İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Bayram Özkaptanoğlu Başvurusu (B. No: 2013/1015)

R.G.Tarih-

Başvuru No2013/1015Tarih8 Nisan 2015Okuma38 dk · 7.682 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Bayram Özkaptanoğlu Başvurusu

Karar tarihi
8 Nisan 2015
Başvuru Numarası
2013/1015
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.682 kelime·38 dk okuma·27 bölüm

R.G.Tarih-

Sayı: 8/7/2015-29410

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, iş akdinin

feshedilmesi üzerine feshin geçersizliği ve işe iade istemiyle İzmir 10. İş

Mahkemesinde açtığı dava sonunda verilen hükmün Yargıtay 22. Hukuk Dairesince

ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verildiğini, işyerine aynı görevde

başka işçilerin alındığını, Yargıtayın, İlk Derece

Mahkemesinin yerine geçerek nihai karar vermesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının, davanın reddine karar vermesi nedeniyle çalışma ve sosyal güvenlik

haklarının, benzer konularda davanın kabulüne karar verildiği halde açtığı

davanın reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş,

tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 21/1/2013

tarihinde İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 30/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 11/11/2013 tarihli görüş yazısı 12/12/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını yasal

süresi içinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Birinci Bölümün 11/3/2015 tarihinde yaptığı toplantıda, başvurunun niteliği

itibarıyla Genel Kurul

tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula

sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 2/7/1997 tarihinden 31/10/2011 tarihinde kadar THY DO&CO

İkram Hizmetleri A.Ş.’de (Şirket) aşçı olarak

çalışmış, 1/11/2011 tarihinde iş akdi işveren tarafından feshedilmiştir.

9. Başvurucu, 22/11/2011 tarihinde Şirket aleyhine İzmir 10. İş

Mahkemesinde açtığı davada, “davalıya ait

işyerinde 2/7/1997 ilâ 1/11/2011 tarihleri arasında aşçı olarak çalıştığını,

1/11/2011 tarihinde davalı tarafından iş akdinin feshedildiğini, fesih

bildiriminde, THY (Türk Hava Yolları) tarafından İzmir ilinde yapılan ikram

yüklemelerinin kaldırılması ve yalnızca İstanbul'da yükleme yapılması kararının

alındığı, dolayısıyla İzmir'de yapılan ikram işlerinin önemli miktarda azaldığı

ve işgücü fazlasının ortaya çıktığı, fazla işgücüne ihtiyaç kalmadığı

gerekçesiyle iş akdinin feshedildiğinin belirtildiğini, feshin haklı ve geçerli

bir nedene dayanmadığını, aşçı olarak çalıştığı için ikram yüklemesi ile bir

ilgisinin olmadığını, başka bir yerde çalışması için teklifte bulunulmadığını”

belirterek, iş akdinin feshinin geçersizliğine ve işe iadesine karar

verilmesini talep etmiştir.

10. Mahkemece yargılama sürecinde, tarafların tanıkları

dinlenmiş ve bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır.

11. Üç kişilik bilirkişi heyeti

tüm delilleri değerlendirerek, takdirin Mahkemeye ait olduğunu, feshin geçerli

nedene dayandığının kabulü halinde davanın reddine, geçerli bir neden

olmadığının tespiti halinde ise feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe

iadesine karar verilmesi gerektiğini bildirmişlerdir.

12. Mahkemece, 24/7/2012 tarihli ve E.2011/866, K.2012/395 sayılı kararla “Davalı Şirketin 20/10/2011 tarihinde, işyerindeki

tüm çalışanlara duyuru şeklinde fesih bildiriminde bulunarak şirketin İstanbul

ünitesinde çalışmak isteyenlerin başvuruda bulunmaları gerektiğini bildirdiği,

ancak davacının İstanbul'da çalışması için davalı tarafından teklifte

bulunulmadığı gibi, davacının niteliğine uygun bir işte çalışması konusunda

herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığının da anlaşılamadığı, davacı ve iş

akdine son verilen diğer işçilere iş akdinin feshinden sonra daha düşük ücretle

çalışmaları teklifinde bulunulduğu, davacının üyesi olduğu Sendika ile davalı

arasında yapılan Toplu İş Sözleşmesi hükümlerine uyulmadığı, davacı ve diğer

işçilerin toplu halde işten çıkarılmasına rağmen 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun 29. maddesine uygun bildirim yapılmadığı, davalının, iş

akdinin feshinin geçerli nedene dayandığını ispatlayamadığı” gerekçesiyle

davanın kabulüne, davalı tarafından yapılan feshin geçersizliğine ve davacının

işe iadesine karar verilmiştir.

13. Davalının temyizi üzerine,

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 31/10/2012 tarihli ve

E.2012/23578, K.2012/23992 sayılı ilâmıyla “davacının

iş akdinin 1/11/2011 tarihinde, THY tarafından bazı illerde ikram

yüklemelerinin kaldırılıp bunun İstanbul'dan yapılmasının istenmesi, bunun

sonucunda önemli miktarda iş kaybının olduğu, tasarruf önlemlerinin alınması

gerektiği, ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul'da görev alma konusunda

davacının başvurusunun olmadığı ve başka bir kadroda istihdam edilmesinin de

mümkün olmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun'un 17. ve 18. maddeleri uyarınca

feshedildiği, davalının, fesih bildiriminde belirttiği hususları 20/11/2011

tarihinde işyerinde tüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru

neticesinde İstanbul'da çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin

olduğu, davacının bu iş teklifine başvurmadığı, fesihten sonra davalının hiçbir

şekilde davacı ile aynı nitelikte işçi alımı yapmadığı gibi bilirkişi raporunda

belirtildiği üzere diğer illerde çalışanların sayısını da sürekli azalttığı, bu

kapsamda davalı işverenin işletmesel bir karar aldığı

ve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının, kararı tutarlı bir

şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıyla feshin

geçerli bir sebebe dayandığı gerekçeleriyle davanın reddi yerine kabulüne karar

verilmesinin hatalı olduğu ve bozmayı gerektirdiği” belirtilerek,

4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hükmün bozularak

ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.

14. Karar başvurucuya 24/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 21/1/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

16. 4857 sayılı Kanun'un 20.

maddesi şöyledir:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep

gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile

fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde

dava açabilir. (İptal bölüm: Anayasa mah. 2003/66 E,

2005/72 K. ve 19.10.2005 tarihli iptal kararı ile) ... taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık

aynı sürede özel hakeme götürülür.

Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü

işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği

takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

17. 4857 sayılı Kanun’un 22.

maddesi şöyledir:

“İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki

niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri

uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu

işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak

yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler

işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse,

işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir

geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak

suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde

hükümlerine göre dava açabilir.

Taraflar aralarında anlaşarak çalışma koşullarını her zaman

değiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişe etkili olarak yürürlüğe

konulamaz.”

18. 4857 sayılı Kanun’un 29.

maddesi şöyledir:

“İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme,

işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak istediğinde, bunu en az

otuz gün önceden bir yazı ile işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge

müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir.

İşyerinde çalışan işçi sayısı:

a) 20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10 işçinin,

b) 101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranında

işçinin,

c) 301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin,

İşine 17 nci madde uyarınca ve bir

aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son verilmesi toplu işçi

çıkarma sayılır.

Birinci fıkra uyarınca yapılacak bildirimde işçi çıkarmanın

sebepleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işe son verme

işlemlerinin hangi zaman diliminde gerçekleşeceğine ilişkin bilgilerin

bulunması zorunludur.

Bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileri ile işveren

arasında yapılacak görüşmelerde, toplu işçi çıkarmanın önlenmesi ya da

çıkarılacak işçi sayısının azaltılması yahut çıkarmanın işçiler açısından

olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi konuları ele alınır. Görüşmelerin

sonunda, toplantının yapıldığını gösteren bir belge düzenlenir.

Fesih bildirimleri, işverenin toplu işçi çıkarma isteğini

bölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra hüküm doğurur.

İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve devamlı suretle

faaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en az otuz gün önceden

ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmek ve işyerinde ilan

etmekle yükümlüdür. İşveren toplu işçi çıkarmanın kesinleşmesinden itibaren

altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi almak istediği takdirde

nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırır.

Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerin işten

çıkarılmaları hakkında, işten çıkarma bu işlerin niteliğine bağlı olarak

yapılıyorsa, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler uygulanmaz.

İşveren toplu işçi çıkarılmasına ilişkin hükümleri 18, 19,

20 ve 21 inci madde hükümlerinin uygulanmasını engellemek amacıyla kullanamaz;

aksi halde işçi bu maddelere göre dava açabilir.”

19. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş

Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o

kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen

işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden

veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk

uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş

mahkemeleri kurulur.”

20. 5521 sayılı Kanun'un geçici

1. maddesi şöyledir:

“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004

tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye

Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve

başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları,

kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında

İş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyize

ilişkin hükümleri uygulanır.”

21. 5521 sayılı Kanun'un 2/3/2005 tarih ve 5308 sayılı Kanun ile yapılan

değişiklikten önceki 8. maddesi şöyledir:

“İş Mahkemesinin nihai kararları tefhim

tarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.

İş Mahkemelerinden verilen kararlar, Yargıtayca iki ay içinde tetkik olunarak karara bağlanır.

Yargıtay'ın bu kararlarına karşı karar tashihi

istenemez.”

22. 5521 sayılı Kanun'un 15.

maddesi şöyledir:

“Bu Kanunda sarahat bulunmıyan

hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”

23. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316. maddesi şöyledir:

“(1) Basit

yargılama usulü, kanunlarda açıkça belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda

uygulanır:

…

d) Hizmet ilişkisinden doğan davalar.

…

g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü

dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler.”

24. 6100 sayılı Kanun’un 447.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Diğer kanunların sözlü yahut seri

yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile

ilgili hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

25. Mahkemenin 8/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

21/1/2013 tarihli ve 2013/1015 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

26. Başvurucu, İzmir 10. İş

Mahkemesinde açtığı iş akdinin feshinin geçersizliği ve işe iade davası sonunda

davanın kabulüne hükmedildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince

İlk Derece Mahkemesinin kararı ortadan kaldırılarak davanın reddine kesin

olarak karar verildiğini, Yargıtayın, İlk Derece

Mahkemesinin yerine geçerek hüküm kurmasının adil yargılanma hakkını ihlal

ettiğini, bu kararın esas yönünden de doğru olmadığını, İzmir ilinde çalıştığı

sırada işverenin İstanbul ilinde çalışma yönünde duyuru yaptığını, iş

şartlarında esaslı değişiklik olan bu durumun 4857 sayılı Kanun’un 22.

maddesine göre yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici hükme aykırı

olarak, nereye ve kaç gün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru nedeniyle

yapılan feshin geçerli olmayacağını, Yargıtayın bu

durumu dikkate almadığını ve kanuna aykırı karar verdiğini, tanık H.G.’nin beyanlarını değerlendirmediğini, işyerine aynı

nitelikte işçi alınmadığı iddiasının da gerçeğe uygun olmadığını, iş akdinin

feshinden sonra aynı işyerine dört aşçı alındığını, ayrıca fesihten sonra on

beş yeni işçinin daha düşük ücretlerle işe başlatıldığını, işverenin amacının

ücretleri düşürmek olduğunu, davalı şirketin işletmesel

karar almasını gerektiren mali güçlüğünün de bulunmadığını, işyerinde aynı anda

yaklaşık elli işçinin işine son verildiğini, toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857

sayılı Kanun’un 29. maddesine de aykırı olduğunu, feshin esas amacının

ücretleri düşürmek olduğunu, ayrıca benzer davalarda Yargıtay tarafından, ilk

derece mahkemelerince verilen işe iade davalarının kabulüne dair kararların

onanmasına rağmen, açtığı dava sonunda verilen kararın ortadan kaldırılmasına

ve davanın reddine karar verildiğini belirterek, adil yargılanma, çalışma ve

sosyal güvenlik hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

27. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, İzmir 10. İş Mahkemesinde açtığı davanın kabulüne

ve işe iadesine karar verildiği halde Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, farklı

davacılar tarafından açılan davalarda verilen davanın kabulüne dair kararlar

onandığı halde, Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılarak davanın reddine

karar verilmesinin, çalışma, sosyal güvenlik ve adil yargılanma hakları ile

eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi kendisi yapar. Başvurucunun anılan iddiaları, Yargıtay

tarafından verilen kararın gerekçesiz olması nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiası kapsamında kabul edilerek bu yönden değerlendirme

yapılmıştır. Başvurucunun, Yargıtay tarafından davanın kesin olarak reddine

karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca

incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Nihai Kararın Yargıtay Tarafından Verilmesi

Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

28. Başvurucu, İzmir 10. İş

Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair kararın temyizi üzerine Yargıtay 22.

Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesinin kararının ortadan kaldırılarak davanın

kesin olarak reddine karar verildiğini, Yargıtayın,

İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm kurmasının adil yargılanma hakkını

ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

29. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, iş mahkemelerinde ayrı bir yargılama usulü uygulandığını, bu

davaların yazılı yargılama usulünden farklı olarak 4857 sayılı Kanun'a göre

seri yargılama usulüne göre yapıldığını, 6100 sayılı Kanun'un yürürlüğe

girmesinden sonra basit yargılama usulünün uygulanmaya başlandığını, diğer

davalara göre işçinin mağduriyetinin kısa sürede bitirilmesi amacıyla farklı

yargılama usulünün uygulandığını, bu amaca uygun olarak 4857 sayılı Kanun'un

20. maddesine göre Yargıtay tarafından uyuşmazlığın kesin olarak karara

bağlanması gerektiğini, bu durumun tabi hâkim ilkesini de ihlal etmediğini, işe

iade davalarının daha kısa sürede sonuçlandırılmasının amaçlandığını,

dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğinin, bu hususlar

dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirmiştir.

30. Başvurucu, Adalet Bakanlığı

görüşüne katılmadığını, Yargıtay tarafından davanın kesin olarak reddine karar

verilmesi nedeniyle başvurabileceği hiçbir yol kalmadığını belirtmiş ve başvuru

dilekçesindeki ihlal iddialarını tekrar etmiştir.

31. Anayasa'nın 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

32. Anayasa'nın 141. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“Davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

33. Anayasa'nın 142. maddesi

şöyledir:

“Mahkemelerin

kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla

düzenlenir.”

34. 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

35. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa

Mahkemesi, adil yargılanma hakkının ihlaline yönelik açık ve görünür bir

belirti bulunmadığı hallerde, açık ve görünür bir ihlalin olmadığı gerekçesiyle

açıkça dayanaktan yoksunluk kararı verebilir.

36. Somut olayda, İzmir 10. İş

Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair kararın temyizi üzerine Yargıtay 22.

Hukuk Dairesince, İlk Derece Mahkemesinin kararının ortadan kaldırılmasına ve

davanın kesin olarak reddine karar verilmesi, adil yargılanma hakkının ihlali

iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.

37. Anayasa’da, mahkemelerin

kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin

kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Buna göre, usul kanunlarının Anayasa’ya

uygun olmak koşuluyla düzenlenmesi kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır (Tufan Şahin, B. No: 2012/799, 26/3/2013, § 19).

38. Başvuru konusu olayda, iş

akdi feshedilen başvurucunun, feshin geçerli olmadığını ileri sürerek açtığı

bir iş uyuşmazlığı sorunu bulunmakta olup, Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi uyarınca somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku bulunmamaktadır.

39. Adil yargılanma hakkı

Devlete uyuşmazlıkların makul süre içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını

garanti edecek bir yargı sistemi kurma ödevi yükler. İş akdinin işveren

tarafından haksız yere feshedildiğini düşünen bir çalışanın, bu işlemin hukuka

uygunluğu hakkında derhal bir yargı kararı verilmesinde önemli bir kişisel

yararı bulunmaktadır. Zira işten çıkarılmak suretiyle geçim kaynağını kaybeden

bir bireyin hukuki durumunun ivedilikle açıklığa kavuşturulması gerekir. Bir

bireyin geçim kaynağı olmaksızın hukuki durumunun uzun süre belirsiz

bırakılması halinde bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Bu nedenle iş

uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir itina

göstermesi gerekir (Nesrin Kılıç, B.

No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).

40. Bu nedenle kanun koyucu iş

hukukunun çalışanı koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate

alarak genel mahkemelerin dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve

iş davalarının, konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve

ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Özellikle işe iade

davalarında yargılamanın uzaması her iki taraf için de hukuki belirsizliğin

devamına sebep olduğundan bu davaların ivedilikle sonuçlandırılması ayrı bir

öneme sahiptir. Bu durum iş sözleşmesi feshedilen fakat bir an önce eski işine

dönme beklentisi taşıyan ve bu yüzden yeni bir işe başlamakta tereddüt eden

işçi açısından önemli olduğu gibi, sözleşmesini feshettiği işçi yerine yeni bir

işçi istihdam ederek iş organizasyonunu tamamlamak isteyen işveren açısından da

önemlidir. Dolayısıyla iş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlıkların kısa

sürede sonuçlandırılması hem çalışan hem de işverenin yararınadır (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 60).

41. Kanun koyucu, feshe itiraz

davalarının özel önemini dikkate alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı

bir şekilde karara bağlanması için 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinde özel

hükümlere yer vermiştir. 4857 sayılı Kanun'un “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenar

başlıklı 20. maddesine göre, iş güvencesi hükümlerine tabi işçinin belirsiz

süreli iş sözleşmesi, işveren tarafından feshedilirse işçi, bu feshin geçerli

nedene dayanmadığı iddiasıyla feshin kendisine tebliğ edildiği tarihten

itibaren 1 aylık hak düşürücü süre içinde iş mahkemesinde feshin

geçersizliğinin tespiti ve işe iade davası açabilmektedir. Kanun koyucu,

işe iade davalarının yukarıda bahsedilen özel önemine binaen 4857 sayılı

Kanun'un 20. maddesi gereğince seri muhakeme usulüyle mahkemelerce iki ay

içinde; bu davaların temyiz incelemesinin de bir ay içinde sonuçlandırılması

yönünde düzenleme yapmıştır.

42. Taraflar için 4857 sayılı

Kanun'da belirtilen süreler kural olarak kesin ve hak düşürücü nitelikte

olmasına rağmen, Kanun'un 20. maddesinde mahkemeler için öngörülen süreler hak

düşürücü nitelikte değildir. İşe iade davalarının sonuçlandırılması için

öngörülen iki aylık süre, mahkemelere yönelik bir süre olduğundan düzenleyici

nitelikte olup, mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra

verdikleri kararların geçerli olduğunda şüphe yoktur.

43. Bunun yanında 6100 sayılı

Kanun'un 30. maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş,

bu amaçla 6100 sayılı Kanun'un 447. maddesiyle 4857 sayılı Kanun'un 20.

maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan

sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku

uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Bu durumda işe iade

davalarında da takip edilmesi gereken yargılama usulü 6100 sayılı Kanun'un

yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit

yargılama usulü olmuştur.

