İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bejdar Ro Amed Başvurusu (B. No: 2013/7363)

1. Başvurucu, “Demokratik Siyaset ve Özgür Toplum” isimli

Başvuru No2013/7363Tarih16 Nisan 2015Okuma33 dk · 6.528 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bejdar Ro Amed Başvurusu

Karar tarihi
16 Nisan 2015
Başvuru Numarası
2013/7363
R.G. Tarih- Sayı
13/7/2015-29415
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.528 kelime·33 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, “Demokratik Siyaset ve Özgür Toplum” isimli

kitap taslağının belirli bölümlerinin terör örgütü propagandası olarak

nitelendirilerek hükümlü olarak bulunduğu cezaevi dışına çıkartılması ve

dolayısıyla basımının engellenmesi nedeniyle Anayasa’nın 25. maddesinde güvence altına alınan düşünce ve kanaat özgürlüğü ile 26.

maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 10/9/2013 tarihinde

Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeler ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 30/9/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 7/1/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 4/2/2014

tarihli görüş yazısı 13/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu,

cevabını süresi içinde 24/2/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Bafra T Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak kalmaktadır.

8. Başvurucu, 31/7/2012

tarihinde cezaevi idaresine başvurarak kendisine ait elektronik daktilo ile

yazı yazma talebinde bulunmuştur.

9. Cezaevi idaresinin 17/8/2012

tarihli yazısı ile başvurucunun “içerisinde

bulunduğu suç grubu ve barındığı cezaevi bölümünün yüksek güvenlikli olması

nedeniyle” elektronik daktilo talebi reddedilmiş, ancak el yazısı

metinlerin Eğitim Kurulu’nun incelemesinden geçirilmek şartıyla, Kurumda

bulunan bilgisayarla elektronik ortama aktarılabileceği bildirilmiştir.

10. Başvurucu “Demokratik Siyaset ve Özgür Toplum” ismi

ile kitap olarak basılmasını arzu ettiği 163 sayfadan ibaret taslağı Bafra T

Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu Başkanlığına vermiştir.

11. Kurul, 12/07/2013 tarihli

kararında söz konusu kitap taslağının “39,

40, 41, 44 ve 96. sayfalarında PKK terör örgütünün şehir yapılanması olan KCK

terör örgütü sisteminin ayrıntılı tarifinin yapıldığı, 112, 117, 126, 127 ve

129. sayfalarda KCK terör örgütü şehir yapılanması için gerekli olan şartların

oluşturulması amacıyla önerilerin sunulduğu, 107 ve 108. sayfalarda KCK terör

örgütünün şehirdeki yapılanmasının temelini oluşturacak kadrolarının nasıl

olması gerektiğinin ayrıntılı olarak belirtildiği ve 124. sayfada PKK terör

örgütü adına geçmişte ve günümüzde faaliyet gösterenlerin isimlerinin

zikredilerek övüldüğünün tespit edildiği” ve başvurucunun suç grubu

ve barındırıldığı yüksek güvenlikli kısım da dikkate alınarak taleplerin

karşılanmasının uygun olmadığına karar vermiştir.

12. Başvurucu, Bafra T Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu Başkanlığının talebin reddine dair

kararına karşı Bafra İnfaz Hâkimliğine itiraz yoluna başvurmuştur.

13. Bafra İnfaz Hâkimliği,

19/7/2013 tarihli kararında “Eğitim Kurulu Başkanlığının

12/7/2013 tarihli kararı, CGTİHK’nun 62/3. maddesi

ile Adalet Bakanlığı Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesinin

‘kuruma kabul edilmeyecek yayınlar’ başlıklı 11. maddesine uygun olduğu”

gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir.

14. Başvurucu, Bafra İnfaz

Hâkimliğinin kararına karşı Bafra Ağır Ceza Mahkemesine itiraz yoluna

başvurmuştur.

15. Bafra Ağır Ceza Mahkemesi

2/8/2013 tarihli kararı ile Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu

Başkanlığının ve Bafra İnfaz Hâkimliği kararlarının usul ve yasaya uygun olduğu

gerekçesiyle başvurucunun itirazını reddetmiştir.

16. Bafra Ağır Ceza Mahkemesi

kararında ayrıca, başvurucunun kitap taslağında yasak ilan edilen bölümlerin

Eğitim Kurulu Başkanlığınca tutanak altına alınması ve başvurucuya

bildirilmesine karar vermiştir.

17. Bafra T Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu Başkanlığı, 15/8/2013 tarihli tutanak ile, 12/7/2013

tarihli kurum dışına göndermeme kararının gerekçesinin, kitap taslağının 39,

40, 41, 44, 96, 107, 108, 112, 117, 124 ve 126. sayfalarına dayandığı, bu

nedenle “PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün söz

de yasama meclisi tarafından 17.5.2005 tarihinde kabul edilen ve Türkiye,

Suriye, İran, Irak gibi ülkelerde KCK sözleşmesinin 2, 4, 8/a, 10/c, 14/2-b,

14/3-h, 14/4, 16, 20, 22, 23, 24, 31, 32, 36, 43. maddelerine uygun olarak

terör örgütlerinin yapılanmasını anlattığı ve önerilerde bulunulduğu,

faaliyetlerinin övüldüğü tespit edildiğinden karara konu 13 sayfanın kurum

dışına gönderilmediği…” belirtilmiş, tutanak aynı tarihte

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

18. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, 10/9/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. Başvuruya Konu Kitap Taslağı

19. Başvuruya konu “Demokratik Siyaset ve Özgür Toplum” isimli

kitap taslağı giriş, ek bölümü hariç dokuz bölümden ve toplam 163 sayfadan

oluşmakta, referans ve kaynakça içermemektedir. Taslak, A4 boyutunda kâğıda

basılmıştır.

20. İçindekiler bölümünde

listelenen başlıklara göre yazar şu konuları ele almıştır: Zamanda yolculuk,

insan evreni ve evrensel tarih, anlam ve hakikat, yapısallık ve işlevsellik,

evrensel akıl olarak demokratik özerklik ve demokratik konfederalizm,

demokratik siyaset sosyolojisi, özgürlüğü yaşamak, demokratik siyaset felsefesi

ve örgütlenme halleri, inanmak ve inanarak çoğalmak. Yazar ek bölüme, “Hapishanelerde Yaşam” başlığını koymuştur.

