İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Oğuz Okuyucu Başvurusu (B. No: 2013/5576)

1.

Başvuru No2013/5576Tarih2 Aralık 2015Okuma23 dk · 4.635 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Oğuz Okuyucu Başvurusu

Karar tarihi
2 Aralık 2015
Başvuru Numarası
2013/5576
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.635 kelime·23 dk okuma·8 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru, tutuklamanın hukuki, tutukluluk süresinin makul olmaması nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 10/07/2013 tarihinde Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Birinci Bölüm tarafından 12/2/2014 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına, başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlık tarafından 15/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunulan görüş yazısı 22/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

6.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 7/5/2014 tarihinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8.

Başvurucu, olay tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı Bandırma Jet Filo

Komutanlığında F-16 savaş uçakları filo komutanı olarak görev yapmaktadır.

9.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/640 Soruşturma sayılı dosyası ile

yürütülen soruşturma kapsamında başvurucu 13/6/2012 tarihinde gözaltına

alınmıştır.

10.

Başvurucu, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

mülga Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesi ile görevli) 16/6/2012 tarihli ve

2012/8 sorgu sayılı kararıyla “devletin güvenliği için bilgileri temin etme ve

suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” suçlarından tutuklanmıştır.

Mahkemenin tutuklama gerekçesi şöyledir:

“… suçlarını

işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların

bulunması, atılı suçların niteliği, delillerin henüz tam olarak toplanmamış

olması, atılı suçlar için yasada öngörülen ceza miktarları, şüphelilerin kaçma

ve delilleri karartma şüphelerinin bulunması, adli kontrol kararının yetersiz

kalacağı ve TCK.nun 327/1. maddesindeki suçun üst

sınırı dikkate alındığında adli kontrol kararının uygulanmayacağı anlaşıl(mıştır.)”

11.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının (12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı mülga

Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi ile görevli) 6/1/2013 tarihli ve

E.2013/3 sayılı iddianamesi ile başvurucunun da aralarında bulunduğu 357

şüpheli hakkında İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesine (TMK 10. madde ile görevli)

kamu davası açmıştır. İddianamede müşteki sayısı 196, mağdur sayısı ise 831

kişi olarak gösterilmiştir. İddianame ile başvurucunun “devletin güvenliği için

bilgileri temin etme ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma”

suçlarından cezalandırılması talep edilmiştir.

12.

İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2013/9 sayılı dosyasında tensip incelemesi

sonucunda verilen 29/1/2013 tarihli karar ile aralarında başvurucunun da

bulunduğu tutuklu sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde şunlar ifade edilmiştir:

“Tutuklu

sanıkların devletin güvenliğine ilişkin muhtelif dereceli gizli askeri bilgi ve

belgeleri temin etme amacıyla kurulduğu iddia olunun suç örgütünün faaliyetleri

kapsamında muhtelif dereceli gizli askeri bilgi ve belgeleri temin ettiklerine

dair iddia bulunduğu, bu bağlamda soruşturma dosyası içinde usulüne uygun

olarak mahkeme kararlarına istinaden yapılan aramalarda elde edilen

bilgisayarlar ve içeriğindeki özellikle pandora adı

verilen veri tabanında bulunan bilgi ve belgeler bulunduğu, devletin

güvenliğine ilişkin gizli bilgi ve belgeler olduğuna dair yetkili kurumlardan

alınan yazı cevapları, iletişim tespit tutanakları, yapılan aramalarda ele

geçirilen diğer belge ve dokümanların yüklenen suçların, burada tekrarına yer

ve zaman darlığı nedeniyle gerek görülmeyen atıflarla sanıklarca atılı

suçlamaların işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerini oluşturduğu, bazı

belgelerin nitelik değişikliği ile tutuklama sevk maddelerinde öngörülenlerden

daha düşük dereceli nitelik arzettiği, ancak henüz

tüm delillerin toplanmadığı, bir kısım şifrelerin henüz çözülmediği ancak C.Savcılığı adına çalışmaların sürdürüldüğü, elde