44. Basit yargılama usulü, 6100

sayılı Kanun'un 316. maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça

belirtilen bazı davalarda uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve

çabuk işleyen, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir

inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir

yargılama usulüdür.

45. Temyiz incelemesinde ilke

olarak temyiz mercii, ilk derece mahkemesi kararının hukuka ve kanuna

uygunluğunu denetler ve herhangi bir aykırılık tespit etmesi halinde hükmü

bozarak yeniden karar verilmek üzere dosyayı ilk derece mahkemesine geri

gönderir. Bu genel ilke, kanun koyucunun düzenlediği usul kanunları

çerçevesinde tespit edildiği gibi yine usul kanunları ile bu genel ilkeye bazı

hallerde istisnalar getirilmesi mümkündür. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesinde (Sözleşme) yer verilen adil yargılanma hakkı kapsamında, temyiz

incelemesi sonucunda kararın hukuka aykırılığının tespit edilmesi halinde

yeniden karar verilmesi için dosyanın mutlaka ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine

yönelik bir hak bulunmamaktadır.

46. Yukarıda da belirtildiği

üzere işe iade davaları başta olmak üzere iş hukukuna dayalı davalar, işçinin

korunması ve mağduriyetinin önlenmesi amacıyla, kısa sürede bitirilmesi

öngörülen uyuşmazlıklardır. Bu amaçla kanun koyucu işe iade davalarının daha

hızlı sonuçlandırılmasına yönelik bir takım özel düzenlemeler yapmıştır. Bu

çerçevede 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde, işe

iade davalarının temyiz aşamasında, ilk derece mahkemesinin kararının yerinde

olmadığı kanaatine varıldığında, araştırılması gereken başkaca bir husus da

bulunmadığının tespiti durumunda, Yargıtay tarafından işe iade talebi hakkında

kesin olmak üzere karar verilmektedir.

47. Yargıtay Hukuk Genel

Kuruluna göre (YHGK), “İş akdinin feshinin

geçersizliğine ilişkin olarak açılacak bir davanın seri yargılama usulüne göre

kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi, işçinin emek gelirinden

olanaklar ölçüsünde en kısa süre yoksun kalması ilkesinden doğmuş, bu nedenle

de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın kesin olması amaçlanmıştır. …

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Özel Daire kararının kesin olduğu, bunun için de

direnmeye konu edilemeyeceğini kabul etmek gerekir. Yasa koyucu burada açıkça,

“Yargıtay’ca kesin olarak karara bağlanır” demek suretiyle, bozma kararına

karşı direnme yolunu kapamış bulunmaktadır.” (YHGK, 3/12/2008 tarihli ve E.2008/9-716, K.2008/726 sayılı

kararı).

48. Yine YHGK benzer bir

kararda, “Uyuşmazlık, 4857 sayılı iş Kanununun

20/3. maddesinde yer alan "mahkemece verilen kararın temyizi halinde

Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması" kuralından ne

anlaşılması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Anılan düzenlemede yer alan,

iş akdinin feshinin geçersizliğine ilişkin olarak açılacak bir davanın seri

yargılama usulüne göre kısa süre içerisinde sonuçlandırılması düşüncesi,

işçinin emek gelirinden olanaklar ölçüsünde en kısa süre yoksun kalması

ilkesinden doğmuş, bu nedenle de Yargıtay Özel Dairesince verilecek kararın

kesin olması amaçlanmıştır. Türk Medeni Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca; yasanın

sözünden çıkan anlam, özünden çıkan anlamla bağdaşmıyorsa kabul edilemez. Yasa

hükmünün özünün araştırılması ise onun amacının belirlenmesini zorunlu kılar.

Bu itibarla, yorum yapılırken doğru sonuca ulaşılabilmesi için iş yasası

kuralının amacının (ratio legis)

araştırılması gerekir. Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin, adil yargılanma

hakkını düzenleyen 6. maddesi ile herkes, medeni hak ve yükümlülükleriyle

ilgili uyuşmazlıklarda hakkaniyete uygun yargılama yapılmasını isteme hakkına

sahiptir, iş hukuku çerçevesinde hak ve yükümlülükler, maddede belirtilen

"medeni hak ve yükümlülükler" kapsamında ele alınmaktadır. Temyiz

üzerine önüne gelen kararı inceleyen Özel Daire, dosya içeriğini kendisini

sonuca götürecek mahiyette gördüğü takdirde kararını kesin olarak verecektir.

Ancak, Özel Daire dosya içeriğini, kesin olarak karar vermeye yeterli

bulmadığında eksikliklerin giderilmesi amacıyla hükmü bozacak ve giderilmesini

yerel mahkemeden isteyebilecektir. Bir başka anlatımla, Yargıtay Özel

Dairesinin bu uyuşmazlığı nihai olarak neticelendirebilmesi için, iş akdinin

feshinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı olgusunun, dosya içeriğinden tam

olarak anlaşılır olması gerekir. Madde ile kesin olarak karar vermeden

amaçlanan, yerel mahkemenin dosyasının içeriğinin Özel Daireyi karara götürecek

nitelikte olmasıdır.” şeklinde içtihat ortaya koymuştur (YHGK. 1/12/2004 tarih ve

E.2004/9-644, K.2004/643 sayılı kararı).

49. Başvuruya konu yargılama

sürecinde, İzmir 10. İş Mahkemesince yapılan yargılamada tanık beyanları ve

bilirkişi raporları alınmış, Yargıtayca,

araştırılması gereken başkaca bir husus bulunmadığına kanaat getirilerek işe

iade talebi hakkında kesin hüküm kurulmuştur.

50. Yukarıda belirtildiği üzere,

4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen “mahkemece verilen kararın temyizi halinde Yargıtay

ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması" kuralı ile

amaçlanan husus, işe iade davalarının işçi açısından taşıdığı değer ve işçinin

kişisel menfaati gereği hızlı sonuçlandırılması ve işçinin korunmasıdır.

Yargıtay tarafından hukuka uygun olmayan derece mahkemesi kararlarının

bozulması halinde, dava dosyasıyla ilgili olarak araştırılması gereken başka

bir husus kalmadığı ve delillerin tamamlandığı anlaşıldığında davanın esasına

yönelik olarak kesin olarak karar verilmesi, yargılama sürecini hızlandırma

amacına yöneliktir. Kanunla getirilen söz konusu kuralın uygulanmasının tek

başına adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden söz edilemez. Yargıtay

tarafından işin esasına girilerek kesin olarak nihai karar verilmesi hukuka

aykırı ve keyfi bir uygulama niteliğinde de değildir.