21. Bafra T Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu Başkanlığının 15/8/2013 tarihli tutanağına göre

12/7/2013 tarihli kurum dışına göndermeme kararında kitap taslağının sakıncalı

bulunan kısımları şu şekildedir:

“Resmi modernitenin temel devlet

formu olan ulus devletin karşılığını demokratik modernitede

demokratik konfederalist sistem oluşturur. Bunu

devlet olmayan siyasi yönetim biçimi olarak tanımlamak mümkündür.” (sayfa 39)

“Özgür Yaşam Bilgesinin toplumlara ve toplumumuza önerdiği

model ve yöntem gıdasını böylesi bir tarihsel perspektiften almaktadır.

Dolayısıyla bu yöntem halkımıza ve yaşadığımız ülke Kürdistan için olduğu kadar

tüm halklar, diller, kültürler, dinler için de geçerlidir. Bu örgütlenme

modeliyle, aklıyla halkımız dilleriyle kültürlerini, renkleriyle inançlarını en

zengin halleriyle yaşayacak ve en güçlü konumlarına ulaşacaklardır.” (sayfa 40)

“Bir köy veya şehir mahallesinde bile konfedere birliklere

ihtiyaç olacağını anlamak büyük önem taşır. Her köy ve mahalle rahatlıkla bir

konfedere birlik olabilir. Örneklersek biryandan köyün ekolojik birimi yani

federesi, diğer yandan özgür kadın birimi, öz savunma, gençlik, eğitim,

folklor, sağlık, yardımlaşma ve ekonomik birimlere kadar çok sayıda doğrudan

demokrasi birimi köy çapında birleşmek durumundadır.” (sayfa 41)

“Özerklik ve konfederalizm iç içelik taşıyan bir örgütlenme modeli olduğundan oldukça

kapsayıcıdır. Ev, sokak, mahalle ve kent örgütlenmeleri bu bütünlük içinde yer

alır. Her ev kendi renginde özgündür ve özerktir. Her sokakta öyledir. Her

sokağın örgütlenme biçimi benzer olsa da kendine özgü bir rengi, diyalog ve

iletişim biçimi, farklılıkları olacaktır. Sokağın kendi içindeki farklılıkları

özgün olduğundan özerktirler. Ama bunların mahalle meclisinde olmaları konfedaral bir yapılanmayı oluşturur. Bir kenti göz önünde

tutarsak o kentin ister sokak örgütlenmesinde, ister

mahalle örgütlenmesinde, ister ilçe örgütlenmesinde, isterse de köy

örgütlenmelerinde ortaya çıkan biçimleri kendi özgünlükleri içinde özerk

boyutlar taşırlar. Bunu somutlaştıralım: kadın örgütlenmeleri, gençlik

örgütlenmeleri, ekonomik örgütlenmeler, ekolojik örgütlenme, folklar örgütlenmesi,

eğitimin örgütlenmesi sokağı, mahalleyi, köyü güzelleştirme örgütlenmeleri vs.

tüm bu örgütlenmelere baktığımızda her biri kendi renginde ve özgündürler ve

demokratik özerklik kapsamında ele alınırlar. Yine bunların her birine

kendilik, federe veya demokratik birimlerde denebilir. İçerik olarak anlamları

aynıdır. Tüm bu birimler özgün olmakla beraber diğer tüm birimlerle iç içe ve

ilişkilidirler de. İşte tüm bunları bir araya getiren sistemin, örgütlenmenin

adı demokratik konfederalizmdir. Yani birimlerin

birimidir.” (sayfa

44)

“g) Meclisler bünyesinde veya

denetiminde sokaklarda, mahallelerde, onlarca hatta yüzlerce insanın

ortaklığıyla iş yerleri açılabilir veya işletilebilinir.

Bunun organizasyonu zor değildir. Her sokak meclisi kendi sokağının güzelliği

bütünlüğü ve geleceği için bunu yapabilir. Bunlar meclislerin denetiminde sokak

komünlerinin iş yerleri olur.

h) Bu çalışmalar ışığında sokak komünleri meclisin aktif

işlevselliği ile her sokakta akademiler meşru savunma birimleri, spor alanları

yeşil sahalar oluştururlar.

i) Her evin bir odası tapınak haline getirilebilir. Tapınak

ilk toplum akademileridir. Bu tapınaklarda toplumun önemi ve anlamı üzerinde ev

halkı kendilerini eğitir, geliştirir. Aynı zamanda evin kütüphanesi de bu

odayla düzenlenebilir.

j) Mahalle meclisleri sokak meclislerinin daha yoğunluk

kazandığı ve her sokak meclisinden temsiliyet bulduğu

yerler olduğundan ekonomik örgütlenmeleri daha kapsamlı ve daha nitelikli hale

getirmekten sorumludur. Mahalle meclisleri bir anlamıyla sokaktaki temsiliyetin konfedaral

birliğidir.

k) Kent konseyi bir bütün ilden sorumludur. Sokak, mahalle

meclislerindeki temsiliyet, kent konseyince

somutlaşır. Kentin güzelleşmesi ekonomik düzenlemeleri, sosyal aktiviteleri

gibi kenti ilgilendiren tüm çalışmalar kent konseyince (kent meclisi veya konfederalizmi de denebilir) karar altına alınır. Bu halkın

katılımı, paylaşımı ve derin tartışmalarıyla sonuca varılan kararlardır. Kent

konseyi veya mahalle ve sokak meclislerinde yer alan her görevli halkın (sokak,

mahalle ve kent) demokratik seçimleri ile görevlendirilir. Görevini layıkıyla

yapamayanlar aynı yöntemle geri çekilebilirler.” (sayfa 96)

“f) Özgür ve eşit yaşamın

uygulayıcısı ve teminatı olan ideolojik yaşam kadrosu örgütlenen, bilinçlenen

toplumsal inşanın korunma gücünü de oluşturur. Hiçbir canlı savunmasız

değildir. Savunmasız doğa düşünülemez. Toplum gibi esnek yapılı bir

organizasyon meşru savunma gücüne özgür yaşam kadrosuyla ulaşır. Öz savunmayı

geliştirmemiş toplumlar eksik yaşarlar. Her zaman yaşamları tehdit altındadır.