edilenlerin yönü ile yapılacak yargılama sürecinde henüz sanıkların da

savunmalarının alınmamış olduğu, aleyhlerine yeni bir delil elde olunamadığı

takdirde, açılan dava kısmına münhasır bir kısım sanıkların yönü ile tecziye

sevk maddelerine göre bihhakın veya adli kontrol

yöntemlerinden birisi ile tahliyelerinin devam eden aşamalarda gerekebileceği, ancak aşama itibariyle bir kısım

delillerin henüz toplanılmamış (ve) sanık savunmalarının henüz alınmamış ol(duğu), duruşmanın henüz tensip aşamasında bulun(duğu anlaşılmış,

sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar vermek gerekmiştir.)”

13.

Aynı kararın 9 numaralı bendinde tutuksuz olarak yargılanan 38 sanıkla ilgili

ifade ise şöyledir:

“… tutuksuz

bulunsalar da sanıklar … haklarında aynı konumdaki tutuklu sanıklara,

haklarında iddianamesindeki sevk maddelerine ve eylemlerinin içeriğine nazaran

bu aşamada tutuklama kararı verilmesi mağduriyetlerine neden olabileceğinden, takdiren üzerlerine atılı suçlamaların vasıf ve mahiyetine,

mevcut delil durumuna, tutuklamanın tedbir mahiyetine nazaran ve takdiren 5271 SK.nun 6352 SK.m.97

ile değişik ve ekli m.101/2 uyarınca kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama

nedenleri var ise de; tutuklama tedbiri ile davaya devam ölçülü olmadığından;

5271 SK.m.110/3 del.ile 109/1-3-(a) bendi uyarınca

(YURT DIŞINA ÇIKMAMAK SURETİYLE) ADLİ KONTROL TEDBİRİNİN TATBİKİNE (karar

verilmiştir.)”

14.

Mahkeme ayrıca dava dosyasındaki bilgi ve belgelere erişimle ilgili olarak aynı

tarihli tensip tutanağında şu ara kararları vermiştir:

“291-Sanıkların … bilirkişi rapor ve eklerinin

CMK. 153/3 maddesi uyarınca tarafına verilmesini talep eden dilekçesi

doğrultusunda isteminin kısmi kabul kısmi reddi ile; bilirkişi raporunun tarama

sonrası örneğini alabileceğine, eklerinin ise tensipte zikredilen niteliği

itibariyle mahkeme heyeti dışındaki şahıslarca incelenemeyecek ve örnek

alınamayacak belgelerden olduğunun belirtilmesine,

…

294-… bb- B.Ö.’nın evinde ele

geçen dijital verilerin suç teşkil eden sair kırılamamış aşamalı kısımların

çalışması C.Başsavcılığınca

sürdürüldüğünden ve veri tabanı dahilinde dosyanın verilimini

engelleyen ara kararındaki nitelikte belgeler ayrımsız bulunduğundan bu yollu

istemin reddine,

...

299- …. CMK.m.125/2

maddesi kapsamı ile “Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belge” olarak

dosyası dahilinden çıkartılarak KASA DAHİLİNDE ve gerektiğinde yalnızca

mahkememiz heyeti veya görevlendireceği hakim üye

tarafından incelenebilmek üzere SAKLANILMASINA (karar verilmiştir.)”

15.

Mahkeme 3/5/2013 tarihli oturumda bir kısım sanık müdafiinin

dijital verilerden imaj verilmesi talebini şu gerekçelerle reddetmiştir:

“185-… Pandora veri tabanından ortaya çıkan

verilerin hazırlık soruşturmasında yapılan incelemelerine nazaran; kişisel

nitelikli ifşaı suç teşkil eden bilgiler/veriler, müstehcen içerikli kişisel ve

ifşaı suç teşkil eden görüntüler, devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal

yararlarına ilişkin belge, bilgi veya vesika, yetkili makamların kanun ve

düzenleyici işlemlerine göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği itibariyle