51. Somut başvuruda,

başvurucunun İzmir 10. İş Mahkemesinde açtığı işe iade davasının kabulüne dair

kararın Yargıtay tarafından bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine

kesin olarak karar verilmesi nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğinden söz edilemez.

52. Açıklanan nedenlerle,

Yargıtay tarafından işin esasına girilerek davada nihai kararın verilmesinde

adil yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının

İhlali İddiası

53. Başvurucu, İzmir 10. İş

Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair kararın Yargıtay 22. Hukuk

Dairesince ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verildiğini, Yargıtay

tarafından delillerin değerlendirilmediğini belirterek, Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

54. Yargıtay 22. Hukuk Dairesince

verilen davanın reddine dair kararın gerekçesiz olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmaması

ve kabul edilmezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir sebep de

bulunmaması nedeniyle başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

55. Zühtü ARSLAN, Alparslan

ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,

Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.

2. Esas Yönünden

56. Başvurucu, İzmir 10. İş

Mahkemesinde açtığı iş akdinin feshinin geçersizliği ve işe iadesi davası

sonunda davanın kabulüne hükmedildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk

Dairesince İlk Derece Mahkemesinin kararı ortadan kaldırılarak davanın reddine

kesin olarak karar verildiğini, İzmir ilinde çalıştığı sırada işverenin

İstanbul ilinde çalışma yönünde duyuru yaptığını, iş şartlarında esaslı

değişiklik olan bu durumun 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesine göre yazılı

olarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici hükme aykırı olarak, nereye ve kaç

gün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru nedeniyle yapılan feshin geçerli

olmayacağını, Yargıtayın bu durumu dikkate almadığını

ve kanuna aykırı karar verdiğini, tanık H.G.’nin

beyanlarını değerlendirmediğini, iş akdinin feshinden sonra aynı işyerine dört

aşçı alındığını, ayrıca fesihten sonra on beş yeni işçinin daha düşük

ücretlerle işe başlatıldığını, işverenin amacının ücretleri düşürmek olduğunu,

davalının işletmesel karar almasını gerektiren mali

güçlüğünün de bulunmadığını, işyerinde aynı anda yaklaşık elli işçinin işine

son verildiğini, toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857 sayılı Kanun’un 29.

maddesine de aykırı olduğunu, feshin esas amacının ücretleri düşürmek olduğunu,

benzer davalarda Yargıtay tarafından, ilk derece mahkemelerince verilen işe

iade davalarının kabulüne dair kararların onanmasına rağmen, açtığı dava

sonunda verilen kararın ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar

verildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

57. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Yargıtay tarafından

davanın reddine karar verilmesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukuk

kurallarının yorumlanmasına yönelik adil yargılanma hakkının ihlali iddiası

niteliğinde olduğunu bildirmiştir.

58. Başvurucu, Adalet Bakanlığı

görüşüne katılmadığını, Yargıtay tarafından delillerin değerlendirilmesinin

adil olmadığını, kanuna açıkça aykırı değerlendirme yapılarak davanın

reddedildiğini belirtmiştir.

59. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

60. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

61. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

62. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

63. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede

yargılanma hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).

64. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve diğerleri, B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısı

davanın niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak

hukuki bir gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır

(Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 33).

65. Kararların gerekçeli olması,

davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel

olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili

başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi

bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün

olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması

beklenemez (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).

66. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması yükümlülüğü Anayasa'da açıkça düzenlenmiş olmakla birlikte

gerekçeli karar hakkı, adil ve hakkaniyete uygun yargılama yapılmasının da

temel şartları arasındadır.

67. Öte yandan derece

mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir.

Bununla beraber, ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna

etkili olması söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt

vermek zorunda olabilir (Yasemin Ekşi,

B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

68. Yargılama makamları

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Yüksel Hançer, B. No.2013/2116, 23/1/2014, § 19).

69. Mahkemeler, kararlarını

hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü

altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için

gerekli olmasının yanı sıra, tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri

iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri

için de gereklidir. Kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Bununla birlikte yargılama sırasında

açık ve somut biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili

olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması

halinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir

gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Ancak mahkemelerin davanın taraflarınca

ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli

olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı

ve tutarlı olması da gerekir. Başka bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen

gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve diğerleri, B.

No.2013/7800, 18/6/2014, §§ 34-36).

70. Makul gerekçe, davaya konu

olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi

nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve

olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim Ataş, B. No.2013/1235, 13/6/2013, § 24). Mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu

kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya

yanıt verilmesini gerektiren usul ve esasa dair iddia veya savunmaların

cevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkı kapsamında adil yargılanma hakkının

ihlaline neden olabilir.

71. Delillerin kabul

edilebilirliği, öncelikle ulusal hukuk kurallarına göre milli mahkemelerce

değerlendirilir. AİHM, yargılama sürecini bütün olarak dikkate alarak, bu

süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönünden hakkaniyetsiz

bir değerlendirme yapılıp yapılmadığını inceler (bkz. Schuler-Zgraggen /İsviçre, B.No:

14518/89, 24/6/1993, § 66).

72. Başvuru konusu olayda

başvurucu, İzmir 10. İş Mahkemesinde açtığı davada, iş akdinin işveren

tarafından haklı ve geçerli bir nedene dayanılmaksızın feshedildiğini ileri

sürerek, işe iadesine karar verilmesini talep etmiş, davalı işveren, feshin

işyerinin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayandığını ileri

sürerek davanın reddini istemiştir.

73. Mahkemece tarafların

tanıkları dinlenmiş ve bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişiler tüm delilleri değerlendirerek, başvurucunun iş akdi

sona erdirilmeden önce başka bir işte çalıştırma hakkında kendisine bir teklif

yapılmadığı gibi, diğer işyerlerinde istihdam olanağının bulunup bulunmadığı

yönünde herhangi bir çalışma yapılmaksızın başvurucunun iş akdinin sona

erdirildiğini, iş akdinin geçerli bir nedene dayalı olarak feshedildiğini ispat

yükü davalı işverene ait olmasına rağmen davalının bu konudaki ispat külfetini

yerine getirmediğini, davalının, iş akdinin feshinden sonra faaliyetlerine

devam ettiğini, şirketin mali tablo verilerine göre iş kaybının bulunmadığını,

yurt içi ve yurt dışı satışlarının, faaliyet kârlarının ve dönem net kârlarının

düzenli bir artış eğiliminde olduğunu, davalı şirketin ekonomik bir sıkıntı

işçinde bulunmadığını, takdirin Mahkemeye ait olduğunu, feshin geçerli nedene

dayandığının kabulü halinde davanın reddine, geçerli bir neden olmadığının

tespiti halinde ise feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine karar

verilmesi gerektiğini bildirmişlerdir.

