekleri hüküm altına alınmıştır. Bu

şekilde açılacak olan bir davada hangi usullerin izleneceği ayrıntılı olarak

düzenlenmiştir.

65. AİHM

de Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının uygulanabilir bir tazminat hakkını

içerdiğini belirtmekle birlikte (Cumber/Birleşik

Krallık, B. No: 28779/95, 27/11/1996), tazminat için Sözleşme’nin

belirli bir miktarı öngörmediğinin de altını çizmiş, ayrıca yerel mahkemelerin

tazminat için somut olayın koşullarına göre takdir yetkisi bulunduğunu kabul

etmiştir (Damian-Burueana ve Damian/Romanya,

B. No: 6773/02, 26/5/2009, § 89).

66. Buna

karşın AİHM, orantılı olmayan önemsiz miktarda bir tazminatın, Sözleşme’nin 5.

maddesinin 5. fıkrasına aykırılık oluşturacağını, böyle bir durumun söz konusu

fıkra kapsamında güvence altına alınan hakkın teoride kalmasına ve aldatıcı

olmasına sebep olacağını da vurgulamaktadır (Cumber/Birleşik Krallık).

67. Öte

yandan AİHM’e göre taraf devletin, haksız bir

tutulmanın mağduru olan kişiden mağduriyeti nedeniyle uğradığı zararları delillendirmesini istemesinde bir sakınca bulunmamaktadır.

Ayrıca Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında kişinin mağdur statüsünün varlığı

için ortada bir zararın mevcudiyeti şart olmamakla birlikte tazmin için maddi

veya manevi zararların ortaya konulması gerekmektedir (Wassink/Hollanda, B. No: 12535/86, 27/9/1990, § 38).

68. Sanık

veya şüphelinin suç işleyip işlemediği henüz belli olmadan özellikle delillerin

korunabilmesi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarının sağlıklı bir şekilde

tamamlanabilmesi için başvurulan ceza muhakemesi koruma tedbirleri, kişi hak ve

özgürlüklerine yönelik önemli sınırlamalar getiren, aynı zamanda temel hak ve

özgürlükleri kolayca zedeleyebilecek nitelikte işlemlerdir. Bu nedenle söz

konusu tedbirlere başvurmanın koşullarının hukuk devleti ilkesine ve insan

haklarına saygılı olma yükümlülüğüne uygun olarak düzenlenmesi gerekir.

69. 5271

sayılı Kanun’da öngörülen koruma tedbirlerinden biri olan tutuklama tedbiri,

bireylerin kişi özgürlüğüne yönelik müdahale niteliği taşıyan bir işlemdir. Bu

hâlde soruşturma veya kovuşturma safhalarında kendisi hakkında tutuklama

tedbiri uygulanan bireyin yargılama sonucu beraat etmesi hâli, tutuklu olarak

geçirilen sürenin haksız hâle dönüşmesi anlamına gelmektedir. Böyle bir durumda

da bireye tutuklu kaldığı sürelerde uğradığı zararlar için tazminat ödenmesi

adaletin gereğidir.

70. 5271

sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeler ile kanuna uygun olarak yakalandıktan

veya tutuklandıktan sonra beraatlarına karar verilen kişilerin tutulu kaldıkları

süreler için ikamet ettikleri yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır

ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir

ağır ceza dairesi yoksa en yakın yerdeki ağır ceza mahkemesinde tazminat davası

açabilecekleri hüküm altına alınmıştır.

71. Somut

olayda başvurucu, hakkında açılan ceza davası kapsamında yargılamanın 1628

gününü tutuklu olarak geçirmiş; yargılama sonunda ise beraat etmiştir.