Özgür yaşam kadrosu bu hakikati bilen ve toplumu bu eksende örgütleyendir.” (sayfa 108)

“Sivil toplum örgütlenmelerinin geliştirilmesi, demokratik

örgütlenmeler hallerinin büyütülmesi, zamanla devleti küçültecek, toplumun

genel haklarına karşı duyarlı hale getirecektir.

Burada önemli olan bu örgütlenmeleri devletin birer uzantısı

haline gelmemesidir. Gelişmemiş toplumlarda devletinde göstermelik olarak bu

tür örgütlenmelere gittiği bilinmektedir. En azından bu tür örgütlenmelerin

yönetim kadrosuyla, üst kesimlerle organik bağ içinde oldukları, olabilecekleri

aşikardır. Bu sadece gelişmemiş toplumlar için geçerli değildir. İleri gelişmiş

toplumlarda da bu tür örnekler çoktur. Devlet ve iktidarın gölgesinde sivil

toplum örgütlenmeleri mevcuttur. Sivil toplum örgütlenmelerinin birer uzantı

halinde olması toplumlara demokrasi ve özgürlük anlamında çok şey katmaz.

Toplumları, toplumsal kesimleri pek etkin kılmaz. Tam tersine ciddi

handikaplarla birlikte ciddi zararlar açar. Sivil toplum örgütlenmeleri olarak

demokratik alanların içsel bütünlükleri, örgütlenmeleri, parçalı halden

kurtulmaları, birlik ve konfederalizm çatısı altında

bir araya gelmeleri küçümsenemez bir güç ortaya çıkarır. Her alan kendi özerk

yapısını koruyup rengini yaşatırken diğer örgütsel alanlarla ortak paydadaki

buluşmasını sağlar. Özgürlükler toplumun ahlaki politik gelişimini toplumun

refahı, aydınlanması, ekonominin kominal paylaşımı,

sorunların asgariye indirilmesi, özgürlük ve demokrasi sahalarının büyütülmesi

farklılıklara daha güçlü yaşam alanlarının açılması kadının toplumdaki yeri ve

özgürlükleri gibi toplumu yakından ilgilendiren konular sivil toplum

örgütlenmelerinin ortak noktaları olur. Yüksek sorumluluk duygusuyla bu

sorunlar ele alınır ve çözüm önerileri geliştirir.” (sayfa 112)

“Eğitim toplumun deneyimlerinin teorik ve pratik bilgiler

haline mensuplarına, özellikle gençlerine özümsetme çabası olarak

tanımlanabilir. Çocukların toplumsallaşması toplumun eğitim etkinliği ile

yürütülür. Çocukların eğitimi iktidara ve devletin değil toplumun en önemli

görevidir. Çünkü çocuklar ve gençler kendisinindir. Hem hak ve görev olarak

çocuk ve gençlerini kendi geleneklerini, toplumsal doğa özelliklerine göre

yetiştirmek, kendisine dönüştürmek yaşamsal bir konudur, kendi varlığını

sürdürme sorunudur. Hiçbir toplum var oluş hakkını ve bunun için gençlerini

eğitme görevini başka bir güçle paylaşamaz, devredemez. Söz konusu güç devlet

veya çeşitli iktidar aygıtları da olsa bu hak ve görevini devredemez ( özgür yaşam bilgesi)” (sayfa 117)

“Sağlam, dirayetli,

inançlı ve hedefli yaşam duruşlarının kendisi bile başlı başına her alanda

dilden dile dolaşan propaganda faaliyeti olur. Mazlumlar, Hayriler, Kemal

Pirler, Agitler, Zilanlar,

Semalar, Viyanlar ve nice eşsiz özgür yaşam değerleri böylesi duruşların

abideleridir.” (sayfa

124)

“Öz savunma bir toplumun diliyle, kimliğiyle, inancıyla

genelde temel kültürüyle yaşama, onu koruma ve savunma hakkıdır. Buna dair

yönelimler olduğunda bu haklarını savunmayla mükelleftir. Saldırılar ister

asimilasyon, red, kültürel ve fiziki soykırım şeklinde, ister şiddet araçlarıyla, ister ideolojik siyaset

kurumlarıyla olsun saldırıya uğrayan toplum öz haklarını yani onu var eden

temel haklarını savunur ve bu savunma ekseninde kendini örgütler. Bu

saldırıları haksız görür ve terör olarak değerlendirir.” (sayfa 126)

C. İlgili

Hukuk

22. 13/12/2004 tarihli ve 5275

sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Kültür ve sanat etkinliklerine katılma, ifade

özgürlüğü” kenar başlıklı 60. maddesi şöyledir:

“(1) Ceza infaz kurumlarında, olanaklar elverdiğince,

kültürün ve sanatın çeşitli dallarını temsil eden programlar hazırlanır ve

hükümlülerin bunlara katılmaları hususundaki usûller

düzenlenir.

(2) Bu programların temel hedefi, hükümlülerin ifade

yeteneklerini geliştirmelerini ve bilgilerini artırmalarını sağlamaktır.

(3) Kurumun kültür ve sanat programları, Adalet Bakanlığınca

belirlenen esaslara göre kurum en üst amiri tarafından düzenlenir. Bu maksatla

Devletin kültür ve sanat işleriyle görevli kuruluşları gerekli yardımları

yaparlar.

(4) Hükümlülerin ifade özgürlüğü çerçevesinde

gerçekleştirebilecekleri yayın etkinlikleri, kurumda çalışma esaslarını düzenleyen

hükümlere ve bu husustaki koşullara bağlıdır.”