gizli kalması gereken bilgiler/belgeler içeren hususlardan olmasına, bir

kısmının devlet sırrı niteliği ile tensiben ayrılarak

CMK.m.125 uyarınca kasaya konularak saklanılmasına karar verilen bilgi içeren

belgelerden bulunmasına, diğer kısımlarının dijital veri tabanından tek tek her

bir sanık açısından kendi ilgisine göre silinip hazırlanmasının 357 sanıklı bir

davada olanaklı bulunmamasına, dava açılmış olmasına rağmen süreçte verilip

dağıtılmasının da kanunen ayrıca suç teşkil edecek bulunmasına, iddianamesinde

sanıkların üzerlerine atılı suçlamanın açıkça anlatılmış olup, taranarak

yanlara verilen 330 klasörlerinde savunma yapmaya yetecek verinin var ve

yeterli bulunmasına, CMK.m.125 hükmünün açıkça CMK.m.134 ve 153/4 hükümlerinin

istisnasını teşkil ettiğinin maddenin metin ve gerekçesinden anlaşılmasına ve atfedilen

suçlamalar açısından bilgi/belgelerin içeriğinin değil “temin edilme neden ve

şeklinin” değerlendirilmesinin gerekmesine nazaran sanıkların müdafilerinin

emanetteki veri tabanından dijital veri kopyalanarak tamamının veya devlet

sırrı olarak nitelenen dışındakilerin verilmesi İSTEMLERİNİN REDDİNE, Tensibin

299. bent hükümlerinin aynen geçerli bulunduğuna (karar verilmiştir.)”

16.

Mahkeme, yargılamanın devamında 24/5/2013 tarihinde dosya üzerinden yaptığı

inceleme sonucunda başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

17.

Başvurucu 27/5/2013 tarihinde karara itiraz etmiş, Bursa 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 4/6/2013 tarihli ve 2013/591 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın

kesin olarak reddine karar verilmiştir.

18.

Başvurucu anılan kararı 13/6/2013 tarihinde öğrenmiştir.

19.

Başvurucu 10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

20.

Mahkemenin 5/7/2013 tarihli oturumunda da bir kısım sanığın dijital verilerin

imajlarının verilmesi talebi üzerine Mahkeme, dijital veri tabanı üzerinde ileriki

aşamada bilirkişi incelemesi yaptırılacağını ifade ederek talebi reddetmiştir.

21.

2/8/2013 tarihli oturumda, ele geçirilen dijital materyaller üzerinde

sahtecilik konusunda Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumundan

(TÜBİTAK) rapor alınacağından sanıklar ve müdafilerinin bir sonraki oturuma

kadar bilirkişi kurulunun raporda yanıtlamasını istedikleri hususları

belirtmelerine; 27/9/2013 tarihli oturumda ise sanıkların taleplerinin

değerlendirilerek değerlendirmeye esas soruların belirlenmesine, 25/12/2013

tarihinde bilirkişi raporu tanzimi için dosyanın bilirkişilere teslimine karar

verilmiştir. TÜBİTAK tarafından hazırlanan raporun 10/6/2014 tarihinde

Mahkemeye teslim edildiği görülmüştür.

22.

Mahkeme 16/1/2014 tarihli ara kararında aralarında başvurucunun da olduğu

tutuklu sanıkların tutukluluk durumunu değerlendirmiş ve tutukluluk hâllerinin

devamına karar vermiştir. Mahkeme kararında sanıklardan ele geçirilen

taşınabilir bellek ve hard disklerde devletin güvenliği, iç ve dış siyasal

yararları bakımından gizli kalması gereken evraklar, birçok kamu görevlisinin

özel hayatına ilişkin bilgiler ile askerî harita ve krokilerin bulunması

hususları, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular olarak belirtilmiştir.