Başvurucu bunun üzerine tutuklu olarak geçirdiği günlerde uğradığı maddi ve

manevi zararların tazmini için 5271 sayılı Kanun uyarınca Bolu Ağır Ceza

Mahkemesinde dava açarak haksız tutuklama nedeniyle tazminat talebinde

bulunmuştur. Yapılan yargılama sırasında Bolu Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun

tutuklanmadan önce çalıştığını ileri sürdüğü işe ilişkin herhangi bir evraka

ulaşamamış; başvurucu tarafından da Mahkemeye bu yönde bir belge

sunulamamıştır. Aynı zamanda Mahkeme; başvurucunun tanıklarını dinlemiş, Düzce

Emniyet Müdürlüğünden başvurucunun sosyal ve ekonomik durumunun araştırılmasını

istemiş, başvurucunun cezaevinde kaldığı sürede yaptığı masrafları tespit

etmiş, ceza yargılaması sürecinde vekille temsil olunan başvurucunun herhangi

bir vekâlet sözleşmesi ibraz etmemesi nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi

üzerinden hesaplanan vekâlet ücretinin maddi zarara eklenmesi usulünü izlemiş,

başvurucunun tutuklanmadan önce çalıştığı işe dair herhangi bir belge

sunamaması üzerine tutuklu kalınan dönemde uğranılan zararın asgari ücret

üzerinden tespiti yoluna gitmiştir. Yine Mahkeme tarafından yargılama

sürecinde, iki ayrı bilirkişi raporu istenerek maddi zararlar

hesaplattırılmıştır (bkz. § 21).

72. Yargılama

sonunda Bolu Ağır Ceza Mahkemesi 28/6/2011 tarihli ve 2008/1022 Değişik İş

sayılı kararı ile başvurucunun haksız olarak tutuklu kaldığı süre üzerinden

hesaplanan 21.548,78 TL maddi ve 20.000 TL manevi zararın en son tahliye

tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile başvurucuya ödenmesine

hükmetmiştir (bkz. § 21).

73. Temyiz

incelemesi sonucu Yargıtay 12. Ceza Dairesi 14/5/2013 tarihli ve E.2013/8652,

K.2013/13479 sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararına esas alınan

bilirkişi raporunda başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin eksik hesaplandığını

tespit etmiş, bu yönden maddi tazminat miktarının 22.528,38 TL’ye yükseltilmesine

ve hükmedilen tazminata faiz işletilen tarihin ise ilk tutuklama tarihi olarak

düzeltilmesine karar vermiş, böylece kararın düzeltilerek onanmasına hükmetmiş

ve karar kesinleşmiştir.

74. Bireysel

başvuruya konu edilen somut şikâyetin ve bu şikâyete ilişkin yargılama

sürecinin incelenmesi neticesinde İlk Derece Mahkemesince toplanan deliller ve

dosya kapsamına göre verilen karar sonucu belirlenen ve Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin onamasından geçerek kesinleşen tazminat miktarları ile davanın koşulları ve başvurucunun uğradığı zararlar

arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

75. Belirtilen

nedenlerle başvurucunun kişi özgürlüğüne yapılan müdahaleye karşılık hükmedilen

tazminat ile adil bir dengenin kurulduğu anlaşıldığından başvurucunun kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Bolu Ağır Ceza

Mahkemesinde Yürütülen Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası

76. Başvurucu,

Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde 16/7/2008 tarihinde açtığı haksız tutuklama

nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasının makul sürede sonuçlanmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

77. Anayasa’nın

36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 49). Başvuru konusu haksız tutuklama nedeniyle açılan maddi ve

manevi tazminat davasında, 5271 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Kınyas Kaya, B. No:2013/1071, 10/3/2015, § 35).

78. Medeni

hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı

yönündeki iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa

Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki yargılama süresinin makul

olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli

olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi

hususların dikkate alınacağı belirtilmiştir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 34–64; Hayrettin

Ekim, B. No: 2013/3442, 20/3/2014, §§ 33-55).

79. Başvuru

konusu olayda, Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde açılan bir tazminat davası söz

konusudur. 5271 sayılı mülga Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen

ve medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin makul süre değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 50) bu tarih

somut başvuru açısından 16/7/2008’dir.