23. 5275 sayılı Kanun’un “Kütüphaneden yararlanma” kenar başlıklı

61. maddesi şöyledir:

(1) Ceza infaz kurumlarında, kurumun büyüklüğüne göre,

kütüphane veya kitaplık oluşturulur. Kütüphanelerde veya kitaplıklarda verilen

derslere kaynaklık edecek kitapların yanı sıra olanaklar ölçüsünde hükümlülerin

boş zamanlarını değerlendirmelerini, okuma alışkanlığı edinmelerini ve kültür

bakımından ufuklarını geliştirmelerini sağlayacak kitaplar da bulundurulur.

(2) Hükümlüye kurum kütüphanesinden yararlanma imkânı

verilir.

(3) Bu hizmet, gezici kitaplıklarla da yerine getirilebilir.

24. 5275 sayılı Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı”

kenar başlıklı 62. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla

süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkına sahiptir.

(2) Resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki

meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Bakanlar

Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler

tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar, hükümlülere ücretsiz

olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam eden hükümlülerin ders

kitapları denetime tâbi tutulamaz.

(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen

haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.”

25. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün mektup, faks ve telgrafları alma ve

gönderme hakkı” kenar başlıklı 68. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalar dışında,

kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri kendisince

karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup,

faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon,

olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren,

görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup,

faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir.”

26. Bakanlar Kurulunun 12/7/2005

tarihli Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük’ün (Tüzük) “Hükümlünün mektup, faks ve telgrafları alma ve

gönderme hakkı” başlıklı 91. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, kendisine gönderilen mektup, faks ve

telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme

hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup,

faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon,

olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri

hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri

mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir. Ancak,

hükümlünün savunması için avukatına gönderilen mektup, faks veya telgraflar 84 üncü maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı

alt bendinde belirtilen hâllerin gerçekleşmesi hâlinde, bu gönderiler hakkında

da 84 üncü maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin (2) numaralı alt bendinde

belirtilen esas ve usuller uygulanır.”

27. Tüzük’ün “Mektupların gönderilmesi ve gelen mektupların verilmesi” başlıklı

122. maddesi şöyledir:

“ (1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve

gönderme hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve

telgraflar, zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür

başkanlığında, idare memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru

tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve

gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde

sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf

içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara

veya savunması için avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü

fıkrası hükmü uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp incelendikten sonra

verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve telgraflar zarfları ile

birlikte verilir.”

28. Tüzük’ün

“Sakıncalı görülen mektuplar” başlıklı 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline gönderilmesi veya

hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört

saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun disiplin kurulu tarafından

kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde, mektup aslı çizilmeden veya

yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna kadar muhafaza edilir.

Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı idarede tutularak

fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde çizilerek disiplin

kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir. Mektubun tamamının

sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı tebliğ edilir.

Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için gereken süre

beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise, disiplin kurulu

kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise, infaz hâkimliği

kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz hâkimliği kararına

itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise mahkemenin kararına

göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye

yapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren onbeş

gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz

hâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza

mahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek

mektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek

verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen

sakıncalı görülen mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru

yapılması durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

29. Adalet Bakanlığının

12/7/2005 tarihli Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin (Yönerge) “Kuruma

kabul edilmeyecek yayınlar” başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“a) Mahkemelerce yasaklanmış olan,

b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini

tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı

eğitim kurulu kararıyla tespit edilen,

hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Mahkemenin 16/4/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/9/2013 tarihli ve 2013/7363

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu, “Demokratik Siyaset ve Özgür Toplum” isimli

kitap taslağında yer alan tespitlerin terör örgütünün propaganda faaliyeti

olarak görülmesi nedeniyle kitap olarak yayımlanması için kurum dışına

çıkartılmasının yasaklandığını, bu sebeple Anayasa’nın 25. maddesinde güvence

altına alınan düşünce ve kanaat özgürlüğü ile 26. maddesinde güvence altına

alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

32. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

33. Başvurucu, başvuru konusu

kitabın cezaevi dışına çıkartılmasının ve dolayısıyla basımının engellenmesi

nedeniyle düşünce ve kanaat özgürlüğü ile düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğünü güvence altına alan Anayasa’nın 25. ve 26. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

34. Bakanlık görüşünde, AİHS’in 10. maddesi bağlamında ifade özgürlüğünün

demokratik toplumun temellerinden birisini oluşturduğu; ifade özgürlüğünün

yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve

düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü için

saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de geçerli

olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda, ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup

olmadığının, gerçekleştirilen müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı,

müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin demokratik bir

toplumda gerekli olup olmadığı temelinde incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

35. Bakanlık görüşünde,

Anayasa’nın 25. maddesinde düşünceye sahip olma özgürlüğünün, 26. maddesinde

düşünceyi ifade etme özgürlüğünün garanti altına alındığı hatırlatılmış,

başvurunun bir bütün olarak Anayasa’nın 26. maddesi çerçevesinde

değerlendirilmesi ve Anayasa’da yer alan sınırlandırma hükümlerinin Anayasa’nın

13. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde ifade özgürlüğüne yapılacak

müdahalelerin dar bir alanda gerçekleşmesi gerektiği ifade edilmiştir.

36. Başvurucu, başvurunun esası

hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrar

etmiş, Bakanlık görüşünde dile getirilen bazı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) kararlarının somut olayla uyumlu olmadığı ileri sürülmüştür.

37. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

38. Anayasa’nın “Düşünce ve kanaat hürriyeti” kenar

başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve

kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve

suçlanamaz.”

39. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”

kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka

yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu

hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya

benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,

kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti

ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına

ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,

düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

40. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Anayasa’nın 25. maddesinde “düşünce ve kanaat hürriyeti”, 26.

maddesinde ise “Düşünceyi açıklama ve yayma

hürriyeti” düzenlenmiştir. Anayasa bir düşünceye sahip olma ile bir

düşünceyi ifade etme arasında ayrıma gitmiştir. Başvuruya konu somut olayda

başvurucu tarafından yazılmış kitap taslağının cezaevinden çıkartılmasının

engellenmesi kararı başvurucunun bir düşünce ve kanaate sahip olması nedeniyle

değil düşüncelerini açıklaması ve yaymak istemesi nedeniyle verilmiştir. Bu

sebeple mevcut koşullar altında başvurunun Anayasa’nın 25. maddesi altında

incelenmesi olanağı bulunmamaktadır. Yazılı belgelerin bir başkasına verilmesi,

iletilmesi, bastırılması özgürlüğü, ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.

Anayasa’da ifade özgürlüğüne ilişkin olarak daha ayrıntılı düzenlemeler de yer

almakla birlikte mevcut koşullar altında başvurunun ifade özgürlüğüne ilişkin

temel düzenleme olan Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir

(benzer değerlendirmeler için bkz. Abdullah

Öcalan, B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 66).

41. Anayasa’nın 26. maddesinde

düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar

“söz, yazı, resim veya başka yollar”

olarak ifade edilmiştir ve “başka yollar”

ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu

gösterilmiştir (Emin Aydın, B.

No:2013/2602, 23/1/2014, §43).

42. Sınırlanabilir bir hak olan

ifade özgürlüğü Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma

rejimine tabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikinci fıkrasında

sınırlanma sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yönelik

sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler göz

önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların

denetiminin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve ifade

özgürlüğüne ilişkin ayrıntılı diğer maddeler göz önüne alınarak Anayasa’nın 26.

maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir (bkz. Abdullah Öcalan, B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 70).

43. İfade özgürlüğü, insanın

serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği

düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya

başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir (Emin Aydın, B. No:

2013/2602, 23/1/2014, §40).

44. İfade özgürlüğü, Anayasa’da

yer alan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkiler.

Gerçekten de gazete, dergi veya kitap biçiminde basın yayın yoluyla düşüncenin

yayılmasının başlıca aracı olan basın, ifade özgürlüğünün kullanılma

biçimlerinden biridir. Basın özgürlüğü, Sözleşme’de

ayrı bir madde olarak değil ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddenin altında

koruma altına alınmıştır. Sözleşme’nin 10. maddesi, yalnızca düşünce ve

kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır.

Buna karşın basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28-32. maddelerinde özel olarak

düzenlenmiştir (Abdullah Öcalan, B.

No: 2013/409, 25/6/2014, § 73).

45. Basın özgürlüğünü kapsayan

ifade özgürlüğü, gazete, dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri

açıklama, yorumlama, bilgi, haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını

kapsar. İfade özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek

bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil

olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye

paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna

etmek çoğulcu demokratik düzenin gereklerindedir. Bu itibarla düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için

yaşamsal önemdedir (bkz. Abdullah Öcalan,

B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 74).

46. Yukarıda anlatılan ilkeler

ışığında, başvuru konusu olayda, ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin

değerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı, daha sonra da

müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı değerlendirilecektir.

a. Müdahalenin Mevcudiyeti Hakkında

47. Başvuruya konu kitap

taslağının basılması için cezaevi dışına göndermek isteyen başvurucunun bu

talebi reddedilmiştir. Başvuruya konu henüz basılmamış eserin cezaevinden

çıkartılmasının önlenmesi ile Anayasa’nın 26. maddesi çerçevesinde başvurucunun

ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulduğunun kabul edilmesi gerekir.

b. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması Hakkında

48. Yukarıda anılan müdahaleler,

Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir

veya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini

teşkil edecektir. Bu nedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar

tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin

ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Müdahalenin Kanuniliği

49. Başvurucunun yazdığı kitap

taslağının cezaevinden çıkartılmasının engellenmesi kararı, 5275 sayılı

Kanun’un 60. maddesinin (4) numaralı fıkrası, 61. ve 62. maddeleri ile Yönerge’nin “Kuruma

kabul edilmeyecek yayınlar” başlıklı 11. maddesine dayalı olarak

verilmiştir. Söz konusu kurallar, cezaevlerine kabul edilecek basılı eserlere ilişkin

olup cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler tarafından yazılan yazıların

cezaevlerinden çıkartılmasına ilişkin bir düzenlemenin varlığı Anayasa

Mahkemesine bildirilmemiştir.

50. Öte yandan 5275 sayılı

Kanun’un “Hükümlünün mektup, faks ve

telgrafları alma ve gönderme hakkı” kenar başlıklı 68. maddesinde

hükümlüler tarafından yazılmış mektup, faks ve telgrafların kurum dışına

gönderilme usulleri ile bunlardan hangilerinin gönderilmeyeceği hususları

düzenlenmiştir. Daha ayrıntılı bir düzenleme ise Tüzük’ün

“Hükümlünün mektup, faks ve telgrafları alma

ve gönderme hakkı” başlıklı 91. maddesinde, “Mektupların gönderilmesi ve gelen mektupların

verilmesi” başlıklı 122. maddesinde ve “Sakıncalı görülen mektuplar” başlıklı 123. maddesinde yer

almaktadır.

51. Söz konusu kurallarda somut

başvurudaki gibi düşünce açıklaması ve yayılması amacını taşıyan bir makale

veya kitap taslağının cezaevi dışına çıkartılmasına ilişkin özel bir düzenleme

bulunmamakta ise de bir başka kimseye gönderilen yazılı kâğıt, yazılmış olan

anlamlarına gelen “mektup”

sözcüğünün yazılı her tür materyali kapsadığı kabul edilebilir.

52. Öte yandan Anayasa’nın 13.

maddesi ile 26. maddenin beşinci fıkrasında yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması

şartına aykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiada da

bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde, mevcut koşullarda, 5275

sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik”

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

53. Başvurucu, şikâyet konusu

müdahalenin amacının kitaplarda yer alan siyasal görüşleri engellemek olduğunu

iddia etmiştir.

54. İfade özgürlüğüne yapılan

bir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin

temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün

korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak

usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya

haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının

korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi

amaçlarına yönelik olması gerekir (bkz. Abdullah

Öcalan, B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 84).