Kararda ayrıca şu gerekçelere yer verilmiştir:

“… Ele

geçirilen gizlilik dereceli bilgi/belgeler hakkında Genelkurmay Başkanlığı’ndan

ayrıntılı değerlendirme raporunun alınması zaruretinin olduğu ve bu amaçla

merciinden düzenlenecek raporların beklenildiği, sanık B.Ö.’nın

evinde ele geçirilen harici harddiskte bulunan pandora adlı veri tabanı ile sanıklarda ele geçirilen

dijital materyaller üzerinde TÜBİTAK’tan kapsamlı bilirkişi raporunun

istenildiği ve rapor dönüşünün beklendiği, hazırlanacak rapor neticelerinin

beklenilmesinin yargılamanın gereği olduğu ve bu anlamda delillerin tam olarak

toplanmamış olduğu,

Öte

yandan iddia olunan suç örgütünün yapısı, işleyiş şekli, faaliyetleri ve etki

alanı ile sanıkların konumları dikkate alındığında, serbest bırakılmaları

durumunda hazırlanacak rapor ve değerlendirmelerin sağlıklı bir şekilde

yapılmasını engelleme ihtimalinin bulunduğu, bu şekilde delilleri karartma

ihtimalinin olduğu, bu bağlamda CMK 100/(2-b)/1 ve 2’de belirtilen tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tutukluluk tedbiri konusundaki

yerleşik karar ve gerekçelerinde, kişinin adaletin işleyişine müdahale etme

riski olan hallerde tutukluluk tedbirinin uygulanabileceğinin belirtilmiş

olduğu, dava dosyasında AİHM’in belirttiği bu kriter

ve ölçütlerin yukarıda belirtildiği şekilde gerçekleştiği, tüm bu hususlar

birlikte değerlendirildiğinde tutuklamanın bu aşamada ölçülü olduğu ve

tutuklamadan beklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile sağlanamayacağı

(anlaşılmıştır.)”

23.

Başvurucu 17/1/2014 tarihinde karara itiraz etmiş, itirazı inceleyen Bursa 6.

Ağır Ceza Mahkemesinin 28/1/2014 tarihli ve 2014/43 Değişik İş sayılı kararı

ile başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.

24.

21/02/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un

10. maddesi ile görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması üzerine

dosya İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesine E.2014/100 sayısı ile devredilmiştir.

25.

İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi 21/1/2015 tarihli oturumda dijital materyaller

üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına, bilirkişi olarak

üniversite öğretim üyelerinin belirlenmesine karar vermiş ancak görevlendirilen

bilirkişilerin mazeretleri nedeniyle 25/5/2015 tarihli oturumda yeni görevlendirme

yapılmasına hükmetmiştir. Oturum zabıtlarının incelenmesinden ilgili dijital

materyallerin 21/1/2015 tarihi itibarıyla hâlen sanıkların müdafilerine

verilmediği tespit edilmiştir.

26.

Dava, inceleme tarihi itibarıyla İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/100

sayılı dosyası ile derdesttir.

B. İlgili Hukuk

27.

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

220. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye

olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

28.

5237 sayılı Kanun’un 327. maddesi şöyledir:

“(1) Devletin güvenliği veya iç

veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması

gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası

verilir.

(2) Fiil, savaş sırasında

işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî

hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir.”

29.

5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir

tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama

kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri

ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini

uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde

bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.”

30.

5271 sayılı Kanun’un 125. maddesi şöyledir:

“(1) Bir suç olgusuna

ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli

tutulamaz.

(2) Devlet sırrı niteliğindeki

bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından

incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek

nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa

kaydettirilir.

(3) Bu Madde hükmü, hapis

cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarla ilgili olarak

uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

31.

Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/7/2013

tarihli ve 2013/5576 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

32.

Başvurucu, bir kısım sanıktan ele geçirildiği söylenen dijital delillere

dayanılarak hakkında tutuklama kararı verildiğini, dijital delillere el

konulurken verilerin yedeklenmemesi ve imajlarının alınmaması nedenleriyle bu

delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiğini, kaçma şüphesinin olduğuna

yönelik hiçbir somut olgu bulunmadığını, Mahkemenin somut olgulara ve hukuki

gerekçelere dayanmadan tutukluluğun devamına karar verdiğini belirterek

Anayasa’nın 19. maddesi ile koruma altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliyesine karar verilmesini talep

etmiştir. Başvuru formunda tazminat talebinin saklı tutulduğu ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Tutuklamanın Hukuki Olmadığı İddiası

33.

Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmaması ve kaçma şüphesi bulunmamasına rağmen

tutuklandığını ileri sürmüştür.

34.

Bakanlık görüşünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer kararları

hatırlatılmış ve suç işlediği şüphesiyle bir kişinin hürriyetinden yoksun bırakılabilmesi

için o kişinin atılı suçu işlediği yönünde makul şüphe ya da inandırıcı

nedenlerin bulunması gerektiği, makul şüphenin -elde edilen deliller, somut

olayın kendine özgü koşulları da dikkate alındığında- olaylara dışarıdan bakan

ve tamamen objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olması gerektiği

ifade edilmiştir.

35. Başvurucu,

Bakanlık görüşüne karşı beyanında, iddianamede yer alan örgüt suçlamasına ve

üzerine atılı eylemleri işlediğine dair hiçbir delil bulunmadığını, suçlamaya esas

alınan dijital metinlerin kimin tarafından hazırlandığının belli olmadığını,

“Pandora” adlı dijital verinin bir başka sanıktan ele geçirildiğinin iddia

edildiğini, Türk Silahlı Kuvvetlerinden tasfiye edilmesi kararlaştırılan

general, amiral, subay ve astsubayların isimlerinin “Pandora” adlı hard diske yazılarak tutuklandıklarını ve

haklarında dava açıldığını iddia etmiştir.

36.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü

fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak

Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

37.

Anayasa’da yer alan kurallara benzer şekilde Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında herkesin

özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu, anılan fıkranın (a) ve (f)

bentlerinde belirtilen hâller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan

hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912,

6/3/2014, § 42).

38.

Kişi hürriyetine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler, esas ve usule ilişkin

hukuk kurallarına uymakla yükümlüdür. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı kişileri

keyfî bir şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup maddede

öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması gerekir (Abdullah

Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 38).

39.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunan kişilerin ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme

bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç

işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri

için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli

sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil

sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine

özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali

Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

40.

Ancak bu nitelemeye bağlı olarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama

veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka

gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya

kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin

doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir

şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere

dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında

tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde

değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali

Balbay, § 73).

41.

Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

100. maddeye göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin

varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde

tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir.

Buna göre (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini

uyandıran somut olgular varsa (b) şüpheli veya sanığın davranışları 1)

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme 2) tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği

konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §

46)

42.

Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece

mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara

dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk

konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece

mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz

şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlik

hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel

başvuruda incelenmesi gerekir (Abdullah

Ünal, § 39).

43.

Somut olayda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 6/1/2013 tarihli

iddianame ile başvurucunun, devletin güvenliğine ilişkin bilgi ve belgeleri

temin ederek yurt içinde veya yurt dışında belirlenen alıcılarına kuryeler

aracılığıyla para karşılığı satan bir suç örgütüne üye olmakla ve bu kapsamda

Türkiye’nin mevcut elektronik harp kabiliyetine, Türk Hava Kuvvetlerinin

zafiyetlerine, Türk F-16 uçaklarının ülke sınırlarına giriş-çıkış noktalarına,

CAP bölgelerine, Türk jetlerinin profil isimleri ve profil koordinatlarına,

çeşitli rota ve koordinatlara, Sar görev mevkilerine, çalışma bölgelerine, F-16

uçaklarında kullanılan teçhizatlara ve ülkemizdeki

çeşitli filolara ilişkin bilgileri suç örgütüne temin etmekle suçlandığı

görülmektedir.

44.

İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suç işlemiş

olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve özgürlükten

yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle sınırlı bir inceleme yapılmaktadır.

Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin ciddi belirtilerin varlığı

ilk tutma bakımından yeterli olabilir (Hikmet

Kopar ve diğerleri, B. No: 2014/14061, 8/4/2015, § 84).

45.