80. Sürenin

bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın

sona erme tarihi olup (Güher

Ergun ve diğerleri, § 52) somut başvuru açısından söz konusu tarih, İlk Derece Mahkemesi

kararının Yargıtay 12. Ceza Dairesince düzelterek onandığı ve kesinleştiği

14/5/2013’tür.

81. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı şikâyetine

konu yargılama sürecinin incelenmesi sonucu 16/7/2008 tarihinde Bolu Ağır Ceza

Mahkemesinde haksız tutuklama nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat

davasında esasa ilişkin kararın 28/6/2011 tarihinde verildiği, temyiz üzerine

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14/5/2013 tarihli ilamıyla hükmün düzeltilerek

onandığı ve aynı tarihte de kesinleştiği, bu durumda iki dereceli bir yargılama

sisteminde davanın yaklaşık 5 yıllık bir sürede sonuçlandığı anlaşılmıştır.

82. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konu

tazminat davasının; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır.

Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz

davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir

yön bulunmadığı ve yaklaşık 5 yıl devam eden yargılama sürecinde makul olmayan

bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

83. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

84. Başvurucu,

iddialarının (bkz. § 58) İlk Derece Mahkemesi kararında ve Yargıtay ilamında

karşılanmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

85. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

86. Anayasa’nın

141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.”

87. Sözleşme’nin

“Adil yargılanma hakkı” kenar

başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

88. Gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı

gibi adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir (Kırmızı Gaa İnşaat Turizm

Gıda San. Tic. A.Ş., B.No:

2013/2370, 11/12/2014, § 42). Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi

uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi

ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme'nin lafzi içeriğinde

yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara,

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, § 38). Ayrıca hakkaniyete uygun

yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı Anayasa'nın 141. maddesinin

birinci fıkrasında yer verilen “Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmüyle

mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir (Muhittin Kaya, Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Limited Şirketi, B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 25).

89. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya, Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama

Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre

değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir

gerekçenin kısa da olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §

33).

90. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının

mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya

güven duymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru

yapmalarını mümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen

bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı

gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez

(Vesim Parlak, § 34).

91. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı mercileri verdikleri

kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe gösterme yükümlülüğünün

kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu olayın içinde bulunduğu

şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No: 134/1996/753/952, 19/2/1998, § 42).

92. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanır (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §

53). Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de

tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların

usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz

incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate

alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması, gerekçeli

karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa

Kahraman, B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).

93. Somut olayda başvurucu tarafından Bolu Ağır Ceza

Mahkemesinde haksız tutuklama nedeniyle tazminat davası açıldığı, Mahkemece

başvurucunun haksız olarak tutuklu geçirdiği sürelerde uğradığı maddi ve manevi

zararın tespit edilebilmesi için bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği,

bilirkişi heyetince sunulan 5/11/2010 tarihli rapora taraflarca itiraz edilmesi

üzerine yeni bir bilirkişi raporu alınmasına hükmedildiği ve 22/4/2011 tarihli

ikinci raporun dosya kapsamına uygun bulunup raporda yapılan maddi ve manevi

tazminat hesapları sonucu ortaya çıkan meblağların hükme esas alındığı

anlaşılmıştır (bkz. § 21). Söz konusu hüküm Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından

da düzeltilerek onanmış ve kesinleşmiştir (bkz. § 23).

94. Başvurucu ise bu süreçte Bolu Ağır Ceza

Mahkemesine 21/6/2011 tarihinde sunduğu dilekçe ile itirazda bulunmuş,

22/4/2011 tarihli bilirkişi raporuna çeşitli itirazlarını ifade etmekle birlikte

raporun ceza yargılamasında tahliye karşılığı ödediği nakdî kefalet için faiz

hesaplaması yapılan kısmının, nakdî kefaletin 1.000 TL olarak kabul edilmesi

nedeniyle hatalı olduğunu belirtmiştir (bkz. §

20). Başvurucu, aynı itirazını ayrıca temyiz dilekçesi ile de ortaya koymuştur

(bkz. § 22).