55. Başvuruya konu kitap taslağının

cezaevi dışına çıkartılmasının engellenmesi kararı, kitapta Türkçe adı

Kürdistan İşçi Partisi olan yasadışı silahlı terör örgütü PKK’nın ve PKK’nın

şehir yapılanması olan ve kısa adı KCK olan Kürdistan Topluluklar Birliğinin

yapılanmasını anlattığı, onun mensuplarını övdüğü, terör eylemlerinin özgürlük

mücadelesi gibi gösterilerek yüceltildiği ve bu surette terör örgütünün

propagandasının yapıldığı iddialarına dayanmaktadır.

56. Cezaevi idaresinin kararı

ile derece mahkemelerinin kararları bir bütün olarak değerlendirildiğinde,

başvurucuya ait kitap taslağının cezaevi dışına çıkartılması talebinin

reddinin, PKK terör örgütünün faaliyetleri ile mücadele kapsamında Devlet

tarafından belirlenen amaçların ve faaliyetlerin uzantısı niteliğinde olduğu

kanaatine ulaşılmıştır.

57. PKK, Türk yargı erki

tarafından silahlı terör örgütü olarak kabul edildiği gibi, Emniyet Genel

Müdürlüğünün yayınladığı “Türkiye’de hâlen

faaliyetlerine devam eden başlıca terör örgütleri” listesinde “PKK/KONGRA-GEL” adıyla yer almaktadır.

PKK, Silahlı Terörizme Karşı Özel Önlemlerin Uygulanması Hakkındaki Avrupa

Konseyinin 27 Aralık 2001 tarihli Ortak Tutum (Council Common Position)

kararından bu yana Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak kabul

edilmektedir. Bundan başka PKK, Amerika Birleşik

Devletlerinin (ABD) terörist organizasyonlar listesinde yer aldığı gibi

Birleşmiş Milletler ve NATO ile bölgedeki Suriye, Irak, İran gibi pek çok ülke

ve uluslararası kuruluş tarafından da terör örgütü olarak kabul edilmektedir.

Ayrıca PKK, ABD’nin uyuşturucu kaçakçıları listesinde de bulunmaktadır (bkz. Abdullah Öcalan, B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 87).

58. Başvuruya konu kitap

taslağının cezaevi dışına gönderilmesine izin verilmemesinin PKK ve KCK terör

örgütlerinin faaliyetleri ile mücadele kapsamında millî güvenlik, kamu düzeni,

kamu güvenliği, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılmasına yönelik

çalışmaların bir parçası olduğu ve bunun da Anayasa’nın ifade özgürlüğüne

ilişkin 26. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç taşıdığı

sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma

ve Ölçülülük

59. Başvurucu, yayımlamak

istediği kitap taslağında cebir ve şiddete veya diğer terör yöntemlerine çağrı

bulunmadığını, devlet ve yönetime ilişkin bazı siyasal ve bilimsel

değerlendirmelerde bulunduğunu, kitap taslağının cezaevi dışına çıkartılmasına

müsaade edilmemesi suretiyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik

toplumun gereklerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

60. Bakanlık görüşünde, ifade

özgürlüğüne yönelik müdahalelerin varlığı halinde alınan önlemleri haklı

kılacak “konuyla ilgili ve yeterli

gerekçeler” ileri sürülüp sürülmediğinin ve “sınırlama amacı ile aracı arasında makul bir dengenin

bulunup bulunmadığının” demokratik toplum gerekleri açısından

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

61. İfade özgürlüğü mutlak

olmadığı için bazı sınırlandırmalara tabi olabilir. İfade özgürlüğüne ilişkin

olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların

Anayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin

gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir

değerlendirme yapılması gerekmektedir (bkz. Abdullah

Öcalan, B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 91).

62. 1982 Anayasası’nda

belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13.

maddesi ile AİHS’in “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 9., 10. ve 11.

maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum

ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelinde

yorumlanmalıdır (bkz. Abdullah Öcalan, B.

No: 2013/409, 25/6/2014, § 93).

63. Buna göre demokratik

toplumun ana temellerinden olan ifade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul

edilen ya da zararsız veya ilgilenmeye değmez ve önemsiz görülen “düşünceler” için değil, ayrıca Devletin

veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları

rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Çünkü bunlar,

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976, § 49).

64. Nitekim Anayasa Mahkemesinin

yerleşik içtihatları uyarınca, demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en

geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve

özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar,

demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel

hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla

demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak

yasayla sınırlandırılabilirler. (AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008).

Başka bir ifadeyle yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak,

kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale

getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı

arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz.

AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T.

17/4/2008; Abdullah Öcalan, B.

No: 2013/409, 25/6/2014, § 94).

65. Hak ve özgürlüklere yapılacak

her türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence de Anayasa’nın 13.

maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir.

Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda

öncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13.

maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki

ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz

bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında gereklilik ve

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, amaç ile araç arasında makul

bir ilişki ve dengenin bulunması gerektiğine karar vermiştir (AYM, E.2007/4,

K.2007/81, K.T. 18/10/2007; Abdullah Öcalan,

B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 96).

66. Anayasa Mahkemesinin

kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile

araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen

amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir.

Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca

ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup

olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat

Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84).

67. Bu bağlamda, başvuru konusu

olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden

olan derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade

özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik

bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük

ilkesi”ne

uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (benzer

yöndeki bir karar için bkz. Abdullah Öcalan,

B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 98).

68. AİHM de konuyla ilgili ilk

kararlarından itibaren, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında geçen “gerekli” kavramını Anayasa Mahkemesinin

yukarıda anlatılan yaklaşımına (§§, 57-59) benzer bir biçimde açıklamıştır. AİHM’e göre “gerekli”

kavramı, “toplumsal bir ihtiyaç baskısı”nı

(pressing social need) ima etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 48). O halde

ifade özgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç

baskısını karşılayıp karşılamadığına bakılması gerekecektir. Bu çerçevede bir

müdahale, meşru amaçla orantılı bir müdahale olmalıdır; ikinci olarak

müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının gösterdikleri gerekçeler konuyla

ilgili ve yeterli olmalıdır (başka bir bağlamda benzer bir değerlendirme için

bkz. Tayfun Cengiz, B. No:

2013/8463, 18/9/2014, § 56).