Başvurucu İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/6/2012 tarihli kararı ile devletin

güvenliği için bilgileri temin etme ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye

olma suçlarından tutuklanmıştır. Mahkemece başvurucunun tutuklanmasına karar

verilirken kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunduğu

belirtilmiş; tutuklama kararında delillerin toplanmamış olması, suçun niteliği,

kaçma şüphesinin bulunması nedenlerine dayanılmıştır (bkz. § 10). Dava dosyası,

iddianame ile başvurucuya isnat edilen eylemler ve başvurucu hakkında verilen

tutuklama kararındaki gerekçeler birlikte değerlendirildiğinde başvurucu

yönünden suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin

bulunduğu sonucuna varılmıştır.

46.

Açıklanan nedenlerle tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Diğer Şikâyetler

47.

Başvurucunun; ele geçirilen dijital delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde

edildiği, somut olgulara ve hukuki gerekçelere dayanmadan tutukluluğun devamına

karar verildiği, kaçma şüphesinin olduğuna yönelik hiçbir somut olgu

bulunmadığı iddiaları açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyetlere ilişkin

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

48.

Başvurucu ele geçirilen dijital delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde

edildiğini, somut olgulara ve hukuki gerekçelere dayanmadan tutukluluğun

devamına karar verildiğini, kaçma şüphesinin olduğuna yönelik hiçbir somut olgu

bulunmadığını ileri sürmüştür.

49.

Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin ve AİHM’in

benzer kararlarına atıf yapılarak bir kişinin suç isnadına bağlı olarak

özgürlüğünden yoksun bırakılması için başlangıçta “makul şüphenin varlığı”

yeterli ise de belirli bir sürenin ötesinde tutukluluğun devamı açısından bunun

tek başına yeterli olmayıp özgürlükten yoksun bırakmayı meşru kılacak gerçek

bir kamu yararının bulunması gerektiği, gerçek bir kamu yararının; kaçma

şüphesi, yargılamayı etkileme tehlikesi, yeniden suç işleme riski ve kamu

düzeninin bozulması tehlikesi gibi tutuklama nedenlerini ifade ettiği;

tutukluluk süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken her somut olayın

kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

50. Başvurucu,

Bakanlık görüşüne karşı beyanında kimin tarafından hazırlandığı belli olmayan

bir harici hard diske adının yazılmış olması nedeniyle 595 gün tutuklu

kaldığını, tutukluluğun devamına dair kararlarda kuvvetli suç şüphesini

oluşturan delillerin neler olduğunun, karartılma şüphesi olan hangi delillerin

bulunduğunun ve kaçma şüphesinin dayanaklarının açıklanmadığını, olayın Türk

Silahlı Kuvvetleri mensuplarına karşı tek bir merkezden profesyonelce

hazırlanmış bir “dijital komplo” olduğunu iddia etmiştir.

51. Anayasa’nın

19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkraları şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa

sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı

halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkına sahiptir.”

52.

Anayasa’nın anılan hükümleri uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede

durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde

hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine

başvurma hakkına sahiptir. Fıkrada öngörülen bu prosedürde adil yargılanma

hakkının bütün güvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen

tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir

(Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

53. Tutukluluk

hâlinin devamının veya serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinde

“silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargı” ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Hikmet Yayğın,

B. No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30).

54.

Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar

bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre

daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde

mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir.

Taraflardan birine tanınan, diğerine tanınmayan avantajın; fiilen olumsuz bir

sonuç doğurduğuna dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal

edilmiş sayılır (Bülent Karataş,

B. No: 2013/6428, 26/6/2014, § 70).

55. Çelişmeli

yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve

yorum yapma hakkının tanınmasını, bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe

aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi,

silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini

tamamlar niteliktedir. Çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda

davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır (Bülent Karataş, § 71).

56. AİHM,

müdafiin dosya içeriğini incelemeden mahrum

bırakılmasını silahların eşitliği ilkesinin ihlali olarak değerlendirmektedir (Ceviz/Türkiye, B. No: 8140/08, 17/7/2012,

§ 41). Ancak AİHM’e göre millî güvenlik, suçların

araştırılmasına ilişkin polisiye yöntemlerin gizli kalma gerekliliği ya da

üçüncü bir kişinin temel haklarının ve kamu düzeninin korunması için gerektiği

ölçüde çelişmeli dava hakkı kısıtlanabilir. Bununla birlikte savunmanın

haklarının kısıtlanmasıyla sebep olunan zorlukların yargılama sırasında yeteri

kadar giderilmesi gerekir (A. ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 3455/05, 19/2/2009, § 205).