74. Mahkemece, 24/7/2012 tarihinde, başvurucunun iş akdinin feshedilmesinin

geçerli bir nedene dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı tarafından

yapılan feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmiştir (bkz.

§ 12).

75. Davalının temyizi üzerine,

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 31/10/2012 tarihli

ilâmıyla “davacının iş akdinin 1/11/2011

tarihinde, THY tarafından bazı illerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bunun

İstanbul'dan yapılmasının istenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda iş

kaybının olduğu, tasarruf önlemlerinin alınması gerektiği, ayrıca yapılan

duyuruya rağmen İstanbul'da görev alma konusunda davacının başvurusunun

olmadığı ve başka bir kadroda istihdam edilmesinin de mümkün olmadığı

gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun'un 17. ve 18. maddeleri uyarınca feshedildiği,

davalının, fesih bildiriminde belirttiği hususları 20/11/2011 tarihinde

işyerinde tüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesinde

İstanbul'da çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, davacının

bu iş teklifine başvurmadığı, fesihten sonra davalının hiçbir şekilde davacı ile

aynı nitelikte işçi alımı yapmadığı gibi bilirkişi raporunda belirtildiği üzere

diğer illerde çalışanların sayısını da sürekli azalttığı, bu kapsamda davalı

işverenin işletmesel bir karar aldığı ve bu kararın

istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının, kararı tutarlı bir şekilde

uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıyla feshin geçerli bir

sebebe dayandığı” gerekçeleriyle davanın reddi yerine kabulüne karar

verilmesinin hatalı olduğu ve bozmayı gerektirdiği belirtilerek, 4857 sayılı Kanun'un

20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hükmün bozularak ortadan kaldırılmasına

ve davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.

76. Başvurucunun açtığı davada

İzmir 10. İş Mahkemesi, 4857 sayılı Kanun’un 22. ve 29. maddelerine uygun

bildirimin yapılmadığını kabul ederek davanın kabulüne karar vermişse de

Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, davalı Şirketin fesih bildiriminde belirttiği

hususları duyuru şeklinde işyerindeki tüm çalışanlarına bildirdiği, bu duyuru

neticesinde de şirketin İstanbul ünitesinde çalışmayı kabul edip orada işe

başlayan işçilerin olduğu, başvurucunun ise iş teklifine müracaat etmediği,

davalı işverenin işletmesel bir karar aldığı ve bu

kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının, kararı tutarlı bir

şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıyla feshin

geçerli bir sebebe dayandığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.

77. Bir davada, maddi olguları

bildirmek tarafların; bunları hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin

görevidir. Taraflarca bildirilip, iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi

olgular mahkemece tam olarak saptanmalı ve maddi olguların hukuksal

nitelendirmesi yapılıp ilgili hukuk kuralları uygulanmalıdır.

78. Bir mahkeme kararının

gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini,

kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını

ortaya koyar, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir.

Tarafların, hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp

değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetimini yapabilmeleri için, ortada

usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda

verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta gösteren bir gerekçe bölümünün

bulunması zorunludur.

79. Başvuru konusu olayda İzmir

10. İş Mahkemesi, işveren tarafından başvurucunun iş akdine son verilirken

İstanbul ünitesinde çalışması konusunda herhangi bir teklifte bulunulmadığını,

başvurucunun niteliğine uygun başka bir işte çalışma olanağı olup olmadığı

konusunda herhangi bir çalışma yapıldığına dair bir bilgiye ulaşılamadığını,

davalı tanığı H.G. işçi çıkarmalarda çıkarılan işçilerin performanslarının

değerlendirmeye tabi tutulduğunu ifade etmişse de bu konuda davalı işverenin hangi

kriterlere dayanarak bu değerlendirmeyi yaptığına dair

dosyada herhangi bir delil bulunmadığını belirtmiş, davalı işverenin mali

durumunu gösteren bilirkişi raporunu da dikkate alarak, iş akdinin geçerli

nedene dayalı olarak feshedildiğinin davalı tarafından ispat edilemediği

gerekçesiyle davanın kabulüne, başvurucunun işe iadesine karar verilmiştir.

80. Tebliğ kelimesi, bildirme,

duyurma, anlatma, haber verme anlamlarına gelmektedir. Hukuki bir terim olarak

tebliğ, hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir hususun muhatabına bildirilmesi

işlemidir. Tebliğ, konusuna göre ilgili mevzuatta, resmi ya da özel yöntemlerle

ve biçimsel olarak da yazılı veya ilan yöntemiyle ya da posta veya iletişim

araçları yolu ile yapılması gereken usul işlemi olarak düzenlenmiştir. Tebliğ,

muhataba ulaştırılış şekline göre de doğrudan doğruya tebliğ ve vasıtalı tebliğ

olarak ikiye ayrılmaktadır. Tebliğin hukuken geçerli kabul edilebilmesi için,

ilgili mevzuatta öngörülen yönteme uygun olarak yerine getirilmesi

gerekmektedir. İncelenen uyuşmazlıkta, 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesinde, “İşveren, … çalışma

koşullarında esaslı bir değişikliği ancak, durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir.”

denilmek suretiyle tebliğin yöntemi bakımından işçiyi muhatap alan “yazılı bildirim” esası benimsenmiştir.

Anılan cümlenin devamında “bu şekle uygun

olarak yapılmayan … değişiklikler

işçiyi bağlamaz.” denilerek, belirlenen tebligat yöntemi, maddede

düzenlenen işçi haklarının kanuni güvencesi olarak düzenlenmiştir.