69. Yapılacak değerlendirmelerde

ifade özgürlüğünün “herkes”e

tanındığının hatırda tutulması gerekir. Yüksek güvenlikli cezaevine kapatılmış

bulunan bir hükümlü olan başvurucunun da herkes gibi, Anayasa’nın 26. maddesi

hükmünden yararlanacağı hususu her türlü tartışmanın dışındadır. Bununla

beraber, disiplini bozacak faaliyetleri önlemeye yönelik hukuki düzenlemeler

olmadan bir cezaevinde düzen sağlanması da düşünülemez. Bunlardan başka, bir

kimsenin kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararına dayanarak cezaevine

kapatılmasındaki amacın, onu özgürlüğünden mahrum etmek yanında, cezasının

infazı bittikten sonra infaz dönemindeki çalışmalarla yeniden topluma

kazandırılması olduğu da hatırda tutulmalıdır.

70. Son olarak, Anayasa

Mahkemesi kendi takdirini davada uygulamadan önce, müdahale ile hak arasında

makul bir denge kurma konusunun öncelikle kamu gücünü kullanan makamlara ait

olduğunun belirtilmesi gerekir. Bu konuda kamu gücünü kullanan organların ve

mahkemelerin bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bu takdir yetkisinin genişliği

birçok unsura, özellikle de söz konusu faaliyetin niteliğine ve sınırlamaların

amacına bağlı olarak değişmektedir.

71. Yapılacak

değerlendirmelerde, söz konusu kitap taslağında ele alınan konuların tarihsel,

sosyolojik ve siyasal meselelere ilişkin olduğunun göz önüne alınması gerekir.

Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında, kamunun çıkarlarına ilişkin siyasi

konuşmalar veya toplumsal sorunlara ilişkin tartışmaların sınırlanmasında

kamusal yetki kullanan makamların çok dar bir takdir marjı olduğuna işaret

etmek gerekir (aynı yönde görüş için bkz. Başkaya

ve Okçuoğlu/Türkiye, B. No: 23536/94, 24408/94, 8/7/1999, § 62).

72. Öte yandan ifade özgürlüğüne

içerik bakımından bir sınırlama getirilmemiş olmakla birlikte ırkçılık, nefret söylemi,

savaş propagandası, şiddete teşvik ve tahrik, ayaklanmaya çağrı veya terör

eylemlerini haklı göstermek gibi bu özgürlüklerin sınır bölgeleri olan

alanlarda ise Devlet otoriteleri müdahalelerinde daha geniş bir takdir

yetkisine sahiptir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Gözel ve Özer/Türkiye, § 56; Gündüz/Türkiye,

§ 40).

73. Bafra T Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu Başkanlığı söz konusu kitabın bazı sayfalarında PKK

terör örgütünün şehir yapılanması olan KCK terör örgütü sisteminin ayrıntılı

tarifinin yapıldığı, KCK terör örgütü şehir yapılanması için gerekli olan

şartların oluşturulması amacıyla önerilerin sunulduğu, KCK terör örgütünün

şehirdeki yapılanmasının temelini oluşturacak kadrolarının nasıl olması

gerektiğinin ayrıntılı olarak belirtildiği ve PKK terör örgütü adına geçmişte

ve günümüzde faaliyet gösterenlerin isimlerinin zikredilerek övüldüğü

gerekçesiyle cezaevi dışına çıkartılması talebini reddetmiştir. İnfaz hâkimliği

ve Ağır Ceza Mahkemesi de Kurulun gerekçesini tekrar etmekle yetinmiştir.

74. Bu sebeple öncelikle, söz

konusu kitap taslağında, Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu

Başkanlığının talebin reddine dair kararı ve derece mahkemesi kararlarının

gerekçelerinde belirtildiği şekilde, PKK ve KCK terör örgütlerinin

gerçekleştirdiği terör eylemlerinin propagandasının yapılıp yapılmadığının

değerlendirilmesi gerekmektedir.

75. İfade özgürlüğüne ilişkin

bireysel başvurularda, ifadelerin

bağlamlarından kopartılarak incelenmesi Anayasa’nın 13. ve 26.

maddelerinde yer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul

edilebilir bir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına

neden olabilir. Bu çerçevede, söz gelimi bir düşünce açıklamasının ifade

edildiği bağlamdan koparıldığında “milli

güvenlik” için bir tehlike oluşturması, bu ifadeye yönelik bir

müdahaleyi tek başına haklı çıkarmamaktadır. Bu nedenle somut başvuruda

idarenin ve derece mahkemelerinin kararlarında belirtilen; KCK ve PKK terör

örgütlerine ilişkin ifadeler ile bunların ifade edildiği bağlam, söz konusu

kitap taslağının yazarının kimliği, yazılma zamanı, amacı, hitap ettiği

kişilerin kimlikleri, muhtemel etkileri ve kitaptaki diğer ifadelerin tamamı

bir bütün olarak ele alınmalıdır.

76. Bundan başka, söz konusu

kitapta ileri sürülen düşüncelerin içeriğine ve hangi bağlamda dile

getirildiğine dikkat edilmesi, müdahalenin “arzulanan

hedeflere uygun” olup olmadığının ve ulusal makamlar tarafından öne

sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli”

olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir (benzer değerlendirmeler için

bkz. Abdullah Öcalan, B. No:

2013/409, 25/6/2014, § 100).

77. Nitekim AİHM de yerleşik

içtihatlarında düşünce açıklamalarına ilişkin söz veya metinlerin bütünüyle ele

alındığında şiddeti teşvik edip etmediğinin belirlenmesi için, söz ve

açıklamalarda kullanılan terimlerin ve hangi bağlamda yazıldıklarının dikkate

alınmasının uygun olacağını her zaman vurgulamıştır. (Özgür Gündem/Türkiye, B. No: 23144/93,

16/3/2000 § 63; Sürek/Türkiye, B.