57. AİHM,

ifadesi alınırken başvurucuya erişimi kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin

sorular sorulmuş ve başvurucunun tutukluluk kararına yönelik itirazında bu

belgelerin içeriğine atıfta bulunmuş olması durumunda başvurucunun tutukluluğa

temel teşkil eden belgelere erişiminin olduğuna, içerikleri hakkında yeterli

bilgiye sahip olduğuna ve bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine

yeterli biçimde itiraz etme imkânını elde ettiğine karar vermektedir (Ceviz/Türkiye, § 43; Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, B.

No: 15048/09, 28/10/2014, § 62). Ancak suçlamalara dayanak olan başlıca

delillerin başvurucuda bulunan deliller değil; üçüncü kişilerde bulunan ve

erişim kısıtlaması kararı verilen bilgisayar belgeleri ve dosyaları olması,

başvurucu ve müdafisinin tutukluluğun yasallığına itiraz edebilmek için temel

öneme sahip bu belgelerin içeriği ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmaması ve

erişim kısıtlaması kararının gerekçelerinin yeterli olmaması hâlinde AİHM,

erişimi kısıtlama kararının Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrasının

ihlaline yol açtığına karar vermiştir (Nedim

Şener/Türkiye, B. No: 38270/11, 8/7/2014, §§ 83-86).

58.

Somut olayda başvurucuya isnat edilen suçlamalara dayanak olarak gösterilen

deliller, başvurucuda bulunan deliller değil; üçüncü kişilerde ele geçirilen

dijital materyaller olup soruşturma ve kovuşturma sürecinde yargılama makamlarının,

başvurucunun da aralarında olduğu sanıkların tutuklu bulundukları süre boyunca

bu delilleri incelemelerine ve teknik inceleme yaptırmalarına izin vermedikleri

görülmektedir. Başvurucunun, tutukluluğun hukukiliğine etkili bir şekilde

itiraz edebilmek için temel öneme sahip dijital materyaller ve belgelerin

içeriği ile ilgili yeterli bilgiye ve ayrıca ilgili dijital materyaller

hakkında teknik inceleme yapma imkânına sahip olmadığı ve bu nedenle de

silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

59.

Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığı her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Anayasanın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz.” şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesi, yargılama

süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını

gerektirmektedir. Masumiyet karinesine rağmen tutukluluğun devamı, ancak kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına nazaran daha ağır bir kamu yararının mevcut

olması durumunda haklı görülebilir. Bu nedenle bir davada tutukluluğun makul

süreyi aşmamasını gözetmek, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu

amaçla belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece

mahkemeleri tarafından değerlendirilmesi ile serbest bırakılma taleplerine

ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (Murat Narman, §§ 61, 62). Ayrıca tutuklama

ve tutukluluğun devamına ilişkin gerekçelerin suçlamaya esas olgulara/delillere

dayanması ve bu olguların kararlarda gerekçeleriyle açıklanması bir

zorunluluktur (Yavuz Pehlivan ve diğerleri,

B. No: 2013/2312, 4/6/2015, § 81).

60.

Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının

yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama

nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse

de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin

devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler

“ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp

yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair

olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler; sürecin işleyişinde gösterilen

özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır (Murat

Narman, § 63).

61.

Ayrıca hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde

kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak

belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat Narman, § 65).

62.

Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce

yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin

serbest bırakıldığı tarihtir (Murat Narman,

§ 66).