81. Davalı işverenin temyizi

üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından, başka bir araştırma yapılmadan

ve dosyadaki aynı deliller değerlendirilmek suretiyle, İzmir 10. İş

Mahkemesince verilen kararın ortadan kaldırılarak davanın reddine karar

verildiği anlaşılmıştır. Başvuranın, tebliğin kanuna uygun yapılmadığına

yönelik iddiasına karşılık Yargıtay 22. Hukuk Dairesince, 4857 sayılı Kanun'un

22. maddesinin ilk cümlesindeki “İşveren....çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu

işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir....” şeklindeki

hükmün yorumlanması ve yazılı bildirimin şekli konusunda açıklama yapılmamış,

ayrıca İzmir 10. İş Mahkemesince alınan ve davalı işverenin mali durumunu

gösteren bilirkişi raporunun hangi gerekçeyle dikkate alınmadığı, başvurucunun

iş akdine son verilmesinden sonra işyerine yeni işçi alınıp alınmadığı

konusunda bilirkişi raporundaki verilerin değerlendirilmediği, Mahkemece

dinlenen tanık H.G.'nin beyanlarının tartışılmadığı

anlaşılmıştır. Bu durum, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında

gerekçeli karar hakkını ihlali sonucunu doğurmaktadır.

82. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

83. Zühtü ARSLAN, Alparslan

ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN,

Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

84. Başvurucu yoksun kaldığı

aylık ücretlerinin ödenmesini talep etmiştir.

85. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun tazminat talebine yönelik değerlendirme yapılmamıştır.

86. 6216

sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde

karar verilemez.

Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

87. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, gerekçeli karar hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal

edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

88. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, ihlal ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için kararın Yargıtaya gönderilmesine

karar verildiği ve maddi tazminat talepleri Yargıtay tarafından

değerlendirilebileceği için başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

89. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Nihai kararın Yargıtay

tarafından verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

2. Gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, Zühtü ARSLAN,

Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi

DURSUN, Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL’ın karşı oyları

ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. Anayasa'nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE, Zühtü ARSLAN, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL’ın

karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. İhlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın

Yargıtay 22. Hukuk Dairesine gönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE,

C. Başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine, OYBİRLİĞİYLE,

D. Başvurucu tarafından yapılan

198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OYBİRLİĞİYLE,

8/4/2015 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, İzmir 10. İş Mahkemesinde açtığı iş akdinin

feshinin geçersizliği ve işe iade davası sonunda davanın kabulüne

hükmedildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince bu kararın ortadan

kaldırılarak davanın reddine kesin olarak karar verildiğini, İzmir ilinde

çalıştığı sırada işverenin İstanbul ilinde çalışma yönünde duyuru yaptığını, iş

şartlarında esaslı değişiklik olan bu durumun 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22.

maddesine göre yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici hükme aykırı

olarak, nereye ve kaç gün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru nedeniyle

yapılan feshin geçerli olmayacağını, Yargıtay'ın bu durumu dikkate almayarak

kanuna aykırı karar verdiğini belirterek, diğer hakları yanında, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Mahkememiz çoğunluğu, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin

kararında, 4857 sayılı Kanun'un 22. maddesinde belirtilen "yazılı bildirim"in ne şekilde yapılması gerektiği konusunda

açıklama yapılmadığı, teknik bilirkişi raporundaki verilerin

değerlendirilmediği ve tanık H.G.'nin beyanlarının

tartışılmadığı görüşünden hareketle, başvurucunun gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (§ 81).

3. Teknik bilirkişi raporundaki verilerin değerlendirilmesi ve

tanık beyanlarının tartışılması, delillerin değerlendirilmesine ilişkin olup,

derece mahkemelerinin takdirinde olan hususlardır. Anayasa Mahkemesi

kararlarında vurgulandığı üzere, ilke olarak, derece mahkemeleri önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B.No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

4. Somut olayda başvurucunun iddiaları, tipik anlamda kanun yolu

şikayetidir. İddiaların özünün Yargıtay 22. Hukuk

Dairesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Açıkça hukuka aykırılık bulunmadıkça,

kuralların yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde derece

mahkemelerinin takdir yetkisini ortadan kaldıracak nitelikte ihlal kararı

verilmesi, bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz.

5. Diğer yandan, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan

gerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarında hükme nasıl ulaşıldığının anlaşılır

şekilde açıklanmasını gerektirir. Ancak bu hak, yargılamada ileri sürülen her

türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı bir şekilde cevap verilmesini zorunlu

kılmamaktadır. Somut olayın şartlarına göre değişebilmekle birlikte, kararın

hüküm kısmına dayanak oluşturacak şekilde kısa ve özet de olsa bir gerekçenin

bulunması mutlaka gerekir (Vesim Parlak, B.No:

2012/1034, 20/3/2014, § 33).

6. Başvuruya konu yargılamada Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, “davacının iş akdinin 1/11/2011

tarihinde, THY tarafından bazı illerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bunun

İstanbul'dan yapılmasının istenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda iş

kaybının olduğu, tasarruf önlemlerinin alınması gerektiği, ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul'da görev

alma konusunda davacının başvurusunun olmadığı ve başka bir kadroda istihdam

edilmesinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun'un 17. ve 18.

maddeleri uyarınca feshedildiği, davalının, fesih bildiriminde belirttiği

hususları 20/11/2011 tarihinde işyerinde tüm

çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesinde İstanbul'da

çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, davacının

bu iş teklifine başvurmadığı, fesihten sonra davalının hiçbir şekilde davacı

ile aynı nitelikte işçi alımı yapmadığı gibi bilirkişi raporunda belirtildiği

üzere diğer illerde çalışanların sayısını da sürekli azalttığı, bu kapsamda

davalı işverenin işletmesel bir karar aldığı ve bu

kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının, kararı tutarlı bir

şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıyla feshin

geçerli bir sebebe dayandığı” gerekçeleriyle hükmün bozularak

ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.

7. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, diğer hususlar yanında, 4857

sayılı Kanun’un 22. maddesinde öngörülen feshin bildirimine ilişkin hükmü İzmir

10. İş Mahkemesi’nden farklı değerlendirmiştir. Bu çerçevede davalı şirketin

fesih bildiriminde belirttiği hususları duyuru şeklinde işyerindeki tüm

çalışanlarına bildirdiği, bu duyuru neticesinde de şirketin İstanbul ünitesinde

çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, başvurucunun ise iş

teklifine müracaat etmediği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Başka bir ifadeyle, ilk derece mahkemesinin aksine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi

işyerinde tüm çalışanların ulaşabildiği şekilde duyuru yapılmasını "yazılı

bildirim"in gerçekleşmesi bakımından yeterli

görmüştür. Gerekçeli karar hakkının, işyerinde "duyuru asma" şeklinde

gerçekleştirilen bildirimin, kanunda yer alan "yazılı bildirim" şartını

karşılayıp karşılamadığı konusunda Yargıtay'a daha ayrıntılı açıklama yapma

yükümlülüğü yüklediği söylenemez.