No: 24762/94, 8/7/1999 § 12, 58 )

78. Öte yandan söz konusu

kitapta yer alan görüşlerin gerçekten nefrete ve şiddete teşvik edip

etmediğinin değerlendirmesini yaparken kullanılan aracın kitle iletişim

araçlarına kıyasla halkın daha dar bir kesimine hitap eden (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Alınak/Türkiye,

B. No: 40287/98, 29/3/2005, § 41) ve bazı düşüncelerin endoktrinasyonunu

hedefleyen bir kitap olduğu da gözetilmelidir (benzer bir karar için bkz. Abdullah Öcalan, B. No: 2013/409, 25/6/2014,

§ 106).

79. Başvuruya konu kitap, daha

çok yazarın “özgür yaşam bilgesi”

olarak isimlendirdiği Abdullah Öcalan’ın son yıllarda savunduğu demokratik

özerklik fikrinin açıklanması, örneklendirilmesi, söz konusu fikirdeki

çelişkilerin giderilmesi amacını taşımaktadır. Yazar kendi bakış açısından,

tarih, insan toplulukları, siyasal sistemler, hayatın anlamı ve ölüm, ahlak,

kadınlar, örgütlenme, insan hakları, özgür toplum, özgürlük, ekonomi ve ekoloji

gibi temalar çerçevesinde Kürt Sorununun çözümünde demokratik siyasetin

imkanlarına odaklanmaktadır. Başvurucu, kitabın bazı bölümlerinde kitaplarda

yer alan düşüncelerin birinci elden muhatabı da olan terör örgütü üyelerini de

övmekte ve Kürdistan coğrafyasından bahsetmektedir. Buna karşın başvurucunun “Kürdistan” nitelendirmesinin ne anlama

geldiği ancak kitapta kullanılan ifadelerle birlikte, kitabın yayınlandığı özel

koşulların da birlikte değerlendirilmesi ile belirlenebilir (bkz. Abdullah Öcalan, B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 102).

80. İfade özgürlüğüne ilişkin

başvurularda, genel olarak, kullanılan ifadelerin şiddeti övdüğü, kişileri

terör yöntemlerini benimsemeye, başka bir deyişle şiddet kullanmaya, nefrete,

intikam almaya veya silahlı direnişe tahrik ve teşvik edip etmediğini

değerlendirilmelidir. Mevcut başvurudaki gibi ifade açıklamalarında söz konusu

olan cezaevi güvenliği ise derece mahkemelerinin dava konusu ifadelerin

cezaevinin asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren,

terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının

örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları

paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içerip

içermediğini değerlendirmelidirler. Mevcut başvuruda derece mahkemeleri

zikredilen değerlendirmeleri yapmamışlardır.

81. Aksine, başvurucunun

yayımlamak istediği kitapta, kitabın cezaevinin dışına çıkartılmasının

engellenmesine dayanak yapılan bölümlerde (§ 28) PKK ya da KCK’dan

bahsedilmemiş, sol bir jargonla ütopik bir toplum tasarımı anlatılmıştır.

Başvurucu kendi bakış açısından aslında olmayan, bir ideal toplum

tasarlamıştır. Başvurucuya göre demokratik bir toplum, sivil toplumun sokak,

mahalle, köy ve kentler düzeyinde örgütlendiği ve kendi aralarında konfederalist bir yapı oluşturdukları bir toplumdur.

Başvurucu kitap boyunca arzuladığı toplumun tarihsel ve sosyolojik şartlarını

tartışmış ve böyle bir toplumun örgütsel yapısının nasıl olması gerektiğini

açıklamaya çalışmıştır.

82. Başvurucunun yayımlamak

istediği kitap gibi düşünce açıklamalarının sınırlanmasında kamusal yetki

kullanan makamların çok dar bir takdir aralığı olduğuna işaret etmek gerekir.

Kamu otoriteleri veya toplumun bir kesimi için hoş olmayan düşüncelere, şiddeti

teşvik etmediği, terör eylemlerini haklı göstermediği ve nefret duygusunun

oluşmasını desteklemediği sürece sınırlama getirilemez.

83. Yukarıdaki hususlar dikkate

alındığında, başvuruya konu kitapları yayımlamak amacıyla cezaevi dışına

göndermek isteyen başvurucunun bu talebinin reddedilmesinin gerekçelerinin

arzulanan amaçlara uygun olmadığı ve dolayısıyla da “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı kanaatine

varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence

altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulaması

84. Başvurucu, 50.000,00 TL

manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

85. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

86. Başvurucunun ifade

özgürlüğüne yönelik başvuru açısından, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

net 1.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

87. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

88. Başvurucunun yazdığı kitap

taslağının cezaevi dışına çıkartılmasına müsaade edilmediği ve bu hususun ifade

özgürlüğünü ihlal ettiği gözetilerek tespit edilen ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ilgili

Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmelidir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. İfade özgürlüğünün ihlal

edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 26. maddesinde

güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL

EDİLDİĞİNE,

3. Başvurucuya net 1.000,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

B. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

C. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

SONUÇ / HÜKÜM

D. İhlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için kararın bir örneğinin Bafra Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine,

16/4/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucu

:

Bejdar Ro

AMED

Vekili : Av. Mesut BEŞTAŞ Av. Mehdi ÖZDEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7363, 16 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. Başvuruya Konu Kitap Taslağı
  11. C. İlgili
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. V. Hüküm
  17. C. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Amed
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7363
Tarih
16 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Onur Cingil Başvurusu (B. No: 2013/7836)
  • Ayşe Sena Sezgin Arslan Başvurusu (B. No: 2014/13367)
  • Reşat Ertan Başvurusu (B. No: 2013/5700)
  • Cem Mermut Başvurusu (B. No: 2013/7861)
  • Garanti Bankası A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/4553)
  • Serap Keskin Başvurusu (B. No: 2013/1815)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.