63. Somut

olayda başvurucu 13/6/2012 tarihinde gözaltına alınmış ve 16/6/2012 tarihinde

tutuklanmış olup 28/1/2014 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucunun

özgürlüğünden yoksun kaldığı süre 1 yıl 7 ay 15 gündür. Bu süre boyunca

suçlamanın temelini oluşturan esaslı delillere başvurucunun erişiminin

sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı her

davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğinden somut başvuru

yönünden başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığının,

dolayısıyla mahkeme kararlarında tutukluluğun devamına ilişkin ilgili ve

yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediğinin, suçlamanın temelini teşkil eden

esaslı delillere ulaşılamaması durumu dikkate alınarak değerlendirilmesi

gerekir.

64.

Üçüncü kişilerden ele geçirilmiş ve suçlamanın temelini teşkil eden esaslı

delillere ulaşılamaması belli bir süreye kadar makul karşılanabilir. Bununla

birlikte böyle durumlarda diğer tutukluluk durumlarına kıyasla tutukluluğun

devam ettirilmesi yönünden daha özenli davranılması gerekir. Zira suçlamaya

dayanak olgulardan yeterince bilgi sahibi olunmadığı ve bunları sorgulama

imkânı bulunmadığında, başvurucunun serbest bırakılmayı isteme haklarını etkili

bir şekilde kullanması oldukça zorlaşacaktır (Yavuz

Pehlivan ve diğerleri, § 87).

65.

Somut olayda başvurucunun, üçüncü kişilerden ele geçirilmiş ve suçlamanın

temelini teşkil eden esaslı delillere ulaşamadığı, dolayısıyla etkili şekilde

serbest bırakılma talebini iletemediği bir ortamda yaklaşık 1 yıl 7 ay 15 gün

süreyle tutuklu bırakılması makul bir süre olarak kabul edilemez. Tutuklamanın

devamı ve itiraz üzerine verilen kararlarda belirtilen gerekçeler -somut olayın

yukarıda yer verilen niteliği dikkate alındığında- anılan sürede tutmayı haklı

kılacak derecede ilgili ve yeterli değildir.

66.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluk süresinin makul olmadığı yönündeki

iddiası ile ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci

fıkralarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216

sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

67.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedileceği belirtilmiş ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem

ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

68.

Başvuruda Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu hakkında tahliye kararı verilmekle

tutukluluk hâli sona ermiştir. Bu durumda ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.

69.

Başvurucu, başvuru formunda tazminat

haklarını saklı tuttuğunu bildirmiş; 10/7/2015 tarihli dilekçesi ile haksız

yere tutuklu kaldığı süreçte maaşından toplam 50.085 TL kesildiğini, bu paranın

kesilmesi nedeniyle 7.970 TL faiz gelirinden mahrum olduğunu belirterek 58.056

TL maddi tazminat ile 100.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.

70. Başvurucunun maddi tazminat talebi yönünden talebin

niteliği göz önüne alınarak 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrası uyarınca genel mahkemelerde

dava açılmasının gerekli olduğu sonucuna varıldığından Anayasa Mahkemesince

maddi tazminat talebinin kabulü mümkün görülmemiştir.

71. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek

ölçüdeki manevi zararı karşılığında somut olayın özelliklerini dikkate alınarak

başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

72.

Yargılama giderlerinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1.

Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2.

Tutukluluk süresinin makul olmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B.

Tutukluluk süresinin makul olmadığına ilişkin iddianın, Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarına göre İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 1.

Başvurucunun, talebin niteliği göz önüne alınarak

genel mahkemelerde dava açılması gerekli

görüldüğünden maddi tazminat talebinin REDDİNE,

2. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE ve fazlaya

ilişkin talebin REDDİNE,

D.

198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama

giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına,

F.

Karar örneğinin İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine

2/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Oğuz OKUYUCU Vekili : Av. Murat ERGÜN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5576, 2 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5576
Tarih
2 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Baran Doğukan Süleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2013/6942)
  • Sebğatullah Altın Başvurusu (B. No: 2013/1503)
  • İzzettin Güngördü ve Mehmet Şerif Güngördü Başvurusu (B. No: 2013/5814)
  • Zübeyir Bozkurt Başvurusu (B. No: 2014/3403)
  • İbrahim Bilmez Başvurusu (B. No: 2013/7943)
  • Balçova Termal Turizm ve Otelcilik Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/2687)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.