95. Anayasa Mahkemesince dava dosyasına yönelik yapılan

inceleme sonucu başvurucunun, ceza davasına ilişkin yargılama sürecinde tahliye

olarak tutuksuz yargılanabilmek için nakdî kefalet olarak Adliye veznesine

10.000 TL ödeme yaptığı (bkz. § 8), yargılamanın ilerleyen aşamasında hakkında

mahkûmiyet hükmü kurulması üzerine yeniden tutuklandığı ve söz konusu nakdî

kefaletin 10.000 TL olarak kendisine iade edilmesine karar verildiği

görülmüştür (bkz. §§ 9, 10). Başvurucu da haksız tutuklamaya ilişkin tazminat

davasında hükme esas alınan bilirkişi raporunun bu anlamda hatalı olduğunu,

raporda nakdî tazminat tutarının 1.000 TL olarak kabul edilip faiz hesaplaması

yapıldığını belirtmiştir. Bu hususu gerek İlk Derece Mahkemesi safhasında

gerekse temyiz incelemesi safhasında Derece Mahkemelerine itiraz olarak sunmuş

ancak İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında ve Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin düzelterek onama ilamında bu hususa ilişkin herhangi bir

değerlendirmede bulunulmamıştır. İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararı ile

Yargıtay ilamında, başvurucunun hükme esas alınan bilirkişi raporunun ilgili

kısmına yönelik itiraz ileri sürdüğü hususa ilişkin herhangi bir

değerlendirmeye yer verilmemesinin gerekçeli karar hakkını ihlal ettiği

sonucuna varılmıştır.

96. Açıklanan nedenlerle bilirkişi raporuna nakdî kefalet

miktarı yönünden yapılan itirazın İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında

tartışılmamasından dolayı başvurucunun

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

97. Başvurucu;

adil yargılanma hakkının ve Sözleşme’nin diğer maddelerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

98. 6216

sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi

yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen

ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

99. Başvurucunun

Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde tarafı olduğu haksız tutuklama nedeniyle tazminat

davasına ilişkin yaklaşık 5 yıllık yargılama süresi dikkate alındığında

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 4.360 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

100.

Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde gerekçeli karar hakkı yönünden

Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilerek 6216 sayılı Kanun'un

(2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması ve

yeniden yargılama yapılması için kararın Bolu Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

101.

Başvurucu, adil yargılanma hakkının ve

Sözleşme’nin diğer maddelerinin ihlali nedeniyle maddi tazminat talebinde

bulunmuş olup mevcut başvuruda Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit

edilmiş olmakla ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın Bolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine

hükmedildiği için başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

102.

Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Düzce Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılama bakımından makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamada makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4.

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. 1. Bolu Ağır Ceza

Mahkemesinde yürütülen yargılama bakımından Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2.

Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya net 4.360 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D.

Gerekçeli karar hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın Bolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine,

E.

198,38 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına

1/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : İsmail Emrah PERDECİOĞLU Başvurucu : Bayram KELEŞ Vekili : Av. Kudret HATİPOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6163, 1 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 25; Muzaffer
  16. B. 1. Bolu Ağır Ceza
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6163
Tarih
1 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Oğuz Okuyucu Başvurusu (B. No: 2013/5576)
  • Baran Doğukan Süleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2013/6942)
  • Sebğatullah Altın Başvurusu (B. No: 2013/1503)
  • İzzettin Güngördü ve Mehmet Şerif Güngördü Başvurusu (B. No: 2013/5814)
  • Zübeyir Bozkurt Başvurusu (B. No: 2014/3403)
  • İbrahim Bilmez Başvurusu (B. No: 2013/7943)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.