Açıklanan gerekçelerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve Yargıtay'ın gerekçesinin

de yeterli olduğu anlaşıldığından, başvurunun “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Serruh KALELİ

Başkanvekili

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Burhan ÜSTÜN

Engin YILDIRIM

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucu

:

Bayram ÖZKAPTANOĞLU

Vekili

:

Av. Hüseyin PEHLİVAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu, açtığı iş akdinin feshinin geçersizliği ve işe iade

davasının iş mahkemesi tarafından kabulüne karar verildiğini, ancak temyiz

üzerine Yargıtay’ın, İlk Derece Mahkemesinin kararını ortadan kaldırarak

davanın reddine kesin olarak karar verdiğini, bu kararı verirken, İzmir ilinde

çalıştığı sırada, işverenin İstanbul ilinde çalışmaya ilişkin duyuru yaptığını,

iş şartlarında esaslı değişiklik olan bu durumun 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22.

maddesine göre yazılı olarak bildirilmesinin gerektiğini, bu emredici hükme

aykırı olarak, nereye ve kaç gün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru

nedeniyle yapılan feshin geçerli olmayacağını, bu durumun dikkate alınmadığını

ve kanuna aykırı karar verildiğini, işyerine aynı nitelikte işçi alınmadığı

iddiasının da gerçeğe uygun olmadığını, iş akdinin feshinden sonra aynı

işyerine dört aşçı alındığını, davalı şirketin işletmesel

karar almasını gerektiren mali güçlüğünün de bulunmadığını, işyerinde aynı anda

yaklaşık elli işçinin işine son verildiğini ileri sürmüştür.

Öncelikle tespit etmek gerekir ki, ilk derece mahkemesi ile

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin, olaya uygulanacak kural olarak 4857 sayılı

Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasının ne şekilde yorumlanacağı, ne şekilde

anlaşılacağı ve somut olayın bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceği

konusunda farklı görüşte oldukları anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesinin, iş verenin işyerine asarak yapmış olduğu duyurunun, 22.

maddeye uygun bir bildirim olarak değerlendirilemeyeceği; Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin ise, işyerine asarak yapılan duyurunun, kanuna uygun bir duyuru

olarak değerlendirileceği kanaatinde olduğu görülmektedir.

Mahkememizin daha önceki kararlarında da istikrarla belirtildiği

üzere: “İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay

ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması

ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden

adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek

istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu

hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz

takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez”

(B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

Somut olayda da, bir hukuk kuralının ne şekilde yorumlanacağı ve

olaya uygulanacağı konusu önem arz etmektedir. Kural olarak Anayasa

Mahkemesinin, söz konusu 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesinin ne şekilde

yorumlanacağı ve olaya uygulanacağı yahut somut olayın özelliklerinin 22.

maddede öngörülen gerekleri karşılayıp karşılamadığının takdirine karışması söz

konusu olamaz. Bu hususlar kanun yolunda gözetilecek hususlardır. Belirtilen

konuların değerlendirmesi Yargıtay tarafından yapılmış ve işverenin işyerinde

yaptığı duyurunun da 22. maddede belirtilen yazılı tebligat yerine geçebileceği

sonucuna varılmıştır. Kararda bu husus şu şekilde belirtilmiştir: “…davacının…davalının, fesih bildiriminde belirttiği hususları 20/11/2011 tarihinde işyerinde

tüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesinde İstanbul'da

çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, davacının bu iş

teklifine başvurmadığı, …”. Yargıtay’ın bu sonucu varırken keyfi

davrandığını yahut bariz takdir hatası yapıldığını söylemek de mümkün değildir.

Başvurucu tarafından ileri sürülen, işyerine aynı nitelikte işçi

alınmadığı, iş akdinin feshinden sonra aynı işyerine dört aşçı alındığı, davalı

şirketin işletmesel karar almasını gerektiren mali

güçlüğünün de bulunmadığı iddiaları da Yargıtay tarafından değerlendirilmiş ve

bu konuda kararda şöyle denilmiştir: “…fesihten

sonra davalının hiçbir şekilde davacı ile aynı nitelikte işçi alımı yapmadığı

gibi bilirkişi raporunda belirtildiği üzere diğer illerde çalışanların sayısını

da sürekli azalttığı, bu kapsamda davalı işverenin işletmesel

bir karar aldığı ve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının,

kararı tutarlı bir şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu...”. Görüldüğü

gibi, başvurucu tarafından ileri sürülen hususlar Yargıtay kararında

karşılanmıştır. Ayrıca daha önceki kararlarımızda da belirtildiği üzere,

mahkeme kararlarında, davacı tarafından ileri sürülen tüm hususların ayrı ayrı

açık bir şekilde karara bağlanması zorunlu olmayıp, bazı hususların zımnen

kabulü veya reddi şeklinde cevaplandırılması da mümkündür.

Yukarıda belirtilen nedenlerle başvurucunun, yargılamanın sonucu

itibariyle adil olmadığı yönündeki iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermek gerekirken, Mahkememiz çoğunluğu

tarafından başvurunun bu kısmının kabul edilebilirliğine ve başvurucunun söz

konusu hakkının ihlal edildiğine ilişkin kararına katılmamız mümkün olmamıştır

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Muammer

TOPAL

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Erdal

TERCAN

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2013/1015, 8 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Genel Kurul
  4. Karar
  5. I. Başvurunun
  6. Konusu
  7. II. Başvuru
  8. Süreci
  9. III. Olay Ve
  10. Olgular
  11. A. Olaylar
  12. B. İlgili
  13. IV. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. B. İhlali
  18. C. Başvurucunun tazminat
  19. D. Başvurucu tarafından yapılan
  20. E. Ödemenin, kararın tebliğini
  21. Karşıoy Gerekçesi
  22. M. Emin KUZ
  23. Karşıoy Gerekçesi
  24. Arslan
  25. Necipoğlu
  26. Topal
  27. Altan
  28. Üstün
  29. Tercan
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2013/1015
Tarih
8 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Abdulselam Tutal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2319)
  • Bejdar Ro Amed Başvurusu (B. No: 2013/7363)
  • Onur Cingil Başvurusu (B. No: 2013/7836)
  • Ayşe Sena Sezgin Arslan Başvurusu (B. No: 2014/13367)
  • Reşat Ertan Başvurusu (B. No: 2013/5700)
  • Cem Mermut Başvurusu (B. No: 2013/7861)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.